nurunalanur
Well-known member
Ahlak Fakültesi
En büyük değerimiz olan ahlakımızı yitiriyoruz. Bunu kaybediş hızımızla orantılı biçimde yazıya girme niyetindeyim.
Abilerim, ablalarım çocukken; babam işten geldiğinde hemen kucağına atlar bacaklarına sarılırlarmış. Babam da çekilin çekilin dedeniz görecek deyip anneme onları uzaklaştırırmış. Bizim kültürümüzde geleneklerimizde anne babalar büyüklerinin yanında çocuklarını sevmez, onların yanında çocuklarını kucağına almazlardı. Oysa şimdi baktığımızda yeğenlerim annelerine/babalarına büyüklerinin yanında sarılıyorlar öpüşüyorlar nerdeyse takla atacaklar. Bu bir aşınmadır. Kendimden bildiğim bir başka örnek: eskiden babamız sofraya oturmadan yemeğe başlamazdık, şimdiyse peder bey oturana kadar nerdeyse doymuş oluyoruz.
Durum bu vaziyetteyken ütopik ama sempatik bir önerim var. Üniversitelerde birinci sınıftan önce adeta bir dil hazırlık sınıfı konseptinde ahlak eğitiminin verilmesi. Bu yaş seviyesinin gerektirdiği üslup ve yöntem seçilmesinin önemli bir nokta olduğu göz ardı edilmemeli. Tabi bu aşama aynı mantıkla başlatılan ilköğretim ve lise öncesindeki ahlak hazırlık sınıflarının son safhası. Bu safhalardan hiçbiri diğerinin ikamesi mantığında değil, hepsi birbirinin tamamlayıcısı hüviyetinde.
Şimdi yazının üslubunu bile değiştiren edep kanatlarımızı takalım ve edebin bile edebini takındığı Allah Resulü’nden -haddimizi aştığını bilerek- söz etmeye çalışalım.
Allah Resulü buyuruyor ki kardeşim Yusuf güzeldi ama ben ondan güzelim. Buna rağmen efendiler efendisi yüz güzelliğiyle değil hep ahlakıyla öndeler, hep öndeler, en öndeler.
Su içişte bile bir edep ağır ağır üç yudum…
Çocuklarla ilişkilerinde onların seviyesindeler, eğildikçe yükselen değer…
Malum Hz. Mevlana da buyurur: Aklım kalbime sordu iman nedir diye, kalbim aklımın kulağına eğilerek fısıldadı: İman edepten ibarettir…
Edeb edeb edeb…
Elif dal be… Eline Diline Beline…(EDB)
-ALINTI-
En büyük değerimiz olan ahlakımızı yitiriyoruz. Bunu kaybediş hızımızla orantılı biçimde yazıya girme niyetindeyim.
Abilerim, ablalarım çocukken; babam işten geldiğinde hemen kucağına atlar bacaklarına sarılırlarmış. Babam da çekilin çekilin dedeniz görecek deyip anneme onları uzaklaştırırmış. Bizim kültürümüzde geleneklerimizde anne babalar büyüklerinin yanında çocuklarını sevmez, onların yanında çocuklarını kucağına almazlardı. Oysa şimdi baktığımızda yeğenlerim annelerine/babalarına büyüklerinin yanında sarılıyorlar öpüşüyorlar nerdeyse takla atacaklar. Bu bir aşınmadır. Kendimden bildiğim bir başka örnek: eskiden babamız sofraya oturmadan yemeğe başlamazdık, şimdiyse peder bey oturana kadar nerdeyse doymuş oluyoruz.
Durum bu vaziyetteyken ütopik ama sempatik bir önerim var. Üniversitelerde birinci sınıftan önce adeta bir dil hazırlık sınıfı konseptinde ahlak eğitiminin verilmesi. Bu yaş seviyesinin gerektirdiği üslup ve yöntem seçilmesinin önemli bir nokta olduğu göz ardı edilmemeli. Tabi bu aşama aynı mantıkla başlatılan ilköğretim ve lise öncesindeki ahlak hazırlık sınıflarının son safhası. Bu safhalardan hiçbiri diğerinin ikamesi mantığında değil, hepsi birbirinin tamamlayıcısı hüviyetinde.
Şimdi yazının üslubunu bile değiştiren edep kanatlarımızı takalım ve edebin bile edebini takındığı Allah Resulü’nden -haddimizi aştığını bilerek- söz etmeye çalışalım.
Allah Resulü buyuruyor ki kardeşim Yusuf güzeldi ama ben ondan güzelim. Buna rağmen efendiler efendisi yüz güzelliğiyle değil hep ahlakıyla öndeler, hep öndeler, en öndeler.
Su içişte bile bir edep ağır ağır üç yudum…
Çocuklarla ilişkilerinde onların seviyesindeler, eğildikçe yükselen değer…
Malum Hz. Mevlana da buyurur: Aklım kalbime sordu iman nedir diye, kalbim aklımın kulağına eğilerek fısıldadı: İman edepten ibarettir…
Edeb edeb edeb…
Elif dal be… Eline Diline Beline…(EDB)
-ALINTI-