Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Altın Silsile 30.Halka Mevlana Halid-i Bağdadi[ksa]Hazretleri[genel]
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ashabulyemin" data-source="post: 187950" data-attributes="member: 12602"><p><strong>[PLAIN]4- Altın Silsile 30.Halka Mevlana Halid-i Bağdadi[ksa]Hazretleri[genel][/PLAIN]</strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin dergâhına insanlar akın akın geldi. Âlimler, cahiller, komutanlar, valiler, âbidler, zâhidler, tâcirler, erkekler, kadınlar, çocuklar ve daha nice insanlar... Her biri edep tutup divanında durdular. Sen bu aşkı nereden aldın dediler. O anlattı, dinlediler. Yaptığını uyguladılar. Sevdiği muhabbeti aşk olarak anladılar ve kendilerinden geçtiler...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri üzerinde taşıdığı sâdât-ı kirâmın nurları ile etrafa nur saldı, nur yaydı, Hindistan’dan alıp getirdiği mana âleminin ışıklarını tâ İstanbul’a kadar ulaştırdı. O vakit tarihler, milâdî 19. yüzyılın ilk çeyreğini tamamlıyordu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İstanbul’da koca Osmanlı Devleti artık yükseliş dönemini tamamlamıştı. Osmanlı Devleti çeşitli ülkeler tarafından idarî yönden kıskaca alınmak üzereydi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Sultan II. Mahmud (1808-1839), bir taraftan Ruslar’la anlaşmalar yapıyor, diğer yandan İngiltere’nin ülkemiz üzerindeki hesaplarını engellemeye çalışıyordu. Bu arada Mekke’de çıkartılan “Vehhâbîlik” hareketini durdurmak için çabalar sarfediyordu. Batıda Sırplar’ın ayaklanmaları ise durmuyordu. Mısır hiç güvenli değildi. Anadolu toprakları üzerinde pek çok ülke, çok yönlü beklentiler içine girmişti. Ülkeyi içten içe sarmaya başlamışlardı. Yeniçeri Ocağı’nın ayaklanmasını da hızlandırmışlardı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Öteden beri bu topraklara nice alperenler, erenler, dervişler, velîler, mürşid-i kâmiller gelmiş, halkın arasına girerek güvenli bir toplum yapısı hazırlamışlardı. İşte Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, onlara takviye olsun diye Şam’da çok değerli halifeleri ile bir toplantı yaptı. İçlerinden birinin, Nakşibendî yolunun nurlu zikir halkasını Osmalı Devleti’nin merkezi olan İstanbul’da hakkıyla devam ettirmek üzere göndermek istediğini söyledi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ancak Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yedi şartı vardı. İstanbul’a gidecek olan halifenin (mürşid-i kâmil) bunları yerine getirmesi gerekiyordu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu şartlar şöyle sıralanmıştı:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Görevli halife, devlet ricali, vezir ve hakimlerle ikili görüşmeler yapmayacak, onların nüfuzunu kullanarak hizmet etmeyecek.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Görevli halife, devlet ricali ve halktan, kuracağı tekke ve dergâhı ile kendi adına asla maddî yardımlar toplamayacak ve para almayacak.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Görevli halife, evli olacak ve İstanbul hanımlarından ikinci bir eş edinmeyecek.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Görevli halife, halkın dünyalık işlerine karışmayacak, yanına gelenlere sadece tasavvufî konularda yardımcı olacak ve onlara inâbe verecek.176</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Görevli halife, kuracağı dergâhta kadın ve erkeklerin birlikteliğini ve karışık halde bulunmalarını engelleyecek. Bu konuda nefis ve şeytanın tuzaklarını iyi bilecek.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Görevli halife her an Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleriyle irtibat halinde bulunacak. Tek başına hareket etmeyecek.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Görevli halife, idarecilerin genelde yaptığı gibi mal ve mülk toplama hevesine kapılmayacak. Sâdât-ı kirâm gibi kanaat halinde biri olacak.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri İstanbul’daki irşad işini yüklenecek zatın, hiçbir zaman tevazu ve alçak gönüllülüğü elden bırakmayacağını, kendini üstün görmeyeceğini, başkalarına karşı gurura kapılmayacağını, makam ve mevki sahibi olanlarla yarışma gibi kötü özelliklere kapılmayacağını, aksine insanlara hep ilim ve fikirle örnek olacağını ve sâdât-ı kirâmın göstereceği şekilde görevi üstleneceğini söylemek istiyordu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Zor bir görevdi...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Orada bulunan halifelerden hiçbiri bu işe talip olmadı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ancak aralarında biri vardı, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine çok hizmet etmişti. Yıllarca mürşidinin kapısında büyük hizmetlerde bulunmuş, hizmetleriyle hep takdir edilmişti. Adı, Abdülvehhâb-ı Sûsî idi. Bu zat, izin verilirse kendisinin bu hizmeti yapabileceğini söyledi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir taahhütnâme yazdı ve imzaladı. Diğer halifeleri de şahit olarak gösterdi. Güvenilirliğine bir belge olarak, mürşidi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine taahhütnâmeyi takdim etti. Aslında onun bu hareketinin altında yatan bir gerçek vardı. O da şuydu:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">O, göreve özellikle mürşidi tarafında getirilmemişti, ama kendisi göreve talip olmuştu. Bu durum, tasavvufî terbiyeye uygun değildi.</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Abdülvehhâb-ı Sûsî</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri halife de olsa mürid de bulunsa herkesin, bu yolda, nefsinden emin olmaması gerektiğini söylüyordu. İşte Abdülvehhâb-ı Sûsî’nin yaşadıkları...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Abdülvehhâb Sûsî, İstanbul’a geldiğinde, daha önce oraya yerleşmiş olan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin emrine sımsıkı bağlı sûfîler bulunduğunu gördü. Bunlar, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin gönderdiği Abdülvehhâb-ı Sûsî’ye çok değer verdiler. Mürşidimizin emridir diyerek onu bağırlarına bastılar. Ellerini öptüler, her türlü imkânlarını ayakları altına serdiler ve ona gönül verdiler.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Gerçi onların bu yönelişi boşuna değildi. Cemaat içi hizmetlerde büyük sıkıntılar yaşanıyordu. Bu yüzden ona, insanlar arasındaki problemlere belki de çözüm getirir gözüyle bakılıyordu. Dergâhın hemen yanı başında bir cami vardı. Dervişler hatme yaparken camiyi kapatırlar, sûfî olmayanların namaz kılmalarına engel olurlardı. Sûfî olmayanlar, sûfî olmayanın hatme alınmamasındaki inceliği kavrayamıyordu. Hatta Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yeğeni Şeyh Muhammed Sâlih hazretleri bile bir müddet orada bulunmuş, yine de cemaati birleştirici bir görev yapamamıştı. Halk yönlendirmeye müsait olmayınca Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de onu geriye çağırmıştı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Şimdi de Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri İstanbul’da ikamet eden sûfîlerine bir başka halifesini gönderiyordu. Hem de en ağır şartlarla...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, oradaki sıkıntıları bildiğinden olsa gerek, Şam’da düzenlediği toplantıda yaptığı tekliflerin her birine çok önem vermişti. Ama Abdülvehhâb es-Sûsî belki de işin bu yönünü bilmeden göreve talip olmuştu veya burada bir başka hikmet daha vardı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Tüm müridler İstanbul’a gelen yeni halifeyi tanıdılar, mürşid-i kâmil olarak kabullendiler. Bağlılıklarını arzettiler. Onun aracılığıyla pek çok kişi bu yola girdi. İstanbul’un Anadolu ve Rumeli bölgesi kısa sürede canlandı. İlk günler çok iyiydi. Her konu, Şam’da verilen sözlere tıpatıp uygun yerine getiriliyordu. Zamanla Abdülvehhâb es-Sûsî’ye bağlanan müridler çoğaldı. Hatta dönemin şeyhülislâmı Mekkîzâde Mustafa Âsım Efendi ile pek çok vezir ve devlet ricaliyle ilişkiler de hız kazandı. Dergâh ve hizmet işleri büyüdü, gelişti. İşte ne olduysa ondan sonra oldu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Abdülvehhâb-ı Sûsî kendisine bağlananlar arttıkça, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri ile olan irtibatını azalttı. En sonunda müstakil bir şeyh gibi hareket etmeye başladı. Bütün bunlar, Şam’da verilen taahhütleri de boşa çıkarıyordu. Derken, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin mürşidliğinden neredeyse hiç bahsedilmez oldu. Abdülvehhâb-ı Sûsî, bizzat kendisine insanların bağlanması için ne gerekiyorsa yaptı. Hatta kendi adına inâbe aldı, rabıta yaptırdı. Bu durum, tasavvufî terbiyede müstakil şeyh olmak demekti.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bunun üzerine Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de onun Şam’a geriye dönmesini istedi. Görevinin hakkını veremediğini söyledi. Abdülvehhâb-ı Sûsî, Şam’a gelerek özür diledi. Ama aynı işleri geriye dönünce yapmaya devam etti. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, ona çok nasihat etti, ama o dinlemedi. Azarladı olmadı, uyardı anlamadı. Çok uğraştı. Ne yazık ki, Abdülvehhâb-ı Sûsî içindeki kıskançlığı yenemedi. “Hakkımda söylenenlerin tümü iftira” diyerek kendini savundu. Bu kez, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, kendisine isnat edilen -rabıta yaptırmak ve kendi adına inâbe almak gibi- suçlardan uzak olduğunu içeren bir mektup yazmasını ve bunu İstanbul’daki bütün sûfîlere dağıtmasını istedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Abdülvehhâb-ı Sûsî bu konuda bütün gerekenleri yapacağına dair sözler verdi, hatta yeminler etti. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri onu yine affetti. Ancak Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin müridleri aracılığıyla ele geçen bir mektup bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Abdülvehhâb-ı Sûsî, önceki davranışlarından yine vazgeçmemişti.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bunun üzerine Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, ona çok kızdı. Derhal yanına gelmesini emretti. Abdülvehhâb-ı Sûsî, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yanına geldi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî kendisine işlediği cinayetleri bildirdi ve onun yüzüne karşı,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Ey Abdülvehhâb! İlâhî irade seni tarikatımızdan uzaklaştırmayı istiyor”dedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Çünkü bu yol, Kur’an ver Sünnet’e aykırı davranan temsilcilerle devam etmemişti. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de sâdât-ı kirâmın yaptıklarına muhalif olan davranışları asla yapmıyordu, müsaade etmiyordu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Nihayet Abdülvehhâb-ı Sûsî, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin mürşidliğini reddetti ve Şam’dan ayrıldı. Mekke-i Mükerreme’ye gitti. Orada Şeyh Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin bir başka halifesi vardı. Adı Şeyh Muhammed Cârî idi. Kendisine biat edip icâzet almak istedi. Ancak o zat olanları bildiğinden kendisini kabul etmedi. Şeyhine itaat etmesi gerektiğini tavsiye etti. Ardından Abdülvehhâb-ı Sûsî, Hindistan’ın Delhi kentinde bulunan Şeyh Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin dergâhına gitti. Şeyh Abdullah-ı Dihlevî hazretleri de ona şöyle cevap verdi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Şeyh Hâlid bende olanı aldı götürdü.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bunun anlamı şuydu: Senin irşadın Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yönlendirmesiyle olacak, ona itaat et, isyan etme, sâdât-ı kirâmın muradı budur.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ne yazık ki Abdülvehhâb Sûsî, buradaki nezaketi anlayamadı. İçindeki baş olma sevdası gibi kalbî hastalıklar iyice baş göstermeye başladı. Kaleme aldığı eserlerinde güya Nakşibendî tarikatını övüyordu; ama Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin cinlerle irtibatı olduğunu iddia ederek onu karalamaya çalışıyordu. Bu ise onun, açıkça haset ve kin duyguları taşıdığını gösteriyordu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yanında pek çok ilim sahibi kişiler vardı. Onlar da bu kişiye tavsiyelerde bulundular. Hatta ilmî olarak Abdülvehhâb-ı Sûsî ve benzerlerinin yapacağı tahribatı da yok etmek için eserler yazdılar.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte onlardan biri meşhur fıkıh âlimi ve aynı zamanda Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin de halifesi olan İbn Âbidîn’in yazdığı eserdir. Bu zat, Hanefî fıkıh âlimlerindendi. Kendi adıyla anılan fıkıh kitabı (İbn Âbidîn = Reddü’l-Muhtâr) yıllarca medreselerde okutuldu. Günümüzde de hâlâ güvenirliğini korumaktadır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İbn Âbidîn, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerini ve yaptığı hizmetleri savunmak için Sellü’l-Husâmi’l-Hindî li-Nusreti Mevlânâ Hâlid en-Nakşibendî adıyla bir kitap yazdı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Abdülvehhâb-ı Sûsî’nin yaptığı düşmanca tavırlar üzerine Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, bütün sûfîlerine haber gönderdi. Onunla hiçbir irtibatı olmadığını herkese duyurdu. Bütün sûfîlerin de ondan uzak durmalarını söyledi. Sonunda Abdülvehhâb-ı Sûsî yalnız kaldı. Adı sanı yok oldu, ama düşmanca davranışları unutulmadı. Kötü sonuçtan Allah’a sığınırız.177</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">ZİYARETLER</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri 1238 (1823) yılından itibaren Şam’da irşad faaliyetlerine devam etti. Orayı kendisine vatan edindi. Şam’da bir mescid imar edip yanına dergâh kurdu. Gerçi o, sadece Şam’da değil, gittiği her yerde bir cami inşa ediyor, yanına da bir dergâh yapıyordu. Bu, onun en belirgin özelliğiydi. Onun meclisinde ilim ve zikir bir aradaydı. Dolayısıyla toplumun her kesiminden insanlar onun dergâhında yer bulabilirdi. Özellikle sabah namazlarından hemen sonra Hatib-i Şirbînî, Remlî, İbn Hacer-i Heytemî gibi meşhur fıkıh âlimlerinin kitaplarından medresede dersler veriyordu. Onun zâhir ve bâtındaki ilmî ve amelî güzellikleri nice âlimlere, ediplere ve şairlere de ilham kaynağı olmuştu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin Şam’daki dergâhı da halkın çeşitli kesimlerinden gelenlerle dolup taşmaya başladı. Vezirler, sultanlar, âlimler, cahiller onu huzurunda edep tutuyorlardı. Dalga dalga gelen ilâhî feyizden istifade etmeye gayret ediyorlardı. Dergâhına yönelenlere nurlar deryasından rahmânî muhabbetler dağıtılıyordu. Nice şairler onun adına şiirler yazıyordu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte onlardan sadece bir tanesi şöyleydi:</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">ERENLER DERGÂHI</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">O bir ummandır, denizlere kollar açar</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Akıllı kahramanlar, onun elini tutar</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İrfan âleminden kalbe gelir yardımlar</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Erir onun yoluna dizilen katı kalpler</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">O irşad kutbudur</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Nurlar parlar yüzünden</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İnsan gül kokusu alır, pâk teninden</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ey delikanlım!</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Gör ki neler var, onun doğruluğundan</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Tekkesinden, mescidinden, medresesinden</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yürekler canla başla doldu</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yanında olanlar Allah’a tam kuldu</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Akın akın dergâhına gelenler</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Nurlu bakışlarına girenler</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Aydınlanırdı onun nuruyla bütün erenler</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri gittiği her yerde arkasında izler bırakarak Allah yolunda ilerliyordu. Pek çok insan, onun nurlu bakışları arasında virane gönlünü canlandırmış, ilâhî muhabbete yönelmişti. Çünkü o, Beytullah (Allah’ın evi) olarak bina edilmiş mâbedleri her gittiği yerde onardığı gibi, insanların da kalplerini Allah sevgisi ile dolduruyor, gönüllerine sevgi aşılıyordu. Ziyaret ettiği her beldede âlimler, âbidler, zâhidler, âşıklar ve bütün insanlar onun ardı sıra yürüyor, meclisindeki rahmânî nurlardan yararlanmaya çalışıyordu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Örneğin Kudüs’e yaptığı ziyarette, meclisine bütün Kudüs halkı gelmişti dense, asla yalan olmazdı. Zira o gün, “Allah’ın göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?”178 âyeti âdeta tecelli etmişti.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri yine peygamberler şehri Urfa’ya gittiği zaman küçük büyük herkes onu karşılamıştı. Âlimler, âbidler, amirler, memurlar sevgi yumağı halinde etrafına örülmüşler, biat edip kendisini mürşid-i kâmil kabul etmişlerdi. Halilurrahman Camii’ne girdiği zaman çokça dualar etmişti. Bazı müridleri de bu davranışın hikmetini sorunca, şöyle demişti:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Bu mâbed, duvarları hariç pek çok zulüm ve yağmalama olaylarına şahit olmuştur.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yaptığı hac yolculuğu ve Şam’a dönüşünün ardından mübarek himmet ve bereketleriyle yine irşad faaliyetlerine hız verdi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ancak vefatına kadar, Şam’ın kuzeyinde yer alan büyük Kâsiyûn dağının eteklerine kurulmuş Kâsiyûn köyünden ayrılmadı.179 İlim ve zikirle meşgul oldu, insanları irşad etti. Onun nurlu nefesi, vatanın hemen hemen her yanına yayılmıştı. Ama o, bütün sûfîlerle birlikte Kudüs’e gidebilmeyi ümit ediyor, yer yer bunu dervişlerle de paylaşıyordu.</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">SON SÖZLER</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Muhammed Emin İbn Âbidîn Osmanlı döneminin meşhur fıkıh âlimi ve Hanefî mezhebinin müctehid imamı idi. Aynı zamanda Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halifesi, zâhirî ve bâtınî fıkhın âbidevî şahsiyetiydi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Vefatına yakın bir zamanda, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yanına geldi ve şöyle dedi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Hz. Osman Efendimiz’i (r.a) iki gecedir rüyamda görüyorum. O, vefat etmiş, ben de cenaze namazını kıldırıyorum.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Ben de onun neslinden geliyorum” dedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu sözüyle, İbn Âbidîn’in görmüş olduğu rüyanın, kendisinin vefatına işaret ettiğini vurgulamış oldu. Ardından, akşam namazını kıldı, halifelerine ve yakın akrabalarına yönelerek,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Sizler de şahit olun, kitaplarıma ve eserlerime önem verenler, benim ve çocuklarımın vâsileri olacaktır” dedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Böylece arkasında yürümek isteyenlere ulu bir yol gösterdi. Bu yola girenler, onu sevenler ve onun ardında yürüyenlerdi. Çok değer verdiği halifesi allâme İsmail Enârânî’yi başhalife tayin etti. O ve diğerleri artık bu yolu devam ettiren mürşid-i kâmillerdi. Ve şöyle tavsiye etti:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Birleşiniz, dağılmayınız, sizlere Şeyh İsmail gibi bir zatı bıraktığım için memnunum. Onu görüşlerine ters düşmeyiniz. Onunla beraber olanların, sayısız ihsanlara ulaşacağını ben kefilim. Arkamdan ağlayıp göz yaşı dökmeyin. Kabrimin üzerine bina yaparak tapınak edinmeyin. Kabrimin mütevazi olmasını isterim. Üzerine şöyle yazın:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">‘Burası, Garip Hâlid’in kabridir.’”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">O sırada yatsı namazı vakti de gelmişti. Aile fertlerini topladı ve onlara bazı tavsiyelerde bulundu. Kendilerinden haklarını helâl etmelerini istedi ve şöyle dedi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Ben cuma günü akşamı yolculuğa çıkacağım.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Sonra abdest aldı, namaz kıldı ve,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Veba hastalığına yakalanmış bulunmaktayım, kimse yanıma gelmesin” dedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İslâmî anlayışa göre gündüzler geceye tâbi idi. Gündüz sona erince ertesi gün başlardı. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri perşembe günü sabahtan akşama kadar aynı odada kaldı, hiç dışarı çıkmadı, ne inledi ne de seslendi. Bazı halifeleri akşam sularında yanına gelmek isteyince onlara,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Meselenizi kısaca söyleyin ve burada fazla kalmayın” dedi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir bardak su getirilmişti; ancak o kabul etmedi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Artık ben, dünyevî isteklerden arındırıldım. Ben âhiret âlemine yöneldim, dünyayı terkettim.”</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu sözleri söylerken de Allah Teâlâ’yı açık ve gizlice zikrediyordu. O sırada müezzini Molla Ömer akşam ezanını okumaya başladı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahüekber... Allahüekber...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahüekber... Allahüekber...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden duyulan son sözler ise,</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Allah hak... Allah hak...” ve şu meâldeki âyet idi:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“Ey huzura kavuşmuş ruh! Hoşnut etmiş ve razı olunmuş olarak rabbine dön. Seçkin kullarım arasına karış ve cennetime gir!”185</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Vefatı</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri bir buçuk ay daha yaşamış olsaydı tam elli yaşında olacaktı. Elli yıllık ömrüne neler sığdırmıştı neler...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Hindistan’daki mürşidi Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinden aldığı irşad nurunu, gittiği her yere ulaştırmış, ardında yüzlerce, binlerce güzide insan yetiştirmişti. Şam ve civarı onunla aydınlanmış, Osmanlı Devleti onunla kuvvet bulmuştu; hem de en zorlu günlerinde ve yıllarında...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri geride bıraktığı halifeleri, kâmil mürşidleri ile sâdât-ı kirâmın nurlu yolunu insanlara emanet ederek âhirete irtihal etti. Kâsiyûn dağının eteğine defnedildi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">14 Zilkade 1242 (9 Haziran 1827)...</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Cenaze namazını Şeyh İsmail Enârânî hazretlerinin isteği üzerine İbn Âbidîn hazretleri kıldırdı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allah Teâlâ rahmet eylesin.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ruhu şâd olsun.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yüce Allah bizleri, onun yolunda bereketlendirsin, şereflendirsin...</span></span></p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Eserleri</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">A) Kitapları</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Şâfiî mezhebine bağlı, fıkıh ve hadis âlimiydi. Dergâhlar kurduğu her yerde medreseler bina etti ve bunları ayakta tuttu. Talebeler yetiştirdi, müderrislere icâzetler verdi. Şâfiî fıkıh âlimi Molla Yahya Mervezî, Hanefî fıkıh âlimi Muhammed Emin İbn Âbidîn, tefsir âlimi allâme Seyyid Mahmud-ı Âlûsî, hadis âlimi Şeyh Küzberî onlardan bazılarıdır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Irak, İran, Şam, Suriye, Arabistan (Mekke ve Medine), Türkiye, Hindistan, Pakistan ve Orta Asya’dan nice ilim sahibi âlimler, onun destansı ilmî ve amelî hayatına şahit olmuşlardı. Günümüzde hâlâ onun kitapları ilim ehli tarafından takdir edilmekte ve okunmaktadır.186</span></span></p><p> </p><p> </p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">B) Halifeleri</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri hem zâhirde hem de bâtında ardında pek çok eser bıraktı. O, sadece kitaplarda anlatılan bir kişi olmadı. O, 13. (19.) asrın parlayan güneşiydi; nura ihtiyaç duyan gönülleri aydınlattı. Nefsin karanlığındaki günah ülkesinden kaçanları, dolunay gibi parlayan nurlu gönül diyarında yetiştirdi. Müridleri mâneviyat bahçesinde büyüttü ve geliştirdi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yetiştirdiklerini de nehirler, ırmaklar, deryalar, okyanuslar gibi insanlar arasına saldı. O insanlara Mevlânâ Hâlid Zülcenâheyn (zâhirî ve bâtınî ilimlere sahip) hazretlerinin halifeleri denildi. Onun halifeleri de akan suyun yol bulup gittiği gibi, dertli gönüller arasından şifa hazinelerine doğru yol bulup gittiler. İşte Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halifeleri:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh İsmail Enârânî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Muhammed Bağdâdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Abdurrahman Akrî Kürdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Abdülfettâh Akrî Kürdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Molla Mustafa Gülanberî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Abdullah b. Abdurrahman-ı Cîlî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Molla Abbas Kûkî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Seyyid Abdülkadir Berzencî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Molla Hidâyetullah Erbîlî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh İsmail Berzencî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Molla Ebû Bekir Bağdâdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Tâhir Akrî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Ma‘rûf Tıkrîtî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Ahmed Kastamonî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Muhammed b. Süleyman.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Muhammed Âşık.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Musa Cübârî Bağdâdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Abdülgafûr Kürdî Kerkükî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Ahmed Hatîb Erbîlî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Abdullah Erzincânî Mekkî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Hâlid Kürdî Medenî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh İsmail Şirvânî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Ahmed Eğribozî. Bu zat, Mevlânâ Hâlid efendimizin İstanbul’a gönderdiği ve sonradan halifelikten uzaklaştırdığı Abdülvehhâb-ı Sûsî’nin yerine, İstanbul’da görevlendirildi ve bir müddet sonra da İzmir’e tayin edildi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Ahmed Berzencî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Abdullah Haydarî Bağdâdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Seyyid Abdülgafûr Müşâhidî Bağdâdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Muhammed Cedîd Bağdâdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Abdülkadir Deylemî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Molla Hâlid Kürdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Abdullah Ferdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Abdullah Herevî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Muhammed Fârûkî Kürdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Muhammed Nâsih.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Hasan Hattat Kozânî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Seyyid Muhammed İmâdî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Hâlid Cezerî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh İsmail Basrî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Muhammed Hânî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Osman Tavîlî Irâkî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Seyyid Abdullah Şemzedînî Hakkârî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mevlânâ Şeyh Seyyid Tâhâ Şemzedînî Hakkârî.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">19. asrın ortalarına gelindiğinde sâdat-ı kirâmın yolu, adı geçen mürşid-i kâmillerle devam etti. Her biri Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden aldıkları Muhammedî nurları insanlara ulaştırdı. Sarmaşığın duvarları sarması gibi, bütün insanların gönüllerini sevgiyle kapladılar, onlara iman ve İslâm’ın mânevî güzelliklerini yansıttılar.</span></span></p><p> </p><p> </p><p><a href="http://www.konakdersleri.org/belge.php?bilgi=1015&konu=ESERLERI" target="_blank">-kaynak-</a></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ashabulyemin, post: 187950, member: 12602"] [b][PLAIN]4- Altın Silsile 30.Halka Mevlana Halid-i Bağdadi[ksa]Hazretleri[genel][/PLAIN][/b] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin dergâhına insanlar akın akın geldi. Âlimler, cahiller, komutanlar, valiler, âbidler, zâhidler, tâcirler, erkekler, kadınlar, çocuklar ve daha nice insanlar... Her biri edep tutup divanında durdular. Sen bu aşkı nereden aldın dediler. O anlattı, dinlediler. Yaptığını uyguladılar. Sevdiği muhabbeti aşk olarak anladılar ve kendilerinden geçtiler...[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri üzerinde taşıdığı sâdât-ı kirâmın nurları ile etrafa nur saldı, nur yaydı, Hindistan’dan alıp getirdiği mana âleminin ışıklarını tâ İstanbul’a kadar ulaştırdı. O vakit tarihler, milâdî 19. yüzyılın ilk çeyreğini tamamlıyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İstanbul’da koca Osmanlı Devleti artık yükseliş dönemini tamamlamıştı. Osmanlı Devleti çeşitli ülkeler tarafından idarî yönden kıskaca alınmak üzereydi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Sultan II. Mahmud (1808-1839), bir taraftan Ruslar’la anlaşmalar yapıyor, diğer yandan İngiltere’nin ülkemiz üzerindeki hesaplarını engellemeye çalışıyordu. Bu arada Mekke’de çıkartılan “Vehhâbîlik” hareketini durdurmak için çabalar sarfediyordu. Batıda Sırplar’ın ayaklanmaları ise durmuyordu. Mısır hiç güvenli değildi. Anadolu toprakları üzerinde pek çok ülke, çok yönlü beklentiler içine girmişti. Ülkeyi içten içe sarmaya başlamışlardı. Yeniçeri Ocağı’nın ayaklanmasını da hızlandırmışlardı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Öteden beri bu topraklara nice alperenler, erenler, dervişler, velîler, mürşid-i kâmiller gelmiş, halkın arasına girerek güvenli bir toplum yapısı hazırlamışlardı. İşte Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, onlara takviye olsun diye Şam’da çok değerli halifeleri ile bir toplantı yaptı. İçlerinden birinin, Nakşibendî yolunun nurlu zikir halkasını Osmalı Devleti’nin merkezi olan İstanbul’da hakkıyla devam ettirmek üzere göndermek istediğini söyledi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ancak Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yedi şartı vardı. İstanbul’a gidecek olan halifenin (mürşid-i kâmil) bunları yerine getirmesi gerekiyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bu şartlar şöyle sıralanmıştı:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Görevli halife, devlet ricali, vezir ve hakimlerle ikili görüşmeler yapmayacak, onların nüfuzunu kullanarak hizmet etmeyecek.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Görevli halife, devlet ricali ve halktan, kuracağı tekke ve dergâhı ile kendi adına asla maddî yardımlar toplamayacak ve para almayacak.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Görevli halife, evli olacak ve İstanbul hanımlarından ikinci bir eş edinmeyecek.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Görevli halife, halkın dünyalık işlerine karışmayacak, yanına gelenlere sadece tasavvufî konularda yardımcı olacak ve onlara inâbe verecek.176[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Görevli halife, kuracağı dergâhta kadın ve erkeklerin birlikteliğini ve karışık halde bulunmalarını engelleyecek. Bu konuda nefis ve şeytanın tuzaklarını iyi bilecek.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Görevli halife her an Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleriyle irtibat halinde bulunacak. Tek başına hareket etmeyecek.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Görevli halife, idarecilerin genelde yaptığı gibi mal ve mülk toplama hevesine kapılmayacak. Sâdât-ı kirâm gibi kanaat halinde biri olacak.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri İstanbul’daki irşad işini yüklenecek zatın, hiçbir zaman tevazu ve alçak gönüllülüğü elden bırakmayacağını, kendini üstün görmeyeceğini, başkalarına karşı gurura kapılmayacağını, makam ve mevki sahibi olanlarla yarışma gibi kötü özelliklere kapılmayacağını, aksine insanlara hep ilim ve fikirle örnek olacağını ve sâdât-ı kirâmın göstereceği şekilde görevi üstleneceğini söylemek istiyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Zor bir görevdi...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Orada bulunan halifelerden hiçbiri bu işe talip olmadı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ancak aralarında biri vardı, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine çok hizmet etmişti. Yıllarca mürşidinin kapısında büyük hizmetlerde bulunmuş, hizmetleriyle hep takdir edilmişti. Adı, Abdülvehhâb-ı Sûsî idi. Bu zat, izin verilirse kendisinin bu hizmeti yapabileceğini söyledi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir taahhütnâme yazdı ve imzaladı. Diğer halifeleri de şahit olarak gösterdi. Güvenilirliğine bir belge olarak, mürşidi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerine taahhütnâmeyi takdim etti. Aslında onun bu hareketinin altında yatan bir gerçek vardı. O da şuydu:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]O, göreve özellikle mürşidi tarafında getirilmemişti, ama kendisi göreve talip olmuştu. Bu durum, tasavvufî terbiyeye uygun değildi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Abdülvehhâb-ı Sûsî[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri halife de olsa mürid de bulunsa herkesin, bu yolda, nefsinden emin olmaması gerektiğini söylüyordu. İşte Abdülvehhâb-ı Sûsî’nin yaşadıkları...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Abdülvehhâb Sûsî, İstanbul’a geldiğinde, daha önce oraya yerleşmiş olan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin emrine sımsıkı bağlı sûfîler bulunduğunu gördü. Bunlar, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin gönderdiği Abdülvehhâb-ı Sûsî’ye çok değer verdiler. Mürşidimizin emridir diyerek onu bağırlarına bastılar. Ellerini öptüler, her türlü imkânlarını ayakları altına serdiler ve ona gönül verdiler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Gerçi onların bu yönelişi boşuna değildi. Cemaat içi hizmetlerde büyük sıkıntılar yaşanıyordu. Bu yüzden ona, insanlar arasındaki problemlere belki de çözüm getirir gözüyle bakılıyordu. Dergâhın hemen yanı başında bir cami vardı. Dervişler hatme yaparken camiyi kapatırlar, sûfî olmayanların namaz kılmalarına engel olurlardı. Sûfî olmayanlar, sûfî olmayanın hatme alınmamasındaki inceliği kavrayamıyordu. Hatta Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yeğeni Şeyh Muhammed Sâlih hazretleri bile bir müddet orada bulunmuş, yine de cemaati birleştirici bir görev yapamamıştı. Halk yönlendirmeye müsait olmayınca Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de onu geriye çağırmıştı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Şimdi de Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri İstanbul’da ikamet eden sûfîlerine bir başka halifesini gönderiyordu. Hem de en ağır şartlarla...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, oradaki sıkıntıları bildiğinden olsa gerek, Şam’da düzenlediği toplantıda yaptığı tekliflerin her birine çok önem vermişti. Ama Abdülvehhâb es-Sûsî belki de işin bu yönünü bilmeden göreve talip olmuştu veya burada bir başka hikmet daha vardı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Tüm müridler İstanbul’a gelen yeni halifeyi tanıdılar, mürşid-i kâmil olarak kabullendiler. Bağlılıklarını arzettiler. Onun aracılığıyla pek çok kişi bu yola girdi. İstanbul’un Anadolu ve Rumeli bölgesi kısa sürede canlandı. İlk günler çok iyiydi. Her konu, Şam’da verilen sözlere tıpatıp uygun yerine getiriliyordu. Zamanla Abdülvehhâb es-Sûsî’ye bağlanan müridler çoğaldı. Hatta dönemin şeyhülislâmı Mekkîzâde Mustafa Âsım Efendi ile pek çok vezir ve devlet ricaliyle ilişkiler de hız kazandı. Dergâh ve hizmet işleri büyüdü, gelişti. İşte ne olduysa ondan sonra oldu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Abdülvehhâb-ı Sûsî kendisine bağlananlar arttıkça, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri ile olan irtibatını azalttı. En sonunda müstakil bir şeyh gibi hareket etmeye başladı. Bütün bunlar, Şam’da verilen taahhütleri de boşa çıkarıyordu. Derken, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin mürşidliğinden neredeyse hiç bahsedilmez oldu. Abdülvehhâb-ı Sûsî, bizzat kendisine insanların bağlanması için ne gerekiyorsa yaptı. Hatta kendi adına inâbe aldı, rabıta yaptırdı. Bu durum, tasavvufî terbiyede müstakil şeyh olmak demekti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bunun üzerine Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de onun Şam’a geriye dönmesini istedi. Görevinin hakkını veremediğini söyledi. Abdülvehhâb-ı Sûsî, Şam’a gelerek özür diledi. Ama aynı işleri geriye dönünce yapmaya devam etti. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, ona çok nasihat etti, ama o dinlemedi. Azarladı olmadı, uyardı anlamadı. Çok uğraştı. Ne yazık ki, Abdülvehhâb-ı Sûsî içindeki kıskançlığı yenemedi. “Hakkımda söylenenlerin tümü iftira” diyerek kendini savundu. Bu kez, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, kendisine isnat edilen -rabıta yaptırmak ve kendi adına inâbe almak gibi- suçlardan uzak olduğunu içeren bir mektup yazmasını ve bunu İstanbul’daki bütün sûfîlere dağıtmasını istedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Abdülvehhâb-ı Sûsî bu konuda bütün gerekenleri yapacağına dair sözler verdi, hatta yeminler etti. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri onu yine affetti. Ancak Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin müridleri aracılığıyla ele geçen bir mektup bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Abdülvehhâb-ı Sûsî, önceki davranışlarından yine vazgeçmemişti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bunun üzerine Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, ona çok kızdı. Derhal yanına gelmesini emretti. Abdülvehhâb-ı Sûsî, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yanına geldi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî kendisine işlediği cinayetleri bildirdi ve onun yüzüne karşı,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Ey Abdülvehhâb! İlâhî irade seni tarikatımızdan uzaklaştırmayı istiyor”dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Çünkü bu yol, Kur’an ver Sünnet’e aykırı davranan temsilcilerle devam etmemişti. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de sâdât-ı kirâmın yaptıklarına muhalif olan davranışları asla yapmıyordu, müsaade etmiyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Nihayet Abdülvehhâb-ı Sûsî, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin mürşidliğini reddetti ve Şam’dan ayrıldı. Mekke-i Mükerreme’ye gitti. Orada Şeyh Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin bir başka halifesi vardı. Adı Şeyh Muhammed Cârî idi. Kendisine biat edip icâzet almak istedi. Ancak o zat olanları bildiğinden kendisini kabul etmedi. Şeyhine itaat etmesi gerektiğini tavsiye etti. Ardından Abdülvehhâb-ı Sûsî, Hindistan’ın Delhi kentinde bulunan Şeyh Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinin dergâhına gitti. Şeyh Abdullah-ı Dihlevî hazretleri de ona şöyle cevap verdi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Şeyh Hâlid bende olanı aldı götürdü.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bunun anlamı şuydu: Senin irşadın Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yönlendirmesiyle olacak, ona itaat et, isyan etme, sâdât-ı kirâmın muradı budur.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ne yazık ki Abdülvehhâb Sûsî, buradaki nezaketi anlayamadı. İçindeki baş olma sevdası gibi kalbî hastalıklar iyice baş göstermeye başladı. Kaleme aldığı eserlerinde güya Nakşibendî tarikatını övüyordu; ama Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin cinlerle irtibatı olduğunu iddia ederek onu karalamaya çalışıyordu. Bu ise onun, açıkça haset ve kin duyguları taşıdığını gösteriyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yanında pek çok ilim sahibi kişiler vardı. Onlar da bu kişiye tavsiyelerde bulundular. Hatta ilmî olarak Abdülvehhâb-ı Sûsî ve benzerlerinin yapacağı tahribatı da yok etmek için eserler yazdılar.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İşte onlardan biri meşhur fıkıh âlimi ve aynı zamanda Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin de halifesi olan İbn Âbidîn’in yazdığı eserdir. Bu zat, Hanefî fıkıh âlimlerindendi. Kendi adıyla anılan fıkıh kitabı (İbn Âbidîn = Reddü’l-Muhtâr) yıllarca medreselerde okutuldu. Günümüzde de hâlâ güvenirliğini korumaktadır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İbn Âbidîn, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerini ve yaptığı hizmetleri savunmak için Sellü’l-Husâmi’l-Hindî li-Nusreti Mevlânâ Hâlid en-Nakşibendî adıyla bir kitap yazdı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Abdülvehhâb-ı Sûsî’nin yaptığı düşmanca tavırlar üzerine Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, bütün sûfîlerine haber gönderdi. Onunla hiçbir irtibatı olmadığını herkese duyurdu. Bütün sûfîlerin de ondan uzak durmalarını söyledi. Sonunda Abdülvehhâb-ı Sûsî yalnız kaldı. Adı sanı yok oldu, ama düşmanca davranışları unutulmadı. Kötü sonuçtan Allah’a sığınırız.177[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]ZİYARETLER[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri 1238 (1823) yılından itibaren Şam’da irşad faaliyetlerine devam etti. Orayı kendisine vatan edindi. Şam’da bir mescid imar edip yanına dergâh kurdu. Gerçi o, sadece Şam’da değil, gittiği her yerde bir cami inşa ediyor, yanına da bir dergâh yapıyordu. Bu, onun en belirgin özelliğiydi. Onun meclisinde ilim ve zikir bir aradaydı. Dolayısıyla toplumun her kesiminden insanlar onun dergâhında yer bulabilirdi. Özellikle sabah namazlarından hemen sonra Hatib-i Şirbînî, Remlî, İbn Hacer-i Heytemî gibi meşhur fıkıh âlimlerinin kitaplarından medresede dersler veriyordu. Onun zâhir ve bâtındaki ilmî ve amelî güzellikleri nice âlimlere, ediplere ve şairlere de ilham kaynağı olmuştu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İşte Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin Şam’daki dergâhı da halkın çeşitli kesimlerinden gelenlerle dolup taşmaya başladı. Vezirler, sultanlar, âlimler, cahiller onu huzurunda edep tutuyorlardı. Dalga dalga gelen ilâhî feyizden istifade etmeye gayret ediyorlardı. Dergâhına yönelenlere nurlar deryasından rahmânî muhabbetler dağıtılıyordu. Nice şairler onun adına şiirler yazıyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İşte onlardan sadece bir tanesi şöyleydi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]ERENLER DERGÂHI[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]O bir ummandır, denizlere kollar açar[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Akıllı kahramanlar, onun elini tutar[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İrfan âleminden kalbe gelir yardımlar[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Erir onun yoluna dizilen katı kalpler[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]O irşad kutbudur[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Nurlar parlar yüzünden[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İnsan gül kokusu alır, pâk teninden[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ey delikanlım![/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Gör ki neler var, onun doğruluğundan[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Tekkesinden, mescidinden, medresesinden[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yürekler canla başla doldu[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yanında olanlar Allah’a tam kuldu[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Akın akın dergâhına gelenler[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Nurlu bakışlarına girenler[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Aydınlanırdı onun nuruyla bütün erenler[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri gittiği her yerde arkasında izler bırakarak Allah yolunda ilerliyordu. Pek çok insan, onun nurlu bakışları arasında virane gönlünü canlandırmış, ilâhî muhabbete yönelmişti. Çünkü o, Beytullah (Allah’ın evi) olarak bina edilmiş mâbedleri her gittiği yerde onardığı gibi, insanların da kalplerini Allah sevgisi ile dolduruyor, gönüllerine sevgi aşılıyordu. Ziyaret ettiği her beldede âlimler, âbidler, zâhidler, âşıklar ve bütün insanlar onun ardı sıra yürüyor, meclisindeki rahmânî nurlardan yararlanmaya çalışıyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Örneğin Kudüs’e yaptığı ziyarette, meclisine bütün Kudüs halkı gelmişti dense, asla yalan olmazdı. Zira o gün, “Allah’ın göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?”178 âyeti âdeta tecelli etmişti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri yine peygamberler şehri Urfa’ya gittiği zaman küçük büyük herkes onu karşılamıştı. Âlimler, âbidler, amirler, memurlar sevgi yumağı halinde etrafına örülmüşler, biat edip kendisini mürşid-i kâmil kabul etmişlerdi. Halilurrahman Camii’ne girdiği zaman çokça dualar etmişti. Bazı müridleri de bu davranışın hikmetini sorunca, şöyle demişti:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Bu mâbed, duvarları hariç pek çok zulüm ve yağmalama olaylarına şahit olmuştur.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yaptığı hac yolculuğu ve Şam’a dönüşünün ardından mübarek himmet ve bereketleriyle yine irşad faaliyetlerine hız verdi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ancak vefatına kadar, Şam’ın kuzeyinde yer alan büyük Kâsiyûn dağının eteklerine kurulmuş Kâsiyûn köyünden ayrılmadı.179 İlim ve zikirle meşgul oldu, insanları irşad etti. Onun nurlu nefesi, vatanın hemen hemen her yanına yayılmıştı. Ama o, bütün sûfîlerle birlikte Kudüs’e gidebilmeyi ümit ediyor, yer yer bunu dervişlerle de paylaşıyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]SON SÖZLER[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Muhammed Emin İbn Âbidîn Osmanlı döneminin meşhur fıkıh âlimi ve Hanefî mezhebinin müctehid imamı idi. Aynı zamanda Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halifesi, zâhirî ve bâtınî fıkhın âbidevî şahsiyetiydi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Vefatına yakın bir zamanda, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yanına geldi ve şöyle dedi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Hz. Osman Efendimiz’i (r.a) iki gecedir rüyamda görüyorum. O, vefat etmiş, ben de cenaze namazını kıldırıyorum.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Ben de onun neslinden geliyorum” dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bu sözüyle, İbn Âbidîn’in görmüş olduğu rüyanın, kendisinin vefatına işaret ettiğini vurgulamış oldu. Ardından, akşam namazını kıldı, halifelerine ve yakın akrabalarına yönelerek,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Sizler de şahit olun, kitaplarıma ve eserlerime önem verenler, benim ve çocuklarımın vâsileri olacaktır” dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Böylece arkasında yürümek isteyenlere ulu bir yol gösterdi. Bu yola girenler, onu sevenler ve onun ardında yürüyenlerdi. Çok değer verdiği halifesi allâme İsmail Enârânî’yi başhalife tayin etti. O ve diğerleri artık bu yolu devam ettiren mürşid-i kâmillerdi. Ve şöyle tavsiye etti:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Birleşiniz, dağılmayınız, sizlere Şeyh İsmail gibi bir zatı bıraktığım için memnunum. Onu görüşlerine ters düşmeyiniz. Onunla beraber olanların, sayısız ihsanlara ulaşacağını ben kefilim. Arkamdan ağlayıp göz yaşı dökmeyin. Kabrimin üzerine bina yaparak tapınak edinmeyin. Kabrimin mütevazi olmasını isterim. Üzerine şöyle yazın:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]‘Burası, Garip Hâlid’in kabridir.’”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]O sırada yatsı namazı vakti de gelmişti. Aile fertlerini topladı ve onlara bazı tavsiyelerde bulundu. Kendilerinden haklarını helâl etmelerini istedi ve şöyle dedi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Ben cuma günü akşamı yolculuğa çıkacağım.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Sonra abdest aldı, namaz kıldı ve,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Veba hastalığına yakalanmış bulunmaktayım, kimse yanıma gelmesin” dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İslâmî anlayışa göre gündüzler geceye tâbi idi. Gündüz sona erince ertesi gün başlardı. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri perşembe günü sabahtan akşama kadar aynı odada kaldı, hiç dışarı çıkmadı, ne inledi ne de seslendi. Bazı halifeleri akşam sularında yanına gelmek isteyince onlara,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Meselenizi kısaca söyleyin ve burada fazla kalmayın” dedi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir bardak su getirilmişti; ancak o kabul etmedi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Artık ben, dünyevî isteklerden arındırıldım. Ben âhiret âlemine yöneldim, dünyayı terkettim.”[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bu sözleri söylerken de Allah Teâlâ’yı açık ve gizlice zikrediyordu. O sırada müezzini Molla Ömer akşam ezanını okumaya başladı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahüekber... Allahüekber...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahüekber... Allahüekber...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden duyulan son sözler ise,[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Allah hak... Allah hak...” ve şu meâldeki âyet idi:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]“Ey huzura kavuşmuş ruh! Hoşnut etmiş ve razı olunmuş olarak rabbine dön. Seçkin kullarım arasına karış ve cennetime gir!”185[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Vefatı[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri bir buçuk ay daha yaşamış olsaydı tam elli yaşında olacaktı. Elli yıllık ömrüne neler sığdırmıştı neler...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Hindistan’daki mürşidi Abdullah-ı Dihlevî hazretlerinden aldığı irşad nurunu, gittiği her yere ulaştırmış, ardında yüzlerce, binlerce güzide insan yetiştirmişti. Şam ve civarı onunla aydınlanmış, Osmanlı Devleti onunla kuvvet bulmuştu; hem de en zorlu günlerinde ve yıllarında...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri geride bıraktığı halifeleri, kâmil mürşidleri ile sâdât-ı kirâmın nurlu yolunu insanlara emanet ederek âhirete irtihal etti. Kâsiyûn dağının eteğine defnedildi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]14 Zilkade 1242 (9 Haziran 1827)...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Cenaze namazını Şeyh İsmail Enârânî hazretlerinin isteği üzerine İbn Âbidîn hazretleri kıldırdı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allah Teâlâ rahmet eylesin.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ruhu şâd olsun.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yüce Allah bizleri, onun yolunda bereketlendirsin, şereflendirsin...[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Eserleri[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]A) Kitapları[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Şâfiî mezhebine bağlı, fıkıh ve hadis âlimiydi. Dergâhlar kurduğu her yerde medreseler bina etti ve bunları ayakta tuttu. Talebeler yetiştirdi, müderrislere icâzetler verdi. Şâfiî fıkıh âlimi Molla Yahya Mervezî, Hanefî fıkıh âlimi Muhammed Emin İbn Âbidîn, tefsir âlimi allâme Seyyid Mahmud-ı Âlûsî, hadis âlimi Şeyh Küzberî onlardan bazılarıdır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Irak, İran, Şam, Suriye, Arabistan (Mekke ve Medine), Türkiye, Hindistan, Pakistan ve Orta Asya’dan nice ilim sahibi âlimler, onun destansı ilmî ve amelî hayatına şahit olmuşlardı. Günümüzde hâlâ onun kitapları ilim ehli tarafından takdir edilmekte ve okunmaktadır.186[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]B) Halifeleri[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri hem zâhirde hem de bâtında ardında pek çok eser bıraktı. O, sadece kitaplarda anlatılan bir kişi olmadı. O, 13. (19.) asrın parlayan güneşiydi; nura ihtiyaç duyan gönülleri aydınlattı. Nefsin karanlığındaki günah ülkesinden kaçanları, dolunay gibi parlayan nurlu gönül diyarında yetiştirdi. Müridleri mâneviyat bahçesinde büyüttü ve geliştirdi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yetiştirdiklerini de nehirler, ırmaklar, deryalar, okyanuslar gibi insanlar arasına saldı. O insanlara Mevlânâ Hâlid Zülcenâheyn (zâhirî ve bâtınî ilimlere sahip) hazretlerinin halifeleri denildi. Onun halifeleri de akan suyun yol bulup gittiği gibi, dertli gönüller arasından şifa hazinelerine doğru yol bulup gittiler. İşte Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halifeleri:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh İsmail Enârânî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Muhammed Bağdâdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Abdurrahman Akrî Kürdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Abdülfettâh Akrî Kürdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Molla Mustafa Gülanberî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Abdullah b. Abdurrahman-ı Cîlî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Molla Abbas Kûkî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Seyyid Abdülkadir Berzencî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Molla Hidâyetullah Erbîlî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh İsmail Berzencî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Molla Ebû Bekir Bağdâdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Tâhir Akrî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Ma‘rûf Tıkrîtî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Ahmed Kastamonî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Muhammed b. Süleyman.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Muhammed Âşık.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Musa Cübârî Bağdâdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Abdülgafûr Kürdî Kerkükî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Ahmed Hatîb Erbîlî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Abdullah Erzincânî Mekkî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Hâlid Kürdî Medenî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh İsmail Şirvânî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Ahmed Eğribozî. Bu zat, Mevlânâ Hâlid efendimizin İstanbul’a gönderdiği ve sonradan halifelikten uzaklaştırdığı Abdülvehhâb-ı Sûsî’nin yerine, İstanbul’da görevlendirildi ve bir müddet sonra da İzmir’e tayin edildi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Ahmed Berzencî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Abdullah Haydarî Bağdâdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Seyyid Abdülgafûr Müşâhidî Bağdâdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Muhammed Cedîd Bağdâdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Abdülkadir Deylemî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Molla Hâlid Kürdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Abdullah Ferdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Abdullah Herevî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Muhammed Fârûkî Kürdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Muhammed Nâsih.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Hasan Hattat Kozânî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Seyyid Muhammed İmâdî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Hâlid Cezerî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh İsmail Basrî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Muhammed Hânî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Osman Tavîlî Irâkî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Seyyid Abdullah Şemzedînî Hakkârî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mevlânâ Şeyh Seyyid Tâhâ Şemzedînî Hakkârî.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]19. asrın ortalarına gelindiğinde sâdat-ı kirâmın yolu, adı geçen mürşid-i kâmillerle devam etti. Her biri Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden aldıkları Muhammedî nurları insanlara ulaştırdı. Sarmaşığın duvarları sarması gibi, bütün insanların gönüllerini sevgiyle kapladılar, onlara iman ve İslâm’ın mânevî güzelliklerini yansıttılar.[/FONT][/SIZE] [URL="http://www.konakdersleri.org/belge.php?bilgi=1015&konu=ESERLERI"]-kaynak-[FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][COLOR=#2c3f53][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Altın Silsile 30.Halka Mevlana Halid-i Bağdadi[ksa]Hazretleri[genel]
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst