Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Aile evden gidiyor!
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Hamiyetkar" data-source="post: 14984" data-attributes="member: 597"><p>Bu hengâmda beni en ziyade çarpan şey ise, bir hafta içinde yaşadığım üç ayrı hadiseydi. Zira, her üç hadise, şu veya bu şekilde, ailenin ihmali tablosunun aile konusunda en ziyade hassas olmaları beklenen ehl-i dine de sirayetini haber vermekteydi. </p><p></p><p></p><p>İlki, sevdiğim, saydığım, şu ülkede hatırı sayılır bir işlevi olacağına da inandığım biriyle ilgiliydi. Bir meseleye binaen kendisini evinden telefonla aramış; bulamayınca, ertesi akşam tekrar ararım deyip kapatacak iken, ertesi akşam da eve geç geleceği cevabıyla karşılaşmıştım. Eve not bırakmam isteniyordu; zira, aradığım kişi, elbette ucunda hayır ve hak olan işlere binaen, geç saatlere kadar dışarıda olabiliyordu. </p><p></p><p></p><p>Aynı hafta, diniyle diyanetiyle tanıdığım bir başka kişiyi daha aramam gerekmişti. Yazık ki, o da evde yoktu. Birkaç gün sonra tekrar aradım. Gene yoktu. Bir sonraki akşam; yine yoktu. Tam “Ben tekrar ararım” demek üzereydim ki, eşi, arama sebebimi sordu. Sonra, saklanamayan bir sitemi de taşıyan ses tonuyla, “Onu evde zor bulursunuz” dedi. Telefonu kapattığımda, not defterimde, ertesi gün aramak üzere iki ayrı iş telefonu yazıyordu. İki ayrı iş: Günün çoğu kısmında ya şundaydı, ya bundaydı. </p><p></p><p></p><p>Üstüste gelen bu iki olayın rikkatime dokunduğu bir hengâmda elime geçen ve ‘denge’ nazarıyla ‘sünnet’i değerlendiren ufuk açıcı bir kitabın önsözü ise, hüznümün tuzu biberiydi. Zira, Rahmân sûresinde dört defa zikre medar ve de kâinata mihenk olmuş ‘denge’ gibi bir konuyu ele alan; hem de ‘sünnet’in dengeyi hayatlarımızda teminin vesilesi olduğunu vurgulayan bu güzelim eserin ‘önsöz’ünde yazar ‘çocukların bakımını tamamen üstlenerek kendisinin böylesi ilmî çalışmalarda yoğunlaşmasına imkân hazırlayan eşine’ teşekkür etmekteydi. </p><p></p><p></p><p></p><p></p><p>Görebildiğim kadarıyla, ailenin evden gidişinin nirengi noktası buydu. Erkekler maişeti temin diyerek veya iman yoluna hizmeti gerekçe edinerek ev dışına çıkmış, ancak vaktinde eve dönmeyi unutmuşlardı. Babalar evde yoktu. Eh, n’apsınlar, dışarıda vazife çoktu. Millet memleket hizmet bekliyordu. </p><p></p><p>Ya bizimkiler? Ya kendi eşimiz, kendi çocuklarımız? </p><p></p><p>Onları ‘çantada keklik’ mi görüyorduk, başka bir gerekçeye mi yaslanıyorduk bilinmez, onlar ihmale uğramışlardı. Hanımlarımız, çocuklara tek başına bakmaya memur idiler sanki. Çocuklarımız, babalarını, babalarının gönlünden koptuğu kadarıyla görerek büyümeye mecbur idi sanki. </p><p></p><p></p><p>Hani, çocuğumuz hafiften “Baba bugün birlikte oynayalım” diyecek olsa, o ezberlik diskuru tekrar sahnelemeyi marifet edinmiştik. “Bak oğlum, sana güzel oyuncaklar almam, çikolatalar getirmem için...” Hem, eşlerimiz biraz da evi hatırda tutmamızı isteseler, maişeti teminin hayatlarımızdaki vazgeçilmez önemi ve dışarıdaki hizmetin önceliği üzerine bir açıklama getirmeyi ne de güzel becerirdik! </p><p></p><p></p><p></p><p></p><p>İşte öyle diye diye ev ihmale uğrayınca, siyasetçe ve gerekçe üretme cihetince erkeklerin yanlarında acemi kaldığı taife-i nisânın birer mümessili olarak eşlerimiz, bizi bizim gerekçelerimizle karşılardı elbet. Gün gelir; maişeti daha rahat teminin, çocuklara iyi bir gelecek hazırlamanın, kira yükünden bir an önce kurtulmanın, bir an önce ekonomik özgürlüğümüze kavuşarak iman hizmetine daha fazla zaman ayırmanın, başka bir dizi şeyin formülü olarak, kendilerinin de çalışması gereğinden söz ederlerdi. Hiçbiri, “Aslında hepsi hikâye; seni evde daha fazla göremediğim için üretilmiş gerekçeler bunlar” diyemezdi. Çünkü, ihtimal ki, böyle deseler dahi eve daha fazla vakit ayıracağımıza ve günün birinde bu vakti dar zamanda ilk feda edilecekler listesine yazmayacağımıza dair emniyetleri yoktu. Hiçbiri, “Sen eve para getiren kişi olarak kendine değer, serbesti ve özgürlük atfediyorsun. Madem değerin ve serbestliğin ölçüsü para; öyleyse ben de para kazanarak değer kazanma yoluna başvuracağım” da diyemezdi. Çünkü, çocukları ele güne bırakarak gireceği bu yolculuğa vicdanının pek hoş bakmadığını o da biliyordu. Öte yandan hanımın dışarıda çalışmasının aile bütçesinden ziyade yuvalara, servislere, giyim mağazalarına.. katkı sağladığını, iktisatçı George Gilder kadar, o da görebiliyordu. </p><p></p><p>Ama, bir kere taşlar yerinden oynayınca, taşları yerine yerleştirmek zordu. <span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><strong>Erkekler aynı zamanda bir ‘eş’ ve bir ‘baba’ olduklarını unutmuş gözüktüğü oranda, zahirî gerekçesi her ne olursa olsun, kadınlar da aynı zamanda bir ‘eş’ ve bir ‘anne’ olduklarını unutmuş gözükmeye meyyal oluyordu.</strong></span></span> Erkek dışarıda çalışmayı ‘değer’ ölçüsü kılınca, kadın da kendini değerli kılmak için dışarıda çalışmaya yöneliyordu. Erkek evin dışını özgürlük alanı gibi gördüğü nisbette, kadın evi esaret alanı veya hapishane olarak algılıyordu. Erkeğin ‘dışarıdaki hizmet’i vurguladığı oranda, kadın da kendisine ‘dış hizmetler’ buluyordu. </p><p></p><p></p><p></p><p>En hazini, bu olup bitenler hengâmında, faturanın çocuklara yazılmasıydı. Yuvasından alınan çocuklar sözde ‘yuva’ya emanet ediliyor, ana kucağından kopan çocuklar anaokuluna bırakılıyor, annesinin esirgediği ihtimamı para karşılığı çocuğa bakan bakıcının sergilemesi bekleniyordu. </p><p><span style="color: darkred"><strong>Küçük yaşta yuvaya bırakılan o çocukların yüzündeki yetimâne ifadeyi, yolumun düştüğü sokaklarda bir kreş veya yuva varsa durup duvarının gerisinden onları seyrederken farkeden yalnız ben miydim</strong></span></p><p></p><p><strong><span style="color: #8b0000">BİTTİ<img src="http://www.risaleforum.com/images/smilies/smileys/smiley9.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Hamiyetkar, post: 14984, member: 597"] Bu hengâmda beni en ziyade çarpan şey ise, bir hafta içinde yaşadığım üç ayrı hadiseydi. Zira, her üç hadise, şu veya bu şekilde, ailenin ihmali tablosunun aile konusunda en ziyade hassas olmaları beklenen ehl-i dine de sirayetini haber vermekteydi. İlki, sevdiğim, saydığım, şu ülkede hatırı sayılır bir işlevi olacağına da inandığım biriyle ilgiliydi. Bir meseleye binaen kendisini evinden telefonla aramış; bulamayınca, ertesi akşam tekrar ararım deyip kapatacak iken, ertesi akşam da eve geç geleceği cevabıyla karşılaşmıştım. Eve not bırakmam isteniyordu; zira, aradığım kişi, elbette ucunda hayır ve hak olan işlere binaen, geç saatlere kadar dışarıda olabiliyordu. Aynı hafta, diniyle diyanetiyle tanıdığım bir başka kişiyi daha aramam gerekmişti. Yazık ki, o da evde yoktu. Birkaç gün sonra tekrar aradım. Gene yoktu. Bir sonraki akşam; yine yoktu. Tam “Ben tekrar ararım” demek üzereydim ki, eşi, arama sebebimi sordu. Sonra, saklanamayan bir sitemi de taşıyan ses tonuyla, “Onu evde zor bulursunuz” dedi. Telefonu kapattığımda, not defterimde, ertesi gün aramak üzere iki ayrı iş telefonu yazıyordu. İki ayrı iş: Günün çoğu kısmında ya şundaydı, ya bundaydı. Üstüste gelen bu iki olayın rikkatime dokunduğu bir hengâmda elime geçen ve ‘denge’ nazarıyla ‘sünnet’i değerlendiren ufuk açıcı bir kitabın önsözü ise, hüznümün tuzu biberiydi. Zira, Rahmân sûresinde dört defa zikre medar ve de kâinata mihenk olmuş ‘denge’ gibi bir konuyu ele alan; hem de ‘sünnet’in dengeyi hayatlarımızda teminin vesilesi olduğunu vurgulayan bu güzelim eserin ‘önsöz’ünde yazar ‘çocukların bakımını tamamen üstlenerek kendisinin böylesi ilmî çalışmalarda yoğunlaşmasına imkân hazırlayan eşine’ teşekkür etmekteydi. Görebildiğim kadarıyla, ailenin evden gidişinin nirengi noktası buydu. Erkekler maişeti temin diyerek veya iman yoluna hizmeti gerekçe edinerek ev dışına çıkmış, ancak vaktinde eve dönmeyi unutmuşlardı. Babalar evde yoktu. Eh, n’apsınlar, dışarıda vazife çoktu. Millet memleket hizmet bekliyordu. Ya bizimkiler? Ya kendi eşimiz, kendi çocuklarımız? Onları ‘çantada keklik’ mi görüyorduk, başka bir gerekçeye mi yaslanıyorduk bilinmez, onlar ihmale uğramışlardı. Hanımlarımız, çocuklara tek başına bakmaya memur idiler sanki. Çocuklarımız, babalarını, babalarının gönlünden koptuğu kadarıyla görerek büyümeye mecbur idi sanki. Hani, çocuğumuz hafiften “Baba bugün birlikte oynayalım” diyecek olsa, o ezberlik diskuru tekrar sahnelemeyi marifet edinmiştik. “Bak oğlum, sana güzel oyuncaklar almam, çikolatalar getirmem için...” Hem, eşlerimiz biraz da evi hatırda tutmamızı isteseler, maişeti teminin hayatlarımızdaki vazgeçilmez önemi ve dışarıdaki hizmetin önceliği üzerine bir açıklama getirmeyi ne de güzel becerirdik! İşte öyle diye diye ev ihmale uğrayınca, siyasetçe ve gerekçe üretme cihetince erkeklerin yanlarında acemi kaldığı taife-i nisânın birer mümessili olarak eşlerimiz, bizi bizim gerekçelerimizle karşılardı elbet. Gün gelir; maişeti daha rahat teminin, çocuklara iyi bir gelecek hazırlamanın, kira yükünden bir an önce kurtulmanın, bir an önce ekonomik özgürlüğümüze kavuşarak iman hizmetine daha fazla zaman ayırmanın, başka bir dizi şeyin formülü olarak, kendilerinin de çalışması gereğinden söz ederlerdi. Hiçbiri, “Aslında hepsi hikâye; seni evde daha fazla göremediğim için üretilmiş gerekçeler bunlar” diyemezdi. Çünkü, ihtimal ki, böyle deseler dahi eve daha fazla vakit ayıracağımıza ve günün birinde bu vakti dar zamanda ilk feda edilecekler listesine yazmayacağımıza dair emniyetleri yoktu. Hiçbiri, “Sen eve para getiren kişi olarak kendine değer, serbesti ve özgürlük atfediyorsun. Madem değerin ve serbestliğin ölçüsü para; öyleyse ben de para kazanarak değer kazanma yoluna başvuracağım” da diyemezdi. Çünkü, çocukları ele güne bırakarak gireceği bu yolculuğa vicdanının pek hoş bakmadığını o da biliyordu. Öte yandan hanımın dışarıda çalışmasının aile bütçesinden ziyade yuvalara, servislere, giyim mağazalarına.. katkı sağladığını, iktisatçı George Gilder kadar, o da görebiliyordu. Ama, bir kere taşlar yerinden oynayınca, taşları yerine yerleştirmek zordu. [SIZE=3][COLOR=darkred][B]Erkekler aynı zamanda bir ‘eş’ ve bir ‘baba’ olduklarını unutmuş gözüktüğü oranda, zahirî gerekçesi her ne olursa olsun, kadınlar da aynı zamanda bir ‘eş’ ve bir ‘anne’ olduklarını unutmuş gözükmeye meyyal oluyordu.[/B][/COLOR][/SIZE] Erkek dışarıda çalışmayı ‘değer’ ölçüsü kılınca, kadın da kendini değerli kılmak için dışarıda çalışmaya yöneliyordu. Erkek evin dışını özgürlük alanı gibi gördüğü nisbette, kadın evi esaret alanı veya hapishane olarak algılıyordu. Erkeğin ‘dışarıdaki hizmet’i vurguladığı oranda, kadın da kendisine ‘dış hizmetler’ buluyordu. En hazini, bu olup bitenler hengâmında, faturanın çocuklara yazılmasıydı. Yuvasından alınan çocuklar sözde ‘yuva’ya emanet ediliyor, ana kucağından kopan çocuklar anaokuluna bırakılıyor, annesinin esirgediği ihtimamı para karşılığı çocuğa bakan bakıcının sergilemesi bekleniyordu. [COLOR=darkred][B]Küçük yaşta yuvaya bırakılan o çocukların yüzündeki yetimâne ifadeyi, yolumun düştüğü sokaklarda bir kreş veya yuva varsa durup duvarının gerisinden onları seyrederken farkeden yalnız ben miydim[/B][/COLOR] [B][COLOR=#8b0000]BİTTİ[IMG]http://www.risaleforum.com/images/smilies/smileys/smiley9.gif[/IMG] [/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Aile evden gidiyor!
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst