Ahmet Altan'dan unutulmayacak bir yazı

NuruAhsen

Sonsuz Temâþâ
50262.jpg

Ey ezilenler...​


Anayasa Mahkemesi’nin başkanı, mahkemenin “anayasayı” çiğnediğini söylüyor.​


Mahkeme, suç işlemiş...​

Gerçekten de işledi.​

Demokrasi düşmanlığını dünyanın en geri anayasalarından biri olan bizim anayasaya bile sığdıramadı ve bu düşmanlık anayasanın dışına taştı.​

Aslında o mahkemenin yargıçlarının yargılanması lazım.​

Ama yargılayacak bir merci yok.​

Onlara suç işlemek serbest.​

Onlar da bu serbestliği alabildiğine kullanıp ardı ardına suç işliyorlar.​

Türban konusunda verdikleri kararla, Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç’ın da belirttiği gibi, mahkeme parlamentonun yetkilerine müdahale etti.​

Anayasa değişikliklerini sadece “usul” açısından denetleme hakkına sahip oldukları halde, değişikliğin “özünü” yasakladılar.​

Parlamentonun yasama yetkisini yok ettiler.​

Halkın iradesiyle toplanan bu parlamento, artık halk adına karar veremeyecek.​

Askerî darbenin Türkiye’ye armağanı olan anayasayı değiştiremeyecek.​

Yetmiş milyon insan, 12 Eylül rejiminin yarattığı hapishanenin dışına çıkamayacak artık.​

Peki, biz Anayasa Mahkemesi’ndeki dokuz kişinin esiri mi olacağız?​

Nasıl giyineceğimizi, nasıl konuşacağımızı, nasıl düşüneceğimizi, nasıl yaşayacağımızı o dokuz kişi mi belirleyecek?​

Buna izin verecek miyiz?​

Eğer buna izin verirsek burası bir tımarhaneye döner.​

Saçmalıklar bitmez.​

Bugün biz bir parlamento seçiyoruz ama o parlamento artık fiilen kapalı.​

Anayasanın maddelerini değiştirme yetkisini kaybetti.​

Yapılacak tek bir şey var benim görebildiğim kadarıyla.​

Anayasayı tümden değiştirmek.​

Ve, bunu sadece parlamentonun içinde yapmamak.​

Halkın tümü buna katılmalı.​

Alevisi, solcusu, dindarı, Kürdü, bu toplumun bütün ezilenleri, yeni yapılacak anayasada rol almalı.​

Birbirlerini yasaklamak için değil tabii...​

Birbirlerini özgürleştirmek için.​

Bugün yasaklanan “türban” için Aleviler de, Kürtler de, solcular da mücadele etmeli bence.​

Türbanın kendisinden daha önemli bir sorun duruyor çünkü karşımızda.​

Özgürlük sorunu... Kendi yaşama hakkını ve biçimini savunma sorunu.​

Bugün türban özgürlüğünü savunmayan bir Alevi, yarın kendi çocuğunun eğitim özgürlüğünü nasıl savunacak?​

Türban özgürlüğünü savunmayan bir solcu, fikir özgürlüğünü nasıl savunacak?
Türban özgürlüğünü savunmayan bir Kürt, anadilde eğitim özgürlüğünü nasıl savunacak?​

Ve, bugün türbanı savunan dindar, Alevinin, Kürdün, solcunun özgürlüğünü savunmazsa, türbanı nasıl savunacak?​

Eğer bütün bu ezilenler elele vermezse, Ankara’daki dokuz yargıç hepsinin canına okuyabilir.​

Okuyor da zaten.​

Geliyor, bu insanların hepsinin ortak oylarıyla oluşan parlamentoyu fiilen kapatıyor.​

Parlamentonun anayasayı değiştirme yetkisini gasp ediyor.​

Suç işlediğini bile bile, başkanı tarafından uyarılmasına rağmen fütursuzca işliyor bu suçu.​

Eğer siz elele vermezseniz, güçlerinizi birleştirmezseniz, Ankara’daki generallerle yargıçların özgürlüğün önüne diktikleri barikatları nasıl aşacaksınız?​

Nasıl özgürleşeceksiniz?​

Aşamazsınız.​

Bugüne dek de aşamadınız zaten.​

Sanırım artık şunu anlamalıyız.​

Sorunlarımızı parçalara ayırmamalıyız.​

Kürt sorunu, türban sorunu, Alevi sorunu, örgütlenme sorunu gibi ayrı ayrı sorunlar yok.​

Ortada tek bir sorun var.​

Özgürlük sorunu.​

Herkesin ortak sorunu bu.​

Herkes başka bir şey için özgürlük istese de, neticede herkes özgürlük istiyor.​

Neden parça parça özgürleşmemiz gerekiyor?​

Neden Kürtler, Aleviler, dindarlar, solcular ayrı ayrı özgürleşsin?​

Bu mümkün değil.​

Özgürlükleri parça parça elde etmeye hiç kimsenin gücü yetmiyor.​

Bunu, bir bütün olarak hep birlikte elde etmeliyiz.​

Ezilenlerin birbirine olan düşmanlığı sadece ezenlere yarıyor.​

Artık kabul edin ki bu düşmanlık, bir akılsızlığa ve esarete dönüşüyor.​

Türban için dövüşmeyen solcu...​

Türban için dövüşmeyen Kürt...​

Türban için dövüşmeyen Alevi...​

Egemenlerle, efendilerle, ezenlerle işbirliği içindedir.​

Kürtler için, solcular için, Aleviler için dövüşmeyen dindarlar da işbirlikçidir.​

Bunu anlamak o kadar zor mu?​

El birliğiyle bir anayasa yapmalıyız.​

Onun ya da bunun özgürlüğü için değil, hepimizin özgürlüğü için.​

Yıllarca herkes özgürlüğün bir parçasını istedi, özgürlüğün bir parçası için mücadele etti.​

Aranızdan hanginiz mücadelesinden galip çıktı, aranızdan hanginiz istediği özgürlüğü elde edebildi?​

Özgürlüğü parçalamak ezenlerin işidir.​

Özgürlüğü bütünleştirmek, onu yekpare bir halde savunmak ezilenlerin görevidir.​

Artık bu kadar işbirlikçilik yeter.​

Birleşelim ve alalım şu özgürlüğü.​

Hep birlikte ve özgür yaşayalım.​

TARAF​
​

 
Üst