Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
allah c.c dostluk nasil kurulabilir
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eyvàh!" data-source="post: 1906" data-attributes="member: 12"><p>ALLAH İLE DOSTLUK NASIL KURULABİLİR…</p><p>Giriş</p><p>Öncelikle şunu belirtelim ki Allah’ın, hiçbir şekille kullarının dostluğuna ihtiyacı yoktur… Bu dostluktan çıkarı olan ancak ve ancak insandır. [105]</p><p>• Allah’ın İstediği Bir Şekilde!</p><p>Her ne kadar da kendisine dost olmaya çalışırken çeşitli vesileler arasak da, kendisinin onaylamadığı tüm girişimlerimiz sonuçsuz kalır…</p><p>Bunun için önce sağlam bir akide sonra da kendisiyle kuracağımız dostluk girişimimizi Kur’an ve Sünnete onaylatmak…</p><p>Çünkü Allah’a giden yolları kuşkusuz kendisi daha iyi bilir… İşte bu yüzden atacağımız her adıma çok dikkat etmeliyiz. [106]</p><p>1. Allah’ı Gereği Gibi Tanıyarak</p><p>Bu başlığımızı, ‘Allah ile dostluğun önündeki engeller’ bölümünde kısaca değinmiştik. Şimdi de Allah ile dostluk nasıl kurulabilir başlığı altında inceleyelim.</p><p>Allah’ı gereği gibi tanımak dostluğu sağlayan en büyük etkenlerden biridir. Çünkü Allah’ı tanımak demek; rızasını ve gazabını kazandıracak amelleri bilmek demektir. Edinilen bu bilgi[107] ile insan gerekli tedbirini alarak[108] dostluğunu perçinleştirir.</p><p>Peki Allah’ı nasıl tanıyacağız?</p><p>…. bölümünde de dediğimiz gibi; isim ve sıfatlarının tecellisini görerek…</p><p>Allah’ın isim ve sıfatları gereği gibi incelendiğinde üç başlık altında toplandığı görülür;</p><p>1. Allah büyüktür</p><p>2. Allah merhametlidir</p><p>3. Allah’ın azabı şiddetlidir.</p><p>Allah’ın, sadece ‘merhamet eden’ vasfının bilinmesi ya da sadece azabının şiddetli olmasının bilinmesi yeterli değildir… Eksik bilgi dostluğa zarar verir.</p><p>‘Allah’ın isim ve sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenmek için Esma-ul Hüsna kitaplarına ve beraberinde iyi bir tefekküre müracaat edilebilir.</p><p>Allah’ın isim ve sıfatlarını doğada okurken sesli bir şekilde tefekkür, dostluğu samimileştirir. Mesela; yazı yazarken,</p><p>‘Allah’ım! Adına yemin ederim ki şu an neler yazdığımı görüyorsun! Daha neler yazacağımı biliyorsun! Şu an etrafımdakilerin konuşmaları işitiyorsun!</p><p>Çünkü sen varsın! Allah’ım! Kullarını yaratıp ta kıyameti beklemiyorsun. Her kulunla olduğu gibi benimle de yakından ilgileniyorsun! Beni adımla tanıyorsun… Hatta tüm hücrelerimle!..</p><p>Şu an sokağımda gürültüler geliyor; sen o gürültü çıkaranları da tanıyor ve onları tek tek işitiyorsun! Aynı anda karşı apt. çatısındaki kuş’un Seni zikrettiğini işitiyor, görüyor ve biliyorsun! Sen hayatımızla içiçesin! </p><p>Bu ve benzeri sesli hatırlamalar (dualar) zamanla dostluğu kuvvetlendirir.</p><p>Fatura kuyruğundaki bir dost adayının;</p><p>‘Allah’ım! Şu anda hangi faturayı hangi şubeye yatıracağımı, önümde kaç kişinin olduğunu, ne kadar zaman sonra sıranın bana geleceğini, tüm insanların ceplerinde ne kadar para olduğunu bugün neler kazandığını ve kaybettiğini, yarın neler kazanacaklarını, kimin hangi saatte öleceğini, kimin kimin hakkında neler düşündüğünü ve düşüneceğini biliyorsun!’ diye sesli düşünmesinin dostluğun yakinileşmesine olan katkısını düşünebiliyor musunuz?</p><p>Unutmayalım ki sesli düşünce, dikkatlerimizi bir noktada toplar.</p><p>Günün her saatinde sesli tefekkür yapabiliriz.</p><p>Böylelikle hem imanımızı artırmış oluruz hem de dostluğumuzu perçinleştirmiş oluruz.</p><p>Sesli tefekkürle, her an Allah’ın gözetiminde olduğumuz hissi ağır basacağından az günah, çok salih amel işleme isteği artacaktır. [109]</p><p>2. Tefekkür Ayetleri Vesilesiyle Tek Taraflı Konuşarak</p><p>Allah-u Teala, insanların kendisiyle dostluklarını ne şekilde kurabileceklerini bildiren bir kitabı, Peygamberiyle göndermiştir. Allah’ın, kullarıyla olan dostluk sözleşmesi olarak da adlandırdığımız bu kitab, sindire sindire incelendiğinde dostluk yolunda önemli mesafeler katedileceği kanaatindeyim.</p><p>Bozuk bir nesil Altın bir nesle[110] dönüşebiliyorsa bizler neden aynı iletişimi sağlayamayalım ki?</p><p>Peki nasıl olacak?</p><p>Diyorum ki Allah’ın şu sözüne kulak vererek;</p><p>“Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirerek geçerler” (Yusuf: 12/105)</p><p>Sanki Allah-u Teala şöyle diyor;</p><p>‘Ey kullarım! Kendimi tanıtacak o kadar çok kartvizitler yaydım ki evrene!.. Dünyanın neresinde olursanız olun, istediğiniz an benimle diyaloğa geçebilirsiniz…’</p><p>Altın nesilden bazıları Allah ile şöyle bir diyaloğa geçmişler;</p><p>‘… Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler): Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz…’ (Ali İmran: 3/191)</p><p>Bizler de aynı şekilde tefekkür ayetlerini evrene serpiştirerek duygularımızı ve hayranlıklarımızı sesli bir şekilde dile getirirsek soyut gibi gözüken iletişimi somutlaştırmış oluruz. Mesela, Allah’ın şu sözünü;</p><p>‘İnsanoğlu yediğine bir baksa ya’ (?)</p><p>Her sofraya oturduğumuzda ya da yediğimiz ürünleri her tezgahında gördüğümüzde şöyle bir sesli düşünsek;</p><p>“Allah’ım! Bizleri yaratarak başıboş bırakmadın! Zayıf olan bizler acıkınca, senin Er-Rezzak ismine sığındık! Yoksa aç kalırdık. Sen, bizlere olan rahmetinle sofralarımızı donattın! Her bir ikramın adeta büyüklüğünü ve sanatını sergiliyor! Ege’den gelen zeytin, bilmem hangi oradan gelen bal, bilmem hangi köyden gelen yumurta! Tüm hepsinin yaratılışı da müthiş, lezzeti de…</p><p>Sen işini çok iyi biliyorsun Allah’ım! Tüm güzellikler ve övgüler sanadır.”</p><p>‘Bunca günahlarımıza rağmen sanki alacağımız var da bir an önce hesaptan düşsün’ der gibi rızıklandırmaya devam ediyorsun… Hem de insanın yüzünü kızartırcasına!”</p><p>İnanıyorum ki bir taraftan Rabbimizi yüceltmiş oluruz, diğer taraftan Rabbimize karşı kendimizi mahçup hissetmiş oluruz.</p><p>Tefekkür ayetleri soframızdakilerle sınırlı değil kuşkusuz. Gözlerini nereye çevirirsen çevir, tefekkür edecek malzeme mutlaka vardır. Mesela; evinden çıkıp iş yerine giden bir vatandaş; sokak kedilerine, sokak köpeklerine, değişik cins kuşlara, vitrinde sergilenen balık cinslerine ya da manav tezgahlarındaki meyve çeşitlerine bakarak;</p><p>‘Aman Allah’ım! Bu ne büyüklük, bu ne sanat! her hayvana ayrı bir cüsse, ayrı bir ses… Her meyveye ayrı bir cilt, ayrı bir tad!..</p><p>On sene önceki hamsiyle bugünkü hamsi arasında hiçbir fark yok! Canım erik istediğinde elmayla karıştırmıyorum! Biliyorum ki senin yarattığında hiçbir düzensizlik yok!</p><p>Sen bunları da boş yere yaratmadın! Bu sanatın karşısında eğilmekten[111] başka birşey düşünemiyorum! sesli bir şekilde tefekkür ettiği zaman, belki de farkında olmadan şunları ispat etmiş olur; </p><p>– Allah’ım! Sen zatınla, isim ve sıfatınla varsın!</p><p>– Allah’ım! Sen beni işitiyorsun!</p><p>– Allah’ım! Sen beni görüyorsun!</p><p>– Allah’ım! Sen beni biliyorsun!</p><p>‘İşitmek, görmek ve bilmek.’Allah’ın bu üç sıfatını zihnimizde sürekli canlı tutarsak, dostluk frekansını yakalama olasılığını artırmış oluruz.. [112]</p><p>3. Allah’ın Va’dine Güvenerek</p><p>Allah-u Teala tüm insanlara şöyle bir vaadde bulunur:</p><p>Rızık endişesi yaşamayın! Sizi ben rızıklandırıyorum.</p><p>‘Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allah’ın üzerinedir. (Hud: 11/6)</p><p>Allah’ın bu va’dine güvenen bir kuş hadisini notlayalım:</p><p>Ömer b. Hattap (r.a.) diyor ki: ‘Resulullah (s.a.v.) işittim diyordu ki:</p><p>‘Eğer sizler gerçekten gereği gibi Allah’a tevekkül ederseniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırır. Sabah aç çıkıyorlar ve akşama da tok dönüyorlar.[113] </p><p>– Ümitsizliğe düşmeyin. Ben Affediciyim!</p><p>‘Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister.’ (Nisa: 4/27)</p><p>– Sadece bana dua edin. Çünkü tüm duaları kabul eden tek merci benim.</p><p>‘Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edinin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım de) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.’ (Bakara: 2/186)</p><p>– Yaptığınız hiçbir iyiliği boşa çıkarmam!</p><p>‘Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mü’min olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.’ (Nisa: 4/124)</p><p>– Sınavı kazanana Cennet vaad ediyorum!</p><p>‘Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaad etti…’ (Tevbe: 9/72)</p><p>– Sınavı kaybedene ise Cehennem…</p><p>‘… Bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.’ (Mü’min: 40/60)</p><p>– İnanın… Üstün olun!</p><p>‘Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.’(Ali İmran: 3/139)</p><p>– İnanın… Kalbinize güven indireyim!</p><p>‘İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye mü’minlerin kalplerine güven indiren O’dur…’ (Fetih: 48/4)</p><p>Allah-u Teala’nın bu vaadlerine güvenmek demek dostluk yönünde atılan en önemli adımdır…</p><p>Peki nasıl güveneceğiz?</p><p>Öyle ya? Ne kendisini gördük, ne de cennet ve cehennemini!</p><p>Diyorum ki;</p><p>Allah’a güvenmeye giden yol, ilk iki başlığımızın yeterince anlaşılmasından geçer;</p><p>– Allah’ı gereği gibi tanımak</p><p>– Allah’ın gücüne, büyüklüğüne, sanatına ve kulları üzerinde tasarruf sahibi olduğuna katıksız iman edip haykırmak!</p><p>Allah’ın va’dine güvenen bir insan hayatının her saniyesinde emin olur… Ve bu ‘emin’lik onu Allah’a sıkı sıkı bağlar… [114]</p><p>4. Allah’ı Severek</p><p>Hangi durumlarda karşımızdakine sıcak bir muhabbet besleriz (severiz)?</p><p>a. Kişisel haklarımıza dokunmadığında</p><p>b. İkram gördüğümüzde</p><p>c. Yoğun ilgi gördüğümüzde</p><p>d. Hatalarımız yüzümüze vurulmadığında</p><p>e. İyiliğimiz için nasihat edildiğimizde</p><p>f. İsteklerimize cevap bulduğumuzda</p><p>g. Karşılıksız sevdiklerinde…</p><p>Bu tür şartların oluştuğu ortamda herkes sevilir. </p><p>Allah-u Teala da, hiçbir şeye ihtiyacı olmamasına rağmen -hele de insanların sevgi ve ibadetlerine- kullarının, kendisini sevmeleri için tüm şartları fazlasıyla oluşturmuş… [115]</p><p>a. İnsanların Kişisel Haklarını Korur;</p><p>Yalan, gıybet, iftira, dedikodu, hırsızlık, cinayet, lakap takma, sömürme, vb. gibi insana zarar veren vakaları yasaklayarak kullarının maddi ve manevi haklarını korumuştur. [116]</p><p>b. Kullarına İkramlarda Bulunur;</p><p>İnanan ve inanmayan diye ayırım yapmaksızın denizlerden, dağlardan, bayırlardan ve karadan türlü türlü sebze, meyve ve hayvan etlerinden olan besinlerle ikramda bulunur.</p><p>Allah’ın kullarına olan ikramları sadece bunlarla sınırlı değil. [117]</p><p>c. Allah, Her Kuluyla Yakından İlgilenir;</p><p>Kulları tarafından yakından tanınmak için ayetlerini evrene serpiştirmesiyle, kendi dininin tanınıp yaratılış gayelerini öğretmek için peygamberler göndermesiyle, islam davetçilerini göreve çağırmasıyla, her yerden (gökten, yerden ve denizlerden) rızıklandırmasıyla, evlat vermesiyle, akıl vermesiyle vs. ile yakından ilgilenir. [118]</p><p>d. Allah, Kullarının Hatalarını Gizler</p><p>İbn-u Ömer (r.a)’dan:</p><p>Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:</p><p>‘Müm’in Rabbine yaklaştırılır. Öyle ki, (Allah onun) üzerine himayesini indirir ve günahlarını itiraf ettirir. Ona sorar:</p><p>– Şu şu günahlarını biliyor musun?</p><p>Mü’min kul, iki kere;</p><p>“Evet ey Rabbim, biliyorum!” der. </p><p>Rab Teâlâ da:</p><p>“Dünyada iken bunları örterek seni teşhir etmemiştim. Bugün de onları senden affediyorum!” buyurur. Sonra da Ona hasenat defteri verilir.[119] </p><p>e. Bize Hep Nasihat Eder;</p><p>‘İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.’ (İbrahim: 14/52)</p><p>‘Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi v.b.) iyi davranın; Allah kendisini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.’ (Nisa: 4/36)</p><p>‘Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.’ (Nahl: 16/90) [120]</p><p>f. Allah, İsteklerimizi Dinler ve Kabul Edeceğini Va’deder;</p><p>‘… Şüphesiz Sen (Allah’ım) duayı hakkıyla işitensin…’ (Ali İmran: 3/38)</p><p>Ebu Hureyre (r.a.)’den Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:</p><p>‘Şanı yüce ve mübarek Rabbimiz her gece gecenin son üçte biri kaldığı vakit dünya göğüne iner ve şöyle buyurur:</p><p>‘Bana dua eden var mı, duasını kabul edeyim.</p><p>Benden birşeyler isteyen var mı, ona vereyim. Benden mağfiret dileyen var mı, onun günahını bağışlayayım.’[121]</p><p>g. Allah, İnanan Kullarını Hiçbir Menfaat Beklemeden Sever;</p><p>Allah-u Teala noksan sıfatlardan münezzehtir. Hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi kendisinin üstünde de hiçbir irade yoktur.[122] Allah-u Teala’nın bir kulunu sevmesi demek o kulundan razı olması demektir… Allah’ın sevgisini kazananlar Allah’a ne verebilirler?</p><p>Canını!</p><p>O can kimin?</p><p>***</p><p>Burada, üzerinde hassas bir şekilde durmamız gereken nokta şu;</p><p>Yukarıdaki şartları oluşturan herkes sevilir demiştik… Aynı şartlardan hem daha güzel, hem devamlı, hem de dünyanın her yerinde ve her zaman diliminde bizleri gözetleyip kollayan Allah, neden daha çok sevilmiyor?</p><p>Okuyucuların yerinde olsam derin derin düşünürüm;.. Çünkü Allah ile kurulacak olan dostluğun daimi olması, samimi olması ve dostluğa zarar verecek etkenleri sabırla bir bir aşması Allah’ı sevmekle mümkün olur ancak. [123]</p><p>Neden Allah’ı Gereği Gibi Sevemedik?</p><p>– Çünkü varlığını ensemizde hissedemedik…</p><p>– Çünkü gereği gibi tanıyamadık…</p><p>– Çünkü aldığımız ikramların arkasında kendisini göremedik…</p><p>– Çünkü verdiği ikramların değerini ve büyüklüğünü göremedik…</p><p>– Çünkü bizi sevdiğini ve kolladığını anlayamadık… [124]</p><p>Peki Allah Nasıl Sevilir?</p><p>Başlığımızı aydınlatacak çok basit bir misal verelim:</p><p>Evin en küçük çocuğu, gelen misafirlerin ellerini öperek; ‘hoşgeldiniz’ der…</p><p>Çocuğu sevimli gören misafirlerden biri çocuğun her iki yanağından öperek, bir çikolata verir… Çikolatayı kapan çocuk annesinin yanına koşar.</p><p>Çocuğun Annesi: ‘Gelenlerden kimi seviyorsun?’ diye sorunca çocuk, elindeki çikolataya bakarak;</p><p>‘Bana çikolata veren amcayı!’ der…</p><p>Misafirlerin bulunduğu odaya tekrar giren çocuk, masada atari görür… Belli ki sonradan konmuş. Babasının;</p><p>‘Bu atari senin oğlum! Sana almışlar.’ demesiyle atariyi alır ve babasına teşekkür ederek tekrar annesinin yanına gider… Çocuğun Annesi;</p><p>– Şimdi kimi çok seviyorsun?’ diye sorar.</p><p>Çocuk; ‘Atariyi vereni’ der.</p><p>Ç. Annesi; ‘Teşekkür ettin mi bari?’ der.</p><p>Çocuk; ‘Kimin verdiğini bilmiyorum ki!’ der.</p><p>İlkinde ikram eden eli görünce hem kendisine teşekkür etti, hem de, annesine onu sevdiğini söyledi.</p><p>İkincisinde, hediyenin değeri büyük olmasına rağmen hediye edeni görmediği için yapacağı teşekkür başka adrese gitti; ya da hiç gitmedi…</p><p>İnanın sistem aynı… İkram eden el; sevilir…</p><p>Eğer bizler de aldığımız her nimetin arkasında Allah’ın bulunduğunu ve sıcağı sıcağına O an teşekkürlerimizi bildirirsek sevgi iletişimini kurmuş oluruz.</p><p>Sevgimizi yapacağımız fiili ibadetler dışında sözlü olarak şöyle dile getirebiliriz;</p><p>– Allah’ım! Bana imanı tattırdığın için seni seviyorum!</p><p>– Allah’ım! Beni rızıklandırdığın için seni seviyorum!</p><p>– Allah’ım! Kusurlarımı bağışlayacağını va’dettiğin için seni seviyorum!</p><p>– Allah’ım! Bana sıhhat ve afiyet verdiğin için seni seviyorum!</p><p>– Allah’ım! Göz zevkime hitap edecek çok güzel manzaralar yarattığın için seni seviyorum!</p><p>– Allah’ım! Şeytan ve dostlarının bizlere nasıl yaklaştığını bildirdiğin için seni seviyorum!</p><p>– Allah’ım! Az amele çok sevap verdiğin için seni seviyorum!</p><p>– Allah’ım! Senin sevgine ulaşan yolları bizlere bildirdiğin için seni seviyorum!</p><p>Dil ile sürekli seni seviyorum Allah’ım demek sevgi kapısını aralayabilir… O kapıdan muhtemelen şöyle bir ses işitilir;</p><p>– ‘O zaman ispat et’[125]</p><p>5. Geceyi İyi Değerlendirecek</p><p>Gece;</p><p>– Aşkın ispat saatleri…</p><p>Gece;</p><p>– Dostluğun sağlam temelleri atıldığı sessiz ama diri olan bir zaman dilimi…</p><p>Gece;</p><p>– Zihni meşgul eden her şeyin karanlığa gömüldüğü bir an…</p><p>Gece;</p><p>– Allah sevgisinin başı</p><p>Gece;</p><p>– Duaların, tövbelerin ve isteklerin kabule yakın olduğu bir fırsat anı…</p><p>Gece;</p><p>– Allah’ın kuluna en yakın olduğu bir buluşma saatleri…</p><p>Gece;</p><p>– Allah dostlarının olmazsa olmazı ve gelmesi için sabırsızlandıkları bir dost…</p><p>Gece;</p><p>– Adına nafile ibadetlerin yapıldığı bir vakit olarak adlandırıp içini boşalttıkları bir zaman dilimi…</p><p>Gece;</p><p>– Allah dostlarının üç kanaldan[126] beslendikleri ecir deposu…</p><p>Bu kadar çok nimetleri barındıran gece vakti, muhatabına günde bir kez uğrar… Dünyanın neresinde olursa olsun muhatabını unutmaz… Trenin istasyona yanaştığı gibi muhatabının yatağına kadar yanaşır… İmsak vaktine kadar bekler… Sonra da çeker gider…</p><p>Gecenin nimetlerle dolu olduğunu bilen Allah dostları, dostunun huzurunda zinde olmak ve uykuya yenik düşerek muhabbetin kısa sürmemesi için tedbirini akşamdan alırlar. Yani erken uyurlar</p><p>Bir süre sonra beklenen an gelir ve dost adayları, aşkını ispat etmek için nefse pek de hoş gelen yatağını üç talakla boşarlar!;</p><p>‘Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere yataklarından uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.’(Secde: 32/16)</p><p>Gece priminden yararlanmak isteyenlerden kimi Kur’an okuyarak Allah ile diyaloga geçmek ister, kimi de namaz kılarak;</p><p>‘(Rasulüm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını) Rabbin elbette biliyor…’ (Müzemmil: 73/20)</p><p>‘Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur’an-ı tane tane oku.’ (Müzemmil: 73/6)</p><p>Başka bir dost, bunların yanına bir yenisini daha ekleyerek Rabbinin gücünü ve Rahmetini tefekkür etmek için camdan dışarı bakar…</p><p>Gökyüzünde flaş gibi patlayan yıldızlara baktığında Allah’ın şu sözü üzerine tefekküre dalarlar;</p><p>‘Andolsun, biz gökte bir takım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik.’ (Hicr: 15/16)</p><p>Gözler yıldızlara ve Rabbinin büyüklüğüne dalmışken, başka bir ayet devreye girerek muhabbete ortak olmak ister;</p><p>‘… rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için bir çok deliller vardır.’(Bakara: 2/164)</p><p>Tefekkür ayetleriyle muhabbet kurmaya çalışan gece kuşları, Allah’ın bu muazzam sanatı karşısında peygamberlerinden öğrendiği şu duayı okurlar;</p><p>‘Allah’ım! Hamd yalnız sanadır. Gökleri, yeri ve onlarda bulunanları var eden ve varlıklarını ayakta tutan sensin. Hamd yalnız sanadır. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların mülkü/tasarrufu yalnız senindir. Hamd yalnız sanadır. (Ey) göklerin ve yerin nuru, hamd yalnız sanadır. Sen göklerin ve yerin mutlak egemenisin. Hamd yalnız sanadır. Sen hakkın ta kendisisin, va’din gerçektir, sana kavuşmak gerçektir, senin sözün gerçektir, cennet gerçektir, cehennem gerçektir, bütün peygamberler gerçektir, Muhammed gerçektir, kıyametin kopması gerçektir. Allah’ım ben sana teslim oldum, sana iman ettim, sana güvenip dayandım, sana döndüm. </p><p>Anlaşmazlık davalarımı senin hükmüne sundum, başkaları ile mahkemeleşmek için sana baş vurdum, önceden yaptıklarımı da, yapacaklarımı da, gizliliklerimi de, açıkladıklarımı da bağışla! Öne geçiren de, sonraya bırakan da sensin. Senden başka hiçbir ilah yoktur.</p><p>Allah’ı görüp, karşılıklı konuşurmuşcasına yapılan bu sesli hayranlık (dua) bir taraftan imanlarını artırırken diğer taraftan Allah’tan bazı taleplerde bulunmanın önünü açar…</p><p>Birçok insanın, Allah aşkı yerine uyku aşkını tercih ettikleri bu saatlerde, Allah; dostlarına şöyle seslenir;</p><p>‘… Bana dua eden var mı, duasını kabul edeyim. Benden birşey isteyen var mı, ona vereyim. Benden mağfiret dileyen var mı, onun günahını bağışlayayım.’[127]</p><p>Yapılacak duaların, isteklerin ve bağışlanmaların kabule yakın olduğu bu saatlerde kulun Allah ile konuşmaları devreye girer… Böylelikle sıcak bir muhabbet başlamış olur…</p><p>Başka bir gece kuşu Kur’an-ı Kerim okuyup ayetler üzerinde tefekkür ederek hem Rabbi ile diyaloğa geçer, hem okuduğu her harfe on sevap alır hem de sabaha enerjili girmiş olur…</p><p>Başka bir ecir avcısı kıyama geçer… Herkes yatağına ikiseksen uzanmışken, o; Rabbinin huzurunda hareketsizce bekler… Aşkını, duruşuyla ispat etmeye çalışır… Çünkü bilir ki aşk; ispat ister… [128]</p><p>6. Tüm İşlerimizde Allah’a Danışarak</p><p>Zamanın sahibi Allah-u Teala insanoğluna bir saniye sonrası hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir. Böylelikle insan, yapacağı herhangi bir işin sonucu lehte mi aleyhte mi olacağını önceden bilemez…</p><p>Bir şeye karar vermeden önce, eski tecrübelere ve istişareye başvurarak işe girişir… Sonrası meçhuldür… Hayırla da sonuçlanabilir, şerle de…</p><p>Allah’ın taktiri, yapılan işin sonucu hayırla sonuçlandığında taktir ve teşekkür akıl ve istişareye yapılmış olur. (Sanki Allah’ın hiçbir fonksiyonu yokmuş gibi! Haşa!)</p><p>Allah’a dost olmaya çalışanlar ise düşünür;</p><p>– Bir saniye sonrasını kim daha iyi biliyor?</p><p>‘Allah’</p><p>– Yapılan herhangi bir işin ne ile sonuçlanacağını kim daha iyi biliyor?</p><p>‘Allah’</p><p>– İnsanların geleceğinin hayırla sonuçlanmasını kim daha çok istiyor?</p><p>‘Allah’</p><p>– Hayrı ve şerri kim yarattı?</p><p>‘Allah’</p><p>– Yapılacak herhangi bir iş öncesi Allah’ın ‘Alim’ sıfatına danışılmasının herhangi bir zararı var mı?</p><p>‘Hayır’</p><p>O zaman; akıl, tecrübe ve istişare üçlüsüne bir yenisini daha eklerler;</p><p>‘İstihare’</p><p>Yani iş öncesi Allah’ın Alim sıfatına müracaatta bulunmak. ‘Allah’a nasıl danışılacak? sorusunun cevabı hadis kitaplarına şöyle notlanmış:</p><p>Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: Rasulullah şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.v.) bize, Kur’an’dan bir süre öğretir gibi tüm işlerde istihare etmeyi öğretir; şöyle buyurdu:</p><p>‘Sizden biriniz bir işi yapmayı içinden geçirirse farz namazın dışında iki rekat namaz kılsın. Sonra şöyle desin: “Allah’ım! İlmine baş vurarak senden hayır isterim. Kudretine dayanarak senden güç isterim. Senden yüce ihsanını isterim. Sen güç yetirirsin, ben güç yetiremem. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen bilinmeyenleri en iyi bilensin. Allah’ım! (Bu arada bu duayı okuyan kişi ihtiyacını dile getirir. Öğrenci, öğretmen, esnaf, işsiz, işçi, evlat isteyen, ev isteyen vb.) benim için; dinimde, yaşantımda ve işimin sonunda hayırlı biliyorsan onu bana takdir et, kolaylaştır ve sonra bereketli kıl. Bu işin benim için; dinimde, yaşantımda ve işimin sonunda şerli olarak biliyorsan onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Ve benim için nerede olursa hayrı taktir et. Sonra beni onda razı kıl.”[129] </p><p>Yapılan bu duadan sonra işe girilir… Taktiri ilahi, işin sonucu hayırla[130] neticelendiğinde;</p><p>– ‘Allah’ım sana hamdolsun!’ inşaallah işin böyle sonuçlanması dünyamız ve ahiretimiz için fayda verir’ denir.</p><p>Yine taktiri ilahi bu duadan sonra girişilen iş şer gibi gözükebilir… Bu kez de;</p><p>– ‘Allah’ım! Çıkan sonuçta sen bizlere gereken sabrı ver… Ve bizleri razı kıl… Belki de böylesi hakkımızda hayırlıdır’ der, ne isyan bayrakları çekilir ne de dostluk zarar görür…</p><p>Yapılan her işten önce Allah’a daşımak çok az yapılan müracaatlardan biridir… Unutulmasın ki az yapılan bir işte çok ecir vardır… Hele de Allah ile diyalogsa bu; Dostluğun, sevginin ve muhabbetin zirveye çıkmasıdır… [131]</p><p>7. Yapılan Duaların Takibatını Yaparak</p><p>‘(Rasulüm!) De ki: Kulluk ve yalvarmanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?..’ (Furkan: 25/77)</p><p>İlahi uyarıyı dikkate alan Allah dostları dua’larla ayakta kaldıklarını bilirler…</p><p>Doktorun, hastasını takip ettiği gibi, yapmış oldukları duaların da takibatını yaparak;</p><p>– Kabul edilmişse; teşekkür ederler</p><p>– Gecikmiş, ya da kabul edilmemişse de, (her halukârda hamd edip) sabrederler…</p><p>Yapılan duaların takibatını yapmak dostluğun kuvvetlenmesine şöyle katkıda bulunabilir;</p><p>– Allah’ım! Ben sürekli senin kontrolünde olduğumu hissetmek istiyorum. Senin kontrolünde olduğumu hissettiğimde hata oranını minimuma, salih ameli de maksimuma çıkarabiliyorum. Vaktinde yapılan teşekkürün makbule yakın olduğunu biliyorum.</p><p>Yapacağım her teşekkür eylemiyle de beni gördüğünü, işittiğini ve seninle iletişim halinde olduğumu ispat etmiş olurum. [132]</p><p>8. İşlenen Bir Günahın Hemen Akabinde Allah’tan Özür Dileyerek</p><p>İnsanları günah işlemeye meyyal yaratan Allah-u Teala, tövbe kapısını sürekli açık bırakarak günah işleyen kulların paklanmasını istemiştir:</p><p>‘Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister…’ (Nisa: 4/4)</p><p>‘Ey iman edenler! Samimi bir tövbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter…’ (Tahrim: 66/8)</p><p>Günahtan sonra yapılacak özrün vaktini de bildirmiştir:</p><p>‘Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tövbe edenlerin tövbesidir; İşte Allah bunların tövbesini kabul eder…’ (Nisa: 4/17)</p><p>Allah’ın, günah işleyen bir kulun tövbesini kabul etmesi demek O’nu sevmesi demektir.[133] O sevgiyi kazanmanın yolu da işlenen günahtan sonra sıcağı sıcağına özür dilemekten geçiyor.</p><p>Bu özrü Resulullah (s.a.v.) başka bir açıdan şöyle değerlendiriyor:</p><p>Muaz bin Cebel’den Rasulullah (s.a.v.) dedi ki; </p><p>–’Nerede olursan ol, Allah’tan kork. Ve işlediğin kötülükten sonra iyilik işle ki onu yok etsin. Ve insanlara güzel huyla muamele et.’[134] </p><p>İşlenen günah ile yapılacak tövbe eyleminin arasındaki zaman dilimi, Allah ile dostluk derecesini gösterir.[135]</p><p>9. İtikaf ya da Bir Günün Tamamını Allah ile Geçirerek</p><p>Her ne kadar da kitaplar itikaf’ı;</p><p>‘Ramazanın son on gününde yapılan sünnet bir ibadettir.’ olarak tanımlıyorsa da, bizler itikaf eylemine farklı bir anlam yükleyeceğiz…</p><p>İtikaf;</p><p>Kalbi ve zihni meşgul eden dünya işlerinden ve içindekilerden (kadın, evlat ve diğer sorumluluklar) en az on gün uzaklaşıp Allah ile başbaşa kalarak kalbe iman doldurulan bir takva istasyonu…</p><p>Hele de, şeytanın zincire vurulduğu, Kur’an’ların hatmedildiği, insanların biraz daha müslüman olduğu bu mübarek ramazan ayında, insan biraz daha fazla Rabbine bağımlıdır…</p><p>Son on günde her hangi bir camide, gündüzü ve gecesiyle Rab’le geçen bir beraberlik; sevgi tohumunun atıldığı ve kısa sürede yeşerdiği bir beraberliktir…</p><p>İtikafta geçen on günde kişi hem imanını tartmış olur, hem okuduğu Kur’an ve kıldığı namazlardan tad almaya başlamış olur, hem de sabır nimetini tatmış olur…</p><p>On günde kazanılan enerji diğer ibadetlere de yansıyacağından salih amellerde gözle görülür bir artış olacaktır…</p><p>Allah ile uzun bir süre başbaşa kalmak için Ramazanı beklemeye hiç gerek yok. İmkanlar dahilinde ayda bir gün, ya da 2 ay da bir gün; günün yirmi dört saatini Allah ile paylaşabiliriz.</p><p>Her hangi bir cami ya da kendi evimizin bir odasını musaidleştirerek Allah ile 24 saat başbaşa kalabiliriz…</p><p>Rasulullah (s.a.v.)’ın Peygamberlikten önce Hira mağarasında uzlete çekilmesindeki sır ne acaba? [136]</p><p>10. Allah’a İsyana Götürecek Amelleri İyi Tanıyıp Hayra Yorumlayarak</p><p>Yaratılışı icabı rahat yaşamayı seven bir insan, musibetlerle imtihana tabi tutulmak istemez. İnsanlar istemese de Allah-u Teala insanları bir şekilde sıkıntılarla sınar…</p><p>İmtihanların sıkıntılı geçmesiyle -şeytanın da yardımıyla- Allah’a karşı tek taraflı bir kırgınlık başgösterebilir:</p><p>– ‘Bu kadar insan varken; beni mi buldu?’ gibi…</p><p>Ya da;</p><p>– ‘Daha ne kadar çekeceğim bu sıkıntıları?’ gibi…</p><p>Özellikle de cana ya da mala gelen musibetler insanın canını sıkar ve pek de hayra yorumlanmaz… Hele de Allah ile iletişim kurulmamışsa…</p><p>Geçirmiş olduğu trafik kazasıyla bir bacağını kaybetmiş sıradan bir vatandaş bile ölmediğine şükreder. Bunun şükrü, Allah ile dostluğunu kuvvetlendirmez. Sadece o anlık sevincinden söylemiştir… Ama daha sonra tek bacaklı bir hayatı kabullenmeyip isyan vari cümleler sarf edecektir.</p><p>Allah’a dost olmaya çalışanlar her hangi bir musibet anında;</p><p>‘O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.’ </p><p>Aynı musibet isabet ettiğinde;</p><p>– Kalan bacağını işaret ederek;</p><p>– “Allah’ım! Sana hamdolsun ki bu bacağımı bağışladın! Kollarım da kopabilirdi!</p><p>İnşaallah günahlarıma keffaret olur” diyerek Allah ile dostluklarına zarar gelmesini engellerler.</p><p>Musibetler, sadece trafik kazasıyla gelmez.[137] Ama her halukârda mutlaka hayra yorumlanacak bir tarafı vardır.</p><p>Musibet sonrası hamdetmek, normal bir anda hamdetmekten daha ecirli olur… Ve kurulacak bir dostluğa katkıları daha fazla olur…</p><p>Resulullah (s.a.v.) bu konuda Allah dostlarını şöyle müjdeler:</p><p>‘Mü’minin işine şaşarım. Allah musibet verir; sabreder, ecir alır. Nimet verir; şükreder, yine ecir alır.’[138] </p><p>11. En Sevdiğimiz (eşya, can, vb.)i İnfak Ederek</p><p>Dünya malını insana sevdiren Allah-u Teala sevilip sevilmediğini test etmek için, emaneten verdiği bir eşyayı (bu ne olursa olsun, ev, araba, iş yeri, kalem, ceket, türban, para, tarla, bilezik, bisiklet, can vb.) geri ister…</p><p>Eşyayı pek de fazla seven insan, yerine yenisi gelmeyi verir düşüncesiyle pek de vermek istemez… İlla da infak edecekse yerine çok rahat temin edeceği, ya da artık kullanmak istemediği bir eşyayı verir.</p><p>Böyle bir infak durumunda;</p><p>– ‘Seni çok seviyorum Allah’ım! Bak, senin rızanı ve sevgini kazanmak için malımdan infak ettim’ mesajı Allah’a ulaşmaz.[139]</p><p>Sevildiğini somut bir şekilde görmek isteyen Allah-u Teala, kullarına sevgiye giden yollardan birini şöyle gösterir;</p><p>‘Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça “iyi”ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.’ (Ali İmran: 3/92)</p><p>Olası bir infak durumunda, ‘Sevdiğimden mi versem, sevmediğimden mi?’ diye ikileme düşerseniz,</p><p>– ‘Hangi eşyanızı cennette kullanmak istiyorsanız onu verin’ derler…</p><p>Sevilen bir nesneyi Allah için infak etmek eyleminin altında şöyle gerçekler yatar;</p><p>1. Allah’ı, eşyamdan daha çok seviyorum!</p><p>2. Allah’ın Er-Rezzak ismine güveniyorum.</p><p>3. Nefse ağır gelen bir amelin pirimi yüksek olur.</p><p>4. Cennetteki derecemin artabileceğine iman ediyorum.[140]</p><p>Bu başlığın açılımını yaparken, aklıma çok önceleri işittiğim bir fıkra geldi. Konumuzun aydınlanmasına katkıda bulunacağı için yazma gereği duydum.</p><p>Çok ünlü bir ressam kendisine ait olan bir tabloyu açık artırma ile satışa sunar. Herkes bir fiyat verir. Ve bu rakam 50 milyara ulaşır… Tam satacakken genç bir çocuk satıcının yanına gelerek bir şeyler söyleyip 50 milyonu vererek çok değerli panoyu alır. Alıcılar şaşkındırlar… Ve sorarlar;</p><p>– Neden 50 milyara vermedin de Elli milyona verdin?</p><p>Satıcı şöyle yanıtlar:</p><p>– Bu tablo benim için çok değerli… Tabloya en çok değer verene satmak istedim. Bu tablom için, siz, onca servetinizden sadece bir kısmını vermek istediniz. Ama bu çocuk boğazından kesip biriktirdiği harçlıklarını ve sattığı bisikletin parasını verdi. Yani her şeyini… </p><p>Zannedersem anlaşıldı… [141]</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eyvàh!, post: 1906, member: 12"] ALLAH İLE DOSTLUK NASIL KURULABİLİR… Giriş Öncelikle şunu belirtelim ki Allah’ın, hiçbir şekille kullarının dostluğuna ihtiyacı yoktur… Bu dostluktan çıkarı olan ancak ve ancak insandır. [105] • Allah’ın İstediği Bir Şekilde! Her ne kadar da kendisine dost olmaya çalışırken çeşitli vesileler arasak da, kendisinin onaylamadığı tüm girişimlerimiz sonuçsuz kalır… Bunun için önce sağlam bir akide sonra da kendisiyle kuracağımız dostluk girişimimizi Kur’an ve Sünnete onaylatmak… Çünkü Allah’a giden yolları kuşkusuz kendisi daha iyi bilir… İşte bu yüzden atacağımız her adıma çok dikkat etmeliyiz. [106] 1. Allah’ı Gereği Gibi Tanıyarak Bu başlığımızı, ‘Allah ile dostluğun önündeki engeller’ bölümünde kısaca değinmiştik. Şimdi de Allah ile dostluk nasıl kurulabilir başlığı altında inceleyelim. Allah’ı gereği gibi tanımak dostluğu sağlayan en büyük etkenlerden biridir. Çünkü Allah’ı tanımak demek; rızasını ve gazabını kazandıracak amelleri bilmek demektir. Edinilen bu bilgi[107] ile insan gerekli tedbirini alarak[108] dostluğunu perçinleştirir. Peki Allah’ı nasıl tanıyacağız? …. bölümünde de dediğimiz gibi; isim ve sıfatlarının tecellisini görerek… Allah’ın isim ve sıfatları gereği gibi incelendiğinde üç başlık altında toplandığı görülür; 1. Allah büyüktür 2. Allah merhametlidir 3. Allah’ın azabı şiddetlidir. Allah’ın, sadece ‘merhamet eden’ vasfının bilinmesi ya da sadece azabının şiddetli olmasının bilinmesi yeterli değildir… Eksik bilgi dostluğa zarar verir. ‘Allah’ın isim ve sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenmek için Esma-ul Hüsna kitaplarına ve beraberinde iyi bir tefekküre müracaat edilebilir. Allah’ın isim ve sıfatlarını doğada okurken sesli bir şekilde tefekkür, dostluğu samimileştirir. Mesela; yazı yazarken, ‘Allah’ım! Adına yemin ederim ki şu an neler yazdığımı görüyorsun! Daha neler yazacağımı biliyorsun! Şu an etrafımdakilerin konuşmaları işitiyorsun! Çünkü sen varsın! Allah’ım! Kullarını yaratıp ta kıyameti beklemiyorsun. Her kulunla olduğu gibi benimle de yakından ilgileniyorsun! Beni adımla tanıyorsun… Hatta tüm hücrelerimle!.. Şu an sokağımda gürültüler geliyor; sen o gürültü çıkaranları da tanıyor ve onları tek tek işitiyorsun! Aynı anda karşı apt. çatısındaki kuş’un Seni zikrettiğini işitiyor, görüyor ve biliyorsun! Sen hayatımızla içiçesin! Bu ve benzeri sesli hatırlamalar (dualar) zamanla dostluğu kuvvetlendirir. Fatura kuyruğundaki bir dost adayının; ‘Allah’ım! Şu anda hangi faturayı hangi şubeye yatıracağımı, önümde kaç kişinin olduğunu, ne kadar zaman sonra sıranın bana geleceğini, tüm insanların ceplerinde ne kadar para olduğunu bugün neler kazandığını ve kaybettiğini, yarın neler kazanacaklarını, kimin hangi saatte öleceğini, kimin kimin hakkında neler düşündüğünü ve düşüneceğini biliyorsun!’ diye sesli düşünmesinin dostluğun yakinileşmesine olan katkısını düşünebiliyor musunuz? Unutmayalım ki sesli düşünce, dikkatlerimizi bir noktada toplar. Günün her saatinde sesli tefekkür yapabiliriz. Böylelikle hem imanımızı artırmış oluruz hem de dostluğumuzu perçinleştirmiş oluruz. Sesli tefekkürle, her an Allah’ın gözetiminde olduğumuz hissi ağır basacağından az günah, çok salih amel işleme isteği artacaktır. [109] 2. Tefekkür Ayetleri Vesilesiyle Tek Taraflı Konuşarak Allah-u Teala, insanların kendisiyle dostluklarını ne şekilde kurabileceklerini bildiren bir kitabı, Peygamberiyle göndermiştir. Allah’ın, kullarıyla olan dostluk sözleşmesi olarak da adlandırdığımız bu kitab, sindire sindire incelendiğinde dostluk yolunda önemli mesafeler katedileceği kanaatindeyim. Bozuk bir nesil Altın bir nesle[110] dönüşebiliyorsa bizler neden aynı iletişimi sağlayamayalım ki? Peki nasıl olacak? Diyorum ki Allah’ın şu sözüne kulak vererek; “Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirerek geçerler” (Yusuf: 12/105) Sanki Allah-u Teala şöyle diyor; ‘Ey kullarım! Kendimi tanıtacak o kadar çok kartvizitler yaydım ki evrene!.. Dünyanın neresinde olursanız olun, istediğiniz an benimle diyaloğa geçebilirsiniz…’ Altın nesilden bazıları Allah ile şöyle bir diyaloğa geçmişler; ‘… Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler): Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz…’ (Ali İmran: 3/191) Bizler de aynı şekilde tefekkür ayetlerini evrene serpiştirerek duygularımızı ve hayranlıklarımızı sesli bir şekilde dile getirirsek soyut gibi gözüken iletişimi somutlaştırmış oluruz. Mesela, Allah’ın şu sözünü; ‘İnsanoğlu yediğine bir baksa ya’ (?) Her sofraya oturduğumuzda ya da yediğimiz ürünleri her tezgahında gördüğümüzde şöyle bir sesli düşünsek; “Allah’ım! Bizleri yaratarak başıboş bırakmadın! Zayıf olan bizler acıkınca, senin Er-Rezzak ismine sığındık! Yoksa aç kalırdık. Sen, bizlere olan rahmetinle sofralarımızı donattın! Her bir ikramın adeta büyüklüğünü ve sanatını sergiliyor! Ege’den gelen zeytin, bilmem hangi oradan gelen bal, bilmem hangi köyden gelen yumurta! Tüm hepsinin yaratılışı da müthiş, lezzeti de… Sen işini çok iyi biliyorsun Allah’ım! Tüm güzellikler ve övgüler sanadır.” ‘Bunca günahlarımıza rağmen sanki alacağımız var da bir an önce hesaptan düşsün’ der gibi rızıklandırmaya devam ediyorsun… Hem de insanın yüzünü kızartırcasına!” İnanıyorum ki bir taraftan Rabbimizi yüceltmiş oluruz, diğer taraftan Rabbimize karşı kendimizi mahçup hissetmiş oluruz. Tefekkür ayetleri soframızdakilerle sınırlı değil kuşkusuz. Gözlerini nereye çevirirsen çevir, tefekkür edecek malzeme mutlaka vardır. Mesela; evinden çıkıp iş yerine giden bir vatandaş; sokak kedilerine, sokak köpeklerine, değişik cins kuşlara, vitrinde sergilenen balık cinslerine ya da manav tezgahlarındaki meyve çeşitlerine bakarak; ‘Aman Allah’ım! Bu ne büyüklük, bu ne sanat! her hayvana ayrı bir cüsse, ayrı bir ses… Her meyveye ayrı bir cilt, ayrı bir tad!.. On sene önceki hamsiyle bugünkü hamsi arasında hiçbir fark yok! Canım erik istediğinde elmayla karıştırmıyorum! Biliyorum ki senin yarattığında hiçbir düzensizlik yok! Sen bunları da boş yere yaratmadın! Bu sanatın karşısında eğilmekten[111] başka birşey düşünemiyorum! sesli bir şekilde tefekkür ettiği zaman, belki de farkında olmadan şunları ispat etmiş olur; – Allah’ım! Sen zatınla, isim ve sıfatınla varsın! – Allah’ım! Sen beni işitiyorsun! – Allah’ım! Sen beni görüyorsun! – Allah’ım! Sen beni biliyorsun! ‘İşitmek, görmek ve bilmek.’Allah’ın bu üç sıfatını zihnimizde sürekli canlı tutarsak, dostluk frekansını yakalama olasılığını artırmış oluruz.. [112] 3. Allah’ın Va’dine Güvenerek Allah-u Teala tüm insanlara şöyle bir vaadde bulunur: Rızık endişesi yaşamayın! Sizi ben rızıklandırıyorum. ‘Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allah’ın üzerinedir. (Hud: 11/6) Allah’ın bu va’dine güvenen bir kuş hadisini notlayalım: Ömer b. Hattap (r.a.) diyor ki: ‘Resulullah (s.a.v.) işittim diyordu ki: ‘Eğer sizler gerçekten gereği gibi Allah’a tevekkül ederseniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırır. Sabah aç çıkıyorlar ve akşama da tok dönüyorlar.[113] – Ümitsizliğe düşmeyin. Ben Affediciyim! ‘Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister.’ (Nisa: 4/27) – Sadece bana dua edin. Çünkü tüm duaları kabul eden tek merci benim. ‘Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edinin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım de) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.’ (Bakara: 2/186) – Yaptığınız hiçbir iyiliği boşa çıkarmam! ‘Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mü’min olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.’ (Nisa: 4/124) – Sınavı kazanana Cennet vaad ediyorum! ‘Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaad etti…’ (Tevbe: 9/72) – Sınavı kaybedene ise Cehennem… ‘… Bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.’ (Mü’min: 40/60) – İnanın… Üstün olun! ‘Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.’(Ali İmran: 3/139) – İnanın… Kalbinize güven indireyim! ‘İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye mü’minlerin kalplerine güven indiren O’dur…’ (Fetih: 48/4) Allah-u Teala’nın bu vaadlerine güvenmek demek dostluk yönünde atılan en önemli adımdır… Peki nasıl güveneceğiz? Öyle ya? Ne kendisini gördük, ne de cennet ve cehennemini! Diyorum ki; Allah’a güvenmeye giden yol, ilk iki başlığımızın yeterince anlaşılmasından geçer; – Allah’ı gereği gibi tanımak – Allah’ın gücüne, büyüklüğüne, sanatına ve kulları üzerinde tasarruf sahibi olduğuna katıksız iman edip haykırmak! Allah’ın va’dine güvenen bir insan hayatının her saniyesinde emin olur… Ve bu ‘emin’lik onu Allah’a sıkı sıkı bağlar… [114] 4. Allah’ı Severek Hangi durumlarda karşımızdakine sıcak bir muhabbet besleriz (severiz)? a. Kişisel haklarımıza dokunmadığında b. İkram gördüğümüzde c. Yoğun ilgi gördüğümüzde d. Hatalarımız yüzümüze vurulmadığında e. İyiliğimiz için nasihat edildiğimizde f. İsteklerimize cevap bulduğumuzda g. Karşılıksız sevdiklerinde… Bu tür şartların oluştuğu ortamda herkes sevilir. Allah-u Teala da, hiçbir şeye ihtiyacı olmamasına rağmen -hele de insanların sevgi ve ibadetlerine- kullarının, kendisini sevmeleri için tüm şartları fazlasıyla oluşturmuş… [115] a. İnsanların Kişisel Haklarını Korur; Yalan, gıybet, iftira, dedikodu, hırsızlık, cinayet, lakap takma, sömürme, vb. gibi insana zarar veren vakaları yasaklayarak kullarının maddi ve manevi haklarını korumuştur. [116] b. Kullarına İkramlarda Bulunur; İnanan ve inanmayan diye ayırım yapmaksızın denizlerden, dağlardan, bayırlardan ve karadan türlü türlü sebze, meyve ve hayvan etlerinden olan besinlerle ikramda bulunur. Allah’ın kullarına olan ikramları sadece bunlarla sınırlı değil. [117] c. Allah, Her Kuluyla Yakından İlgilenir; Kulları tarafından yakından tanınmak için ayetlerini evrene serpiştirmesiyle, kendi dininin tanınıp yaratılış gayelerini öğretmek için peygamberler göndermesiyle, islam davetçilerini göreve çağırmasıyla, her yerden (gökten, yerden ve denizlerden) rızıklandırmasıyla, evlat vermesiyle, akıl vermesiyle vs. ile yakından ilgilenir. [118] d. Allah, Kullarının Hatalarını Gizler İbn-u Ömer (r.a)’dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Müm’in Rabbine yaklaştırılır. Öyle ki, (Allah onun) üzerine himayesini indirir ve günahlarını itiraf ettirir. Ona sorar: – Şu şu günahlarını biliyor musun? Mü’min kul, iki kere; “Evet ey Rabbim, biliyorum!” der. Rab Teâlâ da: “Dünyada iken bunları örterek seni teşhir etmemiştim. Bugün de onları senden affediyorum!” buyurur. Sonra da Ona hasenat defteri verilir.[119] e. Bize Hep Nasihat Eder; ‘İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.’ (İbrahim: 14/52) ‘Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi v.b.) iyi davranın; Allah kendisini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.’ (Nisa: 4/36) ‘Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.’ (Nahl: 16/90) [120] f. Allah, İsteklerimizi Dinler ve Kabul Edeceğini Va’deder; ‘… Şüphesiz Sen (Allah’ım) duayı hakkıyla işitensin…’ (Ali İmran: 3/38) Ebu Hureyre (r.a.)’den Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘Şanı yüce ve mübarek Rabbimiz her gece gecenin son üçte biri kaldığı vakit dünya göğüne iner ve şöyle buyurur: ‘Bana dua eden var mı, duasını kabul edeyim. Benden birşeyler isteyen var mı, ona vereyim. Benden mağfiret dileyen var mı, onun günahını bağışlayayım.’[121] g. Allah, İnanan Kullarını Hiçbir Menfaat Beklemeden Sever; Allah-u Teala noksan sıfatlardan münezzehtir. Hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi kendisinin üstünde de hiçbir irade yoktur.[122] Allah-u Teala’nın bir kulunu sevmesi demek o kulundan razı olması demektir… Allah’ın sevgisini kazananlar Allah’a ne verebilirler? Canını! O can kimin? *** Burada, üzerinde hassas bir şekilde durmamız gereken nokta şu; Yukarıdaki şartları oluşturan herkes sevilir demiştik… Aynı şartlardan hem daha güzel, hem devamlı, hem de dünyanın her yerinde ve her zaman diliminde bizleri gözetleyip kollayan Allah, neden daha çok sevilmiyor? Okuyucuların yerinde olsam derin derin düşünürüm;.. Çünkü Allah ile kurulacak olan dostluğun daimi olması, samimi olması ve dostluğa zarar verecek etkenleri sabırla bir bir aşması Allah’ı sevmekle mümkün olur ancak. [123] Neden Allah’ı Gereği Gibi Sevemedik? – Çünkü varlığını ensemizde hissedemedik… – Çünkü gereği gibi tanıyamadık… – Çünkü aldığımız ikramların arkasında kendisini göremedik… – Çünkü verdiği ikramların değerini ve büyüklüğünü göremedik… – Çünkü bizi sevdiğini ve kolladığını anlayamadık… [124] Peki Allah Nasıl Sevilir? Başlığımızı aydınlatacak çok basit bir misal verelim: Evin en küçük çocuğu, gelen misafirlerin ellerini öperek; ‘hoşgeldiniz’ der… Çocuğu sevimli gören misafirlerden biri çocuğun her iki yanağından öperek, bir çikolata verir… Çikolatayı kapan çocuk annesinin yanına koşar. Çocuğun Annesi: ‘Gelenlerden kimi seviyorsun?’ diye sorunca çocuk, elindeki çikolataya bakarak; ‘Bana çikolata veren amcayı!’ der… Misafirlerin bulunduğu odaya tekrar giren çocuk, masada atari görür… Belli ki sonradan konmuş. Babasının; ‘Bu atari senin oğlum! Sana almışlar.’ demesiyle atariyi alır ve babasına teşekkür ederek tekrar annesinin yanına gider… Çocuğun Annesi; – Şimdi kimi çok seviyorsun?’ diye sorar. Çocuk; ‘Atariyi vereni’ der. Ç. Annesi; ‘Teşekkür ettin mi bari?’ der. Çocuk; ‘Kimin verdiğini bilmiyorum ki!’ der. İlkinde ikram eden eli görünce hem kendisine teşekkür etti, hem de, annesine onu sevdiğini söyledi. İkincisinde, hediyenin değeri büyük olmasına rağmen hediye edeni görmediği için yapacağı teşekkür başka adrese gitti; ya da hiç gitmedi… İnanın sistem aynı… İkram eden el; sevilir… Eğer bizler de aldığımız her nimetin arkasında Allah’ın bulunduğunu ve sıcağı sıcağına O an teşekkürlerimizi bildirirsek sevgi iletişimini kurmuş oluruz. Sevgimizi yapacağımız fiili ibadetler dışında sözlü olarak şöyle dile getirebiliriz; – Allah’ım! Bana imanı tattırdığın için seni seviyorum! – Allah’ım! Beni rızıklandırdığın için seni seviyorum! – Allah’ım! Kusurlarımı bağışlayacağını va’dettiğin için seni seviyorum! – Allah’ım! Bana sıhhat ve afiyet verdiğin için seni seviyorum! – Allah’ım! Göz zevkime hitap edecek çok güzel manzaralar yarattığın için seni seviyorum! – Allah’ım! Şeytan ve dostlarının bizlere nasıl yaklaştığını bildirdiğin için seni seviyorum! – Allah’ım! Az amele çok sevap verdiğin için seni seviyorum! – Allah’ım! Senin sevgine ulaşan yolları bizlere bildirdiğin için seni seviyorum! Dil ile sürekli seni seviyorum Allah’ım demek sevgi kapısını aralayabilir… O kapıdan muhtemelen şöyle bir ses işitilir; – ‘O zaman ispat et’[125] 5. Geceyi İyi Değerlendirecek Gece; – Aşkın ispat saatleri… Gece; – Dostluğun sağlam temelleri atıldığı sessiz ama diri olan bir zaman dilimi… Gece; – Zihni meşgul eden her şeyin karanlığa gömüldüğü bir an… Gece; – Allah sevgisinin başı Gece; – Duaların, tövbelerin ve isteklerin kabule yakın olduğu bir fırsat anı… Gece; – Allah’ın kuluna en yakın olduğu bir buluşma saatleri… Gece; – Allah dostlarının olmazsa olmazı ve gelmesi için sabırsızlandıkları bir dost… Gece; – Adına nafile ibadetlerin yapıldığı bir vakit olarak adlandırıp içini boşalttıkları bir zaman dilimi… Gece; – Allah dostlarının üç kanaldan[126] beslendikleri ecir deposu… Bu kadar çok nimetleri barındıran gece vakti, muhatabına günde bir kez uğrar… Dünyanın neresinde olursa olsun muhatabını unutmaz… Trenin istasyona yanaştığı gibi muhatabının yatağına kadar yanaşır… İmsak vaktine kadar bekler… Sonra da çeker gider… Gecenin nimetlerle dolu olduğunu bilen Allah dostları, dostunun huzurunda zinde olmak ve uykuya yenik düşerek muhabbetin kısa sürmemesi için tedbirini akşamdan alırlar. Yani erken uyurlar Bir süre sonra beklenen an gelir ve dost adayları, aşkını ispat etmek için nefse pek de hoş gelen yatağını üç talakla boşarlar!; ‘Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere yataklarından uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.’(Secde: 32/16) Gece priminden yararlanmak isteyenlerden kimi Kur’an okuyarak Allah ile diyaloga geçmek ister, kimi de namaz kılarak; ‘(Rasulüm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını) Rabbin elbette biliyor…’ (Müzemmil: 73/20) ‘Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur’an-ı tane tane oku.’ (Müzemmil: 73/6) Başka bir dost, bunların yanına bir yenisini daha ekleyerek Rabbinin gücünü ve Rahmetini tefekkür etmek için camdan dışarı bakar… Gökyüzünde flaş gibi patlayan yıldızlara baktığında Allah’ın şu sözü üzerine tefekküre dalarlar; ‘Andolsun, biz gökte bir takım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik.’ (Hicr: 15/16) Gözler yıldızlara ve Rabbinin büyüklüğüne dalmışken, başka bir ayet devreye girerek muhabbete ortak olmak ister; ‘… rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için bir çok deliller vardır.’(Bakara: 2/164) Tefekkür ayetleriyle muhabbet kurmaya çalışan gece kuşları, Allah’ın bu muazzam sanatı karşısında peygamberlerinden öğrendiği şu duayı okurlar; ‘Allah’ım! Hamd yalnız sanadır. Gökleri, yeri ve onlarda bulunanları var eden ve varlıklarını ayakta tutan sensin. Hamd yalnız sanadır. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların mülkü/tasarrufu yalnız senindir. Hamd yalnız sanadır. (Ey) göklerin ve yerin nuru, hamd yalnız sanadır. Sen göklerin ve yerin mutlak egemenisin. Hamd yalnız sanadır. Sen hakkın ta kendisisin, va’din gerçektir, sana kavuşmak gerçektir, senin sözün gerçektir, cennet gerçektir, cehennem gerçektir, bütün peygamberler gerçektir, Muhammed gerçektir, kıyametin kopması gerçektir. Allah’ım ben sana teslim oldum, sana iman ettim, sana güvenip dayandım, sana döndüm. Anlaşmazlık davalarımı senin hükmüne sundum, başkaları ile mahkemeleşmek için sana baş vurdum, önceden yaptıklarımı da, yapacaklarımı da, gizliliklerimi de, açıkladıklarımı da bağışla! Öne geçiren de, sonraya bırakan da sensin. Senden başka hiçbir ilah yoktur. Allah’ı görüp, karşılıklı konuşurmuşcasına yapılan bu sesli hayranlık (dua) bir taraftan imanlarını artırırken diğer taraftan Allah’tan bazı taleplerde bulunmanın önünü açar… Birçok insanın, Allah aşkı yerine uyku aşkını tercih ettikleri bu saatlerde, Allah; dostlarına şöyle seslenir; ‘… Bana dua eden var mı, duasını kabul edeyim. Benden birşey isteyen var mı, ona vereyim. Benden mağfiret dileyen var mı, onun günahını bağışlayayım.’[127] Yapılacak duaların, isteklerin ve bağışlanmaların kabule yakın olduğu bu saatlerde kulun Allah ile konuşmaları devreye girer… Böylelikle sıcak bir muhabbet başlamış olur… Başka bir gece kuşu Kur’an-ı Kerim okuyup ayetler üzerinde tefekkür ederek hem Rabbi ile diyaloğa geçer, hem okuduğu her harfe on sevap alır hem de sabaha enerjili girmiş olur… Başka bir ecir avcısı kıyama geçer… Herkes yatağına ikiseksen uzanmışken, o; Rabbinin huzurunda hareketsizce bekler… Aşkını, duruşuyla ispat etmeye çalışır… Çünkü bilir ki aşk; ispat ister… [128] 6. Tüm İşlerimizde Allah’a Danışarak Zamanın sahibi Allah-u Teala insanoğluna bir saniye sonrası hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir. Böylelikle insan, yapacağı herhangi bir işin sonucu lehte mi aleyhte mi olacağını önceden bilemez… Bir şeye karar vermeden önce, eski tecrübelere ve istişareye başvurarak işe girişir… Sonrası meçhuldür… Hayırla da sonuçlanabilir, şerle de… Allah’ın taktiri, yapılan işin sonucu hayırla sonuçlandığında taktir ve teşekkür akıl ve istişareye yapılmış olur. (Sanki Allah’ın hiçbir fonksiyonu yokmuş gibi! Haşa!) Allah’a dost olmaya çalışanlar ise düşünür; – Bir saniye sonrasını kim daha iyi biliyor? ‘Allah’ – Yapılan herhangi bir işin ne ile sonuçlanacağını kim daha iyi biliyor? ‘Allah’ – İnsanların geleceğinin hayırla sonuçlanmasını kim daha çok istiyor? ‘Allah’ – Hayrı ve şerri kim yarattı? ‘Allah’ – Yapılacak herhangi bir iş öncesi Allah’ın ‘Alim’ sıfatına danışılmasının herhangi bir zararı var mı? ‘Hayır’ O zaman; akıl, tecrübe ve istişare üçlüsüne bir yenisini daha eklerler; ‘İstihare’ Yani iş öncesi Allah’ın Alim sıfatına müracaatta bulunmak. ‘Allah’a nasıl danışılacak? sorusunun cevabı hadis kitaplarına şöyle notlanmış: Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: Rasulullah şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.v.) bize, Kur’an’dan bir süre öğretir gibi tüm işlerde istihare etmeyi öğretir; şöyle buyurdu: ‘Sizden biriniz bir işi yapmayı içinden geçirirse farz namazın dışında iki rekat namaz kılsın. Sonra şöyle desin: “Allah’ım! İlmine baş vurarak senden hayır isterim. Kudretine dayanarak senden güç isterim. Senden yüce ihsanını isterim. Sen güç yetirirsin, ben güç yetiremem. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen bilinmeyenleri en iyi bilensin. Allah’ım! (Bu arada bu duayı okuyan kişi ihtiyacını dile getirir. Öğrenci, öğretmen, esnaf, işsiz, işçi, evlat isteyen, ev isteyen vb.) benim için; dinimde, yaşantımda ve işimin sonunda hayırlı biliyorsan onu bana takdir et, kolaylaştır ve sonra bereketli kıl. Bu işin benim için; dinimde, yaşantımda ve işimin sonunda şerli olarak biliyorsan onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Ve benim için nerede olursa hayrı taktir et. Sonra beni onda razı kıl.”[129] Yapılan bu duadan sonra işe girilir… Taktiri ilahi, işin sonucu hayırla[130] neticelendiğinde; – ‘Allah’ım sana hamdolsun!’ inşaallah işin böyle sonuçlanması dünyamız ve ahiretimiz için fayda verir’ denir. Yine taktiri ilahi bu duadan sonra girişilen iş şer gibi gözükebilir… Bu kez de; – ‘Allah’ım! Çıkan sonuçta sen bizlere gereken sabrı ver… Ve bizleri razı kıl… Belki de böylesi hakkımızda hayırlıdır’ der, ne isyan bayrakları çekilir ne de dostluk zarar görür… Yapılan her işten önce Allah’a daşımak çok az yapılan müracaatlardan biridir… Unutulmasın ki az yapılan bir işte çok ecir vardır… Hele de Allah ile diyalogsa bu; Dostluğun, sevginin ve muhabbetin zirveye çıkmasıdır… [131] 7. Yapılan Duaların Takibatını Yaparak ‘(Rasulüm!) De ki: Kulluk ve yalvarmanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?..’ (Furkan: 25/77) İlahi uyarıyı dikkate alan Allah dostları dua’larla ayakta kaldıklarını bilirler… Doktorun, hastasını takip ettiği gibi, yapmış oldukları duaların da takibatını yaparak; – Kabul edilmişse; teşekkür ederler – Gecikmiş, ya da kabul edilmemişse de, (her halukârda hamd edip) sabrederler… Yapılan duaların takibatını yapmak dostluğun kuvvetlenmesine şöyle katkıda bulunabilir; – Allah’ım! Ben sürekli senin kontrolünde olduğumu hissetmek istiyorum. Senin kontrolünde olduğumu hissettiğimde hata oranını minimuma, salih ameli de maksimuma çıkarabiliyorum. Vaktinde yapılan teşekkürün makbule yakın olduğunu biliyorum. Yapacağım her teşekkür eylemiyle de beni gördüğünü, işittiğini ve seninle iletişim halinde olduğumu ispat etmiş olurum. [132] 8. İşlenen Bir Günahın Hemen Akabinde Allah’tan Özür Dileyerek İnsanları günah işlemeye meyyal yaratan Allah-u Teala, tövbe kapısını sürekli açık bırakarak günah işleyen kulların paklanmasını istemiştir: ‘Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister…’ (Nisa: 4/4) ‘Ey iman edenler! Samimi bir tövbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter…’ (Tahrim: 66/8) Günahtan sonra yapılacak özrün vaktini de bildirmiştir: ‘Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tövbe edenlerin tövbesidir; İşte Allah bunların tövbesini kabul eder…’ (Nisa: 4/17) Allah’ın, günah işleyen bir kulun tövbesini kabul etmesi demek O’nu sevmesi demektir.[133] O sevgiyi kazanmanın yolu da işlenen günahtan sonra sıcağı sıcağına özür dilemekten geçiyor. Bu özrü Resulullah (s.a.v.) başka bir açıdan şöyle değerlendiriyor: Muaz bin Cebel’den Rasulullah (s.a.v.) dedi ki; –’Nerede olursan ol, Allah’tan kork. Ve işlediğin kötülükten sonra iyilik işle ki onu yok etsin. Ve insanlara güzel huyla muamele et.’[134] İşlenen günah ile yapılacak tövbe eyleminin arasındaki zaman dilimi, Allah ile dostluk derecesini gösterir.[135] 9. İtikaf ya da Bir Günün Tamamını Allah ile Geçirerek Her ne kadar da kitaplar itikaf’ı; ‘Ramazanın son on gününde yapılan sünnet bir ibadettir.’ olarak tanımlıyorsa da, bizler itikaf eylemine farklı bir anlam yükleyeceğiz… İtikaf; Kalbi ve zihni meşgul eden dünya işlerinden ve içindekilerden (kadın, evlat ve diğer sorumluluklar) en az on gün uzaklaşıp Allah ile başbaşa kalarak kalbe iman doldurulan bir takva istasyonu… Hele de, şeytanın zincire vurulduğu, Kur’an’ların hatmedildiği, insanların biraz daha müslüman olduğu bu mübarek ramazan ayında, insan biraz daha fazla Rabbine bağımlıdır… Son on günde her hangi bir camide, gündüzü ve gecesiyle Rab’le geçen bir beraberlik; sevgi tohumunun atıldığı ve kısa sürede yeşerdiği bir beraberliktir… İtikafta geçen on günde kişi hem imanını tartmış olur, hem okuduğu Kur’an ve kıldığı namazlardan tad almaya başlamış olur, hem de sabır nimetini tatmış olur… On günde kazanılan enerji diğer ibadetlere de yansıyacağından salih amellerde gözle görülür bir artış olacaktır… Allah ile uzun bir süre başbaşa kalmak için Ramazanı beklemeye hiç gerek yok. İmkanlar dahilinde ayda bir gün, ya da 2 ay da bir gün; günün yirmi dört saatini Allah ile paylaşabiliriz. Her hangi bir cami ya da kendi evimizin bir odasını musaidleştirerek Allah ile 24 saat başbaşa kalabiliriz… Rasulullah (s.a.v.)’ın Peygamberlikten önce Hira mağarasında uzlete çekilmesindeki sır ne acaba? [136] 10. Allah’a İsyana Götürecek Amelleri İyi Tanıyıp Hayra Yorumlayarak Yaratılışı icabı rahat yaşamayı seven bir insan, musibetlerle imtihana tabi tutulmak istemez. İnsanlar istemese de Allah-u Teala insanları bir şekilde sıkıntılarla sınar… İmtihanların sıkıntılı geçmesiyle -şeytanın da yardımıyla- Allah’a karşı tek taraflı bir kırgınlık başgösterebilir: – ‘Bu kadar insan varken; beni mi buldu?’ gibi… Ya da; – ‘Daha ne kadar çekeceğim bu sıkıntıları?’ gibi… Özellikle de cana ya da mala gelen musibetler insanın canını sıkar ve pek de hayra yorumlanmaz… Hele de Allah ile iletişim kurulmamışsa… Geçirmiş olduğu trafik kazasıyla bir bacağını kaybetmiş sıradan bir vatandaş bile ölmediğine şükreder. Bunun şükrü, Allah ile dostluğunu kuvvetlendirmez. Sadece o anlık sevincinden söylemiştir… Ama daha sonra tek bacaklı bir hayatı kabullenmeyip isyan vari cümleler sarf edecektir. Allah’a dost olmaya çalışanlar her hangi bir musibet anında; ‘O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.’ Aynı musibet isabet ettiğinde; – Kalan bacağını işaret ederek; – “Allah’ım! Sana hamdolsun ki bu bacağımı bağışladın! Kollarım da kopabilirdi! İnşaallah günahlarıma keffaret olur” diyerek Allah ile dostluklarına zarar gelmesini engellerler. Musibetler, sadece trafik kazasıyla gelmez.[137] Ama her halukârda mutlaka hayra yorumlanacak bir tarafı vardır. Musibet sonrası hamdetmek, normal bir anda hamdetmekten daha ecirli olur… Ve kurulacak bir dostluğa katkıları daha fazla olur… Resulullah (s.a.v.) bu konuda Allah dostlarını şöyle müjdeler: ‘Mü’minin işine şaşarım. Allah musibet verir; sabreder, ecir alır. Nimet verir; şükreder, yine ecir alır.’[138] 11. En Sevdiğimiz (eşya, can, vb.)i İnfak Ederek Dünya malını insana sevdiren Allah-u Teala sevilip sevilmediğini test etmek için, emaneten verdiği bir eşyayı (bu ne olursa olsun, ev, araba, iş yeri, kalem, ceket, türban, para, tarla, bilezik, bisiklet, can vb.) geri ister… Eşyayı pek de fazla seven insan, yerine yenisi gelmeyi verir düşüncesiyle pek de vermek istemez… İlla da infak edecekse yerine çok rahat temin edeceği, ya da artık kullanmak istemediği bir eşyayı verir. Böyle bir infak durumunda; – ‘Seni çok seviyorum Allah’ım! Bak, senin rızanı ve sevgini kazanmak için malımdan infak ettim’ mesajı Allah’a ulaşmaz.[139] Sevildiğini somut bir şekilde görmek isteyen Allah-u Teala, kullarına sevgiye giden yollardan birini şöyle gösterir; ‘Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça “iyi”ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.’ (Ali İmran: 3/92) Olası bir infak durumunda, ‘Sevdiğimden mi versem, sevmediğimden mi?’ diye ikileme düşerseniz, – ‘Hangi eşyanızı cennette kullanmak istiyorsanız onu verin’ derler… Sevilen bir nesneyi Allah için infak etmek eyleminin altında şöyle gerçekler yatar; 1. Allah’ı, eşyamdan daha çok seviyorum! 2. Allah’ın Er-Rezzak ismine güveniyorum. 3. Nefse ağır gelen bir amelin pirimi yüksek olur. 4. Cennetteki derecemin artabileceğine iman ediyorum.[140] Bu başlığın açılımını yaparken, aklıma çok önceleri işittiğim bir fıkra geldi. Konumuzun aydınlanmasına katkıda bulunacağı için yazma gereği duydum. Çok ünlü bir ressam kendisine ait olan bir tabloyu açık artırma ile satışa sunar. Herkes bir fiyat verir. Ve bu rakam 50 milyara ulaşır… Tam satacakken genç bir çocuk satıcının yanına gelerek bir şeyler söyleyip 50 milyonu vererek çok değerli panoyu alır. Alıcılar şaşkındırlar… Ve sorarlar; – Neden 50 milyara vermedin de Elli milyona verdin? Satıcı şöyle yanıtlar: – Bu tablo benim için çok değerli… Tabloya en çok değer verene satmak istedim. Bu tablom için, siz, onca servetinizden sadece bir kısmını vermek istediniz. Ama bu çocuk boğazından kesip biriktirdiği harçlıklarını ve sattığı bisikletin parasını verdi. Yani her şeyini… Zannedersem anlaşıldı… [141] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
allah c.c dostluk nasil kurulabilir
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst