Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
ALİ HAYDAR AHISKAVÎ Hazretleri
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ashabulyemin" data-source="post: 187944" data-attributes="member: 12602"><p><strong>[PLAIN]Altın Silsile 34.Halka Ali Haydar Ahıskavi[ksa]Hazretleri[/PLAIN]</strong></p><p></p><p>Allah[cc]Efendi Babamız[ksa]a rahmet eylesin,mekanı cennet,makamı ali olsun biiznillah şefaati ümmetin üzerine olsun.</p><p>Kardeşim eline sağlık çok güzel bir konu açmış.</p><p>Sıkıldığımda bunaldığımda uğrak yerimdir veya bir cum'a sabahında.Efendi Babamız[ksa]bizi bekler.Bilirizki onlar diridir irşada devam ederler.Allah[cc]ımıza dua ederiz yakarırız isteriz ama sevdiği bu kulunu aracı yaparak Allah[cc]ım bu sevgili kulunun yüzü suyu hürmetine derim.Daha boş döndüşümüz yok elhamdülillah.</p><p> </p><p>Elimizdeki bilgileri bu konuya ekledik hem konu dağılmasın hemde kardeşimin konusu bir alt başlık gibi olsun.</p><p> </p><p><a href="http://irsadforum.net/forum/altin-silsile/altin-silsile-34-halka-ali-haydar-ahiskavi(ksa)hazretleri/msg66642/#msg66642" target="_blank"><span style="color: #2c3f53">Altın Silsile 34.Halka Ali Haydar Ahıskavi[ksa]Hazretleri </span></a></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ahıskalı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) zâhirî ilimlerin hepsini ikmal etmiş, varılacak noktanın en üst kademesine ulaşmış olan derin ilim sahibi bir mütefekkirdi. Dört mezhebe vukûfiyeti vardı ve her birinde fetva verecek selâhiyette idi. Bulunduğu görevlerde fasılasız olarak ardı ardınca terfi edip hızla yükselmesi, Onun mâlik olduğu ilmî kudretin en önemli nişânesidir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Kutbu’l-İrşad, Gavsu’l-Evtad, Ârif-i Billah, Vâsılu İlallah, Ulemâi Kirâm’dan Fatih Mûcîz Dersi Âm’ı, Meşîhâti İslâmiyye Hey’eti Te’lifiyye Reisi, Aliyyü’l-Haydar el-Ahiskavî hazretleri, Batum’un Ahıska kazasında Hicrî 1288 (M: 1870) senesinde dünyaya teşrif etti. Henüz iki yaşına gelmişti ki, annesini kaybetti ve anadan yetim kaldı. Hikmeti İlâhi dört yaşına gelince de, zâhid ve müttakî bir zat olan babası Mehmed Şerif Efendi’yi Yüce Dosta uğurladı. Böylece küçük yaşında hem anadan hem babadan yetim kalmış oldu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi ilk ilim tahsilini memleketinde, Ahıska’daki civar medreselerde yaptı. Fakat o sıralarda medreselerde adeta bir matem havası vardı. Çünkü şanlı Kafkasya diriliş hareketinin öncüsü olan, Nakşî şeyhlerinden Şeyh Şâmil’in esareti ve ardından Kafkasya’yı terk etmesi, orada toplumsal olarak büyük bir kırılmaya sebep olmuştu. Ayrıca medreselerin çoğu yıkılmış, müderrisleri şehit olmuştu. Bu yüzden ilim tahsiline devam etmek isteyen pek çokları Anadolu’ya hicret ediyor, kimi Trabzon’a, kimi Erzurum’a gidiyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi’de 1894’te Erzurum’a gitti ve oradaki zamanının en önemli ilim merkezlerinden olan Bakırcı Medresesi’ne girip ilim tahsiline devam etti. Burada eğitimini tamamlayan Ali Haydar Efendi, ilimde daha da zirvelere ulaşabilmek için İstanbul’a geldi ve o devrin en önemli ve ciddi bir eğitim kurumu olan Fatih Medresesi’ne kaydoldu. Buradaki tahsilini ikmal edince, zamanın meşhur âlimlerinden olan, Beyazıd dersiâmlarından, Çarşambalı Hoca Ahmet Hamdi Efendi’nin derslerine iştirak etti. Ve 1901 senesinde Ondan icâzet aldı. Ardından devrin kadılarını yetiştiren şimdiki Hukuk Fakültesi’nin ilk şekli olan “Medresetu’l-Kudat”a devam etti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi bir taraftan okuyor, diğer taraftan okutuyordu. Fakat Medresetu’l-Kudat’taki tahsilini 1906 yılında ikmal ederek diploma aldıktan sonra, bütün mesâisini ders vermeye ayırdı. Bundan böyle Ali Haydar Efendi, Fatih dersiâmları arasında yerini almış oluyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi önce Sadi Bey Medresesi üçüncü müderrisliği görevine getirildi. Ardından Dâr’ul Hılâfet-i Aliyye Medresesi kısm-ı âli fıkıh müderrisliği yaptı. Sonra Fetvahâne Müsevvitliğine getirildi. Ardından da Hey’et-i İftaiyye reisliği yaptı. Bu görevlerde bulunduğu sırada gösterdiği ilmî kudretiyle dikkatleri üzerine çekti ve 1914 yılında da Sahn-ı Seman medreseleri fıkıh müderrisliğine tayin edildi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">1915 yılında da, şeyhülislâmlıkta yeni kurulan Telif-i Mesâil heyetinin resiliğine tayin edildi. İlmiyle, irfanıyla parmakla gösterilen ve başarı grafiği her geçen gün hızla yükselen Ali Haydar Efendi, 1916 yılında ise Huzur Dersleri Başmuhataplığına getirilerek, devrinin en mümtaz ilim meclislerinde yer aldı. Bu dersler, saltanatın kaldırıldığı 1923 yılına (Osmanlı devletinin hitamına) kadar devam etti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ahıskalı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) zâhirî ilimlerin hepsini ikmal etmiş, varılacak noktanın en üst kademesine ulaşmış olan derin ilim sahibi bir mütefekkirdi. Dört mezhebe vukûfiyeti vardı ve her birinde fetva verecek selahiyette idi. Bulunduğu görevlerde fasılasız olarak ardı ardınca terfi edip hızla yükselmesi, Onun mâlik olduğu ilmî kudretin en önemli nişânesidir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) tebliğ ve davete çok büyük önem verirdi. Bunun önemi hakkında buyurmuştur ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">“Dîni Mübîni İslâm’ın devamı ve bekâsı, emri bil mâruf ve nehyi anil münkerin devamına; Dîni Mübîni İslâm’ın inkırazı (yıkılması) ise, emri bil mâruf ve nehyi anil münkerin terkine bağlıdır! </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Önceleri tasavvuf ve tarikata karşı mesafeliydi. Ali Haydar Efendi ilk başlarda tasavvuf ve tarikata karşı gayet mesafeli duruyordu. Hatta bazı kere vaazlarında tarikatın aleyhinde ifadeler kullanıyor, tekkeleri tenkit ediyordu. Çünkü karşılaştığı ve ziyaret ettiği tekkelerin birçoğunda, Şeriat’a muhalif işlerin yapıldığına ve bunun meşrû kabul edildiğine bizzat şâhid olmuştu. Bu durumda asıl gayesinden sapmış ve bid’atlare boğulmuş olan tarikat adı altındaki bu tür faaliyetlere nasıl iyi diyebilirdi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">O aslında hakiki şeyhlere değil, müteşeyyihlere karşıydı. Yoksa “Şeraitsiz tarikat olmaz” diyen, Peygamber Efendimizin sünnetini ihyâ etmeyi şiar edinen, Şâh-ı Nakşibend gibi, İmâm-ı Rabbânî gibi mâneviyat sultanlarının yolu olan tarikat ve tasavvufa karşı olabilir miydi? Zaten Onun da tek derdi ve gayreti Kur’an ve Sünnetin ihyasıydı. İşte bu samimi niyeti sebebiyle, bu büyük kapı Kendisine Ali Rıza el-Bezzaz hazretleri vasıtasıyla nasip oldu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Rıza el-Bezzaz hazretlerini gördüğü andan itibaren Kendisini mânevî bir hal kaplamıştı. Onun mânevî cazibesinin etkisiyle, içinde adeta fırtınalar koptu, gönlü vecd ile, istiğrak ve cezbeyle doldu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Zâhirî ilimlerde büyük bir derya olan Ali Haydar Efendiye, artık Bâtınî ilmin kapısı da açılmıştı. Bâtinî ilimlere vukûfiyet kesbedip, nice gizli ilimler kendisine gün gibi ayan oldu. Gizli kalmış mârifet sırlarının ve İlâhî hakikatlerin pınarından kana kana içti. Kısa zamanda mânevî mertebeleri hızla katedip gerek fazilette, gerekse velâyette çok yüce makamlar sahibi oldu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Rıza el-Bezzaz hazretleri, bu mânevî emaneti kendisinden sonra Ali Haydar Efendiye bıraktı. Bundan böyle, Fatih Çarşamba’da Cebecibaşı mahallesindeki Şeyh İsmet Efendi tekkesinde irşad makamına geçen Ali Haydar Efendi, bu yolun yolcularına rehber olup feyizlere gark etti. Pek çoklarının velâyet mertebelerini aşmasına, kemâlât sahibi olmasına vesile oldu. Hak âşıklarını gerçek sevgiliye kavuşturdu. Çileli Yıllar </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Dört padişah zamanında bilfiil vazîfe yapmış olan ve bilhassa Cennet mekân Sultan Abdülhamîd Han’ın iltifatlarına mazhar olan Ahıskalı Ali Haydar Efendi, Cumhûriyet devri boyunca ilimle, dinî tedrisâtla meşgûl oldu. Tabi bu arada çileli yıllar da başladı. Sorgular, mahkemeler, hapisler, beraatler birbirini izledi. Yirmi beş yıl boyunca göz hapsinde tutuldu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi bu çileli yıllarında, zamanın pek çok önemli simasıyla aynı kaderi ve hapiste de aynı koğuşu paylaştı. Aynı koğuşta kaldığı Tahiru’l-Mevlevî; “Hayatım ve İstiklal Mahkemeleri” adlı kitabında, gözaltına alınmalarından itibaren mahkeme safhasına kadar geçen olayları detaylı bir şekilde anlatmaktadır. Kitabında, gördüğü bir rüyadan ve Ali Haydar Efendinin bu rüyaya yaptığı tevilden de bahseder. Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) onun rüyasını “Bu rüya ikimizin de beraatına işarettir” şeklinde tevil etmişti. Halbuki, Müddeiumum, Tahiru’l-Mevlevî için üç yıl hapis talep ediyordu. O da kendini buna alıştırıyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Uzun bir hapis süresi sonunda, nihayet karar gecesi geldi çattı. O gece hapishanede herkes müdafasını hazırlama derdindeydi. Ali Haydar Efendi ise, müdafaa yerine Fetih Sûresini okumakla meşguldü. Her okuyuşundan sonra da karyolasının başına bir çizik atıyordu. İskilipli Atıf Hoca ise hazırlamış olduğu müdafanâmeyi elinde buruşturmuş öylece bekliyordu. Ali Haydar Efendi’nin bir şeyler okuduğunu görünce sordu: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Hocaefendi ne yapıyorsun? </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Atıf Efendi! Rüyamda şeyhimi gördüm, bana 33 defa Fetih Sûresini okumamı işaret edip, bu vesileyle inşâALLAH kurtulacağımı beyan buyurdular. Siz de okuyun, ALLAH’ın izniyle hakkınızda talep edilen mahkumiyet kalkar. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Ben de Kâinatın Efendisi’ni rüyamda gördüm. Bana: “Yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla uğraşıyorsun?” buyurdu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Atıf Efendi böyle söyleyince etrafa birden derin bir sessizlik çöktü. Aslında Atıf Efendi üç yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. Böylesine bir davadan idam kararı çıkması akla-mantığa sorsan imkânsızdı. Ama Atıf hoca kendisine idam kararı vereceklerine emindi. Dedi ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Göreceksin bak, beni yarın asacaklar. Çünkü bu haberi bana ALLAH Resûlü verdi!.. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Sabahın ilk ışıklarıyla Jandarma nezaretinde topluca İstiklâl Mahkemesine götürüldüler. İskipli Atıf Hoca, Resûlüllah’ın davetine icabet etmiş ve şehâdet rütbesine mazhar olmuştu. Ali Haydar Efendinin ise çilesi demek daha dolmamış ve hizmete devam etmekle şereflenmişti. Bu arada Ali haydar Efendinin yaptığı rüya tabiri çıkmış, Tahiru’l-Mevlevî de beraat etmişti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi gayet heybetli ve celadetli, iri yapılı kartal bakışlı bir zat idi. Kendisinde adeta Mevlâ’nın celal sıfatı tecelli etmişti. Hitabetiyle, ilmiyle, takvasıyla, günde 50 bin kelime-i tevhid çekecek kadar ibâdet ve zikre rağbeti ile, her yönden insanlara numûne-i imtisal olan kâmil bir veli idi. Ömr-ü hayatını İslâm dînini öğrenmeye ve öğretmeye adamıştı. Talebeleri Ona öz evladından daha kıymetli idi. Hatta şu veciz sözü bunu çok iyi açıklamaktadır: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">“Benim evladım, sulbümden değil yolumdan gelendir.” </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İlmî kudretini anlamak için ise, Onun şu sözü kâfidir: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">“Siz ne zannediyorsunuz? Bu dinden bir nokta bile sökemeyeceklerdir. Dört mezhebin bütün kitaplarını ortadan kaldırsalar, onları en ince noktasına kadar aynen yazmaya mâlikim.” </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İsmet Efendi Tekkesi’nin o büyük şeyhi, gönül iklimlerini coşturan mana eri Ali Haydar Efendi, ömrünün son on yılında en fazla İsmet Efendi Tekkesi’nin geleceğini düşünüyordu. Yine bu düşünce ve endişeler içindeyken bir gece rüyasında şeyhi Ali Rıza el-Bezzaz hazretlerini gördü ve hiç tanımadığı bir genci Kendisine takdim ederek: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Bu bizimdir. Bandırma’ya hemen gel ve bu emaneti teslim al! diyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İşte mânevî sancağın Kendisine teslim edileceği geleceğin kutbu, gözlerin nuru, kalblerin sürûru, mârifet deryası ve sırlar hazinesi olacak o genç, Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi’den başkası değildi. Altın silsilenin kendisinden sonraki halkası böylece belirlenmişti ve bundan böyle, bu yol aynı himmet ve gayretle Mahmud Efendi hazretleriyle büyüyerek devam edecekti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Tabi Ali Haydar Efendi, Şeyhinin bu emrini alır almaz o hasta ve yaşlı haliyle, etrafındakilerin “Bu hasta halinizle nasıl yola çıkacaksınız?” demelerine aldırmadan Bandırma’ya gitmek üzere yola çıktı. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi’nin, Efendi hazretleriyle karşılaşması Ali Haydar Ahiskavî hazretlerinin önde gelen müridlerinden olan, Bandırma eşrafından Hacı Emrullah Efendi anlatıyor: “Ramazan ayı yaklaşıyordu. Mahallede mukabele okuyacak bir kimse bulmamız mümkün değildi. ‘Mukabele için kimi buluruz, kime okuturuz’ diye düşünüyordum. Bir gün camiye girdiğimde baktım ki, genç bir delikanlı tatlı tatlı Kur’an okuyor. Bütün cemaat mest olmuş vaziyette Onu dinliyordu. Çok sevindim. İçimden ‘Ramazan’da mukabaleyi bu gençten dinleriz.’ diye geçirdim. Namazı kıldıktan sonra Kendisiyle tanıştım ve Ramazan ayında bize mukabele okuması için teklifte bulundum. Fakat O: ‘Bandırma’ya askerlik vazifemi yerine getirmek için geldim’ dedi. Buna çok üzülmüştüm. Onu evimde misafir edip ağırlamak istedim, davetimi nezaketle geri çevirip, otelde yer ayırttığını söyleyerek özür beyan etti. Asker olduğu için Kendisine para yardımında bulunmayı teklif ettim, fakat kabul etmedi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bunun üzerine Ona dükkânımı tarif ettim ve müsait olduğunda veya herhangi bir sıkıntısı olduğunda mutlaka gelmesini istirham ettim. Daha sonra ayrıldık. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Aradan uzun zaman geçtiği halde maalesef Kendisinden hiçbir haber alamadım. Bir cuma günü erkenden hazırlığımı yaptım ve camiye gittim. Bir de baktım ki, ne göreyim! Ne zamandır yana yana aradığım o asker, caminin kürsüsünde bangır bangır vaaz ediyor ve cemaat pür dikkat Onu dinliyordu. Öylesine sevindim ve mutlu oldum ki anlatamam. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Fakat birden aklıma ilçemizin müftüsü geldi ve canım biraz sıkıldı. Çünkü bizim müftü öyle tanımadığı, bilmediği, her önüne gelen kimseye vaaz ettirmezdi. Bu askerin de vaaz etmesine kızabilir diye endişelendim. Ben bu sıkıntı ve telaşe içindeyken baktım ki, müftü kürsünün hemen dibine oturmuş, dikkatle vaazı dinliyordu. Nasıl sevindim, nasıl rahatladım anlatamam. Hatta namazdan sonra Müftü Efendi: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Aferin evladım! İşte vaaz böyle olmalı, diyerek Onu takdir etti. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ben hemen yanına gidip; ‘Şimdiye kadar niçin gelmediğini, Kendisini çok merak ettiğimi’ söyledim. O da: ‘Birliğinden izin alamadığı için gelemediğini” ifade etti. Bu arada Allâh-ü Teâlâ nasib etti ve Hac için o mübarek beldelere gittim. Ben hacdayken şöyle bir hadise cereyan etmiş; Ali Haydar Efendinin Bandırma’da medfun bulunan şeyhi Ali Rıza el-Bezzaz hazretleri, mânevî yolla İstanbul’daki tekkede bulunan Ali Haydar Efendi hazretlerine, Mahmut Efendiyi takdim edip: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Bandırma’ya hemen gel ve buradaki emaneti al, diye emir buyurmuş. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bunun üzerine Ali Haydar Efendi o yaşına, hastalığına rağmen derhal Bandırma’ya gelmiş ve Tekke Camii’ne varmışlar. Ali Haydar Efendi yanında bulunan müridlerine: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Burada bir asker var. Onu bulun ve bana getirin, buyurmuş. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bu emir üzerine Bandırma’da bir asker aramaya başlamışlar. Fakat bu askerin ne adı, soyadı, ne de adresi bulunmadığından işleri hiç de kolay olmamış. Üstelik benim de hacda olmam işleri daha da zorlaştırmış.” </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Buraya kadar Hacı Emrullah Efendiden dinledik, bundan sonrasını ise Efendi hazretlerimizin Kendisinden dinleyelim: “Küçük yaşlarımdan beri âlimlere, şeyhlere karşı bir sevgim ve muhabbetim vardı. Nerede bir âlim, bir ALLAH dostu olduğunu öğrensem Onu ziyaret ederdim. Bandırmada acemi birliğindeyken, “burada ziyaret edip, duâsını alabileceğim bir âlim, bir şeyh Efendi var mı?” diye merak ediyordum. Halil Efendi isminde takva bir zat vardı. Bir keresinde ona: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Buralarda şeyh yok mu? diye sordum. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">O da Bana Ali Rıza el-Bezzaz Efendi Hazretlerinin kabrini göstererek: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Bu zatın halifesi var, lakin O da İstanbul’da, dedi. Bunun üzerine bu zatın kabrini ziyaret ettim. Tabi Onun halifesini de ziyaret edip duâsını almayı arzu ettiğim için, “Bir fırsatını bulup İstanbul’a nasıl gidebilirim” diye düşünmeye başladım. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Bir gün deniz kenarındaki Haydar Çavuş Camisinde Cuma namazını eda ettim. Namazdan sonra caminin bir köşesinde beyaz sarıklı, beyaz cübbeli, gayet heybetli ve nûrânî bir zat gördüm. O Bana padişah gibi heybetli göründü. O zatın kim olduğunu sorunca, babası takva bir zat olan Fahri Hoca: <.n>- İşte O zat Senin görmek istediğin Ali Haydar Efendi hazretleridir, dedi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Çok sevindim ve derhal yanına gidip Onunla görüşmek istedim. Fakat O, temkinli davranıp bana: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Evladım! zaman çok kötü, Ben takipteyim, gece gel görüşelim, dedi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ertesi gün Eskici Abdullah Efendi’nin evinde görüşmek nasip oldu. İçeri girerken Ali Haydar Efendi ayağa kalktı ve: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- İşte emaneti teslim alacak kişi geliyor, buyurdu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi, Mahmud Efendi hazretleriyle askerlik yıllarından itibaren yakinen ilgilendi. Onu çok sever ve kıymet verirdi. Ona karşı olan bu aşırı ilgi ve sevgisi etrafındakilerin dikkatini çektiği için zaman zaman Kendisine: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Tanımadığınız bir askere niçin bu kadar kıymet veriyorsunuz, diye sorduklarında, Ali Haydar Efendi onlara: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">- Onun amel defterine henüz bir seyyie bile yazılmamıştır, diye cevap verirdi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Efendi Hazretleri, acemi birliğinden sonra, önce İstanbul Selimiye Kışlasına sevk edildi, oradan da Gebze’ye gönderildi. Ali Haydar Efendi Gebze’de Onun ziyaretinde bulundu. Ama uzak olduğu için Kendi yakınlarına bir yere nakledilmesini istedi. Bunun üzerine Mevlâ Teâlâ’nın da lütfuyla Efendi hazretlerini Sirkeci’de bulunan askerî kışlaya yolladılar. Burası çok yakın olduğu için Ali haydar Efendiyi ziyarete çok sık gidebiliyor ve ilmî sohbetlerine katılabiliyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Mahmud Efendi hazretleri askerlikten sonra memleketi Of’a döndü. Ve bir müddet İstanbul’a gelemedi. Yakup Aleyhisselâm)’ın evladını yitirdiği gibi Ali Haydar Efendi de, Yusuf’unu yitirince hüzünlere gark oldu. İstanbul’da iken sık sık görüşebilme imkânı varken, şimdi sadece mektupla haberleşebiliyorlardı. Ali Haydar Efendi bu mektuplara bizzat Kendisi cevap yazıyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Mahmut Efendi hazretleri, Ali Haydar Efendinin Kendisine olan derin muhabbetini ve görme arzusunu ifade eden mektubunu alınca, memleketinde daha fazla kalamadı ve kısa bir müddet sonra İstanbul’a geldi. Böylece yeniden İstanbul’a gelen Mahmut Efendi hazretleri bu sefer başka türlü geliyordu. Zira bu gelişinde, Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’den itibaren gelen o büyük emanetin devir teslimi için geliyordu. Ali Haydar Efendi ise, ömrünün geriye kalan son birkaç senesinde, bu mânevî emaneti teslim edeceği halefini ve geleceğin Kutbu’l-Azamı’nı yetiştirecek olmanın huzurunu yaşıyordu, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) Mahmut Efendi hazretlerine: “Sen İsmail Ağa Camii’ne imam olacaksın” dedi. Tabi o sıralar İsmailağa camii deprem nedeniyle harabe halindeydi. Seksen senedir virane bir halde olan camiyi kalaycılar mesken tutmuştu. O sıralarda, Efendi babanın büyük oğlu Şerif Efendi bir gece rüyasında görüyor ki: “İsmailağa cami haziresinde bulunan bir kabir yarılarak içinden bir kol çıkıyor ve İsmailağa Camiini göstererek: “Ne duruyorsunuz, bu camiyi neden tamir etmiyorsunuz?” diye uyarıda bulunuyor. Bunun üzerine derhal tamirat ve yapım çalışmaları başlatılıp, kısa sürede cami eski haline getirildi ve Mahmut Efendi Hazretleri İsmet Efendi Tekkesi ile aynı sokakta bulunan İsmailağa Camii’nde imam-hatip olarak vazifeye başladı ve zamanla orası dünyanın en önemli irşad merkezlerinden biri haline geldi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi, bundan böyle Mahmud Efendi’yle her zaman görüşüp, Onu bu büyük irşad hizmetine istediği gibi yetiştirme imkanına kavuşmuş oldu. Mahmut Efendi hazretleri de Efendi babasıyla ayrı geçen yılların acısını çıkarırcasına, yanından hiç ayrılmadı. Her daim hususi sohbet ve hizmetlerinde bulundu. Bunların yanı sıra, Mesnevî, Mektûbat, Reşahat, Risâle-i Kudsiye gibi sadırdan sadıra, gönülden gönüle aktarılan ve adeta birer feyiz menbâı olan bu kitaplarla yoğurup istikbâle hazırladı. Onu, gece geç saatlere kadar kitap mütalaa ederken gördüğünde ise “Oğlum Mahmud şimdi çok çalış ileride kitap okumaya vakit bulamayacaksın” diyerek teşvik ederdi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu), Dini Mübîni İslâma hizmetle, ilimle ve irşadla dolu dolu geçen bu uzun ömrünün nihayetine gelmişti. Kendinden sonra Hak âşıklarını irşad edecek Halefini de yetiştirip, mânevî emaneti tevdî etmiş ve artık sevenlerine veda ederek Yüce Dosta gidiyordu. Ve takvimler 1 Ağustos 1960’ı gösterirken İsmet Efendi Tekkesinin bulunduğu mahalledeki saadetli evinde, ağzından kelâmların en güzeli olan ALLAH’ın kelâmı dökülüyordu. Etrafındakilere son nasihatlerini yaptı ve dilinde kelime-i şehâdetle, yüzünde nûrânî bir tebessümle dâr-ı bekâya göçüp, Rahmet-i Rahmâna kavuştu. Bu irtihal haberi dilden dile ve gönülden gönüle yayılarak on binlerce seveni yaşlı gözlerle ve mahzun gönüllerle cenazesine iştirak etmek için koştular. Öyle ki, Çarşamba semti tarihinin en büyük kalabalıklarından birine şahitlik ediyordu. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Cenaze namazı Yavuz Selim Camii’nde, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (Kuddise Sirruhu) tarafından on binlerin katılımıyla kılındı. Ve o muazzam kalabalığın omuzlarında Edirnekapı - Sakızağacı mezarlığına götürülüp, ebedî istirahatgâhına tevdi edildi. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ali Haydar Efendi hazretlerinin mezar taşına şu kayıt düşülmüştür. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ulemâi Kiram’dan Fatih Mûcîz Dersi Âm’î, Meşihati İslâmiyye Hey’eti Te’lifiyye Reisi, Kutbu’l-Evliyâ es-Seyyid, eş-Şeyh Mustafa İsmet Garibullah Dergâhı Post Nişîni, el-Ârifi Billah, el-Vâsılu İlallah, Zü’l-Cenahayn, Kutbu’l-İrşad ve Gavsu’l-Evtad, es-Seyyid, eş-Şeyh, el-Hâc, Aliyyü’l-Haydar el-Ahiskavî (Kuddise Sırruh) </B></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Rûhi içün el-Fâtiha...Her kim alır silsilemiz yâdına, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Erdire ALLAH ânı muradına. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Her okuyan silsilemiz aşk ile, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Feyzi vâfir bulur izni Hakk ile. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Silsilemiz müselsel eyle, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Yâ Rabbe’l-En’am. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Yürüsün böyle müselsel, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Ta ola yevmü’l-kıyam. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Amin... Amin... Amin.</span></span></span></p><p><a href="http://irsadforum.net/forum/altin-silsile/altin-silsile-34-halka-ali-haydar-ahiskavi(ksa)hazretleri/" target="_blank">Altın Silsile 34.Halka Ali Haydar Ahıskavi[ksa]Hazretleri</a></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ashabulyemin, post: 187944, member: 12602"] [b][PLAIN]Altın Silsile 34.Halka Ali Haydar Ahıskavi[ksa]Hazretleri[/PLAIN][/b] Allah[cc]Efendi Babamız[ksa]a rahmet eylesin,mekanı cennet,makamı ali olsun biiznillah şefaati ümmetin üzerine olsun. Kardeşim eline sağlık çok güzel bir konu açmış. Sıkıldığımda bunaldığımda uğrak yerimdir veya bir cum'a sabahında.Efendi Babamız[ksa]bizi bekler.Bilirizki onlar diridir irşada devam ederler.Allah[cc]ımıza dua ederiz yakarırız isteriz ama sevdiği bu kulunu aracı yaparak Allah[cc]ım bu sevgili kulunun yüzü suyu hürmetine derim.Daha boş döndüşümüz yok elhamdülillah. Elimizdeki bilgileri bu konuya ekledik hem konu dağılmasın hemde kardeşimin konusu bir alt başlık gibi olsun. [URL="http://irsadforum.net/forum/altin-silsile/altin-silsile-34-halka-ali-haydar-ahiskavi(ksa)hazretleri/msg66642/#msg66642"][COLOR=#2c3f53]Altın Silsile 34.Halka Ali Haydar Ahıskavi[ksa]Hazretleri [/COLOR][/URL] [FONT=Trebuchet MS][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Ahıskalı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) zâhirî ilimlerin hepsini ikmal etmiş, varılacak noktanın en üst kademesine ulaşmış olan derin ilim sahibi bir mütefekkirdi. Dört mezhebe vukûfiyeti vardı ve her birinde fetva verecek selâhiyette idi. Bulunduğu görevlerde fasılasız olarak ardı ardınca terfi edip hızla yükselmesi, Onun mâlik olduğu ilmî kudretin en önemli nişânesidir. Kutbu’l-İrşad, Gavsu’l-Evtad, Ârif-i Billah, Vâsılu İlallah, Ulemâi Kirâm’dan Fatih Mûcîz Dersi Âm’ı, Meşîhâti İslâmiyye Hey’eti Te’lifiyye Reisi, Aliyyü’l-Haydar el-Ahiskavî hazretleri, Batum’un Ahıska kazasında Hicrî 1288 (M: 1870) senesinde dünyaya teşrif etti. Henüz iki yaşına gelmişti ki, annesini kaybetti ve anadan yetim kaldı. Hikmeti İlâhi dört yaşına gelince de, zâhid ve müttakî bir zat olan babası Mehmed Şerif Efendi’yi Yüce Dosta uğurladı. Böylece küçük yaşında hem anadan hem babadan yetim kalmış oldu. Ali Haydar Efendi ilk ilim tahsilini memleketinde, Ahıska’daki civar medreselerde yaptı. Fakat o sıralarda medreselerde adeta bir matem havası vardı. Çünkü şanlı Kafkasya diriliş hareketinin öncüsü olan, Nakşî şeyhlerinden Şeyh Şâmil’in esareti ve ardından Kafkasya’yı terk etmesi, orada toplumsal olarak büyük bir kırılmaya sebep olmuştu. Ayrıca medreselerin çoğu yıkılmış, müderrisleri şehit olmuştu. Bu yüzden ilim tahsiline devam etmek isteyen pek çokları Anadolu’ya hicret ediyor, kimi Trabzon’a, kimi Erzurum’a gidiyordu. Ali Haydar Efendi’de 1894’te Erzurum’a gitti ve oradaki zamanının en önemli ilim merkezlerinden olan Bakırcı Medresesi’ne girip ilim tahsiline devam etti. Burada eğitimini tamamlayan Ali Haydar Efendi, ilimde daha da zirvelere ulaşabilmek için İstanbul’a geldi ve o devrin en önemli ve ciddi bir eğitim kurumu olan Fatih Medresesi’ne kaydoldu. Buradaki tahsilini ikmal edince, zamanın meşhur âlimlerinden olan, Beyazıd dersiâmlarından, Çarşambalı Hoca Ahmet Hamdi Efendi’nin derslerine iştirak etti. Ve 1901 senesinde Ondan icâzet aldı. Ardından devrin kadılarını yetiştiren şimdiki Hukuk Fakültesi’nin ilk şekli olan “Medresetu’l-Kudat”a devam etti. Ali Haydar Efendi bir taraftan okuyor, diğer taraftan okutuyordu. Fakat Medresetu’l-Kudat’taki tahsilini 1906 yılında ikmal ederek diploma aldıktan sonra, bütün mesâisini ders vermeye ayırdı. Bundan böyle Ali Haydar Efendi, Fatih dersiâmları arasında yerini almış oluyordu. Ali Haydar Efendi önce Sadi Bey Medresesi üçüncü müderrisliği görevine getirildi. Ardından Dâr’ul Hılâfet-i Aliyye Medresesi kısm-ı âli fıkıh müderrisliği yaptı. Sonra Fetvahâne Müsevvitliğine getirildi. Ardından da Hey’et-i İftaiyye reisliği yaptı. Bu görevlerde bulunduğu sırada gösterdiği ilmî kudretiyle dikkatleri üzerine çekti ve 1914 yılında da Sahn-ı Seman medreseleri fıkıh müderrisliğine tayin edildi. 1915 yılında da, şeyhülislâmlıkta yeni kurulan Telif-i Mesâil heyetinin resiliğine tayin edildi. İlmiyle, irfanıyla parmakla gösterilen ve başarı grafiği her geçen gün hızla yükselen Ali Haydar Efendi, 1916 yılında ise Huzur Dersleri Başmuhataplığına getirilerek, devrinin en mümtaz ilim meclislerinde yer aldı. Bu dersler, saltanatın kaldırıldığı 1923 yılına (Osmanlı devletinin hitamına) kadar devam etti. Ahıskalı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) zâhirî ilimlerin hepsini ikmal etmiş, varılacak noktanın en üst kademesine ulaşmış olan derin ilim sahibi bir mütefekkirdi. Dört mezhebe vukûfiyeti vardı ve her birinde fetva verecek selahiyette idi. Bulunduğu görevlerde fasılasız olarak ardı ardınca terfi edip hızla yükselmesi, Onun mâlik olduğu ilmî kudretin en önemli nişânesidir. Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) tebliğ ve davete çok büyük önem verirdi. Bunun önemi hakkında buyurmuştur ki: “Dîni Mübîni İslâm’ın devamı ve bekâsı, emri bil mâruf ve nehyi anil münkerin devamına; Dîni Mübîni İslâm’ın inkırazı (yıkılması) ise, emri bil mâruf ve nehyi anil münkerin terkine bağlıdır! Önceleri tasavvuf ve tarikata karşı mesafeliydi. Ali Haydar Efendi ilk başlarda tasavvuf ve tarikata karşı gayet mesafeli duruyordu. Hatta bazı kere vaazlarında tarikatın aleyhinde ifadeler kullanıyor, tekkeleri tenkit ediyordu. Çünkü karşılaştığı ve ziyaret ettiği tekkelerin birçoğunda, Şeriat’a muhalif işlerin yapıldığına ve bunun meşrû kabul edildiğine bizzat şâhid olmuştu. Bu durumda asıl gayesinden sapmış ve bid’atlare boğulmuş olan tarikat adı altındaki bu tür faaliyetlere nasıl iyi diyebilirdi. O aslında hakiki şeyhlere değil, müteşeyyihlere karşıydı. Yoksa “Şeraitsiz tarikat olmaz” diyen, Peygamber Efendimizin sünnetini ihyâ etmeyi şiar edinen, Şâh-ı Nakşibend gibi, İmâm-ı Rabbânî gibi mâneviyat sultanlarının yolu olan tarikat ve tasavvufa karşı olabilir miydi? Zaten Onun da tek derdi ve gayreti Kur’an ve Sünnetin ihyasıydı. İşte bu samimi niyeti sebebiyle, bu büyük kapı Kendisine Ali Rıza el-Bezzaz hazretleri vasıtasıyla nasip oldu. Ali Rıza el-Bezzaz hazretlerini gördüğü andan itibaren Kendisini mânevî bir hal kaplamıştı. Onun mânevî cazibesinin etkisiyle, içinde adeta fırtınalar koptu, gönlü vecd ile, istiğrak ve cezbeyle doldu. Zâhirî ilimlerde büyük bir derya olan Ali Haydar Efendiye, artık Bâtınî ilmin kapısı da açılmıştı. Bâtinî ilimlere vukûfiyet kesbedip, nice gizli ilimler kendisine gün gibi ayan oldu. Gizli kalmış mârifet sırlarının ve İlâhî hakikatlerin pınarından kana kana içti. Kısa zamanda mânevî mertebeleri hızla katedip gerek fazilette, gerekse velâyette çok yüce makamlar sahibi oldu. Ali Rıza el-Bezzaz hazretleri, bu mânevî emaneti kendisinden sonra Ali Haydar Efendiye bıraktı. Bundan böyle, Fatih Çarşamba’da Cebecibaşı mahallesindeki Şeyh İsmet Efendi tekkesinde irşad makamına geçen Ali Haydar Efendi, bu yolun yolcularına rehber olup feyizlere gark etti. Pek çoklarının velâyet mertebelerini aşmasına, kemâlât sahibi olmasına vesile oldu. Hak âşıklarını gerçek sevgiliye kavuşturdu. Çileli Yıllar Dört padişah zamanında bilfiil vazîfe yapmış olan ve bilhassa Cennet mekân Sultan Abdülhamîd Han’ın iltifatlarına mazhar olan Ahıskalı Ali Haydar Efendi, Cumhûriyet devri boyunca ilimle, dinî tedrisâtla meşgûl oldu. Tabi bu arada çileli yıllar da başladı. Sorgular, mahkemeler, hapisler, beraatler birbirini izledi. Yirmi beş yıl boyunca göz hapsinde tutuldu. Ali Haydar Efendi bu çileli yıllarında, zamanın pek çok önemli simasıyla aynı kaderi ve hapiste de aynı koğuşu paylaştı. Aynı koğuşta kaldığı Tahiru’l-Mevlevî; “Hayatım ve İstiklal Mahkemeleri” adlı kitabında, gözaltına alınmalarından itibaren mahkeme safhasına kadar geçen olayları detaylı bir şekilde anlatmaktadır. Kitabında, gördüğü bir rüyadan ve Ali Haydar Efendinin bu rüyaya yaptığı tevilden de bahseder. Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) onun rüyasını “Bu rüya ikimizin de beraatına işarettir” şeklinde tevil etmişti. Halbuki, Müddeiumum, Tahiru’l-Mevlevî için üç yıl hapis talep ediyordu. O da kendini buna alıştırıyordu. Uzun bir hapis süresi sonunda, nihayet karar gecesi geldi çattı. O gece hapishanede herkes müdafasını hazırlama derdindeydi. Ali Haydar Efendi ise, müdafaa yerine Fetih Sûresini okumakla meşguldü. Her okuyuşundan sonra da karyolasının başına bir çizik atıyordu. İskilipli Atıf Hoca ise hazırlamış olduğu müdafanâmeyi elinde buruşturmuş öylece bekliyordu. Ali Haydar Efendi’nin bir şeyler okuduğunu görünce sordu: - Hocaefendi ne yapıyorsun? Atıf Efendi! Rüyamda şeyhimi gördüm, bana 33 defa Fetih Sûresini okumamı işaret edip, bu vesileyle inşâALLAH kurtulacağımı beyan buyurdular. Siz de okuyun, ALLAH’ın izniyle hakkınızda talep edilen mahkumiyet kalkar. - Ben de Kâinatın Efendisi’ni rüyamda gördüm. Bana: “Yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla uğraşıyorsun?” buyurdu. Atıf Efendi böyle söyleyince etrafa birden derin bir sessizlik çöktü. Aslında Atıf Efendi üç yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. Böylesine bir davadan idam kararı çıkması akla-mantığa sorsan imkânsızdı. Ama Atıf hoca kendisine idam kararı vereceklerine emindi. Dedi ki: - Göreceksin bak, beni yarın asacaklar. Çünkü bu haberi bana ALLAH Resûlü verdi!.. Sabahın ilk ışıklarıyla Jandarma nezaretinde topluca İstiklâl Mahkemesine götürüldüler. İskipli Atıf Hoca, Resûlüllah’ın davetine icabet etmiş ve şehâdet rütbesine mazhar olmuştu. Ali Haydar Efendinin ise çilesi demek daha dolmamış ve hizmete devam etmekle şereflenmişti. Bu arada Ali haydar Efendinin yaptığı rüya tabiri çıkmış, Tahiru’l-Mevlevî de beraat etmişti. Ali Haydar Efendi gayet heybetli ve celadetli, iri yapılı kartal bakışlı bir zat idi. Kendisinde adeta Mevlâ’nın celal sıfatı tecelli etmişti. Hitabetiyle, ilmiyle, takvasıyla, günde 50 bin kelime-i tevhid çekecek kadar ibâdet ve zikre rağbeti ile, her yönden insanlara numûne-i imtisal olan kâmil bir veli idi. Ömr-ü hayatını İslâm dînini öğrenmeye ve öğretmeye adamıştı. Talebeleri Ona öz evladından daha kıymetli idi. Hatta şu veciz sözü bunu çok iyi açıklamaktadır: “Benim evladım, sulbümden değil yolumdan gelendir.” İlmî kudretini anlamak için ise, Onun şu sözü kâfidir: “Siz ne zannediyorsunuz? Bu dinden bir nokta bile sökemeyeceklerdir. Dört mezhebin bütün kitaplarını ortadan kaldırsalar, onları en ince noktasına kadar aynen yazmaya mâlikim.” İsmet Efendi Tekkesi’nin o büyük şeyhi, gönül iklimlerini coşturan mana eri Ali Haydar Efendi, ömrünün son on yılında en fazla İsmet Efendi Tekkesi’nin geleceğini düşünüyordu. Yine bu düşünce ve endişeler içindeyken bir gece rüyasında şeyhi Ali Rıza el-Bezzaz hazretlerini gördü ve hiç tanımadığı bir genci Kendisine takdim ederek: - Bu bizimdir. Bandırma’ya hemen gel ve bu emaneti teslim al! diyordu. İşte mânevî sancağın Kendisine teslim edileceği geleceğin kutbu, gözlerin nuru, kalblerin sürûru, mârifet deryası ve sırlar hazinesi olacak o genç, Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi’den başkası değildi. Altın silsilenin kendisinden sonraki halkası böylece belirlenmişti ve bundan böyle, bu yol aynı himmet ve gayretle Mahmud Efendi hazretleriyle büyüyerek devam edecekti. Tabi Ali Haydar Efendi, Şeyhinin bu emrini alır almaz o hasta ve yaşlı haliyle, etrafındakilerin “Bu hasta halinizle nasıl yola çıkacaksınız?” demelerine aldırmadan Bandırma’ya gitmek üzere yola çıktı. Ali Haydar Efendi’nin, Efendi hazretleriyle karşılaşması Ali Haydar Ahiskavî hazretlerinin önde gelen müridlerinden olan, Bandırma eşrafından Hacı Emrullah Efendi anlatıyor: “Ramazan ayı yaklaşıyordu. Mahallede mukabele okuyacak bir kimse bulmamız mümkün değildi. ‘Mukabele için kimi buluruz, kime okuturuz’ diye düşünüyordum. Bir gün camiye girdiğimde baktım ki, genç bir delikanlı tatlı tatlı Kur’an okuyor. Bütün cemaat mest olmuş vaziyette Onu dinliyordu. Çok sevindim. İçimden ‘Ramazan’da mukabaleyi bu gençten dinleriz.’ diye geçirdim. Namazı kıldıktan sonra Kendisiyle tanıştım ve Ramazan ayında bize mukabele okuması için teklifte bulundum. Fakat O: ‘Bandırma’ya askerlik vazifemi yerine getirmek için geldim’ dedi. Buna çok üzülmüştüm. Onu evimde misafir edip ağırlamak istedim, davetimi nezaketle geri çevirip, otelde yer ayırttığını söyleyerek özür beyan etti. Asker olduğu için Kendisine para yardımında bulunmayı teklif ettim, fakat kabul etmedi. Bunun üzerine Ona dükkânımı tarif ettim ve müsait olduğunda veya herhangi bir sıkıntısı olduğunda mutlaka gelmesini istirham ettim. Daha sonra ayrıldık. Aradan uzun zaman geçtiği halde maalesef Kendisinden hiçbir haber alamadım. Bir cuma günü erkenden hazırlığımı yaptım ve camiye gittim. Bir de baktım ki, ne göreyim! Ne zamandır yana yana aradığım o asker, caminin kürsüsünde bangır bangır vaaz ediyor ve cemaat pür dikkat Onu dinliyordu. Öylesine sevindim ve mutlu oldum ki anlatamam. Fakat birden aklıma ilçemizin müftüsü geldi ve canım biraz sıkıldı. Çünkü bizim müftü öyle tanımadığı, bilmediği, her önüne gelen kimseye vaaz ettirmezdi. Bu askerin de vaaz etmesine kızabilir diye endişelendim. Ben bu sıkıntı ve telaşe içindeyken baktım ki, müftü kürsünün hemen dibine oturmuş, dikkatle vaazı dinliyordu. Nasıl sevindim, nasıl rahatladım anlatamam. Hatta namazdan sonra Müftü Efendi: - Aferin evladım! İşte vaaz böyle olmalı, diyerek Onu takdir etti. Ben hemen yanına gidip; ‘Şimdiye kadar niçin gelmediğini, Kendisini çok merak ettiğimi’ söyledim. O da: ‘Birliğinden izin alamadığı için gelemediğini” ifade etti. Bu arada Allâh-ü Teâlâ nasib etti ve Hac için o mübarek beldelere gittim. Ben hacdayken şöyle bir hadise cereyan etmiş; Ali Haydar Efendinin Bandırma’da medfun bulunan şeyhi Ali Rıza el-Bezzaz hazretleri, mânevî yolla İstanbul’daki tekkede bulunan Ali Haydar Efendi hazretlerine, Mahmut Efendiyi takdim edip: - Bandırma’ya hemen gel ve buradaki emaneti al, diye emir buyurmuş. Bunun üzerine Ali Haydar Efendi o yaşına, hastalığına rağmen derhal Bandırma’ya gelmiş ve Tekke Camii’ne varmışlar. Ali Haydar Efendi yanında bulunan müridlerine: - Burada bir asker var. Onu bulun ve bana getirin, buyurmuş. Bu emir üzerine Bandırma’da bir asker aramaya başlamışlar. Fakat bu askerin ne adı, soyadı, ne de adresi bulunmadığından işleri hiç de kolay olmamış. Üstelik benim de hacda olmam işleri daha da zorlaştırmış.” Buraya kadar Hacı Emrullah Efendiden dinledik, bundan sonrasını ise Efendi hazretlerimizin Kendisinden dinleyelim: “Küçük yaşlarımdan beri âlimlere, şeyhlere karşı bir sevgim ve muhabbetim vardı. Nerede bir âlim, bir ALLAH dostu olduğunu öğrensem Onu ziyaret ederdim. Bandırmada acemi birliğindeyken, “burada ziyaret edip, duâsını alabileceğim bir âlim, bir şeyh Efendi var mı?” diye merak ediyordum. Halil Efendi isminde takva bir zat vardı. Bir keresinde ona: - Buralarda şeyh yok mu? diye sordum. O da Bana Ali Rıza el-Bezzaz Efendi Hazretlerinin kabrini göstererek: - Bu zatın halifesi var, lakin O da İstanbul’da, dedi. Bunun üzerine bu zatın kabrini ziyaret ettim. Tabi Onun halifesini de ziyaret edip duâsını almayı arzu ettiğim için, “Bir fırsatını bulup İstanbul’a nasıl gidebilirim” diye düşünmeye başladım. Bir gün deniz kenarındaki Haydar Çavuş Camisinde Cuma namazını eda ettim. Namazdan sonra caminin bir köşesinde beyaz sarıklı, beyaz cübbeli, gayet heybetli ve nûrânî bir zat gördüm. O Bana padişah gibi heybetli göründü. O zatın kim olduğunu sorunca, babası takva bir zat olan Fahri Hoca: <.n>- İşte O zat Senin görmek istediğin Ali Haydar Efendi hazretleridir, dedi. Çok sevindim ve derhal yanına gidip Onunla görüşmek istedim. Fakat O, temkinli davranıp bana: - Evladım! zaman çok kötü, Ben takipteyim, gece gel görüşelim, dedi. Ertesi gün Eskici Abdullah Efendi’nin evinde görüşmek nasip oldu. İçeri girerken Ali Haydar Efendi ayağa kalktı ve: - İşte emaneti teslim alacak kişi geliyor, buyurdu. Ali Haydar Efendi, Mahmud Efendi hazretleriyle askerlik yıllarından itibaren yakinen ilgilendi. Onu çok sever ve kıymet verirdi. Ona karşı olan bu aşırı ilgi ve sevgisi etrafındakilerin dikkatini çektiği için zaman zaman Kendisine: - Tanımadığınız bir askere niçin bu kadar kıymet veriyorsunuz, diye sorduklarında, Ali Haydar Efendi onlara: - Onun amel defterine henüz bir seyyie bile yazılmamıştır, diye cevap verirdi. Efendi Hazretleri, acemi birliğinden sonra, önce İstanbul Selimiye Kışlasına sevk edildi, oradan da Gebze’ye gönderildi. Ali Haydar Efendi Gebze’de Onun ziyaretinde bulundu. Ama uzak olduğu için Kendi yakınlarına bir yere nakledilmesini istedi. Bunun üzerine Mevlâ Teâlâ’nın da lütfuyla Efendi hazretlerini Sirkeci’de bulunan askerî kışlaya yolladılar. Burası çok yakın olduğu için Ali haydar Efendiyi ziyarete çok sık gidebiliyor ve ilmî sohbetlerine katılabiliyordu. Mahmud Efendi hazretleri askerlikten sonra memleketi Of’a döndü. Ve bir müddet İstanbul’a gelemedi. Yakup Aleyhisselâm)’ın evladını yitirdiği gibi Ali Haydar Efendi de, Yusuf’unu yitirince hüzünlere gark oldu. İstanbul’da iken sık sık görüşebilme imkânı varken, şimdi sadece mektupla haberleşebiliyorlardı. Ali Haydar Efendi bu mektuplara bizzat Kendisi cevap yazıyordu. Mahmut Efendi hazretleri, Ali Haydar Efendinin Kendisine olan derin muhabbetini ve görme arzusunu ifade eden mektubunu alınca, memleketinde daha fazla kalamadı ve kısa bir müddet sonra İstanbul’a geldi. Böylece yeniden İstanbul’a gelen Mahmut Efendi hazretleri bu sefer başka türlü geliyordu. Zira bu gelişinde, Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’den itibaren gelen o büyük emanetin devir teslimi için geliyordu. Ali Haydar Efendi ise, ömrünün geriye kalan son birkaç senesinde, bu mânevî emaneti teslim edeceği halefini ve geleceğin Kutbu’l-Azamı’nı yetiştirecek olmanın huzurunu yaşıyordu, Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu) Mahmut Efendi hazretlerine: “Sen İsmail Ağa Camii’ne imam olacaksın” dedi. Tabi o sıralar İsmailağa camii deprem nedeniyle harabe halindeydi. Seksen senedir virane bir halde olan camiyi kalaycılar mesken tutmuştu. O sıralarda, Efendi babanın büyük oğlu Şerif Efendi bir gece rüyasında görüyor ki: “İsmailağa cami haziresinde bulunan bir kabir yarılarak içinden bir kol çıkıyor ve İsmailağa Camiini göstererek: “Ne duruyorsunuz, bu camiyi neden tamir etmiyorsunuz?” diye uyarıda bulunuyor. Bunun üzerine derhal tamirat ve yapım çalışmaları başlatılıp, kısa sürede cami eski haline getirildi ve Mahmut Efendi Hazretleri İsmet Efendi Tekkesi ile aynı sokakta bulunan İsmailağa Camii’nde imam-hatip olarak vazifeye başladı ve zamanla orası dünyanın en önemli irşad merkezlerinden biri haline geldi. Ali Haydar Efendi, bundan böyle Mahmud Efendi’yle her zaman görüşüp, Onu bu büyük irşad hizmetine istediği gibi yetiştirme imkanına kavuşmuş oldu. Mahmut Efendi hazretleri de Efendi babasıyla ayrı geçen yılların acısını çıkarırcasına, yanından hiç ayrılmadı. Her daim hususi sohbet ve hizmetlerinde bulundu. Bunların yanı sıra, Mesnevî, Mektûbat, Reşahat, Risâle-i Kudsiye gibi sadırdan sadıra, gönülden gönüle aktarılan ve adeta birer feyiz menbâı olan bu kitaplarla yoğurup istikbâle hazırladı. Onu, gece geç saatlere kadar kitap mütalaa ederken gördüğünde ise “Oğlum Mahmud şimdi çok çalış ileride kitap okumaya vakit bulamayacaksın” diyerek teşvik ederdi. Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhu), Dini Mübîni İslâma hizmetle, ilimle ve irşadla dolu dolu geçen bu uzun ömrünün nihayetine gelmişti. Kendinden sonra Hak âşıklarını irşad edecek Halefini de yetiştirip, mânevî emaneti tevdî etmiş ve artık sevenlerine veda ederek Yüce Dosta gidiyordu. Ve takvimler 1 Ağustos 1960’ı gösterirken İsmet Efendi Tekkesinin bulunduğu mahalledeki saadetli evinde, ağzından kelâmların en güzeli olan ALLAH’ın kelâmı dökülüyordu. Etrafındakilere son nasihatlerini yaptı ve dilinde kelime-i şehâdetle, yüzünde nûrânî bir tebessümle dâr-ı bekâya göçüp, Rahmet-i Rahmâna kavuştu. Bu irtihal haberi dilden dile ve gönülden gönüle yayılarak on binlerce seveni yaşlı gözlerle ve mahzun gönüllerle cenazesine iştirak etmek için koştular. Öyle ki, Çarşamba semti tarihinin en büyük kalabalıklarından birine şahitlik ediyordu. Cenaze namazı Yavuz Selim Camii’nde, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (Kuddise Sirruhu) tarafından on binlerin katılımıyla kılındı. Ve o muazzam kalabalığın omuzlarında Edirnekapı - Sakızağacı mezarlığına götürülüp, ebedî istirahatgâhına tevdi edildi. Ali Haydar Efendi hazretlerinin mezar taşına şu kayıt düşülmüştür. Ulemâi Kiram’dan Fatih Mûcîz Dersi Âm’î, Meşihati İslâmiyye Hey’eti Te’lifiyye Reisi, Kutbu’l-Evliyâ es-Seyyid, eş-Şeyh Mustafa İsmet Garibullah Dergâhı Post Nişîni, el-Ârifi Billah, el-Vâsılu İlallah, Zü’l-Cenahayn, Kutbu’l-İrşad ve Gavsu’l-Evtad, es-Seyyid, eş-Şeyh, el-Hâc, Aliyyü’l-Haydar el-Ahiskavî (Kuddise Sırruh) </B> Rûhi içün el-Fâtiha...Her kim alır silsilemiz yâdına, Erdire ALLAH ânı muradına. Her okuyan silsilemiz aşk ile, Feyzi vâfir bulur izni Hakk ile. Silsilemiz müselsel eyle, Yâ Rabbe’l-En’am. Yürüsün böyle müselsel, Ta ola yevmü’l-kıyam. Amin... Amin... Amin.[/SIZE][/FONT][/FONT] [url=http://irsadforum.net/forum/altin-silsile/altin-silsile-34-halka-ali-haydar-ahiskavi(ksa)hazretleri/]Altın Silsile 34.Halka Ali Haydar Ahıskavi[ksa]Hazretleri[/url] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
ALİ HAYDAR AHISKAVÎ Hazretleri
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst