Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Adıyaman Evliyalarından-ABDÜLHAKÎM HÜSEYNİ
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="genc_kalem" data-source="post: 153193" data-attributes="member: 15919"><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Son devirde Sûriye'de yetişen evliyâdan Şeyh Ahmed Haznevî'nin halîfelerinden. İsmi, Abdülhakîm'dir. Seyyiddir. Hazret-i Hüseyin'in soyundan geldiği için Hüseynî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Gavs-ı Bilvânîsi lakabıyla da bilinir. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>1902 (H.1320) senesinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Kermat köyünde doğdu. 1972 (H.1392) senesinde Ankara'da vefât etti.Adıyaman'ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde defn edildi.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Doğumundan kısa bir müddet sonra babasının imâmlık yapmak ve medresede talebe okutmak için dâvet edildiği komşu Siyânis köyüne taşındılar. Babası vazîfesinin altıncı ayında vefât edince onu dedesi yanına aldı. Dedesi onu okutmak için âlim ve tasavvuf ehli Muhammed</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Ziyâüddîn Nurşînî hazretlerinin ders halkasına ve sohbetlerine gönderdi. Bu sırada sekiz yaşında bulunan Abdülhakîm Hüseynî 14 yaşına kadar bu zâttan ilim öğrendi ve feyz aldı.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Hocası Nurşîn'e taşınınca tahsiline başka medreselerde devâm etti. Aynı zamanda hocası ile mânevî bağını devâm ettirdi. Daha ilmini tamamlayıp icâzet almadan medrese ve tekkeler kapatılınca Siyânis'e döndü. Komşu Tarunî köyüne imâmlık yapıp, talebe okutmak üzere </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>dâvet edildi. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Burada pekçok talebe yetiştirdi. Bu sırada hocası Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî vefât etti. Abdülhakîm Efendi hem ilmini tamamlamak, hem de tasavvufta ilerlemek için Muhammed </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Ziyâüddîn Nurşînî'nin talebelerinden Şeyh Selim'e talebe olmak istedi. Ancak rüyâsında hocası ona çok sevdiği halîfesi Şeyh Ahmed Haznevî'ye bağlanmasını bildirdi.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Rüyâsında Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî, Şeyh Ahmed Haznevî'ye hitâben; "Şeyh Ahmed! Bu Seyyid Abdülhakîm'in babasının bizde emeği çoktur. Onun için sen ona gözün gibi bakacaksın!" diye emânet etti. Bu işâret üzerine Abdülhakîm Hüseynî, Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî'nin talebelerinden Suriye'nin Hazne köyünde bulunan Şeyh Ahmed Haznevî'ye</strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>giderek talebe oldu. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Hazne'ye Ahmed Haznevî'nin talebelerinden Seyyid Ahmed'le birlikte </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>gitti. Şeyh Ahmed Haznevî misâfirlere iltifatta bulunup talebeliğine ve sohbetine kabûl etti.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Şeyh Ahmed Haznevî daha ilk günden îtibâren "Molla Abdülhakîm" diye hitâb ederek, onun ilim ve irfânını takdir ettiğini gösterdi. Abdülhakîm Hüseynî, Ahmed Haznevî'nin sohbetlerinde bulundu. Daha sonra tekrar </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>memleketine döndü. Fakat 14 sene müddetle gidip gelerek ilmini ve tasavvuftaki derecesini arttırdı. Hocasından 34 yaşındayken medresede talebelere ilim öğretmek üzere, 36 yaşındayken de insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmak sûretiyle kurtuluşa kavuşmalarına vesîle olmak için icâzet aldı. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Memleketine dönerek köyünde ve çevresindeki diğer kasabalarda İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatmaya başladı. Bütün ilim ve irfânını </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>talebe yetiştirmeye ve müslümanların Allahü teâlânın rızâsını kazanmalarına </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>vesîle olmaya hasretti. İlk üç senede fazla netîce alamadı. Ancak hocası Ahmed Haznevî'nin vefâtından sonra onun sohbetlerine büyük bir rağbet oldu. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Akın akın gelen insanlar onun ilim ve feyzinden istifâde etmeye çalıştılar. Ona olan bu büyük rağbet civar kasabalardaki bâzı şeyhlerin gıptasına, bâzılarının da kıskanmalarına sebeb oldu. Çünkü onlara bağlı olan bâzı </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>kimseler de gelip Abdülhakîm Efendinin sohbetine katılıyorlardı. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Bu şeyhlerden biri ona gönderdiği mektupta; "İnsan düşünür ve kabûl eder ki yanyana koyun otlatan iki çobandan birinin birkaç koyunu diğerinin sürüsüne kaçıp karışırsa onları iâde etmek lâzımdır. O hâlde </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>sen de bizim sürüden ayrılanları iâde etmelisin." diyordu.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Bu mektubu okuyan Abdülhakîm Hüseynî tebessüm ederek; "Biz cedd-i pâkimizin (Peygamber efendimizin) ümmetine hizmeti gâye edinmişiz ve bunun için çabalıyoruz. Baş olmak ve çok tarafdâr toplamak gayretinde </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>değiliz. Ceddimiz bize ilim mîrâs bırakmıştır. Bu ilme kim sâhipse vâris odur. Biz inşâallah mîrâs gerçek vârislerinin eline geçer diye duâ ediyoruz." buyurdu. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Hep aynı yerde kalmayıp, ikâmetgâhını devamlı değiştirdi. Tarunî ve Bilvanis köylerinden sonra Bitlis'in Narlıdere nâhiyesine, oradan da Siirt'in Kozluk kazasına bağlı Gadiri köyüne yerleşti.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Abdülhakîm Hüseynî gittiği yerlerde hem talebe okutup ilim öğretti hem de sohbetleriyle insanlara dünyâda ve âhirette mutlu olmanın yollarını gösterdi. Talebelerinden birisinin;</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"Canım Gavs'a kurbân olsun! Bize öyle bir nasîhatte bulununuz ki dünyâ ve âhirette bizim kurtuluşumuza vesîle olsun." dedi. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Abdülhakîm Hüseynî Efendi; </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"<span style="color: blue">Kurtuluş için hürriyet ve iffete dikkat edin."</span> buyurdu. Talebesi; </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"<span style="color: red">Efendim hürriyet ve iffet nedir?"</span> deyince; </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"<span style="color: blue">Hürriyet Allahü teâlâdan başka hiç bir sebebe bağlanmamaktır. Umum işlerde sebeplere değil, sebepleri yaratana dayanmak kulun ilk kurtuluş kapısıdır. İffet ise, kendi nefsi ve başkasının hesâbına değil, söz, hareket, amel, niyet ve özde yalnız Allah hesabına göre olmaktır.</span>" </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>buyurdu. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Talebesi; "İhlâsdan çok bahs edilir. İhlâs nedir</span>?" diye sorunca da; <span style="color: blue">"İhlâs; illet ve gâye olmaksızın yalnız Allah için günâhı terk ve emirleri yapmaktır. Yâni vargücünü Allahü teâlânın emrine sarf etmektir. Bu hâlde sebat etmenin zâhirine takvâ, özüne ihlâs ismi verilmiştir. Meselâ kimin düşüncesi mîdesi olursa, kıymeti ondan çıkan kadardır.</span></strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: blue">Binâenaleyh himmetini şöhrete, şehvete harcayanın hâli mâlûm olur."</span> dedi.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Bir müddet Siirt'in Kozluk kazâsına bağlı Gadiri köyünde kaldıktan sonra Şehri'ye gelen Abdülhakîm Hüseynî insanlara tatlı sohbetlerde ve nasîhatta bulundu. Dinleyenlerden birinin;</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">"Açık ve gizli darbelere nasıl dikkat ederiz, onlardan nasıl kurtuluruz?"</span> sorusuna şöyle cevap verdi:</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue"><strong>Darbelerden kurtulmak için açık ve gizli edeplere uymak, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmek, hasbel beşer, insanlık îcâbı bir günâh işlenirse, tövbeyi geciktirmemek, Selef-i sâlihînin yâni Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn ve diğer İslâm âlimlerinin eserlerini okumak, öğrendiğimiz İslâmî bilgileri bilfiil tatbik etmekle ve İslâmiyeti bilenlerin sohbet ve </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: blue">nasîhatlerini dinlemekle kurtuluruz. Bunlar zâhirî edeptir. Bâtınî, gizli edepleri gözetmek ise bu zamanda çok zordur. Kalbi mâsivâdan yâni Allahü teâlâdan başkasını düşünmekten temizlemekle mümkün olur.</span> </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Nitekim Hâfız-ı Şîrâzî hazretleri; "<span style="color: blue">Seni dostundan geri bırakan ne ise kalpten onu terk et."</span> buyurdu.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Bir sohbeti esnâsında da dinleyenlerden birisi; <span style="color: red">"Bir kimse Kur'ân-ı kerîmi, hadîs-i şerîfleri, fıkıh ilmini biliyor, Selef-i sâlihînin, ilk devir İslâm âlimlerinin kitaplarını okursa, mânevî bir yol göstericiye ne gerek vardır?"</span> diye sordu. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Cevâbında buyurdu ki:</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>"<span style="color: blue">Dediğin doğrudur fakat bir eczâcı türlü türlü otları ve çiçekleri bilir. Hangisinden ne gibi şerbet çıkarılacağını, hangi hastalığa faydalı olacağını da bilir. Hattâ çoğu zaman doktorlara da onu gösterir, onun tahlil ve araştırmasına göre teşhis ettikleri hastalığa onun ilaçlarını tavsiye ederler. Fakat eczâcı bir hastanın hastalığını teşhis etmekten âcizdir. Doktorun </span></strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue"><strong>reçetesi olmadan bir hastaya ilaç verse, hele ilacın üzerinde reçetesiz satılmaz diye bir kayıt olursa, eczâcı o ilacı parasız olarak verdikten sonra hasta o ilaçla ölürse, eczâcı cezâlandırılır.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue"><strong>Elbette böyle satış yapan cezâyı hak eder. Bununla berâber hastalıkları tedâvî ve teşhis eden doktor da kendi filmini çekmekten âcizdir. Belki filmini çekebilir ama iki omuzu arasında bir</strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue"><strong>çıban varsa onu tedâvî etmekten âcizdir. Âlimleri de buna kıyas ediniz. Halbuki insan âhiret yolunda evvelâ avâmdır yâni halktandır. Nasıl kendini tedâvî edebilir. Kalb hastalıklarının tedâvîsi maddî tedâvîden daha zordur. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="color: blue"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong>Acaba nazarî olarak tıb ilmini tahsil edene, senin oğlunm dâhi olsa beyin ve kalb ameliyâtında sen kendini teslim edebilir misin? Fakat tecrübe görmüş </strong></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong>ve birçok başarıları görülmüş bir doktora kendini tereddütsüz teslim edebilirsin değil mi? Bu kadar vâizler, nasîhatlarıyla az kimseleri yola getirirler fakat mânevî rehber olan hocalar öyle değildir. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="color: blue"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong>Pek çok günahkâr ve fâsık onların sohbetleri sebebiyle günahlarından vaz </strong></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong>geçmişlerdir. Bu hâl apaçık meydandadır. Diyebiliriz ki zamânımızda yol göstericiler az olduğu için gençlerimizin isyânı fazla olmuştur. Bugün vâz ve nasîhat eden kimseler çoktur ama hakîkî saâdet yolunu gösteren rehberler azdır."</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Abdülhakîm Hüseynî bir </span><span style="color: red">sohbeti sırasında</span> <span style="color: red">tövbe ile ilgili olarak</span> şöyle buyurdu:</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong>"Tövbe geçmiş günahları pişmanlıkla terk etmek ve gelecekte yapmamaya azmetmektir. İşte bu hâl insana on güzel ahlâk ve hasleti kazandırır. Bu hasletlere tövbenin şartları denir.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Birincisi</span>; ikinci bir seferde günah işlememektir ki farzdır. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">İkincisi;</span> tutulduğu günahları terk etmek ve işlediği için üzülmektir. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Üçüncüsü</span>; Allahü teâlâya yönelip kazâsı gereken ibâdetleri kazâ etmek, keffâreti gerekenin keffâretini vermek, kul hakkına âit iâdesi gerekeni yerine </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>vermektir. </strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Abdurrahmân Tâgî hazretleri; <em><span style="color: red">"Utancından dolayı gasb ettiği ve çaldığı malı sâhibine iâde etmeyen veya helâllaşmayanın zulüm ile ilgili tövbesi sahîh değildir." </span></em>buyurdu.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Dördüncüsü;</span> yaptığından pişmanlık duymak ve hattâ ağlayarak suçunu idrâk etmektir.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Beşincisi</span>; istikâmeti düzeltmek için bütün tedbirleri almak, bilfiil istikâmet yoluna girmek, ölünceye kadar istikâmetten ayrılmamayı azimle kasd eylemektir. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Altıncısı;</span> günahlarının âkibetinden korkmaktır. </strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Yedincisi;</span> günahlardan vaz geçtiği için affedilmek ve Cenâb-ı Hakk'ın mağfiretini ümid etmektir.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Sekizincisi; dergâh-ı ilâhiyede günahlarını îtirâf edip affını taleb etmektir. </strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Dokuzuncusu</span>; günahları Allahü teâlânın takdîri ve adâleti ile olmuş</strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>bilmek ve Allahü teâlânın tövbeyi nasîb ettiğine inanmaktır.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Onuncusu</span>; sâlih amellere devâm etmektir.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="color: red">Tövbeyi geciktirmemelidir. Tövbenin zamânı, ruh gargarayı geçmeyinceye kadardır</span>.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong>Gargarayı geçince kâfirin îmânı kabul olmadığı gibi müminin tövbesi de makbûl değildir.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><em><strong>"Muhakkak Allahü teâlâ kulun tövbesini cân gargaraya gelmeden önce kabûl eder."</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>hadîs-i şerîftir. Nihâyet can boğazına çıkınca ne kâfirin îmânı, ne de müminin tövbesi kabûl değildir."</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Abdülhakîm Hüseynî Menzil'de bulunduğu sırada hastalanmadan önce şimdiki türbesinin yerini etrafına taşlar dizerek işâretledi. Vefât ettiği zaman buraya defn edilmesini vasiyet etti.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Ömrü boyunca insanların îmânlarını kurtarabilmeleri için gayret etti. Bir sohbetinde; <em>"Evliyâ yetiştirme mektepleri olan tarîkatler, artık îmân kurtarma mektepleri hâline geldi. Eskiden</em></strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><em>insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp müslümanları îmânlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. </em></strong></span></span></span></p><p></p><p> </p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><em>Şâh-ı Hazne (Ahmed Haznevî) Ümmet-i Muhammed'in îmânını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarîkat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad îmân kurtarmaktır.</em></strong></span></span></span></p><p></p><p> </p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Tam hidâyet Mehdî aleyhirrahme zamanında olacaktır." buyurdu.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Ömrünün son zamanlarında sohbetine gelen insanlara buyurdu ki:</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>"İnsanın kalbi dâimâ Allahü teâlâya bağlı olmalı, Allah insanın aklından, fikrinden hiç çıkmamalı. İnsanın kalbi hem mahzûn olmalı, hem de Rabbine yalvarış içinde bulunmalı.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>Kişi ne kadar mahzûn, ne kadar nefsinden ve benliğinden uzaklaşmışsa Allahü teâlânın yanında o kadar makbûl ve yüksektir. </strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>Zâlim olan, zulm eden, zevk ve safâ peşinde koşan kişinin, elbette Allahü teâlâdan haberi olmaz.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>İnsan fakîr olmalıdır. Rabbü'l-âlemîn hep fakirlerledir. Fakirleri sever. Fakirlikten maksat nefs ve benlikten uzak olmaktır. Dünyâ malından dolayı fakirlik değildir.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>İnsanın nefs ve benliğini yenmesi lâzımdır. Nefsini gören, kendinde büyüklük hisseden kimseyi Allahü teâlâ sevmez. Şeytanın küfre gitmesinin sebebi nefsini, kendini büyük görmesi değil miydi?..</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>İnsanın ayağı nefsin göğsünde bulunmalıdır ki, başkaldırmaya gücü yetmesin. Nefsin düşmanlığı çok büyüktür. Firavun, Şeddat, Kârûn gibilerin felâketlerine nefisleri sebeb oldu.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>Çünkü büyüklük taslayan nefisleri, büyük iddialara kalkıştılar. Kendileri boş bir dâvâ güttüklerini, ilâh olmadıklarını ve Allahü teâlâdan uzak olduklarını bildikleri hâlde nefislerinin Allahlık dâvâsına boyun eğdiler. Çünkü nefisleri o kadar büyümüş ve kendilerine hâkim olmuştu.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>İnsanın iyi amellerini ve ibâdetlerini görmemesi, hep günâhlarını görmesi lâzımdır. İnsan bir şey olmadığını bilmelidir. Hayrını, amelini, ibâdetini değil, hep günahlarını göz önünde tutmalıdır. Çünkü insan amel ve ibâdetini görünce nefsi kabarır. </strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>İnsanı felâkete götüren nefsidir. Firavun, Şeddad ve Kârûn gibi ilâhlık dâvâsında bulunan ve helâke gidenler hep </strong></em></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>nefisleri yüzünden bu felâketlere uğradılar. Nefisleri büyüdü, büyüdü, sonunda ilâhlık dâvâsına kalkıştılar. Çünkü nefis kendinden üstün hiç bir varlığın bulunmasını istemez. İşte onlar da haddini aşmış, azgınlaşmış nefislerinin ilâhlık iddiâsına uymuşlardır. Onlar </strong></em></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>kendilerinin ilâh olmadığını bilmiyorlar mıydı? Biliyorlardı fakat büyüyen ve büyük iddiâlara kalkışan nefislerine kendileri de uydular.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p> </p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>İnsan hep iyilerle bulunmalı, iyilerle arkadaşlık yapmalıdır. İyilerle bulunmanın menfaati ebediyete kadar devâm eder. İşte Eshâb-ı Kehf'in köpeği, köpek olması münâsebetiyle haram ve necisdir. Islâkken dokunduğu yerin temizlenmesi için yedi defâ yıkamak gerekir (Şâfiî mezhebine göre). Fakat iyilerle kaldığı için, Allahü teâlâ onu berâber kaldığı iyilerin </strong></em></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>hürmetine cennetlik yaptı. Haram ve necis olduğu hâlde cennetlik oldu ve Cennet'te iyilerle berâber bulunacaktır. Halbuki Nûh aleyhisselâmın oğlu Ülü'l-azm bir peygamberin oğlu olduğu hâlde, kâfirlerle arkadaşlık yapıp onlarla berâber bulunduğu için îmânını kaybetti.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><em><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal">Allahü teâlâ onu kâfirler topluluğundan yazdı. Peygamber oğlu olduğu hâlde kâfirlerle arkadaşlık yapmasından dolayı son nefeste küfür üzerine îmânsız gitti. Öte yandan necis olan bir köpek ise cennetlik oldu. Çünkü iyilerle berâberdi, onlardan ayrılmadı. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: "</span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal">İnsan her kimi seviyorsa kıyâmette de </span></span></span></strong></em><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><em><strong>onunla berâber haşrolacak, kiminle arkadaşsa haşirde de onunla arkadaş olacaktır."</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Ömrünün sonunda bir yıl kadar kaldığı Adıyaman'ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde hastalanan Abdülhakîm Hüseynî Efendi tedâvî için Diyarbakır'a götürüldü. Oradan da Ankara'ya nakledildi. Burada iken bâzı siyâset adamları ve parlamenterler kendisini ziyâret </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>ederek duâsını istediler.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Onlara hitâben; <em><span style="color: red">"Hâlis niyetle dîn-i mübîne, İslâm dînine her kim</span></em></strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><em><span style="color: red">hizmet etmek isterse Allahü teâlâ onu muvaffak kılsın..</span></em>." diye duâ etti.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Ankara'da yapılan ameliyattan sonra durumu düzelmedi. 25 Mayıs 1972 (H.1392) târihinde Ankara'da vefât etti. Cenâzesi Menzil köyüne götürülerek talebeleri tarafından, daha önce</strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>işâretlemiş olduğu yerde defnedildi. Kabri sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir.</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>Talebelerinin bir sorusu üzerine buyurdu ki;</strong></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="color: red">"F</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="color: red">ıkıh</span><span style="color: red"> ilmini </span>öğrenin, onunla amel edin. İslâm dîni edeplerden ibârettir. Edeplere uymak lâzımdı</span></span><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="color: red">r.</span></span></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: red"><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Al</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">ışkanlık çok çirkindir. İbâdet de alışkanlıkla yapılmamalı. Çünkü alışkanlık hâlini alırsa ibâdet âdet olur. İbâdeti âdetten edeblerle ayırmak gerekir.</span></span></strong></span></p><p> </p><p style="text-align: left"><span style="color: red"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">Herbir işe kapısından girmek gerekir, temelden başlamak lâzımdır. Kul elinden gelen tedbiri almakla Allahü teâlânı</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">n </span></strong></span><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">takdirine teslim olmal</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">ıdır. Zamânın hepsi üç saatten ibârettir. Bir gün aleyhte, bir gün lehte olur. Lehte olduğu zaman şımarıklık, kibirlilik ve zulümden sakınmalı, aleyhte olduğu zaman sabır, tahammül, azamî tedbire sarılmalıdır. Ne aleyhte ne lehte olduğu zaman da vakti değerlendirmek gerekir.</span></strong></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="color: red"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">İş</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">in esâsı Ehl-i sünnet vel-cemâat îtikâdını öğrenip îmânı düzeltmek ve Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleriyle amel etmektir. Îmânı Ehl-i sünnet îtikâdı</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">na göre düzeltmeden </span></strong></span><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">tasavvuf yolunda ilerlemek mümkün de</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">ğildir.</span></strong></span></span></p><p></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><em><strong>Rabbim cümlemizi Şefaatlerine nail eylesin..Amin...</strong></em></span></span></span></p><p></p><p> </p><p style="text-align: left"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">1) Mâneviyât Dünyâs</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">ında İz Bı</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">rakanlar; s.121,132</span></strong></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong><span style="font-family: 'Book Antiqua'">2) Edeple Var</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">ış Lütufla Dönüş</span><span style="font-family: 'Book Antiqua'">; s.3</span></strong></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: teal"><strong>3) Sohbetler</strong></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="genc_kalem, post: 153193, member: 15919"] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Son devirde Sûriye'de yetişen evliyâdan Şeyh Ahmed Haznevî'nin halîfelerinden. İsmi, Abdülhakîm'dir. Seyyiddir. Hazret-i Hüseyin'in soyundan geldiği için Hüseynî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Gavs-ı Bilvânîsi lakabıyla da bilinir. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]1902 (H.1320) senesinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Kermat köyünde doğdu. 1972 (H.1392) senesinde Ankara'da vefât etti.Adıyaman'ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde defn edildi.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Doğumundan kısa bir müddet sonra babasının imâmlık yapmak ve medresede talebe okutmak için dâvet edildiği komşu Siyânis köyüne taşındılar. Babası vazîfesinin altıncı ayında vefât edince onu dedesi yanına aldı. Dedesi onu okutmak için âlim ve tasavvuf ehli Muhammed[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Ziyâüddîn Nurşînî hazretlerinin ders halkasına ve sohbetlerine gönderdi. Bu sırada sekiz yaşında bulunan Abdülhakîm Hüseynî 14 yaşına kadar bu zâttan ilim öğrendi ve feyz aldı.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Hocası Nurşîn'e taşınınca tahsiline başka medreselerde devâm etti. Aynı zamanda hocası ile mânevî bağını devâm ettirdi. Daha ilmini tamamlayıp icâzet almadan medrese ve tekkeler kapatılınca Siyânis'e döndü. Komşu Tarunî köyüne imâmlık yapıp, talebe okutmak üzere [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]dâvet edildi. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Burada pekçok talebe yetiştirdi. Bu sırada hocası Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî vefât etti. Abdülhakîm Efendi hem ilmini tamamlamak, hem de tasavvufta ilerlemek için Muhammed [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Ziyâüddîn Nurşînî'nin talebelerinden Şeyh Selim'e talebe olmak istedi. Ancak rüyâsında hocası ona çok sevdiği halîfesi Şeyh Ahmed Haznevî'ye bağlanmasını bildirdi.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Rüyâsında Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî, Şeyh Ahmed Haznevî'ye hitâben; "Şeyh Ahmed! Bu Seyyid Abdülhakîm'in babasının bizde emeği çoktur. Onun için sen ona gözün gibi bakacaksın!" diye emânet etti. Bu işâret üzerine Abdülhakîm Hüseynî, Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî'nin talebelerinden Suriye'nin Hazne köyünde bulunan Şeyh Ahmed Haznevî'ye[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]giderek talebe oldu. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Hazne'ye Ahmed Haznevî'nin talebelerinden Seyyid Ahmed'le birlikte [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]gitti. Şeyh Ahmed Haznevî misâfirlere iltifatta bulunup talebeliğine ve sohbetine kabûl etti.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Şeyh Ahmed Haznevî daha ilk günden îtibâren "Molla Abdülhakîm" diye hitâb ederek, onun ilim ve irfânını takdir ettiğini gösterdi. Abdülhakîm Hüseynî, Ahmed Haznevî'nin sohbetlerinde bulundu. Daha sonra tekrar [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]memleketine döndü. Fakat 14 sene müddetle gidip gelerek ilmini ve tasavvuftaki derecesini arttırdı. Hocasından 34 yaşındayken medresede talebelere ilim öğretmek üzere, 36 yaşındayken de insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmak sûretiyle kurtuluşa kavuşmalarına vesîle olmak için icâzet aldı. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Memleketine dönerek köyünde ve çevresindeki diğer kasabalarda İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatmaya başladı. Bütün ilim ve irfânını [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]talebe yetiştirmeye ve müslümanların Allahü teâlânın rızâsını kazanmalarına [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]vesîle olmaya hasretti. İlk üç senede fazla netîce alamadı. Ancak hocası Ahmed Haznevî'nin vefâtından sonra onun sohbetlerine büyük bir rağbet oldu. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Akın akın gelen insanlar onun ilim ve feyzinden istifâde etmeye çalıştılar. Ona olan bu büyük rağbet civar kasabalardaki bâzı şeyhlerin gıptasına, bâzılarının da kıskanmalarına sebeb oldu. Çünkü onlara bağlı olan bâzı [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]kimseler de gelip Abdülhakîm Efendinin sohbetine katılıyorlardı. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Bu şeyhlerden biri ona gönderdiği mektupta; "İnsan düşünür ve kabûl eder ki yanyana koyun otlatan iki çobandan birinin birkaç koyunu diğerinin sürüsüne kaçıp karışırsa onları iâde etmek lâzımdır. O hâlde [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]sen de bizim sürüden ayrılanları iâde etmelisin." diyordu.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Bu mektubu okuyan Abdülhakîm Hüseynî tebessüm ederek; "Biz cedd-i pâkimizin (Peygamber efendimizin) ümmetine hizmeti gâye edinmişiz ve bunun için çabalıyoruz. Baş olmak ve çok tarafdâr toplamak gayretinde [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]değiliz. Ceddimiz bize ilim mîrâs bırakmıştır. Bu ilme kim sâhipse vâris odur. Biz inşâallah mîrâs gerçek vârislerinin eline geçer diye duâ ediyoruz." buyurdu. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Hep aynı yerde kalmayıp, ikâmetgâhını devamlı değiştirdi. Tarunî ve Bilvanis köylerinden sonra Bitlis'in Narlıdere nâhiyesine, oradan da Siirt'in Kozluk kazasına bağlı Gadiri köyüne yerleşti.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Abdülhakîm Hüseynî gittiği yerlerde hem talebe okutup ilim öğretti hem de sohbetleriyle insanlara dünyâda ve âhirette mutlu olmanın yollarını gösterdi. Talebelerinden birisinin;[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]"Canım Gavs'a kurbân olsun! Bize öyle bir nasîhatte bulununuz ki dünyâ ve âhirette bizim kurtuluşumuza vesîle olsun." dedi. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Abdülhakîm Hüseynî Efendi; [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]"[COLOR=blue]Kurtuluş için hürriyet ve iffete dikkat edin."[/COLOR] buyurdu. Talebesi; [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]"[COLOR=red]Efendim hürriyet ve iffet nedir?"[/COLOR] deyince; [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]"[COLOR=blue]Hürriyet Allahü teâlâdan başka hiç bir sebebe bağlanmamaktır. Umum işlerde sebeplere değil, sebepleri yaratana dayanmak kulun ilk kurtuluş kapısıdır. İffet ise, kendi nefsi ve başkasının hesâbına değil, söz, hareket, amel, niyet ve özde yalnız Allah hesabına göre olmaktır.[/COLOR]" [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]buyurdu. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Talebesi; "İhlâsdan çok bahs edilir. İhlâs nedir[/COLOR]?" diye sorunca da; [COLOR=blue]"İhlâs; illet ve gâye olmaksızın yalnız Allah için günâhı terk ve emirleri yapmaktır. Yâni vargücünü Allahü teâlânın emrine sarf etmektir. Bu hâlde sebat etmenin zâhirine takvâ, özüne ihlâs ismi verilmiştir. Meselâ kimin düşüncesi mîdesi olursa, kıymeti ondan çıkan kadardır.[/COLOR][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=blue]Binâenaleyh himmetini şöhrete, şehvete harcayanın hâli mâlûm olur."[/COLOR] dedi.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Bir müddet Siirt'in Kozluk kazâsına bağlı Gadiri köyünde kaldıktan sonra Şehri'ye gelen Abdülhakîm Hüseynî insanlara tatlı sohbetlerde ve nasîhatta bulundu. Dinleyenlerden birinin;[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]"Açık ve gizli darbelere nasıl dikkat ederiz, onlardan nasıl kurtuluruz?"[/COLOR] sorusuna şöyle cevap verdi:[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=blue][B]Darbelerden kurtulmak için açık ve gizli edeplere uymak, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmek, hasbel beşer, insanlık îcâbı bir günâh işlenirse, tövbeyi geciktirmemek, Selef-i sâlihînin yâni Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn ve diğer İslâm âlimlerinin eserlerini okumak, öğrendiğimiz İslâmî bilgileri bilfiil tatbik etmekle ve İslâmiyeti bilenlerin sohbet ve [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=blue]nasîhatlerini dinlemekle kurtuluruz. Bunlar zâhirî edeptir. Bâtınî, gizli edepleri gözetmek ise bu zamanda çok zordur. Kalbi mâsivâdan yâni Allahü teâlâdan başkasını düşünmekten temizlemekle mümkün olur.[/COLOR] [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Nitekim Hâfız-ı Şîrâzî hazretleri; "[COLOR=blue]Seni dostundan geri bırakan ne ise kalpten onu terk et."[/COLOR] buyurdu.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Bir sohbeti esnâsında da dinleyenlerden birisi; [COLOR=red]"Bir kimse Kur'ân-ı kerîmi, hadîs-i şerîfleri, fıkıh ilmini biliyor, Selef-i sâlihînin, ilk devir İslâm âlimlerinin kitaplarını okursa, mânevî bir yol göstericiye ne gerek vardır?"[/COLOR] diye sordu. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Cevâbında buyurdu ki:[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]"[COLOR=blue]Dediğin doğrudur fakat bir eczâcı türlü türlü otları ve çiçekleri bilir. Hangisinden ne gibi şerbet çıkarılacağını, hangi hastalığa faydalı olacağını da bilir. Hattâ çoğu zaman doktorlara da onu gösterir, onun tahlil ve araştırmasına göre teşhis ettikleri hastalığa onun ilaçlarını tavsiye ederler. Fakat eczâcı bir hastanın hastalığını teşhis etmekten âcizdir. Doktorun [/COLOR][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=blue][B]reçetesi olmadan bir hastaya ilaç verse, hele ilacın üzerinde reçetesiz satılmaz diye bir kayıt olursa, eczâcı o ilacı parasız olarak verdikten sonra hasta o ilaçla ölürse, eczâcı cezâlandırılır.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=blue][B]Elbette böyle satış yapan cezâyı hak eder. Bununla berâber hastalıkları tedâvî ve teşhis eden doktor da kendi filmini çekmekten âcizdir. Belki filmini çekebilir ama iki omuzu arasında bir[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=blue][B]çıban varsa onu tedâvî etmekten âcizdir. Âlimleri de buna kıyas ediniz. Halbuki insan âhiret yolunda evvelâ avâmdır yâni halktandır. Nasıl kendini tedâvî edebilir. Kalb hastalıklarının tedâvîsi maddî tedâvîden daha zordur. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][COLOR=blue][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][B]Acaba nazarî olarak tıb ilmini tahsil edene, senin oğlunm dâhi olsa beyin ve kalb ameliyâtında sen kendini teslim edebilir misin? Fakat tecrübe görmüş [/B][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][B]ve birçok başarıları görülmüş bir doktora kendini tereddütsüz teslim edebilirsin değil mi? Bu kadar vâizler, nasîhatlarıyla az kimseleri yola getirirler fakat mânevî rehber olan hocalar öyle değildir. [/B][/SIZE][/FONT][/COLOR][/LEFT] [LEFT][COLOR=blue][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][B]Pek çok günahkâr ve fâsık onların sohbetleri sebebiyle günahlarından vaz [/B][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][B]geçmişlerdir. Bu hâl apaçık meydandadır. Diyebiliriz ki zamânımızda yol göstericiler az olduğu için gençlerimizin isyânı fazla olmuştur. Bugün vâz ve nasîhat eden kimseler çoktur ama hakîkî saâdet yolunu gösteren rehberler azdır."[/B][/SIZE][/FONT][/COLOR][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Abdülhakîm Hüseynî bir [/COLOR][COLOR=red]sohbeti sırasında[/COLOR] [COLOR=red]tövbe ile ilgili olarak[/COLOR] şöyle buyurdu:[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=red][B]"Tövbe geçmiş günahları pişmanlıkla terk etmek ve gelecekte yapmamaya azmetmektir. İşte bu hâl insana on güzel ahlâk ve hasleti kazandırır. Bu hasletlere tövbenin şartları denir.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Birincisi[/COLOR]; ikinci bir seferde günah işlememektir ki farzdır. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]İkincisi;[/COLOR] tutulduğu günahları terk etmek ve işlediği için üzülmektir. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Üçüncüsü[/COLOR]; Allahü teâlâya yönelip kazâsı gereken ibâdetleri kazâ etmek, keffâreti gerekenin keffâretini vermek, kul hakkına âit iâdesi gerekeni yerine [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]vermektir. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Abdurrahmân Tâgî hazretleri; [I][COLOR=red]"Utancından dolayı gasb ettiği ve çaldığı malı sâhibine iâde etmeyen veya helâllaşmayanın zulüm ile ilgili tövbesi sahîh değildir." [/COLOR][/I]buyurdu.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Dördüncüsü;[/COLOR] yaptığından pişmanlık duymak ve hattâ ağlayarak suçunu idrâk etmektir.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Beşincisi[/COLOR]; istikâmeti düzeltmek için bütün tedbirleri almak, bilfiil istikâmet yoluna girmek, ölünceye kadar istikâmetten ayrılmamayı azimle kasd eylemektir. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Altıncısı;[/COLOR] günahlarının âkibetinden korkmaktır. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Yedincisi;[/COLOR] günahlardan vaz geçtiği için affedilmek ve Cenâb-ı Hakk'ın mağfiretini ümid etmektir.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Sekizincisi; dergâh-ı ilâhiyede günahlarını îtirâf edip affını taleb etmektir. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Dokuzuncusu[/COLOR]; günahları Allahü teâlânın takdîri ve adâleti ile olmuş[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]bilmek ve Allahü teâlânın tövbeyi nasîb ettiğine inanmaktır.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Onuncusu[/COLOR]; sâlih amellere devâm etmektir.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][COLOR=red]Tövbeyi geciktirmemelidir. Tövbenin zamânı, ruh gargarayı geçmeyinceye kadardır[/COLOR].[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=red][B]Gargarayı geçince kâfirin îmânı kabul olmadığı gibi müminin tövbesi de makbûl değildir.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=red][I][B]"Muhakkak Allahü teâlâ kulun tövbesini cân gargaraya gelmeden önce kabûl eder."[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]hadîs-i şerîftir. Nihâyet can boğazına çıkınca ne kâfirin îmânı, ne de müminin tövbesi kabûl değildir."[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Abdülhakîm Hüseynî Menzil'de bulunduğu sırada hastalanmadan önce şimdiki türbesinin yerini etrafına taşlar dizerek işâretledi. Vefât ettiği zaman buraya defn edilmesini vasiyet etti.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Ömrü boyunca insanların îmânlarını kurtarabilmeleri için gayret etti. Bir sohbetinde; [I]"Evliyâ yetiştirme mektepleri olan tarîkatler, artık îmân kurtarma mektepleri hâline geldi. Eskiden[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][I]insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp müslümanları îmânlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. [/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][I]Şâh-ı Hazne (Ahmed Haznevî) Ümmet-i Muhammed'in îmânını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarîkat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad îmân kurtarmaktır.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Tam hidâyet Mehdî aleyhirrahme zamanında olacaktır." buyurdu.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Ömrünün son zamanlarında sohbetine gelen insanlara buyurdu ki:[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]"İnsanın kalbi dâimâ Allahü teâlâya bağlı olmalı, Allah insanın aklından, fikrinden hiç çıkmamalı. İnsanın kalbi hem mahzûn olmalı, hem de Rabbine yalvarış içinde bulunmalı.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]Kişi ne kadar mahzûn, ne kadar nefsinden ve benliğinden uzaklaşmışsa Allahü teâlânın yanında o kadar makbûl ve yüksektir. [/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]Zâlim olan, zulm eden, zevk ve safâ peşinde koşan kişinin, elbette Allahü teâlâdan haberi olmaz.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]İnsan fakîr olmalıdır. Rabbü'l-âlemîn hep fakirlerledir. Fakirleri sever. Fakirlikten maksat nefs ve benlikten uzak olmaktır. Dünyâ malından dolayı fakirlik değildir.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]İnsanın nefs ve benliğini yenmesi lâzımdır. Nefsini gören, kendinde büyüklük hisseden kimseyi Allahü teâlâ sevmez. Şeytanın küfre gitmesinin sebebi nefsini, kendini büyük görmesi değil miydi?..[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]İnsanın ayağı nefsin göğsünde bulunmalıdır ki, başkaldırmaya gücü yetmesin. Nefsin düşmanlığı çok büyüktür. Firavun, Şeddat, Kârûn gibilerin felâketlerine nefisleri sebeb oldu.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]Çünkü büyüklük taslayan nefisleri, büyük iddialara kalkıştılar. Kendileri boş bir dâvâ güttüklerini, ilâh olmadıklarını ve Allahü teâlâdan uzak olduklarını bildikleri hâlde nefislerinin Allahlık dâvâsına boyun eğdiler. Çünkü nefisleri o kadar büyümüş ve kendilerine hâkim olmuştu.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]İnsanın iyi amellerini ve ibâdetlerini görmemesi, hep günâhlarını görmesi lâzımdır. İnsan bir şey olmadığını bilmelidir. Hayrını, amelini, ibâdetini değil, hep günahlarını göz önünde tutmalıdır. Çünkü insan amel ve ibâdetini görünce nefsi kabarır. [/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]İnsanı felâkete götüren nefsidir. Firavun, Şeddad ve Kârûn gibi ilâhlık dâvâsında bulunan ve helâke gidenler hep [/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]nefisleri yüzünden bu felâketlere uğradılar. Nefisleri büyüdü, büyüdü, sonunda ilâhlık dâvâsına kalkıştılar. Çünkü nefis kendinden üstün hiç bir varlığın bulunmasını istemez. İşte onlar da haddini aşmış, azgınlaşmış nefislerinin ilâhlık iddiâsına uymuşlardır. Onlar [/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]kendilerinin ilâh olmadığını bilmiyorlar mıydı? Biliyorlardı fakat büyüyen ve büyük iddiâlara kalkışan nefislerine kendileri de uydular.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]İnsan hep iyilerle bulunmalı, iyilerle arkadaşlık yapmalıdır. İyilerle bulunmanın menfaati ebediyete kadar devâm eder. İşte Eshâb-ı Kehf'in köpeği, köpek olması münâsebetiyle haram ve necisdir. Islâkken dokunduğu yerin temizlenmesi için yedi defâ yıkamak gerekir (Şâfiî mezhebine göre). Fakat iyilerle kaldığı için, Allahü teâlâ onu berâber kaldığı iyilerin [/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]hürmetine cennetlik yaptı. Haram ve necis olduğu hâlde cennetlik oldu ve Cennet'te iyilerle berâber bulunacaktır. Halbuki Nûh aleyhisselâmın oğlu Ülü'l-azm bir peygamberin oğlu olduğu hâlde, kâfirlerle arkadaşlık yapıp onlarla berâber bulunduğu için îmânını kaybetti.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][I][B][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal]Allahü teâlâ onu kâfirler topluluğundan yazdı. Peygamber oğlu olduğu hâlde kâfirlerle arkadaşlık yapmasından dolayı son nefeste küfür üzerine îmânsız gitti. Öte yandan necis olan bir köpek ise cennetlik oldu. Çünkü iyilerle berâberdi, onlardan ayrılmadı. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: "[/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal]İnsan her kimi seviyorsa kıyâmette de [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/I][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][I][B]onunla berâber haşrolacak, kiminle arkadaşsa haşirde de onunla arkadaş olacaktır."[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Ömrünün sonunda bir yıl kadar kaldığı Adıyaman'ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde hastalanan Abdülhakîm Hüseynî Efendi tedâvî için Diyarbakır'a götürüldü. Oradan da Ankara'ya nakledildi. Burada iken bâzı siyâset adamları ve parlamenterler kendisini ziyâret [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]ederek duâsını istediler.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Onlara hitâben; [I][COLOR=red]"Hâlis niyetle dîn-i mübîne, İslâm dînine her kim[/COLOR][/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B][I][COLOR=red]hizmet etmek isterse Allahü teâlâ onu muvaffak kılsın..[/COLOR][/I]." diye duâ etti.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Ankara'da yapılan ameliyattan sonra durumu düzelmedi. 25 Mayıs 1972 (H.1392) târihinde Ankara'da vefât etti. Cenâzesi Menzil köyüne götürülerek talebeleri tarafından, daha önce[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]işâretlemiş olduğu yerde defnedildi. Kabri sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]Talebelerinin bir sorusu üzerine buyurdu ki;[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][SIZE=3][COLOR=teal][B][FONT=Book Antiqua][COLOR=red]"F[/COLOR][FONT=Book Antiqua][COLOR=red]ıkıh[/COLOR][COLOR=red] ilmini [/COLOR]öğrenin, onunla amel edin. İslâm dîni edeplerden ibârettir. Edeplere uymak lâzımdı[/FONT][/FONT][FONT=Book Antiqua][COLOR=red]r.[/COLOR][/FONT][/B][/COLOR][/SIZE][/LEFT] [SIZE=3][B][COLOR=red][FONT=Book Antiqua]Al[/FONT][FONT=Book Antiqua]ışkanlık çok çirkindir. İbâdet de alışkanlıkla yapılmamalı. Çünkü alışkanlık hâlini alırsa ibâdet âdet olur. İbâdeti âdetten edeblerle ayırmak gerekir.[/FONT][/COLOR][/B][/SIZE] [LEFT][COLOR=red][SIZE=3][B][FONT=Book Antiqua]Herbir işe kapısından girmek gerekir, temelden başlamak lâzımdır. Kul elinden gelen tedbiri almakla Allahü teâlânı[/FONT][FONT=Book Antiqua]n [/FONT][/B][/SIZE][SIZE=3][B][FONT=Book Antiqua]takdirine teslim olmal[/FONT][FONT=Book Antiqua]ıdır. Zamânın hepsi üç saatten ibârettir. Bir gün aleyhte, bir gün lehte olur. Lehte olduğu zaman şımarıklık, kibirlilik ve zulümden sakınmalı, aleyhte olduğu zaman sabır, tahammül, azamî tedbire sarılmalıdır. Ne aleyhte ne lehte olduğu zaman da vakti değerlendirmek gerekir.[/FONT][/B][/SIZE][/COLOR][/LEFT] [LEFT][COLOR=red][SIZE=3][B][FONT=Book Antiqua]İş[/FONT][FONT=Book Antiqua]in esâsı Ehl-i sünnet vel-cemâat îtikâdını öğrenip îmânı düzeltmek ve Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleriyle amel etmektir. Îmânı Ehl-i sünnet îtikâdı[/FONT][FONT=Book Antiqua]na göre düzeltmeden [/FONT][/B][/SIZE][SIZE=3][B][FONT=Book Antiqua]tasavvuf yolunda ilerlemek mümkün de[/FONT][FONT=Book Antiqua]ğildir.[/FONT][/B][/SIZE][/COLOR][/LEFT] [LEFT][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=red][I][B]Rabbim cümlemizi Şefaatlerine nail eylesin..Amin...[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [LEFT][SIZE=3][COLOR=teal][B][FONT=Book Antiqua]1) Mâneviyât Dünyâs[/FONT][FONT=Book Antiqua]ında İz Bı[/FONT][FONT=Book Antiqua]rakanlar; s.121,132[/FONT][/B][/COLOR][/SIZE] [SIZE=3][COLOR=teal][B][FONT=Book Antiqua]2) Edeple Var[/FONT][FONT=Book Antiqua]ış Lütufla Dönüş[/FONT][FONT=Book Antiqua]; s.3[/FONT][/B][/COLOR][/SIZE] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=teal][B]3) Sohbetler[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Adıyaman Evliyalarından-ABDÜLHAKÎM HÜSEYNİ
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst