ALLAH;
*Soru:Madem,her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre oluyor;o halde insanlardan niçin hesap soruluyor ve niçin cehenneme gidiyor? Vahdet-ül vucudu açıklarmısın?
Cevap:Evet her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre oluyor;ama, kader defterinde yazılı olduğu için o şey olmuyor.
Mesela; Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa hem görüş alanı genişler hem de geleceği de bir manada görebilir.Bir meteoroloji uzmanı da uydudan gelen fotoğraflara bakarak bir manada geleceği görebilir. Meteoroloji uzmanı, uydudan gelen fotoğraflara ve bilgilere bakarak, görüyor ki, Ülke”nin batısından yağmur bulutları geliyor. Bulutların hızını ve yönünü hesaplayarak,hemen defterine şunları yazıyor ”yarın Ülke bulutlu ve yağışlı olacak”.
Bulutların gelmesine daha bir gün var.Bir gün sonra, Ülke bulutlu ve yağışlı olsa;
Soru: Acaba meteoroloji uzmanı bir gün önceden defterine,bu olayı yazdığı için mi olaylar oluyor?
Yoksa uzman olayları uydudan önceden gördü de mi yazdı?
Cevap;Uzman olayları uydudan önceden gördü de yazdı.
Yani;meteoroloji uzmanı; defterine yazdığı için o olaylar olmamakta;fakat olayın öyle olacağını önceden uydudan,görüp, öyle yazmıştır.
Mesela;Aklı başında bir adam, bir taksiye binse;taksiciye;”beni çabuk, şu dar, tali yoldan; şu diyara götür dese.
Taksici ise;nazik bir biçimde ona;“daha güvenli,doğru ve tehlikesiz, ana bir yoldan,seni daha rahat ve çabuk götürebilirim;hem dediğin yol tehlikeli,dar ve virajlıdır, o yolda başımıza bir kaza gelebilir” diye cevap verse.
Ve fakat o adam; taksiciyi zorlasa; ve o tehlikeli,dar, virajlı yolda,bir kaza olsa.
Soru:O adam;taksiciye; ”bak senin yüzünden başıma bu kaza geldi” diyebilir mi?
Cevap: Diyemez:Çünkü;kendisi tehlikeli yolu istemiştir.Ne zorla arabaya bindirilmiş, nede istemediği bir yoldan götürülmüştür.Hem taksiciyi, kendisi zorlamıştır.Hem taksici,gerekli uyarıyı da baştan yapmıştır.Hem taksici işi gereği; görevini yerine getirmiştir.Suç; götüren taksici de değil,tehlikeli yoldan ısrar ile gitmek isteyen; o adamdadır.
Hem;küçükler akıl baliğ olunca;yani farık ve mümeyyiz olunca yani iyiyi kötüden fark etmeye başladıklarında; sorumlulukları başlar, amel defterleri açılır. Aklı olmayan deli ve mecnunlardan hesap sorulmaz. Zorla, cebren imzalatılan senet; hukuken geçerli de değildir.
Bir zaman gayet; akıllı, zengin, güçlü ve mahir bir ressam,sadece takdir edilmek amacıyla bir resim sergisi açmış. Fakat sahnenin gerisinde durmuş, kendisini konuklara göstermemiş. Konuklara her türlü ikramı yapmış. Resim sergisini gezen misafirler, harika eserlere bakmışlar;ne kadar güzel resimler diyerek aralarında konuşurlarken, birisi; ressamı göremediği için; “acaba bu harika resimleri kim yapmıştır?” diye bir soru ortaya atmış.
Bir kısım insanlar;bu resimler “kendi kendine” olmuştur demişler.
Bir kısım insanlar; bu resimleri “tabiat kanunlarının” yaptığını iddia etmişler.
Bir kısım insanlar ise; “tabloyu meydana getiren materyaller olan boya, fırça, kağıt, kafa kafaya verip birleşerek, bu harika resimleri meydana getirmiştir” demişler.
Bir kısım insanlar ise;harika eserlerin ve ikramların; “ancak akıllı,mahir,güçlü, zengin bir sanatkar tarafından” yapılabileceğini, söyleyip; kendilerine ikramda bulunan,O sanatkarı içeriden, alkışlar ile çağırıp, kendisiyle tanışmış ve teşekkür etmişler.
İşte biz de;bu canlı kainatın, tek;sanatkarına,yaratıcısına,Rabb”ine, İlah”ına, Musavvir”ine, Bedii”sine; Allah diyoruz.
Bir sanatkarın yaptığı bir eser ile; Allah”ın bir şeyi yaratmasındaki fark şudur ki; sanatkar; Allah”ın yarattığı materyalleri kullanarak ancak bir eser yapabilir.
Mesela; bir ressam; boya,fırça vs.materyalleri kullanarak ancak cansız bir resim yapabilmektedir. Allah ise, bir başkasına veya başka bir şeye muhtaç olmadan ve yine kendisinin yarattığı ve kendi eseri olan zerrecik bir nutfeden, yaklaşık 60 trilyon hücreden, ikiyüz altı kemikten vs. müteşekkil koca bir insanı inşa etmekte ve canlı ve cüz-i iradesi, aklı,şuuru,ruhu,duyguları,duyu organları,sinir sistemi vs. olan harika bir eser yaratmaktadır.
Evet evet;pozitif ilimler;” bu kainat nasıl yaratılmıştır” sorusunu cevaplamaya çalışır.Din ise;”bu kainatı kim ve ne için yaratmıştır” sorusunu cevaplamaya çalışır.
***Bir eser,sanatkarının bir parçası olmadığı gibi; sanatkar da, eserinin bir parçası değildir.Yani mahlukat, Allah”ın bir parçası değil, eseridir. Yani vahdet-ül vücudu doğru anlamak gerektir.Yoksa Allah mahlukatın bir parçası olsa idi; cehennemde cehennemliklerle birlikte; kendi kendini yakması gibi akla ve mantığa aykırı bir şey olur idi.***
Mesela; bir balona üfleyerek şişiren bir kişinin nefesinin; o balonun içinde olması; o kişinin balonun,bir parçası olduğunu göstermediği gibi;hem balon da o kişiden farklı ve ayrı bir şeydir.Hem Allah;Ferd olduğundan,eşi ve benzeri olmadığından; mahlukatın cinsinden olamaz ve Allah; yarattığı hiçbir şeye benzemez.
Mesela;bir aynada tezahür eden güneşin timsaline istinaden; o ayna ben güneşim diyemez. Belki ben güneşi gösteriyorum diyebilir. Hey kendini Nemrut veya Fravun gibi Allah zanneden veya mahlukata bu Allah”tır diyen akılsız; sen kim; Allah kim.
Bir esere bakıldığı zaman; eser sahibi unutulmamalı.Mana-i harfi ile bakılmalı. Yani;Ne güzel bir ayna diyerek, dikkatli ve kem bakıp nazar ile aynanın camını ve aynanın ustasının kalbini kırmamalı. “Maşaallah,Fesubhanallah; bu aynanın ustası gerçekten harika ve mahir birisi” diyerek, sanatkarını da sena ve takdir etmeli, ikramları içinde teşekkür etmeli.Subhanallahu vebihamdihi demeli.
*Soru:Allah”ı kim yaratmıştır?
Cevap:Allah’ı kimse yaratamaz. Yaratılan bir şey zaten Allah olamaz.
Allah; eşi,benzeri,rakibi, ortağı ve hiçbir şeye muhtaç olmamalı. Ölümsüz,ölmeyen ve öldürülemeyen;Ezeli ve Ebedi yani başlangıcı ve sonu olmayan,kusursuz bir şey olmalıdır.
Bir varlık; nasıl olur da;başka bir varlık tarafından yaratılmamış, her şeyin tek yaratıcısı, kendisinden evvel hiçbir şeyin olmadığı,kıyametten sonra da bir vakit kendisinden sonra hiçbir varlığın olmayacağı; doğmamış, doğrulmamış, zamandan ve mekandan münezzeh, ölmeyen, varlığı hiç değişmeyen, çok sabırlı, çok merhametli; bir varlık olur?Bu Uluhiyyet sırrı; bizim için, kapalı bir kapı olsun.
Farzedelim ki; bir sarayın açık doksan dokuz kapısı olsun.Ama bir kapısı kapalı olsun ve sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilsin ve anahtarda sadece O”nda olsun. Dışarıdan saraya girmeye çalışan biri,açık kapıların herhangi birinden içeri girebilir.Ama inat edip, açık kapılardan saraya girmemek ve kapalı kapının önünde durmak; o kapalı kapıyı açamadığı için, bu saraya girilemez demek, saray sahibini;inkar etmek, kabul etmemek, red etmek;hiç akıl karı değildir.
Bu sefer biz ;o dessas şeytana; aksi ile kanıt yöntemi ile;şu soruyu soralım.
*Peki,Allah yoksa; bu kainatı kim yaratmıştır? Yani resim sergisindeki harika eserleri kim yapmıştır?
Ey şeytan susuyorsun.Kibrinden,enaniyetinden,inadından ve kandırdığın dostlarına mahcup olmamak için, Allah”tır diyemiyorsun! Cansız bir eserin bile sanatkarı var iken ve olması lazım iken;canlı bir eserin sahibi evleviyetle, haydi haydi vardır.
***Hz.Ali”ye bir gün Allah”a ve Ahiret gününe inanmayan birisi gelir ve “insanlar ölünce yok olur;Hem Allah ve Ahiret yoktur”der.Hz.Ali;o kişiye; ”Ya; varsa” diye cevap verir.O kişi;bu ihtimali hiç düşünmemiştim der.***
Evet evet; inanan kişi,inancından dolayı bir şey kaybetmez ama; inanmayan kişi; işini şansa bırakmış olur ki;bu da akıl karı değildir.
*Soru
ua ve tevekkül nedir?Şartları nedir?Niçin her duamız kabul olmuyor?
Cevap
ua;mahlukatın;Allah”a muhtaç olduğunu anlaması, hissetmesi ve ihtiyacını Allah”a fiili ve kavli arz etmesidir. Hem duanın şartları vardır.Hem her duada mutlaka kabul edilir diye de bir şey yoktur.Fakat her duaya bir cevap vardır.Ya dua aynen kabul edilir veya sizin için hayırlı olmadığından kabul edilmez veya ahirete talik edilir,yani ahirette karşılığı verilir.
Bir çiftçi, ürün almak için,evvela; toprağını sürecek, tohumu dikecek, sulayacak vs.yani; cüz-i iradesini kullanarak, fiili dua edecek.
Sonra; küll-i irade sahibi olan, Allah”a;ürün vermesi için kavli,sözlü dua edecek. Çünkü bir afet gelir ürünü alıp götürebilir.
Mesela;Çekirge,kuraklık ve sel afeti gibi. Fiili ve kavli dualardan;yani şartlardan birinin eksik olması neticeye engeldir.Hem kavli dua da halisane olmalı;istiğfar,şükür, Peygambere Salat ve Selam ile duaya başlanmalı,mümkün ise;Allah”ın tüm isimleri zikredilmelidir.
Önce devemizi sağlam bir kazığa,sağlam bir ip ile bağlamalı, sonra; benim devem kaçmaz veya kaçamaz veya kaçırılamaz dememeli,kavli, sözlü duamızı da hiçbir zaman unutmamalı.Devenin dizgini her zaman elinizde olmalı, gerektiğinde o dizgini gevşetmeli, gerektiğinde çekmeli; ama hiçbir zaman dizgini elden bırakılmamalı. Her zaman sürünün başında bir çoban olmalı, tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamalıdır.
Bundan sonra da; Erzurumlu İbrahim Hakkı”nın Marifetname eserinde dediği gibi;”Mevla neyler, neylerse güzel eyler” diyip sabır ile beklemeli; bu kainatın da bir Sultan”ı,Malik”i ve sahibinin olduğu” bilmeli. “Hasbunallahu nimel vekil” diyerek;Allah”a; Tevekkül edip,güvenmeli.
***Hey gemici kardeş filikayı almayı unutmayasın.Hey yüzücü kardeş can yeleği takasın.Sakın yanlış anlama;biz sen yüzme bilmiyorsun demiyoruz.Allah”a güvenme de demiyoruz.Biz diyoruz ki;el ve ayaklarına kramp girdiği zaman boğulma ve kendine de fazla güvenme; tedbiri elden hiçbirzaman bırakma diyoruz.Sana gülen olursa da aldırma diyoruz.***
Ey Aziz yolcu, elindeki torbayı, bindiğin geminin üzerine bırak, çünkü ayrıca elde taşıman ve kendine yük etmen hiç akıl karı değildir.
Gerekli iş,görev,vazife ve tedbirlerinizi aldıktan sonra da; benim gemimi hiçbir güç batırılamaz veya benim gemim, batmaz,batamaz diyerek, gururlanıp, Gayretullaha toslamamalı.
Mesela;bir vakit Tıtanıc isminde, cesim, büyük, bir gemi yapılmış “bu gemiyi Allah bile batıramaz” diye iddia edilmiş.O gemi; daha ilk seferinde Allah”ın bir aysbergine toslamış ve batmıştır.
Ey Aziz insan;sen bu kainatın Halifesi ve Sultanısın. Siz yaprak değilsiniz ki, rüzgar nereye savurursa oraya gidesiniz.O halde bir köle gibi değil, bir reis-i cumhur gibi emir ve sorumluluk sahibi ol.Dikkat et; sana emanet olarak verilen mülkü ve tebanı ve aileni ve mevcudatı koru.Emanete hıyanetlik etme ve bil ki onların her birinden,bir gün mutlaka; bir bir hesaba çekileceksin.
***Ayrıca; insanın cüz-i iradesinden başka kendisine ait günahları ve borçları vardır. Sevaptaki hissesi ise pek azdır.Kötülükte ise tamamen kusur ve günah kendisine ve sebep olan iştirakçilerine aittir.***
Ey Aziz insan;sen, kafa feneri hükmünde olan cüz-i aklın ile ancak dar, kısıtlı ve sınırlı bir alanı aydınlatabilirsin.Kendini bir güneş, zan ederek; her şeyi aydınlatamazsın.Hem güneş bile sadece dünyanın belli bir yüzünü ancak aydınlatabilmektedir.
Her şeye muhtaç olan birisinin, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve Samed olan Allah”ın kapısını çalması doğru şeydir. Yanlış olan; kişinin hiçbir şeye muhtaç olmadığını zannetmesi ve dua etmemesidir.
Evet evet;oruç;hem insanı terbiye eder,hem Allah”a muhtaç olduğunu hatırlatır. Misafirin; babanın çocuğuna ve mazlumun duası ise asla geri çevrilmez.
*Soru
in nedir?Zaten bu din değilmi afyon gibi bizi uyuttu? İlerlememize ve yükselmemize mani oldu!Zaten bütün savaşlarda din yüzünden çıkmadı mı?
Cevab
in;Hayatın,hayatıdır.Din; Medeniyetin ve insanlığın maddeten ve manen yükselmesini, daha iyiye ve ileri gitmesini savunur. Hem;İslam dini;bir lokma bir hırka felsefesine,kölelik ve kast sistemine karşıdır. Hem savaş esiri de;köle değildir. Yarın ölecekmiş gibi, ahirete; hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya teşvik eder. İki günü aynı olan ziyandadır, Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir.
Haksız yere bir insanı kasten öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Mesela; öldürülen o kişi ihtimal dahilindedir ki, insanlığı kurtaracak önemli bir buluşa imza atabilir veya bir kişinin katli, öldürülmesi; bir dünya savaşına da sebep olabilir. Mesela; birinci dünya savaşında olduğu gibi.
Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz.Yıkıcı değil, yapıcı olunuz. Alan el değil, veren el olunuz.Cüz-i bir şer için,küll-i bir Hayrı terk etmeyiniz.
Mesela;küll-i bir hayır olan ve sayısız mahlukatın susuzluk ihtiyacını gideren yağmurun yağması ile;üzeri ıslanan birisi” yağmur şerdir” diyemez ve o kişi için de yağmur terk edilemez.
Hayırda yarışınız.Anne ve babaya;sizleri kötülüğe zorlamadıkları sürece itaat ediniz. Yakınları,kimsesizleri, yaşlıları, yolcuları, hastaları, komşuları,dul ve yetimleri, küçükleri, , talebeleri, bekarları, masumları,mecnunları,savaş esirlerini, zorda ve çaresiz durumdaki borçluları koruyunuz ve gözetiniz.
Tek İlah vardır. O, İlahın adı Allah”dır. Zerrece Allah”a imanı olan herkes; hesaptan sonra cennete girecektir.
***İslam dininin; Peygamberi, Hz.Muhammed”tir,Kitabı Kuran-ı Kerim”dir. Bir Müslüman; hem İncile, hem Hz.İsa peygambere; hem,Tevrata,hem Hz.Musa peygambere; hem Zebur”a, hem Hz.Davud peygambere; yani tüm orjinal semavi kitap ve peygamberlere inandığı için;din değiştirmesine gerek olmadığı gibi; hiçmi hiç akıl karı da değildir.***
Evet evet;çoğu savaş ve kavgaların asıl sebebi din değil;menfaat çatışmasıdır. Asıl savaş ise; imanı kazanmak veya kaybetmek savaşıdır.Hem zulme de rıza göstermemeli. Hem komşu devletler ile iyi geçinmeli,karlı ticaret yapmalı. Ama iç ve dış hainlere de müsaade etmemeli; daima uyanık ve tedbirli olmalı.
*Soru:Allah”ın bir şekli ve sureti varmıdır? Mana-i harfi ve mana-ı ismi ile bakmak ne demektir?Allah”ı kimler ne zaman görebilir;hiç gören varmıdır?
Cevap:Allah”ın bizim anladığımız tasavvur ettiğimiz bir şekilde, bir sureti yoktur. Çünkü; Suret ve şekil sınırlı şeyler için söz konusu olabilir.Yani başlangıcı ve sonu olan şeylerin sureti ve şekli olur. Allah ise; Ezeli ve Ebedi”dir, yani; ne bir başlangıcı ve nede bir sonu vardır.
Mesela;belirli iki nokta arasına çizilen bir çizgiden, bir doğru oluşur.Üç doğrunun başlangıç ve bitim noktalarının, açı yaparak birleşmesinden de üçgen oluşur.Eğer üçgenin kenarını meydana getiren doğruların başlangıç ve bitim noktaları yok ise yani sınırsız ise;baştan bir doğruyu çizemezsiniz. Dolayısıyla da bir üçgeni çizemezsiniz. Çizemediğiniz içinde o şeye şekil ,biçim ve suret veremezsiniz.
Mesela; su girdiği kabın şekilini ve suretini alır. Yani suyun şekli kesinlikle sadece şöyledir denemez.
Mesela; görüntü bir şeyin üzerine düşen ışığın yansıması ile olur.Eğer bir uçak radardan gelen sinyalleri yansıtmaz veya sinyali aksi farklı bir yöne iletir yönlendirir ise o uçak radarda görülemez. Mesela;hayalet uçaklarının radarda görünmemesi ve radara yakalanmaması gibi.Sakın yanlış anlama hayalet uçağı radarda görülememesi; göz ile de görülemeyeceği anlamına da gelmez. Sakın yanlış anlama bunlar birer temsildir.
Mesela; mıknatısın veya güneş veya gezegenlerin çekim kuvvetlerini göremememiz; onun olmadığını göstermez.Mez-cezir olayları yani denizin çekilip geri gelmesi buna bir karinedir yani kanıttır.
Evet evet;nasıl ki;hava zerreciklerini veya mikropları göremememiz onların olmadığını göstermediği gibi; Allah”ı görememeniz de Allah”ın olmadığını göstermez.Nasıl ki;mikropları görmek için mikroskop ve ışık gerektir.Öyle de;Allah“ı görebilmek içinde iman ile kabre ve haşirden sonra cennete girmek gerektir.
Dikkat ediniz; mana-i harfi ile bakmak demek, Allah“ın tasarrufatını görmek demektir. Yoksa zatını görmek demek değildir.Hem ancak; ahirette ehl-i cennet Allah“ı görecektir.Evet evet; biz sadece Allah“ın Kudret fırçasını ve yaptığı eserlerini ve tasarrufunu görmekteyiz;O bizi görmekte ama biz zatını görememekteyiz.
Mesela; bir aynaya bakıyoruz;sadece aynayı ve içindeki görüntüleri görüyoruz.Ama aynanın arkasındaki polisleri ve emniyet amirini göremiyoruz.İşte aynanın arkasınıda fark etmek; o aynaya mana-i harfi ile bakmak demektir.
Mana-i ismi ile bakmak ise;sadece resmi görüp; resmin arkasındaki gizli kudret elini ve resmin sahibi olan ressamı fark edememek demektir. Mesela; sevgiliye bakıyor onun Cemali, sureti ve güzelliği ile mest ve aşık oluyor;o sevgiliye hiçbir zaman,bir zarar dokunmaması için içten samimi ve ihlaslı olarak Allah”a dua ediyoruz.Ama o güzelliği yaratan; ve cennette Cemalullah ve Muhabbetullah ile mest olup kendimizden geçeceğimiz; Allah”ı hep unutuyoruz.
Sadece;Mirac hadisesinde Hz.Muhammed peygamber; Allah”ı; bizzat gözleri ile Nur olarak görmüş;ama sureti şöyledir dememiştir.
*Soru:Miraç hadisesinde kısaca ne olmuştur?
Cevab:Miraç hadisesinde, bizzat Hz.Muhammed peygamber; çok kısa bir zaman zarfında; refref”e binip, sidret-ül münteha makamına yükselip; geçmişi, geleceği, cenneti, cehennemi ve kainatın yaratıcısını görmüş; Allah”ı; gidip de gören mi var? veya Ahirete gidipte dönen mi var? Sorularını da cevapsız bırakmamıştır.
Soru: Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok iş nasıl yapılır,bu kadar hız nasıl olur?Gelecek nasıl görülebilir? Benim aklım bu gibi şeyleri almıyor!
Cevap:Mesela;bir elektronik saat düşünelim.Bir saat zarfında;saati gösteren rakam bir defa atarsa, dakikayı gösteren rakam 60 defa atar,saniyeyi gösteren 3600 defa atar.Bir mekanik saatte ise; bir saat zarfında yelkovanın aldığı mesafe; akrebin aldığı mesafenin 12 katıdır. Hız arttıkça;aynı zaman biriminde, daha çok hareket yapılmaktadır. Bunu kronometrede daha bariz bir şekilde görebiliriz.
Mesala; farzedelim ki;çok büyük bir saatin akrebine, yelkovanına, saniyesine ve salisesine 4 ayrı kişi binsin.Bu kişilerin bulundukları yer,konum, sabit bir sürede kat ettikleri yol,yaptıkları hız ve yapılan hareket sayısı ve neticede hasıl olan iş, dönen çarkların devir sayısı vs. aynı değildir. Hız arttıkça ; yapılan iş, katedilen mesafe ve hareket de artmaktadır.
Mesela; koca bir kütlesi olan dünyamızı,vasıtasız ve saniyede otuz kilometre gibi çok süratli bir hızla, hem kendi ekseninde hemde güneşin çevresinde hiçbir şeye dayanmadan, direksiz, bir topaç ve Mevlevi gibi döndüren Allah; sevgili bir peygamberini Miraç hadisesinde;elbette ve evleviyetle daha hızlı ve kısa bir sürede götürmeye ve geri getirmeye Muktedirdir.
Mesela; Büyük okyanusta çok büyük bir deprem veya metan gazı patlaması olduğunu ve bundan dolayı dev dalgaların hızla 2 saat sonra kıyıları vuracağını uydudan gören ve hesaplayan ve Tusinami uyarısında bulunan birisi bir manada geleceği görebilmekte ve insanların tedbir alması için gerekli uyarıları 2 saat önceden yapmaktadır.Bu uyarılara kulak veren ve tedbirini alanın kurtulma şansı daha kuvvetlidir.
Mesela ;Hz.Nuh peygamberin uyarılarını dikkate almayanlar ;suda gark olmuşlar.Hatta oğlu bile kurtulamamıştır.Hey kardeş ben falan soydan geliyorum diye kendinde ayrıcalıklı bir meziyet olduğunu zannetmeyesin! Allah; Adil ismi gereğince, herkese ve herşeye eşit mesafededir bilesin.
Kab-ı Kevseyn makamına çıkarılan Hz.Peygamber ise;elbette ve herhalde ve evleviyetle haydi haydi geçmişi ve geleceği görebilir ve görmüştür. Hem geçmiş ve geleceğin yazılı olduğu bir Kader defteri de vardır.Hem insan; geleceğini öğrenmeye de pek meraklıdır.
Evet evet,bir cismin kütlesi değişmediği halde;ağırlık dünyanın farklı yerlerinde farklıdır. Çünkü yerçekimi;dünyanın her yerinde de aynı değildir.Çünkü ;birşeyin veya biryerin dünyanın merkezine olan uzaklıkları farklı farklı olabilir. Altın tacirlerinin veya Hazineden sorumlu kişilerin buna çok dikkat etmesi gerektir.Hem bu da bir fizik kaidesidir.
Mesela; aya çıkan birisinin ağırlığı ile, dünyadaki aynı kişinin ağırlığı aynı değildir. Çünkü ağırlıkta mekana gore değişmektedir.Çünkü farklı mekanların yerçekimi de farklı farklıdır. Hareket kabiliyetleri de farklı farklıdır. Ayda havada uçan ; dünyada uçamamaktadır.Demek ki ; havada uçmak için, yerçekimi kuvvetini yenmek veya birşekilde ortadan kaldırmak gerektir.
Zaman da; mekana ve kişilerin konumuna göre değişkendir. Size göre gelecek bir şey; bir başkasına göre geçmiş olabilir.Işık hızında bir şey;ışık hızının altında olan bir şeyden hep bir adım öndedir.
Mesela; ışık hızında olan bir kişi; bir merminin tabancadan çıkışını ve istikametini görebilir ve kendisini o mermiden koruyabilir.Çünkü ışık hızı; merminin hızından kat ve kat hızlıdır.
Mesala; süper bir bilgisayarın hızı ile demode olmuş bir bilgisayarın hızı aynı değildir. Dahi birisinin düşünce hızı ile; normal birisinin düşünce hızı aynı değildir.
Hem cezbeye giren yani İlahi aşk ile yanan birisinin hali ile; normal birisinin hali de aynı değildir.Hem bir peygamberi de kendiniz ile kıyaslamamak gerektir.Sen bir zerre isen ;o bir güneştir.
Bast-ı zaman yani;az zamanda çok uzun bir zaman yaşamak mümkündür. Mesela;bazen bir dakikalık bir rüyada; bir günde yapamayacağınız çok işleri kısa bir sürede; rüyada yapmanız ve yaşamanız gibi.Miraç hadisesinde ;beka alemine giren Hz.Peygamber ;bize göre çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı miraç ile Bast-ı zaman yapmıştır.
Hem beka aleminin birkaç dakikası şu dünyanın binler senesine denk gelir.Miraç; zamanda yolculuktur. İlim adamlarının, zaman içinde yolculuk yapmak içi çalışmaları da boşuna değildir.Hem sıra dışı olayların ve kişilerin varlığı da bir vakıadır.Mesela;peygamberler ve mucizeleri gibi.
Güneş günü ile dünya günü de aynı değildir.Çünkü dünyanın kendi çevresinde bir dönüş süresi ile;güneşin kendi çevresinde bir dönüş süresi farklıdır.Kainat 6 günde yaratılmıştır. Burdaki gün dünya günümüdür yoksa başka bir günmüdür bu konuda çeşitli rivayetler vardır.
Mesela; tayy-ı mekan yani bir şeyin aynı anda birkaç yerde olması hadiseleri mümkündür. Hem ışınlamanın bir çeşidi de keşfedilmiştir. Mesela;faklı mekanda olan birisinin aslı olmasada; sureti ve görüntüsü birebir; başka bir yere ilim ve teknoloji sayesinde getirtilebilmektedir. Görüntülü telefon veya internet üzerinden kamera ile saat farkı ve mesafesi çok farklı yerlerde olan iki kişi;karşılıklı aynı anda sesli ve görüntülü görüşme yapabilmektedir.
Hey kardeş; peygamberleri, mucizeleri, hakikatleri ve sırları merak eder isen; Kuran-ı Kerim okumalısın.
*Soru:Allah bize çok yakın,ama biz ona çok uzağız,diyorlar;bu nasıl birşeydir?
Cevap:Mesela;Güneş bize ışık ve ısısı ile çok yakındır.Bak güneş ışığı; tenimizi karartmakta ve derimizi yakmakta bazen de kavlamaktadır.
Evet evet;biz güneşe zatı; bakımından, çok uzağız. Ayna,teleskop,büyüteç vasıtasıyla,güneşin özelliklerini dünyadan bir manada anlayabiliriz.
Veya; bir uzay aracı ile; yaşlı dünyamızın lambası ve sobası olan güneşe; yaklaşarak; gerçek mahiyetini, yüzünü, sıcaklığını, yakıcılığını ve Azametini anlayabiliriz.
*Soru:Allah; bir iken nasıl aynı anda birçok yerde hazır olabilir?
Cevap: Mesela;birçok aynayı,birçok farklı yerlere koyup yüzlerini tek bir güneşe çevirdiğimiz zaman, her bir aynada güneşin aynı timsalini görebiliriz. Güneş bir iken birçok yerde ayna vasıtası ile ve timsali,ışık ve ısısı ile;heryerde hazır ve nazırdır. Fakat aslı,yani zatı; o yerde değildir.
Allah ise; kudreti ile heryerde hazır ve nazırdır;her şeye tasarruf etmektedir.Hem zaman ve mekan ilede kayıtlı değildir.
Mesela;uzaktan kumanda aleti ile bir arabayı veya model bir uçağı idare eden kişi; o aracın içinde değildir.Ama irtibatsızda değildir.
Hem Allah; mahlukatının bir parçası da değildir. Bir ressamın tablo ile irtibatı ve teması fırça veya eli iledir.Ama ressam o tablonun içinde değildir.Hem ressam; tablonun cinsinden de değildir.Tablo belirli bir yerde asılı iken;ressam o yer ile kayıtlı da değildir.Tablo cansız iken;ressam cansız değildir. Tablo; ressama bağlı iken,ressam tabloya bağlı değildir.Ve dahi o tablonun; bir Sahibi ve o tabloda O Sahibin bir imzası ve mührü vardır.
Mesela;insan elindeki baş ve şehadet parmaklarını birleştirdiğinizde; Allah yazısını görebilirsiniz.Hem avuç içindeki çizgilerinde bir manası olsa gerektir. Hem hiçbir parmak izide bir başkasınınkine benzememektedir.Hem yüzdeki benlerin ve alın çizgilerinin de bir manası olsa gerektir.
Hem mahlukat; Allah”ın değil zatına; bir şuasına bile dayanamaz.Mesela;Hz.Musa peygamberin Tur dağında, Allah”ın zatını görmek istemesi ve fakat Tur dağının tek bir tecellisine bile dayanamadan o dağın paramparça olması ve Ululazm bir peygamberin bu tecellinin mahafetine dayanamayıp korkup bayılması gibi.
Ey aziz insan;Allah”tan kork ve titre.Mercimek büyüklüğündeki hafızana ve Azrail”i gördüğünde patlayan ödüne, fazla güvenme.
Mesela;herbir televizyondan,aynı anda,birçok farklı yerlerden aynı görüntünün ve sesin herkes tarafından izlenip,dinlenebilmesi.Hz.Süleyman peygamber zamanındaki bir tahtın, ilim sahibi birisi tarafından, çok uzak bir diyardan, bir anda, hazır edilmesi Nurani bazı evliya ve abdalın aynı anda; farklı yerlerde görülmesi de imkan dahilindedir.
Mesela;Azrail”in bir anda; farklı yerlerde farklı kişilerin ruhlarını kabzetmesi ve aynı anda farlı yerlerde görülmesi gibi.
*Soru:Şeytan kimdir,amacı nedir?Allah”tan başkasına secde edilmez ise; Şeytan”a “Hz.Adem Peygambere secde” emri nasıl bir emirdir? Hz.İbrahim”in; oğlu Hz.İsmail”i kurban etmeye kalkışması nasıl açıklanabilir? Bir zulmü gördüğümüzde ne yapmalıyız?
Cevap:Şeytan”ın aslı cin olup ateşten yaratılmıştır.İnsanın apaçık, bir düşmanıdır. Mahlukatı, Allah”a düşman etmek için fırsat kollar. Bu hayatı insanlar için cehenneme çevirmeye çalışır.
İnsan, şeytan”dan her bakımdan üstündür.Hem insan;mahlukatın en eşrefidir.
Mesela;Hz.Süleyman peygamber, cinleri emri altında tutmakta ve cinlere istediğini yaptırabilmekte idi. Fakat şeytan”ıda hafife almamak gerekir.Çünkü; Hz.Adem babamız ile Hz.Havva annemizin; cennetten çıkmasına vesile olmuştur. Evet evet; şeytanın inadına,bu dünyayı cennete çevirmek için çalışmalıyız.
***Dikkat ediniz!Allah”ı inkar etmemek ayrıdır,Allah”a iman etmek ayrıdır. Allah”ı inkar etmek ise; hiç mi hiç akıl karı değildir. Yani şeytanın;Allah”ı inkar etmemesi, Allah”a iman ettiğini göstermez.***
Şeytan, kibrinden dolayı; Allah”ın “ Ademe secde et” emrine karşı gelmiş.Bu yüzden; Allah’ın Rahmetinden kesin bir şekilde kovulmuş ve imtihanı kaybetmiştir.Hey şeytan; ben bir emre karşı geldiğim için ne hale düştüm; Ademoğlu ise kimbilir kaç emre karşı geldiğinde nasıl bir hale düşer mi diyorsun!!!
Hem şeytan; Allah”tan,süre istemiş, Kıyamet vaktine kadar, kendisine sınırlı bir süre verilmiş. ”Bende Senin ihlaslı kulların hariç,herkesi Sana düşman edeceğim ve onları azdıracağım” diyen şeytan; Hz.Adem peygambere ve nesline karşı,büyük bir savaş başlatmıştır.
***Sakın sizi şeytan,” Allah afedicidir ” diye yanıltmasın.Evet; Allah kesinlikle af edicidir ama, kul hakkı hariçtir. Kulun af edip etmiyeceği ise;kulun ihtiyarına bırakılmıştır.Hem cehennem dahi luzümsuz değildir.Hem; Allah aynı zamanda “Kahhar”dır.Nice milletler Allah”ın kahredici gücü ile tarih sahnesinden silinmişlerdir.***
Mesela;Hz.Nuh Peygamber zamanındaki isyan ve zulümler neticesinde; Allah”ın emri ve kudreti ile, bir rivayette güneş sistemimizin yakınından geçen büyük bir yıldız; denizleri med-cezir gibi kendine çekmiş denizler dağlara kadar yükselmiş; Hz.Nuh peygamberin gemisindekiler kurtulmuş ama o Aziz Peygamber oğlunu kurtaramamış;bu nedenle Allah”a ne düşman olmuş nede oğluna hidayet nasip olmadığı için Allah”a kırılmıştır.
Peygamberin vazifesi tebliğdir.Hidayeti ise insanın Allah”tan kendisinin talep etmesi gerektir.Hem din de zorlama da yoktur.Ama iman ettikten sonra da dinin emir ve yasaklarına uyma ve uyulmadığı vakit bunun bir müeyyidesi vardır. Herkes imtihana tabidir ve Allah nazarında herkes eşittir Hiç kimsenin; hiç kimseye üstünlüğü yoktur. Kim ki; Allah”tan korkar ve itaat eder o kişi üstündür.Bu kişi bir çobanda olabilir,bir kralda.
Sanığı cezalandırmadan önce,suça sebep olan nedenleri; işsizliği, cahilliği, fakirliği, acizliği, çaresizliği, kaldırarak; suçu önleyici tedbirler alınız. Suçluyu öyle bir ceza ile ürkütünüz ki ;o sucun yanına bile yanaşamasın. Gaye o ürkütücü cezayı vermek değildir, caydırmak olmalıdır. Yoksa o suçlu; suçu tekrar işlemeye devam edecek toplumun huzur ve sükununu bozacaktır.
Mesela;Göze göz,dişe diş diye;bir ceza olsa. Kimse adam öldüremez. Çünkü kendisine de aynı cezanın verileceğinden korkar,yapmaz,yapamaz. Hem kan davası da olmaz ve olamaz.Cezalar caydırıcı olmalıdır.Yani suçu önleyici olmalıdır.Yoksa ceza; amaç olmamalıdır. Bir suçu işleyen sanık ile birlikte; insanları; suça iten, kullanan, satın alan, azmettiren; perde arkasındaki; gizli, hain ve kurnaz iştirakçiyi hele hiç unutmayınız.
Önce tedbir sonra terbiye sonra ceza. Islahı gayr-i mümkünse ve cezasıda idam ise infaz etmek gerektir. Çünkü dönüşü mümkün olmayan bir yola giren suçlu için en hayırlı yol hem kendisi,hem ailesi, hemde toplum için cezanın infazıdır.
Hem sen Allah”tan daha fazla merhametli olamazsın.Hem sen kul hakkına da karışamazsın.
Hey kardeş;kötü yola düşürene sesini çıkarmazsın.Kötü yola düşene ise etmediğini komazsın öyle mi! Niçin bataklığa düşeni kurtarmazsın.Niçin bataklığın kökünü kurutmazsın.Niçin beşeri kanun ve nizamlarını; Allah” kanunları ile çatıştırır ve çeliştirirsin.
Hey şeytan; “bende bir günah keçisiyim; insanlar yapılan günahları benim üzerime yıkıyor. Allah ise; “hem beni kullanıyor,hemde mülküne sahib çıkmıyor” deme. Sen Kaderi insanlara tersten ve yanlış anlatıyor ve faturayı da Allah”a kesmek istiyorsun ve insanları sinsice, kurnazca ve cerbeze ile Allah”a düşman ediyorsun. Hem insanları dönüşü olmayan yola ve bataklığa düşürüyorsun; ondan sonrada onları dolduruşa getirip; haydi şayet Allah var ise ve gücüde yetiyor ise;sizi bu bataklıktan kurtarabilirse kurtarsın diyorsun değil mi!
***Evet evet; şeytana, Hz.Adem peygambere secde emri; ubudiyet secdesi değil, Uluhiyet secdesidir.Yani şeytanın emre itaat edip etmiyeceğinin tespitidir. Yoksa elbetteki Allah”tan başkasına secde edilmez.***
Hem;Hz.İbrahim peygamber ile oğlu Hz.İsmail peygamber kıssasında ise;Hz.İbrahim peygamberin Allah”a vermiş olduğu bir ahdi yerine getirip getirmeyeceğinin bir tespitidir. Yoksa; Allah merhametsiz ve gaddar değildir.Hem o bıçak Hz.İsmail Peygamberi kesmiş de değildir.Hem sakın yanlış anlama; hem kendi çocuğunu veya başka birisini de kurban etmeye kalkma!
Hey şeytan;kibirlenip senin gibi kendini birşey zannedip ebedi cehennemde kalmaktan ise; herzaman günahkar ve kusurlu olduğumu bilip; tövbe edip, velevki günahlarımın bedelini ödedikten sonra; cennete girmek; benim için çok büyük bir nimet ve şereftir.
Bir kazayı veya zulmü ve zulmü yapanları gördüğünüzde; Evvela;devletinizin yetkili mercilerine bildiriniz, gecikmesinde telafisi mümkün olmayacak neticeler hasıl olacaksa, mümkünse hemen elinizle düzeltmeye çalışınız, yoksa dilinizle düzeltmeye çalışınız,yoksa en azından o zulmü yapan, o zalimi Allah”a havale ediniz. Bunu da yapmıyor iseniz belaların gelmesini bekleyiniz.Bana ilişmeyen, dokunmayan yılan; bin yaşasın demeyiniz. Hem; o yılan, birgün mutlaka başınıza bela olacaktır.
*Soru:Yerine ve zamanına ve makamına göre akıllıca hareket etmek nasıl olur? Mütevazı olmak ne demektir? Sıhhat nedir? Gerçek zenginlik nedir? İslamiyet nedir? İman nedir? Müflis ve yiğit kime derler?
Cevap:Mesela;ileriden bir aslan geldiğini gördüğünüzde hemen tedbirinizi alınız.Aslan bana bir şey yapamaz, oda Allah”ın bir mahluku, her şey Allah”ın tasarrufunda, Allah istemese hiçbirşey olmaz diyip okşamaya kalkmayınız. Çünkü sizde olan bu imanı; aklı ve temyiz kudreti olmayan Aslan”dan da beklemek; hiç akıl karı değildir.
Mesela; bir asker görevde ve savaşta; Azametli, heybetli, cesur,atik, güçlü, silahlı, korkusuz ve Celal sahibi olmalı. Ama evine geldiğinde ise; Cemal sahibi olmalı, çocuğuna karşı şefkatli, ve eşine karşıda nazik ve hürmetli olmalıdır.
Kendinizi; karşınızdaki sahsın yerine koyup, ”acaba aynı hareket bana yapılsaydı, ben ne yapardım”diye düşünmeli. Güçlüden değil;Hak”tan, haklıdan, doğrudan ve hakikattan yana olmalıdır.
Her dediğiniz doğru olmalı ama her doğruyu söylemekte doğru değildir. Karı kocanın arasını düzeltmek için,bir can kurtarmak için veya savaş halinde her doğruyu söylemek doğru değildir. Yalana da hiçbir cevaz yoktur.Bunun gibi özel hallerde;susmak en doğru bir iş olsa gerektir.
Bindiğiniz dalı kesmeyiniz, bindiğiniz gemiyi batırmaya çalışmayınız, ekmeğini yediğiniz yere hainlik etmeyiniz.Yoksa;pirinci kurtarayım derken,evdeki bulgurdan da olabilirsiniz.
Ve ummadığın ve ihtimal bile vermediğin bir taşın;başını yarması ve seni kahretmesi de imkan dahilindedir.
Mesela; İlahlık iddiasında bulunan ve Hz.İbrahim peygamberi bir rivayette Urfa şehrinde ateşe atan ve Allah”a ok atmak için kendisine yüksek bir kule yaptırtan,kendini çok; akıllı,güçlü ve zengin zanneden Nemrudu; kahreden şey; emsalleri tarafından alay edilen, bir sivrisinek tarafından öldürüleceğini kahinlerinden öğrenmesi idi.
O sivrisinek,Allah”a;”Allah”ım beni niçin eksik yarattın” diye sitem etmiş ve o çilekeş sineğine; cevaben, Allah; ”nemrud”u öldürmen için yarattım “diye ilham edip, taltif edip, memnun etmiş ve gönlünü almıştır. Nemrud; sarayının tüm pencere ve kapılarını kapattırmış ama İlahlık iddiasında ki Nemrut; anahtar ve burun deliğini kapamayı unutmuştur. Burnundan kafasının içine giden sinek; migren gibi çok şiddetli baş ağrılarına neden olmuş; ağrıyı dindirmek için kafasına vurulmasını emretmiş;sonunda vura vura kafasını patlatmıştır.
Mütevazı olmak;dilencilik yapmak veya kendini hakir göstermek veya işini bırakıp daha kötü bir duruma düşmek değildir.Her zaman daha iyi nasıl olur diye düşünmeli ve çalışmalı ve yükselmeli; hem namertlere fırsat vermemeli hem namertlere alet olmamalı hem de gizli ve sinsi oyunlarını bozmalı.
Kalem sahibi bilginlere,kılıç sahibi askerlere ve ululemre; Haktan ve hakikattan ve adaletten ayrılmadıkları sürece hürmet ve itaat etmek gerektir.
İşinizi ehil kişilere yaptırınız.Yöneticilerinizi ehil kişilerden seçiniz. İşinizi tam ve eksiksiz yapınız. Mesela;arabanızı iyi bir ustaya yaptırınız.Yani ustanın maharetine bakınız; yoksa ustanın gözünün ve teninin rengine, cinsiyetine, milliyetine vb. bakmayınız.Yeter ki; o kişi hain olmasın.
***İnsanların; aslında Hz.Adem ve Hz.Havva”dan geldiğini düşünerek, uzaktan da olsa akraba ve kardeş olduğunuzu unutmayınız.***
***Sofradan istekli kalkınız.Yani doymadan kalkınız.Haddinden fazla yemek, hem sıhhati bozar hemde yattığınızda karabasana davetiye çıkarırsınız. Tıbbın piri, İbn-i Sina “sıhhat az yemektir” demiştir.***
Evet,evet;bu dünyada gerçek zenginlik;bedenin, sıhhatli ve ruhun, huzurlu olmasıdır. Huzur ise imandadır ve helalinden; çalışmak, kazanmak, paylaşmak insana huzur verir. Tersi ise insana tedirginlik verir. İslamiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise,Hak”kı kabul ve tasdiktir. Hem İslam;güzel ahlaktır.İman; tahkiki ise daha güzeldir.
Evet evet; ahirette gerçek müflis;hesap günü günahları altında ezilen kişidir. Gerçek zengin ise; hesap gününden selametle çıkan;kimseye borçlu olmayan kişidir.
Hey genç arkadaş huzur yalnız paradadır diyorsan.Git zenginlere huzurlu olup olmadıklarını sor. Sakın yanlış anlama;biz fakir ol, zengin olma demiyoruz. Mesela; Hz.Süleyman peygamber gibi;mal mülk sahibi olmak bunu Hak yolda kullanmak; Hz.Davud peygamber gibi hem yol gösterici, hem de Kral gibi olmak gerek diyoruz.
Ey fakir kardeş;bilirmisin ki,belki de Allah seni ve mahlukatını sevdiği ve koruduğu için sana vermemektedir.Hem bilirmisin ki;çoğu insanlar zengin olduktan sonra Allah”ı unutmaktadır. Hem her şeyin en hayırlısını talep etmek gerektir.
Belki de; senin hakkını zalimler gasp etmektedir!İsyanını Allah”a değil;o zalimlere yapmalısın. Hem üzülme;” sevgilimi en zengin kaptı” diye.Sen de zengin olsa idin; o güzeli bir başkasına kesinlikle kaptırmaz idin.Hem sana zengin olamazsın diyen mi var.Yoksa o diyarda zengin olmana mani gizli kast sistemi mi var!
Hey zengin kardeş; başımı sokacak bir ev,kurusoğan ekmek ve sihhatten başka bir şey istemem.Başımın ve gönlümün huzurlu olması; dünya kadar bir servetten daha iyidir mi dersin!
Hem, Karun; “ben ilmim ile zengin oldum “ demişti ve kendini bir şey zannetmiş ve şımarmış idi. Sonra toprak onu yuttu.
Hey hep dört ayak üzerine düşen kardeş;dikkat et; Fravun da hep dört ayak üzerine düşer idi. Hem hiç de hasta olmamıştı.Sonra kendini bir şey zannetmiş ve haddi aşmış idi.Sonra deniz onu yuttu.
Nemrut da; Allah ile savaşmak için kendisine yüksek bir kule yaptırmış idi.Güya Allah”a ok atıp onu vurmak istemiş idi. Sonra bir sivrisineğe yenildi.
Ebrehe de; Allah”ın Beytullahını yıkmak istedi. Cesim filleri ile geldi. Sonra Ebabil kuşlarına yenildi.
***Gerçek yiğit; hasmını yenebilecek durumda iken;öfkesine sahib olan ,zayıf ve küçükleri; garip ve kimsesizleri kollayan ve koruyan; zulme ve haksızlığa da razı olmayan kişidir. ***
*Soru:Biz gençlere ne tavsiye edersin?Bataklığa düşmüş insanları; kim, ne zaman, nasıl kurtaracak?
Cevap:Ey gençler;kendinize uygun, önce münasip bir iş ve sonrada eş bulmak için çalışınız. Bekar iseniz; Pazartesi,Perşembe günleri ve ay takvimine göre, hicri ayların 13.,14.,15. (dolunay) günleri oruç tutunuz.Oruç ve evlilik nefsi dizginlediği gibi, şehveti söndürür. Batakhanelerin kapısına kepenk vurur. Zina hoş görülemez. Hiçbir ehl-i namus hatta en serseri bir kişide eşinin zina yapmasına razı olmaz olamaz. Bataklıkları ve batakhaneleri kurutmak gerektir.Çünkü mikrop ve hastalık yayarlar..
Mesela; sıtma ve aıds gibi.
Ey şeytanın ve deccalin bataklığa düşmüş ve düşürülmüş Aziz insan, elbet birgün senin feryadını işiten bir civanmert yiğit, çıkacak; seni ve tüm insanlığı, şeytanın ve deccalin o pis bataklığından kurtaracaktır.
O yiğit neden sen olmayasın, Nemrudu öldüren; kör,topal,hasta bir sivrisinekten veya Hz.İbrahim peygamber için yakılan ateşi söndürmek için ağzında küçücük bir su damlacığı ile gelen karıncadan daha mı acizsin! Yoksa bir kurtarıcı mı bekliyorsun! Yoksa iş işten geçtikten sonra mı aklın başına gelecek!
Ey aziz insan;Hz.Adem peygamber soyundan geldiğini hiçbirzaman unutma.Hem sen hiç hafife alınacak bir şey de değilsin.Sen bu kainatın halifesi ve sultanısın.Niçin o kurtarıcı sen olmayasın.Senin diğer kurtarıcılardan neyin eksik.Bir musibet geldiğinde mi uyanacaksın.
Haydi işverenler;sizlere çok iş düşmektedir.Bir kişiye iş vermek;o kişiyi bataklıktan çıkarmak veya bataklığa düşmeye engel olmak demektir.Ey zenginler; malınızın kırkta birini bile yatırıma yönlendirseniz;dünyada işsiz kalmayacaktır.Hem verdiğiniz sadaka ömrünüzü uzatacak; zekat ise toplumda sosyal;dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlayıp, malınızın kirini giderecektir.
Evet evet;cömert zenginler hem ahirette kat kat yaptıkları hayırların karşılığını alacak;hem de,o yanında istihdam ettiği kişinin yaptığı hayıra da hissedar olacaktır.
Haydi görevliler,yetkililer,ahlak zabıtaları vs.; insanlar size güvenmekte ırz ve namuslarını, can ve mal güvenliklerini size emanet etmektedirler. Görevinizi eksiksiz yapınız. Aldığınız maaşı Hak edip; sonrada afiyetle yiyiniz.
Mesela; bir kişi boğuluyor,sende yüzme biliyor isen,hemen o kişiyi kurtar. Sonrada devletinizin yetkili mercilerine haber ver diyoruz.”Yok benim görevim ve işim bu kişiyi kurtarmak değildir” deme diyoruz.Bu çilekeş ve vefalı dünyamıza; bir küçücük bir fidan, bir ağaçta sen dik diyoruz.
Mesela;İslam peygamberi,Hz.Muhammed ;batıl ve hurafeleri kaldırmış ve şeytanın dünya saltanatlığına son vermiş;aileleri tarafından diri diri mezara gömülen kız çocuklarını gömülmekten ve bir mal gibi alınıp satılan kadınları ve gençleri, batakhanelerden; faiz yüzünden perişan olan borçlularıda, faiz bataklığından kurtarmış, faizi de kaldırmıştır.
Mesela;bugün bile kredi faizi yüzünden çok aileler, toplumlar hatta devletler perişan olmakta, yuvalar yıkılmaktadır.Hem kredi kartım var;Allah”a ihtiyacım kalmadı diye sevinen; sonrada faiz batağına düşünce “Aman Ya Rabbi” diyen sen değilmisin! Evet,evet; iktisat etmek, ısraf etmemek,çok çalışmak,üretmek, ayağını yorgana göre uzatmak,alacaklı ile anlaşmak,borcun aslını ödemek, helalleşmek, bir daha faize; tövbe etmek gerektir.
Ey sarhoş arkadaş; gözünü kapayarak ve aklını iptal ederek;gerçeklerden kaçamazsın. Niçin çoluk çocuğunun nafakasını ve sağlığını heba edersin! Artık ayılmanın zamanı gelmedi mi?
Ey kumarbaz kardeş;zengin olmak için mevcut son sermayeni niçin tehlikeye atarsın.Hem bilmez misin ki;kumar seni;yenmek için kurulan bir tezgahtır; sakın o zar; cıvalı, o kağıt; işaretli,o torba; çift bölümlü;kumarhanede gizli, özel kamera ve oyun aletleri özel yapım ve uzaktan kumandalı ve hileli olmasın!
Hey; extazy hapı ile kendini Herkül,Süpermen vs.zanneden kardeş; hem sağlığın hem paran gidiyor bilesin.Kendini dev aynasının önünde; dev zanneden hata eder bilesin.
***Hem bir şey yapmıyorsunuz;hem bir şeyler yapmaya çalışanlara, Mani oluyor ve “dünyayı kurtarmak sana mı düştü ” diye alay ve tenkit ediyorsunuz. Dünyada; Tesadüf diye bir şeyin olamayacağını,kendi kendine hiçbir şeyin olmadığını,her şeyin bir sebebe ve kaidelere bağlı olduğunu bilmiyor musunuz!***
Hem kulağınızı tıkayarak veya pembe gözlük takarak gerçeklerden kaçamazsınız ve kendinizi ve başkalarını da aldatamazsınız.Hem niçin her şeyi; Allah”a havale ediyorsunuz.Neden korkuyorsunuz,neyi bekliyorsunuz! Hem; elbet bir gün ölmeyecek misiniz!İlla bir yılanın sizi ısırmasını,bir taşın başınızı yarmasını mı bekliyorsunuz. Niçin o yılanın sokmasına göz yumuyorsunuz! Niçin yoldaki taşı hemen kaldırıp bir kenara koymuyorsunuz! Niçin yapılan zulümlere ses çıkarmıyor ve razı oluyorsun! Bir gün seninde kapını çalabileceklerini düşünmüyor musunuz!
*Soru:Hakikatlere ve Hak”ka ulaşmak için; Veya sevgiliye ve arzularınıza ulaşamadığınız için; dünyaya küsmek veya dünyayı terk etmek mi gerekir!
Cevap:Kendinize yapılmasını arzu etmediğiniz bir şeyi ,birbaşkası içinde arzu etmeyiniz.Çok arzu ettiğiniz bir şeyi elde edemediğiniz için de dünyaya ve sevgiliye küsmeyiniz. Sizin;iyi ve güzel diye bildiğiniz;aslında kendiniz için şer;şer olarak bildiğiniz de kendiniz için; iyi ve güzel olabilir.Çünkü siz;kalbleri ve gönülleri ve gaybı bilemezsiniz.
Mesela;şeker iyidir,güzeldir;ama şeker hastaları için öyle değildir.Hem; iyi ve kötü;doğru ve yanlış;helal ve haram;güzel ve çirkin;zamana, mekana, kişilere ve değerlere göre değişkendir. Ölçü ise; daima Allah”ın emir ve yasakları olmalıdır. Bunlar ise;Kuran-ı Kerim de ve sünnet-i seniyyede mevcuttur.
Bir vakit; beğendiğiniz ve hoşlandığınız birisi;sizden hoşlanmayabilir veya sizden hoşlanan birisinden de siz;hoşlanmayabilirsiniz.Veya zemin ve şartlar evlenmeye Mani olabilir.Hem evlenecek kişinin;evliliğini devam ettirebilmesi için evini geçindirebilecek bir işinin olması da gerektir Elbette ki;her anne baba; evlenecek çocuğunun rahat etmesini, eş ise; güzel bir evlilik yapmasını,kendisinin ve çocuklarının istikbalini düşünür.Sen ise;işsiz güçsüz bir şekilde evleneyimde ne olursa olsun dersin; ama hata edersin.
Hey işi gücü yerinde;belirli bir maaşı olan, bekar kardeş senin evlenmen ve sıkıntı içinde olan kayınpeder ve kayınvalidenin yükünü hafifletmen gerektir.
Hem nasıl olsa anam; yemeğimi pişiriyor,babamda ekmeğimi getiriyor deme.“Anam babam öldüğünde; elden ayaktan düştüğümde; bana kim bakacak“ diye şimdiden düşünmeye başla!
Hey sevgilisini; ele kaptıran kardeş;üzülme.Her olmayan bir işde bir Hayır vardır.
Ne demiş;Nasrettin Hoca, parayı veren düdüğü çalar! Yani evlenmek için; para gerektir.Para içinde iş; bulmak,kurmak ve çalışmak gerektir.
Sakın yanlış anlama eş satlık mal değildir.Hem mehri de vermek gerektir.O mehir hatun için kötü gün dostudur.Sen öldüğünde belki o mehir ile çoçuklarını idare edecek; daha da zor duruma düşmeyecektir.Yine yanlış anlama mehir başlık parası da değildir..
Hem eş seçiminde ve evlilikte; eşin akıllı ve ehl-i iman olmasına, eşlerin birbirine denk olmasına, birbirlerinden hoşnut olmasına, zorluk ve mani çıkarılmamasına, tarafların rızalarının olmasına, eşlerin güzel ahlaklı olmasına ve akid yapılmasına dikkat edilmelidir. Ebeveynlerin ve büyüklerin; duaları ve gönülleri ve rızalarının alınması da güzel bir şeydir.
Hem evlilikte de keramet vardır.Hem kaçırmak olmaz.Hem eşe; cebir ve şiddet de olmaz. Hem güzelliği, zenginliği ve aklı zaman içinde gitmekle; bu nedenle boşamak ve atmakta olmaz.Hem emanete de; hıyanetlik olmaz.
Boşanmak;ne haramdır, nede hoştur.Demek eş getirince iyi, getirmeyince kötü öyle mi! Yoksa “getirsinde nasıl getirirse getirsin mi “diyorsun.Niçin ayağınızı yorganınıza göre uzatmıyorsunuz.Niçin iktisat ve kanaat etmiyorsunuz.Niçin kendinizden daha kötü durumda olanlara bakıp şükretmiyorsunuz.Hep kendinizden üstün olanlara haset ile bakıp nazar ile yıkıyorsunuz.Hem çalışmıyorsunuz; hemde çalışana Mani oluyorsunuz.
Hey;nasıl olsa çocuklar büyüdü bana bakarlar diye;eşini boşamaya kalkmayasın! Çünkü sen;evlendiğin vakit kayınbaba ve kaynanana bakmam ve onları evimde istemem ve yok demiştin.Çocuğunun eşide; belki sana yok diyecektir bilesin.
Evet evet; ne eker isen,onu biçersin.Sakın yanlış anlama; evlilik çekilmez bir hal almış ise; ve dahi istenmeyen kötü hadiselere mutlak gebe ise;boşanma bir Hak olsa gerektir.Ve dahi; boşanma neticesinde taraflar daha kötü bir konuma düşecekler ise; boşanmayı ve dahi çocukların istikballerini düşünmek gerektir.
Evet evet;benim eşim şöyle veya böyle diye şikayet etmeyesin.Herkesin; rızkı,huyu, kabiliyeti ve çalışma alanı farklı farklı ve değişkendir bilesin.Herkes zengin olsa idi; kim çalışacak idi.Herkes fakir olsa idi; size kim iş verecek idi.
Evet evet; aslında herkes zengindir. Kimi ilmen ve aklen zengindir. Kimi mal ve mülk olarak zengindir. Kimi ise güç ve kuvvet olarak zengindir. Kimi ise; yakışıklı ve güzeldir! Hem yakışıklı,hem zengin,hem akıllı,hem güçlü bir eşe sahip olmak ise;Nur-un ala Nur“dur.
Hiç üzülme;tencere yuvarlanır kapağını bulur.Hem dört dörtlük bir eşi bulmakta çok zordur.
Evet evet; söz dinleyen akıllı kişiler ise; her zaman kazanır.Kaderi zorlayan kaybeder; razı olan ise,kazanır.Hey aşık; sevgilini doyurmak için çok çalışmak gerektir.
***Hey aşık; sevgilinin suretine doyasıya bakmak hoş ise; Cennette Ruyetullah daha da hoştur. Hem üzülme sevgilim çirkinleşti diye; çünkü cennette daha güzel olarak sana gelecektir.Hem üzülme dünyada veya cennette sevgilim beni seçmedi diye; sevgilinin suretinde çok gılman ve huri olacaktır. ***
İlahi aşk ile; beşeri aşk aynı değildir. Hem Allah; seni hiçbir zaman terk etmez; hem senden bir şeyde beklemez. Hem bir anne veya babanın çocuğuna gösterdiği şefkat; aşktan da üstündür.Bir eş; eşini terk edebilir ama çocuğunu kolay kolay terk edemez.
***Dünyayı bütün bütün terk etmeyiniz.Yani dünyayı kesben değil;kalben terk ediniz. Yani;hiç ölmiyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete; çalışınız.Bazen inzivaya, itikafa çekilmek gerekse bile bunu devamlı hale getirmeyiniz. ***
Mesela; Hz.İdris peygamber;terzi, Hz.İsa peygamber; marangoz, Hz.Davut peygamber; kral,Hz. Muhammed peygamber; çoban,Hz.Musa peygamber işçi vs. idiler. Dünyayı ve dini; terk etmediler. Peygamberlik vazifelerini ücret almadan yaptılar, hayatlarını idame ettirmek içinde çalıştılar. Çoban oldukları için gocunmadılar,kral oldukları içinde; böbürlenmediler.
Evet tek koltukta iki karpuz gitmez ama iki koltukta iki karpuz gider.Kuş gibi uçabilmek için,çift kanatlı olunuz yani,hem maddi hemde manevi hayatınız için çalışınız.Her ikisinide birlikte orantılı şekilde götürünüz.İfrat ve tefritten kaçınınız.
*Soru:Hayat kaç tabakadır?İlm-ü ledüniyye nedir?Dağların faydası nedir?
Cevab:Hayat; beş tabakadır.Birinci tabaka;şu anda yaşayan insanlara ve cinlere aittir. İkinci tabakada; Hz.Hızır ve Hz.İlyas peygamber. Üçüncü tabakada, Hz.İdris ve Hz.İsa paygamber. Dördüncü tabakada, şehitler. Beşinci tabakada ise vefat etmiş ve alemi ervahta bulunan ruhlar vardır. Hem Hz.İdris peygamber; cennettedir ve vefat etmiş de değildir. Hem Hz.İsa peygamber öldürülmüşte değildir. Hem şehidler; öldüklerini bilmezler ve güzel bir hayatları vardır. Hem Hz.Hızır hayattadır; içimizde dolaşmaktadır.
***Evet evet;Hz.Hızır ile Hz.Musa peygamber arasında geçen kıssada; Hz.Hızır”ın bildiği ama herkesin bilemediği bir ledün ilminden bahsedilmektedir.Bu ilim; bizim bildiğimiz akıl ile izahı güç gizli bir ilim olup,bu ilim sahibleri kendi rey ve görüşü ile hareket etmezler. Sakın sakın kendinizi Hz.Hızır gibi gizli ilim sahibi zannedip; kendi aklınız ile izahı güç şeyler yapmayınız. Hz.Musa peygamber gibi aklınız ve vicdanınız ile hareket ediniz;Allah“ın çizdiği sınırları aşmayınız.***
Mesela; aracında, karşıdan gelen araçları gösteren bir radar cihazı olan bir şöforün devamlı olarak karşıdan gelebilecek araçları görmeden hatalı solladığını zannedebilirsiniz. Gerçekte o şöfor hata yapmamakta radara göre hareket etmektedir. Hey kardeş;takdırdığın radarın hata payının sıfır olmasına ve hiç bozulma ihtimalinin olmamasına da dikkat etmek gerektir.
Sakın yanlış anlama; aracında hatasız radarın yoksa,hem hatalı sollama hem hiçbir işini de şansa bırakma. Hey kardeş;seni sollayan araca yol müsaid ise; yol vermelisin. Yol müsait değil ise o kardeşini sollamaması için uyarmalısın.Hem yol çizgi ve levhalarına da dikkat etmeli,hız ve yük limitini aşmamalısın.
Hey kardeş;sen de, Allah“ın çizdiği rotadan ayrılmamalısın.
Evet evet;nasıl ki yeryüzünde nehirler olduğu gibi; yeraltında da gizli nehirler ve kaynaklar vardır.Mesela; Kabe“deki,Zemzem gibi.
Hem dağlar; su depolarıdır. Kar sularını sünger gibi kendine çekerler.Hem dağlar yeryüzünün direkleridir.Hem yeryüzüne yaptıkları ağırlık ile; depremin şiddetine doğal bir sed olup;azaltırlar.Hem; dağı yalayan havadaki zehirli maddeleri,o Azametli dağ; mıknatıs gibi kendine çeker ve havayı temizler. Hem dağcılar da; o temiz havayı soluklar.
Evet evet;yeryüzünündeki karaların alanını tespit eder iken; yeryüzündeki yüksekliği de dikkate almak gerektir.Mesela; bir huninin sadece altının alanını hesaplayıp; huninin yüzeyinin alanını unutur iseniz; yani bir dağın yüksekliğini ve dış yüzeyini unutur iseniz; yanlış hesap yaparsınız.
*Soru:Ezan okuyan imam, bir defa“Allahu Ekber” dediğinde nasıl bu sözü duyan herbir insanın kulağına ayrı ayrı binlerce “Allahu Ekber” sözü girer?
Cevap:Her bir hava zerresi aynı bir fotokopi makinesi gibi;kendisine yüklenen bir sözü başka bir hava zerresine nakl ederek çoğaltır. Söylenen söz bir iken ve sadece bir kişinin kulağına girmesi gerekirken; o sözü duyan her bir insanın kulağına o bir tek söz; ayrı ayrı girer.
Hem o tek hava zerresine aynı anda hem ses, hem görüntü yüklenebilir. Mesela; televizyon,radyo,kablosuz internet, cep telefonu gibi alıcı ve vericiler vasıtasıyla ses ve görüntünün nakli gibi.Bakır veya altın gibi bir telden, akan elektrik gibi.
***Evet evet; ilim adamları, geçmişteki hava zerrelerine yüklenen sözleri ve resimleri yakalayabilecek bir alet üzerinde çalışmaktadırlar!Yani bir manada geçmişe gitmeye çalışmaktadırlar.***
Evet evet;şimdiye kadar tek bir hava zerresini yaratan bir ilim adamı daha dünyaya gelmemiştir ve gelemeyecektir.Çünkü yaratmak Allah”a aittir.Ama dahi mucidler ve ilim adamları vasıtasıyla harika buluşlara imza da atılmamış değildir.Haydi; mucidler ve akiller ordusu;ilk hedefiniz yeni keşf ve buluşlardır; ileri.
Okuyunuz,okutunuz.Ne demiş Yunus Emre,’İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmez isen ilim nice okumaktır.’
Soru:İlim adamları; atamızın yani ilk insanın maymun olduğunu söylüyor?
Cevap:Hayır hayır;sizin atanız; Aziz ve muhterem bir insan ve ilk peygamber olan Hz.Adem Aleyhisselamdır.Hey maymundan geldiğini iddia eden kardeş,iddian doğru ise; halihazırdaki diğer maymunlarında insan olması gerekmezmiydi!
***Sakın; sizin insanın atası olduğunu iddia ettiğiniz kafatası;Kuran-ı Kerim de bahsi geçen ve Allah”a isyanları dolayısıyla ceza olarak Allah tarafından maymuna çevrilenlere ait olmasın! ***
Evet evet; insanı maymuna dönüştüren; Allah”ın bu mucizesini araştırmak gerektir.Yoksa Allah”ı inkar etmek için;maymundan geldiğini iddia etmek hiç akıl karı değildir.
Hem;bitki,hayvan ve insanın; DNA şifresi farklı farklıdır.Genetik ve tıp ilmi sahipleri; DNA şifresini çözmek için çalışmaktadır.
Yok eğer; maymundan geldiğimizi kabul etmez isek; bizi yükseltmiyorlar makam ve mevki vermiyorlar diyorsan o başkadır.
*Soru:Kafir,münafık,müslüman ne demektir? Fedai ne demektir?
Cevap:Kafir; Allah”a imanı olmayan kişi demektir.Munafık ise;müslümanmış gibi görünen ama Allah”a imanı olmayan ikiyüzlü kişi demektir.
Müslüman;Allah”ın; birliğine, Kitaplarına,Peygamberlerine,Ahiret gününe imanı olan kişidir.
Fedai ise; kendilerine özel ruhsat ve izin verilen, kafir ve münafıkların içine sızan, onların var ise;hain planlarını deşifre eden yiğide derler.
Hey şeytan;kendini ve avarelerini çok zeki zannetme.Hem Müslümanları da pek hafife alma.Hem defterinin dürülmesine çok az bir vakit kaldığını ve cehennemden birgün çıkabileceğinide hiç zannetme!
*Soru:Mucize,keramet ve sihrin aslı nedir?Deccal ve Mehdi kimdir? Harut ve Marut kimdir?Hz.İsa peygamber ahirzaman da gelecek midir?
Cevap:Bir zaman iki ayna var imiş,her iki aynada yüzlerini gökteki güneşe çevirmiş. Aynalarda akseden,tecelli eden güneşi, her iki aynada insanlara çevirdiğinde; insanların gözlerini kamaştırmışlar. Aynalardan biri;ben insanların gözlerini kamaştırdım diye;kibirlenmiş ve kendisinde bir şeyler olduğunu, tevehhüm, zan etmiş.
Diğer ayna ise mütevazı bir şekilde,aslında kendisinde bizatihi bir şey olmadığını, gökteki güneş olmasa bir hiç olduğunu, önceki aynaya söylemiş.
İşte gururlu ayna, sihir,fal ve büyü gibi menfi ve zararlı ilimler ile ilgilenip insanlara zarar veren ve insanları kendisinin etkilediğini ve her şeyi bildiğini zanneden ve sihir yapan ve nazar veren, şeytan ve deccal gibidir.
Ama mütevazı ayna ise mucize ve kerametin asıl sahibinin Allah olduğunu bilen,güzel, fenni,müspet,dünyevi ve uhrevi faydalı ilimler ile ilgilenip insanlara faydalı olan bilge kişidir.
***Mesela;Hz.Musa”nın asası ile denizin ikiye ayrılması ,Hz.İsa”nın; Allah”ın izni ile ölüleri diriltmesi, Hz.Muhammed”in bir işareti ile, gökteki Kamerin yani ay”ın ikiye bölünmesi hadiseleri birer mucize olup, bunlar Allah”ın iradesi ve kudreti ile olmuş.Hiçbir zaman,hiçbir peygamber; gösterdiği ve mazhar olduğu mucize ile övünmemiş, sadece insanlara ve cinlere; peygamber olduklarını kanıtlamak ve ikna etmek için mucize göstermek zorunda kalmışlardır.***
Gıbta edilecek kişi gökteki güneşin ısı ve ışığına mazhar olan kendisini güneş zannetmeyen ama güneşi gösteren,bir ayna olduğunu unutmayan kişidir.Bu aynaların en güzelleri peygamberlere aittir.En kötüleri ise şeytan ve deccal gibilere aittir. Şeytan ve deccal gibi kötü kişilerin şerrinden Allah”a sığınmak gerektir.Çünkü insanları ve insanlığı tesirleri altına almakta ve aldatmakta, insanlığın ve medeniyetin gizlice ve sinsice mahvına sebep olmaktadırlar.
Mesela;deccal sihir ve manyetizma ile insanları etkileyecek,ilmi kötüye ve nefsine kullanıp insanlara zulmedecek,İlahi kanunları kaldırmaya çalışıp; kusurlu bir ayna iken;kendisini güneş zan edip;İlahlığını ilan edecektir.
Her zaman;fikri hür,vicdanı hür, gerçekçi ve gerçeklere açık olunuz. Körü körüne bir şeye veya kişiye bağlanmayınız,aklınızı çalıştırınız.Yani kula, kul olmayınız. Doğruyu,alınız;yanlışı ve batılı atınız.İfrat ve tefritten sakınınız.
Mesela; dinsizlik ve dini taassup gibi. Dini taassup;Kuran-ı Kerimin ve dinin; cahil kişilerce yanlış bilinmesi ve bu nedenle,insanların; dinden soğuması ve dine düşman olması demektir.Dinsizlik ise; dindarlara ve dine; Hak ve hakikatlere, düşman olmak demektir.
Mesela;matbaa’ya günah demenin ne akıl ile nede din ile bir alakası olamaz. Din;müsbet ilme, bilimselliğe,bilime ve teknolojiye değil;aklını çalıştırmayan akılsızlara karşıdır.
Evet evet;dünyamızda garip olaylar yok da değildir. Mesela;sandalye üzerine oturan birisini; koltuk altına ve diz kapak altına 4 kişi sadece şehadet parmaklarını dokundurmak süretiyle havaya kolayca kaldırabilir!
Deccal;müsrif , münafık, sahir ve çok şerli birisidir.Elide deliktir;yani çok müsriftir.İsrafı teşvik ederek, insanlardaki hırs ve açgözlülüğünü uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar edip; milli serveti heba eder,hem dini kullanır;hemde dinin ahkamlarını sinsice kaldırmaya çalışır.Aziz milletini arkadan hançerler. İktisat etmeyen,israf eden onun ağına düşer.Hem bir gözüde kördür,yani akibeti ve ahireti; görmez ve inanmaz. Münafık olduğu için;insanlar Allah”a inandığını zanneder.
Deccal; insanlığın maddi ve manevi bağlarını bozarak, nefisleri başıboş bırakarak; anarşistliğe meydan açar.O vakit insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamazlar.Deccal;cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat, iyi ve olumlu şeyleri de haksız olarak kendisine mal eder. Deccale itaat etmeyen şehid olur, istemeyerek itaat eden kafir olmaz, belki günahkar da olmaz.
Hem mesala;deccal şu kişidir veya ismi budur demek; insanları rehavete ve tedbirsizliğe de sevk edebilir. Hem deccalin vefatından sonra; icraatlarının ve tesirlerinin devam etmesi o kişinin manen öldüğünü göstermediği gibi sebep olduğu kötülük ve şerler devam ettiği müddetçe;buna bilerek ve istiyerek sebep olanlar da aynen deccal gibi mesul olurlar. Hem her zaman deccale karşı tedbirli olmak gerektir.
Dikkat ediniz!Her asırda ve her millet de;mehdi ve deccal; misal kişiler çıkar. Bütün insanlar ve milletler çetin bir imtihana tabidir ve tarih tekerrür eder. Hem isimleri de lazım değildir;hem de imtihan sırrını bozmamak gerektir.
Kurduğunuz beynelminel, gizli,yasa dışı veya zahiren yasal ve masum gözüken hain örgütleriniz ve deccal misal; üyeleriniz ve reisleriniz ve başkanlarınız; sahte, süslü, kanlı rejimleriniz ile; Dünyayı soyup, ülkeleri ve devletleri parçalayıp, insanları köleleştirip, milli servetleri ülke dışına kaçırıp, zenginlik ve refah ve emniyet içinde yüzdüğünüzü ve dünyayı kendinizin yönettiğinizi mi zannediyorsun!Hem sizin kimler olduğunuzu insanların bilmediklerini mi zannediyorsunuz! Yoksa siz insanları çok saf ve akılsız mı zannediyorsunuz!
Dikkat ediniz;bir millet uzun bir süre uyutulur,çalışmaz ve soyulursa, o milletin birikmiş boçlarını ödemesi ve hazinesini doldurması için çok çalışması gerektir.
Harut ve Marut;Babil”de insanlara sihir öğreten,sihri öğretmeden önce de şayet sihir öğrenir ve yapar isen; imanının gideceğini ve imtihanı kaybedeceğini ve cehennemden hiç çıkamayacağını önceden de ihtar eden; sıra dışı varlıklar olduğuna dair tefsirler de muhtelif görüşler vardır.
Evet evet; sihir vardır.Mesela; Hz.Musa peygamber zamanında revaçta idi. Allah”ın emir ve yasaklarına uyarak; ancak sihirden korunabilirsiniz.
Sakın sakın;Allah”a isyan etmeyiniz.Çünkü sizin gerçek dostunuz, Allah”dır. Gerçek düşmanlarınız ise;sizi Allah”a isyan ettiren; şeytan ve deccal ve onların zalim düzenleri, kanunları ve mensublarının zulümleridir.Sakın yanlış anlama, her; “kanun ve düzen;yetkili ve görevli kişi veya kurum” kötü değildir.
Hem Mehdi; Kuran-ı Kerim”in bir talebesi ve hadimidir. Hem zamanının; en Bedii”si, Zeki”si ve Garibi, olsa; gerektir.Hem herkes Mehdinin kim olduğunu bilmeyecektir. Hem Mehdi şu kişi idi demek; gelecekte mehdi misal olabilecek kişilerin şevkini kırabilir.Hem her asırda bir müceddid gelir ve batıl ve hurafeleri kaldırır; dini tasaffi eder, yani saflaştırır.
Sakın yanlış anlama; dinde reform olmaz. Ama sen deforme olabilirsin. O halde sen kendini düzeltmelisin.Hem din; senin keyfine ve nefsine göre dizayn da edilemez.
***Hem Hz.İsa peygamber,yani Mesih; öldürülmüşte değildir.Hem annesi Hz.Meryem; Allah”ın bir mucizesi olarak;Hz.İsa peygamberi doğurmuş. Kundak da iken; konuşmaya başlamıştır. Dersen ki; babasız çocuk olmaz?Biz de deriz ki;”Hz.Adem babamız ile Hz.Havva anamızı nasıl ki;anasız ve babasız olarak Allah yaratmış ise; evleviyetle,haydi haydi babasız olarak da Hz.İsa peygamberi yaratabilir ve yaratmıştır” deriz.***
Hem ahirzamanda Hz.İsa peygamber;yeni; bir din ve kitap ile gelmiyecek, Hz.Muhammed peygamberi ve Kuran-ı Kerimi; teyid ve tasdik etmek için gelecek; tüm batıl hurafe ve inançları kaldıracak. Deccalin; Uluhiyeti inkar mesleğini öldürecek; gizli ve hain örgütünü ve kurduğu zalim düzenini dağıtıp; dünyaya adalet ve huzur getirecektir. Fakat; herkes Hz.İsa peygamberi tanımıyacak. Yani imtihan sırrı hiçbirzaman bozulmayacak, hayat ve imtihan devam edecek. İlahlık taslayanlar ise herzaman olduğu gibi yerin dibine geçirilecektir.
Hey deccal;kendini en Zeki, bu Aziz milletide aptal zannetmeyesin! Bilakis; dinsizin hakkından imansızın geldiğini bildiği için; o Aziz millet şimdilik susmakta belki kimbilir seni ve avarelerini kullanmakta!
Yoksa o gizli hainler seni maske yapıp arkana sığınıp veya yüzüne gülüp sendenmiş gibi görünüp seni kullanıp, kuyunu mu kazıyorlar!
Dinsiz bir millet yaşayamaz.Sadece manevi veya sadece maddi kanat ile de uçamazsınız. Hem maddi,hem de manevi kanat ile ve birbirleriyle orantılı ve ahenkli olmak şartıyla uçabilirsiniz. Bu kural;devletler içinde, geçerlidir.
Malın; kırkta bir zekatı olduğu gibi, ilmin ve kuvvetinde bir zekatı vardır. Bilen ile bilmeyen bir değildir.İlim mümin”in yitiğidir, nerede olursa alır. İlim Çin”de de olsa alınız. Hayatta, en hakiki mürşid ilimdir.
Hey soytarı;gaybtan,gelecekten haber veriyorum,ruhlar ile konuşuyorum, cennetten parsel satıyorum,sizlere şefaatçi olacağım diyen sahtekar; insanları kandırmayı ve dini kullanmayı ve alalemin ırz ve namusuna göz dikmeyi bırak.Kelin merhemi olsa idi; önce kendi başına sürer idi.
Hey evliya olmak isteyen kardeş; ne demiş İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki “bir iman hakikatının inkişafı;binler keşf ve kerametten daha üstündür.” Hem keramet;Allah”ın mevcudatı üzerindeki acaip tasarrufatını hakkalyakin yaşamak; yani kendi ruh aynanda güneşe mazhar olmak demektir.Yoksa kendini güneş zannetmek; değildir. Yoksa sen; bir iki harf öğrenmek ile kendini öğretmen mi zannediyorsun. Hem her havada uçanı da evliya zannetmeyesin.Hem Şah-ı Geylani”nin talebelerine uçarak ders verdiğini de unutmayasın.
Hey kendini Ehl-i Beyten olduğunu iddia eden ve bundan çıkar elde etmeye ve kendisinde bir meziyet olduğunu zanneden ve insanları kandırmaya çalışan uyanık.Bizim Hz.Adem peygamber soyundan geldiğimizi unutuyormusun! Sen soylusunda biz soysuz muyuz.Hem bu din de soy ve sopun önemli olmadığını bilmiyormusun.Sakın yanlış anlama; bizim hakiki Ehl-i Beyte sözümüz yoktur.
Dikkat ediniz; Kelime-i Şahadet; İslamiyet merdiveninin birinci basamağıdır. Kuran-ı Kerim”in tüm ayetlerini doğru anlamak gerektir. Ayetin başını okuyup; sonunu okumamak ve farklı manalar vermek doğru değildir.
Hey geleceği görmeye pek meraklı kardeş; herhangi bir hastahaneye gidip siroz veya akciğer kanseri olmuş veya nefes alabilmek için boğazı delinmiş hastaları görerek;içki, sigara, uyuşturucu kullananların bir manada geleceğini şimdiden görebilirsin!
Evet evet; geçmiş zaman geride kalmıştır. Gelecek zaman ise daha gelmemiştir.Bir dakika sonra yaşayacağına dair elinde bir senette yoktur.O halde günde 5 vakit namaz çoktur deme.Hem bir sonraki vaktin geleceği de kesin değildir. Yaşadığın an; o andır bil.
Hem seni yaratan Allah; elbetteki seni unutmayacaktır.Hem Allah; senin şah damarından daha yakındır. Ne demiş Yunus Emre;” bir ben vardır, benden içeru”.
Evet evet; akıllı kaptan; ters esen rüzgarı arkasına alan ve yoluna devam eden kaptandır. Mesela; döner başlıklı bir rüzgar gülü ile; esen rüzgarların yönü ne olursa olsun; elektrik üretebilirsiniz. Ama başlık sabit olur ise;sadece belirli yönde esen rüzgarlardan elektrik üretebilirsiniz.Niçin bu rüzgar ters esiyor diye kadere ve Allah”a isyan yerine; aklı çalıştırarak ters esen rüzgarı kullanmak gerektir.
Dikkat ediniz;bir kuş tüyü; koca bir dağı kaldırabilir. Mesela; hassas bir terazinin iki kefesine ağırlıkları ve kütleleri eşit iki dağ konsa;herhangi bir kefenin üzerine konan bir sinek; öteki kefedeki koca bir dağı kaldırabilir.
*Soru:”Dünya;öküz ile balık üzerindedir”; ne demektir?
Cevap
ünyada geçim kaynaklarından en önemlileri; balıkçılık, tarım ve hayvancılık olduğu veya bu söz söylendiğinde; dünyamızın balık veya boğa burcunda olduğu anlatılmak istenmiştir.Yoksa dünyamız elbetteki;bildiğimiz öküz ve balık üzerinde değildir.
Mesela;”ayağını yorganına göre uzat” deyimi ile gelirinden fazla harcama yapma demek istenmiştir.Yoksa;ayak ve yorgandan bahsedilmemektedir.
*Soru:Madem,her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre oluyor;o halde insanlardan niçin hesap soruluyor ve niçin cehenneme gidiyor? Vahdet-ül vucudu açıklarmısın?
Cevap:Evet her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre oluyor;ama, kader defterinde yazılı olduğu için o şey olmuyor.
Mesela; Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa hem görüş alanı genişler hem de geleceği de bir manada görebilir.Bir meteoroloji uzmanı da uydudan gelen fotoğraflara bakarak bir manada geleceği görebilir. Meteoroloji uzmanı, uydudan gelen fotoğraflara ve bilgilere bakarak, görüyor ki, Ülke”nin batısından yağmur bulutları geliyor. Bulutların hızını ve yönünü hesaplayarak,hemen defterine şunları yazıyor ”yarın Ülke bulutlu ve yağışlı olacak”.
Bulutların gelmesine daha bir gün var.Bir gün sonra, Ülke bulutlu ve yağışlı olsa;
Soru: Acaba meteoroloji uzmanı bir gün önceden defterine,bu olayı yazdığı için mi olaylar oluyor?
Yoksa uzman olayları uydudan önceden gördü de mi yazdı?
Cevap;Uzman olayları uydudan önceden gördü de yazdı.
Yani;meteoroloji uzmanı; defterine yazdığı için o olaylar olmamakta;fakat olayın öyle olacağını önceden uydudan,görüp, öyle yazmıştır.
Mesela;Aklı başında bir adam, bir taksiye binse;taksiciye;”beni çabuk, şu dar, tali yoldan; şu diyara götür dese.
Taksici ise;nazik bir biçimde ona;“daha güvenli,doğru ve tehlikesiz, ana bir yoldan,seni daha rahat ve çabuk götürebilirim;hem dediğin yol tehlikeli,dar ve virajlıdır, o yolda başımıza bir kaza gelebilir” diye cevap verse.
Ve fakat o adam; taksiciyi zorlasa; ve o tehlikeli,dar, virajlı yolda,bir kaza olsa.
Soru:O adam;taksiciye; ”bak senin yüzünden başıma bu kaza geldi” diyebilir mi?
Cevap: Diyemez:Çünkü;kendisi tehlikeli yolu istemiştir.Ne zorla arabaya bindirilmiş, nede istemediği bir yoldan götürülmüştür.Hem taksiciyi, kendisi zorlamıştır.Hem taksici,gerekli uyarıyı da baştan yapmıştır.Hem taksici işi gereği; görevini yerine getirmiştir.Suç; götüren taksici de değil,tehlikeli yoldan ısrar ile gitmek isteyen; o adamdadır.
Hem;küçükler akıl baliğ olunca;yani farık ve mümeyyiz olunca yani iyiyi kötüden fark etmeye başladıklarında; sorumlulukları başlar, amel defterleri açılır. Aklı olmayan deli ve mecnunlardan hesap sorulmaz. Zorla, cebren imzalatılan senet; hukuken geçerli de değildir.
Bir zaman gayet; akıllı, zengin, güçlü ve mahir bir ressam,sadece takdir edilmek amacıyla bir resim sergisi açmış. Fakat sahnenin gerisinde durmuş, kendisini konuklara göstermemiş. Konuklara her türlü ikramı yapmış. Resim sergisini gezen misafirler, harika eserlere bakmışlar;ne kadar güzel resimler diyerek aralarında konuşurlarken, birisi; ressamı göremediği için; “acaba bu harika resimleri kim yapmıştır?” diye bir soru ortaya atmış.
Bir kısım insanlar;bu resimler “kendi kendine” olmuştur demişler.
Bir kısım insanlar; bu resimleri “tabiat kanunlarının” yaptığını iddia etmişler.
Bir kısım insanlar ise; “tabloyu meydana getiren materyaller olan boya, fırça, kağıt, kafa kafaya verip birleşerek, bu harika resimleri meydana getirmiştir” demişler.
Bir kısım insanlar ise;harika eserlerin ve ikramların; “ancak akıllı,mahir,güçlü, zengin bir sanatkar tarafından” yapılabileceğini, söyleyip; kendilerine ikramda bulunan,O sanatkarı içeriden, alkışlar ile çağırıp, kendisiyle tanışmış ve teşekkür etmişler.
İşte biz de;bu canlı kainatın, tek;sanatkarına,yaratıcısına,Rabb”ine, İlah”ına, Musavvir”ine, Bedii”sine; Allah diyoruz.
Bir sanatkarın yaptığı bir eser ile; Allah”ın bir şeyi yaratmasındaki fark şudur ki; sanatkar; Allah”ın yarattığı materyalleri kullanarak ancak bir eser yapabilir.
Mesela; bir ressam; boya,fırça vs.materyalleri kullanarak ancak cansız bir resim yapabilmektedir. Allah ise, bir başkasına veya başka bir şeye muhtaç olmadan ve yine kendisinin yarattığı ve kendi eseri olan zerrecik bir nutfeden, yaklaşık 60 trilyon hücreden, ikiyüz altı kemikten vs. müteşekkil koca bir insanı inşa etmekte ve canlı ve cüz-i iradesi, aklı,şuuru,ruhu,duyguları,duyu organları,sinir sistemi vs. olan harika bir eser yaratmaktadır.
Evet evet;pozitif ilimler;” bu kainat nasıl yaratılmıştır” sorusunu cevaplamaya çalışır.Din ise;”bu kainatı kim ve ne için yaratmıştır” sorusunu cevaplamaya çalışır.
***Bir eser,sanatkarının bir parçası olmadığı gibi; sanatkar da, eserinin bir parçası değildir.Yani mahlukat, Allah”ın bir parçası değil, eseridir. Yani vahdet-ül vücudu doğru anlamak gerektir.Yoksa Allah mahlukatın bir parçası olsa idi; cehennemde cehennemliklerle birlikte; kendi kendini yakması gibi akla ve mantığa aykırı bir şey olur idi.***
Mesela; bir balona üfleyerek şişiren bir kişinin nefesinin; o balonun içinde olması; o kişinin balonun,bir parçası olduğunu göstermediği gibi;hem balon da o kişiden farklı ve ayrı bir şeydir.Hem Allah;Ferd olduğundan,eşi ve benzeri olmadığından; mahlukatın cinsinden olamaz ve Allah; yarattığı hiçbir şeye benzemez.
Mesela;bir aynada tezahür eden güneşin timsaline istinaden; o ayna ben güneşim diyemez. Belki ben güneşi gösteriyorum diyebilir. Hey kendini Nemrut veya Fravun gibi Allah zanneden veya mahlukata bu Allah”tır diyen akılsız; sen kim; Allah kim.
Bir esere bakıldığı zaman; eser sahibi unutulmamalı.Mana-i harfi ile bakılmalı. Yani;Ne güzel bir ayna diyerek, dikkatli ve kem bakıp nazar ile aynanın camını ve aynanın ustasının kalbini kırmamalı. “Maşaallah,Fesubhanallah; bu aynanın ustası gerçekten harika ve mahir birisi” diyerek, sanatkarını da sena ve takdir etmeli, ikramları içinde teşekkür etmeli.Subhanallahu vebihamdihi demeli.
*Soru:Allah”ı kim yaratmıştır?
Cevap:Allah’ı kimse yaratamaz. Yaratılan bir şey zaten Allah olamaz.
Allah; eşi,benzeri,rakibi, ortağı ve hiçbir şeye muhtaç olmamalı. Ölümsüz,ölmeyen ve öldürülemeyen;Ezeli ve Ebedi yani başlangıcı ve sonu olmayan,kusursuz bir şey olmalıdır.
Bir varlık; nasıl olur da;başka bir varlık tarafından yaratılmamış, her şeyin tek yaratıcısı, kendisinden evvel hiçbir şeyin olmadığı,kıyametten sonra da bir vakit kendisinden sonra hiçbir varlığın olmayacağı; doğmamış, doğrulmamış, zamandan ve mekandan münezzeh, ölmeyen, varlığı hiç değişmeyen, çok sabırlı, çok merhametli; bir varlık olur?Bu Uluhiyyet sırrı; bizim için, kapalı bir kapı olsun.
Farzedelim ki; bir sarayın açık doksan dokuz kapısı olsun.Ama bir kapısı kapalı olsun ve sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilsin ve anahtarda sadece O”nda olsun. Dışarıdan saraya girmeye çalışan biri,açık kapıların herhangi birinden içeri girebilir.Ama inat edip, açık kapılardan saraya girmemek ve kapalı kapının önünde durmak; o kapalı kapıyı açamadığı için, bu saraya girilemez demek, saray sahibini;inkar etmek, kabul etmemek, red etmek;hiç akıl karı değildir.
Bu sefer biz ;o dessas şeytana; aksi ile kanıt yöntemi ile;şu soruyu soralım.
*Peki,Allah yoksa; bu kainatı kim yaratmıştır? Yani resim sergisindeki harika eserleri kim yapmıştır?
Ey şeytan susuyorsun.Kibrinden,enaniyetinden,inadından ve kandırdığın dostlarına mahcup olmamak için, Allah”tır diyemiyorsun! Cansız bir eserin bile sanatkarı var iken ve olması lazım iken;canlı bir eserin sahibi evleviyetle, haydi haydi vardır.
***Hz.Ali”ye bir gün Allah”a ve Ahiret gününe inanmayan birisi gelir ve “insanlar ölünce yok olur;Hem Allah ve Ahiret yoktur”der.Hz.Ali;o kişiye; ”Ya; varsa” diye cevap verir.O kişi;bu ihtimali hiç düşünmemiştim der.***
Evet evet; inanan kişi,inancından dolayı bir şey kaybetmez ama; inanmayan kişi; işini şansa bırakmış olur ki;bu da akıl karı değildir.
*Soru
Cevap
Bir çiftçi, ürün almak için,evvela; toprağını sürecek, tohumu dikecek, sulayacak vs.yani; cüz-i iradesini kullanarak, fiili dua edecek.
Sonra; küll-i irade sahibi olan, Allah”a;ürün vermesi için kavli,sözlü dua edecek. Çünkü bir afet gelir ürünü alıp götürebilir.
Mesela;Çekirge,kuraklık ve sel afeti gibi. Fiili ve kavli dualardan;yani şartlardan birinin eksik olması neticeye engeldir.Hem kavli dua da halisane olmalı;istiğfar,şükür, Peygambere Salat ve Selam ile duaya başlanmalı,mümkün ise;Allah”ın tüm isimleri zikredilmelidir.
Önce devemizi sağlam bir kazığa,sağlam bir ip ile bağlamalı, sonra; benim devem kaçmaz veya kaçamaz veya kaçırılamaz dememeli,kavli, sözlü duamızı da hiçbir zaman unutmamalı.Devenin dizgini her zaman elinizde olmalı, gerektiğinde o dizgini gevşetmeli, gerektiğinde çekmeli; ama hiçbir zaman dizgini elden bırakılmamalı. Her zaman sürünün başında bir çoban olmalı, tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamalıdır.
Bundan sonra da; Erzurumlu İbrahim Hakkı”nın Marifetname eserinde dediği gibi;”Mevla neyler, neylerse güzel eyler” diyip sabır ile beklemeli; bu kainatın da bir Sultan”ı,Malik”i ve sahibinin olduğu” bilmeli. “Hasbunallahu nimel vekil” diyerek;Allah”a; Tevekkül edip,güvenmeli.
***Hey gemici kardeş filikayı almayı unutmayasın.Hey yüzücü kardeş can yeleği takasın.Sakın yanlış anlama;biz sen yüzme bilmiyorsun demiyoruz.Allah”a güvenme de demiyoruz.Biz diyoruz ki;el ve ayaklarına kramp girdiği zaman boğulma ve kendine de fazla güvenme; tedbiri elden hiçbirzaman bırakma diyoruz.Sana gülen olursa da aldırma diyoruz.***
Ey Aziz yolcu, elindeki torbayı, bindiğin geminin üzerine bırak, çünkü ayrıca elde taşıman ve kendine yük etmen hiç akıl karı değildir.
Gerekli iş,görev,vazife ve tedbirlerinizi aldıktan sonra da; benim gemimi hiçbir güç batırılamaz veya benim gemim, batmaz,batamaz diyerek, gururlanıp, Gayretullaha toslamamalı.
Mesela;bir vakit Tıtanıc isminde, cesim, büyük, bir gemi yapılmış “bu gemiyi Allah bile batıramaz” diye iddia edilmiş.O gemi; daha ilk seferinde Allah”ın bir aysbergine toslamış ve batmıştır.
Ey Aziz insan;sen bu kainatın Halifesi ve Sultanısın. Siz yaprak değilsiniz ki, rüzgar nereye savurursa oraya gidesiniz.O halde bir köle gibi değil, bir reis-i cumhur gibi emir ve sorumluluk sahibi ol.Dikkat et; sana emanet olarak verilen mülkü ve tebanı ve aileni ve mevcudatı koru.Emanete hıyanetlik etme ve bil ki onların her birinden,bir gün mutlaka; bir bir hesaba çekileceksin.
***Ayrıca; insanın cüz-i iradesinden başka kendisine ait günahları ve borçları vardır. Sevaptaki hissesi ise pek azdır.Kötülükte ise tamamen kusur ve günah kendisine ve sebep olan iştirakçilerine aittir.***
Ey Aziz insan;sen, kafa feneri hükmünde olan cüz-i aklın ile ancak dar, kısıtlı ve sınırlı bir alanı aydınlatabilirsin.Kendini bir güneş, zan ederek; her şeyi aydınlatamazsın.Hem güneş bile sadece dünyanın belli bir yüzünü ancak aydınlatabilmektedir.
Her şeye muhtaç olan birisinin, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve Samed olan Allah”ın kapısını çalması doğru şeydir. Yanlış olan; kişinin hiçbir şeye muhtaç olmadığını zannetmesi ve dua etmemesidir.
Evet evet;oruç;hem insanı terbiye eder,hem Allah”a muhtaç olduğunu hatırlatır. Misafirin; babanın çocuğuna ve mazlumun duası ise asla geri çevrilmez.
*Soru
Cevab
Haksız yere bir insanı kasten öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Mesela; öldürülen o kişi ihtimal dahilindedir ki, insanlığı kurtaracak önemli bir buluşa imza atabilir veya bir kişinin katli, öldürülmesi; bir dünya savaşına da sebep olabilir. Mesela; birinci dünya savaşında olduğu gibi.
Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz.Yıkıcı değil, yapıcı olunuz. Alan el değil, veren el olunuz.Cüz-i bir şer için,küll-i bir Hayrı terk etmeyiniz.
Mesela;küll-i bir hayır olan ve sayısız mahlukatın susuzluk ihtiyacını gideren yağmurun yağması ile;üzeri ıslanan birisi” yağmur şerdir” diyemez ve o kişi için de yağmur terk edilemez.
Hayırda yarışınız.Anne ve babaya;sizleri kötülüğe zorlamadıkları sürece itaat ediniz. Yakınları,kimsesizleri, yaşlıları, yolcuları, hastaları, komşuları,dul ve yetimleri, küçükleri, , talebeleri, bekarları, masumları,mecnunları,savaş esirlerini, zorda ve çaresiz durumdaki borçluları koruyunuz ve gözetiniz.
Tek İlah vardır. O, İlahın adı Allah”dır. Zerrece Allah”a imanı olan herkes; hesaptan sonra cennete girecektir.
***İslam dininin; Peygamberi, Hz.Muhammed”tir,Kitabı Kuran-ı Kerim”dir. Bir Müslüman; hem İncile, hem Hz.İsa peygambere; hem,Tevrata,hem Hz.Musa peygambere; hem Zebur”a, hem Hz.Davud peygambere; yani tüm orjinal semavi kitap ve peygamberlere inandığı için;din değiştirmesine gerek olmadığı gibi; hiçmi hiç akıl karı da değildir.***
Evet evet;çoğu savaş ve kavgaların asıl sebebi din değil;menfaat çatışmasıdır. Asıl savaş ise; imanı kazanmak veya kaybetmek savaşıdır.Hem zulme de rıza göstermemeli. Hem komşu devletler ile iyi geçinmeli,karlı ticaret yapmalı. Ama iç ve dış hainlere de müsaade etmemeli; daima uyanık ve tedbirli olmalı.
*Soru:Allah”ın bir şekli ve sureti varmıdır? Mana-i harfi ve mana-ı ismi ile bakmak ne demektir?Allah”ı kimler ne zaman görebilir;hiç gören varmıdır?
Cevap:Allah”ın bizim anladığımız tasavvur ettiğimiz bir şekilde, bir sureti yoktur. Çünkü; Suret ve şekil sınırlı şeyler için söz konusu olabilir.Yani başlangıcı ve sonu olan şeylerin sureti ve şekli olur. Allah ise; Ezeli ve Ebedi”dir, yani; ne bir başlangıcı ve nede bir sonu vardır.
Mesela;belirli iki nokta arasına çizilen bir çizgiden, bir doğru oluşur.Üç doğrunun başlangıç ve bitim noktalarının, açı yaparak birleşmesinden de üçgen oluşur.Eğer üçgenin kenarını meydana getiren doğruların başlangıç ve bitim noktaları yok ise yani sınırsız ise;baştan bir doğruyu çizemezsiniz. Dolayısıyla da bir üçgeni çizemezsiniz. Çizemediğiniz içinde o şeye şekil ,biçim ve suret veremezsiniz.
Mesela; su girdiği kabın şekilini ve suretini alır. Yani suyun şekli kesinlikle sadece şöyledir denemez.
Mesela; görüntü bir şeyin üzerine düşen ışığın yansıması ile olur.Eğer bir uçak radardan gelen sinyalleri yansıtmaz veya sinyali aksi farklı bir yöne iletir yönlendirir ise o uçak radarda görülemez. Mesela;hayalet uçaklarının radarda görünmemesi ve radara yakalanmaması gibi.Sakın yanlış anlama hayalet uçağı radarda görülememesi; göz ile de görülemeyeceği anlamına da gelmez. Sakın yanlış anlama bunlar birer temsildir.
Mesela; mıknatısın veya güneş veya gezegenlerin çekim kuvvetlerini göremememiz; onun olmadığını göstermez.Mez-cezir olayları yani denizin çekilip geri gelmesi buna bir karinedir yani kanıttır.
Evet evet;nasıl ki;hava zerreciklerini veya mikropları göremememiz onların olmadığını göstermediği gibi; Allah”ı görememeniz de Allah”ın olmadığını göstermez.Nasıl ki;mikropları görmek için mikroskop ve ışık gerektir.Öyle de;Allah“ı görebilmek içinde iman ile kabre ve haşirden sonra cennete girmek gerektir.
Dikkat ediniz; mana-i harfi ile bakmak demek, Allah“ın tasarrufatını görmek demektir. Yoksa zatını görmek demek değildir.Hem ancak; ahirette ehl-i cennet Allah“ı görecektir.Evet evet; biz sadece Allah“ın Kudret fırçasını ve yaptığı eserlerini ve tasarrufunu görmekteyiz;O bizi görmekte ama biz zatını görememekteyiz.
Mesela; bir aynaya bakıyoruz;sadece aynayı ve içindeki görüntüleri görüyoruz.Ama aynanın arkasındaki polisleri ve emniyet amirini göremiyoruz.İşte aynanın arkasınıda fark etmek; o aynaya mana-i harfi ile bakmak demektir.
Mana-i ismi ile bakmak ise;sadece resmi görüp; resmin arkasındaki gizli kudret elini ve resmin sahibi olan ressamı fark edememek demektir. Mesela; sevgiliye bakıyor onun Cemali, sureti ve güzelliği ile mest ve aşık oluyor;o sevgiliye hiçbir zaman,bir zarar dokunmaması için içten samimi ve ihlaslı olarak Allah”a dua ediyoruz.Ama o güzelliği yaratan; ve cennette Cemalullah ve Muhabbetullah ile mest olup kendimizden geçeceğimiz; Allah”ı hep unutuyoruz.
Sadece;Mirac hadisesinde Hz.Muhammed peygamber; Allah”ı; bizzat gözleri ile Nur olarak görmüş;ama sureti şöyledir dememiştir.
*Soru:Miraç hadisesinde kısaca ne olmuştur?
Cevab:Miraç hadisesinde, bizzat Hz.Muhammed peygamber; çok kısa bir zaman zarfında; refref”e binip, sidret-ül münteha makamına yükselip; geçmişi, geleceği, cenneti, cehennemi ve kainatın yaratıcısını görmüş; Allah”ı; gidip de gören mi var? veya Ahirete gidipte dönen mi var? Sorularını da cevapsız bırakmamıştır.
Soru: Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok iş nasıl yapılır,bu kadar hız nasıl olur?Gelecek nasıl görülebilir? Benim aklım bu gibi şeyleri almıyor!
Cevap:Mesela;bir elektronik saat düşünelim.Bir saat zarfında;saati gösteren rakam bir defa atarsa, dakikayı gösteren rakam 60 defa atar,saniyeyi gösteren 3600 defa atar.Bir mekanik saatte ise; bir saat zarfında yelkovanın aldığı mesafe; akrebin aldığı mesafenin 12 katıdır. Hız arttıkça;aynı zaman biriminde, daha çok hareket yapılmaktadır. Bunu kronometrede daha bariz bir şekilde görebiliriz.
Mesala; farzedelim ki;çok büyük bir saatin akrebine, yelkovanına, saniyesine ve salisesine 4 ayrı kişi binsin.Bu kişilerin bulundukları yer,konum, sabit bir sürede kat ettikleri yol,yaptıkları hız ve yapılan hareket sayısı ve neticede hasıl olan iş, dönen çarkların devir sayısı vs. aynı değildir. Hız arttıkça ; yapılan iş, katedilen mesafe ve hareket de artmaktadır.
Mesela; koca bir kütlesi olan dünyamızı,vasıtasız ve saniyede otuz kilometre gibi çok süratli bir hızla, hem kendi ekseninde hemde güneşin çevresinde hiçbir şeye dayanmadan, direksiz, bir topaç ve Mevlevi gibi döndüren Allah; sevgili bir peygamberini Miraç hadisesinde;elbette ve evleviyetle daha hızlı ve kısa bir sürede götürmeye ve geri getirmeye Muktedirdir.
Mesela; Büyük okyanusta çok büyük bir deprem veya metan gazı patlaması olduğunu ve bundan dolayı dev dalgaların hızla 2 saat sonra kıyıları vuracağını uydudan gören ve hesaplayan ve Tusinami uyarısında bulunan birisi bir manada geleceği görebilmekte ve insanların tedbir alması için gerekli uyarıları 2 saat önceden yapmaktadır.Bu uyarılara kulak veren ve tedbirini alanın kurtulma şansı daha kuvvetlidir.
Mesela ;Hz.Nuh peygamberin uyarılarını dikkate almayanlar ;suda gark olmuşlar.Hatta oğlu bile kurtulamamıştır.Hey kardeş ben falan soydan geliyorum diye kendinde ayrıcalıklı bir meziyet olduğunu zannetmeyesin! Allah; Adil ismi gereğince, herkese ve herşeye eşit mesafededir bilesin.
Kab-ı Kevseyn makamına çıkarılan Hz.Peygamber ise;elbette ve herhalde ve evleviyetle haydi haydi geçmişi ve geleceği görebilir ve görmüştür. Hem geçmiş ve geleceğin yazılı olduğu bir Kader defteri de vardır.Hem insan; geleceğini öğrenmeye de pek meraklıdır.
Evet evet,bir cismin kütlesi değişmediği halde;ağırlık dünyanın farklı yerlerinde farklıdır. Çünkü yerçekimi;dünyanın her yerinde de aynı değildir.Çünkü ;birşeyin veya biryerin dünyanın merkezine olan uzaklıkları farklı farklı olabilir. Altın tacirlerinin veya Hazineden sorumlu kişilerin buna çok dikkat etmesi gerektir.Hem bu da bir fizik kaidesidir.
Mesela; aya çıkan birisinin ağırlığı ile, dünyadaki aynı kişinin ağırlığı aynı değildir. Çünkü ağırlıkta mekana gore değişmektedir.Çünkü farklı mekanların yerçekimi de farklı farklıdır. Hareket kabiliyetleri de farklı farklıdır. Ayda havada uçan ; dünyada uçamamaktadır.Demek ki ; havada uçmak için, yerçekimi kuvvetini yenmek veya birşekilde ortadan kaldırmak gerektir.
Zaman da; mekana ve kişilerin konumuna göre değişkendir. Size göre gelecek bir şey; bir başkasına göre geçmiş olabilir.Işık hızında bir şey;ışık hızının altında olan bir şeyden hep bir adım öndedir.
Mesela; ışık hızında olan bir kişi; bir merminin tabancadan çıkışını ve istikametini görebilir ve kendisini o mermiden koruyabilir.Çünkü ışık hızı; merminin hızından kat ve kat hızlıdır.
Mesala; süper bir bilgisayarın hızı ile demode olmuş bir bilgisayarın hızı aynı değildir. Dahi birisinin düşünce hızı ile; normal birisinin düşünce hızı aynı değildir.
Hem cezbeye giren yani İlahi aşk ile yanan birisinin hali ile; normal birisinin hali de aynı değildir.Hem bir peygamberi de kendiniz ile kıyaslamamak gerektir.Sen bir zerre isen ;o bir güneştir.
Bast-ı zaman yani;az zamanda çok uzun bir zaman yaşamak mümkündür. Mesela;bazen bir dakikalık bir rüyada; bir günde yapamayacağınız çok işleri kısa bir sürede; rüyada yapmanız ve yaşamanız gibi.Miraç hadisesinde ;beka alemine giren Hz.Peygamber ;bize göre çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı miraç ile Bast-ı zaman yapmıştır.
Hem beka aleminin birkaç dakikası şu dünyanın binler senesine denk gelir.Miraç; zamanda yolculuktur. İlim adamlarının, zaman içinde yolculuk yapmak içi çalışmaları da boşuna değildir.Hem sıra dışı olayların ve kişilerin varlığı da bir vakıadır.Mesela;peygamberler ve mucizeleri gibi.
Güneş günü ile dünya günü de aynı değildir.Çünkü dünyanın kendi çevresinde bir dönüş süresi ile;güneşin kendi çevresinde bir dönüş süresi farklıdır.Kainat 6 günde yaratılmıştır. Burdaki gün dünya günümüdür yoksa başka bir günmüdür bu konuda çeşitli rivayetler vardır.
Mesela; tayy-ı mekan yani bir şeyin aynı anda birkaç yerde olması hadiseleri mümkündür. Hem ışınlamanın bir çeşidi de keşfedilmiştir. Mesela;faklı mekanda olan birisinin aslı olmasada; sureti ve görüntüsü birebir; başka bir yere ilim ve teknoloji sayesinde getirtilebilmektedir. Görüntülü telefon veya internet üzerinden kamera ile saat farkı ve mesafesi çok farklı yerlerde olan iki kişi;karşılıklı aynı anda sesli ve görüntülü görüşme yapabilmektedir.
Hey kardeş; peygamberleri, mucizeleri, hakikatleri ve sırları merak eder isen; Kuran-ı Kerim okumalısın.
*Soru:Allah bize çok yakın,ama biz ona çok uzağız,diyorlar;bu nasıl birşeydir?
Cevap:Mesela;Güneş bize ışık ve ısısı ile çok yakındır.Bak güneş ışığı; tenimizi karartmakta ve derimizi yakmakta bazen de kavlamaktadır.
Evet evet;biz güneşe zatı; bakımından, çok uzağız. Ayna,teleskop,büyüteç vasıtasıyla,güneşin özelliklerini dünyadan bir manada anlayabiliriz.
Veya; bir uzay aracı ile; yaşlı dünyamızın lambası ve sobası olan güneşe; yaklaşarak; gerçek mahiyetini, yüzünü, sıcaklığını, yakıcılığını ve Azametini anlayabiliriz.
*Soru:Allah; bir iken nasıl aynı anda birçok yerde hazır olabilir?
Cevap: Mesela;birçok aynayı,birçok farklı yerlere koyup yüzlerini tek bir güneşe çevirdiğimiz zaman, her bir aynada güneşin aynı timsalini görebiliriz. Güneş bir iken birçok yerde ayna vasıtası ile ve timsali,ışık ve ısısı ile;heryerde hazır ve nazırdır. Fakat aslı,yani zatı; o yerde değildir.
Allah ise; kudreti ile heryerde hazır ve nazırdır;her şeye tasarruf etmektedir.Hem zaman ve mekan ilede kayıtlı değildir.
Mesela;uzaktan kumanda aleti ile bir arabayı veya model bir uçağı idare eden kişi; o aracın içinde değildir.Ama irtibatsızda değildir.
Hem Allah; mahlukatının bir parçası da değildir. Bir ressamın tablo ile irtibatı ve teması fırça veya eli iledir.Ama ressam o tablonun içinde değildir.Hem ressam; tablonun cinsinden de değildir.Tablo belirli bir yerde asılı iken;ressam o yer ile kayıtlı da değildir.Tablo cansız iken;ressam cansız değildir. Tablo; ressama bağlı iken,ressam tabloya bağlı değildir.Ve dahi o tablonun; bir Sahibi ve o tabloda O Sahibin bir imzası ve mührü vardır.
Mesela;insan elindeki baş ve şehadet parmaklarını birleştirdiğinizde; Allah yazısını görebilirsiniz.Hem avuç içindeki çizgilerinde bir manası olsa gerektir. Hem hiçbir parmak izide bir başkasınınkine benzememektedir.Hem yüzdeki benlerin ve alın çizgilerinin de bir manası olsa gerektir.
Hem mahlukat; Allah”ın değil zatına; bir şuasına bile dayanamaz.Mesela;Hz.Musa peygamberin Tur dağında, Allah”ın zatını görmek istemesi ve fakat Tur dağının tek bir tecellisine bile dayanamadan o dağın paramparça olması ve Ululazm bir peygamberin bu tecellinin mahafetine dayanamayıp korkup bayılması gibi.
Ey aziz insan;Allah”tan kork ve titre.Mercimek büyüklüğündeki hafızana ve Azrail”i gördüğünde patlayan ödüne, fazla güvenme.
Mesela;herbir televizyondan,aynı anda,birçok farklı yerlerden aynı görüntünün ve sesin herkes tarafından izlenip,dinlenebilmesi.Hz.Süleyman peygamber zamanındaki bir tahtın, ilim sahibi birisi tarafından, çok uzak bir diyardan, bir anda, hazır edilmesi Nurani bazı evliya ve abdalın aynı anda; farklı yerlerde görülmesi de imkan dahilindedir.
Mesela;Azrail”in bir anda; farklı yerlerde farklı kişilerin ruhlarını kabzetmesi ve aynı anda farlı yerlerde görülmesi gibi.
*Soru:Şeytan kimdir,amacı nedir?Allah”tan başkasına secde edilmez ise; Şeytan”a “Hz.Adem Peygambere secde” emri nasıl bir emirdir? Hz.İbrahim”in; oğlu Hz.İsmail”i kurban etmeye kalkışması nasıl açıklanabilir? Bir zulmü gördüğümüzde ne yapmalıyız?
Cevap:Şeytan”ın aslı cin olup ateşten yaratılmıştır.İnsanın apaçık, bir düşmanıdır. Mahlukatı, Allah”a düşman etmek için fırsat kollar. Bu hayatı insanlar için cehenneme çevirmeye çalışır.
İnsan, şeytan”dan her bakımdan üstündür.Hem insan;mahlukatın en eşrefidir.
Mesela;Hz.Süleyman peygamber, cinleri emri altında tutmakta ve cinlere istediğini yaptırabilmekte idi. Fakat şeytan”ıda hafife almamak gerekir.Çünkü; Hz.Adem babamız ile Hz.Havva annemizin; cennetten çıkmasına vesile olmuştur. Evet evet; şeytanın inadına,bu dünyayı cennete çevirmek için çalışmalıyız.
***Dikkat ediniz!Allah”ı inkar etmemek ayrıdır,Allah”a iman etmek ayrıdır. Allah”ı inkar etmek ise; hiç mi hiç akıl karı değildir. Yani şeytanın;Allah”ı inkar etmemesi, Allah”a iman ettiğini göstermez.***
Şeytan, kibrinden dolayı; Allah”ın “ Ademe secde et” emrine karşı gelmiş.Bu yüzden; Allah’ın Rahmetinden kesin bir şekilde kovulmuş ve imtihanı kaybetmiştir.Hey şeytan; ben bir emre karşı geldiğim için ne hale düştüm; Ademoğlu ise kimbilir kaç emre karşı geldiğinde nasıl bir hale düşer mi diyorsun!!!
Hem şeytan; Allah”tan,süre istemiş, Kıyamet vaktine kadar, kendisine sınırlı bir süre verilmiş. ”Bende Senin ihlaslı kulların hariç,herkesi Sana düşman edeceğim ve onları azdıracağım” diyen şeytan; Hz.Adem peygambere ve nesline karşı,büyük bir savaş başlatmıştır.
***Sakın sizi şeytan,” Allah afedicidir ” diye yanıltmasın.Evet; Allah kesinlikle af edicidir ama, kul hakkı hariçtir. Kulun af edip etmiyeceği ise;kulun ihtiyarına bırakılmıştır.Hem cehennem dahi luzümsuz değildir.Hem; Allah aynı zamanda “Kahhar”dır.Nice milletler Allah”ın kahredici gücü ile tarih sahnesinden silinmişlerdir.***
Mesela;Hz.Nuh Peygamber zamanındaki isyan ve zulümler neticesinde; Allah”ın emri ve kudreti ile, bir rivayette güneş sistemimizin yakınından geçen büyük bir yıldız; denizleri med-cezir gibi kendine çekmiş denizler dağlara kadar yükselmiş; Hz.Nuh peygamberin gemisindekiler kurtulmuş ama o Aziz Peygamber oğlunu kurtaramamış;bu nedenle Allah”a ne düşman olmuş nede oğluna hidayet nasip olmadığı için Allah”a kırılmıştır.
Peygamberin vazifesi tebliğdir.Hidayeti ise insanın Allah”tan kendisinin talep etmesi gerektir.Hem din de zorlama da yoktur.Ama iman ettikten sonra da dinin emir ve yasaklarına uyma ve uyulmadığı vakit bunun bir müeyyidesi vardır. Herkes imtihana tabidir ve Allah nazarında herkes eşittir Hiç kimsenin; hiç kimseye üstünlüğü yoktur. Kim ki; Allah”tan korkar ve itaat eder o kişi üstündür.Bu kişi bir çobanda olabilir,bir kralda.
Sanığı cezalandırmadan önce,suça sebep olan nedenleri; işsizliği, cahilliği, fakirliği, acizliği, çaresizliği, kaldırarak; suçu önleyici tedbirler alınız. Suçluyu öyle bir ceza ile ürkütünüz ki ;o sucun yanına bile yanaşamasın. Gaye o ürkütücü cezayı vermek değildir, caydırmak olmalıdır. Yoksa o suçlu; suçu tekrar işlemeye devam edecek toplumun huzur ve sükununu bozacaktır.
Mesela;Göze göz,dişe diş diye;bir ceza olsa. Kimse adam öldüremez. Çünkü kendisine de aynı cezanın verileceğinden korkar,yapmaz,yapamaz. Hem kan davası da olmaz ve olamaz.Cezalar caydırıcı olmalıdır.Yani suçu önleyici olmalıdır.Yoksa ceza; amaç olmamalıdır. Bir suçu işleyen sanık ile birlikte; insanları; suça iten, kullanan, satın alan, azmettiren; perde arkasındaki; gizli, hain ve kurnaz iştirakçiyi hele hiç unutmayınız.
Önce tedbir sonra terbiye sonra ceza. Islahı gayr-i mümkünse ve cezasıda idam ise infaz etmek gerektir. Çünkü dönüşü mümkün olmayan bir yola giren suçlu için en hayırlı yol hem kendisi,hem ailesi, hemde toplum için cezanın infazıdır.
Hem sen Allah”tan daha fazla merhametli olamazsın.Hem sen kul hakkına da karışamazsın.
Hey kardeş;kötü yola düşürene sesini çıkarmazsın.Kötü yola düşene ise etmediğini komazsın öyle mi! Niçin bataklığa düşeni kurtarmazsın.Niçin bataklığın kökünü kurutmazsın.Niçin beşeri kanun ve nizamlarını; Allah” kanunları ile çatıştırır ve çeliştirirsin.
Hey şeytan; “bende bir günah keçisiyim; insanlar yapılan günahları benim üzerime yıkıyor. Allah ise; “hem beni kullanıyor,hemde mülküne sahib çıkmıyor” deme. Sen Kaderi insanlara tersten ve yanlış anlatıyor ve faturayı da Allah”a kesmek istiyorsun ve insanları sinsice, kurnazca ve cerbeze ile Allah”a düşman ediyorsun. Hem insanları dönüşü olmayan yola ve bataklığa düşürüyorsun; ondan sonrada onları dolduruşa getirip; haydi şayet Allah var ise ve gücüde yetiyor ise;sizi bu bataklıktan kurtarabilirse kurtarsın diyorsun değil mi!
***Evet evet; şeytana, Hz.Adem peygambere secde emri; ubudiyet secdesi değil, Uluhiyet secdesidir.Yani şeytanın emre itaat edip etmiyeceğinin tespitidir. Yoksa elbetteki Allah”tan başkasına secde edilmez.***
Hem;Hz.İbrahim peygamber ile oğlu Hz.İsmail peygamber kıssasında ise;Hz.İbrahim peygamberin Allah”a vermiş olduğu bir ahdi yerine getirip getirmeyeceğinin bir tespitidir. Yoksa; Allah merhametsiz ve gaddar değildir.Hem o bıçak Hz.İsmail Peygamberi kesmiş de değildir.Hem sakın yanlış anlama; hem kendi çocuğunu veya başka birisini de kurban etmeye kalkma!
Hey şeytan;kibirlenip senin gibi kendini birşey zannedip ebedi cehennemde kalmaktan ise; herzaman günahkar ve kusurlu olduğumu bilip; tövbe edip, velevki günahlarımın bedelini ödedikten sonra; cennete girmek; benim için çok büyük bir nimet ve şereftir.
Bir kazayı veya zulmü ve zulmü yapanları gördüğünüzde; Evvela;devletinizin yetkili mercilerine bildiriniz, gecikmesinde telafisi mümkün olmayacak neticeler hasıl olacaksa, mümkünse hemen elinizle düzeltmeye çalışınız, yoksa dilinizle düzeltmeye çalışınız,yoksa en azından o zulmü yapan, o zalimi Allah”a havale ediniz. Bunu da yapmıyor iseniz belaların gelmesini bekleyiniz.Bana ilişmeyen, dokunmayan yılan; bin yaşasın demeyiniz. Hem; o yılan, birgün mutlaka başınıza bela olacaktır.
*Soru:Yerine ve zamanına ve makamına göre akıllıca hareket etmek nasıl olur? Mütevazı olmak ne demektir? Sıhhat nedir? Gerçek zenginlik nedir? İslamiyet nedir? İman nedir? Müflis ve yiğit kime derler?
Cevap:Mesela;ileriden bir aslan geldiğini gördüğünüzde hemen tedbirinizi alınız.Aslan bana bir şey yapamaz, oda Allah”ın bir mahluku, her şey Allah”ın tasarrufunda, Allah istemese hiçbirşey olmaz diyip okşamaya kalkmayınız. Çünkü sizde olan bu imanı; aklı ve temyiz kudreti olmayan Aslan”dan da beklemek; hiç akıl karı değildir.
Mesela; bir asker görevde ve savaşta; Azametli, heybetli, cesur,atik, güçlü, silahlı, korkusuz ve Celal sahibi olmalı. Ama evine geldiğinde ise; Cemal sahibi olmalı, çocuğuna karşı şefkatli, ve eşine karşıda nazik ve hürmetli olmalıdır.
Kendinizi; karşınızdaki sahsın yerine koyup, ”acaba aynı hareket bana yapılsaydı, ben ne yapardım”diye düşünmeli. Güçlüden değil;Hak”tan, haklıdan, doğrudan ve hakikattan yana olmalıdır.
Her dediğiniz doğru olmalı ama her doğruyu söylemekte doğru değildir. Karı kocanın arasını düzeltmek için,bir can kurtarmak için veya savaş halinde her doğruyu söylemek doğru değildir. Yalana da hiçbir cevaz yoktur.Bunun gibi özel hallerde;susmak en doğru bir iş olsa gerektir.
Bindiğiniz dalı kesmeyiniz, bindiğiniz gemiyi batırmaya çalışmayınız, ekmeğini yediğiniz yere hainlik etmeyiniz.Yoksa;pirinci kurtarayım derken,evdeki bulgurdan da olabilirsiniz.
Ve ummadığın ve ihtimal bile vermediğin bir taşın;başını yarması ve seni kahretmesi de imkan dahilindedir.
Mesela; İlahlık iddiasında bulunan ve Hz.İbrahim peygamberi bir rivayette Urfa şehrinde ateşe atan ve Allah”a ok atmak için kendisine yüksek bir kule yaptırtan,kendini çok; akıllı,güçlü ve zengin zanneden Nemrudu; kahreden şey; emsalleri tarafından alay edilen, bir sivrisinek tarafından öldürüleceğini kahinlerinden öğrenmesi idi.
O sivrisinek,Allah”a;”Allah”ım beni niçin eksik yarattın” diye sitem etmiş ve o çilekeş sineğine; cevaben, Allah; ”nemrud”u öldürmen için yarattım “diye ilham edip, taltif edip, memnun etmiş ve gönlünü almıştır. Nemrud; sarayının tüm pencere ve kapılarını kapattırmış ama İlahlık iddiasında ki Nemrut; anahtar ve burun deliğini kapamayı unutmuştur. Burnundan kafasının içine giden sinek; migren gibi çok şiddetli baş ağrılarına neden olmuş; ağrıyı dindirmek için kafasına vurulmasını emretmiş;sonunda vura vura kafasını patlatmıştır.
Mütevazı olmak;dilencilik yapmak veya kendini hakir göstermek veya işini bırakıp daha kötü bir duruma düşmek değildir.Her zaman daha iyi nasıl olur diye düşünmeli ve çalışmalı ve yükselmeli; hem namertlere fırsat vermemeli hem namertlere alet olmamalı hem de gizli ve sinsi oyunlarını bozmalı.
Kalem sahibi bilginlere,kılıç sahibi askerlere ve ululemre; Haktan ve hakikattan ve adaletten ayrılmadıkları sürece hürmet ve itaat etmek gerektir.
İşinizi ehil kişilere yaptırınız.Yöneticilerinizi ehil kişilerden seçiniz. İşinizi tam ve eksiksiz yapınız. Mesela;arabanızı iyi bir ustaya yaptırınız.Yani ustanın maharetine bakınız; yoksa ustanın gözünün ve teninin rengine, cinsiyetine, milliyetine vb. bakmayınız.Yeter ki; o kişi hain olmasın.
***İnsanların; aslında Hz.Adem ve Hz.Havva”dan geldiğini düşünerek, uzaktan da olsa akraba ve kardeş olduğunuzu unutmayınız.***
***Sofradan istekli kalkınız.Yani doymadan kalkınız.Haddinden fazla yemek, hem sıhhati bozar hemde yattığınızda karabasana davetiye çıkarırsınız. Tıbbın piri, İbn-i Sina “sıhhat az yemektir” demiştir.***
Evet,evet;bu dünyada gerçek zenginlik;bedenin, sıhhatli ve ruhun, huzurlu olmasıdır. Huzur ise imandadır ve helalinden; çalışmak, kazanmak, paylaşmak insana huzur verir. Tersi ise insana tedirginlik verir. İslamiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise,Hak”kı kabul ve tasdiktir. Hem İslam;güzel ahlaktır.İman; tahkiki ise daha güzeldir.
Evet evet; ahirette gerçek müflis;hesap günü günahları altında ezilen kişidir. Gerçek zengin ise; hesap gününden selametle çıkan;kimseye borçlu olmayan kişidir.
Hey genç arkadaş huzur yalnız paradadır diyorsan.Git zenginlere huzurlu olup olmadıklarını sor. Sakın yanlış anlama;biz fakir ol, zengin olma demiyoruz. Mesela; Hz.Süleyman peygamber gibi;mal mülk sahibi olmak bunu Hak yolda kullanmak; Hz.Davud peygamber gibi hem yol gösterici, hem de Kral gibi olmak gerek diyoruz.
Ey fakir kardeş;bilirmisin ki,belki de Allah seni ve mahlukatını sevdiği ve koruduğu için sana vermemektedir.Hem bilirmisin ki;çoğu insanlar zengin olduktan sonra Allah”ı unutmaktadır. Hem her şeyin en hayırlısını talep etmek gerektir.
Belki de; senin hakkını zalimler gasp etmektedir!İsyanını Allah”a değil;o zalimlere yapmalısın. Hem üzülme;” sevgilimi en zengin kaptı” diye.Sen de zengin olsa idin; o güzeli bir başkasına kesinlikle kaptırmaz idin.Hem sana zengin olamazsın diyen mi var.Yoksa o diyarda zengin olmana mani gizli kast sistemi mi var!
Hey zengin kardeş; başımı sokacak bir ev,kurusoğan ekmek ve sihhatten başka bir şey istemem.Başımın ve gönlümün huzurlu olması; dünya kadar bir servetten daha iyidir mi dersin!
Hem, Karun; “ben ilmim ile zengin oldum “ demişti ve kendini bir şey zannetmiş ve şımarmış idi. Sonra toprak onu yuttu.
Hey hep dört ayak üzerine düşen kardeş;dikkat et; Fravun da hep dört ayak üzerine düşer idi. Hem hiç de hasta olmamıştı.Sonra kendini bir şey zannetmiş ve haddi aşmış idi.Sonra deniz onu yuttu.
Nemrut da; Allah ile savaşmak için kendisine yüksek bir kule yaptırmış idi.Güya Allah”a ok atıp onu vurmak istemiş idi. Sonra bir sivrisineğe yenildi.
Ebrehe de; Allah”ın Beytullahını yıkmak istedi. Cesim filleri ile geldi. Sonra Ebabil kuşlarına yenildi.
***Gerçek yiğit; hasmını yenebilecek durumda iken;öfkesine sahib olan ,zayıf ve küçükleri; garip ve kimsesizleri kollayan ve koruyan; zulme ve haksızlığa da razı olmayan kişidir. ***
*Soru:Biz gençlere ne tavsiye edersin?Bataklığa düşmüş insanları; kim, ne zaman, nasıl kurtaracak?
Cevap:Ey gençler;kendinize uygun, önce münasip bir iş ve sonrada eş bulmak için çalışınız. Bekar iseniz; Pazartesi,Perşembe günleri ve ay takvimine göre, hicri ayların 13.,14.,15. (dolunay) günleri oruç tutunuz.Oruç ve evlilik nefsi dizginlediği gibi, şehveti söndürür. Batakhanelerin kapısına kepenk vurur. Zina hoş görülemez. Hiçbir ehl-i namus hatta en serseri bir kişide eşinin zina yapmasına razı olmaz olamaz. Bataklıkları ve batakhaneleri kurutmak gerektir.Çünkü mikrop ve hastalık yayarlar..
Mesela; sıtma ve aıds gibi.
Ey şeytanın ve deccalin bataklığa düşmüş ve düşürülmüş Aziz insan, elbet birgün senin feryadını işiten bir civanmert yiğit, çıkacak; seni ve tüm insanlığı, şeytanın ve deccalin o pis bataklığından kurtaracaktır.
O yiğit neden sen olmayasın, Nemrudu öldüren; kör,topal,hasta bir sivrisinekten veya Hz.İbrahim peygamber için yakılan ateşi söndürmek için ağzında küçücük bir su damlacığı ile gelen karıncadan daha mı acizsin! Yoksa bir kurtarıcı mı bekliyorsun! Yoksa iş işten geçtikten sonra mı aklın başına gelecek!
Ey aziz insan;Hz.Adem peygamber soyundan geldiğini hiçbirzaman unutma.Hem sen hiç hafife alınacak bir şey de değilsin.Sen bu kainatın halifesi ve sultanısın.Niçin o kurtarıcı sen olmayasın.Senin diğer kurtarıcılardan neyin eksik.Bir musibet geldiğinde mi uyanacaksın.
Haydi işverenler;sizlere çok iş düşmektedir.Bir kişiye iş vermek;o kişiyi bataklıktan çıkarmak veya bataklığa düşmeye engel olmak demektir.Ey zenginler; malınızın kırkta birini bile yatırıma yönlendirseniz;dünyada işsiz kalmayacaktır.Hem verdiğiniz sadaka ömrünüzü uzatacak; zekat ise toplumda sosyal;dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlayıp, malınızın kirini giderecektir.
Evet evet;cömert zenginler hem ahirette kat kat yaptıkları hayırların karşılığını alacak;hem de,o yanında istihdam ettiği kişinin yaptığı hayıra da hissedar olacaktır.
Haydi görevliler,yetkililer,ahlak zabıtaları vs.; insanlar size güvenmekte ırz ve namuslarını, can ve mal güvenliklerini size emanet etmektedirler. Görevinizi eksiksiz yapınız. Aldığınız maaşı Hak edip; sonrada afiyetle yiyiniz.
Mesela; bir kişi boğuluyor,sende yüzme biliyor isen,hemen o kişiyi kurtar. Sonrada devletinizin yetkili mercilerine haber ver diyoruz.”Yok benim görevim ve işim bu kişiyi kurtarmak değildir” deme diyoruz.Bu çilekeş ve vefalı dünyamıza; bir küçücük bir fidan, bir ağaçta sen dik diyoruz.
Mesela;İslam peygamberi,Hz.Muhammed ;batıl ve hurafeleri kaldırmış ve şeytanın dünya saltanatlığına son vermiş;aileleri tarafından diri diri mezara gömülen kız çocuklarını gömülmekten ve bir mal gibi alınıp satılan kadınları ve gençleri, batakhanelerden; faiz yüzünden perişan olan borçlularıda, faiz bataklığından kurtarmış, faizi de kaldırmıştır.
Mesela;bugün bile kredi faizi yüzünden çok aileler, toplumlar hatta devletler perişan olmakta, yuvalar yıkılmaktadır.Hem kredi kartım var;Allah”a ihtiyacım kalmadı diye sevinen; sonrada faiz batağına düşünce “Aman Ya Rabbi” diyen sen değilmisin! Evet,evet; iktisat etmek, ısraf etmemek,çok çalışmak,üretmek, ayağını yorgana göre uzatmak,alacaklı ile anlaşmak,borcun aslını ödemek, helalleşmek, bir daha faize; tövbe etmek gerektir.
Ey sarhoş arkadaş; gözünü kapayarak ve aklını iptal ederek;gerçeklerden kaçamazsın. Niçin çoluk çocuğunun nafakasını ve sağlığını heba edersin! Artık ayılmanın zamanı gelmedi mi?
Ey kumarbaz kardeş;zengin olmak için mevcut son sermayeni niçin tehlikeye atarsın.Hem bilmez misin ki;kumar seni;yenmek için kurulan bir tezgahtır; sakın o zar; cıvalı, o kağıt; işaretli,o torba; çift bölümlü;kumarhanede gizli, özel kamera ve oyun aletleri özel yapım ve uzaktan kumandalı ve hileli olmasın!
Hey; extazy hapı ile kendini Herkül,Süpermen vs.zanneden kardeş; hem sağlığın hem paran gidiyor bilesin.Kendini dev aynasının önünde; dev zanneden hata eder bilesin.
***Hem bir şey yapmıyorsunuz;hem bir şeyler yapmaya çalışanlara, Mani oluyor ve “dünyayı kurtarmak sana mı düştü ” diye alay ve tenkit ediyorsunuz. Dünyada; Tesadüf diye bir şeyin olamayacağını,kendi kendine hiçbir şeyin olmadığını,her şeyin bir sebebe ve kaidelere bağlı olduğunu bilmiyor musunuz!***
Hem kulağınızı tıkayarak veya pembe gözlük takarak gerçeklerden kaçamazsınız ve kendinizi ve başkalarını da aldatamazsınız.Hem niçin her şeyi; Allah”a havale ediyorsunuz.Neden korkuyorsunuz,neyi bekliyorsunuz! Hem; elbet bir gün ölmeyecek misiniz!İlla bir yılanın sizi ısırmasını,bir taşın başınızı yarmasını mı bekliyorsunuz. Niçin o yılanın sokmasına göz yumuyorsunuz! Niçin yoldaki taşı hemen kaldırıp bir kenara koymuyorsunuz! Niçin yapılan zulümlere ses çıkarmıyor ve razı oluyorsun! Bir gün seninde kapını çalabileceklerini düşünmüyor musunuz!
*Soru:Hakikatlere ve Hak”ka ulaşmak için; Veya sevgiliye ve arzularınıza ulaşamadığınız için; dünyaya küsmek veya dünyayı terk etmek mi gerekir!
Cevap:Kendinize yapılmasını arzu etmediğiniz bir şeyi ,birbaşkası içinde arzu etmeyiniz.Çok arzu ettiğiniz bir şeyi elde edemediğiniz için de dünyaya ve sevgiliye küsmeyiniz. Sizin;iyi ve güzel diye bildiğiniz;aslında kendiniz için şer;şer olarak bildiğiniz de kendiniz için; iyi ve güzel olabilir.Çünkü siz;kalbleri ve gönülleri ve gaybı bilemezsiniz.
Mesela;şeker iyidir,güzeldir;ama şeker hastaları için öyle değildir.Hem; iyi ve kötü;doğru ve yanlış;helal ve haram;güzel ve çirkin;zamana, mekana, kişilere ve değerlere göre değişkendir. Ölçü ise; daima Allah”ın emir ve yasakları olmalıdır. Bunlar ise;Kuran-ı Kerim de ve sünnet-i seniyyede mevcuttur.
Bir vakit; beğendiğiniz ve hoşlandığınız birisi;sizden hoşlanmayabilir veya sizden hoşlanan birisinden de siz;hoşlanmayabilirsiniz.Veya zemin ve şartlar evlenmeye Mani olabilir.Hem evlenecek kişinin;evliliğini devam ettirebilmesi için evini geçindirebilecek bir işinin olması da gerektir Elbette ki;her anne baba; evlenecek çocuğunun rahat etmesini, eş ise; güzel bir evlilik yapmasını,kendisinin ve çocuklarının istikbalini düşünür.Sen ise;işsiz güçsüz bir şekilde evleneyimde ne olursa olsun dersin; ama hata edersin.
Hey işi gücü yerinde;belirli bir maaşı olan, bekar kardeş senin evlenmen ve sıkıntı içinde olan kayınpeder ve kayınvalidenin yükünü hafifletmen gerektir.
Hem nasıl olsa anam; yemeğimi pişiriyor,babamda ekmeğimi getiriyor deme.“Anam babam öldüğünde; elden ayaktan düştüğümde; bana kim bakacak“ diye şimdiden düşünmeye başla!
Hey sevgilisini; ele kaptıran kardeş;üzülme.Her olmayan bir işde bir Hayır vardır.
Ne demiş;Nasrettin Hoca, parayı veren düdüğü çalar! Yani evlenmek için; para gerektir.Para içinde iş; bulmak,kurmak ve çalışmak gerektir.
Sakın yanlış anlama eş satlık mal değildir.Hem mehri de vermek gerektir.O mehir hatun için kötü gün dostudur.Sen öldüğünde belki o mehir ile çoçuklarını idare edecek; daha da zor duruma düşmeyecektir.Yine yanlış anlama mehir başlık parası da değildir..
Hem eş seçiminde ve evlilikte; eşin akıllı ve ehl-i iman olmasına, eşlerin birbirine denk olmasına, birbirlerinden hoşnut olmasına, zorluk ve mani çıkarılmamasına, tarafların rızalarının olmasına, eşlerin güzel ahlaklı olmasına ve akid yapılmasına dikkat edilmelidir. Ebeveynlerin ve büyüklerin; duaları ve gönülleri ve rızalarının alınması da güzel bir şeydir.
Hem evlilikte de keramet vardır.Hem kaçırmak olmaz.Hem eşe; cebir ve şiddet de olmaz. Hem güzelliği, zenginliği ve aklı zaman içinde gitmekle; bu nedenle boşamak ve atmakta olmaz.Hem emanete de; hıyanetlik olmaz.
Boşanmak;ne haramdır, nede hoştur.Demek eş getirince iyi, getirmeyince kötü öyle mi! Yoksa “getirsinde nasıl getirirse getirsin mi “diyorsun.Niçin ayağınızı yorganınıza göre uzatmıyorsunuz.Niçin iktisat ve kanaat etmiyorsunuz.Niçin kendinizden daha kötü durumda olanlara bakıp şükretmiyorsunuz.Hep kendinizden üstün olanlara haset ile bakıp nazar ile yıkıyorsunuz.Hem çalışmıyorsunuz; hemde çalışana Mani oluyorsunuz.
Hey;nasıl olsa çocuklar büyüdü bana bakarlar diye;eşini boşamaya kalkmayasın! Çünkü sen;evlendiğin vakit kayınbaba ve kaynanana bakmam ve onları evimde istemem ve yok demiştin.Çocuğunun eşide; belki sana yok diyecektir bilesin.
Evet evet; ne eker isen,onu biçersin.Sakın yanlış anlama; evlilik çekilmez bir hal almış ise; ve dahi istenmeyen kötü hadiselere mutlak gebe ise;boşanma bir Hak olsa gerektir.Ve dahi; boşanma neticesinde taraflar daha kötü bir konuma düşecekler ise; boşanmayı ve dahi çocukların istikballerini düşünmek gerektir.
Evet evet;benim eşim şöyle veya böyle diye şikayet etmeyesin.Herkesin; rızkı,huyu, kabiliyeti ve çalışma alanı farklı farklı ve değişkendir bilesin.Herkes zengin olsa idi; kim çalışacak idi.Herkes fakir olsa idi; size kim iş verecek idi.
Evet evet; aslında herkes zengindir. Kimi ilmen ve aklen zengindir. Kimi mal ve mülk olarak zengindir. Kimi ise güç ve kuvvet olarak zengindir. Kimi ise; yakışıklı ve güzeldir! Hem yakışıklı,hem zengin,hem akıllı,hem güçlü bir eşe sahip olmak ise;Nur-un ala Nur“dur.
Hiç üzülme;tencere yuvarlanır kapağını bulur.Hem dört dörtlük bir eşi bulmakta çok zordur.
Evet evet; söz dinleyen akıllı kişiler ise; her zaman kazanır.Kaderi zorlayan kaybeder; razı olan ise,kazanır.Hey aşık; sevgilini doyurmak için çok çalışmak gerektir.
***Hey aşık; sevgilinin suretine doyasıya bakmak hoş ise; Cennette Ruyetullah daha da hoştur. Hem üzülme sevgilim çirkinleşti diye; çünkü cennette daha güzel olarak sana gelecektir.Hem üzülme dünyada veya cennette sevgilim beni seçmedi diye; sevgilinin suretinde çok gılman ve huri olacaktır. ***
İlahi aşk ile; beşeri aşk aynı değildir. Hem Allah; seni hiçbir zaman terk etmez; hem senden bir şeyde beklemez. Hem bir anne veya babanın çocuğuna gösterdiği şefkat; aşktan da üstündür.Bir eş; eşini terk edebilir ama çocuğunu kolay kolay terk edemez.
***Dünyayı bütün bütün terk etmeyiniz.Yani dünyayı kesben değil;kalben terk ediniz. Yani;hiç ölmiyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete; çalışınız.Bazen inzivaya, itikafa çekilmek gerekse bile bunu devamlı hale getirmeyiniz. ***
Mesela; Hz.İdris peygamber;terzi, Hz.İsa peygamber; marangoz, Hz.Davut peygamber; kral,Hz. Muhammed peygamber; çoban,Hz.Musa peygamber işçi vs. idiler. Dünyayı ve dini; terk etmediler. Peygamberlik vazifelerini ücret almadan yaptılar, hayatlarını idame ettirmek içinde çalıştılar. Çoban oldukları için gocunmadılar,kral oldukları içinde; böbürlenmediler.
Evet tek koltukta iki karpuz gitmez ama iki koltukta iki karpuz gider.Kuş gibi uçabilmek için,çift kanatlı olunuz yani,hem maddi hemde manevi hayatınız için çalışınız.Her ikisinide birlikte orantılı şekilde götürünüz.İfrat ve tefritten kaçınınız.
*Soru:Hayat kaç tabakadır?İlm-ü ledüniyye nedir?Dağların faydası nedir?
Cevab:Hayat; beş tabakadır.Birinci tabaka;şu anda yaşayan insanlara ve cinlere aittir. İkinci tabakada; Hz.Hızır ve Hz.İlyas peygamber. Üçüncü tabakada, Hz.İdris ve Hz.İsa paygamber. Dördüncü tabakada, şehitler. Beşinci tabakada ise vefat etmiş ve alemi ervahta bulunan ruhlar vardır. Hem Hz.İdris peygamber; cennettedir ve vefat etmiş de değildir. Hem Hz.İsa peygamber öldürülmüşte değildir. Hem şehidler; öldüklerini bilmezler ve güzel bir hayatları vardır. Hem Hz.Hızır hayattadır; içimizde dolaşmaktadır.
***Evet evet;Hz.Hızır ile Hz.Musa peygamber arasında geçen kıssada; Hz.Hızır”ın bildiği ama herkesin bilemediği bir ledün ilminden bahsedilmektedir.Bu ilim; bizim bildiğimiz akıl ile izahı güç gizli bir ilim olup,bu ilim sahibleri kendi rey ve görüşü ile hareket etmezler. Sakın sakın kendinizi Hz.Hızır gibi gizli ilim sahibi zannedip; kendi aklınız ile izahı güç şeyler yapmayınız. Hz.Musa peygamber gibi aklınız ve vicdanınız ile hareket ediniz;Allah“ın çizdiği sınırları aşmayınız.***
Mesela; aracında, karşıdan gelen araçları gösteren bir radar cihazı olan bir şöforün devamlı olarak karşıdan gelebilecek araçları görmeden hatalı solladığını zannedebilirsiniz. Gerçekte o şöfor hata yapmamakta radara göre hareket etmektedir. Hey kardeş;takdırdığın radarın hata payının sıfır olmasına ve hiç bozulma ihtimalinin olmamasına da dikkat etmek gerektir.
Sakın yanlış anlama; aracında hatasız radarın yoksa,hem hatalı sollama hem hiçbir işini de şansa bırakma. Hey kardeş;seni sollayan araca yol müsaid ise; yol vermelisin. Yol müsait değil ise o kardeşini sollamaması için uyarmalısın.Hem yol çizgi ve levhalarına da dikkat etmeli,hız ve yük limitini aşmamalısın.
Hey kardeş;sen de, Allah“ın çizdiği rotadan ayrılmamalısın.
Evet evet;nasıl ki yeryüzünde nehirler olduğu gibi; yeraltında da gizli nehirler ve kaynaklar vardır.Mesela; Kabe“deki,Zemzem gibi.
Hem dağlar; su depolarıdır. Kar sularını sünger gibi kendine çekerler.Hem dağlar yeryüzünün direkleridir.Hem yeryüzüne yaptıkları ağırlık ile; depremin şiddetine doğal bir sed olup;azaltırlar.Hem; dağı yalayan havadaki zehirli maddeleri,o Azametli dağ; mıknatıs gibi kendine çeker ve havayı temizler. Hem dağcılar da; o temiz havayı soluklar.
Evet evet;yeryüzünündeki karaların alanını tespit eder iken; yeryüzündeki yüksekliği de dikkate almak gerektir.Mesela; bir huninin sadece altının alanını hesaplayıp; huninin yüzeyinin alanını unutur iseniz; yani bir dağın yüksekliğini ve dış yüzeyini unutur iseniz; yanlış hesap yaparsınız.
*Soru:Ezan okuyan imam, bir defa“Allahu Ekber” dediğinde nasıl bu sözü duyan herbir insanın kulağına ayrı ayrı binlerce “Allahu Ekber” sözü girer?
Cevap:Her bir hava zerresi aynı bir fotokopi makinesi gibi;kendisine yüklenen bir sözü başka bir hava zerresine nakl ederek çoğaltır. Söylenen söz bir iken ve sadece bir kişinin kulağına girmesi gerekirken; o sözü duyan her bir insanın kulağına o bir tek söz; ayrı ayrı girer.
Hem o tek hava zerresine aynı anda hem ses, hem görüntü yüklenebilir. Mesela; televizyon,radyo,kablosuz internet, cep telefonu gibi alıcı ve vericiler vasıtasıyla ses ve görüntünün nakli gibi.Bakır veya altın gibi bir telden, akan elektrik gibi.
***Evet evet; ilim adamları, geçmişteki hava zerrelerine yüklenen sözleri ve resimleri yakalayabilecek bir alet üzerinde çalışmaktadırlar!Yani bir manada geçmişe gitmeye çalışmaktadırlar.***
Evet evet;şimdiye kadar tek bir hava zerresini yaratan bir ilim adamı daha dünyaya gelmemiştir ve gelemeyecektir.Çünkü yaratmak Allah”a aittir.Ama dahi mucidler ve ilim adamları vasıtasıyla harika buluşlara imza da atılmamış değildir.Haydi; mucidler ve akiller ordusu;ilk hedefiniz yeni keşf ve buluşlardır; ileri.
Okuyunuz,okutunuz.Ne demiş Yunus Emre,’İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmez isen ilim nice okumaktır.’
Soru:İlim adamları; atamızın yani ilk insanın maymun olduğunu söylüyor?
Cevap:Hayır hayır;sizin atanız; Aziz ve muhterem bir insan ve ilk peygamber olan Hz.Adem Aleyhisselamdır.Hey maymundan geldiğini iddia eden kardeş,iddian doğru ise; halihazırdaki diğer maymunlarında insan olması gerekmezmiydi!
***Sakın; sizin insanın atası olduğunu iddia ettiğiniz kafatası;Kuran-ı Kerim de bahsi geçen ve Allah”a isyanları dolayısıyla ceza olarak Allah tarafından maymuna çevrilenlere ait olmasın! ***
Evet evet; insanı maymuna dönüştüren; Allah”ın bu mucizesini araştırmak gerektir.Yoksa Allah”ı inkar etmek için;maymundan geldiğini iddia etmek hiç akıl karı değildir.
Hem;bitki,hayvan ve insanın; DNA şifresi farklı farklıdır.Genetik ve tıp ilmi sahipleri; DNA şifresini çözmek için çalışmaktadır.
Yok eğer; maymundan geldiğimizi kabul etmez isek; bizi yükseltmiyorlar makam ve mevki vermiyorlar diyorsan o başkadır.
*Soru:Kafir,münafık,müslüman ne demektir? Fedai ne demektir?
Cevap:Kafir; Allah”a imanı olmayan kişi demektir.Munafık ise;müslümanmış gibi görünen ama Allah”a imanı olmayan ikiyüzlü kişi demektir.
Müslüman;Allah”ın; birliğine, Kitaplarına,Peygamberlerine,Ahiret gününe imanı olan kişidir.
Fedai ise; kendilerine özel ruhsat ve izin verilen, kafir ve münafıkların içine sızan, onların var ise;hain planlarını deşifre eden yiğide derler.
Hey şeytan;kendini ve avarelerini çok zeki zannetme.Hem Müslümanları da pek hafife alma.Hem defterinin dürülmesine çok az bir vakit kaldığını ve cehennemden birgün çıkabileceğinide hiç zannetme!
*Soru:Mucize,keramet ve sihrin aslı nedir?Deccal ve Mehdi kimdir? Harut ve Marut kimdir?Hz.İsa peygamber ahirzaman da gelecek midir?
Cevap:Bir zaman iki ayna var imiş,her iki aynada yüzlerini gökteki güneşe çevirmiş. Aynalarda akseden,tecelli eden güneşi, her iki aynada insanlara çevirdiğinde; insanların gözlerini kamaştırmışlar. Aynalardan biri;ben insanların gözlerini kamaştırdım diye;kibirlenmiş ve kendisinde bir şeyler olduğunu, tevehhüm, zan etmiş.
Diğer ayna ise mütevazı bir şekilde,aslında kendisinde bizatihi bir şey olmadığını, gökteki güneş olmasa bir hiç olduğunu, önceki aynaya söylemiş.
İşte gururlu ayna, sihir,fal ve büyü gibi menfi ve zararlı ilimler ile ilgilenip insanlara zarar veren ve insanları kendisinin etkilediğini ve her şeyi bildiğini zanneden ve sihir yapan ve nazar veren, şeytan ve deccal gibidir.
Ama mütevazı ayna ise mucize ve kerametin asıl sahibinin Allah olduğunu bilen,güzel, fenni,müspet,dünyevi ve uhrevi faydalı ilimler ile ilgilenip insanlara faydalı olan bilge kişidir.
***Mesela;Hz.Musa”nın asası ile denizin ikiye ayrılması ,Hz.İsa”nın; Allah”ın izni ile ölüleri diriltmesi, Hz.Muhammed”in bir işareti ile, gökteki Kamerin yani ay”ın ikiye bölünmesi hadiseleri birer mucize olup, bunlar Allah”ın iradesi ve kudreti ile olmuş.Hiçbir zaman,hiçbir peygamber; gösterdiği ve mazhar olduğu mucize ile övünmemiş, sadece insanlara ve cinlere; peygamber olduklarını kanıtlamak ve ikna etmek için mucize göstermek zorunda kalmışlardır.***
Gıbta edilecek kişi gökteki güneşin ısı ve ışığına mazhar olan kendisini güneş zannetmeyen ama güneşi gösteren,bir ayna olduğunu unutmayan kişidir.Bu aynaların en güzelleri peygamberlere aittir.En kötüleri ise şeytan ve deccal gibilere aittir. Şeytan ve deccal gibi kötü kişilerin şerrinden Allah”a sığınmak gerektir.Çünkü insanları ve insanlığı tesirleri altına almakta ve aldatmakta, insanlığın ve medeniyetin gizlice ve sinsice mahvına sebep olmaktadırlar.
Mesela;deccal sihir ve manyetizma ile insanları etkileyecek,ilmi kötüye ve nefsine kullanıp insanlara zulmedecek,İlahi kanunları kaldırmaya çalışıp; kusurlu bir ayna iken;kendisini güneş zan edip;İlahlığını ilan edecektir.
Her zaman;fikri hür,vicdanı hür, gerçekçi ve gerçeklere açık olunuz. Körü körüne bir şeye veya kişiye bağlanmayınız,aklınızı çalıştırınız.Yani kula, kul olmayınız. Doğruyu,alınız;yanlışı ve batılı atınız.İfrat ve tefritten sakınınız.
Mesela; dinsizlik ve dini taassup gibi. Dini taassup;Kuran-ı Kerimin ve dinin; cahil kişilerce yanlış bilinmesi ve bu nedenle,insanların; dinden soğuması ve dine düşman olması demektir.Dinsizlik ise; dindarlara ve dine; Hak ve hakikatlere, düşman olmak demektir.
Mesela;matbaa’ya günah demenin ne akıl ile nede din ile bir alakası olamaz. Din;müsbet ilme, bilimselliğe,bilime ve teknolojiye değil;aklını çalıştırmayan akılsızlara karşıdır.
Evet evet;dünyamızda garip olaylar yok da değildir. Mesela;sandalye üzerine oturan birisini; koltuk altına ve diz kapak altına 4 kişi sadece şehadet parmaklarını dokundurmak süretiyle havaya kolayca kaldırabilir!
Deccal;müsrif , münafık, sahir ve çok şerli birisidir.Elide deliktir;yani çok müsriftir.İsrafı teşvik ederek, insanlardaki hırs ve açgözlülüğünü uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar edip; milli serveti heba eder,hem dini kullanır;hemde dinin ahkamlarını sinsice kaldırmaya çalışır.Aziz milletini arkadan hançerler. İktisat etmeyen,israf eden onun ağına düşer.Hem bir gözüde kördür,yani akibeti ve ahireti; görmez ve inanmaz. Münafık olduğu için;insanlar Allah”a inandığını zanneder.
Deccal; insanlığın maddi ve manevi bağlarını bozarak, nefisleri başıboş bırakarak; anarşistliğe meydan açar.O vakit insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamazlar.Deccal;cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat, iyi ve olumlu şeyleri de haksız olarak kendisine mal eder. Deccale itaat etmeyen şehid olur, istemeyerek itaat eden kafir olmaz, belki günahkar da olmaz.
Hem mesala;deccal şu kişidir veya ismi budur demek; insanları rehavete ve tedbirsizliğe de sevk edebilir. Hem deccalin vefatından sonra; icraatlarının ve tesirlerinin devam etmesi o kişinin manen öldüğünü göstermediği gibi sebep olduğu kötülük ve şerler devam ettiği müddetçe;buna bilerek ve istiyerek sebep olanlar da aynen deccal gibi mesul olurlar. Hem her zaman deccale karşı tedbirli olmak gerektir.
Dikkat ediniz!Her asırda ve her millet de;mehdi ve deccal; misal kişiler çıkar. Bütün insanlar ve milletler çetin bir imtihana tabidir ve tarih tekerrür eder. Hem isimleri de lazım değildir;hem de imtihan sırrını bozmamak gerektir.
Kurduğunuz beynelminel, gizli,yasa dışı veya zahiren yasal ve masum gözüken hain örgütleriniz ve deccal misal; üyeleriniz ve reisleriniz ve başkanlarınız; sahte, süslü, kanlı rejimleriniz ile; Dünyayı soyup, ülkeleri ve devletleri parçalayıp, insanları köleleştirip, milli servetleri ülke dışına kaçırıp, zenginlik ve refah ve emniyet içinde yüzdüğünüzü ve dünyayı kendinizin yönettiğinizi mi zannediyorsun!Hem sizin kimler olduğunuzu insanların bilmediklerini mi zannediyorsunuz! Yoksa siz insanları çok saf ve akılsız mı zannediyorsunuz!
Dikkat ediniz;bir millet uzun bir süre uyutulur,çalışmaz ve soyulursa, o milletin birikmiş boçlarını ödemesi ve hazinesini doldurması için çok çalışması gerektir.
Harut ve Marut;Babil”de insanlara sihir öğreten,sihri öğretmeden önce de şayet sihir öğrenir ve yapar isen; imanının gideceğini ve imtihanı kaybedeceğini ve cehennemden hiç çıkamayacağını önceden de ihtar eden; sıra dışı varlıklar olduğuna dair tefsirler de muhtelif görüşler vardır.
Evet evet; sihir vardır.Mesela; Hz.Musa peygamber zamanında revaçta idi. Allah”ın emir ve yasaklarına uyarak; ancak sihirden korunabilirsiniz.
Sakın sakın;Allah”a isyan etmeyiniz.Çünkü sizin gerçek dostunuz, Allah”dır. Gerçek düşmanlarınız ise;sizi Allah”a isyan ettiren; şeytan ve deccal ve onların zalim düzenleri, kanunları ve mensublarının zulümleridir.Sakın yanlış anlama, her; “kanun ve düzen;yetkili ve görevli kişi veya kurum” kötü değildir.
Hem Mehdi; Kuran-ı Kerim”in bir talebesi ve hadimidir. Hem zamanının; en Bedii”si, Zeki”si ve Garibi, olsa; gerektir.Hem herkes Mehdinin kim olduğunu bilmeyecektir. Hem Mehdi şu kişi idi demek; gelecekte mehdi misal olabilecek kişilerin şevkini kırabilir.Hem her asırda bir müceddid gelir ve batıl ve hurafeleri kaldırır; dini tasaffi eder, yani saflaştırır.
Sakın yanlış anlama; dinde reform olmaz. Ama sen deforme olabilirsin. O halde sen kendini düzeltmelisin.Hem din; senin keyfine ve nefsine göre dizayn da edilemez.
***Hem Hz.İsa peygamber,yani Mesih; öldürülmüşte değildir.Hem annesi Hz.Meryem; Allah”ın bir mucizesi olarak;Hz.İsa peygamberi doğurmuş. Kundak da iken; konuşmaya başlamıştır. Dersen ki; babasız çocuk olmaz?Biz de deriz ki;”Hz.Adem babamız ile Hz.Havva anamızı nasıl ki;anasız ve babasız olarak Allah yaratmış ise; evleviyetle,haydi haydi babasız olarak da Hz.İsa peygamberi yaratabilir ve yaratmıştır” deriz.***
Hem ahirzamanda Hz.İsa peygamber;yeni; bir din ve kitap ile gelmiyecek, Hz.Muhammed peygamberi ve Kuran-ı Kerimi; teyid ve tasdik etmek için gelecek; tüm batıl hurafe ve inançları kaldıracak. Deccalin; Uluhiyeti inkar mesleğini öldürecek; gizli ve hain örgütünü ve kurduğu zalim düzenini dağıtıp; dünyaya adalet ve huzur getirecektir. Fakat; herkes Hz.İsa peygamberi tanımıyacak. Yani imtihan sırrı hiçbirzaman bozulmayacak, hayat ve imtihan devam edecek. İlahlık taslayanlar ise herzaman olduğu gibi yerin dibine geçirilecektir.
Hey deccal;kendini en Zeki, bu Aziz milletide aptal zannetmeyesin! Bilakis; dinsizin hakkından imansızın geldiğini bildiği için; o Aziz millet şimdilik susmakta belki kimbilir seni ve avarelerini kullanmakta!
Yoksa o gizli hainler seni maske yapıp arkana sığınıp veya yüzüne gülüp sendenmiş gibi görünüp seni kullanıp, kuyunu mu kazıyorlar!
Dinsiz bir millet yaşayamaz.Sadece manevi veya sadece maddi kanat ile de uçamazsınız. Hem maddi,hem de manevi kanat ile ve birbirleriyle orantılı ve ahenkli olmak şartıyla uçabilirsiniz. Bu kural;devletler içinde, geçerlidir.
Malın; kırkta bir zekatı olduğu gibi, ilmin ve kuvvetinde bir zekatı vardır. Bilen ile bilmeyen bir değildir.İlim mümin”in yitiğidir, nerede olursa alır. İlim Çin”de de olsa alınız. Hayatta, en hakiki mürşid ilimdir.
Hey soytarı;gaybtan,gelecekten haber veriyorum,ruhlar ile konuşuyorum, cennetten parsel satıyorum,sizlere şefaatçi olacağım diyen sahtekar; insanları kandırmayı ve dini kullanmayı ve alalemin ırz ve namusuna göz dikmeyi bırak.Kelin merhemi olsa idi; önce kendi başına sürer idi.
Hey evliya olmak isteyen kardeş; ne demiş İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki “bir iman hakikatının inkişafı;binler keşf ve kerametten daha üstündür.” Hem keramet;Allah”ın mevcudatı üzerindeki acaip tasarrufatını hakkalyakin yaşamak; yani kendi ruh aynanda güneşe mazhar olmak demektir.Yoksa kendini güneş zannetmek; değildir. Yoksa sen; bir iki harf öğrenmek ile kendini öğretmen mi zannediyorsun. Hem her havada uçanı da evliya zannetmeyesin.Hem Şah-ı Geylani”nin talebelerine uçarak ders verdiğini de unutmayasın.
Hey kendini Ehl-i Beyten olduğunu iddia eden ve bundan çıkar elde etmeye ve kendisinde bir meziyet olduğunu zanneden ve insanları kandırmaya çalışan uyanık.Bizim Hz.Adem peygamber soyundan geldiğimizi unutuyormusun! Sen soylusunda biz soysuz muyuz.Hem bu din de soy ve sopun önemli olmadığını bilmiyormusun.Sakın yanlış anlama; bizim hakiki Ehl-i Beyte sözümüz yoktur.
Dikkat ediniz; Kelime-i Şahadet; İslamiyet merdiveninin birinci basamağıdır. Kuran-ı Kerim”in tüm ayetlerini doğru anlamak gerektir. Ayetin başını okuyup; sonunu okumamak ve farklı manalar vermek doğru değildir.
Hey geleceği görmeye pek meraklı kardeş; herhangi bir hastahaneye gidip siroz veya akciğer kanseri olmuş veya nefes alabilmek için boğazı delinmiş hastaları görerek;içki, sigara, uyuşturucu kullananların bir manada geleceğini şimdiden görebilirsin!
Evet evet; geçmiş zaman geride kalmıştır. Gelecek zaman ise daha gelmemiştir.Bir dakika sonra yaşayacağına dair elinde bir senette yoktur.O halde günde 5 vakit namaz çoktur deme.Hem bir sonraki vaktin geleceği de kesin değildir. Yaşadığın an; o andır bil.
Hem seni yaratan Allah; elbetteki seni unutmayacaktır.Hem Allah; senin şah damarından daha yakındır. Ne demiş Yunus Emre;” bir ben vardır, benden içeru”.
Evet evet; akıllı kaptan; ters esen rüzgarı arkasına alan ve yoluna devam eden kaptandır. Mesela; döner başlıklı bir rüzgar gülü ile; esen rüzgarların yönü ne olursa olsun; elektrik üretebilirsiniz. Ama başlık sabit olur ise;sadece belirli yönde esen rüzgarlardan elektrik üretebilirsiniz.Niçin bu rüzgar ters esiyor diye kadere ve Allah”a isyan yerine; aklı çalıştırarak ters esen rüzgarı kullanmak gerektir.
Dikkat ediniz;bir kuş tüyü; koca bir dağı kaldırabilir. Mesela; hassas bir terazinin iki kefesine ağırlıkları ve kütleleri eşit iki dağ konsa;herhangi bir kefenin üzerine konan bir sinek; öteki kefedeki koca bir dağı kaldırabilir.
*Soru:”Dünya;öküz ile balık üzerindedir”; ne demektir?
Cevap
Mesela;”ayağını yorganına göre uzat” deyimi ile gelirinden fazla harcama yapma demek istenmiştir.Yoksa;ayak ve yorgandan bahsedilmemektedir.