Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Ali Uçar Abinin Rüyası
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ukbaa" data-source="post: 166864" data-attributes="member: 15165"><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: black"><strong><em>ALİ UÇAR ABİ'NİN RÜYASI</em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: black"><strong><em>Bediüzzzaman Hazretlerinin talebelerinden Bayram Yüksel Ağabey, ömür boyu süren iman hizmetini Sofya'daki bir trafik kazasında noktalayıp ahirete intikal ettiğinde, yanında biri daha vardı: ALİ UÇAR </em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: black">Her gün bir başka yere koşarak iman hizmetinde bulunan Ali Uçar, yıllar önce gördüğü bir rüyayı anlattığında, bu hatırası arkadaşları tarafından teybe alınmıştı. Onun mübarek rüyasını, kasette kullandığı ifadelerle aynen aktarılmış. Mekanları Cennet olsun. </span></span></strong></em></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: black"><span style="font-size: 18px">PEYGAMBER SOFRASINDAKİ ŞEHİT</span> </span></span></strong></em></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Büyük bir ova ile bitişen bir dağın yamacında, güneşin hareretinin azaldığı sıralarda, kardeşlerle yere otumuş ders yapıyorduk. Ben, risaleleri yeni tanıyan genç bir kardeşin yanında oturuyordum. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Birden, ovada küçük küçük dairesel gölgeler gördüm. Yukarı baktım, gökten yüzlerce paraşütlü ve silahlı askerler iniyordu. Biz, ovadan 75-100 m. kadar yüksekteki dağın yamacında idik. Dağ ve ovanın bitiştiği yerde eski şehir harabeleri, asırlık ağaçlar ve bilhassa incir ağaçları bulunuyordu. İnen paraşütlü askerler, derhal harabelere koşup mevzileniyordu. Hemen akabinde, ufuktan toz bulutu gibi süvariler oraya doğru gelip, diğerleri ile savaşa tutuştular. Bu arada kardeşlerle susup hayretler içerisinde, hiç telaş göstermeden yalnızca onları seyrediyorduk. Fakat onlar bizim varlığımızdan haberdar değillerdi. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Her neyse... Süvariler, çok geçmeden diğerlerini harebede öldürüp, geldikleri gibi gittiler. Ben, yanımdaki kardeşe, " Düşmanların her an gelip bizi de öldüreceklerini ve aşağıdaki silahlardan bazılarını kullanabildiğimi, ona öğreteceğimi " söyledim. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Aşağıya indik, ona bazukanın nasıl kullanıldığını gösterirken, arkamdan bir el omuzuma dokunarak: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Ali Uçar sen misin? " dedi. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Dönüp baktım ki, kırmızı sakalları göğsüne inen, deve yününden yapılmış ince bir cübbe içerisinde, nurani ve mütebessim bir zat: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Benimle gel, seninle bir yere gideceğiz! " Ben, " Arkadaşım da, gelebilir mi?" diye sordum. O, arkadaşıma döndü, tebessüm ederek: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Yooook, yooook....o, kalsın!" dedi. Bir kaç defa ısrar etmeme rağmen razı olmadı. Böylece yola koyulduk. Yolda yürürken o zat bana: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Bu günlerde hiç risale okudunuz mu?" diye sordu. </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Evet" dedim. Yine sordu: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Orada Davud'un kıssası var mı? Ben yine "Evet" dedim. O zat: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Siz, yoksa Davud (a.s) mısınız? dedim. " Evet" dedi. Bir müddet beraber yürüdükten sonra, bir hendek yanına geldik. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Davud (a.s), bana: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Bismillahirrahmanirrahim diyerek karşıdaki kayaya atla! dedi. Onun dediğini yaparak karşıya geçtik. Daha sonra ikinci bir uçurumun ucuna gelince, Davud (a.s), bana yine: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Bismillahirrahmanirrahim de ve karşıya uç. Karşıda şöyle şöyle bir yere varacaksın!" diyerek bana karşı tarafta bir yer tarif etti. Sonra, </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Anladın mı?" dedi. Ben " Anladım " deyince: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Bana tarif et!" dedi. Tarif ettim. Uçuruma bakınca, "Buradan nasıl atlanır?" diye içimden korku ve hayretle düşündüm. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Fakat Davud (a.s), insana bakışları ve tebessümü ile güven veriyordu. Hem O, bir peygamber idi. "O'nun sözüne itimat edilir." diye düşündüm. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Ne var ki, bir peygamberden önce davranıp karşıya geçmek, edebe muhalif olur diye, "Önce siz geçin" dedim. Davud (a.s): </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Önce sen geç, ben sonra geçeceğim" dedi. Ben de, besmeleyi çekip kendimi uçuruma doğru bıraktım. Ellerim önde, ayaklarım arkada, düz bir vaziyette karşıya doğru uçmaya başladım. Rüyada uçmak öyle zevkli, öyle bir lezzetli ki, anlatamam. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Her neyse... Karşı tarafa, tarif edilen yere vardım. Orada ayakta birkaç kişi konuşuyordu. Davud (a.s) yanımıza geldi ve onları bana tanıttı. </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Bu Süleyman'dır" dedi. Ben, "Yani, Süleyman (a.s) mı ?" dedim. "Evet" dedi. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Diğer birkaç peygamberi de, bu şekilde bana tanıttı. Ben, Davud (a.s) 'a hasretle: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- <span style="color: red">"Bizim peygamberimiz nerede?"</span> diye sordum. Davud (a.s), elini kaldırarak bir tarafa doğru işaret etti. Büyük bir iştiyakla o yöne doğru koşmaya başladım. Tam tepeye ulaşıyorum, ayağım kayıyor, otuz metre aşağıya düşüp, tekrar çıkmaya çabalıyorum. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Nihayet yamacı aşarak, koşmaya devam ettim. Bol ağaçlı bir ormana girdim, gittikçe ağaçlar sıklaştı ve birden ağaçlar kesildi. Boyları göğsüme kadar gelen buğday başakları ile dolu bir düzlüğe çıktım. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Ortada da bir patika yol vardı. Patika yola girer girmez, Cenab-ı Peygamber'i (a.s.m) gördüm. Büyük bir heyecan içerisinde selam verdim. Gülümseyerek selamımı alan Peygamberimiz: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Geldin mi, Ali?" dedi. </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Geldim, ya Resulallah!" dedim. </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">O'nun gülümsemesi bana o kadar lezzet vermişti ki, tarif edemem. Adeta o gülümseme içime, iliklerime, bütün hücrelerime kadar işlemişti. Cenab-ı Peygamber (a.s.m) yüzü dolgun, yeni traş olmuş, heybetli, her tarafı nurani ve insana güven veren bir çehre içerisindeydi. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Ya Resulallah, bu sefer sizi çok iyi gördüm." dedim. ( Cenab-ı Peygamber a.s.m'ı daha evvel, mükerreren zayıf görmüştüm.) Cenab-ı Peygamber (a.s.m), pazularını şişirerek, mütebessim bir şekilde: </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Evet, çok iyiyim." dedi. Ben buraya nasıl geldiğimi ve başımdan geçenleri anlattım. Savaştan bahsettim. Cenab-ı Peygamber (a.s.m) ciddileşmişti. </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">- "Onların ikisi de kafirdir. Sizlere bir zarar veremezler." dedi. Cenab-ı Peygamber (a.s.m) ciddileşince, heybetinden dolayı insan taş kesiliyordu. Cenab-ı Peygamber (a.s.m), </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">-"Arkadaşlar..." deyince, birden kendimi diğer peygamberlerin oluşturduğu bir halkanın içinde buldum. Demek ki, Resulullah (a.s.m) ile konuşurken öyle dalmışım ki, onların varlığının farkına varmamışım. Cenab-ı Peygamber (a.s.m), konuşmasına devam ederek, </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">-"Sofrayı hazırlayın! buyurdu. Etrafımızdaki peygamberler, koşarak uzaklaştılar. Biraz sonra yemek yenecekti. Ben, Cenab-ı Peygamber (a.s.m) ile oraya doğru, O (a.s.m) önde, ben arkada yürürken, "Risale-i Nur okuduğumuzdan, talebe hizmetlerinden ve diğer hizmetlerimizden" bahsediyordum. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Bu arada sofranın başına geldik. Sofra daire şeklinde idi. Cenab-ı Peygamber'in (a.s.m) oturduğu yerin hemem sağında Davud (a.s) ve ben vardım. Karşımdaki zatın kim olduğu zihnimi kurcalıyordu. Herhalde Yusuf (a.s) idi. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen bütün peygamberler sofrada hazır bulunuyordu. Cenab-ı Peygamber (a.s.m)'in önünde bulunan iki tabakta salata vardı. Her ne ise... </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Cenab-ı Peygamber (a.s.m) diğer peygamberleri tanıtmaya başladı. Hemen yanındaki Davud (a.s)'ı överek tanıtmaya başladı. Bu arada sırtına hafif hafif vurarak, Kur'andaki bahislerinden de bahsediyordu. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Cenab-ı Peygamber (a.s.m), sözünü bitirir bitirmez, ben Davud (a.s)'ın Risale-i Nur'da geçen kıssasını anlattım. </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Davud (a.s) isminin, kıssasının risalelerde geçmesine pek memnun olmuş ve bu memnuniyetini diğer peygamberlere mimik hareketleriyle izhar ediyordu. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Cenab-ı Peygamber (a.s.m), diğer peygamberleri de bu şekilde tanıttı. Ben de, her defasında onların kıssalarını, Risale-i Nur'da geçen yerlerden naklettim. Hepsi bundan memnun oldu. </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">Artık yemek nihayete erecekti. Cenab-ı Peygamber (a.s.m), </span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black">-" Misafirin duası makbuldür. Yemek duasını sen yap!" buyurdu. Ben, daha evvel ezberlemiş olduğum Sözler'deki duayı ve münacatın sonundaki duayı okudum: </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: black"><span style="color: red">-" Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız! Bize gösterdiğin numunelerinin ve gölgelerinin asıllarını, menba'larını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada da yedir. Bizi zeval ve teb'id ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyetini başı boş bırakıp idam etme." </span></span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: black"><em><strong><span style="color: red">" Ya Rabbi ve ya Rabb-es Semavati ve-l Aradin! Ya Halıkı ve ya Halık-ı Külli Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilatıyla teshir eden kudretinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hakimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle! Ve matlubumu bana musahhar kıl! Kur'an'a ve imana hizmet için , insanların kalplerini Risale-i Nur'a müsahhar yap! Ve bana ihvanıma, iman-ı kamil ve hüsn-ü hatime ver. Hazreti Musa Aleyhisselam'a denizi, Hazreti İbrahim Aleyhisselam'a ateşi ve Hazreti Davud Aleyhisselam'a dağı, demiri ve Hazreti Süleyman Aleyhisselam'a cinni ve insi ve Hazreti Muhammed Aleyhisssalatü Vesselam'a Şems ve Kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur'a kalpleri ve akılları musahhar kıl!.. </span></strong></em></span></span></span><span style="color: black"></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: red">Ve beni ve Risale-i Nur talebelerini, nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennet-ül Firdevs'te mes'ud kıl! Amin, amin, amin!...( Şualar: 58 )</span> </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Bunun üzerine , Efendimiz Cenab-ı Peygamber (a.s.m), </strong></em></span></span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>-" Maşallah, ne güzel ve ne cami bir dua. Bu, Bediüzzaman'ın duası. Bir daha oku" buyurdu. Ben tekrar okudum. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Cenab-ı Peygamber Efendimiz (a.s.m), yine: </strong></em></span></span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>-" Maşallah, ne güzel ve ne cami bir dua. Bir daha oku" buyurdu. Ben yine aşkla ve şevkle okudum. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Bana üç kez okuttular. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Artık sofradan ayrılma zamanı gelmişti. Cenab-ı Peygamber (a.s.m), ayağa kalkmıştı. Ben de vedalaşmak üzere yanına yaklaştım. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>İçimden, " Ben sizin yerinizi öğrendim. Artık sık sık buraya gelirim" dedim. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Cenab-ı Peygamber (a.s.m.)'a " <span style="color: red">Ya Resulallah, biz devamlı Risale-i Nur okuyoruz. Ben şimdi Nur talebelerinin yanına gidiyorum. Onlara ne diyeyim?" </span>diye sordum. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Cenab-ı Peygamber (a.s.m.), mübarek parmağını havaya kaldırdı ki, diğer peygamberler gözleriyle takip ediyorlardı. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Cenab-ı Peygamber (a.s.m.): </strong></em></span></span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: red">-" Allah (c.c.) sizinle beraberdir"</span> buyurdu. Sonra mübarek parmağını aşağıya, diğer peygamberleri gösterecek şekilde indirdi ve bir daire çizdi: </strong></em></span></span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: red">-" Arkadaşlarım da sizlerle beraberdir."</span> buyurdu. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Sonra mübarek eliyle kendini işaret ederek: </strong></em></span></span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: red">-" Bende sizinle beraberim"</span> buyurdu. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Cenab-ı Peygamber (a.s.m.), ciddileşmişti. Mübarek sesini yükselterek: </strong></em></span></span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong><span style="color: red">- "Devam edin!... Devam edin!... Devam edin!..."</span> buyurarak, bana son mesajını verdi. </strong></em></span></span></span></p><p> <span style="color: black"></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em><strong>Efendimiz Cenab-ı Peygamber(a.s.m.) 'dan ayrılmadan önce sıkıca sarıldım ve uyandığımda kendimi, ayakta buldum."</strong></em></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ukbaa, post: 166864, member: 15165"] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=black][B][I]ALİ UÇAR ABİ'NİN RÜYASI[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=black][B][I]Bediüzzzaman Hazretlerinin talebelerinden Bayram Yüksel Ağabey, ömür boyu süren iman hizmetini Sofya'daki bir trafik kazasında noktalayıp ahirete intikal ettiğinde, yanında biri daha vardı: ALİ UÇAR [/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][I][B][SIZE=4][COLOR=black]Her gün bir başka yere koşarak iman hizmetinde bulunan Ali Uçar, yıllar önce gördüğü bir rüyayı anlattığında, bu hatırası arkadaşları tarafından teybe alınmıştı. Onun mübarek rüyasını, kasette kullandığı ifadelerle aynen aktarılmış. Mekanları Cennet olsun. [/COLOR][/SIZE][/B][/I][/FONT] [FONT=Times New Roman][I][B][SIZE=4][COLOR=black][SIZE=5]PEYGAMBER SOFRASINDAKİ ŞEHİT[/SIZE] [/COLOR][/SIZE][/B][/I][/FONT] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Büyük bir ova ile bitişen bir dağın yamacında, güneşin hareretinin azaldığı sıralarda, kardeşlerle yere otumuş ders yapıyorduk. Ben, risaleleri yeni tanıyan genç bir kardeşin yanında oturuyordum. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Birden, ovada küçük küçük dairesel gölgeler gördüm. Yukarı baktım, gökten yüzlerce paraşütlü ve silahlı askerler iniyordu. Biz, ovadan 75-100 m. kadar yüksekteki dağın yamacında idik. Dağ ve ovanın bitiştiği yerde eski şehir harabeleri, asırlık ağaçlar ve bilhassa incir ağaçları bulunuyordu. İnen paraşütlü askerler, derhal harabelere koşup mevzileniyordu. Hemen akabinde, ufuktan toz bulutu gibi süvariler oraya doğru gelip, diğerleri ile savaşa tutuştular. Bu arada kardeşlerle susup hayretler içerisinde, hiç telaş göstermeden yalnızca onları seyrediyorduk. Fakat onlar bizim varlığımızdan haberdar değillerdi. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Her neyse... Süvariler, çok geçmeden diğerlerini harebede öldürüp, geldikleri gibi gittiler. Ben, yanımdaki kardeşe, " Düşmanların her an gelip bizi de öldüreceklerini ve aşağıdaki silahlardan bazılarını kullanabildiğimi, ona öğreteceğimi " söyledim. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Aşağıya indik, ona bazukanın nasıl kullanıldığını gösterirken, arkamdan bir el omuzuma dokunarak: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Ali Uçar sen misin? " dedi. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Dönüp baktım ki, kırmızı sakalları göğsüne inen, deve yününden yapılmış ince bir cübbe içerisinde, nurani ve mütebessim bir zat: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Benimle gel, seninle bir yere gideceğiz! " Ben, " Arkadaşım da, gelebilir mi?" diye sordum. O, arkadaşıma döndü, tebessüm ederek: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Yooook, yooook....o, kalsın!" dedi. Bir kaç defa ısrar etmeme rağmen razı olmadı. Böylece yola koyulduk. Yolda yürürken o zat bana: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Bu günlerde hiç risale okudunuz mu?" diye sordu. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Evet" dedim. Yine sordu: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Orada Davud'un kıssası var mı? Ben yine "Evet" dedim. O zat: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Siz, yoksa Davud (a.s) mısınız? dedim. " Evet" dedi. Bir müddet beraber yürüdükten sonra, bir hendek yanına geldik. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Davud (a.s), bana: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Bismillahirrahmanirrahim diyerek karşıdaki kayaya atla! dedi. Onun dediğini yaparak karşıya geçtik. Daha sonra ikinci bir uçurumun ucuna gelince, Davud (a.s), bana yine: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Bismillahirrahmanirrahim de ve karşıya uç. Karşıda şöyle şöyle bir yere varacaksın!" diyerek bana karşı tarafta bir yer tarif etti. Sonra, [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Anladın mı?" dedi. Ben " Anladım " deyince: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Bana tarif et!" dedi. Tarif ettim. Uçuruma bakınca, "Buradan nasıl atlanır?" diye içimden korku ve hayretle düşündüm. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Fakat Davud (a.s), insana bakışları ve tebessümü ile güven veriyordu. Hem O, bir peygamber idi. "O'nun sözüne itimat edilir." diye düşündüm. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Ne var ki, bir peygamberden önce davranıp karşıya geçmek, edebe muhalif olur diye, "Önce siz geçin" dedim. Davud (a.s): [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Önce sen geç, ben sonra geçeceğim" dedi. Ben de, besmeleyi çekip kendimi uçuruma doğru bıraktım. Ellerim önde, ayaklarım arkada, düz bir vaziyette karşıya doğru uçmaya başladım. Rüyada uçmak öyle zevkli, öyle bir lezzetli ki, anlatamam. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Her neyse... Karşı tarafa, tarif edilen yere vardım. Orada ayakta birkaç kişi konuşuyordu. Davud (a.s) yanımıza geldi ve onları bana tanıttı. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Bu Süleyman'dır" dedi. Ben, "Yani, Süleyman (a.s) mı ?" dedim. "Evet" dedi. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Diğer birkaç peygamberi de, bu şekilde bana tanıttı. Ben, Davud (a.s) 'a hasretle: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- [COLOR=red]"Bizim peygamberimiz nerede?"[/COLOR] diye sordum. Davud (a.s), elini kaldırarak bir tarafa doğru işaret etti. Büyük bir iştiyakla o yöne doğru koşmaya başladım. Tam tepeye ulaşıyorum, ayağım kayıyor, otuz metre aşağıya düşüp, tekrar çıkmaya çabalıyorum. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Nihayet yamacı aşarak, koşmaya devam ettim. Bol ağaçlı bir ormana girdim, gittikçe ağaçlar sıklaştı ve birden ağaçlar kesildi. Boyları göğsüme kadar gelen buğday başakları ile dolu bir düzlüğe çıktım. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Ortada da bir patika yol vardı. Patika yola girer girmez, Cenab-ı Peygamber'i (a.s.m) gördüm. Büyük bir heyecan içerisinde selam verdim. Gülümseyerek selamımı alan Peygamberimiz: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Geldin mi, Ali?" dedi. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Geldim, ya Resulallah!" dedim. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]O'nun gülümsemesi bana o kadar lezzet vermişti ki, tarif edemem. Adeta o gülümseme içime, iliklerime, bütün hücrelerime kadar işlemişti. Cenab-ı Peygamber (a.s.m) yüzü dolgun, yeni traş olmuş, heybetli, her tarafı nurani ve insana güven veren bir çehre içerisindeydi. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Ya Resulallah, bu sefer sizi çok iyi gördüm." dedim. ( Cenab-ı Peygamber a.s.m'ı daha evvel, mükerreren zayıf görmüştüm.) Cenab-ı Peygamber (a.s.m), pazularını şişirerek, mütebessim bir şekilde: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Evet, çok iyiyim." dedi. Ben buraya nasıl geldiğimi ve başımdan geçenleri anlattım. Savaştan bahsettim. Cenab-ı Peygamber (a.s.m) ciddileşmişti. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]- "Onların ikisi de kafirdir. Sizlere bir zarar veremezler." dedi. Cenab-ı Peygamber (a.s.m) ciddileşince, heybetinden dolayı insan taş kesiliyordu. Cenab-ı Peygamber (a.s.m), [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]-"Arkadaşlar..." deyince, birden kendimi diğer peygamberlerin oluşturduğu bir halkanın içinde buldum. Demek ki, Resulullah (a.s.m) ile konuşurken öyle dalmışım ki, onların varlığının farkına varmamışım. Cenab-ı Peygamber (a.s.m), konuşmasına devam ederek, [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]-"Sofrayı hazırlayın! buyurdu. Etrafımızdaki peygamberler, koşarak uzaklaştılar. Biraz sonra yemek yenecekti. Ben, Cenab-ı Peygamber (a.s.m) ile oraya doğru, O (a.s.m) önde, ben arkada yürürken, "Risale-i Nur okuduğumuzdan, talebe hizmetlerinden ve diğer hizmetlerimizden" bahsediyordum. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Bu arada sofranın başına geldik. Sofra daire şeklinde idi. Cenab-ı Peygamber'in (a.s.m) oturduğu yerin hemem sağında Davud (a.s) ve ben vardım. Karşımdaki zatın kim olduğu zihnimi kurcalıyordu. Herhalde Yusuf (a.s) idi. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen bütün peygamberler sofrada hazır bulunuyordu. Cenab-ı Peygamber (a.s.m)'in önünde bulunan iki tabakta salata vardı. Her ne ise... [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Cenab-ı Peygamber (a.s.m) diğer peygamberleri tanıtmaya başladı. Hemen yanındaki Davud (a.s)'ı överek tanıtmaya başladı. Bu arada sırtına hafif hafif vurarak, Kur'andaki bahislerinden de bahsediyordu. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Cenab-ı Peygamber (a.s.m), sözünü bitirir bitirmez, ben Davud (a.s)'ın Risale-i Nur'da geçen kıssasını anlattım. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Davud (a.s) isminin, kıssasının risalelerde geçmesine pek memnun olmuş ve bu memnuniyetini diğer peygamberlere mimik hareketleriyle izhar ediyordu. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Cenab-ı Peygamber (a.s.m), diğer peygamberleri de bu şekilde tanıttı. Ben de, her defasında onların kıssalarını, Risale-i Nur'da geçen yerlerden naklettim. Hepsi bundan memnun oldu. [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]Artık yemek nihayete erecekti. Cenab-ı Peygamber (a.s.m), [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black]-" Misafirin duası makbuldür. Yemek duasını sen yap!" buyurdu. Ben, daha evvel ezberlemiş olduğum Sözler'deki duayı ve münacatın sonundaki duayı okudum: [/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=black][COLOR=red]-" Ey bizi nimetleriyle perverde eden Sultanımız! Bize gösterdiğin numunelerinin ve gölgelerinin asıllarını, menba'larını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada da yedir. Bizi zeval ve teb'id ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyetini başı boş bırakıp idam etme." [/COLOR][/COLOR][/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][COLOR=black][I][B][COLOR=red]" Ya Rabbi ve ya Rabb-es Semavati ve-l Aradin! Ya Halıkı ve ya Halık-ı Külli Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilatıyla teshir eden kudretinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hakimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle! Ve matlubumu bana musahhar kıl! Kur'an'a ve imana hizmet için , insanların kalplerini Risale-i Nur'a müsahhar yap! Ve bana ihvanıma, iman-ı kamil ve hüsn-ü hatime ver. Hazreti Musa Aleyhisselam'a denizi, Hazreti İbrahim Aleyhisselam'a ateşi ve Hazreti Davud Aleyhisselam'a dağı, demiri ve Hazreti Süleyman Aleyhisselam'a cinni ve insi ve Hazreti Muhammed Aleyhisssalatü Vesselam'a Şems ve Kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur'a kalpleri ve akılları musahhar kıl!.. [/COLOR][/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE][COLOR=black] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=red]Ve beni ve Risale-i Nur talebelerini, nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennet-ül Firdevs'te mes'ud kıl! Amin, amin, amin!...( Şualar: 58 )[/COLOR] [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Bunun üzerine , Efendimiz Cenab-ı Peygamber (a.s.m), [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]-" Maşallah, ne güzel ve ne cami bir dua. Bu, Bediüzzaman'ın duası. Bir daha oku" buyurdu. Ben tekrar okudum. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Cenab-ı Peygamber Efendimiz (a.s.m), yine: [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]-" Maşallah, ne güzel ve ne cami bir dua. Bir daha oku" buyurdu. Ben yine aşkla ve şevkle okudum. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Bana üç kez okuttular. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Artık sofradan ayrılma zamanı gelmişti. Cenab-ı Peygamber (a.s.m), ayağa kalkmıştı. Ben de vedalaşmak üzere yanına yaklaştım. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]İçimden, " Ben sizin yerinizi öğrendim. Artık sık sık buraya gelirim" dedim. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Cenab-ı Peygamber (a.s.m.)'a " [COLOR=red]Ya Resulallah, biz devamlı Risale-i Nur okuyoruz. Ben şimdi Nur talebelerinin yanına gidiyorum. Onlara ne diyeyim?" [/COLOR]diye sordum. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Cenab-ı Peygamber (a.s.m.), mübarek parmağını havaya kaldırdı ki, diğer peygamberler gözleriyle takip ediyorlardı. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Cenab-ı Peygamber (a.s.m.): [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=red]-" Allah (c.c.) sizinle beraberdir"[/COLOR] buyurdu. Sonra mübarek parmağını aşağıya, diğer peygamberleri gösterecek şekilde indirdi ve bir daire çizdi: [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=red]-" Arkadaşlarım da sizlerle beraberdir."[/COLOR] buyurdu. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Sonra mübarek eliyle kendini işaret ederek: [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=red]-" Bende sizinle beraberim"[/COLOR] buyurdu. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Cenab-ı Peygamber (a.s.m.), ciddileşmişti. Mübarek sesini yükselterek: [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B][COLOR=red]- "Devam edin!... Devam edin!... Devam edin!..."[/COLOR] buyurarak, bana son mesajını verdi. [/B][/I][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Times New Roman][I][B]Efendimiz Cenab-ı Peygamber(a.s.m.) 'dan ayrılmadan önce sıkıca sarıldım ve uyandığımda kendimi, ayakta buldum."[/B][/I][/FONT][/SIZE][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Ali Uçar Abinin Rüyası
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst