Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
11.söz_İmanDersi_
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ademyakup" data-source="post: 227420" data-attributes="member: 1009927"><p><strong>Her cemâl ve kemâl sahibi kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca... Neden Allah'ın zatını değil de, esmasının cemal ve kemalini göstermek ister?</strong></p><p></p><p>Bir esere bakılırken, ustanın zatının varlığı hisedilir, bilinir; ancak mahiyeti bilinmez. Zira, usta esere benzemez. Eserin aklı ve şuuru olsa dahi, sadece bir ustam vardır der. Ötesinde sadece sıfatlarını anlamada ileri gidebielecektir. Zatının kemalatını idrak etmek, esma ve sıfatı anlamadan geçer. Doğrudan doğruya zatın kemalatını idrak mümkün değildir.</p><p></p><p>Mesela; hiç insan görmemiş bir zişuur varlık düşünelim. Bu varlık, uzayda bir uçağı uçarken görse, bu uçağın ustası hakkında şu tespitleri yapar. Der ki; bu uçağı yapan bir usta vardır. O ustanın zatı hakkında daha ileri gidemez. Ancak sıfatları hakında detaylı düşünüp tetkikat yapabilir. Bu ustanın ilmi vardır, görmesi vardır, kuvveti vardır, iradesi vardır vs. gibi bilgleri toplayabilir. Ancak bu bilgilerle zatının kemalatını anlayabilir. Yoksa sıfatları düşünmeden, doğrudan doğruya zatı hakkında her hangi bir bilgiye ulaşması mümkün değildir. Kaldı ki; Allah'ın sıfatlarnın da mahiyetini bilemeyiz. Kendimizde bulunan ölçücüklerden yola çıkarak, o sıfatların varlığını anlıyoruz. Elli, yüz kiloyu kaldıran kuvvetimden yola çıkarak, şu muhteşem yıldız ve galaksileri semada tutan daha yüce bir kuvvet ve kudretin varlığını anlıyoruz. Ancak o kudretin mahiyetini, iç yüzünü bilemiyoruz.</p><p></p><p></p><p>Ene risalesinde geçen şu ifadelere bakalım;</p><p></p><p><strong>"Cenâb-ı Hakkın, ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi sıfât ve esmâsı muhît, hudutsuz, şeriksiz olduğu için, onlara hükmedilmez ve ne oldukları bilinmez ve hissolunmaz. Öyle ise, hakiki nihayet ve hadleri olmadığından, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâzım geliyor. Onu da enâniyet yapar. Kendinde bir rubûbiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had çizer, onunla muhît sıfatlara bir hadd-i mevhum vaz' eder. "Buraya kadar benim, ondan sonra Onundur" diye bir taksimât yapar. Kendindeki ölçücüklerle onların mahiyetini yavaş yavaş anlar.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rubûbiyetiyle, daire-i mümkinâtta Hâlıkının rubûbiyetini anlar. Ve zâhirî mâlikiyetiyle, Hâlıkının hakiki mâlikiyetini fehmeder ve "Bu hâneye mâlik olduğum gibi, Hâlık da şu kâinatın mâlikidir" der. Ve cüzî ilmiyle Onun ilmini fehmeder. Ve kisbî sanatçığıyla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i sanatını anlar. Meselâ, "Ben şu evi nasıl yaptım ve tanzim ettim; öyle de, şu dünya hânesini birisi yapmış ve tanzim etmiş" der. Ve hâkezâ, bütün sıfât ve şuûnât-ı İlâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahvâl ve sıfât ve hissiyât, enede münderiçtir."</strong> (1)</p><p></p><p></p><p>(1) bk. <strong><a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=kulliyat&id=1137" target="_blank"><span style="color: #db5600">Sözler, Otuzuncu Söz.</span></a></strong></p><p></p><p></p><p></p><p style="text-align: right"><em><a href="http://www.sorularlarisale.com/subpage.php?s=author_detailes&id=9" target="_blank"><span style="color: #db5600">İlmi Heyet</span></a></em></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ademyakup, post: 227420, member: 1009927"] [B]Her cemâl ve kemâl sahibi kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca... Neden Allah'ın zatını değil de, esmasının cemal ve kemalini göstermek ister?[/B] Bir esere bakılırken, ustanın zatının varlığı hisedilir, bilinir; ancak mahiyeti bilinmez. Zira, usta esere benzemez. Eserin aklı ve şuuru olsa dahi, sadece bir ustam vardır der. Ötesinde sadece sıfatlarını anlamada ileri gidebielecektir. Zatının kemalatını idrak etmek, esma ve sıfatı anlamadan geçer. Doğrudan doğruya zatın kemalatını idrak mümkün değildir. Mesela; hiç insan görmemiş bir zişuur varlık düşünelim. Bu varlık, uzayda bir uçağı uçarken görse, bu uçağın ustası hakkında şu tespitleri yapar. Der ki; bu uçağı yapan bir usta vardır. O ustanın zatı hakkında daha ileri gidemez. Ancak sıfatları hakında detaylı düşünüp tetkikat yapabilir. Bu ustanın ilmi vardır, görmesi vardır, kuvveti vardır, iradesi vardır vs. gibi bilgleri toplayabilir. Ancak bu bilgilerle zatının kemalatını anlayabilir. Yoksa sıfatları düşünmeden, doğrudan doğruya zatı hakkında her hangi bir bilgiye ulaşması mümkün değildir. Kaldı ki; Allah'ın sıfatlarnın da mahiyetini bilemeyiz. Kendimizde bulunan ölçücüklerden yola çıkarak, o sıfatların varlığını anlıyoruz. Elli, yüz kiloyu kaldıran kuvvetimden yola çıkarak, şu muhteşem yıldız ve galaksileri semada tutan daha yüce bir kuvvet ve kudretin varlığını anlıyoruz. Ancak o kudretin mahiyetini, iç yüzünü bilemiyoruz. Ene risalesinde geçen şu ifadelere bakalım; [B]"Cenâb-ı Hakkın, ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi sıfât ve esmâsı muhît, hudutsuz, şeriksiz olduğu için, onlara hükmedilmez ve ne oldukları bilinmez ve hissolunmaz. Öyle ise, hakiki nihayet ve hadleri olmadığından, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâzım geliyor. Onu da enâniyet yapar. Kendinde bir rubûbiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had çizer, onunla muhît sıfatlara bir hadd-i mevhum vaz' eder. "Buraya kadar benim, ondan sonra Onundur" diye bir taksimât yapar. Kendindeki ölçücüklerle onların mahiyetini yavaş yavaş anlar. Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rubûbiyetiyle, daire-i mümkinâtta Hâlıkının rubûbiyetini anlar. Ve zâhirî mâlikiyetiyle, Hâlıkının hakiki mâlikiyetini fehmeder ve "Bu hâneye mâlik olduğum gibi, Hâlık da şu kâinatın mâlikidir" der. Ve cüzî ilmiyle Onun ilmini fehmeder. Ve kisbî sanatçığıyla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i sanatını anlar. Meselâ, "Ben şu evi nasıl yaptım ve tanzim ettim; öyle de, şu dünya hânesini birisi yapmış ve tanzim etmiş" der. Ve hâkezâ, bütün sıfât ve şuûnât-ı İlâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahvâl ve sıfât ve hissiyât, enede münderiçtir."[/B] (1) (1) bk. [B][URL="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=kulliyat&id=1137"][COLOR=#db5600]Sözler, Otuzuncu Söz.[/COLOR][/URL][/B] [RIGHT][I][URL="http://www.sorularlarisale.com/subpage.php?s=author_detailes&id=9"][COLOR=#db5600]İlmi Heyet[/COLOR][/URL][/I][/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
11.söz_İmanDersi_
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst