Huseyni
Müdavim
4. FASIL: HZ. PEYGAMBER’E YARDIM ETMEK ÜZERE BİAT EDİLMESİ
Ensar’dan Yetmiş Kişinin Akabe Vadisinde Hz. Peygamber’e Yardım Sözü Vererek Biat Etmesi
- Câbir (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber Mekke’de on sene kaldı. Halkın evlerine Ukaz ve Mecenne panayırlarına gidiyor, hac mevsimlerinde halkın arasına giriyor ve şunları söylüyordu: ‘Rabb’imin risâletini tebliğ hususunda bana kim yardımcı olmak ister? Bunun karşılığında kendisine cennet vardır’. Fakat hiç kimse onu kabul etmiyor ve kendisine yardım eden de çıkmıyordu. Hz. Peygamber’in kendi kavminden ve en yakınlarından olan bazı kişiler Yemen’den veya Mudar’dan olsun dışardan gelenleri karşılayarak onlara ‘Kureyş’in şu gencinden kendinizi sakınınız. Sakın sizi de fitneye düşürmesin’ diye tenbih ediyorlardı. Halk parmaklarıyla kendisini gösterdiği halde Hz. Peygamber yine de aralarına karışıyor ve onları Allah’ın dinine davet ediyordu. Nihayet Allah Teala Medine’den bizleri ona gönderdi. Biz onu aramıza kabul ve getirdiği şeyleri tasdik ettik. Öyle ki bizden bir kişi Hz. Peygamber’i ziyaret ediyor ve müslüman olup Kur’an okuyordu. Sonra bu kişi Medine’ye, ailesinin yanına döndüğünde ailesinin tamamı ona uyarak İslâm’ı kabul ediyordu. Sonunda içinde müslüman bulunmayan hiç bir Ensar evi kalmadı. Bunlar müslüman olduklarını açık açık söylüyorlardı. Bir gün biraraya gelerek istişâre ettik ve ‘Hz. Peygamber’in korku içerisinde Mekke’de durup dağlarından kovulmasını daha ne kadar süre bekleyeceğiz’ dedik. Sonra da içimizden yetmiş kişilik bir heyet oluşturduk ve Hz. Peygamber’le görüşmek üzere hac mevsiminde Mekke’ye gittik. Görüşme yeri olarak da Akabe deresini belirledik. Biz birer ikişer bu kararlaştırılan yere gidiyorduk. Sonunda yetmişimiz de oraya geldi ve
‘Ey Allah’ın Rasûlü! Sana ne üzerine biat edelim?’ dedik. Hz. Peygamber şöyle buyurdular:
‘Sevinçli günlerinizde de üzüntülü anlarınızda da sözümü dinleyip bana itaat edeceksiniz. Bolluk zamanında ve kıtlıkta bize nafaka vereceksiniz. İyiliği emredip kötülükten menetmek üzere bana söz vereceksiniz. Bana, Allah için söylemek ve bu uğurda hiç bir kınayıcının kınamasından korkmamak üzere biat edeceksiniz. Bana yardımda bulunmanız, memleketinize vardıktan sonra, çocuklarınızı, nefislerinizi ve ailelerinizi nelerden koruyorsanız beni de onlardan korumanız karşılığında sizler için cennet vardır’. Bunun üzerine içimizde en gencimiz olan Es’ad b. Zürâre ayağa kalkıp Hz. Peygamber’in elini tutarak şunları söyledi:
‘Ey Medineliler! Biraz yavaş olunuz. Çünkü bizim onu Allah’ın Rasûlü olarak tanıyıp içimize kabul etmemiz ve Medine’ye götürmemiz bütün Arapların düşmanlığını üstümüze çekmemiz, kılıçların ısırığına razı olmamız demektir. Fakat biz bu konuda sabır gösteren bir kavimiz. Öyleyse peygamberimizi götürünüz. Mükâfaatınız Allah’a aittir. Eğer siz kendi nefislerinizden korkacaksanız peygamberi götürmeyiniz ve bunu bugün söyleyiniz. Böyle yapmanız Allah katında sizin için en güzel bir davranıştır!’ Bu sözlerini dinlediğimizde ona şöyle dedik:
‘Ey Es’ad! Bizden uzaklaş! Allah’a and içeriz ki biz peygambere yapmış olduğumuz şu biatı asla bırakmayız’. Bundan sonra hep birlikte kalkarak Hz. Peygamber’e biat ettik. O da bize şartlar koştu ve ‘Bunlara karşılık size cennet vardır’ dedi.[1]
- Ka’b b. Mâlik şöyle anlatıyor: Akabe vadisinde toplanmış, Hz. Peygamber’i bekliyorduk. Hz. Peygamber, amcası Abbas’la birlikte geldi. Abbas o gün hâlâ eski dini üzerinde bulunuyordu, yani müşrikti. Ancak o, yeğenini ilgilendiren bu önemli toplantıda hazır bulunup ona yardımcı olmak istemişti. Hz. Peygamber oturdu. İlk söze başlayan da Hz. Abbas oldu. o şunları söyledi: ‘Ey Hazrec kabilesi! Muhammed’in bizim hangi hanemizden olduğunu biliyorsunuz. Biz onu bugüne kadar bizim gibi düşünenlerin şerrinden koruduk. O, burada izzet içerisindedir. Burada kaldığı müddetçe de bir korunma çemberi içinde olacaktır. Fakat o ille de Medine’ye gitmek ve size katılmak istiyor. Eğer siz ona verdiğiniz sözleri yerine getirecek, onu düşmanlarından koruyacaksanız, onu sizinle başbaşa bırakırız. Yok eğer siz onu düşmanların eline teslim edecek, size hicret ettikten sonra onu yardımınızdan mahrum bırakacaksanız şimdiden onu bırakınız. Çünkü o burada kavminin ve yakınlarının koruması altında bulunmaktadır!’ Bunun üzerine biz
‘Senin sözlerini dinledik ey Abbas! Sen ey Allah’ın Rasûlü, biraz da sen konuş! Kendin için, Rabb’in için bizlerden ne istediğini söyle!’ dedik. Bizim bu sözlerimizden sonra Hz. Peygamber konuşmaya başladı. Kur’an okudu; bizleri Allah’a davet edip İslâm’a teşvik ederek şöyle buyurdu:
‘Çocuklarınızı ve ailelerinizi kendilerinden koruduğunuz düşmanlardan beni de korumanız şartıyla sizden biat istiyorum’. Bunun üzerine Berâ b. Ma’rûr kalkarak Hz. Peygamber’in elinden tuttu ve şöyle dedi:
‘Evet seni de onlara karşı koruyacağız. Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki çoluk-çocuğumuz ve kendi nefislerimizi nelerden koruyorsak seni onlardan koruyacağız. Biatımızı bu şartlar dâhilinde kabul et ey Allah’ın Rasûlü. Allah’a yemin ederim ki biz harp çocuklarıyız. Biz bunu babalarımızdan miras olarak almışızdır’.
Berâ b. Ma’rûr bu şekilde Hz. Peygamber’le konuşurken araya Ebu’l Heysem b. Teyyihan girdi ve o da şunları söyledi: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bizimle Medine’deki yahudiler arasında bazı bağlar, ilişkiler vardır. Biz bu bağları koparacağız. Acaba biz bu işi yapıp da sen de gâlip gelirsen. bizi bırakıp tekrar memleketine döner misin?’ Bu sözler üzerine Hz. Peygamber gülümseyerek şöyle buyurdular:
‘Benim kanım sizin kanınız; benim helal saydığım kan sizin de helal saydığınız kandır. Ben sizdenim, siz de bendensiniz. Siz kime savaş açarsanız ben onunla savaşırım, kiminle barış yaparsanız ben de onunla barış yaparım! [2]
________________________________
[1] Bidaye III/159 (İmam Ahmed ile Beyhaki çeşitli yollardan rivayet etmişlerdir); Heysemi VI/46 (Şöyle der: “Hadisi Bezzar da rivayet etmiştir. Bu hadiste ’Allah’a yemin ederiz ki biz bu biatı bırakmayacağımız gibi bizi bu biattan affetmesi için Hz. Peygamber’e bir teklifte de bulunmayacağız’ ibaresi vardır”).
[2] Bidaye III/159 (İbn İshak’tan).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/236-238.