Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
1. Bölüm - 21. FASIL: Mekke'nin (Allah Şerefini Arttırsın) Fethedilmesi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 247962" data-attributes="member: 27"><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong> </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong>Hz. Peygamber’in Mekke’ye Girişi</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> - Yine Hz. Abbas şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber bana şöyle dedi: </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><em> ‘Ebu Süfyan’ı derenin daraldığı noktada, dağın burnunda beklet ki, Allah’ın askerlerinin geçişini seyretsin’.</em></span> <span style="font-family: 'Verdana'"> Ben, onu vadinin dar yerine getirdim. ‘Ihm dağın burnunun ucundaydı. Onu kötü bir niyetle orada durdurduğumu zannetti ve korktu. Bana </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Haşimoğulları, bu bir hile midir, benim başıma bir şey mi getirmek istiyorsunuz?’ diye sordu. Ben de ona: </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Peygamber’in ehli hiç kimseye hile yapmaz. Fakat seninle biraz işim var’ dedim. Ebu Süfyan: </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘O halde niçin bunu daha önce söylemedin?’ deyince, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ben senin böyle korkuya kapılacağını bilmiyordum’ dedim. Bu sırada Hz. Peygamber de hazırlıkları tamamlamış ve hareket emrini vermişti. Kabileler sırayla geçmeye başlamışlardı. Önce Benî Süleym kabilesi, başlarında Halid b. Velid olduğu halde geçmeye başladı. Bunlar bin kişiydi. Üç tane bayraklârı vardı. Bayrağın birini Abbas b. Mirdas, birini Hufaf b. Nüdbe, diğerini ise Haccac b. İlad taşıyordu. Ebu Süfyan bunların kim olduğunu sordu. Ben de: </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bu Halid b. Velid’dir’ dedim. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ha şu genç mi?’ dedi. Ben, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “evet” dedim. Halid b. Velid hizamıza geldiğinde üç defa tekbir alarak geçti. Halid’i Zübeyir b. Avvam takip ediyordu. Arkasında Muhacirlerden ve halktan beşyüz kişi vardı. Elinde de siyah bir bayrak vardı. Ebu Süfyan’ın hizasına gelince üç defa tekbir getirdi. Ebu Süfyan, bu kimdir, dedi. Ben, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Bu Zübeyir b. Avvam’dır” dedim. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> senin yeğenin mi? dedi. Ben de </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “evet” dedim. Sonra Benî Gıfar kabilesinden üçyüz kişinin başında Ebu Zer Gıfarî elinde bayrakla geçmeye başladı. Bazı rivayetlere göre bayrağı taşıyan kişi İman b. Rahda’dır. Onlar da Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Ebu Süfyan </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Ya Ebu’l-Fadl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu. Ben, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Bunlar Gıfar kabilesidir” dedim. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Benim Gıfar’la bir işim yoktur!” dedi. Sonra Eslem kabilesi dörtyüz kişiyle geçmeye başladı. İkibayrakları vardı. Birini Bureyde b. Husayb, diğerini ise Naciye b. A’cem taşıyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Ebu Süfyan, yine sordu. Ben de </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Bu Eslem kabilesidir” dedim. Ebu Süfyan </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Benim Eslem kabilesiyle bir işim yoktur. Bizimle onlar arasında hiçbir anlaşmazlık olmamıştır. Bizden neyin intikamım alacaklar?” dedi. Ben de </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Onlar İslâm’a giren, müslüman bir kavimdir’ dedim. Sonra Benî Kâ’b b. Amr beşyüz kişilik bir kitle halinde, bayrakları Bişr b. Şeyba’nın elinde olduğu halde geçtiler. Ebu Süfyan yine bunların kim olduğunu sordu. Ben de </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Bunlar Kâ’b b. Amr kabilesidir’ dedim. Ebu Süfyan: </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Evet, bunlar Muhammed’in dostlarıdır. Onunla anlaşma yapanlardır’ dedi. Onlar da Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Sonra bin kişilik Muzeyne kabilesi üç bayrakları olduğu halde geçtiler İçlerinde yüz atlı vardı. Bayraklarını Numan b. Mukarrin, Bilal b. Hâris ve Abdullah b. Amr taşıyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde tekbir getirdiler. Ebu Süfyan bunların kim olduğunu sordu. Ben de </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Bunlar Müzeyne kabilesidir” dedim. Bunun üzerine Ebu Süfyan: </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Ebel Fadl! Müzeyne ile alışverişimiz yok. Neden karşımıza geçip silahlarını şakırdatıyorlar?’ dedi. Sonra Cüheyne kabilesi kumandanlarıyla beraber sekiz yüz kişiyle geçtiler. onların dört bayrakları vardı. Birini Ebu Zur’a Mabed b. Halid, birini Süveyd b. Sahr, birini Râfi b. Mukeys, ötekini ise Abdullah b. Bedr taşıyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde tekbir getirdiler. Sonra Leys, Damre ve Sa’d b. Bekr’in oğulları olan Kinane kabilesi iki yüz kişi olarak geçtiler. Onların bayrağı da Ebu Vakıd el-Leys’in elinde bulunuyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Ebu Süfyan yine bunların kim olduğunu sorunca, ben, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bunlar Benî Bekr oğullarıdır’ dedim. Ebu Süfyan </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘İşte bunların yüzünden Muhammed’le aramız bozuldu. Dikkat et, Allah’a yemin ederim ki onların bu hususta yaptıklarını bilmiyordum. Benimle istişare de etmediler. Bunu duyduğum zamanda hoşuma gitmedi. Fakat olan olmuş, herşey birbirine karışmıştı.</span><span style="font-family: 'Verdana'">[1]</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> Ben, Ebu Süfyan’a hitaben ‘Hz. Muhammed’in size açmış olduğu savaşta sizin için bir hayr vardır. Çünkü böylece hepiniz müslüman oldunuz’ dedim.</span><span style="font-family: 'Verdana'">[2]</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> - Benî Leys kabilesi ikiyüzelli kişi oldukları halde, bayrakları Sa’d bin Cüsame’nin elinde geçtiler. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Ebu Süfyan </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bunlar kimdir?’ dedi. Abbas da, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bunlar Benî Leys kabilesidir’ dedi. Sonra Eş’câ kabilesi geçti. Bunlar en son geçenlerdi. Üçyüz kişi idiler. Beraberlerinde Ma’kil b. Sinan ile Nuaym b. Mes’ud’un taşıdığı iki bayrak vardı. Ebu Süfyan </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bunlar Arapların içinde peygambere en çok düşman olanlardı’ dedi. Hz. Abbas cevab olarak </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Allah İslâm’ı onların kalbine soktu. Bu da Allah’ın fazlıdır’ dedi ve Ebu Süfyan süküt etti. Sonra Ebu Süfyan sordu, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Hz. Muhammed geçmedi mi?’ Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Daha geçmedi’ dedi. </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Eğer Hz. Muhammed’in içinde bulunduğu askeri birliği görsen silah, at ve askerlerden başka bir şey göremezsin. Onlarla savaşmaya hiç kimsenin takati yoktur’ dedi. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Ebel Fadl, andolsun, ben zannediyorum ki bunlarla hiç kimse başa çıkamaz’ dedi. Rasûlullah’ın içinde bulunduğu yeşil grup göründüğünde atların ayaklarından kalkan tozlar kara bulutlar oluşturuyordu. İnsanlar geçtikçe geçiyorlardı. Ebu Süfyan da </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Muhammed daha geçmedi mi?” diye soruyordu. Hz. Abbas daha geçmediğini söylüyordu. Ta ki Hz. Peygamber, Kasva isimli devesine binmiş olduğu halde, Ebubekir’le Üseyd b. Hudayr’ın arasında, onlarla konuşarak, geçmeye başladı. Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘İşte bu, Allah’ın Rasûlü’dür. Onun kafilesi Muhacir ve Ensar’dan oluşuyor. Gördüğün gibi hepsi zırhlara bürünmüş, gözlerinden başka bir yerleri görünmüyor ve her askerde bir bayrak bulunuyor’ dedi. Hz. Ömer’in bu kitle içerisinde sesi duyuluyordu. Komut veriyordu. Sırtında zırh vardı ve yüksek sesle emirler veriyordu. Askerleri tertibe sokuyor, savaş safları haline getiriyordu. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Ebel Fadl! Bu konuşan kimdir?’ diye sordu. Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bu, Ömer b. Hattab’dır’ dedi. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Desene, Benî Adiy kabilesi azlık ve zilletten kurtuluşa öne geçti’ dedi. Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Eba Süfyan! Cenab-ı Hak dilediğini dilediği şekilde yükseltir. Bunlar da Cenab-ı Hakk’ın İslâm’la yükselttiği kahramanlardan birisidir’ dedi. Ravi diyor ki; bu askeri birlikte ikibin zırhlı vardı. Hz. Peygamber bayrağını Sa’d b. Ubade’ye vermişti, askeri birliğin önünde gidiyordu. Sa’d, Hz. Peygamber’in sancağıyla beraber bizim önümüzden geçerken, ‘Ey Eba Süfyan! Bugün savaş günüdür. Bugün artık haram olan şeyler helâl kılınacaktır. Bugün Allah Kureyş’i zelil edecektir’ dedi. Hz. Peygamber de ilerleyip geliyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiğinde Ebu Süfyan, ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Sen kavminin öldürülmesini mi emrettin? Sa’d ve onunla beraber olanlar bizim yanımızdan geçerken, “bugün savaş günüdür, bugün haramlar helâl kılınacaktır, bugün Kureyşliler zelil edilecektir” dediler. Allah için kavmine acı, çünkü sen insanların en hayırlısı ve akrabalık bağlarını en çok gözeten kimsesin’ dedi. Abdurrahman b. Avf ve Osman b. Affan da, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Sa’d’ın Kureyş’e saldırmayacağından emin değiliz’ dediler. Hz. Peygamber bunun üzerine, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><em> ‘Ey Eba Süfyan! Bugün merhamet günüdür. Bugün Allah Kureyş’i aziz kılacaktır’</em></span> <span style="font-family: 'Verdana'"> dedi ve hemen Sa’d b. Ubade’yi kumandanlıktan azletti. Bayrağı oğlu Kays’ın eline vermesini emretti. Hz. Peygamber, bayrak Sa’d’ın oğluna verildiğinde, Sa’d’dan alınmış sayılmaz kanaatindeydi. Sa’d </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Ancak Hz. Peygamber’den işaret gelirse bayrağı veririm” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sarığını ona gönderdi. O da sarığı tanıdı ve bayrağı oğlu Kays’a verdi.</span><span style="font-family: 'Verdana'">[3]</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> - Biz Hz. Peygamber ile beraberdik. Ebu Süfyan’ın Erak’da olduğunu söyledi. Biz Erak vadisine girdik ve onu yakaladık. Müslümanlar onun etrafını çevirdiler. Onu Hz. Peygamber’in yanına getirdik. Hz. Peygamber, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Eba Süfyan! Azab olasıca, getirdiğim din, hem dünya hem de âhiret mutluluğunu sağlayan bir dindir. Müslüman olun ki kurtulasınız’ dedi. Abbas Ebu Süfyan’ın dostuydu. Hz. Peygamber’e </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Ebu Süfyan gösterişi seven bir kişidir’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber Mekke’ye bir adam göndererek, <em> ‘Evine girip kapısını kapatan emniyettedir. Ebu Süfyan’ın evine giren emniyettedir’</em> diye ilan ettirdi. Abbas’ı da Ebu Süfyan’la beraber gönderdi. Vadinin geçiş noktasında oturdular. Benî Süleym kabilesi geçerken, Ebu Süfyan bunların kim olduğunu sordu. Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Benî Süleym’dir’ dedi. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Benim Benî Süleym ile alıp vereceğim birşey yoktur’ dedi. Sonra Hz. Ali muhacirlerle beraber geldi. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Abbas! Bu kimdir?’ diye sordu. Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bu, Ali b. Ebî Talib’tir ve muhacirlerle beraberdir’ dedi. Sonra Hz. Peygamber ensarla beraber geçti. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Abbas! Bunlar kimlerdir?’ diye sordu. Abbas da, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘İşte bunlar kızıl ölümdür. Bunlar Hz. Peygamber ve Ensar’dır’ dedi. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ben Kisrâ’nın saltanatını gördüm. Kayser’in saltanatını da gördüm. Ancak kardeşinin oğlunun hükümdarlığı gibisini görmedim’ dedi. Abbas da, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bu hükümdarlık değil, peygamberliktir’ dedi.</span><span style="font-family: 'Verdana'">[4]</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> - Sonra Hz. Peygamber muhacir ve ensardan oluşan oniki bin kişiyle Ebu Süfyan ile Hz. Abbas’ın önünden geçtiler. Eslem, Dufer, Cüheyne, Ben-i Süleym’in hepsi onunla beraberdiler. Bunlar atlarını sürüp Merrü’z-Zehran denilen yerde konakladılar. Kureyş, onlar bu noktaya gelinceye kadar onlardan haberdar olmadı. Kureyşliler Hakim b. Hizan’ı ve Ebu Süfyan’ı Rasûlullah’a gönderdiler, ya barış anlaşmasını tazelemek veya savaş ilân etmek istiyorlardı. Ebu Süfyan b. Harb ile Hakim b. Hizam yola koyuldular. Yolda Budeyl b. Verka’ya rastladılar. O da onlarla beraber Peygamber’e gitti. Erak vadisine geldiklerinde yatsı vaktiydi. Çadırları ve orduyu gördüler, atların kişnemesini işittiler ve bundan ürktüler. Dediler ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> “Bunlar Benî Kâ’b’tır, savaş onları bir araya getirmiştir”. Budeyl ise, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bunlar Benî Kâ’b’dan daha kalabalıktırlar. Benî Kâ’b bu kadar yoktur. Yoksa Hevazin kabilesi bizim topraklarımızı mı istila etti. Andolsun biz bunu bilmiyoruz. Bunlar hacı kafilesine benziyor’ dedi. Hz. Peygamber casusları yakalamak için öncü süvariler göndermişti. Bunlar casusları yakalıyorlardı. Ayrıca Huzâa’ kabilesi de yollarının üzerindeydi. Yolcuları ileriye bırakmıyorlardı. Ebu Süfyan ve arkadaşı müslüman askerlerin arasına girdiklerinde, atlılar onları yakaladılar ve onları karargâha getirdiler. Hz. Ömer, Ebu Süfyan’ın yanına vardı ve onun boynuna vurdu. Fakat diğerleri onu Hz. Peygamber’e götürmek için Ömer’in elinden aldılar. Ebu Süfyan bu kargaşada öldürülmekten korkuyordu. Abbas b. Abdulmuttalib cahiliye döneminde onun dostuydu. Ebu Süfyan yüksek sesle, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Neden Abbas’ı benim hakkımda hakem yapmıyorsunuz?’ dedi. Abbas böylece onun sesini işitti. Yanına geldi. Onu müdafaa etti. Hz. Peygamber’den onu çadırına götürme izni aldı ve onu halkın arasından çıkararak yerine götürdü. Askerin hepsi onu gördüler. Denir ki, Hz. Ömer, Ebu Süfyan’ın boynuna vururken ona </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Hz. Peygamber’in yanına varmadan seni öldüreceğim’ demiş ve bunun üzerine Ebu Süfyan feryad ederek Abbas’ı yardıma çağırmış ve Abbas da onu, halkın elinden kurtarmış, bunun üzerine Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ben ömrümde bu kadar kalabalık ve büyüklerine itaat eden insanlar görmedim’ demişti. Hz. Abbas da ona, ‘Eğer şehadet getirip müslüman olmazsan öldürüleceksin?’ dedi. O, Hz. Abbas’ın kendisine emrettiğini bir türlü söyleyemedi. Fakat Abbas yine onu sabaha kadar muhafaza etti. Hakim b. Hizam ve Budeyl b. Verka, ikisi de Rasûlullah’ın huzuruna vardılar ve müslüman oldular. Hz. Peygamber onlardan Mekke ehlinin haberlerini aldı. Halk sabah namazına çağrıldığında herkes dışarı çıkarak namaza katıldı. Ebu Süfyan dehşete kapıldı ve dedi ki, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Abbas, bunlar ne yapmak istiyorlar?’ Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Müslümanlar Hz. Peygamber’in çıkmasını bekliyorlar’ dedi. Ebu Süfyan’ı alarak beraber çıktılar. Ebu Süfyan toplanan kalabalığı görünce </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Abbas! Muhammed bunlara ne dese onu yaparlar mı?’ diye sordu. Abbas </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Eğer onları yemekten ve içmekten menetse dahi ona itaat ederler’ dedi. Ebu Süfyan,</span></p><p> <span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Abbas! Kavmim hakkında Muhammed’le konuş. Belki onları affeder’ dedi. Hz. Abbas, Ebu Süfyan’ı Peygamber’in huzuruna götürdü. Ve dedi ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bu, Ebu Süfyan’dır’. Ebu Süfyan da, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Ben ilahlarımızdan yardım istedim. Sen de ilahından yardım istedin. Andolsun, bakıyorum sen bana galib geldin. Eğer benim ilahlarım hak, seninki batıl olsaydı ben sana galib gelirdim’ dedi. Bunun üzerine şehadet kelimesini getirdi. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bana izin verirsen gidip kavmini uyarır ve onları Allah ve Rasûlü’nün yoluna davet ederim’ dedi. Böylece Hz. Peygamber ona izin verdi. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ya Rasûlallah! Onlara ne diyeyim?’ Hz. Peygamber </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Onlara de ki: <em>‘Kim Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun kulu ve Rasûlü’dür, derse o emniyettedir. Kim Kâbe’nin yanında oturup silahını bırakırsa o emniyettedir: Kim evine girip kapısını kapatırsa o emniyettedir’</em> buyurdu. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Ebu Süfyan bizim amcamızın oğludur ve benimle beraber Mekke’ye dönmek istiyor. Ona da bir özellik verirsen ne güzel olur!’ dedi. Hz. Peygamber </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Kim ki Ebu Süfyan’ın evine girerse emniyettedir’ buyurdu. Böylece Ebu Süfyan hadisatı hiç durmadan Hz. Abbas’tan soruyordu. Ebu Süfyan’ın evi Mekke’nin yukarısında, en yüksek noktasında olduğu için, ‘Kim ki Hakim b. Hizam’ın evine girerse, elini savaştan çekerse o emniyettedir’ diyordu. Hakim’in evi de Mekke’nin en alt kısmındaydı. Böylece Hz. Peygamber, Abbas’ı, Dıhyetü’l-Kelbî tarafından kendisine hediye edilen beyaz katırına bindirdi. Abbas da Ebu Süfyan’ı terkisine alarak gitti. Abbas yola çıktıktan sonra Hz. Peygamber, Abbas’ın arkasından birisini göndererek onu kendisine getirmesini emretti. Elçi, Hz. Abbas’a yetişti. Ancak geri çağrılması Hz. Abbas’ın hoşuna gitmedi. Acaba Allah’ın Rasûlü Ebu Süfyan’ın insanlar azdır diye, İslâm olduktan sonra dönüş yapmasından, kâfir olmasından mı korkuyor, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, bâri onu yolda bekletsin diye Abbas’a haber gönderdi. Abbas da onu yolda bekletti. Ebu Süfyan, Abbas’a </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Benî Hâşim! Hile mi yapıyorsunuz?’ deyince Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Biz hile yapmayız. Fakat bizim seninle bazı işlerimiz vardır’ ded. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Onlar nedir? Söyle de yerine getireyim’ dedi. Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Halid b. Velid’le Zübeyr b. Avvam geldiklerinde anlarsın’ dedi ve Merrü’z-Zehran’ın altındaki Erak vadisinin en dar boğazında durdular. Sonra Hz. Peygamber Ebu Süfyan’a göstermek üzere atlıları peşpeşe sevketti. Hz. Peygamber atlıları iki kısma ayırmıştı. Önce Zübeyir’i gönderdi, onun arkasından Eslem, Gıfar ve Kudâa kabilelerinden müteşekkil bir ordu vardı. Ebu Süfyan, ‘Bu Hz. Peygamber midir?’ diye sordu. Hz. Abbas, ‘Hayır, bu Halid b. Velid’dir’ dedi. Ondan sonra Hz. Peygamber Sa’d b. Ubade’yi ensar kıtasıyla gönderdi. Sa’d b. Ubade geçerken, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bugün savaş günüdür, şeref ve haysiyetlerin ayaklar altına alınacağı gündür’ diyordu. Sonra Hz. Peygamber muhacir ve ensardan oluşan imam kıtasıyla beraber hareket etti. Ebu Süfyan hiç tanımadığı yüzleri görünce, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Acaba ordunun sayısını mı artırmak istedin, yoksa onları bize tercih mi ettin?’ dedi. Hz. Peygamber, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bu işi senin kavmin yaptı. Siz beni yalanladığınız zaman bunlar beni tasdik ettiler. Siz beni memleketimden hicrete mecbur ettiğiniz zaman, yardımcım oldular’ dedi. O sırada Akra b. Hâris, Abbas b. Mirdas, Uyeyne b. Hasn b. Bedr el-Fezarî de Hz. Peygamber ile beraberdiler. Ebu Süfyan onları peygamberin etrafında görünce Hz. Abbas’tan bunların kimler olduğunu sordu. Hz. Abbas, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Bu peygamber gurubudur. Kızıl ölüm bunlarla beraberdir. Bunlar muhacir ve ensarlardır’ dedi. Ebu Süfyan, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Abbas! Git! Ben bugün gördüğüm bir orduyu, böyle bir cemâatı hiç görmedim’ dedi.</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'">En önde giden Zübeyir Hacun denilen yerde durdu. Halid b. Velid ise hiç durmadan yoluna devam etti. Onu Benî Bekir’den bazı serseriler karşıladı, ona karşı koymak istediler. Fakat Halid b. Velid onları Allah’ın izniyle Hazure denilen yerde öldürdü. Bir kısmı ise kaçarak evlere ve dağlara sığındılar. Müslümanlar da onları takip etmeye başladılar. İşte bu sırada Hz. Peygamber son kafileyle beraber Mekke’ye girdi ve bir münadi, ‘Kim evine girip kapısını kapatırsa, savaştan vazgeçerse emniyettedir’ diye seslendi. Ebu Süfyan da Mekke’de, ‘Müslüman olunuz ki, kurtulasınız’ diye bağırıyordu. Bu sırada karısı Hind b. Utbe gelip Ebu Süfyan’ın sakalından tutarak, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Ey Benî Galib ailesi! Bu ahmak adamı öldürünüz!’ Ebu Süfyan, Hind’e, </span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"> ‘Sakalımı bırak, Allah’a and içerim ki eğer sen müslüman olmazsan senin boynun vurulacaktır. Azab olasıca! O hak bir din getirdi. Sen artık odana git ve dilini tut’ dedi.</span> <span style="font-family: 'Verdana'">[5]</span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: red">_______________________________</span><span style="color: darkgreen"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen"></span></span> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen">[1] Hudeybiye barışından sonra, Huzaa kabilesi Hz. Peygamber’le, Beni Bekr kabilesi ise Kureyş’le anlaşma yapmıştı. Sonra Beni Bekr ve Kureyş Huzaa kabilesine saldırdılar. Böylece Hz. Peygamber’le olan anlaşmalarını bozdular. Bu da Hicret’in sekizinci senesinde Mekke’nin fethine sebep oldu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen"></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen">[2] Beyhaki (uzun bir şekilde); Bidaye, IV/291; İbn Asakir; Tabarani; Kenzü’l-Ummal, V/295</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen"></span></span> <span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen">[3] Vakıdı (Abdullah b. Amr ve Ebu Amr b. Hammas’dan)</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen"></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen">[4] Tabarani (Ebu Leyla’dan); Heysemi, VI/174 (Bu hadiste Harb b. Hasan el-Bahan vardır. Bu kişi zayıftır. Fakat bazı muhaddisler onu sika kabul etmişlerdir.) </span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen"></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen">[5] Tabarani (Urve’den mürsel olarak; Heysemi, VI/173; el-Feth, VIII/4; Beyhaki, IX/119 (Ayrıca Buhari’de Urve’den kısa olarak rivayet etmiştir.)</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: darkgreen"> Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/151-158.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 247962, member: 27"] [FONT=Verdana][B] Hz. Peygamber’in Mekke’ye Girişi[/B] - Yine Hz. Abbas şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber bana şöyle dedi: [I] ‘Ebu Süfyan’ı derenin daraldığı noktada, dağın burnunda beklet ki, Allah’ın askerlerinin geçişini seyretsin’.[/I][/FONT] [FONT=Verdana] Ben, onu vadinin dar yerine getirdim. ‘Ihm dağın burnunun ucundaydı. Onu kötü bir niyetle orada durdurduğumu zannetti ve korktu. Bana ‘Ey Haşimoğulları, bu bir hile midir, benim başıma bir şey mi getirmek istiyorsunuz?’ diye sordu. Ben de ona: ‘Peygamber’in ehli hiç kimseye hile yapmaz. Fakat seninle biraz işim var’ dedim. Ebu Süfyan: ‘O halde niçin bunu daha önce söylemedin?’ deyince, ‘Ben senin böyle korkuya kapılacağını bilmiyordum’ dedim. Bu sırada Hz. Peygamber de hazırlıkları tamamlamış ve hareket emrini vermişti. Kabileler sırayla geçmeye başlamışlardı. Önce Benî Süleym kabilesi, başlarında Halid b. Velid olduğu halde geçmeye başladı. Bunlar bin kişiydi. Üç tane bayraklârı vardı. Bayrağın birini Abbas b. Mirdas, birini Hufaf b. Nüdbe, diğerini ise Haccac b. İlad taşıyordu. Ebu Süfyan bunların kim olduğunu sordu. Ben de: ‘Bu Halid b. Velid’dir’ dedim. Ebu Süfyan, ‘Ha şu genç mi?’ dedi. Ben, “evet” dedim. Halid b. Velid hizamıza geldiğinde üç defa tekbir alarak geçti. Halid’i Zübeyir b. Avvam takip ediyordu. Arkasında Muhacirlerden ve halktan beşyüz kişi vardı. Elinde de siyah bir bayrak vardı. Ebu Süfyan’ın hizasına gelince üç defa tekbir getirdi. Ebu Süfyan, bu kimdir, dedi. Ben, “Bu Zübeyir b. Avvam’dır” dedim. Ebu Süfyan, senin yeğenin mi? dedi. Ben de “evet” dedim. Sonra Benî Gıfar kabilesinden üçyüz kişinin başında Ebu Zer Gıfarî elinde bayrakla geçmeye başladı. Bazı rivayetlere göre bayrağı taşıyan kişi İman b. Rahda’dır. Onlar da Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Ebu Süfyan “Ya Ebu’l-Fadl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu. Ben, “Bunlar Gıfar kabilesidir” dedim. Ebu Süfyan, “Benim Gıfar’la bir işim yoktur!” dedi. Sonra Eslem kabilesi dörtyüz kişiyle geçmeye başladı. İkibayrakları vardı. Birini Bureyde b. Husayb, diğerini ise Naciye b. A’cem taşıyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Ebu Süfyan, yine sordu. Ben de “Bu Eslem kabilesidir” dedim. Ebu Süfyan “Benim Eslem kabilesiyle bir işim yoktur. Bizimle onlar arasında hiçbir anlaşmazlık olmamıştır. Bizden neyin intikamım alacaklar?” dedi. Ben de “Onlar İslâm’a giren, müslüman bir kavimdir’ dedim. Sonra Benî Kâ’b b. Amr beşyüz kişilik bir kitle halinde, bayrakları Bişr b. Şeyba’nın elinde olduğu halde geçtiler. Ebu Süfyan yine bunların kim olduğunu sordu. Ben de “Bunlar Kâ’b b. Amr kabilesidir’ dedim. Ebu Süfyan: ‘Evet, bunlar Muhammed’in dostlarıdır. Onunla anlaşma yapanlardır’ dedi. Onlar da Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Sonra bin kişilik Muzeyne kabilesi üç bayrakları olduğu halde geçtiler İçlerinde yüz atlı vardı. Bayraklarını Numan b. Mukarrin, Bilal b. Hâris ve Abdullah b. Amr taşıyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde tekbir getirdiler. Ebu Süfyan bunların kim olduğunu sordu. Ben de “Bunlar Müzeyne kabilesidir” dedim. Bunun üzerine Ebu Süfyan: ‘Ey Ebel Fadl! Müzeyne ile alışverişimiz yok. Neden karşımıza geçip silahlarını şakırdatıyorlar?’ dedi. Sonra Cüheyne kabilesi kumandanlarıyla beraber sekiz yüz kişiyle geçtiler. onların dört bayrakları vardı. Birini Ebu Zur’a Mabed b. Halid, birini Süveyd b. Sahr, birini Râfi b. Mukeys, ötekini ise Abdullah b. Bedr taşıyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde tekbir getirdiler. Sonra Leys, Damre ve Sa’d b. Bekr’in oğulları olan Kinane kabilesi iki yüz kişi olarak geçtiler. Onların bayrağı da Ebu Vakıd el-Leys’in elinde bulunuyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Ebu Süfyan yine bunların kim olduğunu sorunca, ben, ‘Bunlar Benî Bekr oğullarıdır’ dedim. Ebu Süfyan ‘İşte bunların yüzünden Muhammed’le aramız bozuldu. Dikkat et, Allah’a yemin ederim ki onların bu hususta yaptıklarını bilmiyordum. Benimle istişare de etmediler. Bunu duyduğum zamanda hoşuma gitmedi. Fakat olan olmuş, herşey birbirine karışmıştı.[/FONT][FONT=Verdana][1] Ben, Ebu Süfyan’a hitaben ‘Hz. Muhammed’in size açmış olduğu savaşta sizin için bir hayr vardır. Çünkü böylece hepiniz müslüman oldunuz’ dedim.[/FONT][FONT=Verdana][2] - Benî Leys kabilesi ikiyüzelli kişi oldukları halde, bayrakları Sa’d bin Cüsame’nin elinde geçtiler. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiklerinde üç defa tekbir getirdiler. Ebu Süfyan ‘Bunlar kimdir?’ dedi. Abbas da, ‘Bunlar Benî Leys kabilesidir’ dedi. Sonra Eş’câ kabilesi geçti. Bunlar en son geçenlerdi. Üçyüz kişi idiler. Beraberlerinde Ma’kil b. Sinan ile Nuaym b. Mes’ud’un taşıdığı iki bayrak vardı. Ebu Süfyan ‘Bunlar Arapların içinde peygambere en çok düşman olanlardı’ dedi. Hz. Abbas cevab olarak ‘Allah İslâm’ı onların kalbine soktu. Bu da Allah’ın fazlıdır’ dedi ve Ebu Süfyan süküt etti. Sonra Ebu Süfyan sordu, ‘Hz. Muhammed geçmedi mi?’ Hz. Abbas, ‘Daha geçmedi’ dedi. ‘Eğer Hz. Muhammed’in içinde bulunduğu askeri birliği görsen silah, at ve askerlerden başka bir şey göremezsin. Onlarla savaşmaya hiç kimsenin takati yoktur’ dedi. Ebu Süfyan, ‘Ey Ebel Fadl, andolsun, ben zannediyorum ki bunlarla hiç kimse başa çıkamaz’ dedi. Rasûlullah’ın içinde bulunduğu yeşil grup göründüğünde atların ayaklarından kalkan tozlar kara bulutlar oluşturuyordu. İnsanlar geçtikçe geçiyorlardı. Ebu Süfyan da “Muhammed daha geçmedi mi?” diye soruyordu. Hz. Abbas daha geçmediğini söylüyordu. Ta ki Hz. Peygamber, Kasva isimli devesine binmiş olduğu halde, Ebubekir’le Üseyd b. Hudayr’ın arasında, onlarla konuşarak, geçmeye başladı. Hz. Abbas, ‘İşte bu, Allah’ın Rasûlü’dür. Onun kafilesi Muhacir ve Ensar’dan oluşuyor. Gördüğün gibi hepsi zırhlara bürünmüş, gözlerinden başka bir yerleri görünmüyor ve her askerde bir bayrak bulunuyor’ dedi. Hz. Ömer’in bu kitle içerisinde sesi duyuluyordu. Komut veriyordu. Sırtında zırh vardı ve yüksek sesle emirler veriyordu. Askerleri tertibe sokuyor, savaş safları haline getiriyordu. Ebu Süfyan, ‘Ey Ebel Fadl! Bu konuşan kimdir?’ diye sordu. Hz. Abbas, ‘Bu, Ömer b. Hattab’dır’ dedi. Ebu Süfyan, ‘Desene, Benî Adiy kabilesi azlık ve zilletten kurtuluşa öne geçti’ dedi. Hz. Abbas, ‘Ey Eba Süfyan! Cenab-ı Hak dilediğini dilediği şekilde yükseltir. Bunlar da Cenab-ı Hakk’ın İslâm’la yükselttiği kahramanlardan birisidir’ dedi. Ravi diyor ki; bu askeri birlikte ikibin zırhlı vardı. Hz. Peygamber bayrağını Sa’d b. Ubade’ye vermişti, askeri birliğin önünde gidiyordu. Sa’d, Hz. Peygamber’in sancağıyla beraber bizim önümüzden geçerken, ‘Ey Eba Süfyan! Bugün savaş günüdür. Bugün artık haram olan şeyler helâl kılınacaktır. Bugün Allah Kureyş’i zelil edecektir’ dedi. Hz. Peygamber de ilerleyip geliyordu. Ebu Süfyan’ın hizasına geldiğinde Ebu Süfyan, ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Sen kavminin öldürülmesini mi emrettin? Sa’d ve onunla beraber olanlar bizim yanımızdan geçerken, “bugün savaş günüdür, bugün haramlar helâl kılınacaktır, bugün Kureyşliler zelil edilecektir” dediler. Allah için kavmine acı, çünkü sen insanların en hayırlısı ve akrabalık bağlarını en çok gözeten kimsesin’ dedi. Abdurrahman b. Avf ve Osman b. Affan da, ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Sa’d’ın Kureyş’e saldırmayacağından emin değiliz’ dediler. Hz. Peygamber bunun üzerine, [I] ‘Ey Eba Süfyan! Bugün merhamet günüdür. Bugün Allah Kureyş’i aziz kılacaktır’[/I][/FONT] [FONT=Verdana] dedi ve hemen Sa’d b. Ubade’yi kumandanlıktan azletti. Bayrağı oğlu Kays’ın eline vermesini emretti. Hz. Peygamber, bayrak Sa’d’ın oğluna verildiğinde, Sa’d’dan alınmış sayılmaz kanaatindeydi. Sa’d “Ancak Hz. Peygamber’den işaret gelirse bayrağı veririm” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sarığını ona gönderdi. O da sarığı tanıdı ve bayrağı oğlu Kays’a verdi.[/FONT][FONT=Verdana][3] - Biz Hz. Peygamber ile beraberdik. Ebu Süfyan’ın Erak’da olduğunu söyledi. Biz Erak vadisine girdik ve onu yakaladık. Müslümanlar onun etrafını çevirdiler. Onu Hz. Peygamber’in yanına getirdik. Hz. Peygamber, ‘Ey Eba Süfyan! Azab olasıca, getirdiğim din, hem dünya hem de âhiret mutluluğunu sağlayan bir dindir. Müslüman olun ki kurtulasınız’ dedi. Abbas Ebu Süfyan’ın dostuydu. Hz. Peygamber’e ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Ebu Süfyan gösterişi seven bir kişidir’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber Mekke’ye bir adam göndererek, [I] ‘Evine girip kapısını kapatan emniyettedir. Ebu Süfyan’ın evine giren emniyettedir’[/I] diye ilan ettirdi. Abbas’ı da Ebu Süfyan’la beraber gönderdi. Vadinin geçiş noktasında oturdular. Benî Süleym kabilesi geçerken, Ebu Süfyan bunların kim olduğunu sordu. Hz. Abbas, ‘Benî Süleym’dir’ dedi. Ebu Süfyan, ‘Benim Benî Süleym ile alıp vereceğim birşey yoktur’ dedi. Sonra Hz. Ali muhacirlerle beraber geldi. Ebu Süfyan, ‘Ey Abbas! Bu kimdir?’ diye sordu. Hz. Abbas, ‘Bu, Ali b. Ebî Talib’tir ve muhacirlerle beraberdir’ dedi. Sonra Hz. Peygamber ensarla beraber geçti. Ebu Süfyan, ‘Ey Abbas! Bunlar kimlerdir?’ diye sordu. Abbas da, ‘İşte bunlar kızıl ölümdür. Bunlar Hz. Peygamber ve Ensar’dır’ dedi. Ebu Süfyan, ‘Ben Kisrâ’nın saltanatını gördüm. Kayser’in saltanatını da gördüm. Ancak kardeşinin oğlunun hükümdarlığı gibisini görmedim’ dedi. Abbas da, ‘Bu hükümdarlık değil, peygamberliktir’ dedi.[/FONT][FONT=Verdana][4] - Sonra Hz. Peygamber muhacir ve ensardan oluşan oniki bin kişiyle Ebu Süfyan ile Hz. Abbas’ın önünden geçtiler. Eslem, Dufer, Cüheyne, Ben-i Süleym’in hepsi onunla beraberdiler. Bunlar atlarını sürüp Merrü’z-Zehran denilen yerde konakladılar. Kureyş, onlar bu noktaya gelinceye kadar onlardan haberdar olmadı. Kureyşliler Hakim b. Hizan’ı ve Ebu Süfyan’ı Rasûlullah’a gönderdiler, ya barış anlaşmasını tazelemek veya savaş ilân etmek istiyorlardı. Ebu Süfyan b. Harb ile Hakim b. Hizam yola koyuldular. Yolda Budeyl b. Verka’ya rastladılar. O da onlarla beraber Peygamber’e gitti. Erak vadisine geldiklerinde yatsı vaktiydi. Çadırları ve orduyu gördüler, atların kişnemesini işittiler ve bundan ürktüler. Dediler ki: “Bunlar Benî Kâ’b’tır, savaş onları bir araya getirmiştir”. Budeyl ise, ‘Bunlar Benî Kâ’b’dan daha kalabalıktırlar. Benî Kâ’b bu kadar yoktur. Yoksa Hevazin kabilesi bizim topraklarımızı mı istila etti. Andolsun biz bunu bilmiyoruz. Bunlar hacı kafilesine benziyor’ dedi. Hz. Peygamber casusları yakalamak için öncü süvariler göndermişti. Bunlar casusları yakalıyorlardı. Ayrıca Huzâa’ kabilesi de yollarının üzerindeydi. Yolcuları ileriye bırakmıyorlardı. Ebu Süfyan ve arkadaşı müslüman askerlerin arasına girdiklerinde, atlılar onları yakaladılar ve onları karargâha getirdiler. Hz. Ömer, Ebu Süfyan’ın yanına vardı ve onun boynuna vurdu. Fakat diğerleri onu Hz. Peygamber’e götürmek için Ömer’in elinden aldılar. Ebu Süfyan bu kargaşada öldürülmekten korkuyordu. Abbas b. Abdulmuttalib cahiliye döneminde onun dostuydu. Ebu Süfyan yüksek sesle, ‘Neden Abbas’ı benim hakkımda hakem yapmıyorsunuz?’ dedi. Abbas böylece onun sesini işitti. Yanına geldi. Onu müdafaa etti. Hz. Peygamber’den onu çadırına götürme izni aldı ve onu halkın arasından çıkararak yerine götürdü. Askerin hepsi onu gördüler. Denir ki, Hz. Ömer, Ebu Süfyan’ın boynuna vururken ona ‘Hz. Peygamber’in yanına varmadan seni öldüreceğim’ demiş ve bunun üzerine Ebu Süfyan feryad ederek Abbas’ı yardıma çağırmış ve Abbas da onu, halkın elinden kurtarmış, bunun üzerine Ebu Süfyan, ‘Ben ömrümde bu kadar kalabalık ve büyüklerine itaat eden insanlar görmedim’ demişti. Hz. Abbas da ona, ‘Eğer şehadet getirip müslüman olmazsan öldürüleceksin?’ dedi. O, Hz. Abbas’ın kendisine emrettiğini bir türlü söyleyemedi. Fakat Abbas yine onu sabaha kadar muhafaza etti. Hakim b. Hizam ve Budeyl b. Verka, ikisi de Rasûlullah’ın huzuruna vardılar ve müslüman oldular. Hz. Peygamber onlardan Mekke ehlinin haberlerini aldı. Halk sabah namazına çağrıldığında herkes dışarı çıkarak namaza katıldı. Ebu Süfyan dehşete kapıldı ve dedi ki, ‘Ey Abbas, bunlar ne yapmak istiyorlar?’ Hz. Abbas, ‘Müslümanlar Hz. Peygamber’in çıkmasını bekliyorlar’ dedi. Ebu Süfyan’ı alarak beraber çıktılar. Ebu Süfyan toplanan kalabalığı görünce ‘Ey Abbas! Muhammed bunlara ne dese onu yaparlar mı?’ diye sordu. Abbas ‘Eğer onları yemekten ve içmekten menetse dahi ona itaat ederler’ dedi. Ebu Süfyan, ‘Ey Abbas! Kavmim hakkında Muhammed’le konuş. Belki onları affeder’ dedi. Hz. Abbas, Ebu Süfyan’ı Peygamber’in huzuruna götürdü. Ve dedi ki: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bu, Ebu Süfyan’dır’. Ebu Süfyan da, ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Ben ilahlarımızdan yardım istedim. Sen de ilahından yardım istedin. Andolsun, bakıyorum sen bana galib geldin. Eğer benim ilahlarım hak, seninki batıl olsaydı ben sana galib gelirdim’ dedi. Bunun üzerine şehadet kelimesini getirdi. Abbas, ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bana izin verirsen gidip kavmini uyarır ve onları Allah ve Rasûlü’nün yoluna davet ederim’ dedi. Böylece Hz. Peygamber ona izin verdi. Abbas, ‘Ya Rasûlallah! Onlara ne diyeyim?’ Hz. Peygamber ‘Onlara de ki: [I]‘Kim Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun kulu ve Rasûlü’dür, derse o emniyettedir. Kim Kâbe’nin yanında oturup silahını bırakırsa o emniyettedir: Kim evine girip kapısını kapatırsa o emniyettedir’[/I] buyurdu. Abbas, ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Ebu Süfyan bizim amcamızın oğludur ve benimle beraber Mekke’ye dönmek istiyor. Ona da bir özellik verirsen ne güzel olur!’ dedi. Hz. Peygamber ‘Kim ki Ebu Süfyan’ın evine girerse emniyettedir’ buyurdu. Böylece Ebu Süfyan hadisatı hiç durmadan Hz. Abbas’tan soruyordu. Ebu Süfyan’ın evi Mekke’nin yukarısında, en yüksek noktasında olduğu için, ‘Kim ki Hakim b. Hizam’ın evine girerse, elini savaştan çekerse o emniyettedir’ diyordu. Hakim’in evi de Mekke’nin en alt kısmındaydı. Böylece Hz. Peygamber, Abbas’ı, Dıhyetü’l-Kelbî tarafından kendisine hediye edilen beyaz katırına bindirdi. Abbas da Ebu Süfyan’ı terkisine alarak gitti. Abbas yola çıktıktan sonra Hz. Peygamber, Abbas’ın arkasından birisini göndererek onu kendisine getirmesini emretti. Elçi, Hz. Abbas’a yetişti. Ancak geri çağrılması Hz. Abbas’ın hoşuna gitmedi. Acaba Allah’ın Rasûlü Ebu Süfyan’ın insanlar azdır diye, İslâm olduktan sonra dönüş yapmasından, kâfir olmasından mı korkuyor, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, bâri onu yolda bekletsin diye Abbas’a haber gönderdi. Abbas da onu yolda bekletti. Ebu Süfyan, Abbas’a ‘Ey Benî Hâşim! Hile mi yapıyorsunuz?’ deyince Hz. Abbas, ‘Biz hile yapmayız. Fakat bizim seninle bazı işlerimiz vardır’ ded. Ebu Süfyan, ‘Onlar nedir? Söyle de yerine getireyim’ dedi. Hz. Abbas, ‘Halid b. Velid’le Zübeyr b. Avvam geldiklerinde anlarsın’ dedi ve Merrü’z-Zehran’ın altındaki Erak vadisinin en dar boğazında durdular. Sonra Hz. Peygamber Ebu Süfyan’a göstermek üzere atlıları peşpeşe sevketti. Hz. Peygamber atlıları iki kısma ayırmıştı. Önce Zübeyir’i gönderdi, onun arkasından Eslem, Gıfar ve Kudâa kabilelerinden müteşekkil bir ordu vardı. Ebu Süfyan, ‘Bu Hz. Peygamber midir?’ diye sordu. Hz. Abbas, ‘Hayır, bu Halid b. Velid’dir’ dedi. Ondan sonra Hz. Peygamber Sa’d b. Ubade’yi ensar kıtasıyla gönderdi. Sa’d b. Ubade geçerken, ‘Bugün savaş günüdür, şeref ve haysiyetlerin ayaklar altına alınacağı gündür’ diyordu. Sonra Hz. Peygamber muhacir ve ensardan oluşan imam kıtasıyla beraber hareket etti. Ebu Süfyan hiç tanımadığı yüzleri görünce, ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Acaba ordunun sayısını mı artırmak istedin, yoksa onları bize tercih mi ettin?’ dedi. Hz. Peygamber, ‘Bu işi senin kavmin yaptı. Siz beni yalanladığınız zaman bunlar beni tasdik ettiler. Siz beni memleketimden hicrete mecbur ettiğiniz zaman, yardımcım oldular’ dedi. O sırada Akra b. Hâris, Abbas b. Mirdas, Uyeyne b. Hasn b. Bedr el-Fezarî de Hz. Peygamber ile beraberdiler. Ebu Süfyan onları peygamberin etrafında görünce Hz. Abbas’tan bunların kimler olduğunu sordu. Hz. Abbas, ‘Bu peygamber gurubudur. Kızıl ölüm bunlarla beraberdir. Bunlar muhacir ve ensarlardır’ dedi. Ebu Süfyan, ‘Ey Abbas! Git! Ben bugün gördüğüm bir orduyu, böyle bir cemâatı hiç görmedim’ dedi. En önde giden Zübeyir Hacun denilen yerde durdu. Halid b. Velid ise hiç durmadan yoluna devam etti. Onu Benî Bekir’den bazı serseriler karşıladı, ona karşı koymak istediler. Fakat Halid b. Velid onları Allah’ın izniyle Hazure denilen yerde öldürdü. Bir kısmı ise kaçarak evlere ve dağlara sığındılar. Müslümanlar da onları takip etmeye başladılar. İşte bu sırada Hz. Peygamber son kafileyle beraber Mekke’ye girdi ve bir münadi, ‘Kim evine girip kapısını kapatırsa, savaştan vazgeçerse emniyettedir’ diye seslendi. Ebu Süfyan da Mekke’de, ‘Müslüman olunuz ki, kurtulasınız’ diye bağırıyordu. Bu sırada karısı Hind b. Utbe gelip Ebu Süfyan’ın sakalından tutarak, ‘Ey Benî Galib ailesi! Bu ahmak adamı öldürünüz!’ Ebu Süfyan, Hind’e, ‘Sakalımı bırak, Allah’a and içerim ki eğer sen müslüman olmazsan senin boynun vurulacaktır. Azab olasıca! O hak bir din getirdi. Sen artık odana git ve dilini tut’ dedi.[/FONT] [FONT=Verdana][5] [COLOR=red]_______________________________[/COLOR][COLOR=darkgreen] [/COLOR][/FONT] [FONT=Verdana][COLOR=darkgreen][1] Hudeybiye barışından sonra, Huzaa kabilesi Hz. Peygamber’le, Beni Bekr kabilesi ise Kureyş’le anlaşma yapmıştı. Sonra Beni Bekr ve Kureyş Huzaa kabilesine saldırdılar. Böylece Hz. Peygamber’le olan anlaşmalarını bozdular. Bu da Hicret’in sekizinci senesinde Mekke’nin fethine sebep oldu. [/COLOR][/FONT][FONT=Verdana][COLOR=darkgreen][2] Beyhaki (uzun bir şekilde); Bidaye, IV/291; İbn Asakir; Tabarani; Kenzü’l-Ummal, V/295 [/COLOR][/FONT] [FONT=Verdana][COLOR=darkgreen][3] Vakıdı (Abdullah b. Amr ve Ebu Amr b. Hammas’dan) [/COLOR][/FONT][FONT=Verdana][COLOR=darkgreen][4] Tabarani (Ebu Leyla’dan); Heysemi, VI/174 (Bu hadiste Harb b. Hasan el-Bahan vardır. Bu kişi zayıftır. Fakat bazı muhaddisler onu sika kabul etmişlerdir.) [/COLOR][/FONT][FONT=Verdana][COLOR=darkgreen][5] Tabarani (Urve’den mürsel olarak; Heysemi, VI/173; el-Feth, VIII/4; Beyhaki, IX/119 (Ayrıca Buhari’de Urve’den kısa olarak rivayet etmiştir.) Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/151-158.[/COLOR][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Sahabe-i Kiram
1. Bölüm - 21. FASIL: Mekke'nin (Allah Şerefini Arttırsın) Fethedilmesi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst