Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Genel ve Güncel Haberler
Alex’e secde!.. İrtica niye hortlamadı?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="&amp;#304;lim-irfan" data-source="post: 163645" data-attributes="member: 8679"><p><strong><span style="color: red">Hasan Karakaya</span></strong> - Vakit</p><p><strong><span style="color: red">2009-10-29</span></strong></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: blue">Bir “gazete bayii”nin önünden geçmiş ve gazetelere şöyle bir bakmışsanız, “o fotoğrafı” mutlaka görmüşsünüzdür... Çünkü, görülmeyecek gibi değil... Gazetelerin hemen hepsi, o fotoğrafı “sürmanşet”ten yayınlamış... Fenerbahçe, geçtiğimiz Pazar günü Galatasaray’ı 3-1 yenmenin ve “10’da 10” yapmanın keyfini çıkarmak için, Pazartesi günkü antrenmanda, saha ortasına bir “platform” kurmuş... Platformun en üst basamağına, başına “padişah kavuğu” geçirilen Alex oturtulmuş!.. İki yanına da, ellerine “şeker kâsesi” ve “kaval” verilen Güiza ve Roberto Carlos oturtulmuş!.. Futbolcular, sıraya geçip bu üçlüyü kutlarlarken; Selçuk’un, Carlos’un elini öpmesi, Vederson’un da “Padişahım çok yaşa” diyerek “padişahın (!) önünde diz çökmesi” herkesi kahkahaya boğmuş!.. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Gazeteler, bu olayı; “Padişahım çok yaşa!.. Sultan 1’inci Alex... Fener Sultanı 1. Alex... Alex’e secde” başlıklarıyla vermişler!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Hayır, hiç yadırgamadım... Nihayetinde bir “oyun”dur, bir “tiyatro gösterisi”dir, bir “mizah”tır... Hem, bu ülkede, sadece “Alex önünde secde”(!)ye kapanılmadı ki!.. Yıllar önce, bu ülkeye “büyük reklâmlar”la ve de büyük ihtimalle “vinç”le getirilip, bir koltuğa oturtulan “çam yarması” Hintli Shiri Mataji önünde de “diz çökenler” ve hatta “önünde yere kapananlar” olmadı mı?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Meselem; Alex ya da Mataji önünde “secde”(!)ye kapananlar değil!.. Kimi “oyun olsun” diye kapanır secdeye, kimi de “yoga” için!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İLLA GÂVUR MU OLMALI?</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Dedim ya; bunlar umurumda değil!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ama, “gazetelerin tavrı” umurumda!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Düşünüyorum da;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Alex önündeki secde”(!)ye, bir “tiyatro gösterisi” gibi bakan ve moda tabiriyle bunu “olumlayan” gazeteler, meselâ, hızla “fiyasko”ya doğru yol alan TRT-1’deki “Ayrılık” dizisinin ilk bölümüne niye ateş püskürdüler acaba?.. O dizideki sahneler de, nihayetinde bir “sanat”, bir “gösteri” değil miydi?.. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İşte gördünüz; “Savaş”ı konu alan dizi, “İsrail ağzı” kullanan medyadan gelen tepkiler üzerine “tornistan” eyleyip, “aşk”a dönüşüverdi. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ama, gazeteler ne yaptı; filmin devamını beklemeden “dizinin İsrail’de travmaya yol açtığını” yazdı!.. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Peki; “Alex’li görüntüler” de Galatasaray taraftarlarında travmaya yol açmadı mı?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Onu da geçelim... “Alex’e secde”(!) fotoğrafları sürmanşetlerden “olumlanarak” verilirken, İstanbul’da “Cuma Namazı”na giden öğrencilerin, Uğur Dündar tarafından adeta “suçlu” imiş gibi gösterilmesi, acaba “nasıl bir kafa” ürünüdür!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ne yani; bu ülkede “Alex’e secde”(!) etmek suç değildir de, “Allah’a secde” etmek mi suçtur?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ya da, şöyle soralım:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu ülkede önünde “secde”(!) edilmek için, illâ Alex, ya da Mataji gibi “yabancı” olmak mı lâzım?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Dahası; </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Başına “kavuk” geçirilip de “Padişah” yapılan kişi, Alex değil de, meselâ bir “AK Partili” olsaydı, gazeteler aynı anlayışı yine gösterirler miydi acaba?.. Yoksa, “Osmanlı’yı ihya etmeye çalışıyorlar” ya da “irtica hortladı” deyip, “darbecilere malzeme” mi verirlerdi?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">VER MALZEMEYİ, DARBE YAPSINLAR!</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bunları dediğime bakıp da, bir “mizansen”den çok geniş anlamlar çıkardığımı zannetmeyin!.. En başta dediğim gibi; herkes gibi, ben de bunun “mizahî bir gösteri” olduğunu düşünüyor, üzerinde durmayı bile gereksiz buluyorum... Ama, bu vesileyle “ülke gerçekleri”ne değinmeden de geçemedim!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Özellikle de, böyle durumlarda derhal devreye giriveren “İslâm düşmanlığı” gerçeğine!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Biliyorsunuz, “İslâm düşmanlığı kokan haberler”, yazıldığı yerde kalmıyor... Bu haberleri okuyan birileri, hemen “durumdan vazife çıkarmaya” soyunuyor ve başlıyorlar “darbe plânları” hazırlamaya!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Gördünüz işte;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan “kirli plân”ın altındaki “imza”nın “ıslak” mı, “kuru” mu, yoksa “nemli” veya “sulu” mu olduğunu aylarca tartıştık... İmzanın “ıslak” olduğunun “Adlî Tıp” tarafından tesbit edilmesi, yani “kâğıt parçası”nın “resmî belge”ye dönüşmesi üzerine, “gereğinin yapılması”nı beklerken, bir de gördük ki; Genelkurmay, “Genelkurmay” olmaktan çıkmış “Belgekurmay” oluvermiş!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Belge üstüne belge!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Plân üzerine plân!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Taktik üzerine taktik!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Akıl üzerine akıl!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Geçenlerde de yazdım ya;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu askerler, acaba ne zaman “askerlik” yapıyor, ne zaman “terörle mücadele” ediyor ve ne zaman “yurt savunması”nda bulunuyor?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İşleri güçleri “darbe plânı” yapmak!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İşleri güçleri “düşman” üretmek!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">BU DA MI KÂĞIT PARÇASI?</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Şu hâle bakın; </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“AK Parti’yi devirme, Gülen cemaatini bitirme” plânından önce, meğer “bir plân daha” yapılmış!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Hem de;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Genelkurmay Başkanı’nın emriyle!”</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Harekât Başkanı Korgeneral Nusret Taşdeler imzasıyla “Eylül 2007’de” hazırlanan plânda deniliyor ki;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“22 Temmuz 2007 seçimleri ılımlı İslâm’ın bir zaferi olmuştur!.. Batı’nın, İslâmist dediği bir iktidara destek vermesi şaşırtıcı olmuştur!.. Milliyetçi politikaların darbe alması, ılımlı İslâm’ın zafer kazanması karşısında, TSK yeni politikalar belirlemelidir!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Irak’ın Kuzeyi’ndeki desteği kesmek için bölge halkını terörle mücadele bağlamında rahatsız etmek ve bunun devam edeceği mesajını vermek gerekir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Tüm telkinlere rağmen Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçilmiştir!.. Kamuoyu ve medya, Cumhurbaşkanı’nın eşinin türbanlı olmasında beis görmüyor... </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ancak, türbana gösterilecek tepki, alt kademeler için emsal teşkil edebilir!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Türkiye’deki güvenlik, ekonomi, siyaset ve sosyal hayatla ilgili gelişmelerde AB ve ABD’nin önemli rol oynadığı şüphesizdir!.. O halde, her ikisi ile de diyalog kurulmalı ve AB çevrelerinde hükümete karşı oluşmaya başlayan tavır, istismar edilmelidir!”</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu plân, “yazıldığı yerde” kalsa, hiç dert değil!.. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Nihayetinde, bir “think tank” veya “fikir cimnastiği” der geçersiniz!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ama, bunlar yazıldığı yerlerde kalmayıp, “TSK’nın sinir uçları”na kadar yayılıyor ve “uygulama”ya dönüşüyor!.. Dahası, “TSK bünyesi”nde de kalmayıp, “medyaya servis” ediliyor ve “medyatör”lerin “durumdan vazife çıkarmaları” sağlanıp, Star ekranlarında olduğu gibi, “Okuldan Cuma’ya” ispiyonculuklarına dönüşüyor!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Artık, “rollerini oynamaya” dünden hazır “piyon”ları saymıyorum!.. O “piyon”ların, 28 Şubat Süreci’nde olduğu gibi, medya tarafından nasıl “şampiyon” ilân edildiklerini, sizler zaten biliyorsunuz!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">DOLMABAHÇE’DE ÖYLE, KARARGÂHTA BÖYLE!</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Ortaya çıkan son plân” konusunda benim kafamı kurcalayan husus şu:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Belge”nin üzerinde de yazıldığı gibi, bu plân “Eylül 2007’de” hazırlanmış!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Hem de “Genelkurmay Başkanı’nın emri” ile!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">O dönem Genelkurmay Başkanı olan zat, Org. Yaşar Büyükanıt’tır!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Aynı Yaşar Büyükanıt; </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Başbakan Tayyip Erdoğan ile 4 Mayıs 2007’de Dolmabahçe Sarayı’nda görüşmüştür!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Malûm, o görüşme gazetelere “Dolmabahçe Kriterleri” olarak yansımış ama “görüşmenin muhtevası” bir türlü öğrenilememişti!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ki, Başbakan Tayyip Erdoğan, çok çok sonra yöneltilen “Ne konuştunuz” sorularına; “Onlar, benimle birlikte mezara gidecek” mealinde bir cevap vermişti!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ama, şimdi...</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">O görüşmenin muhtevası önem kazanıyor!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Düşünebiliyor musunuz;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, 4 Mayıs 2007’de Dolmabahçe Sarayı’nda Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüşüyor, 5 ay sonra da, hem de “Genelkurmay Başkanı’nın emri” ile “Hükümet’e yönelik plân” hazırlanıyor!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Merak ediyorum;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">O görüşmede Başbakan Erdoğan, “Büyükanıt’ı tatmin edici açıklamalar” mı yapamamıştır, yoksa “hazırlanan plân”dan Büyükanıt’ın haberi mi yoktur?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Haberinin olmaması, elbette düşünülemez!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Yoksa o da; “sızdırılmayacağından emin” olduğu, sızdırılsa bile “kâğıt parçası” demeyi düşündüğü için mi sesini çıkarmamıştır!?!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Elbette bilmem mümkün değil!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">ASIL SİYASALLAŞAN ORDUDUR!</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ama, şunu biliyorum:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Genelkurmay, bu tür çalışmaları öteden beri yapıyor!.. “Gazetecileri andıçlamaları”ndan ya da “dindar insanları fişlemeleri”nden herkesin haberi var... Ama bunlar, “birey”lerle sınırlıydı!.. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Şimdi görüyoruz ki; “hedef” daha da büyütülüp, “kişi”lerin ötesinde, “kurum”lar ve “parti”ler hedef alınmış!</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Hem de, ne zaman?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Yargının siyasallaştığı”nın iddia edildiği, “siyasal kadrolaşma” iddialarının ayyuka çıktığı bir dönemde!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ama, görüyoruz ki;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Asıl, “ordu siyasallaşmakta”dır!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">TSK, adeta “siyasal bir parti” gibi davranıp, “rakip”lerini devre dışı bırakacak çözümler üretmekte ve hatta “dayatma”larda bulunmaktadır!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İşte ispatı:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Bütün telkinlere rağmen Gül cumhurbaşkanı oldu” demek, bir “siyasal baskı”nın yapıldığının delilidir!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu “telkin”(!)ler kimlere yapılmıştır?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">CHP’ye mi, ANAP’a mı, DYP’ye mi, yoksa Sabih Kanadoğlu’na mı?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ya da, Anayasa Mahkemesi’ne mi?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Lâfı uzatmanın âlemi yok!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bütün bu “plân”ların ve “andıç”ların arkasında “medya desteği” vardır!.. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Daha doğrusu, “medya kışkırtmaları” vardır!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Sorarım size;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Medyadan yüz bulamamış olsalar”dı, “28 Şubat darbecileri” hiç başarılı olabilirler miydi?..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Hani, Çevik Bir diyordu ya;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Medyanın gazına geldik!”</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Söylemeye gerek yok;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Generallerin “medyanın gazı”na gelmesi sonucu, bu ülke “hortumlanan bankalar”ın enkazı altında kaldı, “milyarlarca dolarlık zarar”larını ödemek zorunda bırakıldı!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Şunu demeye çalışıyorum:</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Medyanın gazı” deyip geçmeyin!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Medyanın gazı yüzünden bu ülkede ne “irtica”lar hortluyor, ne “şeriat”lar geliyor, ne “laiklik”ler gidiyor elden!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Medyanın gazı yüzünden;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Türban” yaygınlaşıyor, “gümüş yüzük” takanlar artıyor ve Türkiye “Şeriat”a kayıyor!!!</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Öğrenciler, “okuldan Cuma’ya” gidiyor!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ama o medya;</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Alex’e secde” edenleri, “Mataji’nin önünde yere kapananları” kahkahalarla karşılıyor!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İstedim ki, bu “orostopolluğu” görün!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Tabiî, Genelkurmay da görsün!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Görsün de, gaza gelmesin!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Gaza gelip de “darbe plânı” yapmasın!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Çünkü, yıpranan “TSK’nın itibarı” oluyor!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Buna hiç kimsenin hakkı yok!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Memur mu, patron mu?</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Hemen herkes kabul eder ki; “çalışanlar” ikiye ayrılır... Bir “işçi”ler vardır, bir de “memur”lar!.. İşçilerin aldığı paraya, “aylık” veya “ücret” denilir... Memurların aldığı paraya da, “maaş” denilir... </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İşçiler, genelde “özel sektör”de çalışırlar, memurlar ise “devletin elemanı”dır ve “maaş”larını da “devlet”ten alırlar!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Uzatmayalım... Maaşlarını devletten alan insanlara, “devlet memuru” denilir!.. Bir insana “devlet memuru” demek, onu aşağılamak veya ona hakaret etmek anlamına gelmez... </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Dahası, “devlet memurluğu”nun utanılacak bir tarafı da yoktur!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ama, duydum ki; Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, kendisine “devlet memuru” diyen bir “yazar” hakkında “hakaret dâvâsı” açmış!.. İnanın abartmıyorum, sırf “devlet memuru” dediği için!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Acaba niye alınganlık gösterdi?.. Acaba niye hakaret saydı?.. Dedik ya; “devletten maaş alan” herkes “devlet memuru”dur!.. “Müdür” de olsa devlet memurudur, “genel müdür” veya “general” de olsa!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bunu bir “aşağılama” olarak kabul ettiğine göre, bana öyle geliyor ki; sayın Başbuğ, kendisini “devletin patronu” veya “devletin sahibi” olarak görüyor!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Öyle ya; “sahip”ler veya “patron”lar “maaş” almazlar!..</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="İlim-irfan, post: 163645, member: 8679"] [B][COLOR=red]Hasan Karakaya[/COLOR][/B] - Vakit [B][COLOR=red]2009-10-29[/COLOR][/B] [B][COLOR=#ff0000][/COLOR][/B] [B][COLOR=#ff0000][/COLOR][/B] [B][COLOR=blue]Bir “gazete bayii”nin önünden geçmiş ve gazetelere şöyle bir bakmışsanız, “o fotoğrafı” mutlaka görmüşsünüzdür... Çünkü, görülmeyecek gibi değil... Gazetelerin hemen hepsi, o fotoğrafı “sürmanşet”ten yayınlamış... Fenerbahçe, geçtiğimiz Pazar günü Galatasaray’ı 3-1 yenmenin ve “10’da 10” yapmanın keyfini çıkarmak için, Pazartesi günkü antrenmanda, saha ortasına bir “platform” kurmuş... Platformun en üst basamağına, başına “padişah kavuğu” geçirilen Alex oturtulmuş!.. İki yanına da, ellerine “şeker kâsesi” ve “kaval” verilen Güiza ve Roberto Carlos oturtulmuş!.. Futbolcular, sıraya geçip bu üçlüyü kutlarlarken; Selçuk’un, Carlos’un elini öpmesi, Vederson’un da “Padişahım çok yaşa” diyerek “padişahın (!) önünde diz çökmesi” herkesi kahkahaya boğmuş!.. Gazeteler, bu olayı; “Padişahım çok yaşa!.. Sultan 1’inci Alex... Fener Sultanı 1. Alex... Alex’e secde” başlıklarıyla vermişler!.. Hayır, hiç yadırgamadım... Nihayetinde bir “oyun”dur, bir “tiyatro gösterisi”dir, bir “mizah”tır... Hem, bu ülkede, sadece “Alex önünde secde”(!)ye kapanılmadı ki!.. Yıllar önce, bu ülkeye “büyük reklâmlar”la ve de büyük ihtimalle “vinç”le getirilip, bir koltuğa oturtulan “çam yarması” Hintli Shiri Mataji önünde de “diz çökenler” ve hatta “önünde yere kapananlar” olmadı mı?.. Meselem; Alex ya da Mataji önünde “secde”(!)ye kapananlar değil!.. Kimi “oyun olsun” diye kapanır secdeye, kimi de “yoga” için!.. İLLA GÂVUR MU OLMALI? Dedim ya; bunlar umurumda değil!.. Ama, “gazetelerin tavrı” umurumda!.. Düşünüyorum da; “Alex önündeki secde”(!)ye, bir “tiyatro gösterisi” gibi bakan ve moda tabiriyle bunu “olumlayan” gazeteler, meselâ, hızla “fiyasko”ya doğru yol alan TRT-1’deki “Ayrılık” dizisinin ilk bölümüne niye ateş püskürdüler acaba?.. O dizideki sahneler de, nihayetinde bir “sanat”, bir “gösteri” değil miydi?.. İşte gördünüz; “Savaş”ı konu alan dizi, “İsrail ağzı” kullanan medyadan gelen tepkiler üzerine “tornistan” eyleyip, “aşk”a dönüşüverdi. Ama, gazeteler ne yaptı; filmin devamını beklemeden “dizinin İsrail’de travmaya yol açtığını” yazdı!.. Peki; “Alex’li görüntüler” de Galatasaray taraftarlarında travmaya yol açmadı mı?.. Onu da geçelim... “Alex’e secde”(!) fotoğrafları sürmanşetlerden “olumlanarak” verilirken, İstanbul’da “Cuma Namazı”na giden öğrencilerin, Uğur Dündar tarafından adeta “suçlu” imiş gibi gösterilmesi, acaba “nasıl bir kafa” ürünüdür!.. Ne yani; bu ülkede “Alex’e secde”(!) etmek suç değildir de, “Allah’a secde” etmek mi suçtur?.. Ya da, şöyle soralım: Bu ülkede önünde “secde”(!) edilmek için, illâ Alex, ya da Mataji gibi “yabancı” olmak mı lâzım?.. Dahası; Başına “kavuk” geçirilip de “Padişah” yapılan kişi, Alex değil de, meselâ bir “AK Partili” olsaydı, gazeteler aynı anlayışı yine gösterirler miydi acaba?.. Yoksa, “Osmanlı’yı ihya etmeye çalışıyorlar” ya da “irtica hortladı” deyip, “darbecilere malzeme” mi verirlerdi?.. VER MALZEMEYİ, DARBE YAPSINLAR! Bunları dediğime bakıp da, bir “mizansen”den çok geniş anlamlar çıkardığımı zannetmeyin!.. En başta dediğim gibi; herkes gibi, ben de bunun “mizahî bir gösteri” olduğunu düşünüyor, üzerinde durmayı bile gereksiz buluyorum... Ama, bu vesileyle “ülke gerçekleri”ne değinmeden de geçemedim!.. Özellikle de, böyle durumlarda derhal devreye giriveren “İslâm düşmanlığı” gerçeğine!.. Biliyorsunuz, “İslâm düşmanlığı kokan haberler”, yazıldığı yerde kalmıyor... Bu haberleri okuyan birileri, hemen “durumdan vazife çıkarmaya” soyunuyor ve başlıyorlar “darbe plânları” hazırlamaya!.. Gördünüz işte; Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan “kirli plân”ın altındaki “imza”nın “ıslak” mı, “kuru” mu, yoksa “nemli” veya “sulu” mu olduğunu aylarca tartıştık... İmzanın “ıslak” olduğunun “Adlî Tıp” tarafından tesbit edilmesi, yani “kâğıt parçası”nın “resmî belge”ye dönüşmesi üzerine, “gereğinin yapılması”nı beklerken, bir de gördük ki; Genelkurmay, “Genelkurmay” olmaktan çıkmış “Belgekurmay” oluvermiş!.. Belge üstüne belge!.. Plân üzerine plân!.. Taktik üzerine taktik!.. Akıl üzerine akıl!.. Geçenlerde de yazdım ya; Bu askerler, acaba ne zaman “askerlik” yapıyor, ne zaman “terörle mücadele” ediyor ve ne zaman “yurt savunması”nda bulunuyor?.. İşleri güçleri “darbe plânı” yapmak!.. İşleri güçleri “düşman” üretmek!.. BU DA MI KÂĞIT PARÇASI? Şu hâle bakın; “AK Parti’yi devirme, Gülen cemaatini bitirme” plânından önce, meğer “bir plân daha” yapılmış!.. Hem de; “Genelkurmay Başkanı’nın emriyle!” Harekât Başkanı Korgeneral Nusret Taşdeler imzasıyla “Eylül 2007’de” hazırlanan plânda deniliyor ki; “22 Temmuz 2007 seçimleri ılımlı İslâm’ın bir zaferi olmuştur!.. Batı’nın, İslâmist dediği bir iktidara destek vermesi şaşırtıcı olmuştur!.. Milliyetçi politikaların darbe alması, ılımlı İslâm’ın zafer kazanması karşısında, TSK yeni politikalar belirlemelidir!.. Irak’ın Kuzeyi’ndeki desteği kesmek için bölge halkını terörle mücadele bağlamında rahatsız etmek ve bunun devam edeceği mesajını vermek gerekir. Tüm telkinlere rağmen Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçilmiştir!.. Kamuoyu ve medya, Cumhurbaşkanı’nın eşinin türbanlı olmasında beis görmüyor... Ancak, türbana gösterilecek tepki, alt kademeler için emsal teşkil edebilir!.. Türkiye’deki güvenlik, ekonomi, siyaset ve sosyal hayatla ilgili gelişmelerde AB ve ABD’nin önemli rol oynadığı şüphesizdir!.. O halde, her ikisi ile de diyalog kurulmalı ve AB çevrelerinde hükümete karşı oluşmaya başlayan tavır, istismar edilmelidir!” Bu plân, “yazıldığı yerde” kalsa, hiç dert değil!.. Nihayetinde, bir “think tank” veya “fikir cimnastiği” der geçersiniz!.. Ama, bunlar yazıldığı yerlerde kalmayıp, “TSK’nın sinir uçları”na kadar yayılıyor ve “uygulama”ya dönüşüyor!.. Dahası, “TSK bünyesi”nde de kalmayıp, “medyaya servis” ediliyor ve “medyatör”lerin “durumdan vazife çıkarmaları” sağlanıp, Star ekranlarında olduğu gibi, “Okuldan Cuma’ya” ispiyonculuklarına dönüşüyor!.. Artık, “rollerini oynamaya” dünden hazır “piyon”ları saymıyorum!.. O “piyon”ların, 28 Şubat Süreci’nde olduğu gibi, medya tarafından nasıl “şampiyon” ilân edildiklerini, sizler zaten biliyorsunuz!.. DOLMABAHÇE’DE ÖYLE, KARARGÂHTA BÖYLE! “Ortaya çıkan son plân” konusunda benim kafamı kurcalayan husus şu: “Belge”nin üzerinde de yazıldığı gibi, bu plân “Eylül 2007’de” hazırlanmış!.. Hem de “Genelkurmay Başkanı’nın emri” ile!.. O dönem Genelkurmay Başkanı olan zat, Org. Yaşar Büyükanıt’tır!.. Aynı Yaşar Büyükanıt; Başbakan Tayyip Erdoğan ile 4 Mayıs 2007’de Dolmabahçe Sarayı’nda görüşmüştür!.. Malûm, o görüşme gazetelere “Dolmabahçe Kriterleri” olarak yansımış ama “görüşmenin muhtevası” bir türlü öğrenilememişti!.. Ki, Başbakan Tayyip Erdoğan, çok çok sonra yöneltilen “Ne konuştunuz” sorularına; “Onlar, benimle birlikte mezara gidecek” mealinde bir cevap vermişti!.. Ama, şimdi... O görüşmenin muhtevası önem kazanıyor!.. Düşünebiliyor musunuz; Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, 4 Mayıs 2007’de Dolmabahçe Sarayı’nda Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüşüyor, 5 ay sonra da, hem de “Genelkurmay Başkanı’nın emri” ile “Hükümet’e yönelik plân” hazırlanıyor!.. Merak ediyorum; O görüşmede Başbakan Erdoğan, “Büyükanıt’ı tatmin edici açıklamalar” mı yapamamıştır, yoksa “hazırlanan plân”dan Büyükanıt’ın haberi mi yoktur?.. Haberinin olmaması, elbette düşünülemez!.. Yoksa o da; “sızdırılmayacağından emin” olduğu, sızdırılsa bile “kâğıt parçası” demeyi düşündüğü için mi sesini çıkarmamıştır!?!.. Elbette bilmem mümkün değil!.. ASIL SİYASALLAŞAN ORDUDUR! Ama, şunu biliyorum: Genelkurmay, bu tür çalışmaları öteden beri yapıyor!.. “Gazetecileri andıçlamaları”ndan ya da “dindar insanları fişlemeleri”nden herkesin haberi var... Ama bunlar, “birey”lerle sınırlıydı!.. Şimdi görüyoruz ki; “hedef” daha da büyütülüp, “kişi”lerin ötesinde, “kurum”lar ve “parti”ler hedef alınmış! Hem de, ne zaman?.. “Yargının siyasallaştığı”nın iddia edildiği, “siyasal kadrolaşma” iddialarının ayyuka çıktığı bir dönemde!.. Ama, görüyoruz ki; Asıl, “ordu siyasallaşmakta”dır!.. TSK, adeta “siyasal bir parti” gibi davranıp, “rakip”lerini devre dışı bırakacak çözümler üretmekte ve hatta “dayatma”larda bulunmaktadır!.. İşte ispatı: “Bütün telkinlere rağmen Gül cumhurbaşkanı oldu” demek, bir “siyasal baskı”nın yapıldığının delilidir!.. Bu “telkin”(!)ler kimlere yapılmıştır?.. CHP’ye mi, ANAP’a mı, DYP’ye mi, yoksa Sabih Kanadoğlu’na mı?.. Ya da, Anayasa Mahkemesi’ne mi?.. Lâfı uzatmanın âlemi yok!.. Bütün bu “plân”ların ve “andıç”ların arkasında “medya desteği” vardır!.. Daha doğrusu, “medya kışkırtmaları” vardır!.. Sorarım size; “Medyadan yüz bulamamış olsalar”dı, “28 Şubat darbecileri” hiç başarılı olabilirler miydi?.. Hani, Çevik Bir diyordu ya; “Medyanın gazına geldik!” Söylemeye gerek yok; Generallerin “medyanın gazı”na gelmesi sonucu, bu ülke “hortumlanan bankalar”ın enkazı altında kaldı, “milyarlarca dolarlık zarar”larını ödemek zorunda bırakıldı!.. Şunu demeye çalışıyorum: “Medyanın gazı” deyip geçmeyin!.. Medyanın gazı yüzünden bu ülkede ne “irtica”lar hortluyor, ne “şeriat”lar geliyor, ne “laiklik”ler gidiyor elden!.. Medyanın gazı yüzünden; “Türban” yaygınlaşıyor, “gümüş yüzük” takanlar artıyor ve Türkiye “Şeriat”a kayıyor!!! Öğrenciler, “okuldan Cuma’ya” gidiyor!.. Ama o medya; “Alex’e secde” edenleri, “Mataji’nin önünde yere kapananları” kahkahalarla karşılıyor!.. İstedim ki, bu “orostopolluğu” görün!.. Tabiî, Genelkurmay da görsün!.. Görsün de, gaza gelmesin!.. Gaza gelip de “darbe plânı” yapmasın!.. Çünkü, yıpranan “TSK’nın itibarı” oluyor!.. Buna hiç kimsenin hakkı yok!.. Memur mu, patron mu? Hemen herkes kabul eder ki; “çalışanlar” ikiye ayrılır... Bir “işçi”ler vardır, bir de “memur”lar!.. İşçilerin aldığı paraya, “aylık” veya “ücret” denilir... Memurların aldığı paraya da, “maaş” denilir... İşçiler, genelde “özel sektör”de çalışırlar, memurlar ise “devletin elemanı”dır ve “maaş”larını da “devlet”ten alırlar!.. Uzatmayalım... Maaşlarını devletten alan insanlara, “devlet memuru” denilir!.. Bir insana “devlet memuru” demek, onu aşağılamak veya ona hakaret etmek anlamına gelmez... Dahası, “devlet memurluğu”nun utanılacak bir tarafı da yoktur!.. Ama, duydum ki; Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, kendisine “devlet memuru” diyen bir “yazar” hakkında “hakaret dâvâsı” açmış!.. İnanın abartmıyorum, sırf “devlet memuru” dediği için!.. Acaba niye alınganlık gösterdi?.. Acaba niye hakaret saydı?.. Dedik ya; “devletten maaş alan” herkes “devlet memuru”dur!.. “Müdür” de olsa devlet memurudur, “genel müdür” veya “general” de olsa!.. Bunu bir “aşağılama” olarak kabul ettiğine göre, bana öyle geliyor ki; sayın Başbuğ, kendisini “devletin patronu” veya “devletin sahibi” olarak görüyor!.. Öyle ya; “sahip”ler veya “patron”lar “maaş” almazlar!.. [/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Genel ve Güncel Haberler
Alex’e secde!.. İrtica niye hortlamadı?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst