Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
40 Bin Kere Maşaallah - "Kırk" ın Hayatımızdaki Yeri
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 98802" data-attributes="member: 27"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><u><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: Blue">Kırklar'ın Hikmeti - 1</span></span></span></strong></u></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>“Kirk”</strong> kelimesi günlük hayatımıza, hatta konuşma dilimize o kadar girmiş ki, neredeyse onsuz yapamıyoruz. <strong>Bazen uzun cümlelerle anlatamadığımızı bu söz ile anlatıveririz.</strong> Belki konuşmalarımıza veya hayatımıza baktığımızda bu kelimenin kendisinden sayıca çok söz ortaya çıktığını görürüz.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin <strong>kırk sene yatsı abdestiyle sabah namazını</strong> kıldığı rivayet edilir.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Yunus Emre, şeyhinin dergâhına ormandan <strong>kırk yıl boyunca hiç aksatmadan düzgün odun</strong> taşıdı.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Atasözü olarak kullandığımız, <strong>“Bir adama kırk gün deli desen deli, veli desen veli olur”, “Kırk yıllık Yâni olur mu Kâni?”</strong> sözleri bugün bile geçer akçedir.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Yapılan işin gücünü anlatmak için, <strong>“kılı kırk yararcasına”</strong> deyimini kullanırız. Meğer, isteyince oluyormuş. Kılı kırka nasıl bölersiniz?</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Bir insan bir işi kırk gün yaparsa, daha terk edemez. Bektaşiye demişler:</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>“Sen kırk gün namaz kılsan, bir daha bırakamazsın!”</strong> O da demiş:</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>“Sen kırk gün bıraksan, bakalım tekrar başlayabilecek misin?”</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Bazı kimselere bakarsınız, değiştiğini görürsünüz. Kasıla kasıla derler:</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Kırkıma girdim, kırkladım!”</strong> Acaba bu sözü söyleyen kişi kabre kırk sene daha yaklaştığının farkında mı?</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Aradaki samimiyeti anlatmak için, <strong>“Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz!” </strong>sözünü kullanırız.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Beceriksizliğimizi anlatmak için <strong>“kırk dereden su getirmek”</strong> zorunda kalırız.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Çobanın gönlü olsa tekeden süt çıkarır cinsinden, <strong>“kısa günde kırk kere gider, geliriz.”</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Birisine işimiz düştüğünde geri dönüş yollarını kapatmak için,<strong> “kırk yılın başı”</strong> diye sözlerimize başlarız.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Eskiden <strong>“kırk gün, kırk gece” </strong>düğünler olurmuş! Günümüzde zengin düğünleri için söylenmekle birlikte o kadar sürmediği de bir gerçek.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Komşularını, akrabalarını ve toplumu zorda bırakan kendini ve haddini bilmezler için, <strong>“Kırkından sonra azanı teneşir pâklar!”</strong> derler. Böylece onlarla uğraşmanın ne kadar zor olduğunu anlatmaya çalışırız. Ama çıkmayan canda ümit olduğu gibi, kabir kapısına kadar tevbe kapısı açıktır. <strong>Islâhı için çalışsak ve duâ etsek daha iyi olmaz mı?</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Yeni doğan çocuklar ve anneler için <strong>“kırk gün”</strong> önemlidir.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Bediüzzaman Hazretleri <strong>“Hastalıkların bir kısmı var ki, eğer ölümle neticelense, mânevî şehid hükmünde, şehadet gibi bir velâyet derecesine sebebiyet verir”</strong> der ve bunlara şunları örnek gösterir:</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Çocuk doğurmaktan gelen hastalıklar ve karın sancısıyla, gark ve hark ve tâun ile vefat eden şehid-i mânevî olduğu gibi, çok mübarek hastalıklar var ki, velâyet derecesini ölümle kazandırır. Hem hastalık, dünya aşkını ve alâkasını hafifleştirdiğinden, vefat ile dünyadan, ehl-i dünya için gayet elîm ve acı olan mufarakatı tahfif eder, bazen de sevdirir.”</strong> Lohusalığın mânevî şehadeti kazandırması, <strong>lohusa zamanı olan kırk güne kadar</strong>1 olduğunu belirtir.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Bir insanın olgunlaştığını anlamak için <strong>“kırkını görmek”</strong> için bekleriz.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> İnsanların ne kadar dağınık ve pejmürde olduğunu anlatmak için <strong>“bir iplik çeksen kırk yama düşer” </strong>deriz.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> Tarih sayfalarında neler var, neler…</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Tarih sayfalarını bir karıştırsak <strong>kırkla</strong> ilgili acaba neler bulabiliriz?</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Tarihî bir yolculuğa var mısınız?</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> Haydi öyleyse…</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Bilindiği gibi Hz. Âdem (as) hem ilk insan, hem ilk peygamberdir. Hz. Âdem’e (as) aynı zamanda 10 sayfalık bir de talimat (suhuf) verilmişti. Âdem (as) bu vazifesini hakkıyla yerine getiriyor, oğullarına da gerçekleri öğretiyordu. Dünyanın fani (geçici), ahiretin ise ebedî olduğunu ve şeytana aldanmamalarını anlatıyordu. Hz. Âdem (as) bin yıl yaşadıktan sonra şu fâni dünyaya elveda diyor ve arkasında <strong>kırk bin insan</strong> bırakıyordu.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> İnananlar ile inanmayanlar arasındaki iman-küfür mücadelesi ilk insanla başlamış ve kıyamete kadar devam edecektir. <strong>Dünya bilindiği gibi imtihan dünyasıdır.</strong> İnananlar silsilesinin başında <strong>peygamberler, müceddidler, müçtehidler, veliler, âlimler, imamlar;</strong> inanmayanların başında ise,<strong> Şeytanlar, Nemrutlar, Firavunlar, Şeddatlar, Ebu cehiller</strong> gelmiştir.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Peygamberler, vazifeli olarak gönderildikleri kavimleri ve toplulukları hak dine dâvet etmişlerdir. Pek tabiî ki, bu iş görüldüğü kadar kolay olmamıştır. Çeşit çeşit işkence, eza, cefa ve zulümlere maruz kalmışlardır. Hatta bu uğurda bazıları canlarını bile vermişlerdir.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Ya Resulullah! Çektiğimiz şu işkencelerden kurtulmamız için Allah’a duâ etmez misiniz?”</strong> diyen Hz. Habbab’a, Resûl-i Ekrem Efendimizin (asm) verdiği cevabında hem bir ibret, hem de istikbale ait müjdeler vardır:</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki, demir tarakla bütün derileri, etleri soyulup kazınırdı da, bu işkence, yine onu dininden döndüremezdi! Testere ile tepesinden ikiye bölünürdü de, yine bu işkence, onu dininden döndüremezdi! Allah elbette bu işi (İslâmiyeti) tamamlayacak ve üstün kılacaktır. Öyle ki, hayvanına binip San’a’dan Hadramut’a kadar tek başına giden bir kimse, Allah’tan başkasından korkmayacak, koyunları hakkında da, kurt saldırmasından başka bir korku yaşamayacaktır! Fakat siz acele ediyorsunuz!”</strong> buyurdular.2</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Nuh (as) kaç yaşında peygamber oldu?</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Nuh (as), kavmini putlara tapmaktan vaz geçirmek istedi. Kavmi, Nuh’u (as) kendi zenginliklerine konacaklarını zannettiler. Fakat o, kavminden hizmetine karşılık bir ücret istemiyordu. Yalnızca onların dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak için çalışıyordu. Bu konudaki âyetleri hatırlayalım:</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.”</strong>3</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Müşrikler işi azıttılar. İnanan insanlara zulüm ve cefa etmeye başladılar. Güya onları Hz. Nuh’dan (as) ayıracaklarını zannettiler. Fakat onların imanları bu sayede daha da kuvvetlendi.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Nuh kavminin, Nuh (as) ve ashabına yaptıkları bu hakaretler üzerine Cenâb-ı Hak, oralara <strong>kırk sene yağmur</strong> yağdırmadı. Azgın kavim <strong>kırk sene kıtlığa duçar</strong> olunca kurtuluşu ancak Hz. Nuh’a (as) müracaatta buldular. Hz. Nuh (as) tekrar dinine dâvet etti. Ne yazık ki, Nuh kavmi çektikleri mûsibetlerden ve gösterilen delillerden ders almayıp hakikatlere karşı kulaklarını tıkadılar. Daha büyük bir mûsibete uğradılar: Tufan.4,</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Çok sabırlı olan Hz. Nuh (as), <strong>peygamber olduğunda kırk yaşında</strong> idi. 1050 sene yaşadığı rivayet edilir.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Kâbe ve Mescid-i Aksa</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Kâbe, bilindiği gibi yeryüzünde inşa edilen ilk mabettir. İlk defa Hz. Âdem (as), sonra Hz. İbrahim (as) inşa etmiştir. Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde yeryüzünde yapılan ilk mabedin Mescid-i Haram (Kâbe), ikincisinin de Mescid-i Aksa olduğunu ve aralarında <strong>“kırk yıl” </strong>zaman farkı olduğunu bildirmiştir.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Hz. Musa (as)...</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Büyük Semavî kitaplardan ilki, yani Tevrat, Hz. Musa’ya (as) indirilmiştir. Hz. Musa (as) Tur Dağında otuz gün ibadet etmiştir. Sonunda Cenâb-ı Allah’la konuşma şerefine ermiştir. Cenâb-ı Hakk’ın bu tekellüm etme lütfundan cesaret alarak Zat-ı Uluhiyetini görmek talebinde bulunmuş, Cenâb-ı Allah da, Musa’nın (as) bu teklifine şu karşılığı vermişti:</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Ya Musa! Sen beni bu dünya gözüyle kat’iyyen göremezsin! Fakat şu karşında duran dağa bak! Eğer o, olduğu yerde durur, bir değişikliğe uğramazsa, o zaman beni görebilirsin!”</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Bunun üzerine Hz. Musa (as) dağa baktığında Cenâb-ı Hakk’ın tecellisiyle dağın dağıldığını, parçalandığını gördü. Hz. Musa (as) düşüp bayıldı. İstiğrak hali geçince, Allah’tan affını diledi. Hz. Musa (as) <strong>kırk gün sonra </strong>Tevrat’ı alarak kavmine döndü. Kavminin sapıklığını görünce içi burkuldu.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Arz-ı Mukaddes kimlere yasaklandı?</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Allah, Musa’nın (as) bedduâsını kabul etti. İsrailoğullarının Arz-ı Mukaddes’e <strong>kırk yıl girmeleri </strong>haram kılındı. Kur’ân’da bu husus şöyle açıklanmaktadır:</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah’ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın! Zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Ey kavmim! Allah’ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Korkanların içinden Allah’ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: ‘Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer mü’minler iseniz ancak Allah’a güvenin.’</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “‘Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız’ dediler.</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Musa: ‘Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır’ dedi.</strong></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Allah, ‘Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara <span style="color: Red">kırk yıl</span> yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme’ dedi.”</strong>5</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Hz. Süleyman (a.s.) …</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Yunus Emre’nin ifadesiyle Süleyman (as):</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> “Süleyman kuş dilin bilir dediler,</span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Süleyman var, Süleyman’dan içeru</span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Seyretti hava üzre demir tahtlı Süleyman,</span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde.”</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Hz. Süleyman (as) hem peygamber, hem de hükümdardı. İhtilâl yüzünden Süleyman (as) bir süre gücünü kayıp etti. Hatta tahtı da işgal edildi. <strong>Kırk gün süren </strong>bu işgal sırasında, tahtına heykel gibi birisi oturtuldu. Fakat Süleyman (as) hiç endişeye ve ümitsizliğe kapılmadı.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Dillere destan olan Hz. Süleyman’ın (as) saltanatı <strong>kırk yıl </strong>sürdü. 6</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Son ve en büyük Peygamber (asm)</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> Hz. Muhammed (asm) yirmi beş yaşında evlendiğinde, hanımı Hz. <strong>Hatice (r.anhâ) validemiz kırk yaşında</strong> idi. Resûlullah’a peygamberlik vazifesi verildiğinde <strong>kendisi kırk yaşlarında</strong> bulunuyordu. Bunun pek çok hikmetleri vardır. Peygamberlik büyük bir sorumluluk istemektedir. Aklî melekeler ve kalbî kabiliyetlerin inkişaf etmesiyle o sorumluluk altından kalkılabilir. Küçük yaşlar o ağır yükün altına giremez. <strong>Kırk </strong>genellikle insanlarda olgunluk yaşı kabul edilir. Bediüzzaman <strong>kırk </strong>yaşında peygamberlik görevinin verilmesinin bir hikmetini şöyle açıklamaktadır:</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <strong> “Nübüvvet gayet ağır ve büyük bir mükellefiyettir. Melekât-ı akliye ve istidâdât-ı kalbiyenin inkişafı ve tekemmülü ile o ağır mükellefiyet tahammül edilir. O tekemmülün zamanı ise<span style="color: Red"> kırk</span> yaşıdır.</strong> <strong>Hem hevesât-ı nefsâniyenin heyecanlı zamanı ve harâret-i gariziyenin galeyanlı hengâmı ve ihtirâsât-ı dünyeviyenin feveranlı vakti olan gençlik ve şebâbiyet ise, sırf İlâhî ve uhrevî ve kudsî olan vezâif-i nübüvvete muvafık düşmüyor. <span style="color: Red">Kırk</span>tan evvel ne kadar ciddî ve hâlis bir adam olsa da, şöhretperestlerin hatırlarına, ‘Belki dünyanın şan ve şerefi için çalışır’ vehmi gelir. Onların ithamından çabuk kurtulamaz. Fakat <span style="color: Red">kırk</span>tan sonra, madem kabir tarafına nüzul başlıyor ve dünyadan ziyade âhiret ona görünüyor. Harekât ve a’mâl-i uhreviyesinde çabuk o ithamdan kurtulur ve muvaffak olur. İnsanlar da sûizandan kurtulur, halâs olur.”</strong>7</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> <u><strong>Dipnotlar:</strong></u></span></span></p> <p style="text-align: left"><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">1- Lem’alar , s.215</span></span></em></p> <p style="text-align: left"><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> 2- Buhari, 4:238-239</span></span></em></p> <p style="text-align: left"><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> 3- Şuara Suresi, 107-109</span></span></em></p> <p style="text-align: left"><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> 4- Tufan konusunda peygamberler tarihine ait kitaplarda geniş bilgiler vardır. Mesela bkz. M. Dikmen, B. Ateş, Peygamberler Tarihi, s. 134-144-</span></span></em></p> <p style="text-align: left"><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> 5- Maide Sures, 20-26</span></span></em></p> <p style="text-align: left"><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> 6- Mehmet Dikmen, Bünyamin Ateş, Peygamberler Tarihi, Yeni Asya yayınları , s. 493</span></span></em></p> <p style="text-align: left"><em><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"> 7- Bediüzzzaman Said Nursi, Mektubat, s. 473-474</span></span></em></p> <p style="text-align: left"><u><strong><span style="color: DarkGreen"></span></strong></u></p> <p style="text-align: left"><u><strong><span style="color: DarkGreen"></span></strong></u> </p> <p style="text-align: left"> <u><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkGreen">Ahmet ÖZDEMİR</span></span></span></strong></u></p> <p style="text-align: left"><u><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong></u><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><u><strong><span style="color: DarkGreen">04.02.2009</span></strong></u></span></span></p> <p style="text-align: left"><u><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: DarkGreen"> Yeniasya</span></span></span></strong></u></p> </p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 98802, member: 27"] [CENTER][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][COLOR=Red][U][B][FONT=Century Gothic][SIZE=5][COLOR=Blue]Kırklar'ın Hikmeti - 1[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/U] [/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][B]“Kirk”[/B] kelimesi günlük hayatımıza, hatta konuşma dilimize o kadar girmiş ki, neredeyse onsuz yapamıyoruz. [B]Bazen uzun cümlelerle anlatamadığımızı bu söz ile anlatıveririz.[/B] Belki konuşmalarımıza veya hayatımıza baktığımızda bu kelimenin kendisinden sayıca çok söz ortaya çıktığını görürüz.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin [B]kırk sene yatsı abdestiyle sabah namazını[/B] kıldığı rivayet edilir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Yunus Emre, şeyhinin dergâhına ormandan [B]kırk yıl boyunca hiç aksatmadan düzgün odun[/B] taşıdı.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Atasözü olarak kullandığımız, [B]“Bir adama kırk gün deli desen deli, veli desen veli olur”, “Kırk yıllık Yâni olur mu Kâni?”[/B] sözleri bugün bile geçer akçedir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Yapılan işin gücünü anlatmak için, [B]“kılı kırk yararcasına”[/B] deyimini kullanırız. Meğer, isteyince oluyormuş. Kılı kırka nasıl bölersiniz?[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Bir insan bir işi kırk gün yaparsa, daha terk edemez. Bektaşiye demişler:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]“Sen kırk gün namaz kılsan, bir daha bırakamazsın!”[/B] O da demiş:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]“Sen kırk gün bıraksan, bakalım tekrar başlayabilecek misin?”[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Bazı kimselere bakarsınız, değiştiğini görürsünüz. Kasıla kasıla derler:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Kırkıma girdim, kırkladım!”[/B] Acaba bu sözü söyleyen kişi kabre kırk sene daha yaklaştığının farkında mı?[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Aradaki samimiyeti anlatmak için, [B]“Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz!” [/B]sözünü kullanırız.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Beceriksizliğimizi anlatmak için [B]“kırk dereden su getirmek”[/B] zorunda kalırız.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Çobanın gönlü olsa tekeden süt çıkarır cinsinden, [B]“kısa günde kırk kere gider, geliriz.”[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Birisine işimiz düştüğünde geri dönüş yollarını kapatmak için,[B] “kırk yılın başı”[/B] diye sözlerimize başlarız.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Eskiden [B]“kırk gün, kırk gece” [/B]düğünler olurmuş! Günümüzde zengin düğünleri için söylenmekle birlikte o kadar sürmediği de bir gerçek.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Komşularını, akrabalarını ve toplumu zorda bırakan kendini ve haddini bilmezler için, [B]“Kırkından sonra azanı teneşir pâklar!”[/B] derler. Böylece onlarla uğraşmanın ne kadar zor olduğunu anlatmaya çalışırız. Ama çıkmayan canda ümit olduğu gibi, kabir kapısına kadar tevbe kapısı açıktır. [B]Islâhı için çalışsak ve duâ etsek daha iyi olmaz mı?[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Yeni doğan çocuklar ve anneler için [B]“kırk gün”[/B] önemlidir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Bediüzzaman Hazretleri [B]“Hastalıkların bir kısmı var ki, eğer ölümle neticelense, mânevî şehid hükmünde, şehadet gibi bir velâyet derecesine sebebiyet verir”[/B] der ve bunlara şunları örnek gösterir:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Çocuk doğurmaktan gelen hastalıklar ve karın sancısıyla, gark ve hark ve tâun ile vefat eden şehid-i mânevî olduğu gibi, çok mübarek hastalıklar var ki, velâyet derecesini ölümle kazandırır. Hem hastalık, dünya aşkını ve alâkasını hafifleştirdiğinden, vefat ile dünyadan, ehl-i dünya için gayet elîm ve acı olan mufarakatı tahfif eder, bazen de sevdirir.”[/B] Lohusalığın mânevî şehadeti kazandırması, [B]lohusa zamanı olan kırk güne kadar[/B]1 olduğunu belirtir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Bir insanın olgunlaştığını anlamak için [B]“kırkını görmek”[/B] için bekleriz.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] İnsanların ne kadar dağınık ve pejmürde olduğunu anlatmak için [B]“bir iplik çeksen kırk yama düşer” [/B]deriz.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] Tarih sayfalarında neler var, neler…[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Tarih sayfalarını bir karıştırsak [B]kırkla[/B] ilgili acaba neler bulabiliriz?[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Tarihî bir yolculuğa var mısınız?[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] Haydi öyleyse…[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Bilindiği gibi Hz. Âdem (as) hem ilk insan, hem ilk peygamberdir. Hz. Âdem’e (as) aynı zamanda 10 sayfalık bir de talimat (suhuf) verilmişti. Âdem (as) bu vazifesini hakkıyla yerine getiriyor, oğullarına da gerçekleri öğretiyordu. Dünyanın fani (geçici), ahiretin ise ebedî olduğunu ve şeytana aldanmamalarını anlatıyordu. Hz. Âdem (as) bin yıl yaşadıktan sonra şu fâni dünyaya elveda diyor ve arkasında [B]kırk bin insan[/B] bırakıyordu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] İnananlar ile inanmayanlar arasındaki iman-küfür mücadelesi ilk insanla başlamış ve kıyamete kadar devam edecektir. [B]Dünya bilindiği gibi imtihan dünyasıdır.[/B] İnananlar silsilesinin başında [B]peygamberler, müceddidler, müçtehidler, veliler, âlimler, imamlar;[/B] inanmayanların başında ise,[B] Şeytanlar, Nemrutlar, Firavunlar, Şeddatlar, Ebu cehiller[/B] gelmiştir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Peygamberler, vazifeli olarak gönderildikleri kavimleri ve toplulukları hak dine dâvet etmişlerdir. Pek tabiî ki, bu iş görüldüğü kadar kolay olmamıştır. Çeşit çeşit işkence, eza, cefa ve zulümlere maruz kalmışlardır. Hatta bu uğurda bazıları canlarını bile vermişlerdir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Ya Resulullah! Çektiğimiz şu işkencelerden kurtulmamız için Allah’a duâ etmez misiniz?”[/B] diyen Hz. Habbab’a, Resûl-i Ekrem Efendimizin (asm) verdiği cevabında hem bir ibret, hem de istikbale ait müjdeler vardır:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki, demir tarakla bütün derileri, etleri soyulup kazınırdı da, bu işkence, yine onu dininden döndüremezdi! Testere ile tepesinden ikiye bölünürdü de, yine bu işkence, onu dininden döndüremezdi! Allah elbette bu işi (İslâmiyeti) tamamlayacak ve üstün kılacaktır. Öyle ki, hayvanına binip San’a’dan Hadramut’a kadar tek başına giden bir kimse, Allah’tan başkasından korkmayacak, koyunları hakkında da, kurt saldırmasından başka bir korku yaşamayacaktır! Fakat siz acele ediyorsunuz!”[/B] buyurdular.2[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Nuh (as) kaç yaşında peygamber oldu?[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Nuh (as), kavmini putlara tapmaktan vaz geçirmek istedi. Kavmi, Nuh’u (as) kendi zenginliklerine konacaklarını zannettiler. Fakat o, kavminden hizmetine karşılık bir ücret istemiyordu. Yalnızca onların dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak için çalışıyordu. Bu konudaki âyetleri hatırlayalım:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.”[/B]3[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Müşrikler işi azıttılar. İnanan insanlara zulüm ve cefa etmeye başladılar. Güya onları Hz. Nuh’dan (as) ayıracaklarını zannettiler. Fakat onların imanları bu sayede daha da kuvvetlendi.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Nuh kavminin, Nuh (as) ve ashabına yaptıkları bu hakaretler üzerine Cenâb-ı Hak, oralara [B]kırk sene yağmur[/B] yağdırmadı. Azgın kavim [B]kırk sene kıtlığa duçar[/B] olunca kurtuluşu ancak Hz. Nuh’a (as) müracaatta buldular. Hz. Nuh (as) tekrar dinine dâvet etti. Ne yazık ki, Nuh kavmi çektikleri mûsibetlerden ve gösterilen delillerden ders almayıp hakikatlere karşı kulaklarını tıkadılar. Daha büyük bir mûsibete uğradılar: Tufan.4,[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Çok sabırlı olan Hz. Nuh (as), [B]peygamber olduğunda kırk yaşında[/B] idi. 1050 sene yaşadığı rivayet edilir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Kâbe ve Mescid-i Aksa[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Kâbe, bilindiği gibi yeryüzünde inşa edilen ilk mabettir. İlk defa Hz. Âdem (as), sonra Hz. İbrahim (as) inşa etmiştir. Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde yeryüzünde yapılan ilk mabedin Mescid-i Haram (Kâbe), ikincisinin de Mescid-i Aksa olduğunu ve aralarında [B]“kırk yıl” [/B]zaman farkı olduğunu bildirmiştir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Hz. Musa (as)...[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Büyük Semavî kitaplardan ilki, yani Tevrat, Hz. Musa’ya (as) indirilmiştir. Hz. Musa (as) Tur Dağında otuz gün ibadet etmiştir. Sonunda Cenâb-ı Allah’la konuşma şerefine ermiştir. Cenâb-ı Hakk’ın bu tekellüm etme lütfundan cesaret alarak Zat-ı Uluhiyetini görmek talebinde bulunmuş, Cenâb-ı Allah da, Musa’nın (as) bu teklifine şu karşılığı vermişti:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Ya Musa! Sen beni bu dünya gözüyle kat’iyyen göremezsin! Fakat şu karşında duran dağa bak! Eğer o, olduğu yerde durur, bir değişikliğe uğramazsa, o zaman beni görebilirsin!”[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Bunun üzerine Hz. Musa (as) dağa baktığında Cenâb-ı Hakk’ın tecellisiyle dağın dağıldığını, parçalandığını gördü. Hz. Musa (as) düşüp bayıldı. İstiğrak hali geçince, Allah’tan affını diledi. Hz. Musa (as) [B]kırk gün sonra [/B]Tevrat’ı alarak kavmine döndü. Kavminin sapıklığını görünce içi burkuldu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Arz-ı Mukaddes kimlere yasaklandı?[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Allah, Musa’nın (as) bedduâsını kabul etti. İsrailoğullarının Arz-ı Mukaddes’e [B]kırk yıl girmeleri [/B]haram kılındı. Kur’ân’da bu husus şöyle açıklanmaktadır:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah’ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın! Zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Ey kavmim! Allah’ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Korkanların içinden Allah’ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: ‘Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer mü’minler iseniz ancak Allah’a güvenin.’[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “‘Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız’ dediler.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Musa: ‘Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır’ dedi.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Allah, ‘Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara [COLOR=Red]kırk yıl[/COLOR] yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme’ dedi.”[/B]5[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Hz. Süleyman (a.s.) …[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Yunus Emre’nin ifadesiyle Süleyman (as):[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] “Süleyman kuş dilin bilir dediler,[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Süleyman var, Süleyman’dan içeru[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Seyretti hava üzre demir tahtlı Süleyman,[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde.”[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Hz. Süleyman (as) hem peygamber, hem de hükümdardı. İhtilâl yüzünden Süleyman (as) bir süre gücünü kayıp etti. Hatta tahtı da işgal edildi. [B]Kırk gün süren [/B]bu işgal sırasında, tahtına heykel gibi birisi oturtuldu. Fakat Süleyman (as) hiç endişeye ve ümitsizliğe kapılmadı.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Dillere destan olan Hz. Süleyman’ın (as) saltanatı [B]kırk yıl [/B]sürdü. 6[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Son ve en büyük Peygamber (asm)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] Hz. Muhammed (asm) yirmi beş yaşında evlendiğinde, hanımı Hz. [B]Hatice (r.anhâ) validemiz kırk yaşında[/B] idi. Resûlullah’a peygamberlik vazifesi verildiğinde [B]kendisi kırk yaşlarında[/B] bulunuyordu. Bunun pek çok hikmetleri vardır. Peygamberlik büyük bir sorumluluk istemektedir. Aklî melekeler ve kalbî kabiliyetlerin inkişaf etmesiyle o sorumluluk altından kalkılabilir. Küçük yaşlar o ağır yükün altına giremez. [B]Kırk [/B]genellikle insanlarda olgunluk yaşı kabul edilir. Bediüzzaman [B]kırk [/B]yaşında peygamberlik görevinin verilmesinin bir hikmetini şöyle açıklamaktadır:[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [B] “Nübüvvet gayet ağır ve büyük bir mükellefiyettir. Melekât-ı akliye ve istidâdât-ı kalbiyenin inkişafı ve tekemmülü ile o ağır mükellefiyet tahammül edilir. O tekemmülün zamanı ise[COLOR=Red] kırk[/COLOR] yaşıdır.[/B] [B]Hem hevesât-ı nefsâniyenin heyecanlı zamanı ve harâret-i gariziyenin galeyanlı hengâmı ve ihtirâsât-ı dünyeviyenin feveranlı vakti olan gençlik ve şebâbiyet ise, sırf İlâhî ve uhrevî ve kudsî olan vezâif-i nübüvvete muvafık düşmüyor. [COLOR=Red]Kırk[/COLOR]tan evvel ne kadar ciddî ve hâlis bir adam olsa da, şöhretperestlerin hatırlarına, ‘Belki dünyanın şan ve şerefi için çalışır’ vehmi gelir. Onların ithamından çabuk kurtulamaz. Fakat [COLOR=Red]kırk[/COLOR]tan sonra, madem kabir tarafına nüzul başlıyor ve dünyadan ziyade âhiret ona görünüyor. Harekât ve a’mâl-i uhreviyesinde çabuk o ithamdan kurtulur ve muvaffak olur. İnsanlar da sûizandan kurtulur, halâs olur.”[/B]7[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] [U][B]Dipnotlar:[/B][/U][/SIZE][/FONT] [I][FONT=Verdana][SIZE=2]1- Lem’alar , s.215[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] 2- Buhari, 4:238-239[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] 3- Şuara Suresi, 107-109[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] 4- Tufan konusunda peygamberler tarihine ait kitaplarda geniş bilgiler vardır. Mesela bkz. M. Dikmen, B. Ateş, Peygamberler Tarihi, s. 134-144-[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] 5- Maide Sures, 20-26[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] 6- Mehmet Dikmen, Bünyamin Ateş, Peygamberler Tarihi, Yeni Asya yayınları , s. 493[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2] 7- Bediüzzzaman Said Nursi, Mektubat, s. 473-474[/SIZE][/FONT][/I] [U][B][COLOR=DarkGreen] [/COLOR][/B][/U] [/LEFT] [LEFT] [U][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=DarkGreen]Ahmet ÖZDEMİR [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/U][FONT=Verdana][SIZE=2][U][B][COLOR=DarkGreen]04.02.2009[/COLOR][/B][/U][/SIZE][/FONT] [U][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=DarkGreen] Yeniasya[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/U][/LEFT] [/CENTER] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
40 Bin Kere Maşaallah - "Kırk" ın Hayatımızdaki Yeri
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst