Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Gençlik Rehberi
10.MES'ELE EMİRDAĞI ÇİÇEĞİ (REYYAN)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="reyyan123456" data-source="post: 50101" data-attributes="member: 1673"><p>için binler def'a tekrar olsa yine ihtiyaç ve iştiyak var ve îcâzlı ve i'cazlı bir ulvî belâğattır.</p><p></p><p> </p><p></p><p> Hem meselâ: Sûre-i Rahman'da tekrar edilen: فَبِاَىِّ اَلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ âyeti ile Sûre-i Mürselât'ta: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ âyeti, cin ve nev-i beşere, kâinatı kızdıran ve arz ve semâvâtı hiddete getiren ve hilkat-i âlemin neticelerini bozan ve haşmet-i saltanat-ı İlâhiyyeye karşı inkâr ve istihfafla mukabele eden, küfür ve küfranlarını ve zulümlerini ve bütün mahlûkatın hukuklarına tecavüzlerini asırlara ve arza ve semâvâta tehditkârane haykıran bu iki âyet, böyle binler hakikatlarla alâkadar ve binler mes'ele kuvvetinde olan bir ders-i umumîde binler def'a tekrar edilse yine lüzum var ve celâlli bir icâz ve cemalli bir î'caz-ı belâğattır.</p><p></p><p> </p><p></p><p> Hem meselâ: Kur'an'ın hakikî ve tam bir nevi münâcâtı ve Kur'an'dan çıkan bir çeşit hülâsası olan Cevşen-ül-Kebir namındaki münâcât-ı Peygamberîde (A.S.M.) yüz def'a:</p><p></p><p>سُبْحَانَكَ يَا لآ اِلَهَ اِلآّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا وَاَجِرْنَا وَنَجِّنَا مِنَ النَّارِ</p><p></p><p>cümlesinin tekrarında tevhid gibi kâinatça en büyük hakikat ve mahlûkatın Rubûbiyyete karşı tesbih ve tahmid ve takdis gibi üç muazzam vazifesinden en ehemmiyetli bir vazifesi şekâvet-i ebediyyeden kurtulmak gibi nev'-i insanın en dehşetli mes'elesi ve ubûdiyyet ve acz-i beşerin en lüzumlu neticesi bulunması cihetiyle binler defa tekrar edilse yine azdır.</p><p></p><p> </p><p></p><p> İşte tekrarat-ı Kur'aniye bu gibi esaslara bakıyor. Hattâ bazan bir sahifede iktiza-yı makam ve ihtiyac-ı ifhâm ve belâğat-ı beyan cihetiyle yirmi def'a sarîhan ve zımmen tevhid hakikatını ifade eder. Değil usanç, belki kuvvet ve şevk verir. Risale-i Nur'da, tekrarat-ı Kur'aniye ne kadar yerinde ve münasip ve belâğatça makbul olduğu hüccetleriyle beyan edilmiş. Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın Mekke Sûreleriyle Medine Sûreleri belâğat noktasında ve i'câz cihetinde ve tafsil ve icmal vechinde birbirinden ayrı olmasının sırrı ve hikmeti şudur ki: Mekke'de, birinci safda muhatab ve muârızları, Kureyş müşrikleri ve ümmîleri olduğundan belâğatça kuvvetli bir üslûb-u âli ve i'câzlı, muknî kanaat verici bir icmâl ve tesbit için "Tekrar" lâzım geldiğinden, ekseriyetçe Mekkiyye sûreleri erkân-ı Îmâniyeyi ve tevhidin mertebelerini gayet kuvvetli ve yüksek ve i'câzlı bir îcâz ile tekrar edip ifade ederek mebde' ve meâdi, Allah'ı ve âhireti, değil yalnız bir sahifede, bir âyette, bir cümlede, bir kelimede; belki bâzan bir harfde ve takdim te'hir ve târif ve tenkir ve hazf ve zikir gibi hey'etlerde öyle</p><p></p><p> </p><p></p><p> (Sh:Asâ.60)</p><p></p><p>kuvvetli isbat eder ki, ilm-i belâğatın dâhî imamları hayretle karşılamışlar. Risale-i Nur ve bilhassa Kur'an'ın kırk vech-i i'câzını icmâlen isbat eden Yirmibeşinci Söz, zeyilleriyle beraber ve Kur'an'ın nazmındaki vech-i i'câzı hârika bir tarzda isbat eden Arabî Risale-i Nur'dan "İşârât-ül-İ'câz" tefsiri bilfiil göstermişler ki, Mekkiyye olan sûre ve âyetlerde en âli bir üslûb-u belâğat ve en yüksek bir i'câz-ı îcâzî vardır. Amma, Medeniye sûre ve âyetlerde, birinci safda muhatab ve muârızları ise, Allah'ı tasdik eden Yahudi ve Nasâra gibi ehl-i kitab olduğundan muktezâ-yı belâğat ve irşad ve mutâbık-ı makam ve hâlin lüzumundan sade ve vâzıh ve tafsilli bir üslûbla ehl-i kitaba karşı dinin yüksek usûlünü ve îmânın rükünlerini değil, belki medar-ı ihtilâf olan şeriatta ve ahkâmda ve teferruatın ve küllî kanunların menşe'leri ve sebepleri olan cüz'iyâtın beyanı lâzım geldiğinden o Medeniye sûre ve âyetlerde ekseriyetçe tafsil ve îzah ve sade üslûbla beyanat içinde Kur'an'a mahsus emsalsiz bir tarz-ı beyanla birden o cüz'î teferruat hâdisesi içinde yüksek kuvvetli bir fezleke; bir hâtime, bir hüccet ve o cüz'î hâdise-i şer'iyeyi küllîleştiren ve imtisalini îmân-ı Billâh ile temin eden bir cümle-i tevhîdiyeyi ve îmâniyeyi ve uhreviyeyi zikreder. O makamı nurlandırır, ulvîleştirir. Risale-i Nur, âyetlerin âhirlerinde ekseriyetle gelen:</p><p></p><p>اِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ اِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ </p><p>gibi tevhidi ve âhireti ifade eden fezlekelerde ve hâtimelerde ne kadar yüksek bir belâğat ve meziyetler ve cezâletler ve nükteler bulunduğunu Yirmibeşinci Söz'ün İkinci Şûlesinin İkinci Nurunda o fezleke ve hâtimelerin pekçok nüktelerinden ve meziyetlerinden on tanesini beyan ederek; o hülâsalarda bir mu'cize-i kübrâ bulunduğunu muannidlere de isbat etmiş. </p><p></p><p> </p><p></p><p> Evet, Kur'an, o teferruat-ı şer'iye ve kavânin-i içtimaiyenin beyanı içinde birden muhatabın nazarını yüksek ve küllî noktalara kaldırıp, sade üslûbu bir ulvî üslûba ve şeriat dersinden tevhid dersine çevirerek, Kur'an'ı, hem bir kitab-ı şeriat ve ahkâm ve hikmet, hem bir kitab-ı akîde ve îmân ve zikir ve fikir ve dua ve dâvet olduğunu gösterip her makamda çok makasıd-ı irşâdiye-i Kur'aniyeyi ders vermesiyle Mekkiyye âyetlerinin tarz-ı belâğatlarından ayrı ve parlak mu'cizâne bir cezâlet izhar eder. Bâzan iki kelimede, meselâ; رَبُّ الْعَالَمِينَ veرَبُّكَ ve deرَبُّكَ tâbiriyle Ehadiyeti veرَبُّ الْعَالَمِينَ ile Vâhidiyyeti bildirir. Ehadiyyet içinde</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="reyyan123456, post: 50101, member: 1673"] için binler def'a tekrar olsa yine ihtiyaç ve iştiyak var ve îcâzlı ve i'cazlı bir ulvî belâğattır. Hem meselâ: Sûre-i Rahman'da tekrar edilen: فَبِاَىِّ اَلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ âyeti ile Sûre-i Mürselât'ta: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ âyeti, cin ve nev-i beşere, kâinatı kızdıran ve arz ve semâvâtı hiddete getiren ve hilkat-i âlemin neticelerini bozan ve haşmet-i saltanat-ı İlâhiyyeye karşı inkâr ve istihfafla mukabele eden, küfür ve küfranlarını ve zulümlerini ve bütün mahlûkatın hukuklarına tecavüzlerini asırlara ve arza ve semâvâta tehditkârane haykıran bu iki âyet, böyle binler hakikatlarla alâkadar ve binler mes'ele kuvvetinde olan bir ders-i umumîde binler def'a tekrar edilse yine lüzum var ve celâlli bir icâz ve cemalli bir î'caz-ı belâğattır. Hem meselâ: Kur'an'ın hakikî ve tam bir nevi münâcâtı ve Kur'an'dan çıkan bir çeşit hülâsası olan Cevşen-ül-Kebir namındaki münâcât-ı Peygamberîde (A.S.M.) yüz def'a: سُبْحَانَكَ يَا لآ اِلَهَ اِلآّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا وَاَجِرْنَا وَنَجِّنَا مِنَ النَّارِ cümlesinin tekrarında tevhid gibi kâinatça en büyük hakikat ve mahlûkatın Rubûbiyyete karşı tesbih ve tahmid ve takdis gibi üç muazzam vazifesinden en ehemmiyetli bir vazifesi şekâvet-i ebediyyeden kurtulmak gibi nev'-i insanın en dehşetli mes'elesi ve ubûdiyyet ve acz-i beşerin en lüzumlu neticesi bulunması cihetiyle binler defa tekrar edilse yine azdır. İşte tekrarat-ı Kur'aniye bu gibi esaslara bakıyor. Hattâ bazan bir sahifede iktiza-yı makam ve ihtiyac-ı ifhâm ve belâğat-ı beyan cihetiyle yirmi def'a sarîhan ve zımmen tevhid hakikatını ifade eder. Değil usanç, belki kuvvet ve şevk verir. Risale-i Nur'da, tekrarat-ı Kur'aniye ne kadar yerinde ve münasip ve belâğatça makbul olduğu hüccetleriyle beyan edilmiş. Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın Mekke Sûreleriyle Medine Sûreleri belâğat noktasında ve i'câz cihetinde ve tafsil ve icmal vechinde birbirinden ayrı olmasının sırrı ve hikmeti şudur ki: Mekke'de, birinci safda muhatab ve muârızları, Kureyş müşrikleri ve ümmîleri olduğundan belâğatça kuvvetli bir üslûb-u âli ve i'câzlı, muknî kanaat verici bir icmâl ve tesbit için "Tekrar" lâzım geldiğinden, ekseriyetçe Mekkiyye sûreleri erkân-ı Îmâniyeyi ve tevhidin mertebelerini gayet kuvvetli ve yüksek ve i'câzlı bir îcâz ile tekrar edip ifade ederek mebde' ve meâdi, Allah'ı ve âhireti, değil yalnız bir sahifede, bir âyette, bir cümlede, bir kelimede; belki bâzan bir harfde ve takdim te'hir ve târif ve tenkir ve hazf ve zikir gibi hey'etlerde öyle (Sh:Asâ.60) kuvvetli isbat eder ki, ilm-i belâğatın dâhî imamları hayretle karşılamışlar. Risale-i Nur ve bilhassa Kur'an'ın kırk vech-i i'câzını icmâlen isbat eden Yirmibeşinci Söz, zeyilleriyle beraber ve Kur'an'ın nazmındaki vech-i i'câzı hârika bir tarzda isbat eden Arabî Risale-i Nur'dan "İşârât-ül-İ'câz" tefsiri bilfiil göstermişler ki, Mekkiyye olan sûre ve âyetlerde en âli bir üslûb-u belâğat ve en yüksek bir i'câz-ı îcâzî vardır. Amma, Medeniye sûre ve âyetlerde, birinci safda muhatab ve muârızları ise, Allah'ı tasdik eden Yahudi ve Nasâra gibi ehl-i kitab olduğundan muktezâ-yı belâğat ve irşad ve mutâbık-ı makam ve hâlin lüzumundan sade ve vâzıh ve tafsilli bir üslûbla ehl-i kitaba karşı dinin yüksek usûlünü ve îmânın rükünlerini değil, belki medar-ı ihtilâf olan şeriatta ve ahkâmda ve teferruatın ve küllî kanunların menşe'leri ve sebepleri olan cüz'iyâtın beyanı lâzım geldiğinden o Medeniye sûre ve âyetlerde ekseriyetçe tafsil ve îzah ve sade üslûbla beyanat içinde Kur'an'a mahsus emsalsiz bir tarz-ı beyanla birden o cüz'î teferruat hâdisesi içinde yüksek kuvvetli bir fezleke; bir hâtime, bir hüccet ve o cüz'î hâdise-i şer'iyeyi küllîleştiren ve imtisalini îmân-ı Billâh ile temin eden bir cümle-i tevhîdiyeyi ve îmâniyeyi ve uhreviyeyi zikreder. O makamı nurlandırır, ulvîleştirir. Risale-i Nur, âyetlerin âhirlerinde ekseriyetle gelen: اِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ اِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ gibi tevhidi ve âhireti ifade eden fezlekelerde ve hâtimelerde ne kadar yüksek bir belâğat ve meziyetler ve cezâletler ve nükteler bulunduğunu Yirmibeşinci Söz'ün İkinci Şûlesinin İkinci Nurunda o fezleke ve hâtimelerin pekçok nüktelerinden ve meziyetlerinden on tanesini beyan ederek; o hülâsalarda bir mu'cize-i kübrâ bulunduğunu muannidlere de isbat etmiş. Evet, Kur'an, o teferruat-ı şer'iye ve kavânin-i içtimaiyenin beyanı içinde birden muhatabın nazarını yüksek ve küllî noktalara kaldırıp, sade üslûbu bir ulvî üslûba ve şeriat dersinden tevhid dersine çevirerek, Kur'an'ı, hem bir kitab-ı şeriat ve ahkâm ve hikmet, hem bir kitab-ı akîde ve îmân ve zikir ve fikir ve dua ve dâvet olduğunu gösterip her makamda çok makasıd-ı irşâdiye-i Kur'aniyeyi ders vermesiyle Mekkiyye âyetlerinin tarz-ı belâğatlarından ayrı ve parlak mu'cizâne bir cezâlet izhar eder. Bâzan iki kelimede, meselâ; رَبُّ الْعَالَمِينَ veرَبُّكَ ve deرَبُّكَ tâbiriyle Ehadiyeti veرَبُّ الْعَالَمِينَ ile Vâhidiyyeti bildirir. Ehadiyyet içinde [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Gençlik Rehberi
10.MES'ELE EMİRDAĞI ÇİÇEĞİ (REYYAN)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst