Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
31. Söz'den Dersimiz ; Mirac-ı Nebeviyeye (a.s.m.) dairdir..
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ademyakup" data-source="post: 255660" data-attributes="member: 1009927"><p><strong>Cevap: Güncel derslerimiz ; Mirac-ı Nebeviyeye (a.s.m.) dairdir..</strong></p><p></p><p>"<strong>Melek</strong>" dendiği zaman iki tür yapı anlayacağız; </p><p></p><p><strong>Birinci tür yap</strong>ı; Evren`de ve içinde bulunduğumuz sistemde var olan her şeyi meydana getiren, bu günkü tanımıyla, <strong>kuantsal</strong> kökenle açığa çıkan yapıdır... <strong>"Melk" </strong>kökünden gelen melek, kuvvet, enerji yapı anlamındadır. </p><p></p><p>Bildiğimiz gibi enerjinin yoğunlaşması ile kuantlar, mezonlar, nötrinolar, nötronlar. elektron, pozitron, atom ve atom bileşiklerinden, atom moleküllerinden oluşan maddeler... </p><p></p><p>Evet!... Biz, her hangi bir madde, dediğimiz zaman, bu madde, beş duyu verilerine<strong><u> göre</u>, <u>maddedir!</u></strong>.. Yani, <strong>"görece madde</strong>"dir!. </p><p></p><p>Bugün modern bilim tespit etmiştir ki, <strong>gerçekte madde diye bir şey yoktur!. </strong>Beş duyu dolayısıyla, biz maddenin varolduğuna hüküm veriyoruz.. Oysa <strong>gerçekte, evrende var olan her şey, çeşitli dalga boylarındaki mânâlardan ibarettir</strong>. </p><p></p><p>Her ne kadar 1900`lerin başına kadar, koyu bir maddecilik, <strong>"madde vardır, ötesi yoktur"</strong> görüşü hâkim olsa da , dünya üzerinde, 1910`lardan, 1920`lerden, bilim dünyasında başlayarak günümüze gelen bilim seviyesi artık, madde diye bir şeyin var olmadığını, sadece, bizim beş duyumuzun maddeyi bize var gösterdiğini, esasında madde denilen her şeyin atomlardan ve atomların da ışık kuantlarından, çeşitli dalga boylarından var olduğunu gösterdi... </p><p></p><p>İşte var olan; Dünya üzerinde ve Evrende var olan her şeyin meleklerden meydana gelmesi demek, bu dalgasal yapı ve atom altı boyutun, ışınlarından ve kuantsal enerjiden meydana gelmesi demektir... </p><p></p><p>Yalnız, burada çok önemli bir husus var. Burayı hiç bir zaman gözden kaçırmamak gerekir... </p><p>En azından, olaya basit bir şekilde baktığımız zaman, evrenin tüm katmanlarında, boyutlarda geçerli olan bir "<strong><u>sistem"</u></strong> görüyoruz. </p><p></p><p>Her boyutun, her katmanın kendine has bir<strong> "<u>sistemi ve düzeni</u>" </strong>var!. Kısaca, evrende kaos yok, kargaşa, karmaşa yok!. Belki, <strong>sistemin ve düzenin</strong> getirdiği, gerekçesini henüz farkedemediğimiz lokalize kaoslar var; ya da bize öyle geliyor ki gerçekte o da sistemin bir parçası!. Her şey bir sistem içinde doğuyor, büyüyor, ölüyor!. Yok olmuyor, bir başka şekle dönüşüyor!. <strong>"Yok"</strong> olmuyor, yani, <strong>yok olma</strong> diye bir şey evrende yok!. Çünkü zaten "<strong>yok</strong>"tan varolmuş ve aslı yok olan, hiç bir zaman <strong>"var"</strong> olmadı ki, "<strong>yok</strong>" olsun!. Bu da bir <strong>sistemin sonucu</strong>; sistem ise bir bilincin ifadesi... </p><p></p><p>Maalesef, batı bilim dünyasının çok iyi bildiği bu gerçekleri, henüz Türkiye`de bilen adam sayısı parmakla gösteriliyor. Ve... Bugün ilim, artık Batı`dan geliyor... Güneş dünyaya batıdan doğuyor(!). </p><p></p><p>Şu anda <strong>biz</strong>, "<strong>madde var</strong>" diyoruz!... </p><p></p><p><strong>Bilim dünyası diyor </strong>ki: </p><p><strong>"Madde diye bir şey yok, bu gözle gördüğümüz, içinde yaşadığımız her şey bizim hayâlimizden, şuurumuzun oluşturduğu hayâlden ibarettir!.."</strong> </p><p></p><p>Bu varlıkta gördüğümüz her şey, enerjiden, enerjinin yoğunlaşması ile meydana geldiğine göre, demek ki bu varlıkta olan <strong>her şey</strong>, dinî tâbirle <strong>meleklerden meydana gelmiştir!. Her şeyin aslı melektir</strong>!... </p><p></p><p>Cüz`i mânâda, zerresel mânâda, senin şu vücudun, trilyonlar kere trilyonlarca meleklerden meydana geldiği gibi, <strong>çeşitli katmanların yoğunlaşması ile meydana gelen ayrı melekler vardır</strong>. Bunu şöyle izah edelim: </p><p>Sizin vücudunuz, sayısız hücrelerden meydana gelmiştir... Bu hücreler değişik terkipler şeklinde bileşimler meydana getirerek, bir karaciğeri, bir kalbi, bir mideyi, bir beyni meydana getirmiştir. Karaciğerin görevi ayrıdır, karaciğerin kendine has bir bilinci vardır. O bilincin meydana getirdiği karaciğerin bir çalışma sistemi vardır. Kalp böyle, beyin böyle, mide böyle... Her bir organın kendine has bir bilinci vardır... </p><p></p><p>Ama, bizim beynimizde oluşan bilinç, buralardaki bu bilinç türlerini algılayamaz. Çünkü onu algılamak için, gerekli açılıma, gerekli kapasiteye sahip değildir... Bunu, basit olarak şöyle izah edelim: </p><p>Gözünüz, şu sehpayı görür; ama şu odada, şu salonda boşluğa baktığı zaman bir şey görmez. Halbuki şu odada, şu anda belki milyonlarca ses ve milyonlarca görüntü dalgası var. </p><p></p><p>Ancak bu odada mevcut olan milyonlarca ses ve görüntüyü, ancak o dalgaların dalga boyuna ayarlı, bir televizyon veya radyo ile tespit edebiliriz!. </p><p>O dalga boylarını kulağımız ve gözümüz almaz!. Çünkü gözümüz, santimetrenin on binde dördü ile on binde yedisi arasındaki dalga boylarını alabilecek kapasite ile kayıtlıdır, sınırlıdır... </p><p></p><p>Kulağımız ise, 16 ile 16.000 hertz arasındaki dalgaları alabilme kapasitesiyle sınırlı ve kayıtlıdır!... </p><p><strong>Bu ikisi arasında çeşitli mânâlar ihtiva eden, milyarlar ve milyarlarla dalga boyu var olmasına rağmen, biz bunlardan gâfil yaşıyoruz...</strong> </p><p>Burada şu hususa dikkat etmeliyiz!.. </p><p></p><p>Biz, <strong>ilkel bir şartlanma sonucu </strong>olarak, sadece beş duyu verilerini var kabul edip, beş duyunun tespit edemediği verileri yok sayıyoruz!... Gözle göremediğimizi inkâr ediyoruz!.. </p><p>Bundan yüz sene öncesine kadar böyle düşünülebilirdi; ancak günümüzde bu tür fikirler geçersiz sayılmaktadır!. Çünkü, göremediğimiz bir çok şeyin varolduğunu kesinlikle biliyoruz artık... </p><p></p><p>Kesinlikle, tutamadığımız birçok şeyin, varolduğunu biliyoruz!. Duyamadığımız pekçok şeyin mevcûdiyetinden haberimiz var; ne çare ki, bunlarla iletişim kurma imkânımız yok!. </p><p></p><p><strong>Din</strong> bize, <strong>1400 sene öncesinden</strong>, Hz. <strong>Muhammed</strong> Aleyhisselâm’ın ağzı ile bu gerçeği sanki şöyle haber veriyor: bize, <strong>1400 sene öncesinden</strong>, Hz. <strong>Muhammed</strong> Aleyhisselâm’ın ağzı ile bu gerçeği sanki şöyle haber veriyor: </p><p>"Sizin, hücresel yapılı bir bedene sahip olmanız gibi; ışınsal bedenli yapıyla meydana gelmiş cinlerin var olması gib; bunun ötesinde, ışık kuantlarından, yani <strong>Nur</strong>`dan varolmuş <strong>melekler</strong> de vardır!. Ki, evrende, bünyesinde bunları barındırmayan, bunların varlığından meydana gelmemiş hiç bir nesne yoktur!. </p><p></p><p>Evrende var olan her birim-nokta, bu ışık kuantlarından meydana gelmiştir. Yani, <strong>meleklerden</strong> meydana gelmiştir!. Ve bunlar, evrendeki mutlak bilinçten gelen bir şekilde, yapısal özelliklerine göre bilinçli birimlerdir!. </p><p>Bu açıklama ne zaman yapılıyor?... <strong>Bundan 1400 sene evvel!. Kimlere...!?</strong> </p><p></p><p>Bunu iyi değerlendirebilmek için, 1400 sene öncesinin şartlarının ne olduğunu araştırıp; o günkü insanların nasıl yaşadıklarını, nasıl taşları dikip karşısında tapındıklarını; ayıp olmasın diye kız çocuklarını nasıl diri diri toprağa gömdüklerini; ölen bir adamın karısını oğlunun nasıl aldığını bilmek lâzım!. </p><p></p><p>Böylesine ilkel değerlerle yaşayan bir toplumda, <strong>bugünün ilmiyle bile çözemediğimiz</strong> şifreleri veren, açıklayan bir <strong>Zât</strong>!... Hazreti <strong>Muhammed Mustafa</strong> Aleyhisselâm... </p><p>Ve bu <strong>Zât</strong>, bizim bugün bile hafsalamızın almayacağı bir takım olayları bize anlatıyor... </p><p>Aslında bu, büyük bir müjde!... </p><p></p><p>Çünkü, şu madde boyutundan kurtulmamızdan sonra, şayet belli çalışmalar yaparak ruhumuzu güçlendirebilirsek, nelere ulaşabileceğimizi müjdeliyor!. </p><p></p><p>Yani, "<strong>Ben bu ruh gücüyle, buralara ulaştım, bunları gördüm, yaşadım. Böyle şeyler var ve bunlar sizin için de mümkün olabilir."</strong> diyor... </p><p></p><p>"<strong>Mi`râc</strong>" hadisesi, bedenle mi oldu, ruhen mi oldu? Anlaşılmamış ve geçmişin bilgileri ışığında çok tartışılmış bir konu... </p><p>Kudüs`e kadar olan kısmı <strong>biyolojik yani maddi</strong> <strong>bedenle</strong> oldu!... </p><p></p><p>Kudüs`den sonra "<strong>Mi`râc</strong>" olayına çıkış; <strong>"Berzah"</strong> içindeki yolculuğu da <strong>ışınsal bedenle</strong> yani <strong>ruhla </strong>gerçekleşti. </p><p></p><p>Zira bize intikal eden bilgilere göre, nice veliler var ki, onlar da benzer türden "<strong>Mi`râc</strong>" yaptılar... Bu değişik âlemlere giderek oradan bilgi topladılar. </p><p>ahmedhulusi.org</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ademyakup, post: 255660, member: 1009927"] [b]Cevap: Güncel derslerimiz ; Mirac-ı Nebeviyeye (a.s.m.) dairdir..[/b] "[B]Melek[/B]" dendiği zaman iki tür yapı anlayacağız; [B]Birinci tür yap[/B]ı; Evren`de ve içinde bulunduğumuz sistemde var olan her şeyi meydana getiren, bu günkü tanımıyla, [B]kuantsal[/B] kökenle açığa çıkan yapıdır... [B]"Melk" [/B]kökünden gelen melek, kuvvet, enerji yapı anlamındadır. Bildiğimiz gibi enerjinin yoğunlaşması ile kuantlar, mezonlar, nötrinolar, nötronlar. elektron, pozitron, atom ve atom bileşiklerinden, atom moleküllerinden oluşan maddeler... Evet!... Biz, her hangi bir madde, dediğimiz zaman, bu madde, beş duyu verilerine[B][U] göre[/U], [U]maddedir![/U][/B].. Yani, [B]"görece madde[/B]"dir!. Bugün modern bilim tespit etmiştir ki, [B]gerçekte madde diye bir şey yoktur!. [/B]Beş duyu dolayısıyla, biz maddenin varolduğuna hüküm veriyoruz.. Oysa [B]gerçekte, evrende var olan her şey, çeşitli dalga boylarındaki mânâlardan ibarettir[/B]. Her ne kadar 1900`lerin başına kadar, koyu bir maddecilik, [B]"madde vardır, ötesi yoktur"[/B] görüşü hâkim olsa da , dünya üzerinde, 1910`lardan, 1920`lerden, bilim dünyasında başlayarak günümüze gelen bilim seviyesi artık, madde diye bir şeyin var olmadığını, sadece, bizim beş duyumuzun maddeyi bize var gösterdiğini, esasında madde denilen her şeyin atomlardan ve atomların da ışık kuantlarından, çeşitli dalga boylarından var olduğunu gösterdi... İşte var olan; Dünya üzerinde ve Evrende var olan her şeyin meleklerden meydana gelmesi demek, bu dalgasal yapı ve atom altı boyutun, ışınlarından ve kuantsal enerjiden meydana gelmesi demektir... Yalnız, burada çok önemli bir husus var. Burayı hiç bir zaman gözden kaçırmamak gerekir... En azından, olaya basit bir şekilde baktığımız zaman, evrenin tüm katmanlarında, boyutlarda geçerli olan bir "[B][U]sistem"[/U][/B] görüyoruz. Her boyutun, her katmanın kendine has bir[B] "[U]sistemi ve düzeni[/U]" [/B]var!. Kısaca, evrende kaos yok, kargaşa, karmaşa yok!. Belki, [B]sistemin ve düzenin[/B] getirdiği, gerekçesini henüz farkedemediğimiz lokalize kaoslar var; ya da bize öyle geliyor ki gerçekte o da sistemin bir parçası!. Her şey bir sistem içinde doğuyor, büyüyor, ölüyor!. Yok olmuyor, bir başka şekle dönüşüyor!. [B]"Yok"[/B] olmuyor, yani, [B]yok olma[/B] diye bir şey evrende yok!. Çünkü zaten "[B]yok[/B]"tan varolmuş ve aslı yok olan, hiç bir zaman [B]"var"[/B] olmadı ki, "[B]yok[/B]" olsun!. Bu da bir [B]sistemin sonucu[/B]; sistem ise bir bilincin ifadesi... Maalesef, batı bilim dünyasının çok iyi bildiği bu gerçekleri, henüz Türkiye`de bilen adam sayısı parmakla gösteriliyor. Ve... Bugün ilim, artık Batı`dan geliyor... Güneş dünyaya batıdan doğuyor(!). Şu anda [B]biz[/B], "[B]madde var[/B]" diyoruz!... [B]Bilim dünyası diyor [/B]ki: [B]"Madde diye bir şey yok, bu gözle gördüğümüz, içinde yaşadığımız her şey bizim hayâlimizden, şuurumuzun oluşturduğu hayâlden ibarettir!.."[/B] Bu varlıkta gördüğümüz her şey, enerjiden, enerjinin yoğunlaşması ile meydana geldiğine göre, demek ki bu varlıkta olan [B]her şey[/B], dinî tâbirle [B]meleklerden meydana gelmiştir!. Her şeyin aslı melektir[/B]!... Cüz`i mânâda, zerresel mânâda, senin şu vücudun, trilyonlar kere trilyonlarca meleklerden meydana geldiği gibi, [B]çeşitli katmanların yoğunlaşması ile meydana gelen ayrı melekler vardır[/B]. Bunu şöyle izah edelim: Sizin vücudunuz, sayısız hücrelerden meydana gelmiştir... Bu hücreler değişik terkipler şeklinde bileşimler meydana getirerek, bir karaciğeri, bir kalbi, bir mideyi, bir beyni meydana getirmiştir. Karaciğerin görevi ayrıdır, karaciğerin kendine has bir bilinci vardır. O bilincin meydana getirdiği karaciğerin bir çalışma sistemi vardır. Kalp böyle, beyin böyle, mide böyle... Her bir organın kendine has bir bilinci vardır... Ama, bizim beynimizde oluşan bilinç, buralardaki bu bilinç türlerini algılayamaz. Çünkü onu algılamak için, gerekli açılıma, gerekli kapasiteye sahip değildir... Bunu, basit olarak şöyle izah edelim: Gözünüz, şu sehpayı görür; ama şu odada, şu salonda boşluğa baktığı zaman bir şey görmez. Halbuki şu odada, şu anda belki milyonlarca ses ve milyonlarca görüntü dalgası var. Ancak bu odada mevcut olan milyonlarca ses ve görüntüyü, ancak o dalgaların dalga boyuna ayarlı, bir televizyon veya radyo ile tespit edebiliriz!. O dalga boylarını kulağımız ve gözümüz almaz!. Çünkü gözümüz, santimetrenin on binde dördü ile on binde yedisi arasındaki dalga boylarını alabilecek kapasite ile kayıtlıdır, sınırlıdır... Kulağımız ise, 16 ile 16.000 hertz arasındaki dalgaları alabilme kapasitesiyle sınırlı ve kayıtlıdır!... [B]Bu ikisi arasında çeşitli mânâlar ihtiva eden, milyarlar ve milyarlarla dalga boyu var olmasına rağmen, biz bunlardan gâfil yaşıyoruz...[/B] Burada şu hususa dikkat etmeliyiz!.. Biz, [B]ilkel bir şartlanma sonucu [/B]olarak, sadece beş duyu verilerini var kabul edip, beş duyunun tespit edemediği verileri yok sayıyoruz!... Gözle göremediğimizi inkâr ediyoruz!.. Bundan yüz sene öncesine kadar böyle düşünülebilirdi; ancak günümüzde bu tür fikirler geçersiz sayılmaktadır!. Çünkü, göremediğimiz bir çok şeyin varolduğunu kesinlikle biliyoruz artık... Kesinlikle, tutamadığımız birçok şeyin, varolduğunu biliyoruz!. Duyamadığımız pekçok şeyin mevcûdiyetinden haberimiz var; ne çare ki, bunlarla iletişim kurma imkânımız yok!. [B]Din[/B] bize, [B]1400 sene öncesinden[/B], Hz. [B]Muhammed[/B] Aleyhisselâm’ın ağzı ile bu gerçeği sanki şöyle haber veriyor: bize, [B]1400 sene öncesinden[/B], Hz. [B]Muhammed[/B] Aleyhisselâm’ın ağzı ile bu gerçeği sanki şöyle haber veriyor: "Sizin, hücresel yapılı bir bedene sahip olmanız gibi; ışınsal bedenli yapıyla meydana gelmiş cinlerin var olması gib; bunun ötesinde, ışık kuantlarından, yani [B]Nur[/B]`dan varolmuş [B]melekler[/B] de vardır!. Ki, evrende, bünyesinde bunları barındırmayan, bunların varlığından meydana gelmemiş hiç bir nesne yoktur!. Evrende var olan her birim-nokta, bu ışık kuantlarından meydana gelmiştir. Yani, [B]meleklerden[/B] meydana gelmiştir!. Ve bunlar, evrendeki mutlak bilinçten gelen bir şekilde, yapısal özelliklerine göre bilinçli birimlerdir!. Bu açıklama ne zaman yapılıyor?... [B]Bundan 1400 sene evvel!. Kimlere...!?[/B] Bunu iyi değerlendirebilmek için, 1400 sene öncesinin şartlarının ne olduğunu araştırıp; o günkü insanların nasıl yaşadıklarını, nasıl taşları dikip karşısında tapındıklarını; ayıp olmasın diye kız çocuklarını nasıl diri diri toprağa gömdüklerini; ölen bir adamın karısını oğlunun nasıl aldığını bilmek lâzım!. Böylesine ilkel değerlerle yaşayan bir toplumda, [B]bugünün ilmiyle bile çözemediğimiz[/B] şifreleri veren, açıklayan bir [B]Zât[/B]!... Hazreti [B]Muhammed Mustafa[/B] Aleyhisselâm... Ve bu [B]Zât[/B], bizim bugün bile hafsalamızın almayacağı bir takım olayları bize anlatıyor... Aslında bu, büyük bir müjde!... Çünkü, şu madde boyutundan kurtulmamızdan sonra, şayet belli çalışmalar yaparak ruhumuzu güçlendirebilirsek, nelere ulaşabileceğimizi müjdeliyor!. Yani, "[B]Ben bu ruh gücüyle, buralara ulaştım, bunları gördüm, yaşadım. Böyle şeyler var ve bunlar sizin için de mümkün olabilir."[/B] diyor... "[B]Mi`râc[/B]" hadisesi, bedenle mi oldu, ruhen mi oldu? Anlaşılmamış ve geçmişin bilgileri ışığında çok tartışılmış bir konu... Kudüs`e kadar olan kısmı [B]biyolojik yani maddi[/B] [B]bedenle[/B] oldu!... Kudüs`den sonra "[B]Mi`râc[/B]" olayına çıkış; [B]"Berzah"[/B] içindeki yolculuğu da [B]ışınsal bedenle[/B] yani [B]ruhla [/B]gerçekleşti. Zira bize intikal eden bilgilere göre, nice veliler var ki, onlar da benzer türden "[B]Mi`râc[/B]" yaptılar... Bu değişik âlemlere giderek oradan bilgi topladılar. ahmedhulusi.org [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
31. Söz'den Dersimiz ; Mirac-ı Nebeviyeye (a.s.m.) dairdir..
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst