2.Söz'ün Düşündürdükleri.

ademyakup

Talebe
İKİNCİ SÖZ

b424.gif
-1-
b459.gif
-2-

İmânda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle.
Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbîn, tâlihsiz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sulûk eder, giderler.
Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir mâtemhâne-i umumi şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me'yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdânı azab içinde kalır.
Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumi şenlik görüyor. Her tarafta bir sürûr, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler. Herkes ona dost ve akrabâ görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlîl ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur ve müferrah olur, hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah'a şükreder. Sonra döner, öteki adama rast gelir, halini anlar. Ona der:
"Yahu, sen divâne olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve tâlân etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle. Tâ şu musîbetli perde senin nazarından kalksın. Hakikati görebilesin. Zîrâ nihayet derecede âdil, merhametkâr, raîyyetperver, muktedir intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyât ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz."
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=12
 

ademyakup

Talebe
Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer

Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü

görüldüğü gibi NAZARINDA KELİMESİ SORUMUZA CEVAP VERİYOR..AMMA YETERLİ OLMUYOR..

HODBİNİN NAZARININ KÖTÜ OLMASININ NEDENİ?

VE huDAbinin nazarının iyi olmasının nedeni?

nedir ACABA????
 

ademyakup

Talebe
Hodbîn( Enâniyetli, bencil, kibirli.) adam

hem hodgâm,( Yalnızca kendini dert edinen)

hem hodendiş,(Kendisi için endişe eden, başkasının işine yaramayan)

hem bedbîn( Kötümser, ümitsiz.)olduğundan;

bedbînlik cezası olarak, nazarında

DEMEK Kİ HODBİN ADAMIN NAZARININ KÖTÜ OLMASINA SEBEP OLAN

BU GİBİ ÖZELLİKLERİYMİŞ...

BAKALIM HUDABİNE..
 

ademyakup

Talebe
hudâbîn,(Cenâb-ı Hakkı tanıyan; hak ve hakîkati gören)

hudâperest (Allah`a ibâdet eden, dindar.)


ve hakendiş,( Hakkı düşünen, hakkı arayan, doğruluk için endişe eden.)


güzel ahlâklı idi ki, nazarında GÜZEL MEMLEKETE DÜŞTÜ..

DEMEKKİ HUDABİNİN BU ÖZELLİKLERİ NAZARINI GÜZELLEŞTİRMİŞ..
 

ademyakup

Talebe
hANİ SEKİZİNCİ SÖZDE DAHA KAPSAMLI AÇIKLANIYOR..
oraya bakılabilir..

o örnek ibrahim as suhufunda geçiyor..

kulum beni nasıl tanırsa ona öyle muamele yaparım ...diye buyuruyor Hz.Allah cc..

şimdi bu bakış açısına göre bizde dünyayı farklı farklı görmekteyiz..

ACABA BAKIŞ AÇIMIZ NASILDIR? DİYE KENDİMİZİ HİZAYA ÇEKMELİ DEĞİL Mİ?
 

ademyakup

Talebe
hani anlatıyorlarya kabir şöyle böyle...

şunu BİLELİM Kİ BU YUKARDA AÇIKLANAN HAKİKATLAR ÇERÇEVESİNDE..

O ANLATILANLAR KİŞİNİN NAZARINA GÖREDİR..

kimisi için kabir tek başına hapis..

kimisi için kabir yokluk..

kimisi için cennet bahçesinde bir bahçe:..


sonra şunu hatırlayalım..üstad ne diyor..öyle gördüğü ve öyle itikad ettiği için...

AYNINI GÖRECEK...

BAŞKA SÖZE NE HACET VAR MI..

maşaallah üstadım..sadakte..üstadım
 

ademyakup

Talebe
ŞİMDİ TEMSİLDEKİ HODBİN ADaMIN GÖRDÜKLERİNE BAKALIM;NELER GÖRÜYOR..

İŞTE...

Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer.

Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar.

Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür.

Bütün memleket bir mâtemhâne-i umumi(AĞLANILAN YAS TUTULAN YER) şeklini almış.

Kendisi şu elîm ve muzlim(DEHŞETLİ) hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz.

Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor.

Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me'yusâne(ümitsiz) ağlayan yetimleri görür.

Vicdânı azab içinde kalır.
 

ademyakup

Talebe
ŞİMDİ HUDABİN ADAMA BAKALIM..NELER GÖRÜYOR GÜZEL AHLAKIYLA..

Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş,

güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü.

İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumi şenlik görüyor.

Her tarafta bir sürûr(SEVİNÇ), bir şehrâyin(ŞENLİK), bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler.

Herkes ona dost ve akrabâ görünür.

Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye(UMUMİ İZİNLER) şenliği görüyor.

Hem tekbir ve tehlîl(BİRLEME) ile mesrurâne(SEVİNÇLE) ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor.
 

ademyakup

Talebe
ŞİMDİDE İKİSİ ARASINDAKİ FARKA BAKIP..HAKİKATIN GÜZELLİĞİNİ ANLAYALIM..

Evvelki bedbahtın

hem kendi,

hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel;

şu bahtiyar

hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur ve müferrah olur,

hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah'a şükreder.

Sonra döner, öteki adama rast gelir, halini anlar. Ona der:

"Yahu, sen divâne olmuşsun.

Batnındaki çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve tâlân etmek tevehhüm etmişsin.

Aklını başına al, kalbini temizle.

Tâ şu musîbetli perde senin nazarından kalksın.

Hakikati görebilesin.

Zîrâ nihayet derecede âdil, merhametkâr, raîyyetperver, muktedir intizamperver, müşfik bir melikin memleketi,

hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyât ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz."
 

ademyakup

Talebe
BU KONU İMANLA KÜFÜR ARASINDAKİ FARKIDA ANLATIYOR..

ÇÜNKÜ İMANın verdiği nazarla aleme bakan..alemi cennet gibi görür..

KÜFÜRün verdiği nazarla aleme bakan..alemi cehennem şeklinde görür..

ve anlayalım ki..

CENNET VE CEHENNEM;KİŞİNİN ANLAYIŞINA,NAZARINA GÖRE

şekillenir....

ne dersiniz..istidatlarımızı ulvileştirelim ki..bakışlarımız da ulvileşsin..
 

ademyakup

Talebe
Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedâmet eder:

"Evet, ben, işretten divâne olmuştum. Allah senden râzı olsun ki, cehennemî bir hâletten beni kurtardın" der.
 

ademyakup

Talebe
Ey nefsim!

Bil ki, evvelki adam kâfirdir veya fâsık gâfildir.

Şu dünya onun nazarında

bir mâtemhâne-i umumiyedir.

Bütün zîhayat firâk ve zevâl sillesiyle ağlayan yetimlerdir.

Hayvan ve insan ise, ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır. Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudât ruhsuz, müthiş cenazeler hükmündedirler.

Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham,

küfründen ve dalâletinden neş'et edip, onu mânen tâzib eder.
 

ademyakup

Talebe
Diğer adam ise mü'mindir.

Cenâb-ı Hâlıkı tanır, tasdik eder.

Onun nazarında

şu dünya bir zikirhâne-i Rahmân,

bir tâlimgâh-ı beşer ve hayvan

ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır.

Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise terhisâttır.

Vazife-i hayatını bitirenler bu dâr-ı fânîden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler.

Tâ yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar.

Bütün tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye ise,

ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir.

Bütün zîhayat birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakîm memnun memurlardır.

Bütün sadâlar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve tefrih veya işlemek neş'esinden neş'et eden nağamâttır.

Bütün mevcudât, o mü'minin nazarında,

Seyyid-i Kerîminin ve Mâlik-i Rahîminin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitâbıdır.

Daha bunun gibi pekçok latîf, ulvî ve leziz, tatlı hakikatler imânından tecellî eder, tezâhür eder.
 

ademyakup

Talebe
Demek,

İmân bir mânevî Tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor.

Küfür ise mânevî bir Zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor.

Demek selâmet ve emniyet,

yalnız


Öyle ise biz dâimâ,
b460.gif
-1-

demeliyiz.
1- İslâm dinini ve mükemmel İmân nimetini ihsan ettiği için Allah'a hamd olsun.
 

ademyakup

Talebe
imanın cennet çekirdeğini taşıdığını,

küfründe cehennemin çekirdeğini taşıdığını..

2.söz bize anlatıyor...

neden bir memleket iki kişinin nazarında farklı olduğunu..iman ve küfür arasındaki farkla bize anlatıyor..
 

ademyakup

Talebe
Şu dünya içindeki ruh-u insanî ve insanda dinin mahiyet ve kıymetlerini; ve eğer Din-i Hak olmazsa, dünya bir zindan olması ve dinsiz insan, en bedbaht mahlûk olduğunu; ve şu âlemin tılsımını açan, ruh-u beşerîyi zulümâttan kurtaran
b488.gif
-2- ve
b489.gif
-3- olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
Eski zamanda, iki kardeş, uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Git gide, tâ yol ikileşti. O iki yol başında ciddî bir adamı gördüler. Ondan sordular:
"Hangi yol iyidir?"
O dahi onlara dedi ki:
"Sağ yolda, kanun ve nizâma tebâiyet mecburiyeti vardır. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise, serbestiyet ve hürriyet vardır. Fakat o serbestiyet içinde bir tehlike ve şekâvet vardır. Şimdi intihabdaki ihtiyar sizdedir."
Bunu dinledikten sonra güzel huylu kardeş sağ yola
b490.gif
-4- deyip gitti. Ve nizam ve intizama tebâiyeti kabul etti. Ahlâksız ve serseri olan diğer kardeş, sırf serbestlik için sol yolu tercih etti. Zâhiren hafif, mânen ağır vaziyette giden bu adamı hayalen takip ediyoruz:
 

ademyakup

Talebe
İşte bu adam, dereden tepeden aşıp, git gide, tâ hâlî bir sahrâya girdi.

Birden müthiş bir sadâ işitti.
Baktı ki, dehşetli bir aslan, meşelikten çıkıp ona hücum ediyor.

O da kaçtı. Tâ altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rast geldi. Korkusundan kendini içine attı.
Yarısına kadar düşüp, elleri bir ağaca rast geldi, yapıştı.

Kuyunun duvarında göğermiş olan o ağacın iki kökü var.

İki fare, biri beyaz biri siyah, o iki köke musallat olup kesiyorlar.

Yukarıya baktı, gördü ki, aslan nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor.

Aşağıya baktı, gördü ki, dehşetli bir ejderha içindedir. Başını kaldırmış, otuz arşın yukarıdaki ayağına takarrüb etmiş.

Ağzı, kuyu ağzı gibi geniştir. Kuyunun duvarına baktı, gördü ki, ısırıcı, muzır haşerât etrafını almışlar. Ağacın başına baktı, gördü ki, bir incir ağacıdır. Fakat hârika olarak, muhtelif, çok ağaçların meyveleri, cevizden nara kadar başında yemişler var.
İşte, şu adam, sû-i fehminden, akılsızlığından anlamıyor ki, bu âdi bir iş değildir. Bu işler tesadüfî olamaz.

Bu acîb işler içinde garip esrar var.

Ve pek büyük bir işlettirici var olduğunu intikal etmedi.


Şimdi bunun kalbi ve ruh ve aklı, şu elîm vaziyetten gizli feryat ve figân ettikleri halde; nefs-i emmâresi, güyâ birşey yokmuş gibi tecâhül edip, ruh ve kalbin ağlamasından kulağını kapayıp, kendi kendini aldatarak, bir bahçede bulunuyor gibi o ağacın meyvelerini yemeye başladı. Halbuki, o meyvelerin bir kısmı zehirli ve muzır idi.
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=29
 

ademyakup

Talebe
Bir hadîs-i kudsîde Cenâb-ı Hak buyurmuş:

b491.gif
Yani, "Kulum Beni nasıl tanırsa, onunla öyle muâmele ederim."

İşte bu bedbaht adam, sû-i zan ile ve akılsızlığı ile, gördüğünü âdi ve ayn-ı hakikat telâkkî etti.
Ve öyle de muâmele gördü.
Ve görüyor. Ve görecek.
Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor;

böylece azab çekiyor.

Biz de, şu meş'umu, bu azabda bırakıp döneceğiz.

Tâ öteki kardeşin halini anlayacağız.
 

ademyakup

Talebe
İşte şu mübârek akıllı zât gidiyor.
Fakat birâderi gibi sıkıntı çekmiyor.

Çünkü güzel ahlâklı olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyâlar eder.
Kendi kendine ünsiyet eder.

Hem, birâderi gibi zahmet ve meşakkat çekmiyor.

Çünkü nizâmı bilir, tebâiyet eder. Teshîlât görür.

Asâyiş ve emniyet içinde serbest gidiyor.

İşte bir bahçeye rast geldi; içinde hem güzel çiçek ve meyveler var, hem bakılmadığı için murdar şeyler de bulunuyor.

Kardeşi dahi böyle birisine girmişti.

Fakat murdar şeylere dikkat edip meşgul olmuş, midesini bulandırmış, hiç istirahat etmeden çıkıp gitmişti.

Bu zât ise, "Herşeyin iyisine bak" kaidesiyle amel edip, murdar şeylere hiç bakmadı.
İyi şeylerden iyi istifade etti. Güzelce istirahat ederek çıkıp gidiyor.
 
Üst