Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
İmanın Şartları
Allah'a İman
Allah'dan başkasını sevmek caiz midir?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 188612" data-attributes="member: 857"><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Evet insanların içine bu sevgiyi koyan Allahtır. Ancak her duygunun nerede ve nasıl kullanılacağını da bize bildirmiştir. </span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Bu duyguları asıl sahibi olan Allaha verdikten sonra o zaman Allah adına Onun mahlukatını sevmek de ibadet olur. Bize verilen duyguları yanlış yerde kullanmak doğru değildir. Ancak bazen mahlukata aşık olanların, zamanla gerçek aşkı bulup Allah'a ulaştıkları sonra da her şeyi Allah adına sevdikleri olmuştur. </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Aşk, fart-ı muhabbet demektir. Muhabbet, bilmenin ve tanımanın veyahut mutlak kemale muttali olmanın; karşı tarafta da kemal, cemal -mecazi aşk açısından- melahet, müşakele gibi hususların bulunmasıyla bazen meydana gelen insandaki fıtrî bir haldir.</span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">İnsan, tanımadığını ve bilmediğini sevmez; sevebileceğini tanıyıp bilirse sever. Kafirlerin Allah’ı sevmemesi ve Rasulü Ekrem’e karşı saygısız olmaları tanımama ve bilmemeden kaynaklanmaktadır. </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Muhabbetin ifrat derecesine aşk denir. Normal muhabbette olmasa da aşkta bazen muvazenesizce tavırlar görülebilir. Bir diğer manada aşk, mahbubundaki kusurları görmemezlik, gözüne ondan başka hayalin girmemesi ve onu her şeyin ve herkesin üstünde kabul etme halidir.</span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Mesela kişinin, güneşin güzelliğini mahbubunun güzelliği yanında sönük görmesi, “Mahbubum benim yanımda olursa cennetin hurilerini istemem” demesi veya “Cennet başkalarının olsun. Bana mahbubum yeter..” gibi iddialar, aşık mırıltıları ve mecazi aşk açısından da akıl ve mantıkla telif edilemeyecek pervâsızca iddialardır. İşte bu aşktır ki, Mecnun’u sahraya salmış ve Ferhat’ı da koca dağı delme macerasına itmiştir. </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Allah’tan başkasına -ne olursa olsun- gönül vermek, onu sevmek, aşık ve müptela olmak mecazi aşktır. Mesela Mecnun’un, Ferhat’ın ve Zeliha’nın muhabbeti, birer mecazi muhabbettir. Bir de fart-ı muhabbetin fıtri garazsız, ivazsız olanı vardır ki, buna da anne ve babada bulunan şefkati misal verebiliriz. Esasen şefkat, Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerinden gelmektedir. Allah’ın insanlara ve mahlukata karşı olan mukaddes ve münezzeh sevgisinin, değişik malûl yanlarıyla insanlarda olanına şefkat denir. </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Evet, Mabud-u Mutlak’tan gayrıya gönlün kaptırılması, sevilip aşk u alaka gösterilmesi mecazi aşktır. Hakiki aşk ise gönlün Allah’a verilmesi ve Allah’ın deli gibi sevilmesidir. Burada hemen şunu da ifade etmeliyim ki, Allah’ı sevmek, bir pâye meselesidir. Müminler, Rasulü Ekrem’i severlerse, müminlik mertebesinde, daha doğrusu müminlikteki muhabbet mertebesinde önemli bir noktaya ulaşmışlar demektir. Fakat bu, en kamil mertebe değildir. Mesela Rasulü Ekrem’i andığınız zaman kararınız kalmayabilir; ama bu zirvenin ötesinde bir de şâhika vardır. Rasulü Ekrem’i, O’na ait hatıraları ve Ashab-ı Kiram’ı sevme mertebesi, muhabbetin ilk mertebelerindendir. Çünkü bunlar beşerî kıstaslarla anlaşılan, duyulan, takdir edilen ve ölçülen şeylerdendir. Demek ki, sizin kabınız hissedilen şeyleri ölçüp değerlendirerek size bir fikir verebiliyor. Siz bu fikirle o mahbubu gönülden seviyorsunuz. Onun halkasına tam girip ve onun gözüyle ötelere, ötelerin de ötesine bakınca, aşk u muhabbetinizde daha derin lâhûti bir buuda ulaşıyorsunuz. </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Allah’ı sevmek, her türlü alakanın ötesindedir. Bu sevgiyi vicdanında biraz olsun hisseden neler neler duyar. Cenab-ı Hakk’ı sevmenin başladığı andan itibaren her sevgi dolaylılık rengine bürünür. Ayrıca Allah’ı sevdiğiniz nispette mâsivâya karşı aşk u alakanız yavaş yavaş küsuf tutmaya yönelir. Siz artık her şeyi O’ndan dolayı sevmeye başlarsınız. Mesela Hz. Ali’yi, damad-ı Rasulullah, O’nun Haydar-ı Kerrarı, Şah-ı Merdanı, muharebe meydanlarının kükreyen aslanı olduğu için seversiniz. Allah’ı sevme zirvesine ve şâhikasına yükseldiğiniz zaman Rasulü Ekrem’i Allah’ın elçisi olduğu için seversiniz. O’nun karşısında yeri, konumu ve risaletini daha iyi görüp okudukça bu derinlikten ötürü sevgi bir hayranlığa dönüşür. Bu bir zevk ve hal meselesidir. Bunu tadan bilir; tatmayan bilmez. (Eski Erzurum müftüsünün ifadesiyle “men lem tadmaz lem bilmez.” O, “Men lem yezuk lem ya’rif - Tatmayan bilmez” sözünü yarı Arapça yarı Türkçe bu şekilde ifade ederdi.) </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">İnsanın Allah’ı sevmesi iyi bir şeydir. Hususiyle insan, vicdan sistemiyle Allah’ı tam bilebiliyorsa O’nu delice sever. Çünkü sevginin biricik mahalli vicdandır. Vicdanın rükünlerinden biri olan zihin bildirir, latife-i Rabbaniye gösterir, irade O’nun muradına yönlendirir, akıl, sevgi esbabı üzerinde muhakeme eder, yürek ona önemli derinlikler kazandırır. </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Bir insan, bütün bütün mecazi aşkla meşbu ve aşk-ı hakikiden mahrumsa mutlak bir şeyler yapılarak onun yüzü hakiki aşka döndürülmelidir. Bu, fani mahbubların fena ve zevalini göstermek suretiyle, onların içlerinde Baki-i Hakiki ve beka arzusu uyararak.. iman ve marifet hususunda derinleştirerek.. sözü-sohbeti hep evirip çevirip O’nunla irtibatlandırarak.. kalbin kiri-pası sayılan günahlardan, hatalardan uzak durarak Hak’la alaka kurabilir; alakasını güçlendirerek her şeyden elini eteğini çekip “Lâ uhibbu’l-âfilin - Ben, batıp gidenleri sevmem.” (En’am, 6/76) “Baki bir yâr isterim” deyip O’na yönelebilir. Hz. İbrahim (aleyhissalatu vesselam) gibi yıldız, ay, güneş hepsini tulû’, gurub ve mahiyetleriyle okur, bunların zeval bulup gitmelerini, bir doğup bir batmalarını ve batıp giden bu şeylerin kalbin alakasına değmediğini haykırır, herkese duyurur. Zaten bunlar, câmid ve cansız nesnelerdir; ne insanı duyar ne dinler ne de ihtiyaçlarına cevap verebilirler. Oysaki insan, öyle birine yönelmeli ki, her zaman O’nu görsün, duysun, dinlesin ve isteklerine cevap versin. Hatırat-ı kalbimi bilsin, dualarıma icabet etsin.. dünyevi-uhrevi taleplerimi yerine getirsin.. yalnızlığımı giderip bana enis olsun.. ebed arzularıma cevab-ı savap verip gönlümü şad etsin.. benim gibi bütün dost, ahbab, yârân ve yakınlarımı da âbâd etsin.. Evet, bana işte böyle bir Mabud, Sevgili, Yâr-ı vefâdâr ve her halime nigehban bir Dost lazım. Öyleyse bana aşk u alaka kurmak gerekir. </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Molla Cami, bu hususu anlatırken, “Sadece biri sev, başkaları sevmeye değmez. Çünkü görünmüyorlar. Biri iste, başkaları istemeye değmez. Çünkü derde derman olamıyorlar. Biri söyle, başkalarını söylemek fuzulidir. Çünkü senin işine yaramaz.” demek suretiyle hakiki aşkın Allah’a karşı olan aşk olduğunu, insan Allah’tan gayri neye gönlünü verirse versin, bunların içinde bir burkuntu ve üzüntü bırakıp gideceğini vurgular ki, bu, herkesin meşk edip tekrarlaması icap eden bir husustur. </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'">Hülâsa-i kelam, fâni ve zâil şeyler, gelip gidişi ile kalbin alakasına değmediğini göstermekte ve hakiki mahbub arıyan gönle “Allah sevilmelidir” ihtarını yapmaktadır. </span> <span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: Red"><span style="font-size: 9px">Sorularla İslamiyet </span></span></span><span style="color: Red"></span></p> <p style="text-align: right"><span style="color: Red"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 188612, member: 857"] [FONT=Century Gothic]Evet insanların içine bu sevgiyi koyan Allahtır. Ancak her duygunun nerede ve nasıl kullanılacağını da bize bildirmiştir. Bu duyguları asıl sahibi olan Allaha verdikten sonra o zaman Allah adına Onun mahlukatını sevmek de ibadet olur. Bize verilen duyguları yanlış yerde kullanmak doğru değildir. Ancak bazen mahlukata aşık olanların, zamanla gerçek aşkı bulup Allah'a ulaştıkları sonra da her şeyi Allah adına sevdikleri olmuştur. [/FONT] [FONT=Century Gothic] Aşk, fart-ı muhabbet demektir. Muhabbet, bilmenin ve tanımanın veyahut mutlak kemale muttali olmanın; karşı tarafta da kemal, cemal -mecazi aşk açısından- melahet, müşakele gibi hususların bulunmasıyla bazen meydana gelen insandaki fıtrî bir haldir.[/FONT] [FONT=Century Gothic] İnsan, tanımadığını ve bilmediğini sevmez; sevebileceğini tanıyıp bilirse sever. Kafirlerin Allah’ı sevmemesi ve Rasulü Ekrem’e karşı saygısız olmaları tanımama ve bilmemeden kaynaklanmaktadır. [/FONT] [FONT=Century Gothic] Muhabbetin ifrat derecesine aşk denir. Normal muhabbette olmasa da aşkta bazen muvazenesizce tavırlar görülebilir. Bir diğer manada aşk, mahbubundaki kusurları görmemezlik, gözüne ondan başka hayalin girmemesi ve onu her şeyin ve herkesin üstünde kabul etme halidir. Mesela kişinin, güneşin güzelliğini mahbubunun güzelliği yanında sönük görmesi, “Mahbubum benim yanımda olursa cennetin hurilerini istemem” demesi veya “Cennet başkalarının olsun. Bana mahbubum yeter..” gibi iddialar, aşık mırıltıları ve mecazi aşk açısından da akıl ve mantıkla telif edilemeyecek pervâsızca iddialardır. İşte bu aşktır ki, Mecnun’u sahraya salmış ve Ferhat’ı da koca dağı delme macerasına itmiştir. [/FONT] [FONT=Century Gothic] Allah’tan başkasına -ne olursa olsun- gönül vermek, onu sevmek, aşık ve müptela olmak mecazi aşktır. Mesela Mecnun’un, Ferhat’ın ve Zeliha’nın muhabbeti, birer mecazi muhabbettir. Bir de fart-ı muhabbetin fıtri garazsız, ivazsız olanı vardır ki, buna da anne ve babada bulunan şefkati misal verebiliriz. Esasen şefkat, Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerinden gelmektedir. Allah’ın insanlara ve mahlukata karşı olan mukaddes ve münezzeh sevgisinin, değişik malûl yanlarıyla insanlarda olanına şefkat denir. [/FONT] [FONT=Century Gothic] Evet, Mabud-u Mutlak’tan gayrıya gönlün kaptırılması, sevilip aşk u alaka gösterilmesi mecazi aşktır. Hakiki aşk ise gönlün Allah’a verilmesi ve Allah’ın deli gibi sevilmesidir. Burada hemen şunu da ifade etmeliyim ki, Allah’ı sevmek, bir pâye meselesidir. Müminler, Rasulü Ekrem’i severlerse, müminlik mertebesinde, daha doğrusu müminlikteki muhabbet mertebesinde önemli bir noktaya ulaşmışlar demektir. Fakat bu, en kamil mertebe değildir. Mesela Rasulü Ekrem’i andığınız zaman kararınız kalmayabilir; ama bu zirvenin ötesinde bir de şâhika vardır. Rasulü Ekrem’i, O’na ait hatıraları ve Ashab-ı Kiram’ı sevme mertebesi, muhabbetin ilk mertebelerindendir. Çünkü bunlar beşerî kıstaslarla anlaşılan, duyulan, takdir edilen ve ölçülen şeylerdendir. Demek ki, sizin kabınız hissedilen şeyleri ölçüp değerlendirerek size bir fikir verebiliyor. Siz bu fikirle o mahbubu gönülden seviyorsunuz. Onun halkasına tam girip ve onun gözüyle ötelere, ötelerin de ötesine bakınca, aşk u muhabbetinizde daha derin lâhûti bir buuda ulaşıyorsunuz. [/FONT] [FONT=Century Gothic] Allah’ı sevmek, her türlü alakanın ötesindedir. Bu sevgiyi vicdanında biraz olsun hisseden neler neler duyar. Cenab-ı Hakk’ı sevmenin başladığı andan itibaren her sevgi dolaylılık rengine bürünür. Ayrıca Allah’ı sevdiğiniz nispette mâsivâya karşı aşk u alakanız yavaş yavaş küsuf tutmaya yönelir. Siz artık her şeyi O’ndan dolayı sevmeye başlarsınız. Mesela Hz. Ali’yi, damad-ı Rasulullah, O’nun Haydar-ı Kerrarı, Şah-ı Merdanı, muharebe meydanlarının kükreyen aslanı olduğu için seversiniz. Allah’ı sevme zirvesine ve şâhikasına yükseldiğiniz zaman Rasulü Ekrem’i Allah’ın elçisi olduğu için seversiniz. O’nun karşısında yeri, konumu ve risaletini daha iyi görüp okudukça bu derinlikten ötürü sevgi bir hayranlığa dönüşür. Bu bir zevk ve hal meselesidir. Bunu tadan bilir; tatmayan bilmez. (Eski Erzurum müftüsünün ifadesiyle “men lem tadmaz lem bilmez.” O, “Men lem yezuk lem ya’rif - Tatmayan bilmez” sözünü yarı Arapça yarı Türkçe bu şekilde ifade ederdi.) [/FONT] [FONT=Century Gothic] İnsanın Allah’ı sevmesi iyi bir şeydir. Hususiyle insan, vicdan sistemiyle Allah’ı tam bilebiliyorsa O’nu delice sever. Çünkü sevginin biricik mahalli vicdandır. Vicdanın rükünlerinden biri olan zihin bildirir, latife-i Rabbaniye gösterir, irade O’nun muradına yönlendirir, akıl, sevgi esbabı üzerinde muhakeme eder, yürek ona önemli derinlikler kazandırır. [/FONT] [FONT=Century Gothic] Bir insan, bütün bütün mecazi aşkla meşbu ve aşk-ı hakikiden mahrumsa mutlak bir şeyler yapılarak onun yüzü hakiki aşka döndürülmelidir. Bu, fani mahbubların fena ve zevalini göstermek suretiyle, onların içlerinde Baki-i Hakiki ve beka arzusu uyararak.. iman ve marifet hususunda derinleştirerek.. sözü-sohbeti hep evirip çevirip O’nunla irtibatlandırarak.. kalbin kiri-pası sayılan günahlardan, hatalardan uzak durarak Hak’la alaka kurabilir; alakasını güçlendirerek her şeyden elini eteğini çekip “Lâ uhibbu’l-âfilin - Ben, batıp gidenleri sevmem.” (En’am, 6/76) “Baki bir yâr isterim” deyip O’na yönelebilir. Hz. İbrahim (aleyhissalatu vesselam) gibi yıldız, ay, güneş hepsini tulû’, gurub ve mahiyetleriyle okur, bunların zeval bulup gitmelerini, bir doğup bir batmalarını ve batıp giden bu şeylerin kalbin alakasına değmediğini haykırır, herkese duyurur. Zaten bunlar, câmid ve cansız nesnelerdir; ne insanı duyar ne dinler ne de ihtiyaçlarına cevap verebilirler. Oysaki insan, öyle birine yönelmeli ki, her zaman O’nu görsün, duysun, dinlesin ve isteklerine cevap versin. Hatırat-ı kalbimi bilsin, dualarıma icabet etsin.. dünyevi-uhrevi taleplerimi yerine getirsin.. yalnızlığımı giderip bana enis olsun.. ebed arzularıma cevab-ı savap verip gönlümü şad etsin.. benim gibi bütün dost, ahbab, yârân ve yakınlarımı da âbâd etsin.. Evet, bana işte böyle bir Mabud, Sevgili, Yâr-ı vefâdâr ve her halime nigehban bir Dost lazım. Öyleyse bana aşk u alaka kurmak gerekir. [/FONT] [FONT=Century Gothic] Molla Cami, bu hususu anlatırken, “Sadece biri sev, başkaları sevmeye değmez. Çünkü görünmüyorlar. Biri iste, başkaları istemeye değmez. Çünkü derde derman olamıyorlar. Biri söyle, başkalarını söylemek fuzulidir. Çünkü senin işine yaramaz.” demek suretiyle hakiki aşkın Allah’a karşı olan aşk olduğunu, insan Allah’tan gayri neye gönlünü verirse versin, bunların içinde bir burkuntu ve üzüntü bırakıp gideceğini vurgular ki, bu, herkesin meşk edip tekrarlaması icap eden bir husustur. [/FONT] [FONT=Century Gothic] Hülâsa-i kelam, fâni ve zâil şeyler, gelip gidişi ile kalbin alakasına değmediğini göstermekte ve hakiki mahbub arıyan gönle “Allah sevilmelidir” ihtarını yapmaktadır. [/FONT] [FONT=Century Gothic] [/FONT][RIGHT][FONT=Century Gothic][COLOR=Red][SIZE=1]Sorularla İslamiyet [/SIZE][/COLOR][/FONT][COLOR=Red] [/COLOR][/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
İmanın Şartları
Allah'a İman
Allah'dan başkasını sevmek caiz midir?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst