- Bu konu 16 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
1 Nisan 2011: 23:45 #670047
ABDULLAH
Tevbe ve Istigfar
Tevbe; günahtan dönmek, pişmanlık duymak demektir. Kalpte ikilik yapan Hakk’tan gayrı bütün isteklerden ayrılmak, Mevla’ya yönelmek, günahların hepsini terketmek, günah arzusunu kalpten tamamen silmek, iyiliklere dönmek demektir.
Tevbe, yolunu şaşırmış bir insanın yeniden yola gelmesi, vuslat kapısının anahtarı, saliklerin Allah yolundaki ilk adımıdır.
İstğfar da, yapılan günahların Allah-u Teala’dan af buyurulmasını niyaz eylemektir.
Günahlardan tevbe etmek, her mümine vaciptir.Bu; kiyap, sünnet ve icma (dinde ileri gelenlerin söz birliği ) ile sabittir.Bunun içindir ki, tevbeyi terketmekte ayrıca bir günahtır. Günahlardan uzak durmak meleklere mahsus olduğu için hiç bir insan tevbenin dışında kalamaz.
Hadis-i şerif : ”İnsanoğlunun herbiri hataya düşmekten kendini alamaz.Ancak, hata işleyenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.” (Tirmizi) Bir diger Hadisi Serifte de söyle buyrulur: “Günah kalbde bir iz bırakır, tevbe ve istiğfar edilince, o leke kaybolur, kalb cilalanır” (Tirmizi)
Ayet-i kerime : ”Ey müminler! Hepiniz Allah’a tevbe ediniz ki felaha eresiniz.” (Nur:31) ve “Biri günah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup, Allahü teâlâya istiğfar ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur.” (Nisa 110) buyrulur
Sahabelerin Dilinden Tevbe ve Istigfar:
Hâris bin Süveyd diyor ki:
Abdullah ibn Mes’ud -radıy
u anh- bize biri Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-den, diğeri de kendisinden olmak üzere iki hadîs tahdîs etti. Nebiyy-i Ekrem’den olan hadîs-i şerîfi şöyle rivâyet etti: “Mü’min günâhlarını bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise günâhlarını burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür.”
Sonra Abdullah ibn Mes’ud diyor ki:
Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri kulunun tevbe-sinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış, aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan tâkati kesilmiş, ümîdi tükenmiş, böyle bir halde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. “İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenâb-ı Hakk -celle ve âlâ- Hazretleri de bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucunda bulan adamdan ziyâde ferahlanır. Yani râzı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nâil eyler, demektir.” (Sahihi Müslim)
“Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah’a tevbe ediniz.” (Ibn Mace)
Şartlarına uygun yapılan tevbe muhakkak kabul edilir. Tevbenin kabul edileceğinde şüphe edilmemelidir. Tevbenin şartlarına uygun olup olmadığından şüphe edilmelidir. Tevbesi kabul edilen kimse, hiç günah işlememiş gibi olur.
Bir kimsenin tevbesinin kabul edildiğinin alâmeti şöyledir.
1- Dilini fuzulî sözlerden alıkor. Su-i zandan, gıybetten ve bütün günahlardan kaçar.
2- Kötü arkadaşları terk eder, iyilerle, sâlihlerle beraber olmak için can atar.
3- Daima güleryüzlü olur, herkesle iyi geçinir. İnsanlardan gelen sıkıntılara göğüs gerer.
4- Kimsenin ayıbını göremez. Hep kendi ayıplarını düşünür.
5- Her an ölüme hazır vaziyettedir.Kalbe gelen her sıkıntı ve karartı; tevbe, istigfar ve pişmanlık ile ve Allahü Teâlâya siginarak kolayca giderilebilir. Rabbim, günah işleyince, hemen kalb ile tevbe ve dil ile istiğfar etmeyi nasip etsin cümlemize..
2 Nisan 2011: 12:47 #788414Anonim
Allah razı olsun ehemmiyetli bir konu seçmişsiniz ,
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Günahlarınız semaya ulaşacak kadar çok bile olsa, arkadan tevbe etmişseniz, günahınız mutlaka affedilir.”16 Nisan 2011: 12:42 #789038Anonim
İstiğfar etmek, (estağfirullah) demektir. Tevbe, haram işledikten sonra, pişman olup, Allah’ü teâlâdankorkmak, bir daha yapmamaya azmetmek, karar vermektir.Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Tevbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır.) [İ.Ahmed]Günahtan hemen sonra tevbe etmek farzdır. Tevbeyi geciktirmek de büyük günahtır. Bunun için de, ayrıca tevbe etmek gerekir.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah’a tevbe edin!) [Nur 31](Allah’ü teâlâ, tevbe edenleri sever.)Bakara 222](Allah’a tevbe-i nasuh yapınız!) [Tahrim 8]Nasuh kelimesine 23 mana verilmiştir. Bunlardan en meşhuru günahlara pişman olup, istiğfar etmek ve bir daha işlememeye karar vermektir. Nasuh tevbesinin ne olduğunu soran zata Peygamber Efendimiz(s.a.s) buyurdu ki:
(Tevbe-i nasuh, günahkârın işlediği günahtan pişman olması, Allahü teâlâdan mağfiret dilemesi, bir daha böyle bir günah işlememesi demektir.) [Beyheki]İstiğfarın fazileti çok fazladır. Kur’an-ı Kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İstiğfar okuyun, imdadınıza yetişirim.) [Hud52]Pişman olan affedilir
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, günah işleyip pişman olanı, istiğfar etmeden önce affeder.) [Taberani](Küçük günahlarda ısrar edilirse küçük kalmaz. Büyük günahlara istiğfar edilirse büyük kalmaz.) [Deylemi](İstiğfar eden, günde 70 defa aynı günahı işlese ısrar etmiş sayılmaz.) [Tirmizi](Günde 70 defa istiğfar edenin, 700 günahı affolur.) [Beyheki](İstiğfara devam edeni, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai](Bir mümin günah işleyince, melek üç saat bekler, eğer o kimse istiğfar ederse, o günahı yazmaz.) [Hakim](Günahınız çok olup göklere kadar ulaşsa, pişman olunca, Allahü teâlâ, tevbenizi kabul eder.) [İbni Mace](Günahlar kalbi paslandırır, karartır. Kalblerin cilası ise istiğfardır.) [Beyheki](Derdinizi ve devasını bildireyim. Derdiniz, günahlar, devası da istiğfardır.) [Hakim](Bir günahkâr, istiğfar eder, sonra bu günahı tekrar yapar, sonra istiğfar eder. Üçüncüde yine yapar, yine tevbe ve istiğfar ederse, dördüncü defa yapınca, büyük günah yazılır.) [Deylemi](Tevbe eden günah işlememiş gibi olur.) [İbni Mace](Günaha devam edip, dili ile istiğfar eden, Rabbi ile alay etmiş sayılır.) [Beyheki](Herkes günah işler. Fakat günahkârların en iyisi tevbe edendir.) [Hakim](Günahına pişman olup abdest alıp, namaz kılanı ve günahı için istiğfar edeni, Allahü Teâlâ affeder.) [Nesai](Kıyamette, amel defterinde çok istiğfar bulunana müjdeler olsun!) [Beyheki](Elinizden geldiği kadar çok istiğfar edin. Çünkü Allah katında kurtuluşunuza bundan daha iyi vesile olacak ve Allahü Teâlânın bundan daha çok sevdiği bir şey yoktur.) [Hakim]Tevbe edebilmek, Hak teâlânın büyük nimetlerinden biridir. Günah işleme korkusu ile tevbeyi asla geciktirmemelidir! Çünkü, hadis-i şerifte (Sonra yaparım diyenler helak oldu) buyuruldu. Yani tevbeyi ve diğer iyi işleri geciktirenler, bu günün işini yarına bırakanlar, aldandı, ziyan etti. (İ.Gazali)Günah, kulun yanında küçük ve kıymetsiz görününce, Allahü Teâlâ katında büyük olur. Kul küçük günahı büyük görünce, o günah Allahü Teâlânın katında küçülür. Mümin, iman ve marifetiyle küçük günahları da büyük görür. Her günah işleyişte kalbi sızlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mümin, günahını dağ gibi görüp, üstüne düşeceğinden korkar. Münafık ise, burnunun üzerine konan ve hemen uçacak sinek gibi görür.) [Buhari]Günah işlediğini bilmek
.
Şu halde, günah işlediğini bilmek büyük nimettir. O kişinin mümin olduğunu gösterir. Allahü Teâlânın hakkı olan günahları için tevbe etmeli, pişmanlık ve üzüntü duymalı, günahı terk etmeli, kefaret olması için çok sevap işlemelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Günah işlediğin zaman, karşılığında onu mahvedecek sevap işle!) [İ.Gazali]Kul hakkının kefareti için, hak sahiplerine iyilik ve dua etmelidir! Hak sahibi ölmüş ise, o kimseyi rahmetle anmalı, çoluk çocuğuna ve varislerine ihsanda bulunmalıdır! Günahları için istiğfara devam etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü Teâlâ, istiğfara devam edeni, her sıkıntıdan kurtarır, her darlıkta bir genişlik verir ve ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai]Günah işlemeye devam eden kimse unutkan olur, ahmaklaşır, aklı da azalır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Günah işleyenin bir aklı gider, bir daha geri dönmez.) [İ.Gazali]Günahların hepsi Allahü Teâlânın emrini yapmamak olduğundan büyüktür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ufacık bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir.) [R.Nasıhin]Allahü Teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Kişi, bir günah yüzünden büyük azaba maruz kalabilir. Yüz bin sene ibadet eden makbul bir kulunu ebediyen Cehenneme koyabilir. Mesela iki yüz bin sene itaat eden İblis, kibredip secde etmediği için sonsuz olarak Cehennemlik oldu. Âdem aleyhisselamın oğlu, bir adam öldürdüğü için ebedi Cehennemlik oldu. Her duası kabul olan Belam-ı Baura, bir günaha meylettiği için imansız gitti. Karun zekat vermediği için malı ile helak oldu.Günahım çok, ne yapsam Allah beni affetmez demek doğru değildir. Çünkü Cenab-ı Hak, tevbe edilen her günahı affeder. Bir kâfir, küfrüne tevbe ederse, mümin olur, bütün günahları affolur. Bir mümin de Allaha şirk koşsa, sonra pişman olup tevbe etse Allah affeder. Bir âyet-i kerime meali:
(Ey günahta haddi aşanlar, Allahın rahmetinden ümid kesmeyin! Zira Allah, bütün günahları affeder. O, gafururrahimdir, affı, merhameti çoktur.) [Zümer 53]Kolaylaştırın Güçleştirmeyin!
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü Teâlânın rahmetinden ümit kestirip [dinden] nefret ettirenlere Allah lanet etsin! Kolaylaştırın, güçleştirmeyin!) [Nesai](Allahü Teâlâyı kullarına sevdirin ki, Allahü Teâlâ da sizi sevsin!) [Taberani](İnsanlara Rablerinden bahsederken, korku ve sıkıntı veren şeylerden söz etmeyin!) [Beyheki](Hak teâlâ buyurdu ki, kulumun, günahı göklere kadar yükselse, benden ümit kesmeyip, af dilerse affederim.) [Tirmizi](İhlasla “La ilahe ill
” diyen Cennete girer. İhlasla söylemek, söyleyeni haramlardan alıkoymasıdır.) [Taberani]
(Bir kimse, yakînen Allah’ın Rab, benim de Peygamber olduğuma inansa, Cehennem ona haram olur.) [Hakim](Allah’ü Teâlâ, günahını affından büyük görene şiddetli gazap eder.) [Deylemi](İyilik ve ibadet edene büyük ecir verileceğini müjdeleyin, nefret ettirmeyin!) [Şira](Ömründe bir defa Allah’ı anan veya Ondan korkan müslüman Cehennemden çıkar.) [Tirmizi](Allah’ü Teâlâ buyurdu ki, “Ey kulum, af dilediğin müddetçe, günahlarının çokluğuna bakmadan affederim. Günahların bulutlara kadar yükselse de yine affederim. Yer dolusu günahla gelsen, yer dolusu mağfiretle karşılarım. Yeter ki iman ile gel!”) [Tirmizi]Selam Ve Dua İle
.
17 Nisan 2011: 19:57 #789096Anonim

“Ey mü’minler! Hepiniz topluca, günahkarca davranışlardan dönüp,
’a yönelin ki, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edesiniz.” (Nûr: 24/31)
“Rabbinizden günahlarınız için bağışlanma dileyin ve sonra tevbe ve pişmanlık tavrı içinde O’na yönelin.” (Hûd 11/3)
“Ey iman edenler! Tam bir pişmanlık ve gönül huzuru içinde gösterişten uzak ölçüde
’a tevbe edin.” (Tahrim 66/ Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle anlatır:
Resulü’nün huzuruna bir takım esirler gelmişti. Bunların içinde bir kadın vardı ki çocuğunu aramakta idi. Kadın esirler arasında çocuğu bulunca hemen onu aldı bağrına bastı ve emzirmeye koyuldu.
Resulü (a.s.) bize: “Şu kadının, kendi çocuğunu ateşe atacağını sanır mısınız?” dedi. Biz de: Hayır vAllahi. Atmamak elinden geldiği sürece atmaz, dedik. Bunun üzerine
Resulü: “İşte muhakkak ki yüce
, kullarına bu kadının çocuğuna acımasından daha merhametlidir” buyurdu.
Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4947
’a ait olup kul hakkı karışmayan bir şeyde tevbe etmenin üç şartı vardır
1. O günahı terketmek,
2. Yaptığına pişman olmak,
3. Bir daha yapmamaya karar vermek.
İşlenen günaha kul hakkı karışmışsa bu üç şartın yanısıra;
1.Bu günah, mal gasbı ve benzeri birşey ise o malı sahibine geri vermeli,
2. Zina ve iftira gibi bir suç ise o kimseden kendisini bağışlamasını ister veya o kimseye cezalandırma yetkisi verir,
3. İşlenen suç gıybet ise o kimseden affedilmesini ister.
Böylece müslüman daima tevbe ve istiğfar eder olmalı, işlediği günah ve hatalarından dolayı da tevbe ve istiğfara ömür boyu devam etmelidir.Arifler nezdinde tevbe kısım kısımdır.
Avamın tevbesi,kötü huy ve işlerden tevbe etmek vaz geçmektir.
Mutteki(Allahdan korkanların) tevbesi, günah şübheli,şaibesi olan şeylerden tevbedir.
Muhabbet erbabının tevbesi,zikrullah dan Gafletten dolayı olan tevbedir.17 Nisan 2011: 20:05 #789099Anonim
Seyyidü’l-İstiğfar Duası için Efendimiz (sas) şöyle buyuruyor:“İstiğfar dualarının en değerli ve en üstünü şöyle demendir:
‘Allâhümme ente Rabbî, lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü, eûzü bike min şerri mâ sana’tü, ebûü leke bi ni’metike aleyye ve ebûü bi zenbî feğ’firlî fe innehû lâ yağfiru’z-zünûbe illâ ente.”
Anlamı: “Allah’ım! Sen benim Rabb’imsin! Sen’den başka hiçbir ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum; gücüm yettiği kadarıyla Sen’in akdin ve vaadin üzere bulunuyorum. Yaptığım fenalıkların şerrinden Sana sığınırım. Bana verdiğin üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü Sen’den başka hiçbir kimse günahları mağfiret edemez.”
Efendimiz (sas) daha sonra şunları ekledi: “Kim bunları inanarak sabahleyin söyler de akşam olmadan ölürse, o kişi cennet ehlindendir. Yine kim bunları inanarak geceleyin söyler de sabaha ulaşamadan vefat ederse cennet ehlindendir.” (Buhârî, Deavât 2)
Kaynak:Ailem dergisi
18 Nisan 2011: 21:16 #789151Anonim
Tevbe, Genç İken YapılmalıYüce Peygamberimiz (a.s.m.), bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:“Adâlet güzeldir, fakat idârecilerde olursa daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, fakat zenginlerde olursa daha güzeldir. Dinde titiz olmak güzeldir, fakat âlimlerde olursa daha güzeldir. Sabır güzeldir, fakat fakirlerde olursa daha güzeldir. Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir. Hayâ güzeldir, fakat kadınlarda olursa daha güzeldir.” (Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs)Görüldüğü gibi, burada sayılan güzel huylar en çok kim muhtaç ise onda daha güzel olacağı belirtilmiştir. İdâreci, başkaları hakkında çok hüküm verdiğinden, adâlete herkesten daha muhtaçtır. Cömertlik zenginlerde daha güzeldir, çünkü bu huyunun gereğini yapacak imkânı vardır. Herkes dinde titiz olmalıdır. Ancak âlimler, başkalarına yol gösterdikleri ve örnek oldukları için daha fazla hassas olmalıdır. Sabır herkes için lâzımdır. Fakat fakirlik çeken birisinin günaha girmemesi için daha sabırlı olması gerekir. Tevbe herkese lâzımdır, fakat günaha girmeye en eğilimli olan gençlerde daha güzeldir. Utanma duygusu güzeldir, ancak kadınlarda olursa, güzelliklerini başkalarına göstermezler ve günahtan çekinirler.
Burada, gençlerle ilgili tevbe konusuna biraz daha ağırlık verelim.Her sözünde bir nur ve ümit bulunan Efendimizin (a.s.m.) bu hadîsinde de, gençler için mühim bir uyarı ve müjde vardır.Tevbe, kişinin yaptığı günahtan dolayı pişman olmasıdır. Rabbimiz meâlen, “Ey îman edenler! Allah’a tam bir ihlâsla tevbe edin. Umulur ki Allah günahlarınızı bağışlar ve sizi altından ırmaklar akan Cennetlere koyar” (Tahrim: buyurmuştur.Tevbe, “pişmanlık” olduğu için bizzat günah işleyen kişi tarafından yapılmalıdır. Kişi, bir başkası için tevbe edemez. Ama, istiğfar edebilir. Çünkü, istiğfar Allah’tan bağışlanma istemektir ki, bir başkası için bunu isteyebiliriz.
Bağışlanma istemek için önce tevbe edilmelidir. Kişi işlediği günahtan pişman olmalıdır ki, onun bağışlanması için Allah’a yalvarabilsin.Tevbe etmeyi teşvik eden pek çok hadis vardır. Nitekim, “Günahtan tevbe eden hiç günahı olmayan gibidir.” (İbn-i Mâce, Zühd:30) meâlindeki hadîs, günahkârlar için önemli bir müjde verirken, şu hadîs meâli de, Rabbimizin tevbe eden kullarından memnun olduğunu belirtir: “Allah birinizin tevbe etmesine, o kimsenin kayıp hayvanını bulunca duyduğu sevinçten muhakkak daha çok sevinir.” (İbn-i Mace, Zühd: 30)Rabbimizin bir ismi de, “Tevvâb”dır. Yani O, tevbeleri çok kabul edendir. O kadar ki, Peygamberimiz, insanlar hiç günah işlemese dahi Rabbimizin yeni insanlar yaratıp, onlara günah işleteceğini ve tevbe ettirip bağışlayacağını söylemiştir. Çünkü, günahkârların ve tevbe edenlerin bulunması, Allah’ın Tevvâb isminin gereğidir. Kur’an’da, “Allah çok tevbe edenleri sever” meâlinde buyrulması da, tevbenin, Allah’ın sevgisine sebep olacağını ortaya koymaktadır.Allah, “Rahmetim gazabımı geçmiştir” (Müslim, Tevbe: 4) buyurduğuna göre, Onun rahmetini celbetmek için bol bol tevbe etmemiz, af dilememiz gerekir. Peygamberimiz bile, günahsız olduğu halde, tevbe ve istiğfarın güzelliğinden dolayı, “Ben günde 70 kez tevbe ve istiğfar ederim” buyurmuştur.
Peygamberimiz (a.s.m.) Ebû Zerr’e (r.a.) şöyle buyurdu: Nerede olursan ol, Allah’tan kork ve kötülüğün peşinden hemen iyiliği yetiştir ki, onu silip yok etsin. Ayrıca insanlarla da güzel geçin.” (Tirmizi, Birr: 55)Demek ki, günahtan sonra tevbeyle birlikte hemen bir iyilik yapmak gerekir. Böylece o günah yok olur.
Bu kadar güzel olan tevbe, niçin gençlerde daha güzeldir?
Önce konuyu açıklayan iki âyet meâli verelim:
“Allah katında makbul olan tevbe, o kimsenin tevbesidir ki, onlar câhillik edip kötülük işlerler de, çok geçmeden pişman olup tevbe ederler. İşte onların tevbesini Allah kabul eder. Allah her şeyi hakkıyla bilir ve her işi hikmetle yapar. Yoksa Allah katında makbul olan tevbe, ömürleri boyunca günahları işleyip de, nihâyet her birine ölüm gelip çattığında ‘Ben şimdi tevbe ettim’ diyenlerin tevbesi değildir. Öyleleri için biz acı bir azap hazırladık.” (Nisâ:17-18)Görüldüğü gibi, asıl tevbe, günah denizine dalmadan, henüz ömrün baharında yapılan tevbedir. Çünkü, genç iken duygular, kabiliyetler daha temiz ve nezihtir. Genç iken tevbe eden, ömrünü güzel amellerle geçirir. Tabiî, her şeye rağmen kaç yaşında olursa olsun tevbe etmek, mutlaka güzeldir ve yapılmalıdır.
Yukarıdaki âyet ve hadisler, “Henüz gençsin. Ye iç, gül eğlen, yaşamaya bak. Bırak namazı niyazı, ihtiyarlayınca kılarsın” gibi sözlerin ne kadar anlamsız ve ahmakça olduğunu açıklamaktadır.“Allah tevbe eden genci sever” (Câmiüssağîr: 1866) hadîsi de bizi tevbe etmeye sevk etmelidir. Allah’ın bizi sevmesinden daha büyük bir nimet olamaz.
Buna rağmen, eğer çok fazla günah işlemişsek veya ancak yaşlanınca şuurlanmışsak, yine ümitsiz olmamalıyız. Rabbimizin rahmeti geniştir. Bol bol tevbe ve istiğfar etmeli, hayır hasenatta bulunmalıyız.
Allah, gençlerimizi, henüz genç iken tevbe eden kullarından eylesin.22 Nisan 2011: 13:40 #789438Anonim
Allahü Teala ve tekaddes hazretleri buyurur:
– Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe ediniz ki, felah bulasınız. (Sure-i Nur, 31)
– Ey mü’minler! bir daha dönmeyecek tevbe ile Allah’a tevbe ediniz. (Sure-i Tahrim,
– Rabbınızdan istiğfar ediniz, sonra tevbe ediniz. (Sure-i Hûd,
– Eğer yasak edildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız sizin öbür kabahatlerinizi de örter ve sizi şerefli bir mevkie sokarız. (Sure-i Nisa, 31)
– Şirkten tevbe edip iyi amel ve harekette bulunan kimseleri, Allah kötülüklerden iyiliklere çevirir. Allah çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir. (Sure-i Furkan, 70)
– Rabbınız kendi üzerine şu rahmeti yazdı. İçinizden kim bilmeyerek bir fenalık yapıb da sonra arkasından tevbe etmiş ve düzelmiş ise, şüphesiz ki O (Allah) gafur ve rahimdir.
– Ve bir günah işledikleri, yahut kendilerine zulmettikleri vakit, Allah’ı hatırlayarak günahlarına mağfiret isteyenlerdir. Günahları Allah’tan başka kim afvedebilir? Bir de onlar işledikleri günah üzerinde bilip dururlar iken ısrar etmeyenlerdir. (Sure-i Tahrim,
– O, kullarının tevbesini kabul eden, kötü hareketlerini bağışlayan, ne işlerseniz bilendir. (Sure-i Şura. 25)
Resulü ekrem sall
ü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular:– Allahım! ikabından afvına, gadabından rızana, senden yine sana sığınırım. Sana layık bir sena etmekten acizim. Sen kendini nasıl sena etti isen öylesin Yarab. (Müslim)
– Kalbime öyle şeyler gelir ki, her gün ve gece yetmiş defa Allah’a istiğfar ederim.
– Günahlardan halis olarak tevbe eden kişi hiç günah işlememiş gibidir.
– Kul günahından tevbe ettiği zaman, Cenab-ı Hak bu günahı, kiramen katibin meleklerine, kulun günah işlediği azalarına ve kulun günah işlediği mekana ve o zamana unutturur ve böylece de kıyamet gününde o tevbe eden kulun işlediği günah için bir şahit bulunmaz.
– İstiğfar mü’minin sahife-i amalinde nur gibi parlar. (Ramuz el-Ehadis)
– Günahtan tevbe eden kimse günah işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar diğer taraftan da günahta ısrar eder ise el-iyazü billah Cenab-ı Hakk ile istihza eden kimse gibi olur. (Müslim)
– Gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için, Allah geceleyin elini açar (tevbeyi kabul eder) gece günahkar olanların tevbe etmeleri için de gündüzün elini açar, bu hal güneş battığı yerden doğuncaya kadar (yani kıyamete kadar) devam eder. (Müslim)
– Ey insanlar! Allah’a tevbe ve istiğfar ediniz ben günde yüz kere istiğfar ediyorum.
Ebu’d-Derda radıy
ü anh’dan: Resulü ekrem sall
ü aleyhi ve sellem hazretleri bir cuma günü bir hutbe irad ederek buyurdular ki:– Ey insanlar! Hala sizde hayat varken, yani ölümünüzden evvel günahlarınıza nedamet ederek Allah’ın taatine koşunuz, dönünüz, ve masiva gafletinden, Allah’ın zikrine avdet ediniz.
Ve Allahü Teala ve Tekaddes Hazretleri buyurur:
“Tevbe-i nasuh ile Allah’a tevbe ediniz” (Tahrim,
Tevbe: İsyandan rücü yani gafletten dönüştür.
TEVBE VE ŞARTLARI
Tevbenin tarifi: Kendi ihtiyariyle geçmiş olan günahın mislini tazimli bir halde terk etmektir.
Günahkarın, günahını kalben kendi ihtiyarı ile terk etmesi lazımdır. Eğer yalnız dili ile tevbe edib, kalbinden günahının terki için kararlı olmazsa, tevbesi sahih olamaz.
Nitekim Şair Saib divanında diyor ki:
-Elde tesbih, dudakta tövbe, kalb ise günahların şevk ve muhabbeti ile dolu olursa, o masiyet ve günahlar, kişinin tevbe ve istiğfarı ile alay ederler.
Tevbe, Allah’a ta’zim ve gazab-ı ilahisinden kaçınmak için olmalıdır. Eğer başka bir niyet için olursa bu tevbe kabul olunmaz.
Mevlana Celaleddin Rumî kuddise sirruh tevbeyi şöyle tarif etmiştir.
– Tevbe nasıl olur? İşte tövbe böyle olur. Yani günahkar, yaptığı günahlardan nedamet eder, Hakk Celle ve ala dergahında yeniden müslüman olup kemali tadarru ve niyaz ile ibadete başlar ve mecazdan i’raz edip hakikate teveccüh eder, yönelir.
Hazreti Ali radıy
ü anh:– Tevbe altı şeye bağlıdır buyurmuşlardır:
1. Geçmiş günahtan üzerine nedamet
2. Kazaya kalmış olan feraizi iade.
3. Hukuku ibada, yani kul hakkına olan mezalimi reddetmek, yani borcunu ödemek, gönlünü almak, helalleşmek.
4. Adem-i iadeye azmetmek
5. Nefsini Allah’ın taatiyle terbiye etmek.
6. Haramdan beslediği etini eritmek. (Kırk hutbe-i şerife, Esseyyid Mehmed Şefik Arvasi)
Ebu’1-Fazl Muhammed bin Hasen Halebi kuddise sirruh der ki:
– Allahü Teala, bu insanoğlundan bir kimseye, keramet tacı giydireceği zaman, ona tevbe nasib eder. Bir sevdiğinin hizmeti ile de meşgul eder. İş bu hizmet de, onun ikrama nail olmasına sebeb olur.
Resulü ekrem sall
ü aleyhi ve sellem buyurur: (Hazreti Ali radıy
ü anhden)– Mahlukat yaratılmazdan dört bin sene önce. Arşın etrafına şöyle yazılmıştır: Ben (Allah) günahlarına tevbe edip iman eden ve salih ameller işleyen, sonra da istikamete gelen kullarımın günahlarını çok mağfiret ediciyim.
Gene buyurdular: (Ebu Hureyre radıy
ü anhden)– Bir kimse her hangi bir suretle günah işlemiş duruma düşer fakat hemen peşinden nadim olup tevbe-i istiğfar eder ve bir daha işlememeğe azmederek “Ya Rabbi, ben bir günah işledim. Beni mağfiret eyle!” derse Allah da şöyle buyurur:
Kulum bir günah işledi. Hemen peşinden, kendisinin bu günahını afvedebilecek bir Rabbi bulunduğunu düşünerek işlemiş olduğu günahtan dolayı peşimanlık duydu. Tevbe-i istiğfar etti. Ve bir daha işlememeğe azmetti. Ben de bu kulumu mağfiret eyledim.
Ebu Hureyre radıy
ü anh anlatır:– Bir gece Rasülullah sall
ü aleyhi ve sellem ile yatsı namazını kıldıktan sonra çıkmıştım. Yolda, ayakta durmakta olan yaşmaklı bir kadınla karşılaştım. Bana ya Ebu Hureyre, “Ben büyük bir günah işledim. Tevbe etsem kabul olur mu?” dedi. Ben “nedir günah?” diye sordum. “Zina ettim. Bu zinadan doğan çocuğu da öldürdüm” dedi. Ben de “kendini de çocuğu da mahvetmişsin. V
i senin için tevbe etmek mümkün değil. Tevbe etmeğe hakkın yok” dedim. Benim bu sözlerim üzerine bir çığlık attı, bayılarak yere düştü. Ben gittim. Giderken de şöyle düşündüm:– Ben fetva verdim. Halbuki Rasülullah yakınımızda idi. Ona sorsaydım.
Sabahleyin hemen Resul-i ekrem efendimize koştum ve Ya Rasül
, dün gece bir kadın benden şöyle bir fetva istedi. Ben de şöyle şöyle fetva verdim, dedim. Cevaben buyurdular ki:– İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. V
i ya Ebü Hureyre sen kendini de, kadını da mahvetmişsin. Sen şu ayetleri hatırlamadın mı?– Onlar ki Allah’ın yanına başka bir ilah katıp tapmazlar. Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler, kim bunlardan birisini yaparsa cezaya uğrar. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve o azabın içinde hor ve hakir olarak ebedi kalır. Meğer ki tevbe ve iman edip salih ameller işlemiş ola. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah çok mağfiret edici, çok merhametlidir. (Furkan, 68-70)
Mahmud Sami Ramazanoğlu kuddise sirruh’un Dualar ve Zikirler kitabından:
Haris bin Süeyd radıy
ü anh der ki:– Abdullah İbn Mes’ud radıy
ü anh bize biri Nebiyyi ekrem sall
ü aleyhi ve sellemden diğeri de kendisinden olmak üzere iki hadis tahdis etti. Nebiyyi Ekrem’den olan hadisi şerifi şöyle rivayet etti:– Mü’min; günahlarını bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Facir ise günahlarım burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür.
Ravi diyor ki: Ebu Şihab eliyle burnunun üzerini göstererek bu hadis-i şerifi rivayet etti. Sonra Abdullah ibni Mes’ud radıy
ü anh derki: .– Muhakkak Allahü Teala ve tekaddes hazretleri kulunun tevbesinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini, içeceğini yüklediği bineği de yanındadır.
Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış. Yahut Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış. Aramış. Bulamamış. O dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan takati kesilmiş, ümidi kalmamış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı uçunda bulur.
İşte bu adam ne derece ferahlanır ise, Cenab-ı Hakk Celle ve ala hazretleri de bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı uçunda bulan adamdan daha ziyade ferahlanır. Yani razı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nail eder, demektir. (Buhari, Deavat, 4)
Resulü ekrem sall
ü aleyhi ve sellem buyurdular:– “Sizin hastalığınızın ve şifanızın ne olduğunu söyleyeyim mi? Hastalığınızın günahlar, ila-cınızın da istiğfar olduğunu unutmayınız.” (Ramüz-el-Ehadis)
Muhammed İbni Sîrîn şöyle der:
– Aman bir hayır işleyip de sonra onu terk etmekten sakın. Zira tevbe edip de sonra tevbesini bozan ve iflah bulan bir kimse görülmemiştir.
Günahlardan dönen kişiye yaraşan; tevbesini bozmamak için ecelini gözlerinin önüne getirmek, geçmişte işlemiş olduğu günahlar üzerinde düşünmek, Tevbe-i istiğfarı çok yapmak, tevbe nimetini verdiği ve ona muvaffak ettiği için Allah’a şükretmek ve kıyamet gününün sevabı hakkında tefekkür eylemektir. Zira şüphesiz ki ahiret sevabını düşünen güzel ameller işlemeğe daha çok rağbet eder. Ahiret azabını düşünen de kötü, çirkin ve haram fiillerden kendisini alı koyar.
Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh buyurur:
– Ey Ahali! hayat kapısı açık bulunduğu müddetçe onu ganimet bilin. Hayatta oldukça değerlendirin. Zira yakında o kapı size kapanacak. Ömürleriniz tamamlanacak, hayatınız sona erecektir. Hayırlar işlemeğe kadir olduğunuz müddetçe onları işlemeyi ganimet bilin. Tevbe kapışı açık iken bu kapıyı ganimet bilin ve oradan girin. Dua kapısı açık iken onu ganimet bilin ve ihlaslı yakarışla Allah’a dua edin. Salih mü’min kardeşlerinizin sıkıntılı anlarını ganimet bilin. Böyle anlarda, sırf Allah rızası için onların yardımına koşun
.Gene buyuruyorlar:
– Günahlarınızdan ve kötü tavırlarınızdan dönünüz. Tevbe ediniz! Bu tevbe sizin kalblerinizde dikilmiş fidanlardır. Yanınızdaki binaların temelleridir. Şeytanın binasını yıkınız. Allah’ın binasını yapınız. İşte o zaman Mevla’ya ulaşırsınız. Rabbınıza kavuşursunuz. Ben öz-esas üzerinde duruyorum. Kabuk – posa üzerinde durmuyorum. Şu zahiri dış haller bir posadan ibarettir. Ben onun terbiyesi üzerinde durmuyorum. Bilakis, özünüzün ruhunuzun, kalbinizin, sırrınızın terbiyesi üzerinde duruyorum. Kısır, kabuktan ibaret zahirlerinizi ise bir kenara atıyorum. Sizi terbiye ediyorum. Taa Peygamberimizin gözü sizi tutuncaya kadar
.Vaktiyle abidlerden birisini, zamanın hükümdarına methetmişlerdi. Hükümdar methini duyduğu abidi sarayına çağırıp kendisiyle sohbet etmek istemiş idi. Abid daveti kabul etti saraya geldi ve ilk sözü şu oldu:
– Ey hükümdar istediğin güzel. Fakat bugün sarayına geldiğinde beni cariyelerinden biri ile oynaşır bulursan ne yaparsın?
Bu söze öfkelenen hükümdarın:
– Ey ahlaksız adam, bana böyle şeyler söylemeğe nasıl cür’et edersin? diye öfkelenmesi üzere, abid cevaben dedi ki:
– Benim kerim bir Rabbım var. O derece kerim o derece cömert ki, aynı günde yetmiş defa günah işlesek gene afveder. Beni kapısından kovmaz. Nimetinden mahrum etmez. Böyle olunca ben onun kapısından nasıl ayrılırım? Henüz bir suç işlemediğim halde bana öfkelenen birisinin kapısına nasıl gelirim. Henüz bir suç işlemeden kızan kimse, acaba suç işlediğim zaman neler yapar.
Ve bunları söyleyen abid çıktı, gitti.
Resulü ekrem sall
ü aleyhi ve sellem buyurdular. (Ebu Hureyre radıy
u anh’dan):– Tevbe havada asılıdır. Gece gündüz oradan şöyle seslenir:
Bana yönelene azab olunmaz!
. Güneş’in batıdan doğacağı günün sabahına kadar o böylece havada kalır ve seslenişine devam eder. Güneş battığı yerden doğduğu gün ise oradan alınır.Birisi Hazreti Ali radıy
u anha sordu:– Ben bir günah işledim. Hazreti Ali kerrem
u veche buyurdu:– Tevbe ve istiğfar et. Allah’a dön, bir daha da o günahı işleme. Adam dedi:
– Ben tevbe istiğfar ettim, fakat sonra gene günah işledim. Hazreti Ali radıy
u anh cevap verdi:– Allah’a dön, o günahı bir daha işleme. Adam sordu:
– Ne zamana kadar?
Hazreti Ali radıy
uanh:– Şeytan sana vesvese verip, günah işlemekten yoruluncaya ve usanıncaya kadar.
Resulü ekrem sall
ü aleyhi ve sellem’den buyrulmuştur ki:– Göklere kadar yükselen günahı işleseniz de sonra nedamet etseniz Allahu Teala tevbelerinizi kabul eder. (İbni Mace)
Gene buyurdular:
– Kul işlediği günah sebebiyle cennete girer.
Bu nasıl olur deye soranlara:
– Çünkü işlediği günaha pişman olur ve daima ondan uzak kalmağa dikkat eder de bu sayede cennete girer, (İbni Mübarek)
Gene buyrulmuştur ki:
Günahtan tevbe eden, sanki hiç günah işlememiş gibidir, (İbni Mace)
.
22 Nisan 2011: 13:41 #789439Anonim
SEYYİDÜ’L İSTİĞFAR
Allahümme ente Rabbi, la ilahe illa ente halakteni ve ene abdüke, ve ene ala ahdike ve va’dike mesteta’tü Euzü, bike min şerri ma sana’tü ebuuleke bi ni’metike aleyye ve ebuu bizenbi, fağfirli zunubi feinnehu la yağfiruz zunube illa ente.
Şeddad bin Evs radıy
u anhden:Rasulü ekrem sall
ü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:– Ya Allah! sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ve ben iman ve ubudiyetimde gücüm yettiği kadar senin ahd-ü misakın üzereyim. Ya Rabbi yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Ve senin bana in’am ve ihsan ettiğin nimetleri ikrar ve itiraf ederim.
Ya Rabb! Sen beni afv ve mağfiret eyle. Zira senden başkası günahları afv ü mağfiret edemez. (Buhari, Deavat. Tirmizi, Deavat, Nesai, îstiaze, ibn Hanbel Müsned)
Bir kimse bu Seyyidü’l-îstiğfarı ihlas ve yakîn itikadıyla gündüz okur da o günde akşam olmadan evvel vefat ederse o kimse ehli cennettendir.
Ve eğer bu duayı yakîn itikadıyle gece okur da sabah olmazdan evvel vefat ederse, yine ehli cennettendir. Yani cennete ilk girecekler ile cehennemi görmeksizin ol kimse cennete dahil olur, demektir.
Bu duanın hülasa-i meali:
Ya Rabb ben cürüm ve kusurlarımı itiraf eylerim. Tevbe ve istiğfar ederim, nimetlerinin şükründen acizim, beni afv ü mağfiret eyle, demektir.
Ehemmiyetine binaen bu seyyidü’l-istiğfar duasını her müslüman ezberleyip, sabah ve akşam okumağa devam etmelidir.
GÜNAHLAR 3 KISIMDIR
Günahlar üçe ayrılır:
Bir kısım günahlar vardır ki afvı muhtemeldir.
Bir kısım günahlar vardır ki mağfiret edilmez.
Bir kısım günahlar vardır ki terk edilmez.
Mağfireti umulan günahlar kul ile Allahu Teala’nın arasında olan günahlardır.
Mağfiret edilmeyen günah ise şirktir.
Terk edilmeyen ve cezası verilecek olan günah da kul haklarıdır.
Resulü ekrem sall
ü aleyhi ve sellem buyurdular:– Yeryüzünde her hangi bir kimse ‘La ilahe ill
ü v
ü ekber ve la havle ve la kuvvete illa billah’ derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri kadar da olsa. (Keşfü’1-hafa, Hadis-i Beyhaki)Gene buyurdular:
– “Ya Ali, sana bir dua öğreteyim mi ki, zerreler adedince günahın olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur.
Şöyle söyle:
Allahümme La ilahe illa entel – halimül hakimü, tebarekte subhaneke Rabbil arşil azim.
Türkçe manası:
“İlahi! Senden başka tanrı yoktur. Sen halimsin, hikmet sahibisin, şanın yücedir. Seni tesbih ederim ey Arş’ın yüce Rabbi.”
Yahya ibni Muaz kuddise sirruh buyurmuştur ki:
– Samimi bir tövbenin alameti üçtür:
Oruç tutmak için az yemek.
Namaz kılmak için az uyumak.
Hak Teala’yı zikretmek için az konuşmak.
Gene buyurdular:
– Tevbe, günahların hepsini yok eder. Tevbe bunu yaparsa, acaba onun rızası ne yapar? Rızası bunu yaparsa, sevgisi ne yapmaz ki, sevgisi akılları dehşete düşürür, sevgisi bunu yaparsa, dostluğu ne yapmaz ki. Dostluğu ondan gayrı her şeyi unutturur. Dostluğu bunu yaparsa, lütfu ne yapmaz ki?.
Cüneyd Bağdadî kuddise sirruh buyurdular:
– Tevbenin üç manası ve merhalesi vardır:
İlk olarak peşimanlık duymak, ikinci olarak yapılan kötü işi tekrar etmemeğe azmetmek. Üçüncü olarak da yapılan haksızlıkları ( kul haklarını) helal ettirip husumetten arınmaktır.
Mevlana Sadeddin Kaşgarî kuddise sirruh buyurur:
– İlaç diye öte-beri yemekten ise, perhiz etmek daha yerindedir. Çok yiyende çok hastalık olur. Onları defetmek için de ilaç alırlar. İyileşince de gene tıka basa yemeğe koyulurlar. Yine ilaç, yine sıhhat, yine yemek. Neticede ilaç da faide vermez ve marazı artırmaktan başka bir şeye yaramaz.
Günah ile tevbe de böyledir. Günah arkasından tevbe, yine günah yine tevbe. Neticede bu türlü tevbe de ayrı bir günah olup çıkar.
Onun içindir ki, Allah ehli her şeyde perhizi severler. Ve her şeyi bırakıp Allah ile meşgul olurlar. Ve bir gaflet anında öbür dünyaya göçmemek için çok dikkatli bulunurlar.
Şam muhaddislerinden olan Süfyan şöyle dedi:
-Mağribde bir kapı vardır. Bu kapının eni kırk yahut yetmiş yıllık yoldur. Yahut atlı olan kimse onun bir tarafından diğer tarafına kırk veya yetmiş yılda varır.
– Allahu teala gökleri ve yeri yarattığı gün, o kapıyı tevbe için açık yaratmıştır. Güneş batıdan doğuncaya kadar o kapı kapanmayacaktır. (Tirmizi)
Bir müslüman şeytana uyup da bir günah işlediği zaman derhal tevbe etmesi lazımdır.
Bir günah işleyen derhal tevbe ederse, Allahu Teala ve tekaddes hazretleri çok merhametli çok afvedici olduğu için o tevbeyi kabul eder, yalnız tevbe eden kimse üç hususa riayet etmelidir:
Birincisi; günah işleyenin işlediği günahından dolayı, samîmi bir şekilde pişman olmasıdır
İkincisi; o günahı derhal terk etmelidir.
Üçüncüsü; istikbalde o günahı bir daha işlememeğe azimli olmalıdır
Mü’min işlemiş olduğu günahını daima büyük görmelidir. Allah dostları en ufak zellelerini dahî, dağlar gibi cesim görmüşler, derin bir mahviyet içinde, Rabbımız zül – celal vel kemal hazretlerine gözyaşları ve büyük bir teessür içinde istiğfar etmişlerdir.
Halbuki itikadı zayıf, imanı kemale ermemiş kişiler ise dağlar gibi büyük büyük günahlar işlerler, hatalı sözler sarf ederler, o işledikleri cesim günah ve kabahatlerini nefisle, kendilerine basit, küçük ve ehemmiyetsiz gösterir ve istiğfar etmeye dahi lüzum görmezler.
Bütün peygamberanı izam, ashabi güzin radiy
u anhum ecmain hazeratı, büyük veliler, Allah dostları, işlemiş oldukları pek ufacık zellelerini dahi büyük görmüşler, nedamet üzere, Allahu Teala ve tekaddes hazretlerine afvedilmeleri için iltica ve istiğfar etmişlerdir.Sahabe-i güzin hazeratının en güzidesi, gözbebeği mesabesinde olan Ebu Bekri’s-Sıddîk radıy
ü anh hazretleri Cenabı Hakk’a hitaben:“Yarab! Suçlarım kumlar gibi sayılmaz. Sen bu günahkar asi kulunu afvet” deyerek yalvarmış ve daimi olarak tevbe ve istiğfar etmiştir.
Bizlere, aciz kullara düşen, yapmakta olduğumuz günah, isyan ve nisyanlarımıza, daimi olarak tevbe ve istiğfar etmek ve yapmış olduğumuz günahları nasıl olsa affolunuyor deyerek, ikinci defa işlemeğe cür’et etmeyip, tevbemizde ihlas üzere sebatkar olmak olmalıdır.
Nitekim Sadeddin Kaşgarî hazretlerinin kelam-ı kibarlarında bu hususa işaret vardır.
Bilerek işlediğimiz günah ve hatalar yanında, göremediğimiz, idrakimizin dışında da bir çok nisyan ve hatalarımız vardır. Kul hatasız olamaz. Rabbımız azze ve celle hazretleri gafurdur, rahimdir.
Ebu Osman kuddise sirruh hazretlerinin Ebu Amr isminde bir talebesi anlatır:
– Bir zamanlar hocamın huzurunda tevbe etmiş ama sonradan yine bazı günahlara başlamıştım. Ve dolayısıyla da yanından ayrılmış, uzaklaşmıştım. Halimden utanıyor nerede görsem hocamdan kaçıyordum. Ama bir gün aniden yüz yüze geldim. Kaçmak imkanı kalmadı, O merhamet hazinesi bana acıyarak sunları söyledi:
– Yavrum, günahsız ve temiz olmadığın zaman, düşmanlarla oturup kalkma! Çünkü onlar sendeki kusuru görür ve buna sevinirler. Bu sebeple sen günah işlediğin zaman yine bizim yanımıza gel ki derdine çare bulalım ve belana canla başla katlanalım.
Hocam bir taraftan bana bu sözleri söylerken, bir taraftan da bana öyle bir manevî iltifatta bulundular ki, bende artık hiç bir günaha karşı en ufak bir alaka ve heves kalmadı. Ve Hocamın himmeti ile samîmi bir şekilde tevbe ettim. Bir daha da yarandan ayrılmadım.
Bir gün sarhoş bir kimse, elinde sazı olduğu halde giderken birden Ebu Osman hazretlerini görünce, sazını abasının içine gizledi. Kendisine nasihat edeceğini zannetmişti. Onun bu haline acıyan Ebu Osman hazretleri:
– “Evlat hiç çekinme, Allahu Teala günahları afveder, tevbeleri kabul eder” buyurdu. Genç bu sözler karşısında, ihlasla, kırık kalble tevbe edip talebeleri arasına girdi.
Bir gün muhterem Üstaz Mahmud Sami kuddise sirruh fakire hitaben buyurdular ki:
– Filan kişi ne yapıyor? Ondan haber getirseniz memnun olurum.
Araştırdım, adresini buldum. Yanına girdiğimde, kendisini ayakta duramayacak derecede sarhoş gördüm. Halinden kendisi de üzülüyordu. Nedamet içinde:
– Aman beni bu halimden kurtarın deye yalvarmağa başladı. Sözlerinde samimi idi. Kendisini mahcub etmeyecek şekilde nasihat ettim. Büyük bir üzüntü ve nedamet içinde tevbe etti. Dönüşümde gördüklerimi Üstazımız hazretlerine bildirdim. Kendilerine dua ettiler. Kısa bir zaman içinde bu alkolik olan kişi, eski, günahsız, temiz haline rücu eti. Bundan sonra tekrar müslümanlar arasına girip, sevilir, sayılır insanlardan oldu.
Allahü Teala ve tekaddes hazretleri, cümlemizi, iman zayıflığından, günahlardan muhafaza etsin! Tevbe ve istiğfarımızı çoğaltsın. Amin
23 Nisan 2011: 13:49 #789506Anonim
Günahın tanımı ve çeşitleri:
Günah, “Allah’ın emirlerine aykırı olarak görülen iş, dinde suç kabul edilen davranış” demektir. “Kebâir” olarak isimlendirilen büyük günahlar; “bozgunculuğa sebep olan, hakkında tehdit edici bir nas (ayet veya hadis) bulunan, işleyenin dünyada veya ahirette cezalandırılmasına sebep olan büyük suçlar ve davranışlardır.” Büyük günahların en büyüğü Allah’a şirk koşmak ve O’nu inkar etmektir (küfür). İbn Ömer (r.a)dan büyük günahların dokuz tane olduğu rivayet olunmuştur; Allah’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik, yalancı şahitlik , haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, faiz, zina iftirasında bulunmak, savaştan kaçmak, sihir yapmak, Mescid-i Haram’da yapılması yasak bir fiili işlemek. Ebu Hureyre (r.a) buna faiz yemeyi, Hz. Ali (r.a) ise hırsızlığı ve şarap içmeyi eklemişlerdir.
Küçük günahlar da bunların dışında kalan, ama Allah’ın hoş karşılamadığı, yapılmasını yasakladığı davranışlardır. Küçük günahlarda ısrar, onların büyük günah haline çevrilmesine sebep olacaktır.
Günahlar, ruh dünyamızı kirleten davranışlardır. Hz. Peygamber (s.a.v) “Kul, bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir leke çizilir. Günahı bırakıp tevbe ederse kalbi temizlenir[1]” buyurmuştur. Yine İslam alim ve mütefekkirlerinden İmam Gazali: “Cilalı aynanın karşısında duran insanın aynaya yansıyan nefesinin aynayı karartması gibi, kişinin uyduğu şehvet ve işlediği günahlardan oluşan karanlıklar da kalp üzerine birikerek onu karatır, paslandırır. Aynanın yüzünde biriken pas zamanla madenin içine işleyip maddesini bozduğu gibi, kalbin üzerinde biriken pas da tabiat olur, kalbin üzerini karartır[2]” demiştir.
Yine Hz. Peygamber (s.a.v) bir başka hadis-i şerifte: “Kalpler de bakır gibi paslanır, onların cilası istiğfardır[3]” buyurmuştur.23 Nisan 2011: 13:50 #789507Anonim
Tevbenin Tanımı;
“Tevbe”, yaptığı kötülüğe pişman olmak, işlenmiş olan bir günah veya suçun bir daha işlenmeyeceğine dair Allah’a kesin söz vermek demektir. Günahlarla kirlenen, kararan gönül dünyamız tevbe ile arınır ve gerçek hüviyetine kavuşur.
Her insan niceliği ve niteliği değişse de günah işler, hata eder. Erdem ve gerçek iman sahibi mümin, işlediği günah ve yaptığı hatadan pişmanlık duyarak Rabbine sığınır, O’ndan af dileyerek tevbe eder. Günah veya hatasında bile bile ısrar etmez. Tevbeleri kabul merciinin sadece Allah olduğunu bilir ve O’na yönelir. “Tevvâb” Allah’ın güzel isimlerinden bir tanesidir ki Allah’ın yapılan kötülüğü, işlenen günahı veya kabahati affedip, bağışlamasını ifade eder. Âraf Suresi’nin 153. ayet-i kerimesinde Allah Teala şöyle buyurmaktadır; “Ve o kimseler ki kötülükleri işlemişler sonra arkasından tevbekâr olmuş ve iman etmişlerdir. Şüphe yok ki Rabbin elbette onları bağışlayıcıdır, hakkıyla esirgeyendir.”
Günahları sebebiyle umutsuzluğa kapılmış, hayata küsmüş insanları, tevbe yeniden hayata bağlar. Yaptığı hatanın affedileceği umudunu taşıyan insan, topluma yeni bir güç olarak döner.Tevbenin Şartları:
Tevbenin sağlıklı olabilmesi, kabulüne zemin hazırlanması için üç şart vardır;
1. Yapılan günahlara pişmanlık
2. Günahlardan sıyrılmak (Günahı işlemeyi bırakmak).
3. Bir daha günaha dönmemeye azmetmek.[4]
Günah işleyen kişi, yaptığının kabahat ve günah olduğunu bilip öncelikle yaptığı hatadan dolayı kalben pişman olmalı ve Allah’tan af dilemelidir. İşlediği günahı terk etmeli ve tekrar işlememeye gayret etmelidir. Örneğin, bir kimsenin sağlığına zarar verdiği için veya malına, şerefine zararı dokunduğu için içki içmeyi bırakması, onun tevbe ettiği anlamına gelmez. Çünkü tevbe, yaptığı işin günah olduğunu, öncelikle Allah’ın emirlerine karşı bir kusur ve kabahat olduğunu bilmekle başlar.
İmam Gazalî de tevbeyi şöyle açıklar; “Tevbe; ilim, hâl ve fiil gibi sırasıyla birbirini gerektiren üç şeyin birleşmesinden meydana gelen değişmez ilahi bir sünnettir. İlimden maksat, günahların ve büyük zararların kul ile Allah arasında büyük bir perde oluşturduğunu bilerek, bu perde sebebiyle sevgili Mevlâsını kaybettiği için elem ve acı duyar. Hele kusur ve kabahat kendi tarafında ise, bu üzüntüsü elem ve ızdırabı daha da arttıracaktır. Bu acı ve ızdıraba pişmanlık denir. Acı ve elem kalbini ve gönlünü kapladığı zaman yeni bir hal, bir durum ortaya çıkar ki bu da şimdiki, geçmiş ve gelecek zamanla alakalı olan bir işi, bir fiili tasarlayıp kasıt ve niyet etmektir. Şimdiki zamanlar alakası, yapmış olduğu kabahati hemen terk edip bırakmaktır. Gelecek zamanla alakası, kendisini Rabbinden ayıran bu günahı ömrünün sonuna kadar asla yapmamaya azimli ve kararlı olmaktır. Geçmiş zamanla alakası ise, kaybettiğini, zararlarını iyilik etmekle veya kazâ etmekle telafi etmeye çalışmaktır.”
Şu halde tevbe, ilim (hatasını bilmek), pişmanlık ile şimdiki ve gelecek zamanda bu işi yapmamaya azimli olmak ve geçmişteki zararları da telafiye çalışmak gibi birbirini takip eden üç unsurdan oluşur.
Müminlerin tevbesinin nasıl olması gerektiği ile ilgili Tevbe suresinin 8. ayet-i kerimesinde Allah Teala şöyle buyuruyor; “Ey inananlar! Yürekten tevbe ederek (nasuh tevbe) Allah’a dönün ki Rabbiniz kötülüklerinizi örtsün ve sizi içlerinden ırmaklar akan Cennetine koysun.” Zemahşerî bu konuda; “Sağılmış sütün hayvanın memesine dönmesi nasıl mümkün değilse; günahlara dönmeyi de bu şekilde görmek nasuh tevbesidir”der.
Hz. Ali (r.a) ;”Tevbe altı şeyle olur” demiştir.
1. Geçmişte işlenmiş olan günahlardan pişman olmak ve farzları kaza etmek ,
2. Başkalarına haksızlık ve eziyet etmeyi bırakmak, helallik dilemek,
3. Düşmanlığı ve husumeti kaldırmak,
4. Günahlarla büyüyen nefsi, taatlerle küçülterek hiçliğini kabullendirmek,
5. Günah işlemenin sözde tadını çıkaran nefse, itaat edip günahlardan uzak durmanın acısını tattırmak,
6. Gülüşlerin her birine bedel olarak ağlamak.Ne zaman tevbe edilmelidir?
Yüce Rabbimiz müminin ne zaman tevbe etmesi gerektiğini Nisa sûresinin 17. ve 18. ayetlerinde bize açıkça bildirmiştir:
“Allah indinde makbul olan tevbe ancak cahillik sebebiyle yapan sonra da çarçabuk (vazgeçip) tevbe edeceklerin tevbesidir. İşte Allah’ın tevbelerini kabul edeceği kimseler bunlardır. Allah (herkesin içini-dışını) hakkıyla bilendir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.”
“Yoksa kötülükler yapıp yapıp da nihayet ölüm kendilerine gelip çatınca “şimdi tevbe ettim” diyenler ile kafirler olarak ölenlerin tevbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azap hazırlamışızdır.”
Aslolan hatayı yapar yapmaz, bunun farkına varıp, hemen pişman olmak ve hatadan hemen dönmektir. Zaten yapacak başka bir şey kalmadığı zaman, ölüm anında pişman olduğumuzu söylemek, Yüce Yaratıcı katında hoş ve makbul bir davranış değildir. Ama elbetteki Allah Rahman’dır, Rahim’dir, kalplerde gizli olan her şeyi bilendir. Son nefesimizde de olsa, günahlarımız için mağfiret isteyeceğimiz, sonsuz rahmetine sığınacağımız yalnızca O vardır.
Ebu Said el-Hudrî (r.a) rivayet ettiği bir hadiste şöyle bir hikaye nakletti;
“Geçmiş ümmetlerden bir adam vardı. 99 kişiyi öldürmüştü. Bütün günahlarından pişman oldu, tevbe etmek istedi. Bir keşiş bulup ona durumu anlattı. Keşiş ona :”Oo! Mümkün değil, senin tevben kabul olmaz” dedi. Adam onu da öldürdü ve döndü. Hâlâ pişmanlık duyuyordu. Ona başka bir rahip tavsiye ettiler. Ona giderken yolda eceli geldi ve öldü. Rahmet melekleri ve azap melekleri başına geldiler. Rahmet melekleri; “Adam tevbe etmek niyetiyle yola çıkmıştı. Onu biz götüreceğiz” dediler. Azap melekleri ise; “Henüz tevbe etmemişti. Onu biz götüreceğiz” dediler. Sonunda mesafeyi ölçmeye karar verdiler. Tevbe edeceği yere yakınsa rahmet melekleri, yoksa azap melekleri götürecekti. Neticede gitmek istediği yer yakın geldi ve adamı rahmet melekleri götürdü.[5]”
Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez. “Tevbe niyeti” bile bu adamı kurtarmışken, inş
tevbelerimiz de bizi kurtarır. Yeter ki pişman olalım ve bir daha işlediğimiz günaha geri dönmeyelim.
Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi Mekke-i Mükerreme’ye döndüğünde arkadaşlarıyla birlikte pişman oldular ve Peygamber Efendimize (s.a.v) şöyle bir mektup yolladılar; “Biz yaptığımıza pişman olduk. İslam’a girmek istiyoruz. Fakat Mekke’de iken okuduğumuz Furkan suresinin 68-69. ayetleri[6] bizim Müslüman olmamızı engelliyor. Çünkü biz Allah’ın haram kıldığı cana kıydık, zina ettik. Bu ayetler olmasaydı, elbette sana uyardık.” dediler. Bunun üzerine şu ayet-i kerime indi; “Ancak tevbe ve iman edip iyi amel işleyenler müstesna. İşte Allah bunların kötülüklerini çevirir. Allah çok bağışlayıcı ve ziyade acıyıcıdır. Kim tevbe edip, salih amel işlerse şüphesiz o, tevbesi kabul olarak Allah’a döner.” Furkan sûresinin 70-71. ayetleri olan bu ayet-i kerimeleri Resul
(s.a.v) onlara yolladı. Onlar bu iki ayet-i celileyi okuyunca Peygamberimize; “Salih amel çok zor bir iştir. Biz iman etsek de, salih amel işleyemeyeceğimizden korkarız” diye cevap gönderdiler.
Bunun üzerine;”Şüphesiz ki Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakilerden dilediği kimseyi bağışlar.” mealindeki ayet indi ve Peygamberimiz (s.a.v) bu ayeti de onlara gönderdi. Onlar da; “Bu ayette mağfiret Allah’ın dilediklerine vaad edilmiştir. Biz Allah’ın dilediklerinden olmayacağımızdan korkarız” diye mektup yolladılar. İşte o zaman Zümer Sûresi 53. ayeti indi; “Ey bütün kötülükleri yaparak kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım. Allah’ın rahmetinden ümidi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayan, ziyade esirgeyendir.” Böylelikle Vahşi ve arkadaşları Peygamber Efendimize (s.a.v) müracaat ederek, Müslüman oldular.
Tevbenin kabulünün iki şartı vardır; Pişman olmak ve işlenen günaha geri dönmemektir. Rabbimiz bizi tevbesi kabul olunan kullarından eylesin inş
.“Ey günahlıların sığınağı, sana sığınmaya geldim
Çok kabahatler işledim, sana yalvarmaya geldim.
Karanlık yerlere saptım, bataklıklara saplandım.
Doğru yolu aydınlatan ışık kaynağına geldim.
Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı
Uygun olur mu söylemek, canımı fedaya geldim.”IV) Konu İle İlgili Bazı Ayet ve Hadisler
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَّصُوحاً عَسَى رَبُّكُمْ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ …
“Ey iman edenler!Allah’a yürekten (nasûh tevbesiyle) tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Allah’ın, peygamberi ve onunla beraber olanları utandırmayacağı günde, sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar
.” [7]
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ“De ki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”[8]
إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاءُ وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْماً عَظِيماً
“Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bundan başkasını dilediğine bağışlar.”[9]
وَأَنِ اسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ …ِ
“Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin…”[10](والله إني لأستغفر الله وأتوب إليه في اليوم أكثر من سبعين مرة).
“V
i ben, günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını dilerim, tövbe ederim.” [11]
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (الله أفرح بتوبة عبده من أحدكم، سقط على بعيره، وقد أضله في أرض فلاة
“Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâla’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zaman ki sevincinden çok daha fazladır.”[12]
عن النبي صلى الله عليه وسلم قال “إن الله عز وجل يبسط يده بالليل، ليتوب مسيء النهارويبسط يده بالنهار، ليتوب مسيء الليل. حتى تطلع الشمس من مغربها”.
“Allah Teâla gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin tövbesini kabul etmek için de gündüzün elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar böyle devam edip gider.” [13]
إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ لَيَقَبْلُ تَوْبَةَ الْعَبْدِ مَالَمْ يُغَرْغِر
“Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teâla onun tövbesini kabul eder.”[14]VI) Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
Nevevî, Riyazü’s-Salihin, Ter. Hasan Hüsnü Erdem ve Kıvamuddin Burslan, DİB yayınları, Ankara 1972.
Türkçe Tercüme ve Şerhi: Riyazü’s-Salihîn Peygamber Efendimizden Hayat Ölçüleri, Hazırlayanlar. Prof.Dr. M.Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail L. Çakan, Doç Dr. Raşit Küçük, Erkam Yayınları, İstanbul 1997.
Dr. Yaşar YİĞİT, “ Bireysel ve Toplumsal Kazanımlar Açısından Tevbenin Değerlendirilmesi” , Diyanet Aylık Dergi, sy.143, Mart 2003.
Sadık Kılıç, Kur’an’da Günah Kavramı
Lütfi Şentürk, İslam Dininde Haramlar ve Büyük Günahlar, DİB yayınları Ankara 1998.
Hamid b. Muhammed b. Hamid Muslih (terc. İsmail Kaya), Günahların Fert ve Toplumlara Zararları
İsmail Karaçam, İslam’da Tövbe, Nedve Yay., İstanbul 1982.
“İslamî Kimliğin Kazanılmasında Tövbenin Rolü ve Önemi” Diyanet Aylık Dergi, sy. 131.[1] Müslim, iman,231
[2] Gazali, ihya IV, 10
[3] Buhari, daavât, 9
[4] Hasan Kamil Yılmaz, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, s.169
[5] Buhari, Enbiya,54; Müslim, tevbe,46
[6] Furkan suresi 68-69: “Onlar ki Allah ile beraber başka ilahlara tapmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı öldürmezler ve zina etmezler. Bunları yapan günahının cezasına kavuşur. Kıyamet günü de azabı kat kattır. Ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır.”
[7]Tahrîm, 66/8.
[8]Zümer, 39/53.
[9]Nisa, 4/48.
[10] Hûd, 11/3.
[11] Buharî, Daavat, 80/3(VII, 145).
[12] Buhâri, Daavât, 80/4 (VII, 146).
[13] Müslim, Tevbe, 5/31(III, 2113).
[14] İbn Mace, Tevbe, 30.23 Nisan 2011: 13:52 #789508Anonim
Fahreddin er-Râzî (ö: 606/1209), “Mefatihu’l-Gayb” adlı tefsirinde el-Keffal’den (ö: 507/1113) naklen tövbe için gerekli olan şeyleri şöylece sıralıyor:1- İşlediği bu günah olan işi veya kabahatı terketmek,
2- Geçmişte, yani önceden yapmış olduğu bu işten veya kabahatı terketmek,
3- Bu günah olan işin veya kabahatin bir benzerine asla bir daha dönmemeye azmetmiş olmak,
4- Bütün bu şeylerin hepsini bir daha yapmaktan korkup çekinmek.İşte bunların hepsi tövbe için muhakkak gereklidir.” dedikten sonra sebeplerini de şöyle açıklıyor:1- Terk şunun için gereklidir, zira kul günah olan o işi veya kabahatı terk etmezse, yapıyor demektir ki, bu durumda tövbe etmiş olmaz.
2- Pişmanlık şu bakımdan lüzumludur, çünkü pişman olmazsa, yaptığı işe rızası, gönlü var demektir. Bir şeye râzı olmak ise, çok kere onu yapmayı gerektireceğinden yine tövbe etmiş olmaz,
3- İşlediği günahın bir benzerine dönmemeye kararlı ve azimli olmak şunun için gereklidir, zira yaptığı iş günahtır, günaha tekrar niyyet edip azmetmek de günahtır,
4- Korkuya gelince, bu korku insana tövbe etmeyi emreder ve tövbe ederek bu işi kesip atmaktan başka yol olmadığını hatırlatır. “23 Nisan 2011: 13:54 #789509Anonim
İNSAN GÜNAH İŞLEYEBİLEN BİR VARLIK
.
“Benim günah işlemem mümkün değil” diyebilen hiç kimse bulunmuyor. Her insan, şu veya bu şekilde, az veya çok, günah çukuruna yaklaşıyor, bazen de içine düşüyor.Bizler, akıl ve kalb dengesi içinde hayatımızı sürdürüyoruz. Fakat, insan sadece akıl ve kalbden ibaret olmadığı için, başta nefis olmak üzere baskın duygular, söz dinlemez hisler, önü alınmaz hevesler ve karşı konulmaz vehimler altında, bazen farkında olarak veya olmayarak irademize söz geçiremiyor ve günah işliyoruz.İşin aslına bakılırsa, Yüce Allah bizi kendisine yaklaştırmak, bizi kendisine muhtaç etmek, bizi kendisine çekmek için birbirinden farklı, değişik vesileler yaratmış. Meselâ, acıkma gibi bir duygu verip, bizi rızka muhtaç etmiş, Rezzak olduğunu göstermiş ve bizi bu yolla Kendisine bağlamış. Biz de kul olarak bütün ihtiyaçlarımızı O’ndan istemiş, O’nu Rezzak olarak bilmiş, gerçek anlamda rızık verici olarak O’nu tanımışız. Demek ki, Rezzak ismi, acıkmamızı gerektiriyor.Aynı şekilde, biz günahkârız, Allah bağışlayandır. Biz hata işliyoruz, Allah affedendir. Biz isyana kapılıyoruz, Allah mağfiret edendir. Biz tevbe ediyoruz, Allah tevbemizi kabul edendir. Allah Gafûr’dur, Afuvv’dur, Gaffâr’dır, Tevvâb’dır. İşlediğimiz günahlar bizi Allah’ın bu isimlerine götürüyor, bizi O’na yöneltiyor. Böylece Allah’ı Gafûr ve Gaffâr isimleriyle tanımış oluyoruz. Bediüzzaman’ın dediği üzere, ‘Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusurların bulunmasını iktiza ediyor.’ Açıkçası, günah işlensin ki Allah’ın Gaffâr ismi tecelli etsin; kusur edilsin, hata yapılsın ki, Allah da kulunun kusurunu yüzüne vurmayıp örterek Settâr olduğunu göstersin.Bir hadisinde, sevgili Peygamberimiz bu tatlı gerçeği ne de güzel dile getiriyor:“Nefsim kudret elinde olan Zât’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; sonra günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.”1Ne kadar günah, o kadar tevbeİnsan nefsine aldanır, şeytana kanar, hislerine hâkim olamaz, iradesine söz geçiremez de, sonunda bir günah işler, ardında da yaptığına, yapacağına bin pişman olur ve tevbe üstüne tevbe eder. İşte, kulun günah işlemiş de olsa tevbe ile Rabbine rücu ettiği bu hal, hadislerden öğrendiğimize göre, Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etmektedir.Ebû Hureyre radıy
u anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm Rabbinden naklen buyurdular ki:Bir kul günah işledi ve ‘Yâ Rabbi, günahımı affet!’ dedi.Hak Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu.Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, günahımı affet!’ dedi.Allah’u Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu.Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, beni affeyle!’ dedi.Allah’u Teâlâ da, ‘Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum, dilediğini yap, ben seni affettim’ buyurdu.”2Büyük hadis âlimi İmam Nevevî, bu hadisten şu hükmü çıkarır:“Günahlar yüz kere, hatta bin ve daha çok kere tekrar edilse de kişi her seferinde tevbe etse, tevbesi makbuldür. Veya bütün günahlar için bir tek tevbe etse bile, yine tevbesi sahihtir.”Bir hadiste de, istiğfar eden kimsenin günde yetmiş defa günahını tekrar etse bile, ‘günahında ısrar etmiş’ sayılmayacağı belirtilir.3Hz. Ali’nin bu konuya getirdiği açıklama daha ilginçtir:“Beraberinde kurtuluş reçetesi olduğu halde helâk olan kimsenin durumuna hayret ediyorum. O reçete de istiğfardır.”Zaten Gaffâr ve Tevvâb isimleri, ‘çok çok bağışlayan, tevbeleri çok çok kabul eden, her günah işleyişte istiğfar edeni affeden, her tevbe edişte tevbe edenin tevbesini kabul eden’ anlamına geliyor. Şayet Cenâb-ı Hak kulunu hayatı boyu sadece bir sefere mahsus olmak üzere affedecek olsaydı, ondan sonra insana günah işleme imkânı ve fırsatı vermemesi gerekirdi. Yani, Allah affetmek istemeseydi, bize af isteme duygusunu vermezdi.Diğer taraftan, Cenâb-ı Hakk’ın günahları bağışlaması O’nun fazlı, lütfu ve ikramıdır. Hadiste de ifade edildiği gibi, günahı sebebiyle cezalandırması ise adaletinin tecellisidir. Said Nursî’nin belirttiği üzere, “Cenâb-ı Hakk’ın günahkârları affetmesi fazldır, tâzib etmesi [azap ile cezalandırması] adldir.”Efendimizin(a.s.m.) dizi dibinde yetişen sahabe nesli bu ince noktayı çok iyi kavramıştı. Allah’ın yüce isimlerini mükemmel mânâda hem çok iyi anlamışlar, hem de hayatlarına yansıtmışlardı. Rivayet ettikleri hadislere bakınca, bu eğitimin seviyesini ve anlayışlarının kapasitesini farketmek hiç de zor değildir.Meselâ, kulun günahı ne kadar çok olursa olsun ve kul ne kadar af dilerse dilesin, hiçbir zaman isteğinin karşılıksız kalmayacağını, Hz. Enes haber veriyor.Enes radıy
u anh, “Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellemi şöyle buyururken dinledim” diyor.
“Allah’u Teâlâ [buyurdu ki]: Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden af umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.”4Peygamber Efendimiz de, bir hadisinde, kulun işlediği günahtan dolayı tevbe edip Rabbine dönmesini çöl ikliminde yaşayan, çöle çıkınca varı yoğu devesi olan bir insanın üzüntüsünü ve sevincini dile getirerek bize şöyle anlatır:“Öyle bir kimse ki, çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki, devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: ‘Artık ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.’ Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki, devesi yanıbaşında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mü’min kulunun tevbe ve istiğfarı ile, böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır.”5Anne çocuğunu ateşe atar mı?Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti, şefkati ve merhameti sonsuzdur. Bütün kullara yeter, bütün bir âleme kâfi gelir. Kendini tanıyan, fakat günahtan elini çekemeyen, nefsinin eline esir düşmüş kullarını kendi hâline bırakmaz. Bir başka deyişle, Cenâb-ı Hak kendisine yönelen kulunu çeşitli vesileler yaratarak onu rahmet iklimine çeker. Yani, Allah kulunu cezalandırmak için yaratmamış, bir fırsatını yakalayıp da onu Cehenneme atmak için dünyaya göndermemiş. İnsan nasıl kendi çocuğunu hatasından dolayı ateşe atmazsa, Yüce Allah da kendisini Rab olarak tanıyan kullarından sonsuz merhametini esirgemez, onları Cehenneme atmaz.Hazret-i Ömer Saadet Asrında şahit olduğu bir olayı anlatırken, bu hususta Efendimizin müjdesini bize de ulaştırıyor.Bir savaş sonrasıydı. Esirler arasında çocuğundan ayrı düşmüş bir kadın da vardı. Kadıncağız çocuğuna olan özlemini gidermek için gördüğü her çocuğu kucaklıyor, bağrına basıyor ve emziriyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem çevresindekilere:“Bu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağına ihtimal veriyor musunuz?” diye sordu.“Asla, atmaz” dediler.Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem, ”İşte Allah’u Teâlâ kullarına bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir” buyurdu.6Hadis-i şerifler Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz mağfiretini ve rahmetini anlatıyor. Aynı şekilde, şaşmaz bir prensip olarak âyet-i kerimeler, genel ölçüleri verdikten sonra önemli bir noktayı hatırlatıyor. O da, kulluk şuurunu zedelememek, kulun Rabbine olan saygı sınırını taşmamaktır. Tevbe, istiğfar ettikten sonra, nasıl olsa Allah affeder deyip suç işlemeyi sürdürmemeli ki, kulluk sırrı kaybolmasın. Kur’ân bu gerçeğe şöyle işaret eder:“Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O’na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah’tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.”7Günahla manevî yükselişKul işlediği günahtan dolayı Allah’a daha ciddi olarak sığındığı ve daha ihlaslı bir şekilde yöneldiği takdirde, manevî bir yükselişe de geçebilmektedir. Kur’ân bu gerçeği ‘günahların sevaba dönüştürülmesi’ şeklinde anlatmaktadır.“Ancak tevbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”8Cenâb-ı Hak, suç ve günahlarını itiraf eden, pişmanlık duyan kimselerin hem günahlarını bağışlıyor, hem de günahların yerini sevapla dolduruyor, böylece günah yerini sevaba bırakıyor, günah sevapla yer değiştiriyor. Bu sırdandır ki, bazı hadis âlimleri, “Birtakım günahlar vardır ki, mü’min için birçok ibadetten daha faydalıdır” derler.Herkes hata işleyebilir, hatta herkes mutlaka hata eder, günaha girer. Fakat günahkârların da hayırlısı vardır. Bu hayrı Efendimiz şöyle ifade eder:“Her insan hata işler; ama hata işleyenlerin en hayırlısı, çok tevbe edenlerdir.”9Hata işleyenlerin tevbeleri ile hayırlı bir insan olmalarının ötesinde, bir de Allah’ın sevdiği bir kul olma mertebesine yükselmeleri sözkonusudur. Kur’ân’ın gösterdiği bu müjde, İslâm’ın insana sunduğu en tatlı müjdelerden biridir:“Muhakkak ki, Allah çok çok tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.”10Peygamber Efendimiz, bu âyeti şöyle tefsir ederler:“Şüphesiz Allah, tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tevbe eden kulunu sever.”11Bu sevginin gerçek şuurunda olan Peygamberimiz, hiçbir günahı olmadığı, günahlara karşı korunduğu halde, günde yetmiş kere, bazı zamanlar yüz kere tevbe ve istiğfar ederdi. Çünkü, istiğfarın içinde ‘mahbubiyet’ mertebesi ve sevinci vardır.Ancak, bu müjdeyi yanlış bir tarafa çekerek, “Madem günahlar sevaba dönüşebiliyor, önce günah işleyip sonra da tevbe etsek olmaz mı?” gibi cerbezelerle meseleyi istismar etmemek de gerekir.Böyle bir yaklaşım, herşeyden önce, kulluk edebine aykırıdır. Bu durum, hâşa, Allah’ı imtihan etmek, dinî hükümleri ciddiye almamak sayılır ki, işin sırrını kavramamak olur. Böyle bir istismara karşı, birçok âyette af yetkisinin Allah’a ait olduğu, Allah’ın istediğini bağışlayacağı, istediğini azaba çarptıracağı bildirilerek, havf-reca muvazenesine, ümit-korku dengesine dikkat çekilir.Kaldı ki, “Nasıl olsa tevbe ederim” düşüncesiyle günaha dalan kimse tevbe etme fırsatı bulabilecek midir, buna ömrü yetecek midir, bir garantisi var mıdır? Veya en önemlisi, davranışları Allah’ın gazabını çektiği halde, Allah kendisine tevbeye dönüş fırsatı verecek midir? Bütün bunların da gözönünde tutulması gerekir.“Farzları yapan,kebireleri işlemeyen kurtulur”Bütün bunlarla birlikte, özellikle her gün yüzlerce günahın hücumuna maruz kalan mü’minin en mühim meselesi, günahtan kaçınmaya çalışması, günahlı ortamdan uzak durması, günah işlemeye açık olan kapılara yanaşmamasıdır. Bir bakıma, ‘def’i şer’ yapması, şerli işlerden uzak kalmasıdır. Bu husus bu zamanda çok büyük önem kazanmaktadır. Takva sırrına da ancak bu yolla erişilebilir. Çünkü bir haramı, bir büyük günahı terk etmek farzdır. Bir vacibi işlemek birçok sünnetten daha sevaplıdır. Takvanın esas alınmasıyla binlerce günahın hücumuna karşılık bir kerelik yüz çevirme ile, yüzlerce günah terk edilmiş, dolayısıyla yüzlerce farz ve vacip işlenmiş olur. Böylece, takva niyetiyle, günahtan kaçınmak maksadıyla çok sayıda salih amele yol açılır. Çünkü bu zamanda “Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur.”12Bu kurtuluşu, yani büyük günahlardan kaçınanların nimete, ikrama ve Cennet saadetine ereceklerini Kur’ân haber veriyor:“Eğer size yasaklanmış günahların büyüklerinden kaçınırsanız, geri kalan günahlarınızı örter ve sizi nimet ve ikramlarımızla dolu olan Cennete koyarız.”13Madem öyledir, “Hayatınızı imanla hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”141. Müslim, Tevbe 9.
2. Buhârî, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29.
3. Müsned, 5:130.
4. Tirmizî, Daavât 98.
5. Müslim, Tevbe 3.
6. Buhari, Edeb 19, Müslim, Tevbe 22.
7. Âl-i İmran sûresi, 3:135.
8. Furkan sûresi, 25:70.
9. Tirmizî, Kıyâme 49.
10. Bakara sûresi, 2:222.
11. Müsned, 1:80.
12. Risale-i Nur Külliyatı, 2:1632.
13. Nisa sûresi, 4:31.
14. Risale-i Nur Külliyatı, 1:5.23 Nisan 2011: 21:33 #789533Anonim
Hâris bin Süveyd diyor ki:Abdullah ibn Mes’ud -radıy
u anh- bize biri
Nebiyy-i Ekrem -sall
u aleyhi ve sellem-den, diğeri
de kendisinden olmak üzere iki hadîs tahdîs etti.Nebiyy-i Ekrem’den olan hadîs-i şerîfi şöyle rivâyetetti:“Mü’min günâhlarını bir dağ altında oturup da üzerinedağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibigörür. Fâcir ise günâhlarını burnunun üzerine konupuçmuş bir sinek gibi görür.”Râvi diyor ki, Ebû Şihâb eliyle burnunun üzerinigöstererek bu hadîs-i şerîfi rivayet etti.Sonra Abdullah ibn Mes’ud diyor ki:Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri kulunun tevbe-sinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazlasevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasındatehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğiniiçeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yerekoymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığındabineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcakbasmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allahdilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış.Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış,aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten vesusuzluktan tâkati kesilmiş, ümîdi tükenmiş, böyle birhalde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonrauyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucundabulur. “İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenâb-ıHakk -celle ve âlâ- Hazretleri de bir kulununtevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucundabulan adamdan ziyâde ferahlanır. Yani râzı olur. Tevbeedenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nâileyler, demektir.” (1)23 Nisan 2011: 21:39 #789534Anonim




23 Nisan 2011: 21:45 #789536Anonim
“Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse,
ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.”
(Ebû Davud, Vitr 26)İstiğfar… Bağışlanmayı dilemek… Yapılan yanlışlıkların hiç yapılmamış sayılmasını arzulamak… Bu dileğe dili ve bedeni şahit tutmak… Diliyle affolunmayı dilerken davranışlarla bu dilekteki samimiyeti göstermek…
İnsana kendi ruhundan üfleyerek onu şereflendiren
-u Teâlâ ile kulun ilişkisinde dengeyi sağlayan bir fonksiyonu vardır istiğfarın. İstiğfar kulluğun gereğidir; insanın mutlak saltanat sahibini tanıyıp kendi acziyet hududunu çizebilmesinin gereğidir. Kulun Rabbini unutmadığının nişanesidir.
Hatadan berî olmak insan için muhal. Hatasız yaşamayı dilemek, melek olmayı dilemek demektir. Oysa “Canım kudretiyle elinde tutan
’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeseydiniz,
sizi yok eder, sizin yerinize, günah işledikten sonra
’tan af dileyecek bir millet getirir ve onları affederdi.” (Müslim, Tevbe 11) buyurmuştur Hz. Peygamber.Efendimiz (SAV) Buradan anlaşılıyor ki İslam’a göre insandan beklenen şey, günaha hiç düşmemek değil, günahta ısrar ederek ona dadanmamaktır. Zira bu ısrar insanda potansiyel olarak mevcut olan iyiliğe meyli köreltir, kötülüğü normal görmeye zemin hazırlar ve kişiyi, kendini temize çıkarabilmek için dinin hükümlerini olduğundan farklı yorumlamaya sevk eder. Günahtan/ kötülükten uzak durmaya çalışmanın bile bizatihi hayır olduğunu (Buhari, Itk 2) kavramaktan uzaklaştırır. Böylelikle iyilik yapma fırsatları da birer birer kaçmaya başlar.İnsan hatasını düzeltebilme, hatalardan yola çıkarak öğrenebilme yeteneği ile yaratılmıştır. Hatayı düzeltebilmek için ise ilk önce bunu istemek, yapılan yanlıştan dolayı pişmanlık duymak gerekir. Bunun da temel şartı doğru ile yanlışın ne olduğu konusunda bilgi ve fikir sahibi olmak, bunların arasını ayırabilme feraset ve basiretini kazanmış olmaktır. Hatanın ne ve nerede olduğu, kimden kaynaklandığı konusunda sağlıklı bir bilgi ve düşünceye ulaşamamış insan ne için bağışlanma dileyecektir? İşte tam bu noktada peygamberlik müessesesinin fonksiyonu önümüze çıkar: İnsanın bütün davranış, fikir ve ahlakının büyük ölçüde kaynağı olan bakış açısı ve düşünce tarzını oluşturma ve yeniden yapılandırmada peygamberler son derece önemli rol üstlenmişlerdir. Kuran ve sünnet, insan davranışına, doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün ayrımında göreceli formattan uzak, ilâhî temele dayalı argümanlar sunmak suretiyle yön verir. “Bize göre” doğru olan ile “dine göre” doğru olan arasındaki ayrımı yapabilmek, olan bitenler ve olması gerekenlerdeki kişisel payımız hakkında farkındalık şuuru geliştirmek sorumlu müslüman olmanın gereğidir.
“Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki O birçoğunu da bağışlar.” (Şura 42/30)
ayeti bize şimdi ve şu anda, gelecekte yaşamak istemediğimiz dünyevî-uhrevî tüm musibetler için önemli bir mesaj vermektedir: Kendi davranışlarımızı kontrol ederek bugün için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek. Bu açıdan istiğfar, görünürdeki sebeplerin ötesinde bir yerde saklı duran kendi sorumluluklarımızı idrak etmemizi sağlayacak en önemli şuurlanma aracıdır aynı zamanda.
İstiğfar, insanı kibir, şımarıklık ve her nimeti kendinden bilme sarhoşluğundan korur. Önünde eğildikçe insanlığımızın yükseleceği bir kemal kapısı sunar bizlere. Bizi günaha karşı duyarlı ve donanımlı kılar. Bu duyarlılık ve donanım ise dikkati diri tutarak kişiyi günahtan uzaklaştırır. İnsanın Rabbi ile ilişkisinde yeni bir dönüm noktası oluşturur. Bütün varlığın sahibine kendisini emanet edebilmiş olmanın huzuru ile bütün sıkıntılarında O’na sığınarak arınabilmeyi öğretir.
’ın sevdikleri arasına girme fırsatı verir. Ancak kendisi için af dileyen insan affedilmenin ne demek olabileceğini kavrar ve insanlara karşı hoşgörü sahibi olur.
Bağışlanma dile(ye)memek ise kendini müstağni görmenin sonucu olabilir ancak. Kişinin önündeki en büyük engellerden biri de bu büyüklenmeci benlik algısıdır. Nefsin kendini temize çıkarmak için akıl almaz yöntemleri olduğunu da akıldan çıkarmamalı. Bizi kendimizle hesaplaşmaktan uzak tutacak hangi sebebin zihnimizin bize oynadığı oyun/bahane olduğuna dikkat etmeli. Burada mantıkî açıklamaların tuzağına da düşmemek gerekir. Çünkü her hata için geçerli bir neden bulabiliriz. Oysa unutmayalım ki İblis’i şeytanlaştıran şey de “hiçbir kimse” önünde eğilmeyen o mağruriyeti idi.“Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra
’tan kendini bağışlamasını dilerse,
’ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulacaktır.” -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.