Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Ali çakmak ağabey'den hizmet hatiralari-2
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 164968" data-attributes="member: 656"><p><span style="color: #943634"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Dükkanda neşriyat</span></em></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Böyle devam ederken, birkaç yerde ücretli çalışıyordum, neticede kendim dükkân açtım. Bir hanın içerisinde leblebi imalatı yapıyorum. O sırada Sözler mecmuası matbaadan çıktı. Dükkânımda çok da Risale vardı. O dükkânda neşriyat yapıyordum. Çuvallarla, sandıklarla geliyor-gidiyordu. Sözler yeni geldi, o sırada Arabayatağı’ndan birisine küçük bir Risale vermişler. O da kendisini boşlukta hissediyor, bağlanacak bir cemaat, bir mürşit arar durumdaymış. Bu küçük Risaleyi okumuş, içine bir ateş düşüyor; “Bunu bana kim verdi” diyor. Bulamıyor, çünkü o zaman bunu arayıp sormak ta bir mesele, bir cesaret işi. Çünkü Bediüzzaman veya Risale-i Nur dediğin zaman maazallah kendini karakolda buluyorsun. O heyecan içerisindeyken rüyasında Üstad Hazretlerini görüyor; “Tomruk Han’ına git, Ali’den sözleri al” diyor. Adam sabah namazından çıktıktan sonra geldi, Risaleleri aldı, gitti. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">İşte Risale-i Nur nasıl kendini tanıtıyor, yeter ki sen iste, arzu et, niyetin sağlam olsun. Böyle devam ederken, Fırıncı Ağabey dükkanın resmini çekip kitapları koydurmayı düşünmüştü ama 1957 senesindeki büyük kapalı çarşı yangınında yandı. Yanması da bir ikram-ı İlahi oldu, yani Risale-i Nur’un bir ikramı oldu. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="color: #632423"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Yangından Risalelerin Kurtarılması</span></em></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Kız kardeşimin düğünü vardı, biz yoktuk, kimse yok burada, bir Pazar günü yangın oluyor. Akşamüstü radyodan yangının çıktığı haberini aldık, yangının şekercilere doğru gittiğini söylüyor. “Eyvah, bizim dükkânın önüne geliyor” filan dedik. Sabaha kadar çırpındım. Bir tek Risale-i Nur’un yanmasına içim razı değil. Dükkanın hepsi gitsin.. Bu hissiyat içindeyim. Sabahleyin Tavşanlı’da bir arkadaşın dükkânında otururken; arkadaşlardan birisi dedi ki: “Senin arkadaşın, kimsen yok mu sana telgraf ile haber versin” dedi. “2000 küsur dükkân yanmış, bütün Bursa ateş içerisinde, kimin aklına gelir” dedim. O sırada posta mümessili telgraf getirdi. Baktım: “Bütün dükkân eşyalarını kurtardık, merak etme” diye telgraf çekmişler gece. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Risale-i Nur’u ilk neşrederken, daha evvel Büyük Doğu Cemiyeti’nin mensuplarıydık. Buraya geldiğimiz zaman dahi etrafımda Büyük Doğucular vardı. 1950’den sonra kurulan Türk Milliyetçileri Derneği mensupları vardı, asker arkadaşlarım vardı, onlar benim iş bulmamı sağlamışlardı. Yani Cenab-ı Hakk hazır bir cemaat de vermişti bana. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Onlar yangın günü geçide gelmek için gidiyorlar, yangını duyunca dönüyorlar, Ulu Camiden seyrederek 15-20 kişi gidiyorlar. Tam o saatin yanından geçerken birisi içinden “Çakmak” diyor ve o kadar kişinin içinden bunu kimin söylediğini de halen kimse bilemiyor. Kamyonun içerisinde giderlerken arkadan çevir diyor birisi, dönüyorlar, dükkanın eşyasını kamyona yükleyip Emir Sultan’da bir fabrikaya götürüyorlar ve bana da telgraf çekiyorlar. Üç sandık sadece Lemalar gelmişti. Bir sandığı bir kişi kaldıramıyor, iki kişi kaldırabilir. Ama onu taşıyanlar tek tek taşımışlar, nasıl taşıdıklarını da bilmiyorlar. Cenab-ı Hakk nasıl istihdam ediyor. Bir tek Risale zayi olmuyor. Hatta dükkânın tabelasını da sökmüşler. Ben olsam yapar mıyım? Yine Risale-i Nur sayesinde. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Bunu Üstad’a söylediğimiz zaman; “Nerede yangın çıkmışsa Risale olan yere gelip sönmüştür” diye söylemişti. Hatta Emirdağ Lahikalarında olan hadise; Çalışkan’ların dükkanı yanıyor, yedi tane dükkan yanmış, sekizinci dükkan da onların. Yangın oraya gelince sönüyor. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="color: #632423"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Risalelerin Neşredilmesi</span></em></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Dükkan yandıktan sonra dokumacı asker arkadaşlarımın yanında, onların bürolarında Risale neşrediyorum. Aynı zamanda da kumaş alıp boyatıp, diğer vilayetlere satış için geziyorum. Balıkesir, Bandırma, Eskişehir, Kütahya-Tavşanlı, Ankara’ya kadar gittim. Bu gidişlerim de Risale-i Nur’ların neşrine vesile oldu. O da hikmetliymiş. O zaman tabi şimdiki gibi değil, vasıtalar yok. Tavşanlı’ya gitmek için; Eskişehir’den aktarmalı gidiyorum. Her yanımda oturan nur talebesi olurdu. Nerden geliyordu, nasıl oluyordu bilmiyorum. Cenab-ı Hakk istihdam ediyordu. </span></em></strong></span></p><p></p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Bandırma’da, Balıkesir’de, Kütahya’da, Eskişehir’de, Tavşanlı’da Risale-i Nur’ların neşrine vesile olduk. Gidiyordum mal satmak üzere, malı kenara bırakıyoruz, derslere devam ediyoruz. Birkaç gün ders yaptıktan sonra geri dönüyoruz. O da Cenab-ı Hakk’ın takdiriyle, bir hizmete vesile oldu. </span></em></strong></p><p></p><p><span style="color: #632423"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Üstad’ı İlk Ziyaret</span></em></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Ankara’ya gitmiştim; o bizim hayatımızı değiştiren hadise oldu. Orada dershanede bir gece kaldım. İş münasebetiyle gittiğimde de dershanede kaldım. Üstad’ımızdan gelen bir Lahika mektubunu verdiler. On beş günde bir mektup gelirdi. Ne gazetemiz var, ne telefonumuz, hiçbir şey yok. Mektupta da Üstad Hazretlerinin hasta olduğunu, sesinin çıkmadığını ve “Beni ziyarete gelmeyin, her Risale bir Said’dir, benimle değil Kur’anî olan Üstad’ınızla berabersiniz. Benden on defa daha faydalıdır” diye yazmış. O mektubu cebimde getiriyorum. Ankara’dan hareket ettim, 14 Haziran 1958. İlk Irak ihtilalinin olduğu gün. II. Faysal’ı öldürmüşlerdi ve o gün Kral, Başbakanı ile beraber Türkiye’ye gelecekti. O gün Ankara’da her yüz metreye bir asker vardı. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">O gün Eskişehir’e kadar geldim, fakat içimde o kadar bir aşk var ki; eğer Üstad’ım Emirdağ’ında ise, ziyaretine gideyim. Cebimdeki mektuba rağmen Eskişehir’de indim. Emirdağ minibüsüne bindim, gittim. Mehmet Çalışkan’ın dükkânı neresi diye soracağım, hiç kimse yanıma gelmiyor. O günkü şartlar için söylüyorum. Bahsetsem ikimizi beraber içeri alırlar. Sonradan belediye olduğunu anladığım bir binanın merdiveninin önünde durdum; “Mehmet Çalışkan’ın dükkanı şurasıdır” diye biri yol gösterdi. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Gittim, tabelalara bakarak dükkanı buldum, fakat dükkan kapalı. Komşular dedi ki; “Öbür çarşıda Hacı Osman var.” Gittim, o dükkanı buldum. 25-30 yaşlarında bir genç çıktı, dedim ki; “Ben Bursa’dan geliyorum, Üstad’ı ziyaret etmek istiyorum” “Üstad hasta, kimseyi kabul etmiyor. Fakat anahtar Mustafa Hacet’te, filan caminin imamı” dedi. Gittim o camiyi buldum, namazdan sonra kendisiyle görüştüm -Allah rahmet eylesin- dedi ki; “Kardeşim, Halep’ten, Diyarbakır’dan, Van’dan gelenler var. Otellerde bekliyorlar, kabul edemiyor Üstad Hazretleri, hasta. Fakat sen Hacı Osman’ın dükkanında bekle, ben Üstad Hazretlerine haber vereyim” dedi. Peki dedim, gittim. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Bakkal dükkânına gelen her insanı bana geliyor zannediyorum, heyecan içerisindeyim. Şunu da itiraf edeyim ki; hayatımın en heyecanlı dakikalarını yaşadım ve içimde de öleceğim diye bir korku var. Bir haber gelsin de -ümidim de yok, ziyaret edebilirsin diye- fakat evet ya da hayır, haber gelsin de öyle öleyim diye bir his taşıyorum. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Neticede kapıdan birisi girdi, sonra öğrendim ki Üstad’ın hizmetkârlarından Ahmet Urfalı imiş. Şu an sağ, Allah selamet versin. Baktı şöyle; “Bursa’dan gelen siz misiniz?” dedi. Evet dedim. “Üstad sizi istiyor” dedi. Bunu duyar duymaz o anda sanki başka bir âleme girdim. Bunu ifade etmek mümkün değil, anlatmak mümkün değil, ancak yaşanır. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">O yürüdü, beş-altı metre geriden onu takip ediyorum. O bir kapıdan girdi, ben de arkasından girdim, ahşap bir ev. Dünya namına zaten hiçbir şey yok. Sadece bir takunya vardı o kadar. Tahta merdivenlerden çıktık, sofada yine hiçbir şey yok. O sırada bir kapı açıldı, Mustafa Acet çıktı; “Gel kardeşim” dedi. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Üstad Hazretlerinin huzuruna girdim, selam verdim. Somya üzerinde yatıyordu, kalktı, elini öptüm, “Otur” dedi. Üzerinde büyük beyaz bir cübbe, başında çağla renginde bir sarık vardı. Saçları beyazdı, omuzlarına kadar inmişti. Yüzü pembe renginde, hiç kırışık yok, sanki on sekiz yaşında gibiydi ki o zaman 1958 yılıydı, vefatından iki sene evvel, 80 yaşında. Gözleri ise; onu görmek, bakmak mümkün değil, öyle bir şecaat ki, zaten bana söylemedi ama başka bakanlara bakmasın dermiş. Zaten bakmam mümkün olmadı. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">“Otur kardeşim” dedi, oturdum. Mustafa’yı çağırdı; “Mustafa benim sesim çıkmıyor, sen arada vasıta ol” dedi. Bana soruyor, cevabını alıyor, ona söylüyor. Fısıltı halinde sadece bazı kelimeleri duyuyorum. Hatta bir kardeş kelimesini duydum. “Nerden geliyorsunuz? Adın nedir? Annen-baban sağ mı? Nerelisin?” Dedi. Ben “Tavşanlılıyım, Bursa’dan geliyorum” dedim. “Evet; Konya nasıl ehl-i tetkikin merkeziydi ise; Bursa’da Osmanlı Devletinde ehl-i tahkikin merkeziydi. Bursa kadınları bid’alardan mahfuz kalmıştır” dedi. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Sonra bir ara “Kardaşım, yirmi beş sene samimane hizmet eden kardeşlerimi dahi kabul edemiyorum, sizi yirmi beş sene hizmet etmiş gibi kabul ettim” dedi. Ben bunu duydum ya, ondan sonra ne söyledi bilmiyorum. Kalktım tekrar elini öperek çıktım. İlk ziyaretim böyle oldu. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Eskişehir’de Şükrü Ağabey vardı, Allah rahmet eylesin. Ayet-ül Kübra’dan sonra ilk Risaleleri ondan temin etmiştim. Onun yanına uğradım. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Eskişehir’e kadar geldim halen o andaki haleti ruhiyeyi yaşıyorum. Sanki her taraf nur’muş gibi insana geliyor. Bunu ona söyleyince gülmeye başladı; “Kardeşim sen öyle görmeye devam et. Üstad’ımızın altında çalışan bir berber Üstad’ı tanımıyor” dedi. Allah’a hadsiz şükürler olsun. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="color: #993300"><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">Hizmetlerin İnkişafı</span></em></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">İlk ziyaretten sonra Bursa’ya döndüğüm zaman; Bursa’da müthiş bir faaliyet başladı. Demek ki onun duası, teveccühü… Ve o zaman anladım ki; benim Üstad Hazretlerinin bu iltifatı ve bizi kabul etme şerefini bahşetmesi, Bursa’daki hizmet içinmiş, benim şahsım için değilmiş. </span></em></strong></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><strong><em><span style="color: darkslategray">O zaman Risale-i Nur hizmetinde biz göründüğümüz için, o günlerde çok hadiseler, terör var… Eğer Üstad Hazretleri kabul etmeseydi; vardığım zaman bütün herkeste ümit kesilecek, ümitsizliğe düşeceklerdi. Yani onu kabul etmedi, bizi hiç kabul etmez gibisinden düşüneceklerdi… Cenab-ı Hakk bütün Bursa’daki kardeşlerin muhafazası için bize bu ihsanı, bu lütfu göstermiş oldu elhamdülillah. </span></em></strong></span></p><p></p><p></p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Salih Okur</span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: darkslategray"></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: darkslategray">Kaynak : <a href="http://www.cevaplar.org" target="_blank">Cevaplar.Org </a></span></em></strong></p><p><strong><em><span style="color: darkslategray"></span></em></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 164968, member: 656"] [COLOR=#943634][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Dükkanda neşriyat[/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Böyle devam ederken, birkaç yerde ücretli çalışıyordum, neticede kendim dükkân açtım. Bir hanın içerisinde leblebi imalatı yapıyorum. O sırada Sözler mecmuası matbaadan çıktı. Dükkânımda çok da Risale vardı. O dükkânda neşriyat yapıyordum. Çuvallarla, sandıklarla geliyor-gidiyordu. Sözler yeni geldi, o sırada Arabayatağı’ndan birisine küçük bir Risale vermişler. O da kendisini boşlukta hissediyor, bağlanacak bir cemaat, bir mürşit arar durumdaymış. Bu küçük Risaleyi okumuş, içine bir ateş düşüyor; “Bunu bana kim verdi” diyor. Bulamıyor, çünkü o zaman bunu arayıp sormak ta bir mesele, bir cesaret işi. Çünkü Bediüzzaman veya Risale-i Nur dediğin zaman maazallah kendini karakolda buluyorsun. O heyecan içerisindeyken rüyasında Üstad Hazretlerini görüyor; “Tomruk Han’ına git, Ali’den sözleri al” diyor. Adam sabah namazından çıktıktan sonra geldi, Risaleleri aldı, gitti. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]İşte Risale-i Nur nasıl kendini tanıtıyor, yeter ki sen iste, arzu et, niyetin sağlam olsun. Böyle devam ederken, Fırıncı Ağabey dükkanın resmini çekip kitapları koydurmayı düşünmüştü ama 1957 senesindeki büyük kapalı çarşı yangınında yandı. Yanması da bir ikram-ı İlahi oldu, yani Risale-i Nur’un bir ikramı oldu. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [COLOR=#632423][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Yangından Risalelerin Kurtarılması[/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Kız kardeşimin düğünü vardı, biz yoktuk, kimse yok burada, bir Pazar günü yangın oluyor. Akşamüstü radyodan yangının çıktığı haberini aldık, yangının şekercilere doğru gittiğini söylüyor. “Eyvah, bizim dükkânın önüne geliyor” filan dedik. Sabaha kadar çırpındım. Bir tek Risale-i Nur’un yanmasına içim razı değil. Dükkanın hepsi gitsin.. Bu hissiyat içindeyim. Sabahleyin Tavşanlı’da bir arkadaşın dükkânında otururken; arkadaşlardan birisi dedi ki: “Senin arkadaşın, kimsen yok mu sana telgraf ile haber versin” dedi. “2000 küsur dükkân yanmış, bütün Bursa ateş içerisinde, kimin aklına gelir” dedim. O sırada posta mümessili telgraf getirdi. Baktım: “Bütün dükkân eşyalarını kurtardık, merak etme” diye telgraf çekmişler gece. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Risale-i Nur’u ilk neşrederken, daha evvel Büyük Doğu Cemiyeti’nin mensuplarıydık. Buraya geldiğimiz zaman dahi etrafımda Büyük Doğucular vardı. 1950’den sonra kurulan Türk Milliyetçileri Derneği mensupları vardı, asker arkadaşlarım vardı, onlar benim iş bulmamı sağlamışlardı. Yani Cenab-ı Hakk hazır bir cemaat de vermişti bana. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Onlar yangın günü geçide gelmek için gidiyorlar, yangını duyunca dönüyorlar, Ulu Camiden seyrederek 15-20 kişi gidiyorlar. Tam o saatin yanından geçerken birisi içinden “Çakmak” diyor ve o kadar kişinin içinden bunu kimin söylediğini de halen kimse bilemiyor. Kamyonun içerisinde giderlerken arkadan çevir diyor birisi, dönüyorlar, dükkanın eşyasını kamyona yükleyip Emir Sultan’da bir fabrikaya götürüyorlar ve bana da telgraf çekiyorlar. Üç sandık sadece Lemalar gelmişti. Bir sandığı bir kişi kaldıramıyor, iki kişi kaldırabilir. Ama onu taşıyanlar tek tek taşımışlar, nasıl taşıdıklarını da bilmiyorlar. Cenab-ı Hakk nasıl istihdam ediyor. Bir tek Risale zayi olmuyor. Hatta dükkânın tabelasını da sökmüşler. Ben olsam yapar mıyım? Yine Risale-i Nur sayesinde. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Bunu Üstad’a söylediğimiz zaman; “Nerede yangın çıkmışsa Risale olan yere gelip sönmüştür” diye söylemişti. Hatta Emirdağ Lahikalarında olan hadise; Çalışkan’ların dükkanı yanıyor, yedi tane dükkan yanmış, sekizinci dükkan da onların. Yangın oraya gelince sönüyor. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [COLOR=#632423][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Risalelerin Neşredilmesi[/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Dükkan yandıktan sonra dokumacı asker arkadaşlarımın yanında, onların bürolarında Risale neşrediyorum. Aynı zamanda da kumaş alıp boyatıp, diğer vilayetlere satış için geziyorum. Balıkesir, Bandırma, Eskişehir, Kütahya-Tavşanlı, Ankara’ya kadar gittim. Bu gidişlerim de Risale-i Nur’ların neşrine vesile oldu. O da hikmetliymiş. O zaman tabi şimdiki gibi değil, vasıtalar yok. Tavşanlı’ya gitmek için; Eskişehir’den aktarmalı gidiyorum. Her yanımda oturan nur talebesi olurdu. Nerden geliyordu, nasıl oluyordu bilmiyorum. Cenab-ı Hakk istihdam ediyordu. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Bandırma’da, Balıkesir’de, Kütahya’da, Eskişehir’de, Tavşanlı’da Risale-i Nur’ların neşrine vesile olduk. Gidiyordum mal satmak üzere, malı kenara bırakıyoruz, derslere devam ediyoruz. Birkaç gün ders yaptıktan sonra geri dönüyoruz. O da Cenab-ı Hakk’ın takdiriyle, bir hizmete vesile oldu. [/COLOR][/I][/B] [COLOR=#632423][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Üstad’ı İlk Ziyaret[/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Ankara’ya gitmiştim; o bizim hayatımızı değiştiren hadise oldu. Orada dershanede bir gece kaldım. İş münasebetiyle gittiğimde de dershanede kaldım. Üstad’ımızdan gelen bir Lahika mektubunu verdiler. On beş günde bir mektup gelirdi. Ne gazetemiz var, ne telefonumuz, hiçbir şey yok. Mektupta da Üstad Hazretlerinin hasta olduğunu, sesinin çıkmadığını ve “Beni ziyarete gelmeyin, her Risale bir Said’dir, benimle değil Kur’anî olan Üstad’ınızla berabersiniz. Benden on defa daha faydalıdır” diye yazmış. O mektubu cebimde getiriyorum. Ankara’dan hareket ettim, 14 Haziran 1958. İlk Irak ihtilalinin olduğu gün. II. Faysal’ı öldürmüşlerdi ve o gün Kral, Başbakanı ile beraber Türkiye’ye gelecekti. O gün Ankara’da her yüz metreye bir asker vardı. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]O gün Eskişehir’e kadar geldim, fakat içimde o kadar bir aşk var ki; eğer Üstad’ım Emirdağ’ında ise, ziyaretine gideyim. Cebimdeki mektuba rağmen Eskişehir’de indim. Emirdağ minibüsüne bindim, gittim. Mehmet Çalışkan’ın dükkânı neresi diye soracağım, hiç kimse yanıma gelmiyor. O günkü şartlar için söylüyorum. Bahsetsem ikimizi beraber içeri alırlar. Sonradan belediye olduğunu anladığım bir binanın merdiveninin önünde durdum; “Mehmet Çalışkan’ın dükkanı şurasıdır” diye biri yol gösterdi. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Gittim, tabelalara bakarak dükkanı buldum, fakat dükkan kapalı. Komşular dedi ki; “Öbür çarşıda Hacı Osman var.” Gittim, o dükkanı buldum. 25-30 yaşlarında bir genç çıktı, dedim ki; “Ben Bursa’dan geliyorum, Üstad’ı ziyaret etmek istiyorum” “Üstad hasta, kimseyi kabul etmiyor. Fakat anahtar Mustafa Hacet’te, filan caminin imamı” dedi. Gittim o camiyi buldum, namazdan sonra kendisiyle görüştüm -Allah rahmet eylesin- dedi ki; “Kardeşim, Halep’ten, Diyarbakır’dan, Van’dan gelenler var. Otellerde bekliyorlar, kabul edemiyor Üstad Hazretleri, hasta. Fakat sen Hacı Osman’ın dükkanında bekle, ben Üstad Hazretlerine haber vereyim” dedi. Peki dedim, gittim. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Bakkal dükkânına gelen her insanı bana geliyor zannediyorum, heyecan içerisindeyim. Şunu da itiraf edeyim ki; hayatımın en heyecanlı dakikalarını yaşadım ve içimde de öleceğim diye bir korku var. Bir haber gelsin de -ümidim de yok, ziyaret edebilirsin diye- fakat evet ya da hayır, haber gelsin de öyle öleyim diye bir his taşıyorum. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Neticede kapıdan birisi girdi, sonra öğrendim ki Üstad’ın hizmetkârlarından Ahmet Urfalı imiş. Şu an sağ, Allah selamet versin. Baktı şöyle; “Bursa’dan gelen siz misiniz?” dedi. Evet dedim. “Üstad sizi istiyor” dedi. Bunu duyar duymaz o anda sanki başka bir âleme girdim. Bunu ifade etmek mümkün değil, anlatmak mümkün değil, ancak yaşanır. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]O yürüdü, beş-altı metre geriden onu takip ediyorum. O bir kapıdan girdi, ben de arkasından girdim, ahşap bir ev. Dünya namına zaten hiçbir şey yok. Sadece bir takunya vardı o kadar. Tahta merdivenlerden çıktık, sofada yine hiçbir şey yok. O sırada bir kapı açıldı, Mustafa Acet çıktı; “Gel kardeşim” dedi. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Üstad Hazretlerinin huzuruna girdim, selam verdim. Somya üzerinde yatıyordu, kalktı, elini öptüm, “Otur” dedi. Üzerinde büyük beyaz bir cübbe, başında çağla renginde bir sarık vardı. Saçları beyazdı, omuzlarına kadar inmişti. Yüzü pembe renginde, hiç kırışık yok, sanki on sekiz yaşında gibiydi ki o zaman 1958 yılıydı, vefatından iki sene evvel, 80 yaşında. Gözleri ise; onu görmek, bakmak mümkün değil, öyle bir şecaat ki, zaten bana söylemedi ama başka bakanlara bakmasın dermiş. Zaten bakmam mümkün olmadı. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]“Otur kardeşim” dedi, oturdum. Mustafa’yı çağırdı; “Mustafa benim sesim çıkmıyor, sen arada vasıta ol” dedi. Bana soruyor, cevabını alıyor, ona söylüyor. Fısıltı halinde sadece bazı kelimeleri duyuyorum. Hatta bir kardeş kelimesini duydum. “Nerden geliyorsunuz? Adın nedir? Annen-baban sağ mı? Nerelisin?” Dedi. Ben “Tavşanlılıyım, Bursa’dan geliyorum” dedim. “Evet; Konya nasıl ehl-i tetkikin merkeziydi ise; Bursa’da Osmanlı Devletinde ehl-i tahkikin merkeziydi. Bursa kadınları bid’alardan mahfuz kalmıştır” dedi. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Sonra bir ara “Kardaşım, yirmi beş sene samimane hizmet eden kardeşlerimi dahi kabul edemiyorum, sizi yirmi beş sene hizmet etmiş gibi kabul ettim” dedi. Ben bunu duydum ya, ondan sonra ne söyledi bilmiyorum. Kalktım tekrar elini öperek çıktım. İlk ziyaretim böyle oldu. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Eskişehir’de Şükrü Ağabey vardı, Allah rahmet eylesin. Ayet-ül Kübra’dan sonra ilk Risaleleri ondan temin etmiştim. Onun yanına uğradım. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Eskişehir’e kadar geldim halen o andaki haleti ruhiyeyi yaşıyorum. Sanki her taraf nur’muş gibi insana geliyor. Bunu ona söyleyince gülmeye başladı; “Kardeşim sen öyle görmeye devam et. Üstad’ımızın altında çalışan bir berber Üstad’ı tanımıyor” dedi. Allah’a hadsiz şükürler olsun. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [COLOR=#993300][FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]Hizmetlerin İnkişafı[/COLOR][/I][/B][/FONT][/COLOR] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]İlk ziyaretten sonra Bursa’ya döndüğüm zaman; Bursa’da müthiş bir faaliyet başladı. Demek ki onun duası, teveccühü… Ve o zaman anladım ki; benim Üstad Hazretlerinin bu iltifatı ve bizi kabul etme şerefini bahşetmesi, Bursa’daki hizmet içinmiş, benim şahsım için değilmiş. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [FONT=Verdana][B][I][COLOR=darkslategray]O zaman Risale-i Nur hizmetinde biz göründüğümüz için, o günlerde çok hadiseler, terör var… Eğer Üstad Hazretleri kabul etmeseydi; vardığım zaman bütün herkeste ümit kesilecek, ümitsizliğe düşeceklerdi. Yani onu kabul etmedi, bizi hiç kabul etmez gibisinden düşüneceklerdi… Cenab-ı Hakk bütün Bursa’daki kardeşlerin muhafazası için bize bu ihsanı, bu lütfu göstermiş oldu elhamdülillah. [/COLOR][/I][/B][/FONT] [B][I][COLOR=darkslategray]Salih Okur Kaynak : [URL="http://www.cevaplar.org"]Cevaplar.Org [/URL] [/COLOR][/I][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Ali çakmak ağabey'den hizmet hatiralari-2
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst