Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
allah c.c dostluk nasil kurulabilir
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eyvàh!" data-source="post: 1907" data-attributes="member: 12"><p>Sevdiklerimizden Vermek Nefsimize Ağır Geliyorsa, Ne Yapmalı?</p><p>a. Bir defa, bu tür durumlarda unutmamanız gereken en önemli şey; O anda hangimizi daha çok seviyorsun! eşyanı mı yoksa beni mi? dersinden imtihan olmamız…</p><p>Her infak eyleminde bu sesi işitirsek Rabbimize karşı mahçup olmamak için en sevdiğimizi verebiliriz. Daha sonraları -sevginin temelleri atıldıktan sonra- en sevdiğimizden vererek ikilemde dahi kalmayız.</p><p>b. İnfak anında gönlümüz sevdiklerimizi vermekten yana değilse; Allah tarafından;</p><p>‘Demek eşyayı benden daha çok seviyorsun ha!’ diye bir ses işitelim.</p><p>c. Peygamberlerin ve sahabelerin infak anlayışlarını inceleyelim.</p><p>d. Gönlümüzün sevmediğimizi vermekten yana olduğunu hissedersek; Allah’ın şu sözünü hatırlayalım;</p><p>‘Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükafatı da vardır.’</p><p>Sevdiklerimizden vermemiz Allah ile olan dostluğun ispatlarından sadece biridir. [142]</p><p>12. Bedenen Özürlü İnsanlar Görüldüğünde Sıcağı Sıcağına O an Hamd Ederek</p><p>Allah-u Teala yarattığı her insanı farklı şekillerde imtihan eder. Kimine bol mal vererek şükür + infak ile imtihan ederken kiminin de rızkını daraltarak ‘sabır’la imtihan eder.</p><p>Bir başkasına sıhhat ve afiyet verip şükretmesini isterken kimi kulunu da bedeninin her hangi bir organının işlevine son verdirip sabretmesini ister…</p><p>Yaratılışı gereği unutkan olan insanoğlu, Allah’ın kendisine bahşettiği nimetleri unutur. Ta ki özürlü birini görene kadar…</p><p>Allah ile dost olma gayretinde olmayanlar özürlü bir vatandaş gördüğünde fıtri olarak üzülürler. Bu üzüntü ne Allah sevgisinin ispatıdır ne de Allah dostluğunun…</p><p>Ama Allah’a dost olmaya çalışanlar günün herhangi bir zamanında dünyanın neresinde olursa olsun, </p><p>‘Gözleri görmeyen, ya da bir gözü görmeyen birini gördükleri zaman olaya ilk önce kendi penceresinden bakıp sağ el işaret parmağıyla gören gözlerini işaret ederek;</p><p>‘Allah’ım! Sana hamdolsun bana göz verdin. Yoksa ben göremezdim. Göz emanetini hala almadığın için sana teşekkür ederim Allah’ım’ diyerek gördüğü özürlü şahsın sabrı için dua ederler.’</p><p>Eğer gördükleri özürlü ‘zihinsel’se, sağ işaret parmağıyla şakağını işaretleyerek;</p><p>– ‘Allah’ım! Sana hamdolsun bana akıl verdin. Yoksa ben de bu şahıs gibi avare dolaşacaktım.</p><p>Taşkalanın yoğun olduğu mekanlarda bu ve benzeri sıcağı sıcağına yapılan teşekkürler muhabbeti artırır. Artan muhabbet salih bir amele dönüşür. Her salih amel imanı artırır, artan iman da dostluğu perçinler. [143]</p><p>13. Sonunda Sabrı Getiren Ameller İşleyerek</p><p>Yani nefse ağır gelen ameller işleyerek. Bu yerine göre değişir. Kimi; en sevdiğini (arabasını) infak ederek otobüs kuyruğunda bekler, kimi; yaz sıcağına inat pazartesi-perşembe oruçlarını tutarak, kimi; gücü yettiği halde bağışlayarak, kimi; öfkesini yutarak, kimi; uykuya rağmen geceleri kıyamla geçirerek, kimi; müzmin hastalığa sabrederek vs…</p><p>Allah ile dostluğunu kuvvetlendirmek isteyen bir insan, Allah’ın sabredenlerle beraber[144] olduğunu bildiği için sonunda sabrı doğuran ameller işlemek ister.</p><p>Canını infak etmek isteyen bir dost adayı en büyük ‘sabır’ nimetinin kapısını tıktıklar… Bir çok kanaldan gelen sabır nimetinden faydalanır…</p><p>Böylelikle hem en sevdiğinden infak etmenin heyecanını yaşar, hem bıraktıklarına sabrederek Allah ile beraber olur, hem de İslamın zirvesi olarak adlandırılan bir ameli işlemiş olur…</p><p>Bir taşla kuş sürüsü… [145]</p><p>14. Helal ve Haramları; ‘Seviyor ve Sevmiyor’ Olarak Algılayarak;</p><p>Allah-u Teala, seçmiş olduğu bu dinin hudutlarını bazı helal ve haramlarla belirlemiştir.</p><p>Sosyal bir hayatta insanlar bazen bu tel örgünün yanına kadar gelebilirler… Kimi insan tel örgünün arkasını merak ederek atlamaya çalışır, kimi insan hafiften dokunmakla yetinir, kimi insan da tel örgünün arkasındaki cehennem sıcaklığını hisseder hissetmez uzaklaşmaya çalışır…</p><p>Adına haramlar ya da Allah’ın sevmediği ameller adı verilen tel örgünün arkasında cehennem ve Allah’ın hoşnutsuzluğu vardır…</p><p>– ‘Allah’ın sevmediği bir ameli ben ne diye seveyim ki’ diyen bir Allah dostu tel örgünün arkasında Allah’a karşı mahcubiyeti görür… Huzurunda yüzünün kızaracağını hisseder… Cehennemden beter olabilecek bu sıkıntılı durumu yaşamamak için çarçabuk uzaklaşır, hoşnutsuzluk örgüsünden…</p><p>Her hangi bir yasaktan-haramdan:</p><p>– ‘Allah sevmiyor’ olarak bakıp ta uzaklaşmanın altında bazı gerçekler vardır. Bunlar;</p><p>– ‘Allah beni her an görüyor</p><p>– Allah beni her an işitiyor</p><p>– Allah kalbimden geçenleri bile biliyor</p><p>– Yarın Allah’ın huzuruna nasıl çıkacağım’ düşünceleridir.</p><p>Bu havayı teneffüs eden bir Allah dostu, dostluğunun zedelenmemesi için dikenli yollarda paçalarını iyice sıvazlayarak az çizikle çıkmaya çalışır.</p><p>Başka bir konuya geçmeden önce Peygamber efendimiz döneminde cereyan etmiş bir hadiseyi notlayalım. Görelim bakalım cehennem ateşi mi caydırıcı olmuş, yoksa Allah’a karşı mahcubiyet duygusu mu?</p><p>Kadının biri Resulullah’a geldi ve</p><p>– ‘Ben zina ettim. Ve zinadan da hamileyim. Beni günahımdan temizle’ dedi. Resulullah (s.a.v.):</p><p>– ‘Git, doğumunu yaptıktan sonra gel’ dedi. Sonra kadın kucağındaki çocukla birlikte geldi.</p><p>Resulullah (s.a.v.):</p><p>– ‘Git ve sütten kesildikten sonra gel’ dedi.</p><p>Ve kadın, çocuğun elinde bir ekmek parçasıyla geldi. Daha sonra Resulullah’ın emriyle recmedildi.’[146] </p><p>Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber! </p><p>Tevbe kapısının ardına kadar açık olmasına rağmen Rabbinin huzuruna tertemiz çıkmak istiyor… [147]</p><p>15. Secde Anında Diyaloğa Geçerek</p><p>Secde;</p><p>Namaz esnasında üç defa ‘subhane rabbiyel ala’nın denildiği bir pozisyon değildir…</p><p>Secde;</p><p>Sadece namazlara mahsus bir eylem hiç değildir…</p><p>Peki nedir secde?</p><p>Secde;</p><p>– ‘Kulun Allah’a en yakın olduğu bir an…’dır.</p><p>Secde;</p><p>– ‘İnsanın acizliği ve Allah’ın yüceliğinin ispat edildiği bir an…’dır.</p><p>Secde;</p><p>– ‘Gururun ve kibrin ayaklar altında ezildiği bir an…’dır.</p><p>Secde;</p><p>– ‘Mutluluğun, huzurun, sevinç ve kederlerin Allah ile paylaşıldığı bir an’…dır.</p><p>Secde;</p><p>– ‘Sadece namazlarda olanı saysak, günde en az seksen kere Rabbimizle diyalog ortamının sağlandığı bir an…’dır.</p><p>Allah’a dost olmaya çalışanlar, Allah’ın en çok sevdiği amelleri işlemek isterler. Çok övülen ‘secde’ de bunlardan biridir.</p><p>Günün herhangi bir saatinde; dağda, bayırda, şehirde, evde kısaca her yerde Allah ile sıcak bir diyaloğa geçmek için güzel bir eylem…</p><p>Secdeden en çok huşu duyan büyük önder şöyle buyuruyor;</p><p>‘Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde anıdır’[148]</p><p>Madem Ona çok yakın olunuyor, o zaman bu anın çok iyi değerlendirilmesi lazım.</p><p>İnsanın grurunu ve kibrini iki büklüm yapan secdede bolca dua, bağışlanma ve bazı şeyler talep edilebilir. Derslerinde başarılı olmak isteyen bir öğrenci, iş arayan bir işsiz, evlat isteyen bir anne-baba, düşmanına galip gelmek isteyen bir asker, insanların hidayetine vesile olup o ecre talip olmak isteyen bir davetçi, akrabalık ilişkilerinin düzelmesini isteyen bir aile, evlatlarının müslümanca yetişmesini isteyen bir anne-baba, derdine şifa arayan bir hasta vs. secde anında duygu, düşünce ve taleplerini Allah’a beyan edebilirler. Böylelikle hem günde bilmem kaç kere okudukları; </p><p>‘İyyake na’budu ve iyyake nesta’in’ ayetini yaşamış olurlar… Hem de insanların dua ve isteklerini dinleyip cevap veren tek mercinin Allah olduğunu ispat etmiş olurlar.</p><p>Allah dostlarının, secde anında Allah ile olan muhabbeti kısa sürmez…. Uzattıkça uzatırlar.</p><p>Bu satırları yazarken inanıyorum ki benim gibi sizler de bu Allah dostlarını[149] gıpta ediyorsunuz. Kendi secdelerimizde kıyas yaptığımızda Allah ile dostluğumuzun hiçte içaçıcı olmadığını görürüz.. [150]</p><p>Neden Secdelerimiz Kısa Sürüyor? Ya da Gereken Lezzeti Neden Alamıyoruz?</p><p>Kanaatimce, secdelerimizin kısa sürmesindeki en büyük etken; Secdeyi, namazda üç defa ‘subhane rabbiyel ala’ denilen bir eğilme hareketi olarak göstermeleri… Yani anlam daraltmaları… Üç defa ‘subhane rabbiyel ala’ demek en fazla 5-6 sn. sürüyor. Peki ya sonra?</p><p>İşte sonrası anlatılmadığı için o lezzetten mahrum kaldık.</p><p>Maddeler halinde şöyle sıralayalım.</p><p>a. Secdenin öneminin bilinememesi</p><p>b. Secdede duaların sadece arapça telaffuz edileceğinin zannedilmesi. (İsteyen istediği dil ile dua edebilirler. Çünkü Allah, her dilden anlar. Sadece Secdede… Secde dışındakilerin tamamı arapça)</p><p>c. Namazlarımızda huşunun duyulmaması.</p><p>d. Secde anında akla dünyevi meşgalelerin gelmesi ve konsantre olamama… gibi[151]</p><p>Secdeyi Uzatmaya Götüren Etkenler</p><p>Bu başlığımızı, secdeden lezzet alanlar daha iyi aydınlatır diye düşünüyorum.[152] Nefis teskiyesi kitaplarından edindiğim bilgileri maddeler halinde sunayım. [153]</p><p>Secdeden Nasıl Lezzet Alınır?</p><p>a. Secde anında, eski günahları hatırlayıp özür dilediğinde kabul edileceğine inanmak.</p><p>b. Secde anında 1400 küsür öncesine giderek Peygamberin arkasında namaz kılıyormuş gibi hissederek.</p><p>c. Secde anında, Allah’tan şöyle bir ses işiterek; </p><p>‘Nasıl namaz kıldığına bakıyorum!’</p><p>d. Secde eylemini namaz dışında da yaparak. Şükür secdesi gibi.</p><p>e. Özellikle de gece kalkarak.</p><p>f. Sahabelerin ve bir, iki nesil sonrakilerin secde anlayışlarını dikkate alarak.</p><p>g. Secde anında ağlamaya çalışarak.</p><p>h. Secde anında ölümü düşünmeye çalışarak.</p><p>ı. Kafamızı kaldırdığımızda ölüm meleğiyle karşılaşacağımızı hissederek.[154]</p><p>i. Yapılacak dua, bağışlanma ve isteklerin kabul edileceği tek şartın secde olduğuna şartlanarak.[155]</p><p>j. Secdeyi uzattığımız oranda Allah’a yaklaştığımızı hissederek.</p><p>k. Secdeyi en iyi şekilde değerlendirenin cennetteki en güzel köşke oturacağını hissederek.</p><p>Secdenin iyi değerlendirilmesinin kurulacak dostluğa etkisi anlaşılmışsa başka bir başlığa geçebiliriz. [156]</p><p>16. Salih Amellerimizi Gizleyip Allah ile Paylaşarak</p><p>Salih amellerle imanın arttığını, işlenen günahlarla da imanın zayıfladığını ilk sayfalarda söylemiştik.</p><p>Allah’a asi olan şeytan insanların etrafında dolaşarak salih ameller işlemesine engel olmaya çalışır. Her zaman başarılı olmayabilir… Bazen iyi bir amelin işlenmesine yardımcı olabilir… Asıl saldırıyı işlenen amelin reklamınıda gerçekleştirir.</p><p>İyi bir niyetle (Allah’ın sevgisine muhatap olmak) başlanan amel, iyi bir niyetle de sonuçlanabilir… Bu gayet normaldir… Ama önemli olan yapılan amelin sevincini Allah ile paylaşmak…</p><p>Bu satırları yazarken aklıma mağaradaki gençlerin, yapmış oldukları salih amelleri Allah ile paylaştıkları geldi… Olay kaynak kitaplarımıza şöyle kaydolmuş;</p><p>Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:</p><p>– ‘Sizden evvelki gelip geçen ümmetlerden üç kişilik bir topluluk yürüyüp giderlerken birden kendilerini bir yağmur yakaladı. Hemen bir mağaraya sığındılar.Akabinde mağaranın kapısı bunların üzerine kapandı. Bunlar birbirlerine:</p><p>– ‘Şu muhakkak: Vallahi ey şu mağara içinde bulunanlar! sizi buradan doğruluktan başka birşey kurtarmaz. Onun için sizden her bir kişi doğru söylediğini bilmekte olduğu birşeyle Allah’a dua etsin, dediler.</p><p>Bunlardan birisi:</p><p>– Ya Allah! Kati olarak bilmektesin ki, benim ücretli bir işçim vardı.O bana üç sa ölçeği pirince karşılık çalışıyordu.Bu işçi o ücreti bırakıp gitti.Ben bu ücret pirincine yöneldim de onu ektim.O ekim işinden iyi mahsul oldu.Ben ondan bir sığır satın aldım.Bir müddet sonra o işçi bana gelip ücretini istiyordu.Ben de ona: Şu sığırlara git ve onları önüne kat da sür git dedim. O:</p><p>– ‘Benim, senin yanında ancak üç sa’ ölçeği pirinç darısı hakkım vardır,’ dedi. Ben yine ona:</p><p>– ‘Şu sığırlara git, onlar senin o üç sa’ ölçeği ücretinden çoğaldılar,’ dedim. İşçi onları sürüp gitti.</p><p>Ey Allah’ım! Sen bilmektesin ki, ben buna senin haşyetinden ötürü böyle yaptım. Onun hatırına bizden şu kayayı aç!’ diye dua etti.</p><p>Kaya onlardan biraz açıldı.</p><p>Diğeri de:</p><p>– ‘Ya Allah! şüphesiz sen bilmektesin ki, benim ihtiyar anamla babam vardı. Ben her gece bunlara koyunlarımın sütünü getirip içirirdim. Bir gece bir engel sebebiyle bunlara süt getirmede geciktim. Geldiğimde bunlar uyumuşlardı. Ehlim ve çocuklarım açlıktan feryad ediyorlardı. Fakat ben anam babam içmeden çocuklarıma süt içiremzdim. Bu durumda ben onları uyandırmayı istemedim. Onları terkedip de yataklarında içmelerini bekleyiciler olarak kalmalarını da istemedim. Süt tası elimde ta fecr doğuncaya kadar bekledim.</p><p>Allah’ım! Sen pek iyi bilmektesin ki, ben bunu senin haşyetinden dolayı yaptım. Bizden bu sıkıntıyı gider!’ dedi.</p><p>Akabinde kaya onlardan biraz açıldı, hatta gökyüzünü gördüler.</p><p>Diğeri de:</p><p>– Ya Allah! Sen kat’i bilmektsin ki, benim bir amca kızı vardı. O bana insanların en sevgilisi idi. Ben ondan emelime nail olmak istedim. Fakat o benden çekindi. Ancak kendisine yüz dinar getirmemi söyledi. Ben bulup getirdim ve ona teslim ettim. Ben onun iki bacağı arasına oturunca kız:</p><p>– ‘Allah’tan kork! Yaratıcı kudretin bekaret mührünü bozma, O mühür ancak bir hakla, nikah hakkıyla açılır, dedi. Bu sözü üzerine ben üstünden kalktım, yüz dinarı ona bıraktım. Şüphesiz sen bilmektesin ki, ben bunu ancak senden korktuğum için böyle yaptım. Bizden bu mağarayı aç!’ dedi.</p><p>Bu dua akabinde Allah onlardan mağarayı tamamen açtı, onlarda çıkıp gittiler.”[157] </p><p>Düşünüyorum da, O mağarada ben olsaydım acaba hangi amelimi sunardım… Zannedersem oracaktı çürürdüm.</p><p>Her hangi bir salih ameli işlemek nasıl meziyetse, işlenen ameli gizlemek te aynı derecede meziyettir.</p><p>İşlenen bir ameli gizleyip Allah ile paylaşmak demek; riyadan uzaklaşmak demektir. Yani Allah’ın sevmediği bir amelden uzaklaşmak demektir…</p><p>Allah’ın sevmediği bir ameli yapmamak Allah’ın sevgisini birebir kazandırır.</p><p>Yapılması zor gibi gözüken salih bir amel işlediğimizde, secde anında, ya da Allah’tan her hangi bir şeyi talep ettiğimizde mağaradakiler gibi işlediğimiz o ameli kullanabiliriz.</p><p>Nefse ağır gelen salih bir ameli insanlarla paylaşmak (işlenen amelden bahsetmek) insanların beğenisini kazandırabilir… Hatta daha da ileri giderek mevki-makam kazandırabilir…</p><p>İşte Allah dostları bu noktada o kadar hassastırlar ki, sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmaz… [158]</p><p>17. Allah’a Yakın Gördüğümüz Kişilerle Oturup Kalkarak</p><p>Peygamberi örnek almak isteyen bir insan çevresindekilere bazı çağrışımlar yapar… Bu, elinde değildir. Tıpkı soba gibi… Soba, önce kendisini ısıtır… Daha sonra da elinde olmayarak üşüyenlere bazı mesajlar gönderir…</p><p>Sobaya herkes, ihtiyacı kadar yaklaşır…</p><p>Ama ısısından, ama isinden, ama kokusundan az da olsa nasiplenirler…</p><p>Allah’a yakınlaşmaya çalışanlar insanlardan dünyevi hiçbir menfaat beklemedikleri için insanların tamamen iyiliğini düşünürler… Onlardan hiçbir zarar gelmez…</p><p>Onlar, insanların ahiretini düşündükleri için Allah’ı sevdirmeye çalışırlar… Allah’ın rızasını kazandıracak salih amelleri anlatırlar… Adeta yürüyen Kur’an’dırlar…</p><p>İnanıyorum ki bir çoğumuzun çevresinde bu tür insanlar var ve onlarla beraber olunduğunda imanın arttığına çoğumuz şahid olmuşdur.</p><p>İşte bu yüzden Allah-u Teala müslümanların kaynaşmasını istemiştir… Gerek cemaatle namazda, gerek bayramlarda, gerek ziyaretlerde, gerekse saf tutup düşmanla çarpışmalarda…</p><p>Allah’ın sevdiği kişilere baktığımızda bile çıkarılacak bir ders mutlaka vardır… [159]</p><p>18. Sağ ve Soldaki Meleklerimizle Konuşarak</p><p>Varlıklarını sağ ve solumuzda göremesek de, hayat kitabımızın, daha doğrusu dostluk rehberimizin 518. sahifesinde görebiliriz;</p><p>‘iki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.’ (Kaf: 50/17)</p><p>Nereye gitsek bizimledirler… Beraber oturur, beraber yürür, beraber seyahat eder ve beraber piknik yaparız… Biz yeriz, onlar bakar ve yazarlar…</p><p>Meleklerin varlığını hissetmek nefsimizin dizginlerini daha da sıkı tutmamızı sağlayacağından Kaf: 50/17’yi unutmamak gerek…</p><p>Madem sürekli bizimleler, o zaman onlarla en kısa zamanda hatta şimdi diyaloğa geçip varlığını yakini hissetmek lazım. [160]</p><p>Meleklerle Nasıl Konuşacağız?</p><p>Sağ ve solumuzdaki meleklere bazı şekiller vereceğiz.[161]</p><p>Sağ ve solumuzdaki meleklerimize bazı ayetler, hadisler ve veciz sözler yükleyeceğiz….</p><p>Sağımızdaki melek yer yer Allah sevgisi ve cennet nimetlerinden bahsedecek…</p><p>Solumuzdaki meleğimiz de biraz agresif olacak… Haliyle bizleri Allah dostluğundan uzaklaşmanın götürüleri ve cehennemi anlatacak… Hem de her ortamda…</p><p>Şöyle bir canlandırma yapalım;</p><p>Tek başına şehirlerarası otobüsle yolculuk yaptığınızı düşünün. Yanınızda kitap ve dergi yok ve yanındakinizi de tanımıyorsunuz diyelim. Ne yaparsınız?</p><p>En kötü ihtimal uyursunuz… Hadi diyelim yanındakine nasihat ettiniz… Ya sonra?</p><p>İşte şimdi meleklerle yapılması gereken diyaloğun salih amellerin işlenmesine yapacağı katkıyı görelim;</p><p>Sağınızdaki Melek: ‘Her ne kadar tek kişilik bilet aldınsa da, biz üç kişiyiz… Sen, ben ve solundaki melek…</p><p>Siz: Ne yapmamı istersiniz?</p><p>S. Melek: Varlığımızı hissetmeni…</p><p>Siz: Varlığınızı hissetmemin bana ne faydası olacak?</p><p>S. Melek: Şu an ne yapıyorsun?</p><p>Siz : Oturuyorum…</p><p>S. Melek: Oturan her müslümana Ali İmran: 3/191’in nazil olduğunu biliyor musun?</p><p>Siz:?</p><p>S. Melek: Dinle ve üzerinde düşün;</p><p>‘Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzere yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler<img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite1" alt=":)" title="Smile :)" loading="lazy" data-shortname=":)" /> Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!’</p><p>– “Gördüğün gibi oturan herkese bu ayet nazil olur. Yerinde olsam Allah’ı zikrederim… Sen Allah’ı zikret, ben yazayım… Sen tefekkür et, ben yazayım… Ben yazdıkça cennetteki derecen artsın…”</p><p>İnanın ki diyeceğimiz bir Allah-u Ekber, onların kalemini harekete geçirir…</p><p>Aynı mantıktan yola çıkarak, günah işleme potasına girerken de soldaki meleği konuşturacağız;</p><p>Soldaki Melek: ‘Sakın yaklaşayım deme! (İşlenecek herhangi bir günahın sınırlarına yaklaşınca)</p><p>Ben mürekkebimi Cehennemden çektim… Yazarsam, yanarsın!..</p><p>Böyle bir diyaloğun yaşandığı bir ortamda şeytan aç kalır! [162]</p><p>19. İşlenecek Muhtemel Bir Günah Öncesi Adımız Zikredilerek; Allah Tarafından ‘Ne Yaptığının Farkında mısın?’ diye bir Sesin İşitilmesi</p><p>Allah’ın dostları günah işlemez demiyorum… İşlenecek günahları minimum düzeye indirebilir düşüncsindeyim. Bir daha Peygamber gelmeyeceğine göre şu an dünyadaki tüm insanlar günah işlerler… (Çocuk ve deliler hariç)</p><p>Unutmamamız lazım ki günahların asgariye çekilmesiyle de dostluğunuz güçlenir… Allah ile dostluğumuzun güçlenmesi için her türlü yola başvurmalı… Çünkü, bir daha hayat hakkı verilmiyor…</p><p>18. başlığımızdaki, sağ ve soldaki meleklerle konuştuktan sonra, motivenin maksimuma çıkması için dost olmaya çalıştığımızla da diyaloğa girmemiz lazım… İşlenmesi muhtemel bir günah öncesi, ya da işlenmesi olası bir sevap öncesi olabilir…</p><p>Diyelim ki günah işleme potasına girildi… Ne sağdaki meleğin nasihatleri, ne de soldaki meleğin cehennem tehdidi kâr etti… Ne yapacağız?</p><p>Sizce şöyle bir sesin işitilmesi fayda vermez mi?</p><p>‘Ne yapıyorsun Feyzullah?.. Senden hiç beklemezdim!’ [163]</p><p>20. Allah Dostlarının Yapmış Oldukları Salih Amelleri Örnek Alarak</p><p>Yapılacak her hangi bir salih amelin, başkaları tarafından önceden yapılmış olması ya da çevremizde o ameli yapanları görmemiz bizleri rahatlatır… Ve daha kolay bir şekilde pratize etmemizi sağlar.</p><p>Herhangi bir kurum, ya da şahsa yapılması gereken bir yardım talebinde kimsenin eli cebine gitmiyorsa bu demektir ki bizim de elimiz cebimize gitmez…</p><p>Benzer örnekleri tramvaylarda ve gemilerde görebiliyoruz.</p><p>Yaklaşık 2-3 dakika elindeki ürünü tanıtır sonra da yolcuların gözlerinin içine bakarak satmaya çalışır… İki kişi almaya görsün; Onlardan cesaretle en az on kişinin aldığı görülür.[164]</p><p>Bizler de bu misalden hareketle nefse ağır gelen, ya da yapılması imkansızmış gibi görünen salih amellerin sahabeler ve onlardan sonraki nesiller tarafından nasıl işlendiğini görelim. Görelim ki onlardan alacağımız derslerle cesaretlenelim. [165]</p><p>Sabretmeleri:</p><p>İbn Abbas (r.a.) anlatıyor:</p><p>“Peygamberimiz Mekke’de iken, yanına bir kadın gelerek:</p><p>–-‘Ya Rasulallah, şu pis hastalık bana musallat olmuş bir türlü bundan kurtulamıyorum.’ dedi. Rasulullah (s.a.v.) ona:</p><p>– ‘Eğer şu durumuna sabredersen kıyamet günü tamamen günahsız olacaksın ve hesaba çekilmeyeceksin; dedi. Kadın:</p><p>– ‘Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki Allah canımı alıncaya kadar sabredeceğim. Fakat bu pis hastalığın bir gün beni çırıl çıplak halkın huzuruna salacağından korkuyorum,’ dedi.</p><p>Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) ona dua etti. Bundan sonra kadın sara nöbetleri geldiği zaman gidip Kabe’nin perdelerine tutunuyor ve ‘defol’ diyordu. Nöbette onu terkediyordu.[166]</p><p>***</p><p>Ebu Zerr El-Gıfari’ye:</p><p>– ‘Çocukların erken yaşta ölüyor; dediklerinde;</p><p>– ‘Onları geçici olan evde benden alıp ve sürekli olan evde benim için saklayan Allah’a hamd olsun.’ dedi.[167]</p><p>Allah’a Olan Tevekkülleri:</p><p>Ebu Zabye anlatıyor:</p><p>“Abdullah b. Mesud, vefatına sebep olan hastalığa yakalandığında Hz. Osman kendisini ziyaret ederek:</p><p>‘Şikayetin nereden?’ diye sordu. Abdullah b. Mesud:</p><p>– ‘Günahlarımdan,’ dedi. ‘Ne arzu ediyorsun?’ diye sorduğunda:</p><p>– ‘Rabbimin rahmetini,’ dedi. Hz. Osman, ‘sana bir doktor çağıralım mı?’ diye sorduğunda Abdullah b. Mesud:</p><p>– ‘Beni hasta eden zaten doktordur.’ dedi. Hz. Osman, sana bir miktar maaş bağlanmasına izin verir misin?’ diye sorduğunda</p><p>– ‘Maaşa ihtiyacım yoktur’ dedi. Hz. Osman, ‘senden sonra çocuklarına verilir’ dediğinde, Abdullah b. Mesud:</p><p>– ‘Sen çocuklarımın fakir olacaklarından mı korkuyorsun? Ben onlara her gün Vakıa suresini okumalarını emrettim. Çünkü Rasulullah (s.a.v.)’in: </p><p>– ‘Her akşam Vakıa suresini okuyan kimse, asla geçim sıkıntısı görmez.’ buyurduğunu işittim.’ dedi.[168]</p><p>İnfak Anlayışları:</p><p>Abdullah b. Mesud anlatıyor:</p><p>“Kim Allah’a güzel bir ödünç takdim ederse Allah’da ona kat kat karşılık verir.” ayeti nazil olunca Ebu Dehdah, Rasulullah’a:</p><p>‘Ya Rasulallah, Allah bizden ödünç mü istiyor?’ dedi.</p><p>Rasulullah (s.a.v.):</p><p>– ‘Evet, Ya Ebu Dehdah’ dedi. Ebu Dehdah (r.a.):</p><p>‘Öyleyse elini uzat,’ dedi ve Rasulullah elini uzatınca:</p><p>– ‘Ben Rabbime bahçemi (600 hurma ağacı vardı) ödünç verdim,’ dedi. Sonra bahçeye gitti, karısı ve çocukları oradaydılar, hanımına:</p><p>– ‘Çocularını al bahçeden çık. Ben bahçeyi Allah’a ödünç verdim, dedi.’[169]</p><p>Şehadet Arzuları:</p><p>Sa’d b. Ebi Vakkas anlatıyor:</p><p>“Uhud savaşında Abdullah b. Cahş (r.a.) bana:</p><p>– ‘Gel Allah’a dua edelim,’ dedi. Bunun üzerine beraberce bir kenara çekilip:</p><p>– ‘Allah’ım! Düşmanla karşılaştığımızda beni öyle bir adamla karşılaştır ki, çok kuvvetli bir savaşçı olsun. Onunla şiddetli vuruşayım. Nihayet ona üstün gelmeyi nasip eyle de onu öldüreyim ve üzerindeki eşyayı ganimet olarak alayım,’ diye dua ettim.</p><p>Abdullah da “amin” dedi. Ondan sonra o da duaya başlayarak:</p><p>– “Allah’ım beni öyle bir adamla karşılaştır ki, çok kuvvetli bir savaşçı olsun. Onunla vuruşalım. Sonunda benim burun ve kulaklarımı kessin. Yarın senin huzuruna çıktığımda bana:</p><p>– ‘Kulakların ve burnun niçin kesilmiştir?’ diye sorasın da:</p><p>– ‘Senin ve Rasulünün yolunda kesildi,’ diye cevap vereyim. Sen de:</p><p>‘Doğru söylüyorsun’ diyesin.</p><p>Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.), kendisinden bunu nakleden adama:</p><p>– ‘Oğlum, Abdullah’ın duası benimkinden hayırlıydı. Allah’a yemin ederim ki, o gün akşam üzeri, ben onun burun ve kulaklarını kesilmiş ve bir ipe dizilmiş olarak gördüm’ demiştir. [170]</p><p>21. Yatmadan Önce Dua ve Zikirlerde Bulunarak</p><p>Yatağında uyuma hazırlığı yapanla musalla taşında iki seksen uzanan arasındaki tek fark; birinin, Allah’ı zikredip ecir alma imkanının olması…</p><p>Çünkü uyuyanlarla ölenlerin ruhları Allah katına çıkar… Yan yana uzanan iki bedenden biri nefes alıp verirken diğeri kokmaya yüz tutar. Bu geçici ölüm! Çıkan ruhun tekrar bedene dönmesiyle son bulur.</p><p>“Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini belirli bir vakte kadar salıverir. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.” (Zümer: 39/42)</p><p>Çıkan bir ruhun, bedene tekrar dönmeme ihtimalinden bahsediyorum.</p><p>İşte o zaman uyku öncesi 15-20 dakika oldukça kıymete biner… Takriben en geç bir saat sonra ruh bedenden ayrılır (uyku hazırlığı yapanlar için) gerçek dostun yanına kadar çıkar.</p><p>Her gece tekrarlanan bu ziyaretler bir gün kabul görür. İşte o gerçek buluşmanın güzel geçmesi ya da baş ağrıtmaması uyku öncesi hazırlıkla yakından alakalıdır.</p><p>Öyle ya, madem sevgiliyle buluşacaksın o halde ön hazırlık yapacaksın.</p><p>Allah ile arası en iyi olan büyük önderin uyku öncesi yapmış olduğu ön hazırlık hadis kitaplarına şöyle kaydolmuş;</p><p>“Ey Allah’ım! Senden dünya ve âhirette af ve âfiyet dilerim. Ey Allah’ım! Dinim, dünyam, ailem ve malım hakkında af ve âfiyet dilerim. Ey Allah’ım! Ayıplarımı ört ve korkularımdan emin kıl!.. Allah’ım! Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üzerimden gelecek bir kötülükten beni muhâfaza buyur (Yere batırılarak) altımdan helâk edilmekten azametine sığınırım.</p><p>“Ey gizliyi ve görüneni bilen, göklerin ve yerin yaratıcısı, her şeyin Rabbi ve sahibi olan Allah’ım! Senden başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. Nefsimin ve şeytanın şer ve şirkinden, nefsime günah işlemekten veya o günahı bir müslümana yüklemekten sana sığınırım.</p><p>“Yüce adına sığınana yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adı ile… O hakkıyle işiten ve bilendir.” (Üç kere)</p><p>“Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan ve peygamber olarak Hz. Muhammed’den (s.a.v.) razı oldum.” (Üç kere).</p><p>“Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah’ım! Senin rahmetine iltica eder, yardımını dilerim. İşlerimin hepsini düzelt. Göz açıp kapayıncaya dek beni nefsime terk etme.</p><p>“Biz ve kâinatın mülkü (ve tasarrufu) âlemlerin Rabbi olan Allah’a ait olarak sabahladık. Ya Rabbi! Senden bu sabahın hayrını, fethini (başarısını, kolaylığını) bereketini, nusretini, nûrunu ve hidâyetini dilerim. Onun ve ondan sonra gelecek sabahların her türlü şerrinden sana sığınırım.”</p><p>“İslam fıtratı, ihlâs kelimesi (şehâdeteyn) üzerine, Efendimiz Hz. Muhammedin (s.a.v.) ümmeti ve atamız Hz. İbrahim’in milleti üzere sabahladık. O (Hz. İbrahim) hanîf ve müslümandı, hiçbir zaman müşriklerden olmadı.”</p><p>“Yüce Allah’ı her türlü noksan sıfatlardan uzak tutar. O’na (hamd ve şükür) ederim!”</p><p>“Allah’tan başka ilâh yoktur. Birdir. Ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nadır. O her şeye kâdirdir.” (On kere okunur. Müsait değilse bir kere ile iktifâ edilir.)</p><p>“Allah’tan başka ilah yoktur. Birdir. Ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nadır. O her şeye kâdirdir.”</p><p>“Yarattıklarının sayısınca, kendisinin razı olacağı kadar, Arş’ının ağırlığı ve kelimelerinin çokluğunca hamdederek Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim.” (Sabahlayınca üç defa söylenir.)</p><p>“Ey Allah’ım! Senden yararlı ilim, güzel (helâl) rızık ve makbul amel dilerim.” (Sabahlayınca söylenir.)</p><p>“Allah’tan bağışlanma diler, O’na tevbe ve istiğfar ederim.”(Günde yüz defa okunur.)</p><p>“Sözlerinin tamamı (ki sayısızdır) ile yarattıklarının şerrinden Allah’a sığınırım.”</p><p>“Ey Allah’ım! Senin salât ve selâmın Peygamberimiz Hz.Muhammed’in (s.a.v.) üzerine olsun.”</p><p>Bismillahirrahmanirrahim.“De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir (O hiçbir şeye muhtaç değil, ama her şey O’na muhtaçtır). O doğmamış ve doğurmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.”</p><p>Bismillahirahmanirrahim. “De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığın çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçünün şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden, sabahın Rabbine sığınırım.”</p><p>Bismillahirrahmanirrahim.“De ki: İnsanların kalblerine vesvese sokan, pusuya çeken cin ve insan (şeytanı)nın şerrinden, insanların Rabbine, insanların Melikine (Hakimine), insanların ilâhına sığınırım.”</p><p>Yatağa girerken ellerini birleştirip İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okur ve sonra elleriyle başını, yüzünü ve bedeninin erişebileceği diğer yerlerini mesh eder (Efendimiz (s.a.v.) bunu üç defa tekrarlardı).</p><p>“Allah, O’ndan başka ibadet edilecek kimse yoktur, O Hayy’dır, Kayyûm’dur. Kendisine ne uyku, ne uyuklama gelir. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O’nun Kürsü’sü gökleri ve yeri içine alacak derecede kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O yücedir, büyüktür, azimdir.”</p><p>“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. “Allah’ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, işittik, itaat ettik, Ey Rabbimiz, affına sığındık, dönüş sanadır.” dediler. Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde yükümlü kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (günah ve şer) de kendinedir. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme. Bizi affet! Bizi bağışla! Bize merhamet et! Sen bizim Mevlâmızsın. Kafirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl, bize yardım et!”</p><p>Yatmadan önce yapılacak bir nefis muhasebesi hataların tedavisine ve kurulacak dostluğa büyük bir katkıları olur diye düşünüyorum…[171]</p><p>22. Hayatın Her Alanında Allah’ı Zikrederek</p><p>Allah’ı zikretme amelini diğer ibadetlerden ayrıca tek özellik belirli bir vakte ya da bazı özel şartlara bağlanmamış olması…</p><p>Hatta Allah için; canlı olmasa da gerek yok! Çünkü;</p><p>‘Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O Halim’dir, bağışlayıcıdır.’ (İsra: 17/44)</p><p>‘Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah’a secde ederler.’ (Rad: 13/15)</p><p>Allah’ın, insanlar tarafından zikredilmeyi belirli bir şarta ya da zamana bağlamamış olması zikredilmeyi çok sevdiğini gösterir…</p><p>Zikrin; bir hac ya da infak ibadeti gibi maddi, oruç ibadeti gibi manevi bir zorluğu olmaması ve günün yirmi dört saati her ortamda pratiğinin yapılabilirliliği de dikkat çekici…</p><p>Sanki bir ses;</p><p>‘Ey beni sevdiğini söyleyen kullarım! İşte size zaman… Hem de sınırsız… İstediğiniz an sevginizi dile getirin!..’ diyor…</p><p>Allah’a dost olmaya çalışanlar, Allah’ı her ortamda ve en iyi bir şekilde zikreden Rasulullah’ın dua ve zikir dosyalarına bakarlar.[172]</p><p>O dosyada şunlar yazılıdır;</p><p>Bulunduğu her ortamda Allah’ı zikretmeyi unutmayan Rasulullah uyanır uyanmaz Rabbini şöyle zikrederdi;</p><p>“Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. dönüş O’nadır.”[173] </p><p>“Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ve ortağı yoktur.Mülk O’nundur ve hamd O’nadır. O, her şeye gücü yetendir. Allah’ı tüm noksanlıklarından tenzih ederim. Hamd Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur. Ve Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah’a aittir. Rabbim! Beni bağışla!”[174] </p><p>“Vücuduma afiyet veren, ruhumu bana geri döndüren ve bana kendisini zikretme fırsatı veren Allah’a hamdolsun.”[175] </p><p>Tuvalete Girince</p><p>“[Allah’ın adıyla] Allahım! Pislikten ve pis olan şeylerden (erkek ve dişi şeytanlardan) sana sığınırım.”[176] </p><p>Tuvaletten Çıkınca</p><p>“(Allahım) Beni bağışla”[177]</p><p>“Biriniz yemeğe başlarken;</p><p>‘Bismillah/Adıyla’ desin. şayet unutursa (hatırladığında);</p><p>“Evveli ve sonunda Allah’ın adıyla’ desin.”[178] </p><p>Yemek Yiyince</p><p>“Allah’ın yemekle nimetlendirdiği kimse şöyle desin:</p><p>‘Allahım! Bunda bizim için bereket kıl ve bundan daha hayırlısını bize yedir.’ Allah’ın sütle susuzluğunu giderdiği bir kimse de şöyle desin;</p><p>“Allahım! Bunda bizim için bereket kıl ve bize bundan daha fazla ver.”[179] </p><p>Evden Çıkarken Yapılacak Zikir</p><p>“Allah’ın adıyla. Allah’a tevekkül ettim. Güç ve kuvvet ancak Allah’ındır.”[180] </p><p>“Allahım! Sapıklığa düşmekten veya düşürülmekten, ayağımın kaymasından veya kaydırılmasından, zuhmetmekten veya zulme uğramaktan, cehalete düşmekten veya cahil bırakılmaktan sana sığınırım.”[181] </p><p>Taşıta Binince Yapılacak Dua</p><p>“Allah’ın adıyla, hamd Allah’adır. ‘Bunu bizim hizmetimize veren (Allah’ı) tüm noksanlıklarından tenzih ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Ve, biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz’. Ham Allah’adır. Hamd Allah’adır. Hamd Allah’adır. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah’ım! Seni tüm noksanlıklardan tenzih ederim. Ben nefsime zulmettim, beni bağışla. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın.”[182] </p><p>Sabah ve Akşam Zikirleri</p><p>“Tüm hamdler yalnız bir olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, kendisinden sonra peygamber olmayan (Muhammed)in üzerine olsun.”[183] </p><p>Yatarken Yapılan Zikirler</p><p>İki avucunu bitiştirir; İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okuyarak üfler:</p><p>Bismi’llahi’r-Rahmâni’r-Rahîm “De ki: “O Allah birdir. Allah Samed’dir, (her şeyden müstağni ve her şey O’na muhtaçtır). O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O’na denk değildir.”</p><p>Bismi’llahi’r-Rahmâni’r-Rahîm “De ki: “Yarattıklarının şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.”</p><p>Bismi’llahi’r-Rahmâni’r-Rahîm “De ki: “İnsanlardan ve cinlerden ve insanların göğüslerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların ilâhı, insanların Hükümrânı ve insanların Rabbi olan Allah’a sığınırım.”</p><p>Sonra vücudundan ulaşabildiği yerleri avuçlarıyla, başının üzerinden yüzünden ve vücudunun ön kısmından başlayarak mesheder.”[Okuma ve meshetme üç kere tekrarlanır.][184] </p><p>Aman Allah’ım şu sevgiye bak! Şu sevginin zikre nasıl dönüştüğüne bak!</p><p>Rabbini zikretmeyi hayatının bir parçası olarak gören Rasulullah (s.a.v.)’in yapmış olduğu zikirler dikkatlice incelendiğinde Allah ile sıcak bir iletişim içinde olduğu görülür…</p><p>Yapmış olduğu dua ve zikirlerde, benim dikkatimi en çok tuvaletten çıkınca söylemiş olduğu;</p><p>‘Ğufraneke’ – (Beni bağışla!) duası çekmiştir.</p><p>Rasulullah (s.a.v.), Allah’tan bağışlanma dileyecek ne yaptı ki bu duayı okudu?</p><p>İnanıyorum ki bulduğum cevap sizlerin de gözlerinizi yaşartıp Rabbinize karşı kendinizi mahçup hissettirecektir.[185]</p><p>Rasulullah (s.a.v.) Niçin Bağışlanma Diledi?</p><p>I. Görüş:</p><p>Rasulullah (s.a.v.) bulunduğu her ortamda Allah’ı zikrederdi… Rasulullah (s.a.v.) için tuvalet bir ortamdı… Ama zikir için müsaid değildi… Orada Allah’ı nasıl zikredecekdi ki?</p><p>Ve tuvaletten çıkar çıkmaz; sanki kendi elleriyle öyle bir ortamın oluşmasını sağlamış gibi;</p><p>– ‘Allah’ım! Ortam müsaid değildi. Haliyle de seni zikredemedim! Sen beni bağışla!’</p><p>II. Görüş:</p><p>Rasulullah (s.a.v.) Allah’ın, kendisine verdiği her nimete şükrederdi. Hem de sıcağı sıcağına… Yediği yemek; bir nimetti… Fazlalıkların vücuttan dışarı çıkması da ayrı bir nimetti.</p><p>İşte o nimete de teşekkür edecekti… Fakat bulunulan ortam buna müsaid değildi. Ve teşekkürünü geciktirdiği için de Allah’tan bağışlanma diledi…</p><p>İnanıyorum ki bu satırları okurken, yaşlı göz ve titrek bir sesle ‘Allah-u Ekber!’ diyorsunuz.</p><p>Allah-u Teala’yı sürekli zikretmenin dostluğa nasıl yansıyacağını yazıp da uzatmanın bir anlamı yok herhalde…[186]</p><p>23. Dostluğa Giden Yollarda İstikrarı Yakalayarak</p><p>İnsanoğlu zayıf, bencil, unutkan ve nankör olduğu için her zaman aynı güzel havayı yakalayamayabiliyor… Hele de istikrarı yakalamaya giden yolları bilmiyorsa…</p><p>Sosyal hayattaki istikrarsızlık en kötü ihtimalle iflas ettirir… Bilemedin; öldürür! Fakat aynı istikrarsızlık virüsü Allah’ın sevgisini kazandıran amellerin işlenmesine bulaşmışsa, işte o zaman eyvah!</p><p>Sevgideki istikrarsızlık diğerlerine benzemez… Daha doğrusu; sevgi, istikrarsızlık kabul etmez… İşte bu yüzden Allah’ın dostluğunu kazandıracak salih amellerin işlenmesinde istikrarlı olunmalı…</p><p>Ama nasıl?</p><p>Allah ile dostluğu sağlayacak salih amelleri işlerken istikrarlı olmaya giden yolları maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz; [187]</p><p>İstikrarı Sağlayan Etkenler:</p><p>a. Allah ile dostluğun getirisi ve götürüsünü iyi bilmek.</p><p>b. Allah ile dostluğu olmazsa olmaz kabul etmek</p><p>c. İstikrarsızlığı sabırsızlık olarak algılarsak, sabrın ecrini iyi bilmek</p><p>d. Mensubu olduğumuz dine güvenmek</p><p>e. Ölüm sonrasını iyi okumak</p><p>f. İstikrarsızlığın mayasında şeytanın vesveseleri olduğu için şeytanı iyi tanımak</p><p>g. İstikrarsızlığa götüren etkenleri iyi öğrenip çözüm üretmek. [188]</p><p>24. Kalbi Allah’a Yaklaştıracak Kitaplar Okuyarak</p><p>Allah ile dostluğu kuvvetlendirecek etkenlerden biri de maneviyatı besleyen kitapların okunmasıdır. Bu tür kitapları kaleme alan alimler kitaplarına tecrübelerini yansıttıkları için direk kalbe hitap ederler.</p><p>Allah ile kul arasında köprü olmaya çalışan bu kitaplar maalesef belli bir cemaatlere mal edilmesi sebebiyle cazibesini kaybetti…</p><p>Diyorum ki;</p><p>– ‘Allah’a yaklaştıracak her kapıyı tıktıklayalım, her kitabı okuyalım ve her nasihate kulak verelim…</p><p>– ‘Binlerce kitap arasından nasıl seçeceğiz? Her gün yeni yeni yazarlar, yeni yeni kitaplar çıkıyor!’</p><p>Haklısınız…</p><p>Ben yayınevi sahibi olarak (Karınca yayınları) kitaplarla haşir neşirim. Hem Allah ile dostluğumu kuvvetlendirmek için hem de bu bölümü (kalbi Allah’a yaklaştıracak kitaplar okuyarak) hazırlamak için bazı kitapları aldım ve inceledim.</p><p>Fayda vereceğine inandığım için bazı kitaplar tavsiye edeceğim. İnşaallah bulur, alır, okur ve yaşamaya çalışırsınız… [189]</p><p>İnsanı Allah’a Yaklaştırmaya Vesile Olabilecek Kitaplar Listesi</p><p>1. Kur’an-ı Kerim</p><p>Özellikle de tefekkür ayetleri üzerinde uzunca düşünerek, cennet ve cehennem ayetlerini bir film şeridi gibi gözler önüne sererek (hayali olarak tabi), ve gece Kur’an-ı tane tane okuyarak Allah ile sıcak bir ilişki kurulabilir.</p><p>2. Hadis Kitapları</p><p>Kütübüs-Sitte’den faydalınabilinir. Rasulullah (s.a.v.)’nin Allah sevgisi, Allah korkusu, gece ibadetleri, sabrı, tefekkürü, tevekkülü, kısacası hayatını okuyabiliriz…</p><p>3. Hayatus-Sahabe</p><p>Yazarı: M. Yusuf Kandehlevi</p><p>Yayınevi: Ravza</p><p>Sayfa: 560</p><p>İçeriği: Sahabenin Allah’a, Peygambere ve kardeşlere olan sevgilerini, musibetler karşısında sabırlarını, tevekküllerini, takvalarını, gece ibadetlerini ve cesaretlerini delilleriyle anlatan bir kitap…</p><p>Allah’ın razı olduğu bir nesli takip etmek Allah ile kurulacak dostluğa önemli ölçüde katkı sağlar.</p><p>4. Kitabü’z Zühd Ve’r-Rekaik </p><p>(Zahidlik ve İncelikleri)</p><p>Yazarı: Abdullah ibnül Mübarek (H.118-M.736) (Tebeü’t-Tabiinlerdendir.)</p><p>Yayınevi: Seha</p><p>Sayfa: 370</p><p>İçeriği: 1627 tane, takvayı artıracak hadisler, tabiinler ve tebe-üt-Tabiinler’in sözlerinden oluşmuş tek ciltli bir kitap.</p><p>Onbir bölümden oluşan bu kitap sırasıyla;</p><p>– Allah’a itaate ve ibadete teşvik.</p><p>– İbret alma ve tefekkür</p><p>– Dili koruma ve tevazu</p><p>– Tevekkül ve dünyadan azla yetinme bilinci</p><p>– Gerçek arkadaş seçmek</p><p>– Dünyada refah içinde olmanın kınanması</p><p>– Allah-u Teala’nın rahmetinin anlatılması</p><p>– Allah’ı zikretmek</p><p>– Namaz bilinci</p><p>– Takva.</p><p>Konularından bahsediyor. Kitap oldukça sade ve anlaşılır.</p><p>5. Er-Riaye (Nefis Muhasebesinin Temelleri)</p><p>Yazar: İmam el-Muhasibi (H. 165- M. 781)</p><p>Yayınevi: İnsan</p><p>Sayfa: 602</p><p>İçeriği: Kul ile Allah arasında iyi bir köprü olacağına inandığım bu kitabın kalınca olması gözleri korkutmasın… İmam Gazali bu kitabı okuyup şerh yapmış… O Şerh’in adı da bir çoklarımızın kütüphanesinde bulunan ‘İhya-u Ulumiddin.’</p><p>Yani bu kadar önemli bir kitap.</p><p>Kitap şu konular üzerinde yoğunlaşmış;</p><p>– Takvanın aranması konusunda insanların farklı düzeyleri ve Allah için amellerin gözetilmesi üzerine…</p><p>– Arkadaş ve nefsi tanıma</p><p>– Nefsi tanımak, fiillerinin kötülüğünü ve arzularına çağırmasına karşı uyanık olmak üzerine.</p><p>– Böbürlenmek, gaflet ve haset üzerine…</p><p>6. Kitabü’z- ZÜHD</p><p>Yazar: Beyhaki (H.384 - M.994)</p><p>Yayınevi: Hacegan</p><p>Sayfa: 288</p><p>İçeriği: Abdullah ibnül-Mübarek’in kitabının içerik olarak bir benzeridir. 982 tane Zühd ile alakalı hadis, Tabiin ve Tebeüttabiin’den sözleri içerir.</p><p>Oldukça fayda vereceğine inandığım tam bir kaynak eser.</p><p>7. Dört Halifeden Vecizler Sözlüğü</p><p>Yazar: Dört Halife (Hazırlayan Mehmet Yılmaz)</p><p>Yayınevi: Şule</p><p>Sayfa: 424</p><p>İçeriği: Takvayla alakalı tüm konular üzerine söylenmiş veciz sözleri içeriyor… Her sözün orjinal arapçası, altında arapça okunuşu, türkçesi ve kaynağı mevcut…</p><p>Reklam gibi olacak ama kütüphanelerin demir başı olmaya aday diyebilirim.</p><p>Bu kitapta her gün okunacak 15 sayfa günü kurtarabilir.</p><p>8. Vecizler, Öğütler, Paralolar</p><p>Yazar: Yerli ve yabancı alimler, bilgeler ve filozoflar</p><p>Yayınevi: Elif</p><p>Sayfa: 498</p><p>İçeriği: Bu kitapta bir çok konu üzerine söylenen veciz sözlerden oluşuyor… O kadar da ihtiyaç olmamasına rağmen müslüman olmayanların da fikirlerini öğrenmek babından okunabilir…</p><p>9. İhya-u Ulumuddin</p><p>Yazar: İmam Gazali</p><p>Yayınevi: Birçok yayınevi tarafından çıktı.</p><p>Sayfa: Değişken (4 Cilt, 2 Cilt, Muhtasar)</p><p>İçeriği: Okuyucuya takva, ahlak ve ilim ruhu kazandıran müthiş bir eser… Yüz yıllardır okunması o kitabın değerini gösterir.</p><p>10. Gece İbadeti</p><p>Yazar: Doç.Dr. Abdulhakim Yüce</p><p>Yayınevi: Kaynak</p><p>Sayfa: 164</p><p>İçeriği: Peygamber efendimizin (s.a.v.), Sahabelerin, Tabiinlerin, Tebeüt-tabiinlerin ve selef alimlerimizin gece hayatlarını delilleriyle gösteren bir kitap. </p><p>Okuyucuya gecenin bereketini aşılaması babından faydalı bir kitap olduğu kanaatindeyim.</p><p>11. Arınma Yolu 1–2. , İman ve Salih Amel</p><p>Yazar: Abdul Hamid Bilali.</p><p>Yayınevi: Buruc</p><p>Sayfa: 303 + 160</p><p>İçeriği: Daha çok, okuyucusunun günahlardan arınmasını ve kalbini Allah sevgisiyle doldurmasını sağlayacak formüller sunuyor… Özellikle de kalbi hastalıklar ve tedavisi üzerinde duruyor. Okuyucuya takva bilinci vereceğine inandığım harika bir set…</p><p>12. Kalbin İlacı</p><p>Yazar: İbn. Kayyım El-Cevziyye</p><p>Yayınevi: Elif</p><p>Sayfa: 320</p><p>İçeriği: Adı gibi…</p><p>13. Namazda Huşuya Götüren 33 Etken</p><p>Yazar: Muhammed-Salih El-Müneccid.</p><p>Yayınevi: Karınca</p><p>Sayfa: 96</p><p>İçeriği: Allah ile dostluğu sağlayacak etkenlerden biri de huşu ile namaz kılmaktır. Genç alimlerimizden M. S. El-Müneccid bu kitabında namazda huşuyu bozan etkenlerle huşuya götüren etkenleri maddeler halinde inceleyip okuyucularına sunmuş.</p><p>Namazda huşuyu yakalamak demek Allah ile dostluğu oldu-bittiye getirmek demektir.</p><p>İşte bu kitap bu noktada oldukça iddialı…</p><p>14. Tefekkürün Gücü</p><p>Yazar: Feyzullah Birışık</p><p>Yayınevi: Karınca </p><p>Sayfa: 186</p><p>İçeriği: Allah ile kurulacak dostluğa giden yollardan biri de tefekkürdür. Bu kitapta ayet ve hadis ışığında yoğun bir tefekkür bulabilirsiniz…</p><p>Özellikle de Allah’ın büyüklüğünü, sanatını ve bizlere verdiği nimetleri farklı bir uslupla okuyuculara sundum… İnşaallah fayda verir diyorum.</p><p>15. İnancın Gölgesinde</p><p>Yazar: Fethullah Gülen</p><p>Yayınevi: Nil Yayınları</p><p>Sayfa: 286</p><p>16. İbadetin Getirdikleri</p><p>Yazar: Safvet Senih</p><p>Yayınevi: Işık Yayınları</p><p>Sayfa: 190. [190]</p><p>25. Allah’ın Bizlere İyi Niyet Beslediğini Bilerek</p><p>Özellikle de ümitsizlik mikrobunu öldürmeye çalışmak istediğim için bu başlığı attığımı hatırlatarak konumuza giriş yapalım;</p><p>Cehennemi insan ve cinlerle dolduracağını söyleyen Allah-u Teala, insanların cehenneme girmemesi için tüm şartların oluşmasını dilemiştir.</p><p>Allah-u Teala insanları en güzel şekilde yaratarak tüm dünya ve içindekilerini hizmetine sunmuştur… Hatta dünyadan bilmem kaç km. uzaklıktaki güneşi, ayı ve yıldızları da insanların hizmetine sunmuş…</p><p>Daha sonra, emir, yasak ve tavsiyelerinin daha iyi anlaşılması için, insanlara akıl vererek; kendisini bulma yolunda katkıda bulunmuştur…</p><p>Gel zaman git zaman salt manada akılla bulamayacaklarını bildiği için insanlara Peygamberler göndermiştir. İnsanlardan eziyet gören peygamberlerin tek görevi insanlara cennet ve cehenneme giden yolları tanımlamak olmuştur.</p><p>Allah’ın, kendilerinin iyiliğini istediğini anlamak istemeyince peygamberlerini öldürmüşlerdir… İnsanların cennete girmelerini isteyen Allah-u Teala bir peygamber daha göndermiştir… İyilikten pek anlamayan insanlar tekrar öldürmüşlerdir… </p><p>Aradan uzun yıllar geçtikten sonra, Allah-u Teala son bir peygamber daha göndermiştir… Peygamberlerle birlikte aynı vazifeyi (davet etmeyi) üstlenmeyen müslümanları ise tehdit etmiştir.</p><p>Düşünsenize bizlerin cennete girmesi için Peygamberler ve islam davetçileri hayatı pahasına seferber oluyorlar…</p><p>Tüm bunlar Allah’ın, kullarına iyi niyet beslemesi değil de nedir acaba?</p><p>Günahlarımızı affedeceğini söylemesi, en küçük bir amel’e çok sevap vermesi. Rahmetinin gazabını geçtiğini söylemesi, Öldükten sonra amel defterimizin açık kalması için fırsatlar tanıması, dininin daha doğru anlaşılması için bazı insanlara ilmi sevdirip o ilimle insanları aydınlattırması, tövbe kapısının sürekli açık bıraktığını bildirmesi Allah’ın, kullarına iyi niyet beslemesi değil de nedir acaba?</p><p>Ama maalesef tüm bunlara rağmen;</p><p>‘… fakat insanların çoğu şükretmezler.’ (Neml: 27/73)</p><p>Hem de;</p><p>‘Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lutuf sahibidir…’ (Neml: 27/73)</p><p>olmasına rağmen!</p><p>Unutmayalım ki, Allah, kullarına iyi niyet beslemeseydi, ne akıl verirdi, ne peygamber gönderirdi, ne davetçileri harekete geçirtirdi (Teşvik ve tehditlerle) ne de tefekkür malzemeleri yaratırdı…</p><p>O, bize değer verdi… Peki ya biz. [191]</p><p>26. Sık Sık Sesli Bir Şekilde ‘Seni Seviyorum Allah’ım Diyerek</p><p>Dil ile sürekli ‘Seni Seviyorum Allah’ım!’ demek, ihsan kavramının kapısını aralayabilir… O kapıdan muhtemelen şöyle bir ses işitilir;</p><p>‘O zaman ispat et!’</p><p>Ben, bu sayfayı ‘Seni Seviyorum Allah’ım!’ yazısıyla doldurayım; Sizler de tek tek okuyun[192];</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eyvàh!, post: 1907, member: 12"] Sevdiklerimizden Vermek Nefsimize Ağır Geliyorsa, Ne Yapmalı? a. Bir defa, bu tür durumlarda unutmamanız gereken en önemli şey; O anda hangimizi daha çok seviyorsun! eşyanı mı yoksa beni mi? dersinden imtihan olmamız… Her infak eyleminde bu sesi işitirsek Rabbimize karşı mahçup olmamak için en sevdiğimizi verebiliriz. Daha sonraları -sevginin temelleri atıldıktan sonra- en sevdiğimizden vererek ikilemde dahi kalmayız. b. İnfak anında gönlümüz sevdiklerimizi vermekten yana değilse; Allah tarafından; ‘Demek eşyayı benden daha çok seviyorsun ha!’ diye bir ses işitelim. c. Peygamberlerin ve sahabelerin infak anlayışlarını inceleyelim. d. Gönlümüzün sevmediğimizi vermekten yana olduğunu hissedersek; Allah’ın şu sözünü hatırlayalım; ‘Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükafatı da vardır.’ Sevdiklerimizden vermemiz Allah ile olan dostluğun ispatlarından sadece biridir. [142] 12. Bedenen Özürlü İnsanlar Görüldüğünde Sıcağı Sıcağına O an Hamd Ederek Allah-u Teala yarattığı her insanı farklı şekillerde imtihan eder. Kimine bol mal vererek şükür + infak ile imtihan ederken kiminin de rızkını daraltarak ‘sabır’la imtihan eder. Bir başkasına sıhhat ve afiyet verip şükretmesini isterken kimi kulunu da bedeninin her hangi bir organının işlevine son verdirip sabretmesini ister… Yaratılışı gereği unutkan olan insanoğlu, Allah’ın kendisine bahşettiği nimetleri unutur. Ta ki özürlü birini görene kadar… Allah ile dost olma gayretinde olmayanlar özürlü bir vatandaş gördüğünde fıtri olarak üzülürler. Bu üzüntü ne Allah sevgisinin ispatıdır ne de Allah dostluğunun… Ama Allah’a dost olmaya çalışanlar günün herhangi bir zamanında dünyanın neresinde olursa olsun, ‘Gözleri görmeyen, ya da bir gözü görmeyen birini gördükleri zaman olaya ilk önce kendi penceresinden bakıp sağ el işaret parmağıyla gören gözlerini işaret ederek; ‘Allah’ım! Sana hamdolsun bana göz verdin. Yoksa ben göremezdim. Göz emanetini hala almadığın için sana teşekkür ederim Allah’ım’ diyerek gördüğü özürlü şahsın sabrı için dua ederler.’ Eğer gördükleri özürlü ‘zihinsel’se, sağ işaret parmağıyla şakağını işaretleyerek; – ‘Allah’ım! Sana hamdolsun bana akıl verdin. Yoksa ben de bu şahıs gibi avare dolaşacaktım. Taşkalanın yoğun olduğu mekanlarda bu ve benzeri sıcağı sıcağına yapılan teşekkürler muhabbeti artırır. Artan muhabbet salih bir amele dönüşür. Her salih amel imanı artırır, artan iman da dostluğu perçinler. [143] 13. Sonunda Sabrı Getiren Ameller İşleyerek Yani nefse ağır gelen ameller işleyerek. Bu yerine göre değişir. Kimi; en sevdiğini (arabasını) infak ederek otobüs kuyruğunda bekler, kimi; yaz sıcağına inat pazartesi-perşembe oruçlarını tutarak, kimi; gücü yettiği halde bağışlayarak, kimi; öfkesini yutarak, kimi; uykuya rağmen geceleri kıyamla geçirerek, kimi; müzmin hastalığa sabrederek vs… Allah ile dostluğunu kuvvetlendirmek isteyen bir insan, Allah’ın sabredenlerle beraber[144] olduğunu bildiği için sonunda sabrı doğuran ameller işlemek ister. Canını infak etmek isteyen bir dost adayı en büyük ‘sabır’ nimetinin kapısını tıktıklar… Bir çok kanaldan gelen sabır nimetinden faydalanır… Böylelikle hem en sevdiğinden infak etmenin heyecanını yaşar, hem bıraktıklarına sabrederek Allah ile beraber olur, hem de İslamın zirvesi olarak adlandırılan bir ameli işlemiş olur… Bir taşla kuş sürüsü… [145] 14. Helal ve Haramları; ‘Seviyor ve Sevmiyor’ Olarak Algılayarak; Allah-u Teala, seçmiş olduğu bu dinin hudutlarını bazı helal ve haramlarla belirlemiştir. Sosyal bir hayatta insanlar bazen bu tel örgünün yanına kadar gelebilirler… Kimi insan tel örgünün arkasını merak ederek atlamaya çalışır, kimi insan hafiften dokunmakla yetinir, kimi insan da tel örgünün arkasındaki cehennem sıcaklığını hisseder hissetmez uzaklaşmaya çalışır… Adına haramlar ya da Allah’ın sevmediği ameller adı verilen tel örgünün arkasında cehennem ve Allah’ın hoşnutsuzluğu vardır… – ‘Allah’ın sevmediği bir ameli ben ne diye seveyim ki’ diyen bir Allah dostu tel örgünün arkasında Allah’a karşı mahcubiyeti görür… Huzurunda yüzünün kızaracağını hisseder… Cehennemden beter olabilecek bu sıkıntılı durumu yaşamamak için çarçabuk uzaklaşır, hoşnutsuzluk örgüsünden… Her hangi bir yasaktan-haramdan: – ‘Allah sevmiyor’ olarak bakıp ta uzaklaşmanın altında bazı gerçekler vardır. Bunlar; – ‘Allah beni her an görüyor – Allah beni her an işitiyor – Allah kalbimden geçenleri bile biliyor – Yarın Allah’ın huzuruna nasıl çıkacağım’ düşünceleridir. Bu havayı teneffüs eden bir Allah dostu, dostluğunun zedelenmemesi için dikenli yollarda paçalarını iyice sıvazlayarak az çizikle çıkmaya çalışır. Başka bir konuya geçmeden önce Peygamber efendimiz döneminde cereyan etmiş bir hadiseyi notlayalım. Görelim bakalım cehennem ateşi mi caydırıcı olmuş, yoksa Allah’a karşı mahcubiyet duygusu mu? Kadının biri Resulullah’a geldi ve – ‘Ben zina ettim. Ve zinadan da hamileyim. Beni günahımdan temizle’ dedi. Resulullah (s.a.v.): – ‘Git, doğumunu yaptıktan sonra gel’ dedi. Sonra kadın kucağındaki çocukla birlikte geldi. Resulullah (s.a.v.): – ‘Git ve sütten kesildikten sonra gel’ dedi. Ve kadın, çocuğun elinde bir ekmek parçasıyla geldi. Daha sonra Resulullah’ın emriyle recmedildi.’[146] Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber! Tevbe kapısının ardına kadar açık olmasına rağmen Rabbinin huzuruna tertemiz çıkmak istiyor… [147] 15. Secde Anında Diyaloğa Geçerek Secde; Namaz esnasında üç defa ‘subhane rabbiyel ala’nın denildiği bir pozisyon değildir… Secde; Sadece namazlara mahsus bir eylem hiç değildir… Peki nedir secde? Secde; – ‘Kulun Allah’a en yakın olduğu bir an…’dır. Secde; – ‘İnsanın acizliği ve Allah’ın yüceliğinin ispat edildiği bir an…’dır. Secde; – ‘Gururun ve kibrin ayaklar altında ezildiği bir an…’dır. Secde; – ‘Mutluluğun, huzurun, sevinç ve kederlerin Allah ile paylaşıldığı bir an’…dır. Secde; – ‘Sadece namazlarda olanı saysak, günde en az seksen kere Rabbimizle diyalog ortamının sağlandığı bir an…’dır. Allah’a dost olmaya çalışanlar, Allah’ın en çok sevdiği amelleri işlemek isterler. Çok övülen ‘secde’ de bunlardan biridir. Günün herhangi bir saatinde; dağda, bayırda, şehirde, evde kısaca her yerde Allah ile sıcak bir diyaloğa geçmek için güzel bir eylem… Secdeden en çok huşu duyan büyük önder şöyle buyuruyor; ‘Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde anıdır’[148] Madem Ona çok yakın olunuyor, o zaman bu anın çok iyi değerlendirilmesi lazım. İnsanın grurunu ve kibrini iki büklüm yapan secdede bolca dua, bağışlanma ve bazı şeyler talep edilebilir. Derslerinde başarılı olmak isteyen bir öğrenci, iş arayan bir işsiz, evlat isteyen bir anne-baba, düşmanına galip gelmek isteyen bir asker, insanların hidayetine vesile olup o ecre talip olmak isteyen bir davetçi, akrabalık ilişkilerinin düzelmesini isteyen bir aile, evlatlarının müslümanca yetişmesini isteyen bir anne-baba, derdine şifa arayan bir hasta vs. secde anında duygu, düşünce ve taleplerini Allah’a beyan edebilirler. Böylelikle hem günde bilmem kaç kere okudukları; ‘İyyake na’budu ve iyyake nesta’in’ ayetini yaşamış olurlar… Hem de insanların dua ve isteklerini dinleyip cevap veren tek mercinin Allah olduğunu ispat etmiş olurlar. Allah dostlarının, secde anında Allah ile olan muhabbeti kısa sürmez…. Uzattıkça uzatırlar. Bu satırları yazarken inanıyorum ki benim gibi sizler de bu Allah dostlarını[149] gıpta ediyorsunuz. Kendi secdelerimizde kıyas yaptığımızda Allah ile dostluğumuzun hiçte içaçıcı olmadığını görürüz.. [150] Neden Secdelerimiz Kısa Sürüyor? Ya da Gereken Lezzeti Neden Alamıyoruz? Kanaatimce, secdelerimizin kısa sürmesindeki en büyük etken; Secdeyi, namazda üç defa ‘subhane rabbiyel ala’ denilen bir eğilme hareketi olarak göstermeleri… Yani anlam daraltmaları… Üç defa ‘subhane rabbiyel ala’ demek en fazla 5-6 sn. sürüyor. Peki ya sonra? İşte sonrası anlatılmadığı için o lezzetten mahrum kaldık. Maddeler halinde şöyle sıralayalım. a. Secdenin öneminin bilinememesi b. Secdede duaların sadece arapça telaffuz edileceğinin zannedilmesi. (İsteyen istediği dil ile dua edebilirler. Çünkü Allah, her dilden anlar. Sadece Secdede… Secde dışındakilerin tamamı arapça) c. Namazlarımızda huşunun duyulmaması. d. Secde anında akla dünyevi meşgalelerin gelmesi ve konsantre olamama… gibi[151] Secdeyi Uzatmaya Götüren Etkenler Bu başlığımızı, secdeden lezzet alanlar daha iyi aydınlatır diye düşünüyorum.[152] Nefis teskiyesi kitaplarından edindiğim bilgileri maddeler halinde sunayım. [153] Secdeden Nasıl Lezzet Alınır? a. Secde anında, eski günahları hatırlayıp özür dilediğinde kabul edileceğine inanmak. b. Secde anında 1400 küsür öncesine giderek Peygamberin arkasında namaz kılıyormuş gibi hissederek. c. Secde anında, Allah’tan şöyle bir ses işiterek; ‘Nasıl namaz kıldığına bakıyorum!’ d. Secde eylemini namaz dışında da yaparak. Şükür secdesi gibi. e. Özellikle de gece kalkarak. f. Sahabelerin ve bir, iki nesil sonrakilerin secde anlayışlarını dikkate alarak. g. Secde anında ağlamaya çalışarak. h. Secde anında ölümü düşünmeye çalışarak. ı. Kafamızı kaldırdığımızda ölüm meleğiyle karşılaşacağımızı hissederek.[154] i. Yapılacak dua, bağışlanma ve isteklerin kabul edileceği tek şartın secde olduğuna şartlanarak.[155] j. Secdeyi uzattığımız oranda Allah’a yaklaştığımızı hissederek. k. Secdeyi en iyi şekilde değerlendirenin cennetteki en güzel köşke oturacağını hissederek. Secdenin iyi değerlendirilmesinin kurulacak dostluğa etkisi anlaşılmışsa başka bir başlığa geçebiliriz. [156] 16. Salih Amellerimizi Gizleyip Allah ile Paylaşarak Salih amellerle imanın arttığını, işlenen günahlarla da imanın zayıfladığını ilk sayfalarda söylemiştik. Allah’a asi olan şeytan insanların etrafında dolaşarak salih ameller işlemesine engel olmaya çalışır. Her zaman başarılı olmayabilir… Bazen iyi bir amelin işlenmesine yardımcı olabilir… Asıl saldırıyı işlenen amelin reklamınıda gerçekleştirir. İyi bir niyetle (Allah’ın sevgisine muhatap olmak) başlanan amel, iyi bir niyetle de sonuçlanabilir… Bu gayet normaldir… Ama önemli olan yapılan amelin sevincini Allah ile paylaşmak… Bu satırları yazarken aklıma mağaradaki gençlerin, yapmış oldukları salih amelleri Allah ile paylaştıkları geldi… Olay kaynak kitaplarımıza şöyle kaydolmuş; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: – ‘Sizden evvelki gelip geçen ümmetlerden üç kişilik bir topluluk yürüyüp giderlerken birden kendilerini bir yağmur yakaladı. Hemen bir mağaraya sığındılar.Akabinde mağaranın kapısı bunların üzerine kapandı. Bunlar birbirlerine: – ‘Şu muhakkak: Vallahi ey şu mağara içinde bulunanlar! sizi buradan doğruluktan başka birşey kurtarmaz. Onun için sizden her bir kişi doğru söylediğini bilmekte olduğu birşeyle Allah’a dua etsin, dediler. Bunlardan birisi: – Ya Allah! Kati olarak bilmektesin ki, benim ücretli bir işçim vardı.O bana üç sa ölçeği pirince karşılık çalışıyordu.Bu işçi o ücreti bırakıp gitti.Ben bu ücret pirincine yöneldim de onu ektim.O ekim işinden iyi mahsul oldu.Ben ondan bir sığır satın aldım.Bir müddet sonra o işçi bana gelip ücretini istiyordu.Ben de ona: Şu sığırlara git ve onları önüne kat da sür git dedim. O: – ‘Benim, senin yanında ancak üç sa’ ölçeği pirinç darısı hakkım vardır,’ dedi. Ben yine ona: – ‘Şu sığırlara git, onlar senin o üç sa’ ölçeği ücretinden çoğaldılar,’ dedim. İşçi onları sürüp gitti. Ey Allah’ım! Sen bilmektesin ki, ben buna senin haşyetinden ötürü böyle yaptım. Onun hatırına bizden şu kayayı aç!’ diye dua etti. Kaya onlardan biraz açıldı. Diğeri de: – ‘Ya Allah! şüphesiz sen bilmektesin ki, benim ihtiyar anamla babam vardı. Ben her gece bunlara koyunlarımın sütünü getirip içirirdim. Bir gece bir engel sebebiyle bunlara süt getirmede geciktim. Geldiğimde bunlar uyumuşlardı. Ehlim ve çocuklarım açlıktan feryad ediyorlardı. Fakat ben anam babam içmeden çocuklarıma süt içiremzdim. Bu durumda ben onları uyandırmayı istemedim. Onları terkedip de yataklarında içmelerini bekleyiciler olarak kalmalarını da istemedim. Süt tası elimde ta fecr doğuncaya kadar bekledim. Allah’ım! Sen pek iyi bilmektesin ki, ben bunu senin haşyetinden dolayı yaptım. Bizden bu sıkıntıyı gider!’ dedi. Akabinde kaya onlardan biraz açıldı, hatta gökyüzünü gördüler. Diğeri de: – Ya Allah! Sen kat’i bilmektsin ki, benim bir amca kızı vardı. O bana insanların en sevgilisi idi. Ben ondan emelime nail olmak istedim. Fakat o benden çekindi. Ancak kendisine yüz dinar getirmemi söyledi. Ben bulup getirdim ve ona teslim ettim. Ben onun iki bacağı arasına oturunca kız: – ‘Allah’tan kork! Yaratıcı kudretin bekaret mührünü bozma, O mühür ancak bir hakla, nikah hakkıyla açılır, dedi. Bu sözü üzerine ben üstünden kalktım, yüz dinarı ona bıraktım. Şüphesiz sen bilmektesin ki, ben bunu ancak senden korktuğum için böyle yaptım. Bizden bu mağarayı aç!’ dedi. Bu dua akabinde Allah onlardan mağarayı tamamen açtı, onlarda çıkıp gittiler.”[157] Düşünüyorum da, O mağarada ben olsaydım acaba hangi amelimi sunardım… Zannedersem oracaktı çürürdüm. Her hangi bir salih ameli işlemek nasıl meziyetse, işlenen ameli gizlemek te aynı derecede meziyettir. İşlenen bir ameli gizleyip Allah ile paylaşmak demek; riyadan uzaklaşmak demektir. Yani Allah’ın sevmediği bir amelden uzaklaşmak demektir… Allah’ın sevmediği bir ameli yapmamak Allah’ın sevgisini birebir kazandırır. Yapılması zor gibi gözüken salih bir amel işlediğimizde, secde anında, ya da Allah’tan her hangi bir şeyi talep ettiğimizde mağaradakiler gibi işlediğimiz o ameli kullanabiliriz. Nefse ağır gelen salih bir ameli insanlarla paylaşmak (işlenen amelden bahsetmek) insanların beğenisini kazandırabilir… Hatta daha da ileri giderek mevki-makam kazandırabilir… İşte Allah dostları bu noktada o kadar hassastırlar ki, sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmaz… [158] 17. Allah’a Yakın Gördüğümüz Kişilerle Oturup Kalkarak Peygamberi örnek almak isteyen bir insan çevresindekilere bazı çağrışımlar yapar… Bu, elinde değildir. Tıpkı soba gibi… Soba, önce kendisini ısıtır… Daha sonra da elinde olmayarak üşüyenlere bazı mesajlar gönderir… Sobaya herkes, ihtiyacı kadar yaklaşır… Ama ısısından, ama isinden, ama kokusundan az da olsa nasiplenirler… Allah’a yakınlaşmaya çalışanlar insanlardan dünyevi hiçbir menfaat beklemedikleri için insanların tamamen iyiliğini düşünürler… Onlardan hiçbir zarar gelmez… Onlar, insanların ahiretini düşündükleri için Allah’ı sevdirmeye çalışırlar… Allah’ın rızasını kazandıracak salih amelleri anlatırlar… Adeta yürüyen Kur’an’dırlar… İnanıyorum ki bir çoğumuzun çevresinde bu tür insanlar var ve onlarla beraber olunduğunda imanın arttığına çoğumuz şahid olmuşdur. İşte bu yüzden Allah-u Teala müslümanların kaynaşmasını istemiştir… Gerek cemaatle namazda, gerek bayramlarda, gerek ziyaretlerde, gerekse saf tutup düşmanla çarpışmalarda… Allah’ın sevdiği kişilere baktığımızda bile çıkarılacak bir ders mutlaka vardır… [159] 18. Sağ ve Soldaki Meleklerimizle Konuşarak Varlıklarını sağ ve solumuzda göremesek de, hayat kitabımızın, daha doğrusu dostluk rehberimizin 518. sahifesinde görebiliriz; ‘iki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.’ (Kaf: 50/17) Nereye gitsek bizimledirler… Beraber oturur, beraber yürür, beraber seyahat eder ve beraber piknik yaparız… Biz yeriz, onlar bakar ve yazarlar… Meleklerin varlığını hissetmek nefsimizin dizginlerini daha da sıkı tutmamızı sağlayacağından Kaf: 50/17’yi unutmamak gerek… Madem sürekli bizimleler, o zaman onlarla en kısa zamanda hatta şimdi diyaloğa geçip varlığını yakini hissetmek lazım. [160] Meleklerle Nasıl Konuşacağız? Sağ ve solumuzdaki meleklere bazı şekiller vereceğiz.[161] Sağ ve solumuzdaki meleklerimize bazı ayetler, hadisler ve veciz sözler yükleyeceğiz…. Sağımızdaki melek yer yer Allah sevgisi ve cennet nimetlerinden bahsedecek… Solumuzdaki meleğimiz de biraz agresif olacak… Haliyle bizleri Allah dostluğundan uzaklaşmanın götürüleri ve cehennemi anlatacak… Hem de her ortamda… Şöyle bir canlandırma yapalım; Tek başına şehirlerarası otobüsle yolculuk yaptığınızı düşünün. Yanınızda kitap ve dergi yok ve yanındakinizi de tanımıyorsunuz diyelim. Ne yaparsınız? En kötü ihtimal uyursunuz… Hadi diyelim yanındakine nasihat ettiniz… Ya sonra? İşte şimdi meleklerle yapılması gereken diyaloğun salih amellerin işlenmesine yapacağı katkıyı görelim; Sağınızdaki Melek: ‘Her ne kadar tek kişilik bilet aldınsa da, biz üç kişiyiz… Sen, ben ve solundaki melek… Siz: Ne yapmamı istersiniz? S. Melek: Varlığımızı hissetmeni… Siz: Varlığınızı hissetmemin bana ne faydası olacak? S. Melek: Şu an ne yapıyorsun? Siz : Oturuyorum… S. Melek: Oturan her müslümana Ali İmran: 3/191’in nazil olduğunu biliyor musun? Siz:? S. Melek: Dinle ve üzerinde düşün; ‘Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzere yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!’ – “Gördüğün gibi oturan herkese bu ayet nazil olur. Yerinde olsam Allah’ı zikrederim… Sen Allah’ı zikret, ben yazayım… Sen tefekkür et, ben yazayım… Ben yazdıkça cennetteki derecen artsın…” İnanın ki diyeceğimiz bir Allah-u Ekber, onların kalemini harekete geçirir… Aynı mantıktan yola çıkarak, günah işleme potasına girerken de soldaki meleği konuşturacağız; Soldaki Melek: ‘Sakın yaklaşayım deme! (İşlenecek herhangi bir günahın sınırlarına yaklaşınca) Ben mürekkebimi Cehennemden çektim… Yazarsam, yanarsın!.. Böyle bir diyaloğun yaşandığı bir ortamda şeytan aç kalır! [162] 19. İşlenecek Muhtemel Bir Günah Öncesi Adımız Zikredilerek; Allah Tarafından ‘Ne Yaptığının Farkında mısın?’ diye bir Sesin İşitilmesi Allah’ın dostları günah işlemez demiyorum… İşlenecek günahları minimum düzeye indirebilir düşüncsindeyim. Bir daha Peygamber gelmeyeceğine göre şu an dünyadaki tüm insanlar günah işlerler… (Çocuk ve deliler hariç) Unutmamamız lazım ki günahların asgariye çekilmesiyle de dostluğunuz güçlenir… Allah ile dostluğumuzun güçlenmesi için her türlü yola başvurmalı… Çünkü, bir daha hayat hakkı verilmiyor… 18. başlığımızdaki, sağ ve soldaki meleklerle konuştuktan sonra, motivenin maksimuma çıkması için dost olmaya çalıştığımızla da diyaloğa girmemiz lazım… İşlenmesi muhtemel bir günah öncesi, ya da işlenmesi olası bir sevap öncesi olabilir… Diyelim ki günah işleme potasına girildi… Ne sağdaki meleğin nasihatleri, ne de soldaki meleğin cehennem tehdidi kâr etti… Ne yapacağız? Sizce şöyle bir sesin işitilmesi fayda vermez mi? ‘Ne yapıyorsun Feyzullah?.. Senden hiç beklemezdim!’ [163] 20. Allah Dostlarının Yapmış Oldukları Salih Amelleri Örnek Alarak Yapılacak her hangi bir salih amelin, başkaları tarafından önceden yapılmış olması ya da çevremizde o ameli yapanları görmemiz bizleri rahatlatır… Ve daha kolay bir şekilde pratize etmemizi sağlar. Herhangi bir kurum, ya da şahsa yapılması gereken bir yardım talebinde kimsenin eli cebine gitmiyorsa bu demektir ki bizim de elimiz cebimize gitmez… Benzer örnekleri tramvaylarda ve gemilerde görebiliyoruz. Yaklaşık 2-3 dakika elindeki ürünü tanıtır sonra da yolcuların gözlerinin içine bakarak satmaya çalışır… İki kişi almaya görsün; Onlardan cesaretle en az on kişinin aldığı görülür.[164] Bizler de bu misalden hareketle nefse ağır gelen, ya da yapılması imkansızmış gibi görünen salih amellerin sahabeler ve onlardan sonraki nesiller tarafından nasıl işlendiğini görelim. Görelim ki onlardan alacağımız derslerle cesaretlenelim. [165] Sabretmeleri: İbn Abbas (r.a.) anlatıyor: “Peygamberimiz Mekke’de iken, yanına bir kadın gelerek: –-‘Ya Rasulallah, şu pis hastalık bana musallat olmuş bir türlü bundan kurtulamıyorum.’ dedi. Rasulullah (s.a.v.) ona: – ‘Eğer şu durumuna sabredersen kıyamet günü tamamen günahsız olacaksın ve hesaba çekilmeyeceksin; dedi. Kadın: – ‘Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki Allah canımı alıncaya kadar sabredeceğim. Fakat bu pis hastalığın bir gün beni çırıl çıplak halkın huzuruna salacağından korkuyorum,’ dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) ona dua etti. Bundan sonra kadın sara nöbetleri geldiği zaman gidip Kabe’nin perdelerine tutunuyor ve ‘defol’ diyordu. Nöbette onu terkediyordu.[166] *** Ebu Zerr El-Gıfari’ye: – ‘Çocukların erken yaşta ölüyor; dediklerinde; – ‘Onları geçici olan evde benden alıp ve sürekli olan evde benim için saklayan Allah’a hamd olsun.’ dedi.[167] Allah’a Olan Tevekkülleri: Ebu Zabye anlatıyor: “Abdullah b. Mesud, vefatına sebep olan hastalığa yakalandığında Hz. Osman kendisini ziyaret ederek: ‘Şikayetin nereden?’ diye sordu. Abdullah b. Mesud: – ‘Günahlarımdan,’ dedi. ‘Ne arzu ediyorsun?’ diye sorduğunda: – ‘Rabbimin rahmetini,’ dedi. Hz. Osman, ‘sana bir doktor çağıralım mı?’ diye sorduğunda Abdullah b. Mesud: – ‘Beni hasta eden zaten doktordur.’ dedi. Hz. Osman, sana bir miktar maaş bağlanmasına izin verir misin?’ diye sorduğunda – ‘Maaşa ihtiyacım yoktur’ dedi. Hz. Osman, ‘senden sonra çocuklarına verilir’ dediğinde, Abdullah b. Mesud: – ‘Sen çocuklarımın fakir olacaklarından mı korkuyorsun? Ben onlara her gün Vakıa suresini okumalarını emrettim. Çünkü Rasulullah (s.a.v.)’in: – ‘Her akşam Vakıa suresini okuyan kimse, asla geçim sıkıntısı görmez.’ buyurduğunu işittim.’ dedi.[168] İnfak Anlayışları: Abdullah b. Mesud anlatıyor: “Kim Allah’a güzel bir ödünç takdim ederse Allah’da ona kat kat karşılık verir.” ayeti nazil olunca Ebu Dehdah, Rasulullah’a: ‘Ya Rasulallah, Allah bizden ödünç mü istiyor?’ dedi. Rasulullah (s.a.v.): – ‘Evet, Ya Ebu Dehdah’ dedi. Ebu Dehdah (r.a.): ‘Öyleyse elini uzat,’ dedi ve Rasulullah elini uzatınca: – ‘Ben Rabbime bahçemi (600 hurma ağacı vardı) ödünç verdim,’ dedi. Sonra bahçeye gitti, karısı ve çocukları oradaydılar, hanımına: – ‘Çocularını al bahçeden çık. Ben bahçeyi Allah’a ödünç verdim, dedi.’[169] Şehadet Arzuları: Sa’d b. Ebi Vakkas anlatıyor: “Uhud savaşında Abdullah b. Cahş (r.a.) bana: – ‘Gel Allah’a dua edelim,’ dedi. Bunun üzerine beraberce bir kenara çekilip: – ‘Allah’ım! Düşmanla karşılaştığımızda beni öyle bir adamla karşılaştır ki, çok kuvvetli bir savaşçı olsun. Onunla şiddetli vuruşayım. Nihayet ona üstün gelmeyi nasip eyle de onu öldüreyim ve üzerindeki eşyayı ganimet olarak alayım,’ diye dua ettim. Abdullah da “amin” dedi. Ondan sonra o da duaya başlayarak: – “Allah’ım beni öyle bir adamla karşılaştır ki, çok kuvvetli bir savaşçı olsun. Onunla vuruşalım. Sonunda benim burun ve kulaklarımı kessin. Yarın senin huzuruna çıktığımda bana: – ‘Kulakların ve burnun niçin kesilmiştir?’ diye sorasın da: – ‘Senin ve Rasulünün yolunda kesildi,’ diye cevap vereyim. Sen de: ‘Doğru söylüyorsun’ diyesin. Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.), kendisinden bunu nakleden adama: – ‘Oğlum, Abdullah’ın duası benimkinden hayırlıydı. Allah’a yemin ederim ki, o gün akşam üzeri, ben onun burun ve kulaklarını kesilmiş ve bir ipe dizilmiş olarak gördüm’ demiştir. [170] 21. Yatmadan Önce Dua ve Zikirlerde Bulunarak Yatağında uyuma hazırlığı yapanla musalla taşında iki seksen uzanan arasındaki tek fark; birinin, Allah’ı zikredip ecir alma imkanının olması… Çünkü uyuyanlarla ölenlerin ruhları Allah katına çıkar… Yan yana uzanan iki bedenden biri nefes alıp verirken diğeri kokmaya yüz tutar. Bu geçici ölüm! Çıkan ruhun tekrar bedene dönmesiyle son bulur. “Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini belirli bir vakte kadar salıverir. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.” (Zümer: 39/42) Çıkan bir ruhun, bedene tekrar dönmeme ihtimalinden bahsediyorum. İşte o zaman uyku öncesi 15-20 dakika oldukça kıymete biner… Takriben en geç bir saat sonra ruh bedenden ayrılır (uyku hazırlığı yapanlar için) gerçek dostun yanına kadar çıkar. Her gece tekrarlanan bu ziyaretler bir gün kabul görür. İşte o gerçek buluşmanın güzel geçmesi ya da baş ağrıtmaması uyku öncesi hazırlıkla yakından alakalıdır. Öyle ya, madem sevgiliyle buluşacaksın o halde ön hazırlık yapacaksın. Allah ile arası en iyi olan büyük önderin uyku öncesi yapmış olduğu ön hazırlık hadis kitaplarına şöyle kaydolmuş; “Ey Allah’ım! Senden dünya ve âhirette af ve âfiyet dilerim. Ey Allah’ım! Dinim, dünyam, ailem ve malım hakkında af ve âfiyet dilerim. Ey Allah’ım! Ayıplarımı ört ve korkularımdan emin kıl!.. Allah’ım! Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üzerimden gelecek bir kötülükten beni muhâfaza buyur (Yere batırılarak) altımdan helâk edilmekten azametine sığınırım. “Ey gizliyi ve görüneni bilen, göklerin ve yerin yaratıcısı, her şeyin Rabbi ve sahibi olan Allah’ım! Senden başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. Nefsimin ve şeytanın şer ve şirkinden, nefsime günah işlemekten veya o günahı bir müslümana yüklemekten sana sığınırım. “Yüce adına sığınana yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adı ile… O hakkıyle işiten ve bilendir.” (Üç kere) “Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan ve peygamber olarak Hz. Muhammed’den (s.a.v.) razı oldum.” (Üç kere). “Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah’ım! Senin rahmetine iltica eder, yardımını dilerim. İşlerimin hepsini düzelt. Göz açıp kapayıncaya dek beni nefsime terk etme. “Biz ve kâinatın mülkü (ve tasarrufu) âlemlerin Rabbi olan Allah’a ait olarak sabahladık. Ya Rabbi! Senden bu sabahın hayrını, fethini (başarısını, kolaylığını) bereketini, nusretini, nûrunu ve hidâyetini dilerim. Onun ve ondan sonra gelecek sabahların her türlü şerrinden sana sığınırım.” “İslam fıtratı, ihlâs kelimesi (şehâdeteyn) üzerine, Efendimiz Hz. Muhammedin (s.a.v.) ümmeti ve atamız Hz. İbrahim’in milleti üzere sabahladık. O (Hz. İbrahim) hanîf ve müslümandı, hiçbir zaman müşriklerden olmadı.” “Yüce Allah’ı her türlü noksan sıfatlardan uzak tutar. O’na (hamd ve şükür) ederim!” “Allah’tan başka ilâh yoktur. Birdir. Ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nadır. O her şeye kâdirdir.” (On kere okunur. Müsait değilse bir kere ile iktifâ edilir.) “Allah’tan başka ilah yoktur. Birdir. Ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nadır. O her şeye kâdirdir.” “Yarattıklarının sayısınca, kendisinin razı olacağı kadar, Arş’ının ağırlığı ve kelimelerinin çokluğunca hamdederek Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim.” (Sabahlayınca üç defa söylenir.) “Ey Allah’ım! Senden yararlı ilim, güzel (helâl) rızık ve makbul amel dilerim.” (Sabahlayınca söylenir.) “Allah’tan bağışlanma diler, O’na tevbe ve istiğfar ederim.”(Günde yüz defa okunur.) “Sözlerinin tamamı (ki sayısızdır) ile yarattıklarının şerrinden Allah’a sığınırım.” “Ey Allah’ım! Senin salât ve selâmın Peygamberimiz Hz.Muhammed’in (s.a.v.) üzerine olsun.” Bismillahirrahmanirrahim.“De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir (O hiçbir şeye muhtaç değil, ama her şey O’na muhtaçtır). O doğmamış ve doğurmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.” Bismillahirahmanirrahim. “De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığın çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçünün şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden, sabahın Rabbine sığınırım.” Bismillahirrahmanirrahim.“De ki: İnsanların kalblerine vesvese sokan, pusuya çeken cin ve insan (şeytanı)nın şerrinden, insanların Rabbine, insanların Melikine (Hakimine), insanların ilâhına sığınırım.” Yatağa girerken ellerini birleştirip İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okur ve sonra elleriyle başını, yüzünü ve bedeninin erişebileceği diğer yerlerini mesh eder (Efendimiz (s.a.v.) bunu üç defa tekrarlardı). “Allah, O’ndan başka ibadet edilecek kimse yoktur, O Hayy’dır, Kayyûm’dur. Kendisine ne uyku, ne uyuklama gelir. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O’nun Kürsü’sü gökleri ve yeri içine alacak derecede kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O yücedir, büyüktür, azimdir.” “Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. “Allah’ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, işittik, itaat ettik, Ey Rabbimiz, affına sığındık, dönüş sanadır.” dediler. Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde yükümlü kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (günah ve şer) de kendinedir. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme. Bizi affet! Bizi bağışla! Bize merhamet et! Sen bizim Mevlâmızsın. Kafirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl, bize yardım et!” Yatmadan önce yapılacak bir nefis muhasebesi hataların tedavisine ve kurulacak dostluğa büyük bir katkıları olur diye düşünüyorum…[171] 22. Hayatın Her Alanında Allah’ı Zikrederek Allah’ı zikretme amelini diğer ibadetlerden ayrıca tek özellik belirli bir vakte ya da bazı özel şartlara bağlanmamış olması… Hatta Allah için; canlı olmasa da gerek yok! Çünkü; ‘Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O Halim’dir, bağışlayıcıdır.’ (İsra: 17/44) ‘Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah’a secde ederler.’ (Rad: 13/15) Allah’ın, insanlar tarafından zikredilmeyi belirli bir şarta ya da zamana bağlamamış olması zikredilmeyi çok sevdiğini gösterir… Zikrin; bir hac ya da infak ibadeti gibi maddi, oruç ibadeti gibi manevi bir zorluğu olmaması ve günün yirmi dört saati her ortamda pratiğinin yapılabilirliliği de dikkat çekici… Sanki bir ses; ‘Ey beni sevdiğini söyleyen kullarım! İşte size zaman… Hem de sınırsız… İstediğiniz an sevginizi dile getirin!..’ diyor… Allah’a dost olmaya çalışanlar, Allah’ı her ortamda ve en iyi bir şekilde zikreden Rasulullah’ın dua ve zikir dosyalarına bakarlar.[172] O dosyada şunlar yazılıdır; Bulunduğu her ortamda Allah’ı zikretmeyi unutmayan Rasulullah uyanır uyanmaz Rabbini şöyle zikrederdi; “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. dönüş O’nadır.”[173] “Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ve ortağı yoktur.Mülk O’nundur ve hamd O’nadır. O, her şeye gücü yetendir. Allah’ı tüm noksanlıklarından tenzih ederim. Hamd Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur. Ve Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah’a aittir. Rabbim! Beni bağışla!”[174] “Vücuduma afiyet veren, ruhumu bana geri döndüren ve bana kendisini zikretme fırsatı veren Allah’a hamdolsun.”[175] Tuvalete Girince “[Allah’ın adıyla] Allahım! Pislikten ve pis olan şeylerden (erkek ve dişi şeytanlardan) sana sığınırım.”[176] Tuvaletten Çıkınca “(Allahım) Beni bağışla”[177] “Biriniz yemeğe başlarken; ‘Bismillah/Adıyla’ desin. şayet unutursa (hatırladığında); “Evveli ve sonunda Allah’ın adıyla’ desin.”[178] Yemek Yiyince “Allah’ın yemekle nimetlendirdiği kimse şöyle desin: ‘Allahım! Bunda bizim için bereket kıl ve bundan daha hayırlısını bize yedir.’ Allah’ın sütle susuzluğunu giderdiği bir kimse de şöyle desin; “Allahım! Bunda bizim için bereket kıl ve bize bundan daha fazla ver.”[179] Evden Çıkarken Yapılacak Zikir “Allah’ın adıyla. Allah’a tevekkül ettim. Güç ve kuvvet ancak Allah’ındır.”[180] “Allahım! Sapıklığa düşmekten veya düşürülmekten, ayağımın kaymasından veya kaydırılmasından, zuhmetmekten veya zulme uğramaktan, cehalete düşmekten veya cahil bırakılmaktan sana sığınırım.”[181] Taşıta Binince Yapılacak Dua “Allah’ın adıyla, hamd Allah’adır. ‘Bunu bizim hizmetimize veren (Allah’ı) tüm noksanlıklarından tenzih ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Ve, biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz’. Ham Allah’adır. Hamd Allah’adır. Hamd Allah’adır. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah’ım! Seni tüm noksanlıklardan tenzih ederim. Ben nefsime zulmettim, beni bağışla. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın.”[182] Sabah ve Akşam Zikirleri “Tüm hamdler yalnız bir olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, kendisinden sonra peygamber olmayan (Muhammed)in üzerine olsun.”[183] Yatarken Yapılan Zikirler İki avucunu bitiştirir; İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okuyarak üfler: Bismi’llahi’r-Rahmâni’r-Rahîm “De ki: “O Allah birdir. Allah Samed’dir, (her şeyden müstağni ve her şey O’na muhtaçtır). O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O’na denk değildir.” Bismi’llahi’r-Rahmâni’r-Rahîm “De ki: “Yarattıklarının şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.” Bismi’llahi’r-Rahmâni’r-Rahîm “De ki: “İnsanlardan ve cinlerden ve insanların göğüslerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların ilâhı, insanların Hükümrânı ve insanların Rabbi olan Allah’a sığınırım.” Sonra vücudundan ulaşabildiği yerleri avuçlarıyla, başının üzerinden yüzünden ve vücudunun ön kısmından başlayarak mesheder.”[Okuma ve meshetme üç kere tekrarlanır.][184] Aman Allah’ım şu sevgiye bak! Şu sevginin zikre nasıl dönüştüğüne bak! Rabbini zikretmeyi hayatının bir parçası olarak gören Rasulullah (s.a.v.)’in yapmış olduğu zikirler dikkatlice incelendiğinde Allah ile sıcak bir iletişim içinde olduğu görülür… Yapmış olduğu dua ve zikirlerde, benim dikkatimi en çok tuvaletten çıkınca söylemiş olduğu; ‘Ğufraneke’ – (Beni bağışla!) duası çekmiştir. Rasulullah (s.a.v.), Allah’tan bağışlanma dileyecek ne yaptı ki bu duayı okudu? İnanıyorum ki bulduğum cevap sizlerin de gözlerinizi yaşartıp Rabbinize karşı kendinizi mahçup hissettirecektir.[185] Rasulullah (s.a.v.) Niçin Bağışlanma Diledi? I. Görüş: Rasulullah (s.a.v.) bulunduğu her ortamda Allah’ı zikrederdi… Rasulullah (s.a.v.) için tuvalet bir ortamdı… Ama zikir için müsaid değildi… Orada Allah’ı nasıl zikredecekdi ki? Ve tuvaletten çıkar çıkmaz; sanki kendi elleriyle öyle bir ortamın oluşmasını sağlamış gibi; – ‘Allah’ım! Ortam müsaid değildi. Haliyle de seni zikredemedim! Sen beni bağışla!’ II. Görüş: Rasulullah (s.a.v.) Allah’ın, kendisine verdiği her nimete şükrederdi. Hem de sıcağı sıcağına… Yediği yemek; bir nimetti… Fazlalıkların vücuttan dışarı çıkması da ayrı bir nimetti. İşte o nimete de teşekkür edecekti… Fakat bulunulan ortam buna müsaid değildi. Ve teşekkürünü geciktirdiği için de Allah’tan bağışlanma diledi… İnanıyorum ki bu satırları okurken, yaşlı göz ve titrek bir sesle ‘Allah-u Ekber!’ diyorsunuz. Allah-u Teala’yı sürekli zikretmenin dostluğa nasıl yansıyacağını yazıp da uzatmanın bir anlamı yok herhalde…[186] 23. Dostluğa Giden Yollarda İstikrarı Yakalayarak İnsanoğlu zayıf, bencil, unutkan ve nankör olduğu için her zaman aynı güzel havayı yakalayamayabiliyor… Hele de istikrarı yakalamaya giden yolları bilmiyorsa… Sosyal hayattaki istikrarsızlık en kötü ihtimalle iflas ettirir… Bilemedin; öldürür! Fakat aynı istikrarsızlık virüsü Allah’ın sevgisini kazandıran amellerin işlenmesine bulaşmışsa, işte o zaman eyvah! Sevgideki istikrarsızlık diğerlerine benzemez… Daha doğrusu; sevgi, istikrarsızlık kabul etmez… İşte bu yüzden Allah’ın dostluğunu kazandıracak salih amellerin işlenmesinde istikrarlı olunmalı… Ama nasıl? Allah ile dostluğu sağlayacak salih amelleri işlerken istikrarlı olmaya giden yolları maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz; [187] İstikrarı Sağlayan Etkenler: a. Allah ile dostluğun getirisi ve götürüsünü iyi bilmek. b. Allah ile dostluğu olmazsa olmaz kabul etmek c. İstikrarsızlığı sabırsızlık olarak algılarsak, sabrın ecrini iyi bilmek d. Mensubu olduğumuz dine güvenmek e. Ölüm sonrasını iyi okumak f. İstikrarsızlığın mayasında şeytanın vesveseleri olduğu için şeytanı iyi tanımak g. İstikrarsızlığa götüren etkenleri iyi öğrenip çözüm üretmek. [188] 24. Kalbi Allah’a Yaklaştıracak Kitaplar Okuyarak Allah ile dostluğu kuvvetlendirecek etkenlerden biri de maneviyatı besleyen kitapların okunmasıdır. Bu tür kitapları kaleme alan alimler kitaplarına tecrübelerini yansıttıkları için direk kalbe hitap ederler. Allah ile kul arasında köprü olmaya çalışan bu kitaplar maalesef belli bir cemaatlere mal edilmesi sebebiyle cazibesini kaybetti… Diyorum ki; – ‘Allah’a yaklaştıracak her kapıyı tıktıklayalım, her kitabı okuyalım ve her nasihate kulak verelim… – ‘Binlerce kitap arasından nasıl seçeceğiz? Her gün yeni yeni yazarlar, yeni yeni kitaplar çıkıyor!’ Haklısınız… Ben yayınevi sahibi olarak (Karınca yayınları) kitaplarla haşir neşirim. Hem Allah ile dostluğumu kuvvetlendirmek için hem de bu bölümü (kalbi Allah’a yaklaştıracak kitaplar okuyarak) hazırlamak için bazı kitapları aldım ve inceledim. Fayda vereceğine inandığım için bazı kitaplar tavsiye edeceğim. İnşaallah bulur, alır, okur ve yaşamaya çalışırsınız… [189] İnsanı Allah’a Yaklaştırmaya Vesile Olabilecek Kitaplar Listesi 1. Kur’an-ı Kerim Özellikle de tefekkür ayetleri üzerinde uzunca düşünerek, cennet ve cehennem ayetlerini bir film şeridi gibi gözler önüne sererek (hayali olarak tabi), ve gece Kur’an-ı tane tane okuyarak Allah ile sıcak bir ilişki kurulabilir. 2. Hadis Kitapları Kütübüs-Sitte’den faydalınabilinir. Rasulullah (s.a.v.)’nin Allah sevgisi, Allah korkusu, gece ibadetleri, sabrı, tefekkürü, tevekkülü, kısacası hayatını okuyabiliriz… 3. Hayatus-Sahabe Yazarı: M. Yusuf Kandehlevi Yayınevi: Ravza Sayfa: 560 İçeriği: Sahabenin Allah’a, Peygambere ve kardeşlere olan sevgilerini, musibetler karşısında sabırlarını, tevekküllerini, takvalarını, gece ibadetlerini ve cesaretlerini delilleriyle anlatan bir kitap… Allah’ın razı olduğu bir nesli takip etmek Allah ile kurulacak dostluğa önemli ölçüde katkı sağlar. 4. Kitabü’z Zühd Ve’r-Rekaik (Zahidlik ve İncelikleri) Yazarı: Abdullah ibnül Mübarek (H.118-M.736) (Tebeü’t-Tabiinlerdendir.) Yayınevi: Seha Sayfa: 370 İçeriği: 1627 tane, takvayı artıracak hadisler, tabiinler ve tebe-üt-Tabiinler’in sözlerinden oluşmuş tek ciltli bir kitap. Onbir bölümden oluşan bu kitap sırasıyla; – Allah’a itaate ve ibadete teşvik. – İbret alma ve tefekkür – Dili koruma ve tevazu – Tevekkül ve dünyadan azla yetinme bilinci – Gerçek arkadaş seçmek – Dünyada refah içinde olmanın kınanması – Allah-u Teala’nın rahmetinin anlatılması – Allah’ı zikretmek – Namaz bilinci – Takva. Konularından bahsediyor. Kitap oldukça sade ve anlaşılır. 5. Er-Riaye (Nefis Muhasebesinin Temelleri) Yazar: İmam el-Muhasibi (H. 165- M. 781) Yayınevi: İnsan Sayfa: 602 İçeriği: Kul ile Allah arasında iyi bir köprü olacağına inandığım bu kitabın kalınca olması gözleri korkutmasın… İmam Gazali bu kitabı okuyup şerh yapmış… O Şerh’in adı da bir çoklarımızın kütüphanesinde bulunan ‘İhya-u Ulumiddin.’ Yani bu kadar önemli bir kitap. Kitap şu konular üzerinde yoğunlaşmış; – Takvanın aranması konusunda insanların farklı düzeyleri ve Allah için amellerin gözetilmesi üzerine… – Arkadaş ve nefsi tanıma – Nefsi tanımak, fiillerinin kötülüğünü ve arzularına çağırmasına karşı uyanık olmak üzerine. – Böbürlenmek, gaflet ve haset üzerine… 6. Kitabü’z- ZÜHD Yazar: Beyhaki (H.384 - M.994) Yayınevi: Hacegan Sayfa: 288 İçeriği: Abdullah ibnül-Mübarek’in kitabının içerik olarak bir benzeridir. 982 tane Zühd ile alakalı hadis, Tabiin ve Tebeüttabiin’den sözleri içerir. Oldukça fayda vereceğine inandığım tam bir kaynak eser. 7. Dört Halifeden Vecizler Sözlüğü Yazar: Dört Halife (Hazırlayan Mehmet Yılmaz) Yayınevi: Şule Sayfa: 424 İçeriği: Takvayla alakalı tüm konular üzerine söylenmiş veciz sözleri içeriyor… Her sözün orjinal arapçası, altında arapça okunuşu, türkçesi ve kaynağı mevcut… Reklam gibi olacak ama kütüphanelerin demir başı olmaya aday diyebilirim. Bu kitapta her gün okunacak 15 sayfa günü kurtarabilir. 8. Vecizler, Öğütler, Paralolar Yazar: Yerli ve yabancı alimler, bilgeler ve filozoflar Yayınevi: Elif Sayfa: 498 İçeriği: Bu kitapta bir çok konu üzerine söylenen veciz sözlerden oluşuyor… O kadar da ihtiyaç olmamasına rağmen müslüman olmayanların da fikirlerini öğrenmek babından okunabilir… 9. İhya-u Ulumuddin Yazar: İmam Gazali Yayınevi: Birçok yayınevi tarafından çıktı. Sayfa: Değişken (4 Cilt, 2 Cilt, Muhtasar) İçeriği: Okuyucuya takva, ahlak ve ilim ruhu kazandıran müthiş bir eser… Yüz yıllardır okunması o kitabın değerini gösterir. 10. Gece İbadeti Yazar: Doç.Dr. Abdulhakim Yüce Yayınevi: Kaynak Sayfa: 164 İçeriği: Peygamber efendimizin (s.a.v.), Sahabelerin, Tabiinlerin, Tebeüt-tabiinlerin ve selef alimlerimizin gece hayatlarını delilleriyle gösteren bir kitap. Okuyucuya gecenin bereketini aşılaması babından faydalı bir kitap olduğu kanaatindeyim. 11. Arınma Yolu 1–2. , İman ve Salih Amel Yazar: Abdul Hamid Bilali. Yayınevi: Buruc Sayfa: 303 + 160 İçeriği: Daha çok, okuyucusunun günahlardan arınmasını ve kalbini Allah sevgisiyle doldurmasını sağlayacak formüller sunuyor… Özellikle de kalbi hastalıklar ve tedavisi üzerinde duruyor. Okuyucuya takva bilinci vereceğine inandığım harika bir set… 12. Kalbin İlacı Yazar: İbn. Kayyım El-Cevziyye Yayınevi: Elif Sayfa: 320 İçeriği: Adı gibi… 13. Namazda Huşuya Götüren 33 Etken Yazar: Muhammed-Salih El-Müneccid. Yayınevi: Karınca Sayfa: 96 İçeriği: Allah ile dostluğu sağlayacak etkenlerden biri de huşu ile namaz kılmaktır. Genç alimlerimizden M. S. El-Müneccid bu kitabında namazda huşuyu bozan etkenlerle huşuya götüren etkenleri maddeler halinde inceleyip okuyucularına sunmuş. Namazda huşuyu yakalamak demek Allah ile dostluğu oldu-bittiye getirmek demektir. İşte bu kitap bu noktada oldukça iddialı… 14. Tefekkürün Gücü Yazar: Feyzullah Birışık Yayınevi: Karınca Sayfa: 186 İçeriği: Allah ile kurulacak dostluğa giden yollardan biri de tefekkürdür. Bu kitapta ayet ve hadis ışığında yoğun bir tefekkür bulabilirsiniz… Özellikle de Allah’ın büyüklüğünü, sanatını ve bizlere verdiği nimetleri farklı bir uslupla okuyuculara sundum… İnşaallah fayda verir diyorum. 15. İnancın Gölgesinde Yazar: Fethullah Gülen Yayınevi: Nil Yayınları Sayfa: 286 16. İbadetin Getirdikleri Yazar: Safvet Senih Yayınevi: Işık Yayınları Sayfa: 190. [190] 25. Allah’ın Bizlere İyi Niyet Beslediğini Bilerek Özellikle de ümitsizlik mikrobunu öldürmeye çalışmak istediğim için bu başlığı attığımı hatırlatarak konumuza giriş yapalım; Cehennemi insan ve cinlerle dolduracağını söyleyen Allah-u Teala, insanların cehenneme girmemesi için tüm şartların oluşmasını dilemiştir. Allah-u Teala insanları en güzel şekilde yaratarak tüm dünya ve içindekilerini hizmetine sunmuştur… Hatta dünyadan bilmem kaç km. uzaklıktaki güneşi, ayı ve yıldızları da insanların hizmetine sunmuş… Daha sonra, emir, yasak ve tavsiyelerinin daha iyi anlaşılması için, insanlara akıl vererek; kendisini bulma yolunda katkıda bulunmuştur… Gel zaman git zaman salt manada akılla bulamayacaklarını bildiği için insanlara Peygamberler göndermiştir. İnsanlardan eziyet gören peygamberlerin tek görevi insanlara cennet ve cehenneme giden yolları tanımlamak olmuştur. Allah’ın, kendilerinin iyiliğini istediğini anlamak istemeyince peygamberlerini öldürmüşlerdir… İnsanların cennete girmelerini isteyen Allah-u Teala bir peygamber daha göndermiştir… İyilikten pek anlamayan insanlar tekrar öldürmüşlerdir… Aradan uzun yıllar geçtikten sonra, Allah-u Teala son bir peygamber daha göndermiştir… Peygamberlerle birlikte aynı vazifeyi (davet etmeyi) üstlenmeyen müslümanları ise tehdit etmiştir. Düşünsenize bizlerin cennete girmesi için Peygamberler ve islam davetçileri hayatı pahasına seferber oluyorlar… Tüm bunlar Allah’ın, kullarına iyi niyet beslemesi değil de nedir acaba? Günahlarımızı affedeceğini söylemesi, en küçük bir amel’e çok sevap vermesi. Rahmetinin gazabını geçtiğini söylemesi, Öldükten sonra amel defterimizin açık kalması için fırsatlar tanıması, dininin daha doğru anlaşılması için bazı insanlara ilmi sevdirip o ilimle insanları aydınlattırması, tövbe kapısının sürekli açık bıraktığını bildirmesi Allah’ın, kullarına iyi niyet beslemesi değil de nedir acaba? Ama maalesef tüm bunlara rağmen; ‘… fakat insanların çoğu şükretmezler.’ (Neml: 27/73) Hem de; ‘Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lutuf sahibidir…’ (Neml: 27/73) olmasına rağmen! Unutmayalım ki, Allah, kullarına iyi niyet beslemeseydi, ne akıl verirdi, ne peygamber gönderirdi, ne davetçileri harekete geçirtirdi (Teşvik ve tehditlerle) ne de tefekkür malzemeleri yaratırdı… O, bize değer verdi… Peki ya biz. [191] 26. Sık Sık Sesli Bir Şekilde ‘Seni Seviyorum Allah’ım Diyerek Dil ile sürekli ‘Seni Seviyorum Allah’ım!’ demek, ihsan kavramının kapısını aralayabilir… O kapıdan muhtemelen şöyle bir ses işitilir; ‘O zaman ispat et!’ Ben, bu sayfayı ‘Seni Seviyorum Allah’ım!’ yazısıyla doldurayım; Sizler de tek tek okuyun[192]; [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
allah c.c dostluk nasil kurulabilir
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst