Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Altın Silsile 30.Halka Mevlana Halid-i Bağdadi[ksa]Hazretleri[genel]
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ashabulyemin" data-source="post: 187949" data-attributes="member: 12602"><p><strong>[PLAIN]3- Altın Silsile 30.Halka Mevlana Halid-i Bağdadi[ksa]Hazretleri[genel][/PLAIN]</strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">KERAMETLERİNDEN BİR BÖLÜM</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin pek çok kerameti vardı. En büyük keramet belki de şuydu:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Onun dergâhında olanlar, hizmetinde bulunanlar dünyevî yiyecek ve içeceklerden mahrum kalmazlardı. Onun verdiği sadakaların haddi hesabı olmazdı. Gizli ve açıktan verirdi. Binlerce insan onun dergâhına gelir ve memnun olarak geriye dönerdi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Onun evi, dergâhı, mescidi insanlara her an açıktı. Canı isteyen gelir kalırdı. Gelenlerin gönlü hoş tutulurdu. Misafirlere ikram etmek onun âdetiydi. Onun huzuruna gelip de isteyenin boş döndüğü görülmemişti. O madde ve mâna âleminin sultanıydı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Âlim, cahil, âbid, zâhid, müslüman ve gayri müslim herkesin hoşnutluğunu kazanmış olması ve ilim sahiplerinin onu takdir edip savunması hiç şüphesiz büyük kerametti.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Nice âlimler vardı; onun eşiğinde bekleşen...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Hizmet edip velîleşen, ilmini baştacı edip ameliyle yükselen...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte onlardan biri, Bağdat müftüsü Seyyid Haydarî hazretleriydi...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine bakışını ve teslim oluşunu şöyle dile getirmişti:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Mürşidim bana, süt kabını başının üzerine al da Bağdat sokaklarında sat dese, asla hayır diyemem, hizmetine koşarım.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir defasında hıristiyan bir kişiye Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri rahmet nazarıyla bakmıştı da hıristiyan, onun peşini bırakmamıştı. Sonradan anlaşıldı ki dergâhında yıllarca hizmet etmiş, gerçek bir mümin olarak tanınmış ve takvâsı ile yücelmişti.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin mürşid-i kâmil olduğunu kabul etmeyen biri vardı. Bağdat’ta yaşar, yaptığı çeşitli davranışlarla Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri ve sûfîleriyle alay ederdi. Yine bir gün bu kişi arkadaşları ile beraber alay etmeye kalktılar. Güya halka kurup hatme ve zikir yapacaklardı. Tam sözde hatmeye oturacakları sırada cinnet geçirdi. Üstünü başını parçalamaya başladı. Bağdat’ı baştan aşağıya dolaştı; hem de anadan doğma olarak!</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de sûfîleriyle birlikte Bağdat’ın mesirelik bir yerinde dinleniyordu. Cinnet geçiren kişinin yakın akrabası yanına geldi. Ağlaşmaya başladı. Cinnet geçiren kişinin kurtulması için himmet etmesini, dua edip kurtarmasını istediler.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, halifelerinden birini görevlendirdi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Git ona teveccüh et, ama o kişinin iyi olacağına kesinlikle inan.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ancak halife bunun ne kadar zor olduğunu düşünerek Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin eline sarıldı, onu affetmesi için âdeta yalvardı. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de bizzat cinnet geçiren kişiye teveccüh etti. O kişinin kurtulması için dua etti.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allah’ın lutfuyla duası kabul edildi. Mürşidin rahmet nazarları o kişiye şifa oldu ve kurtuldu. İyileştikten sonra da Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin hizmetine girdi, samimi müridlerinden biri oldu.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">VEBA SALGINI</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir ramazan ayı idi. Yanındakilere Şam ve ardından kutsal mekânlara yolculuktan bahsetti. Evet, bulunduğu yer, kutsal vadiydi, Tûr dağı oradaydı. Mescid-i Aksâ oradaydı.180 Ancak bu mukaddes yolculuk ne zaman ve ne şekilde olacaktı? Sözlerin ardında yatan anlam anlaşılmadı, ancak bir yolculuk vardı; şairin ifadesiyle:</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Kafileyle düzenlemek istedi, bir kutsal sefer</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ne var ki bir kafile, kutsal makamaydı bu sefer</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ramazan ayının ardından gelen şevvâl ayında bir veba salgını baş gösterdi. Ama ne salgın!</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Çok insan bu hastalığa yakalandı ve kurtulamadı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İnsanlar Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine gelip şöyle dediler:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Efendim! Şimdi tam zamanıdır, Kudüs yolculuğuna çıkalım.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Şimdi bu şehri terkedemeyiz. Burada kalmamız en doğrusudur.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">O günden itibaren Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri bu hastalığın bulaşıcı olduğundan, gerekli önlemler alınmasına rağmen yine de ölenler olursa, onların şehid sayılacağından bahsetti ve şöyle sohbet etti:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Bir defasında Hz. Ömer (r.a) Şam’a gitmek üzere yola çıkmıştı. Sarğ denilen yere geldiler. Orada Ebû Ubeyde b. Cerrâh ve beraberindekilerle karşılaştılar. Bu kişiler, o bölgede görev yapan İslâm ordularının komutanlarındandı. Onlar, Hz. Ömer’e Şam tarafında veba salgını olduğunu söylediler. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) durumu görüşmek üzere ensar ve muhacirden ileri gelen sahâbîleri yanına çağırdı. Kendilerine yola devam edip etmeme konusunda ne düşündüklerini sordu. Herkes görüşünü açıkladı. Ancak net bir karara varamadılar. Hz. Ömer (r.a),</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Beni bir müddet yalnız bırakın” dedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Daha sonra görüşlerine itibar ettiği yaşlı ve herkesin çok değer verdiği büyük sahâbîlerle de istişare ederek kararını açıkladı:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Ben sabahleyin geriye dönüyorum, peşimden siz de gelin.’</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ebû Ubeyde b. Cerrâh bu kararı uygun görmedi ve,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Ey Ömer! Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?’ dedi. Hz. Ömer (r.a),</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Ey Ubeyde! Bu sözü keşke başkası söyleseydi de senden işitmeseydim. Evet biz, Allah’ın bir kaderinden kaçıyor, diğerine iltica ediyoruz. Hani sen deveyle seyahat ederken görmüşsündür; bir vadinin iki yamacı olur, bir tarafı yemyeşil diğer yanı ise kıraç ve kuraktır. Deveni yemyeşil bir yamaçta otlatman Allah’ın kaderinden değil de, kıraç yerde otlatman mı Allah’ın kaderi oluyor?’ dedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Tam o sırada Abdurrahman b. Avf hazretleri yanlarına geldi ve,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Ben, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim’ dedi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Bir yerde veba salgını olduğunu işitince, oraya girmeyin, bulunduğunuz yerde veba salgını çıkarsa, kaçmak için orayı terketmeyin.’181</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bunun üzerine Hz. Ömer ve arkadaşları verdikleri isabetli karardan dolayı Allah’a şükrettiler ve geri döndüler.182</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu sebeple bizler de burada kalmalıyız. Hem Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘O, kâfirler için Allah’ın gönderdiği bir azap, sabrettikleri takdirde müminler için rahmet vesilesidir. Veba salgını bulunan bir yerde bulunan mümin, kendisine Allah’ın takdir edeceği hükmün ulaşacağını bilir, sevap kazanmak (ve başkalarına bulaştırmamak) maksadıyla orada kalır ve (karantina nedeniyle) dışarı çıkmazsa, mutlaka o kişiye şehid sevabının bir misli verilir.’”183</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri veba salgını süresince insanlara çok sohbetler etti. Halkın yapması gereken en uygun davranışın, gerekli önlemleri aldıktan sonra sabretmek olduğunu anlattı. Ama salgın hastalık çok canlar alıyordu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bahâeddin henüz beş yaşındaydı. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin göz bebeği biricik nuruydu. Çok güzel Kur’an okur, Arapça, Farsça ve Kürtçe bilirdi. Şevvâl ayının 28’inde (25 Mayıs 1827) Cuma günü şehid oldu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Onun ölümünden on gün sonra da ağabeyi Abdurrahman vefat etti. O da altı yaşındaydı. O da şehid oldu. İkisini aynı yere defnettiler.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri çocuklarının defnedildiği kabrin yanına bir kabir daha açılmasını istedi. Kendisinin, aile fertlerinin ve ileri gelen halifelerin kabir yerlerine de böylece işaret etmiş oldu. Bu yerin etrafının duvarla çevrilmesini ve bir su sarnıcı yapılmasını istedi, ardından şöyle dedi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Öyle ümit ediyorum ki, buraya dervişler tekkesi yapılacaktır!”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Aslında bu söz, öteden beri devam etmekte olan sâdât-ı kirâmın nurlu yolunun, toprağa gömülüp gitmeyeceğini, kişilerle fâni olmadığını, Allah’a kullukla bâki kalacağına bir işaretti. Çünkü bu yol devam ediyordu ve edecekti.184</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">HAC YOLCULUĞU</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">1220 (1805) yıllarıydı...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bütün dünyevî arzu ve isteklerini bir yana bıraktı. Tüm isteği Mekke-i Mükerreme’ye ulaşmak, yaratılmışların en hayırlısı hazretleri Muhammed Mustafa Efendimiz’in (s.a.v) mübarek kabrini ziyaret etmekti.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Hac yolculuğuna çıktı. Yol boyunca bazı hadis âlimleriyle görüştü. O zaman, kimi hadis âlimleri vardı; hadisleri senet ve metinleriyle ezberler, tâ sevgili Peygamberimiz’e (s.a.v) kadar bilinen rivayet tarikini zikrederek hadis naklederlerdi.171 Örneğin Şeyh Muhammed Küzberî gibi bu özelliği olan hadis âlimlerinden hadis dinledi ve hadis nakledebilme yetkisi aldı (icâzet). Yine bu zatın halifesi Şeyh Mustafa Kürdî’den tasavvufî konularda ve Kâdiriyye tarikatına dair de icâzet aldı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Mekke-i Mükerreme’de ve Medine-i Münevvere’de pek çok mânevî güzelliklere tanık oldu. Onlardan sadece bir tanesi şöyle, kendisi anlatıyor:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Medine-i Münevvere’de bulunduğum günlerde, öğüt veren, sohbet eden insanlara rastladığımda kendilerine çok itibar ediyordum. Bir defasında Yemenli olduğunu öğrendiğim sâlih bir kişiyle karşılaştım. Riyâzet ehliydi. Tasavvufî mertebelere riyâzet yaparak ilerlediğini anladım. İlmi çoktu. Nefsini ıslah etmişti. Âlimdi, veliydi, mürşid-i kâmildi. Cenâb-ı Hakk’ın rızâ makamında sevdiği sâlih bir kuluydu. Bana şöyle dedi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Mekke-i Mükerreme’de bulunduğun sırada, yanlış olduğunu zannettiğin bir uygulama görürsen, hemen karşı çıkma. Orası bereketli topraklardır. Kimin nasıl bir kul olduğunu Allah bilir.’</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Aradan zaman geçti. Ben Mekke-i Mükerreme’ye gittim. Başta Beytullah olmak üzere her şey çok dikkatimi çekiyordu. Tüm hareketlerime dikkat ettim.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir cuma günüydü. Beytullah’a yöneldim. Namaz kıldım, tavaf ettim, sonra da Delâilü’l-Hayrât’ı okumaya başladım.172 O sırada birinin davranışı çok dikkatimi çekti. Siyah sakallı bir zat sırtını Kâbe’nin duvarına yaslamış, bana bakıyordu. O an, bu kişinin cahil olduğunu düşündüm. Herhalde o, Beytullah’a karşı sırt dönülmeyeceğini bilmiyor dedim. Onu uyarmak istedim. Yanına yaklaştım. Yaptığı yanlış hareketten (!) dolayı tam kendisini uyarmak üzereydim ki beni farketti ve şöyle dedi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Kardeşim! Allah katında mümine gösterilen saygı, Beytullah’a gösterilen hürmetten daha üstündür. Müminin kalbi ve Allah huzurundaki değeri Kâbe’nin taşından daha yücedir. Medine’deki zatın sana söylediklerini ne çabuk unuttun!’</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">O zaman ben, ‘Onun Allah’ın velî kullarından biri olduğunu anladım. Elini öpmek istedim. Belki aradığım mürşid-i kâmil bu zattır’ dedim. Kendisine intisap etmek istedim. Bu kez,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Seni irşad edecek kişi burada değil’ dedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Eliyle Hindistan tarafını işaret etti ve,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘O bölgeden sana mânevî bir işaret gelecek’ dedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">O zaman ben, beni irşad edecek mürşid-i kâmilin Harem-i şerif’te olmadığına inandım.”</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">TASARRUFAT</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">1224 (1809) yıllarıydı. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri 1224 (1809) yılında gönlündeki mürşidi bulmak üzere üzere Hindistan’a gidiyordu ve bu yolculuğa çıkarken şöyle diyordu:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Maksudum vuslatımdır</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ona varana kadar bütün zorlukları seveceğim</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Uzakta olsa aradığım,</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Onları buluncaya kadar sabredeceğim.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Süleymaniye’den ayrılınca Rey, Medine-i Hadra (Keş), Bistâm, Harakân, Nîşâbur, Tûs, Câm, Herat, Kandehar, Peşâver, Lahor üzerinden Delhi’ye yaklaştı. Delhi’nin o zamanki adı saltanat merkezi olan Cihanâbâd idi.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, yol boyunca pek çok âlimle tanışmış, âhirete irtihal etmiş kâmil velîleri ziyaret etmiş, onların merkadı başında şiirler dile getirmiş, kıyısı görülmeyen bir umman olarak coşup âdeta taşmıştı. Hatta Herat’ta bütün âlimler onu yolcu ederken şehrin bir mil kadar dışına çıkarak uğurlamışlardı. O arkasına bakmadan, sessizliğin sessizliğinde, aslan yüreğinin bile korkacağı ıssız dağlıkları aşarak Kandehar ve Kâbil’e gelmiş, şimdi de âlimler diyarı Peşâver’e ulaşmıştı.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Medrese âlimlerinin yıllardır uyguladığı bir geleneği vardı; gelen âlimleri soru yağmuruna tutarlardı. Peşâver’de de âlimler Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin katıldığı bir toplantı düzenlediler. Özellikle Şiî mezhebinin tesiri altında kalmış ve münazarayı çok seven âlimler tefsir, hadis, fıkıh, kelâm gibi temel İslâmî ilimlerde kendisine pek çok soru sordular. Şiî âlimler örneğin,</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Peygamberlerin günahsız oldukları hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorunca, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri,</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Hepsi masumdur” dedi ve, “Allah seni affetti”173 meâlindeki âyeti okudu.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Şiîler Hz. Ebû Bekir Efendimiz’i (r.a) sevmezlerdi. Bu yüzden onun hakkındaki düşüncelerini sorduklarında Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri onları,</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Allah’ın razı olduğu bir zat hakkında sizler neden memnun olmuyorsunuz” diyerek susturdu.174</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri ardı arkası kesilmeyen sorulara bir bir cevap verdi. Peşâver’in seçkin âlimleri anladılar ki bu zat, İslâmî ilimleri önüne katmış, muhabbet ile sel olup taşmış, bilgisiyle sağanak olup taşmıştı. Ama kendisinde hiç büyüklenme belirtisi (kibir) yoktu, tevazu vardı, kalpleri kırmadı, sevgiyle örülü nice gönüller kurdu, Peşâverliler kendisine hürmet ettiler, izzet ve ikramda bulundular ve birkaç gün sonra da onu yolcu ettiler.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri kendisini irşad edecek mürşid-i kâmilin, Kâbe’deki zatın dediğine göre bu bölgede olduğuna inanmıştı. Her an onunla karşılaşması mümkündü. Kimdi ve neredeydi? Bu yüzden rastladığı âlimlere ve velîlere karşı tevazu ve edepten asla taviz vermiyordu. İlâhî irade ise onu her yerde koruyor, mânevî bir kuvvet sanki onu irşada doğru çekiyordu. Yaşadıkları ile bu duruma, hem zâhir hem de bâtında tanık oluyordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Lahor’a geldi. Burası Hindistan ile Pakistan’a sınırdı. Aynı zamanda bölgenin kültür ve sanat merkeziydi. Lahor’da Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin mürşidi Mirza Mazhar Cân-ı Cânân hazretlerinin halifelerinden Mevlânâ Şeyh Muammer Senâullah hazretleri vardı. O da Abdullah-ı Dihlevî hazretleri ile aynı şeyhin halifesiydi.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri bu zatın dergâhında birkaç gün kaldı. Orada geçirdiği günleri kendisi şöyle anlatıyor:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“O gece rüyamda Mevlânâ Şeyh Senâullah hazretlerini gördüm. Beni kendisine doğru çekiyordu. Ancak o tarafa doğru gitmek içimden gelmiyordu, direniyordum...</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ertesi gün, gördüğüm rüyamı kendisine anlatacaktım ki bana,</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Delhi’ye gitmelisin. Orada kardeşimiz Abdullah’ın hizmetine gireceksin. Sana vaad edilen emanet onun yanında gerçekleşecektir’ dedi.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Onun sözlerinden şunu anladım: Her ne kadar beni Mevlânâ Şeyh Senâullah hazretleri yetiştirmek istemişse de, efendim Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin mânevî tasarrufatı daha üstün gelmişti. Allah’a hamdettim.”</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Delhi’ye ulaştığında yüzlerce kilometrelik mesafeyi, onlarca şehri ve tam bir yılı geride bırakmıştı.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mürşidine karşı sevgi ve aşk hali arttıkça artmıştı. Karşı konulamaz bir vaziyet almıştı. Artık Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin, “Anadolu’dan bir âlim gelecek” diye müridlerine müjdelediği, geleceğin mürşid-i kâmili Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin gönül dünyasındaki nur ziyadesiyle parlamıştı. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><a href="http://www.konakdersleri.org/ilim.php?giris=493&konu=MEVLÂNÂ-HÂLID-I-BAGDADI-(k.s)" target="_blank">-kaynak-</a></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ashabulyemin, post: 187949, member: 12602"] [b][PLAIN]3- Altın Silsile 30.Halka Mevlana Halid-i Bağdadi[ksa]Hazretleri[genel][/PLAIN][/b] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]KERAMETLERİNDEN BİR BÖLÜM[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin pek çok kerameti vardı. En büyük keramet belki de şuydu:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Onun dergâhında olanlar, hizmetinde bulunanlar dünyevî yiyecek ve içeceklerden mahrum kalmazlardı. Onun verdiği sadakaların haddi hesabı olmazdı. Gizli ve açıktan verirdi. Binlerce insan onun dergâhına gelir ve memnun olarak geriye dönerdi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Onun evi, dergâhı, mescidi insanlara her an açıktı. Canı isteyen gelir kalırdı. Gelenlerin gönlü hoş tutulurdu. Misafirlere ikram etmek onun âdetiydi. Onun huzuruna gelip de isteyenin boş döndüğü görülmemişti. O madde ve mâna âleminin sultanıydı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Âlim, cahil, âbid, zâhid, müslüman ve gayri müslim herkesin hoşnutluğunu kazanmış olması ve ilim sahiplerinin onu takdir edip savunması hiç şüphesiz büyük kerametti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Nice âlimler vardı; onun eşiğinde bekleşen...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Hizmet edip velîleşen, ilmini baştacı edip ameliyle yükselen...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İşte onlardan biri, Bağdat müftüsü Seyyid Haydarî hazretleriydi...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine bakışını ve teslim oluşunu şöyle dile getirmişti:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Mürşidim bana, süt kabını başının üzerine al da Bağdat sokaklarında sat dese, asla hayır diyemem, hizmetine koşarım.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir defasında hıristiyan bir kişiye Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri rahmet nazarıyla bakmıştı da hıristiyan, onun peşini bırakmamıştı. Sonradan anlaşıldı ki dergâhında yıllarca hizmet etmiş, gerçek bir mümin olarak tanınmış ve takvâsı ile yücelmişti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin mürşid-i kâmil olduğunu kabul etmeyen biri vardı. Bağdat’ta yaşar, yaptığı çeşitli davranışlarla Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri ve sûfîleriyle alay ederdi. Yine bir gün bu kişi arkadaşları ile beraber alay etmeye kalktılar. Güya halka kurup hatme ve zikir yapacaklardı. Tam sözde hatmeye oturacakları sırada cinnet geçirdi. Üstünü başını parçalamaya başladı. Bağdat’ı baştan aşağıya dolaştı; hem de anadan doğma olarak![/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de sûfîleriyle birlikte Bağdat’ın mesirelik bir yerinde dinleniyordu. Cinnet geçiren kişinin yakın akrabası yanına geldi. Ağlaşmaya başladı. Cinnet geçiren kişinin kurtulması için himmet etmesini, dua edip kurtarmasını istediler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, halifelerinden birini görevlendirdi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Git ona teveccüh et, ama o kişinin iyi olacağına kesinlikle inan.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ancak halife bunun ne kadar zor olduğunu düşünerek Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin eline sarıldı, onu affetmesi için âdeta yalvardı. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de bizzat cinnet geçiren kişiye teveccüh etti. O kişinin kurtulması için dua etti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allah’ın lutfuyla duası kabul edildi. Mürşidin rahmet nazarları o kişiye şifa oldu ve kurtuldu. İyileştikten sonra da Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin hizmetine girdi, samimi müridlerinden biri oldu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]VEBA SALGINI[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir ramazan ayı idi. Yanındakilere Şam ve ardından kutsal mekânlara yolculuktan bahsetti. Evet, bulunduğu yer, kutsal vadiydi, Tûr dağı oradaydı. Mescid-i Aksâ oradaydı.180 Ancak bu mukaddes yolculuk ne zaman ve ne şekilde olacaktı? Sözlerin ardında yatan anlam anlaşılmadı, ancak bir yolculuk vardı; şairin ifadesiyle:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Kafileyle düzenlemek istedi, bir kutsal sefer[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ne var ki bir kafile, kutsal makamaydı bu sefer[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ramazan ayının ardından gelen şevvâl ayında bir veba salgını baş gösterdi. Ama ne salgın![/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Çok insan bu hastalığa yakalandı ve kurtulamadı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İnsanlar Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine gelip şöyle dediler:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Efendim! Şimdi tam zamanıdır, Kudüs yolculuğuna çıkalım.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Şimdi bu şehri terkedemeyiz. Burada kalmamız en doğrusudur.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]O günden itibaren Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri bu hastalığın bulaşıcı olduğundan, gerekli önlemler alınmasına rağmen yine de ölenler olursa, onların şehid sayılacağından bahsetti ve şöyle sohbet etti:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Bir defasında Hz. Ömer (r.a) Şam’a gitmek üzere yola çıkmıştı. Sarğ denilen yere geldiler. Orada Ebû Ubeyde b. Cerrâh ve beraberindekilerle karşılaştılar. Bu kişiler, o bölgede görev yapan İslâm ordularının komutanlarındandı. Onlar, Hz. Ömer’e Şam tarafında veba salgını olduğunu söylediler. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) durumu görüşmek üzere ensar ve muhacirden ileri gelen sahâbîleri yanına çağırdı. Kendilerine yola devam edip etmeme konusunda ne düşündüklerini sordu. Herkes görüşünü açıkladı. Ancak net bir karara varamadılar. Hz. Ömer (r.a),[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Beni bir müddet yalnız bırakın” dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Daha sonra görüşlerine itibar ettiği yaşlı ve herkesin çok değer verdiği büyük sahâbîlerle de istişare ederek kararını açıkladı:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Ben sabahleyin geriye dönüyorum, peşimden siz de gelin.’[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ebû Ubeyde b. Cerrâh bu kararı uygun görmedi ve,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Ey Ömer! Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?’ dedi. Hz. Ömer (r.a),[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Ey Ubeyde! Bu sözü keşke başkası söyleseydi de senden işitmeseydim. Evet biz, Allah’ın bir kaderinden kaçıyor, diğerine iltica ediyoruz. Hani sen deveyle seyahat ederken görmüşsündür; bir vadinin iki yamacı olur, bir tarafı yemyeşil diğer yanı ise kıraç ve kuraktır. Deveni yemyeşil bir yamaçta otlatman Allah’ın kaderinden değil de, kıraç yerde otlatman mı Allah’ın kaderi oluyor?’ dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Tam o sırada Abdurrahman b. Avf hazretleri yanlarına geldi ve,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Ben, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim’ dedi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Bir yerde veba salgını olduğunu işitince, oraya girmeyin, bulunduğunuz yerde veba salgını çıkarsa, kaçmak için orayı terketmeyin.’181[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bunun üzerine Hz. Ömer ve arkadaşları verdikleri isabetli karardan dolayı Allah’a şükrettiler ve geri döndüler.182[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bu sebeple bizler de burada kalmalıyız. Hem Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘O, kâfirler için Allah’ın gönderdiği bir azap, sabrettikleri takdirde müminler için rahmet vesilesidir. Veba salgını bulunan bir yerde bulunan mümin, kendisine Allah’ın takdir edeceği hükmün ulaşacağını bilir, sevap kazanmak (ve başkalarına bulaştırmamak) maksadıyla orada kalır ve (karantina nedeniyle) dışarı çıkmazsa, mutlaka o kişiye şehid sevabının bir misli verilir.’”183[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri veba salgını süresince insanlara çok sohbetler etti. Halkın yapması gereken en uygun davranışın, gerekli önlemleri aldıktan sonra sabretmek olduğunu anlattı. Ama salgın hastalık çok canlar alıyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bahâeddin henüz beş yaşındaydı. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin göz bebeği biricik nuruydu. Çok güzel Kur’an okur, Arapça, Farsça ve Kürtçe bilirdi. Şevvâl ayının 28’inde (25 Mayıs 1827) Cuma günü şehid oldu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Onun ölümünden on gün sonra da ağabeyi Abdurrahman vefat etti. O da altı yaşındaydı. O da şehid oldu. İkisini aynı yere defnettiler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri çocuklarının defnedildiği kabrin yanına bir kabir daha açılmasını istedi. Kendisinin, aile fertlerinin ve ileri gelen halifelerin kabir yerlerine de böylece işaret etmiş oldu. Bu yerin etrafının duvarla çevrilmesini ve bir su sarnıcı yapılmasını istedi, ardından şöyle dedi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Öyle ümit ediyorum ki, buraya dervişler tekkesi yapılacaktır!”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Aslında bu söz, öteden beri devam etmekte olan sâdât-ı kirâmın nurlu yolunun, toprağa gömülüp gitmeyeceğini, kişilerle fâni olmadığını, Allah’a kullukla bâki kalacağına bir işaretti. Çünkü bu yol devam ediyordu ve edecekti.184[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]HAC YOLCULUĞU[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]1220 (1805) yıllarıydı...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bütün dünyevî arzu ve isteklerini bir yana bıraktı. Tüm isteği Mekke-i Mükerreme’ye ulaşmak, yaratılmışların en hayırlısı hazretleri Muhammed Mustafa Efendimiz’in (s.a.v) mübarek kabrini ziyaret etmekti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Hac yolculuğuna çıktı. Yol boyunca bazı hadis âlimleriyle görüştü. O zaman, kimi hadis âlimleri vardı; hadisleri senet ve metinleriyle ezberler, tâ sevgili Peygamberimiz’e (s.a.v) kadar bilinen rivayet tarikini zikrederek hadis naklederlerdi.171 Örneğin Şeyh Muhammed Küzberî gibi bu özelliği olan hadis âlimlerinden hadis dinledi ve hadis nakledebilme yetkisi aldı (icâzet). Yine bu zatın halifesi Şeyh Mustafa Kürdî’den tasavvufî konularda ve Kâdiriyye tarikatına dair de icâzet aldı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Mekke-i Mükerreme’de ve Medine-i Münevvere’de pek çok mânevî güzelliklere tanık oldu. Onlardan sadece bir tanesi şöyle, kendisi anlatıyor:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Medine-i Münevvere’de bulunduğum günlerde, öğüt veren, sohbet eden insanlara rastladığımda kendilerine çok itibar ediyordum. Bir defasında Yemenli olduğunu öğrendiğim sâlih bir kişiyle karşılaştım. Riyâzet ehliydi. Tasavvufî mertebelere riyâzet yaparak ilerlediğini anladım. İlmi çoktu. Nefsini ıslah etmişti. Âlimdi, veliydi, mürşid-i kâmildi. Cenâb-ı Hakk’ın rızâ makamında sevdiği sâlih bir kuluydu. Bana şöyle dedi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Mekke-i Mükerreme’de bulunduğun sırada, yanlış olduğunu zannettiğin bir uygulama görürsen, hemen karşı çıkma. Orası bereketli topraklardır. Kimin nasıl bir kul olduğunu Allah bilir.’[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Aradan zaman geçti. Ben Mekke-i Mükerreme’ye gittim. Başta Beytullah olmak üzere her şey çok dikkatimi çekiyordu. Tüm hareketlerime dikkat ettim.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir cuma günüydü. Beytullah’a yöneldim. Namaz kıldım, tavaf ettim, sonra da Delâilü’l-Hayrât’ı okumaya başladım.172 O sırada birinin davranışı çok dikkatimi çekti. Siyah sakallı bir zat sırtını Kâbe’nin duvarına yaslamış, bana bakıyordu. O an, bu kişinin cahil olduğunu düşündüm. Herhalde o, Beytullah’a karşı sırt dönülmeyeceğini bilmiyor dedim. Onu uyarmak istedim. Yanına yaklaştım. Yaptığı yanlış hareketten (!) dolayı tam kendisini uyarmak üzereydim ki beni farketti ve şöyle dedi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Kardeşim! Allah katında mümine gösterilen saygı, Beytullah’a gösterilen hürmetten daha üstündür. Müminin kalbi ve Allah huzurundaki değeri Kâbe’nin taşından daha yücedir. Medine’deki zatın sana söylediklerini ne çabuk unuttun!’[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]O zaman ben, ‘Onun Allah’ın velî kullarından biri olduğunu anladım. Elini öpmek istedim. Belki aradığım mürşid-i kâmil bu zattır’ dedim. Kendisine intisap etmek istedim. Bu kez,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Seni irşad edecek kişi burada değil’ dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Eliyle Hindistan tarafını işaret etti ve,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘O bölgeden sana mânevî bir işaret gelecek’ dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]O zaman ben, beni irşad edecek mürşid-i kâmilin Harem-i şerif’te olmadığına inandım.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]TASARRUFAT[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]1224 (1809) yıllarıydı. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri 1224 (1809) yılında gönlündeki mürşidi bulmak üzere üzere Hindistan’a gidiyordu ve bu yolculuğa çıkarken şöyle diyordu:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Maksudum vuslatımdır[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ona varana kadar bütün zorlukları seveceğim[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Uzakta olsa aradığım,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Onları buluncaya kadar sabredeceğim.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Süleymaniye’den ayrılınca Rey, Medine-i Hadra (Keş), Bistâm, Harakân, Nîşâbur, Tûs, Câm, Herat, Kandehar, Peşâver, Lahor üzerinden Delhi’ye yaklaştı. Delhi’nin o zamanki adı saltanat merkezi olan Cihanâbâd idi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, yol boyunca pek çok âlimle tanışmış, âhirete irtihal etmiş kâmil velîleri ziyaret etmiş, onların merkadı başında şiirler dile getirmiş, kıyısı görülmeyen bir umman olarak coşup âdeta taşmıştı. Hatta Herat’ta bütün âlimler onu yolcu ederken şehrin bir mil kadar dışına çıkarak uğurlamışlardı. O arkasına bakmadan, sessizliğin sessizliğinde, aslan yüreğinin bile korkacağı ıssız dağlıkları aşarak Kandehar ve Kâbil’e gelmiş, şimdi de âlimler diyarı Peşâver’e ulaşmıştı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Medrese âlimlerinin yıllardır uyguladığı bir geleneği vardı; gelen âlimleri soru yağmuruna tutarlardı. Peşâver’de de âlimler Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin katıldığı bir toplantı düzenlediler. Özellikle Şiî mezhebinin tesiri altında kalmış ve münazarayı çok seven âlimler tefsir, hadis, fıkıh, kelâm gibi temel İslâmî ilimlerde kendisine pek çok soru sordular. Şiî âlimler örneğin,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Peygamberlerin günahsız oldukları hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorunca, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Hepsi masumdur” dedi ve, “Allah seni affetti”173 meâlindeki âyeti okudu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Şiîler Hz. Ebû Bekir Efendimiz’i (r.a) sevmezlerdi. Bu yüzden onun hakkındaki düşüncelerini sorduklarında Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri onları,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Allah’ın razı olduğu bir zat hakkında sizler neden memnun olmuyorsunuz” diyerek susturdu.174[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri ardı arkası kesilmeyen sorulara bir bir cevap verdi. Peşâver’in seçkin âlimleri anladılar ki bu zat, İslâmî ilimleri önüne katmış, muhabbet ile sel olup taşmış, bilgisiyle sağanak olup taşmıştı. Ama kendisinde hiç büyüklenme belirtisi (kibir) yoktu, tevazu vardı, kalpleri kırmadı, sevgiyle örülü nice gönüller kurdu, Peşâverliler kendisine hürmet ettiler, izzet ve ikramda bulundular ve birkaç gün sonra da onu yolcu ettiler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri kendisini irşad edecek mürşid-i kâmilin, Kâbe’deki zatın dediğine göre bu bölgede olduğuna inanmıştı. Her an onunla karşılaşması mümkündü. Kimdi ve neredeydi? Bu yüzden rastladığı âlimlere ve velîlere karşı tevazu ve edepten asla taviz vermiyordu. İlâhî irade ise onu her yerde koruyor, mânevî bir kuvvet sanki onu irşada doğru çekiyordu. Yaşadıkları ile bu duruma, hem zâhir hem de bâtında tanık oluyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Lahor’a geldi. Burası Hindistan ile Pakistan’a sınırdı. Aynı zamanda bölgenin kültür ve sanat merkeziydi. Lahor’da Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin mürşidi Mirza Mazhar Cân-ı Cânân hazretlerinin halifelerinden Mevlânâ Şeyh Muammer Senâullah hazretleri vardı. O da Abdullah-ı Dihlevî hazretleri ile aynı şeyhin halifesiydi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri bu zatın dergâhında birkaç gün kaldı. Orada geçirdiği günleri kendisi şöyle anlatıyor:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“O gece rüyamda Mevlânâ Şeyh Senâullah hazretlerini gördüm. Beni kendisine doğru çekiyordu. Ancak o tarafa doğru gitmek içimden gelmiyordu, direniyordum...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ertesi gün, gördüğüm rüyamı kendisine anlatacaktım ki bana,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Delhi’ye gitmelisin. Orada kardeşimiz Abdullah’ın hizmetine gireceksin. Sana vaad edilen emanet onun yanında gerçekleşecektir’ dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Onun sözlerinden şunu anladım: Her ne kadar beni Mevlânâ Şeyh Senâullah hazretleri yetiştirmek istemişse de, efendim Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin mânevî tasarrufatı daha üstün gelmişti. Allah’a hamdettim.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Delhi’ye ulaştığında yüzlerce kilometrelik mesafeyi, onlarca şehri ve tam bir yılı geride bırakmıştı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mürşidine karşı sevgi ve aşk hali arttıkça artmıştı. Karşı konulamaz bir vaziyet almıştı. Artık Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin, “Anadolu’dan bir âlim gelecek” diye müridlerine müjdelediği, geleceğin mürşid-i kâmili Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin gönül dünyasındaki nur ziyadesiyle parlamıştı. [/FONT][/SIZE] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][URL="http://www.konakdersleri.org/ilim.php?giris=493&konu=MEVLÂNÂ-HÂLID-I-BAGDADI-(k.s)"]-kaynak-[/URL][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Altın Silsile 30.Halka Mevlana Halid-i Bağdadi[ksa]Hazretleri[genel]
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst