Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
11.söz_İmanDersi_
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ademyakup" data-source="post: 229047" data-attributes="member: 1009927"><p><strong>Rahmet-i İlâhiyenin hazinelerinde iddihar edilen nimetleri, zahir ve batın duygularla tadıp anlamak" cümlesi ne anlama geliyor? Burada zahir ve batın duygulardan ve sofralarından maksat nedir?</strong></p><p><strong>“</strong>Tadıp anlamak” ifadesinde geçen “tatma” işi zahir duygulara, “anlama” ise batın duygulara bir örnek olarak verilmiştir. Sadece tatmak fakat, düşünmemek, anlamamak insanı şükre götürmez; nefsin o lezzetle keyiflenmesine hizmet etmekten öteye geçemez. O takdirde, yenilen şey de o şahsın nazarında “nimet” olma özelliğini kaybeder, sadece “lezzetli ve faydalı bir gıda” olmakla kalır.</p><p></p><p>Halbuki, o gıda nimet olarak düşünülebilse, Üstadın ifade ettiği gibi, nimetten in’ama (ikram ve ihsana) geçilecek ve Mün’im (nimeti veren) bulunacaktır. </p><p></p><p>“ Ni’metten in’âma geçsen Mün’im’i bulursun.” Sözler, On Yedinci Söz</p><p></p><p>İnsan, bir nimetten zevk ve lezzet almasına yardım edecek göz, kulak, dil gibi zahir duygular yanında, kalp, akıl, hayal, vicdan gibi batınî özelliklere de sahiptir. Sadece zahirle yetinmek insanî olmaktan uzak bir haldir.</p><p></p><p>Üstadın şu ifadeleri bu noktada hem bir teşvik, hem de bir ikaz ve tehdit manası taşırlar:</p><p>“Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak. Kalb ve ruhun derece-i hayatına gir. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun.” Mesnevî-i Nuriye ( On Dördüncü Nota)</p><p></p><p></p><p>Gaibane muamele-i ubudiyetle tefekkür vazifesini ifa ederek, Sâni-i Hakîmin muamelesine ve ef’aline bakmak derecesine çıkmak” cümlesini nasıl anlamalıyız? Bunun hazırane bir muamele suretine intikali nasıl oluyor?Bu âlem en mükemmel bir şekilde terbiye edildikten sonra, kendi haline bırakılmış değil. Onda sürekli faaliyetler, değişmeler, kemale erme ve zevale meyletmeler, hayata kavuşma, rızıklanma, hastalanma ve şifa bulmalar, izzete kavuşma ve zillete düşmeler, gülmeler ve ağlamalar, açmalar ve solmalar, ışıklanma ve karanlığa gömülmeler ve böyle daha nice işler ve haller sürekli olarak icra ediliyor ve sergileniyorlar. Fiil failsiz olmayacağından, bütün bu birbirinden farklı ve sürekli işler, perde-i gayb arkasında her şeyin her işini gören, bütün sesleri birden işiten, bütün ihtiyaçlara birlikte cevap veren, her şeyde bizzat tasarrufta bulunan Cenâb-ı Hakkın fiillerine ve muamelelerine sürekli olarak dikkat çekerler.</p><p></p><p>İşte, bu tabloyu iyi değerlendiren bir mümin, her neye ve hangi hadiseye baksa onun arkasında bir İlahi muameleyi ve fiili görür. Bu hal insana bir nevi huzur verir. Çünkü İlahi fiillerin icraatları süreklidir ve bunların hiçbiri şuursuz sebeplerin, kör tesadüfün, sağır tabiatın işleri değillerdir. İşte Rabbini bu şuur ile daima hatırlayan insan, bütün ihtiyaçlarını ancak O’nun gördüğünü bütün hayırların ancak onun elinde olduğunu, kendisini bütün düşmanlarının şerrinden ancak O’nun emin edebileceğini düşünerek “İyya ke na’büdü ve iyya ke nestain” (Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.) der. </p><p>Böyle söylemek, hazırane bir muameledir. Yani, Allah’tan gıyaben bahsetmek yerine, doğrudan O’na hitap etmektedir. Meselâ, “Allah ne kadar Rahîm ve Kerîmdir.” deme noktasını aşıp, doğrudan O’na hitap ederek “Sen ne kadar Rahîm ve Kerîmsin.” deme makamına ermektir.</p><p></p><p>Bu hal namaza mahsus değildir. Bir mümin, namazda Fatiha sûresini okurken “iyya ke na’büdü..”ye kadar gaibane, ondan itibaren hazırına muameleye geçtiği gibi, günlük işlerinde ve tefekkürlerinde de hadiseleri önce gaibane düşünüp, değerlendirir, sonra doğrudan Allah’ın hikmetine ve kudretine iltica ederek her şeyi O’ndan bilir, O’ndan bekler ve yine yalnız O’ndan korkar. Meselâ, hayırlı bir işe başlarken “bismillah” (Allah’ın ismiyle) der, bu gaibanedir, Hemen akabinde “Yarabbi sen mahcup etme, lütfunla muvaffak et!” diyerek Allah’a sığınmakla hazırane bir muameleye girer. </p><p></p><p>Üstat hazretleri bu tarz konuşma hakkında şunları kaydeder:</p><p></p><p>“İnsan, bir adamın fenalığından, ayıblarından bahsederken hiddeti, gazabı o kadar galebe eder ki; hayalen, hayalî bir ihzar ile hitab suretiyle kendisine tevcih-i kelâm etmeye başlar veya iyiliklerinden bahsederken şevki ve aşkı galeyana gelir, hemen hayalinin karşısına getirir, kendisine hitab ile konuşmaya başlar. Bu iltifat ile tesmiye edilen bir kaidedir. Bu kaidenin lisan-ı Arab'da büyük bir mevkii vardır.” İşarat’ül-İ’caz</p><p></p><p>Meselâ, birisinin zalimliğini anlatan kimse heyecanından ve nefretinden öyle bir noktaya gelir ki, sonunda “Ey zalim! Bu canlara nasıl kıydın!?..” diyerek doğrudan ona hitap etmeye başlar. </p><p>Veya, bir kimse Sinan’ın şaheserlerini hayranlıkla seyrederken, sonunda öyle bir noktaya gelir ki, “Koca Sinan! Bir ömre bu kadar eseri nasıl sığdırdın!?..” diyerek ona olan hayranlığını hazırane olarak dile getirir.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ademyakup, post: 229047, member: 1009927"] [B]Rahmet-i İlâhiyenin hazinelerinde iddihar edilen nimetleri, zahir ve batın duygularla tadıp anlamak" cümlesi ne anlama geliyor? Burada zahir ve batın duygulardan ve sofralarından maksat nedir?[/B] [B]“[/B]Tadıp anlamak” ifadesinde geçen “tatma” işi zahir duygulara, “anlama” ise batın duygulara bir örnek olarak verilmiştir. Sadece tatmak fakat, düşünmemek, anlamamak insanı şükre götürmez; nefsin o lezzetle keyiflenmesine hizmet etmekten öteye geçemez. O takdirde, yenilen şey de o şahsın nazarında “nimet” olma özelliğini kaybeder, sadece “lezzetli ve faydalı bir gıda” olmakla kalır. Halbuki, o gıda nimet olarak düşünülebilse, Üstadın ifade ettiği gibi, nimetten in’ama (ikram ve ihsana) geçilecek ve Mün’im (nimeti veren) bulunacaktır. “ Ni’metten in’âma geçsen Mün’im’i bulursun.” Sözler, On Yedinci Söz İnsan, bir nimetten zevk ve lezzet almasına yardım edecek göz, kulak, dil gibi zahir duygular yanında, kalp, akıl, hayal, vicdan gibi batınî özelliklere de sahiptir. Sadece zahirle yetinmek insanî olmaktan uzak bir haldir. Üstadın şu ifadeleri bu noktada hem bir teşvik, hem de bir ikaz ve tehdit manası taşırlar: “Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak. Kalb ve ruhun derece-i hayatına gir. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun.” Mesnevî-i Nuriye ( On Dördüncü Nota) Gaibane muamele-i ubudiyetle tefekkür vazifesini ifa ederek, Sâni-i Hakîmin muamelesine ve ef’aline bakmak derecesine çıkmak” cümlesini nasıl anlamalıyız? Bunun hazırane bir muamele suretine intikali nasıl oluyor?Bu âlem en mükemmel bir şekilde terbiye edildikten sonra, kendi haline bırakılmış değil. Onda sürekli faaliyetler, değişmeler, kemale erme ve zevale meyletmeler, hayata kavuşma, rızıklanma, hastalanma ve şifa bulmalar, izzete kavuşma ve zillete düşmeler, gülmeler ve ağlamalar, açmalar ve solmalar, ışıklanma ve karanlığa gömülmeler ve böyle daha nice işler ve haller sürekli olarak icra ediliyor ve sergileniyorlar. Fiil failsiz olmayacağından, bütün bu birbirinden farklı ve sürekli işler, perde-i gayb arkasında her şeyin her işini gören, bütün sesleri birden işiten, bütün ihtiyaçlara birlikte cevap veren, her şeyde bizzat tasarrufta bulunan Cenâb-ı Hakkın fiillerine ve muamelelerine sürekli olarak dikkat çekerler. İşte, bu tabloyu iyi değerlendiren bir mümin, her neye ve hangi hadiseye baksa onun arkasında bir İlahi muameleyi ve fiili görür. Bu hal insana bir nevi huzur verir. Çünkü İlahi fiillerin icraatları süreklidir ve bunların hiçbiri şuursuz sebeplerin, kör tesadüfün, sağır tabiatın işleri değillerdir. İşte Rabbini bu şuur ile daima hatırlayan insan, bütün ihtiyaçlarını ancak O’nun gördüğünü bütün hayırların ancak onun elinde olduğunu, kendisini bütün düşmanlarının şerrinden ancak O’nun emin edebileceğini düşünerek “İyya ke na’büdü ve iyya ke nestain” (Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.) der. Böyle söylemek, hazırane bir muameledir. Yani, Allah’tan gıyaben bahsetmek yerine, doğrudan O’na hitap etmektedir. Meselâ, “Allah ne kadar Rahîm ve Kerîmdir.” deme noktasını aşıp, doğrudan O’na hitap ederek “Sen ne kadar Rahîm ve Kerîmsin.” deme makamına ermektir. Bu hal namaza mahsus değildir. Bir mümin, namazda Fatiha sûresini okurken “iyya ke na’büdü..”ye kadar gaibane, ondan itibaren hazırına muameleye geçtiği gibi, günlük işlerinde ve tefekkürlerinde de hadiseleri önce gaibane düşünüp, değerlendirir, sonra doğrudan Allah’ın hikmetine ve kudretine iltica ederek her şeyi O’ndan bilir, O’ndan bekler ve yine yalnız O’ndan korkar. Meselâ, hayırlı bir işe başlarken “bismillah” (Allah’ın ismiyle) der, bu gaibanedir, Hemen akabinde “Yarabbi sen mahcup etme, lütfunla muvaffak et!” diyerek Allah’a sığınmakla hazırane bir muameleye girer. Üstat hazretleri bu tarz konuşma hakkında şunları kaydeder: “İnsan, bir adamın fenalığından, ayıblarından bahsederken hiddeti, gazabı o kadar galebe eder ki; hayalen, hayalî bir ihzar ile hitab suretiyle kendisine tevcih-i kelâm etmeye başlar veya iyiliklerinden bahsederken şevki ve aşkı galeyana gelir, hemen hayalinin karşısına getirir, kendisine hitab ile konuşmaya başlar. Bu iltifat ile tesmiye edilen bir kaidedir. Bu kaidenin lisan-ı Arab'da büyük bir mevkii vardır.” İşarat’ül-İ’caz Meselâ, birisinin zalimliğini anlatan kimse heyecanından ve nefretinden öyle bir noktaya gelir ki, sonunda “Ey zalim! Bu canlara nasıl kıydın!?..” diyerek doğrudan ona hitap etmeye başlar. Veya, bir kimse Sinan’ın şaheserlerini hayranlıkla seyrederken, sonunda öyle bir noktaya gelir ki, “Koca Sinan! Bir ömre bu kadar eseri nasıl sığdırdın!?..” diyerek ona olan hayranlığını hazırane olarak dile getirir. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
11.söz_İmanDersi_
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst