Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Amellerde asıl olan, şerî hükümlere bağlanmaktır.”
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 141558" data-attributes="member: 12884"><p>Biz şeriatın hükümlerine bağlandığımız zaman, Allah’a kulluk etmiş oluruz. Halbuki bu hayattaki görevimiz, sırf Allah’a kulluk etmektir. Yani O’nun emrine uymak ve nehyinden vazgeçmektir. Allahu Tealâ şöyle buyurdu:</p><p>“Cin ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat: 46)</p><p>Küfrü uygulamak ve ona bağlılık göstermek, kesinlikle kabul edilen amellerden değil, red edilen ve gayri meşru amellerdendir.</p><p>“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezlerse, onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide: 44)</p><p>İşte küfür veya haram amellerde niyet söz konusu değildir. Onlar yaptıkları bu amellerle dünyada fayda sağlasalar da red edilir. Misal olarak; içkiyi satmak dünyada fayda temin eder, fakat haramdır. Biri kalkıp da yaptığı bu amelle “Niyetim müslümanlara hizmet etmektir” derse, bu red edilir.</p><p>Şu var ki; niyet, ibadetle ilgili olan amellerde bir temeldir. Diğer ameller ise ancak şerî hükümlere göre uygun olmalıdır. Burada niyete bakılmaz. Bir çok alim bunu açıklamaktadır. Niyetle ilgili tartıştığımız hadisin devamından da anlaşılıyor ki; “Kim Allah ve Rasulü için hicret etmiş ise Allah’a ve Rasulüne hicret etmiş olur. Kim de dünyayı kazanmak için veya bir kadınla evlenmek için hicret etmiş ise bunlara hicret etmiş olur.”</p><p>Dünyayı kazanmak ve bir kadınla evlenmek için insan hicret edebilir, ama bu amelinde hicret sevabı alamaz. Fakat yapılan bu amel mübahtır. Bunun yaptığı hicreti, dilde lafızda geçtiği gibi, asıl ikâmet yerini terk edip başka yere geçmektir. Lâkin şerî hicret ise, Allah ve Rasulü için göç etmektir. Kur’an’da şöyle geçmektedir:</p><p>“Kim evinden çıkıp Allah ve Rasulüne hicret edipte ölürse, onun sevabı Allah indindedir.” (Nisa: 101)</p><p>Muamelelerde, sözleşme ve anlaşmalarda niyet hiç bir zaman geçerli değildir. Bunlarda geçerli olan lafızlar ve şeriata uymasıdır. Sözleşmenin şerî tarifi şöyledir: <strong>“Yerinde ispatlanıp, şeriata uygun şekilde iki tarafın kabulüdür.”</strong> İbadetlerden maksat, yalnız ruhî değeri gerçekleştirmektir. Ticaret, ziraat v.s. bunlara benzer işlerden maksat ise, yalnız maddî değerleri gerçekleştirmektir. Böylece maddî olan bu işler, ruhla mecz edilince (karıştırılınca) madde ruhla mecz edilmiş olur sözleşmelerde ihtilaf olursa, hakim, niyeti sormaz, sadece şeriata uygun olup olmadığını inceler ve böylece cevap verir. Siyasî ameller ise, şeriata uygun olmalıdır. Çünkü siyaset, insanların dahilî ve haricî işlerini yürütmektir. Müslüman ise, insanların işlerini yalnız İslâm’a uygun şekilde yürütmelidir. O zaman salih amel yapmış olur. Kur’an’da ve Sünnet’te salih amel, şeriatça kabul edilen iş olduğu tarif edilmiştir. Tevbe Suresinde geçen 120. ayette; Allah uğrunda susamak, acıkmak, yorulmak, kâfiri kızdırmak için bir adım atmak ve düşmana herhangi bir şekilde dokunmanın birer salih amel olduklarını beyan etmiştir. Zalimlerle işbirliği yapmak ise, cehenneme götüren ameldir. <em>(Bakınız Hud: 113)</em> Kâfirleri dost edinmek de küfürdür. <em>(Bakınız Ali İmran: 28)</em> Rasulullah (SAV)’in niyeti ve maksadı, Allah’ın sözünü ilân etmektir. Bunun uğrunda taviz göstermesinden sakındırıldı. <em>(Bakınız İsra: 73-75)</em></p><p>Ayrıca küfür rejimlerine katılmak ve küfrü uygulamanın manası, marufu nehyetmek ve münkeri emretmektir.</p><p>“Münafık erkek ve kadınlar birbirlerini dost edinirler. Münkeri emrederler ve marufu nehyederler.” (Tevbe: 67)</p><p>Münker, İslâm’a göre red edilen ameldir. Maruf ise, şeriatça tanınmış ameldir. Müslümanlar ise, münafıkların tersidir.</p><p>“Mü’min erkek ve kadınlar, birbirlerini dost edinirler, marufu emrederler ve münkeri nehyederler.” (Tevbe: 71)</p><p>İsrail oğulları marufu emretmeyi terk edince ve münkeri nehyetmeyince lânetlendiler. <em>(Bakınız Maide: 78-81)</em> Rasulullah (SAV), müslümanların, zalimleri münkerden nehyetmezlerse ve marufu da ona göstermezlerse, onların da İsrail oğulları gibi lânetleneceklerini açıklamıştır. <em>(İbni Ebî Hatem)</em> Münkeri isteyen kimseyle oturmak, onunla yemek yiyen ve için kimse, yahudiler gibi lânetli olur. <em>(Ebu Davud, Tirmizi ve İbni Mace)</em> Münkeri işleyenlerle hiç oturulamadığı gibi nasıl olur da münkeri uygulamak için oturulur?! Bunun lâneti ise daha büyüktür. Münkeri gören eliyle değiştirir, bunu yapamazsa diliyle değiştirir, bunu da yapamazsa ona buğz edip onu işleyenlerden uzak kalır. Eğer bunu da yapmazsa imanının bir hardal tanesi kadar olmadığını Rasulullah (SAV) açıklamıştır.</p><p>“Rasulullah’ın yolunu izlemek; zor, meşakkatli ve zarar getirir. O nedenle akıllı olup kâfirlere karşı çıkmamak, onlara yağ çekmek ve onlarla işbirliği yapmak gerekir” diyen kimseler, Kur’an’ı ve hakikatı unutmuşlardır. Çünkü zafer ancak bu yoldan geçer. <em>(Bakınız Bakara: 214)</em> Zalimlerle işbirliği yapılırsa, kesinlikle İslâm’a zafer gelmez. <em>(Bakınız Hud: 113)</em> Muhakkak ki mü’minler imtihana uğrayıp eziyet göreceklerdir ki sahte olanlar belli olsunlar. <em>(Bakınız Ankebut: 3-10)</em> Hatta zafer, insanlar yalanlayıp da onlarda ümit kalmayınca gelebilir. <em>(Bakınız Yusuf: 110)</em></p><p>Allah, yalnız salih amel işleyen mü’minleri halife kılar ve onların vasıtasıyla dini yükseltir. <em>(Bakınız Nur: 55)</em> İyi niyete sahip olan kimse yalnız salih amel yapar. Günah işlemek ise hezimete uğratır. Salih amel yapamazsa daha kötü amel yapılmaz. Üstelik burada niyete bakılmaz, zahire (görünene) bakılır. Yani amellere ve sözlere bakılır. Rasulullah (SAV) şöyle buyurdu: “Biz zahire hüküm veririz. Allah gizli olanların hususlarını üstlenir.” Bu sebeple Usame (r.a) savaşta “La ilahe illallah Muhammed Rasulullah” diyen kâfiri vurduktan sonra bunu Rasulullah’a bildirdi. Rasulullah (SAV) ona kızdı. Usame, “Korkudan bunu söyledi, ya Rasulullah” deyince, Rasulullah (SAV), “Onun kalbini açıp ona baktın mı?” dedi. Bu nedenle küfür kelimesini söyleyen veya uygulayan kimse, şüphesiz kâfirdir. Kalbini açmıyoruz ve ona bakmıyoruz. Ebu Lubabe adlı müslüman, cahiliyyede yahudi Kureyze oğullarının dostu idi. Bu yahudi kabile ihanet ettikten sonra İslâm ordusu tarafından kuşatılınca, Ebu Lubabe’yle danışmak için onu çağırdılar. Ebu Lubabe’ye sordular: “Muhammed bize ne yapacak?” Ebu Lubabe “Sizi kesecek” dedi. Fakat Ebu Lubabe, bir sır kaçırarak ihanet yaptığını anladı. Kendini bir ağaca bağladı. Allah’ın affı gelinceye kadar öğlece bağlı kaldı.</p><p>Buna göre niyetlerinin iyi olduğunu iddia edenler, küfrü uygulamaktan vazgeçsinler ve Allah’ın affını istesinler. Kendilerini ağaçlara veya başka şeylere bağlasınlar. Müslümanlar onların tövbelerinden emin olunca onları çözsünler. Nitekim Allahu Tealâ şöyle buyurdu:</p><p>“Onlar, bir kötülük yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayarak hemen bağışlanmasını dilerler. Günahları da, Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Onlar bile bile yaptıklarında ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altında ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Çalışanların ecri ne güzeldir.” (Ali İmran: 135-136)</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 141558, member: 12884"] Biz şeriatın hükümlerine bağlandığımız zaman, Allah’a kulluk etmiş oluruz. Halbuki bu hayattaki görevimiz, sırf Allah’a kulluk etmektir. Yani O’nun emrine uymak ve nehyinden vazgeçmektir. Allahu Tealâ şöyle buyurdu: “Cin ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat: 46) Küfrü uygulamak ve ona bağlılık göstermek, kesinlikle kabul edilen amellerden değil, red edilen ve gayri meşru amellerdendir. “Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezlerse, onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide: 44) İşte küfür veya haram amellerde niyet söz konusu değildir. Onlar yaptıkları bu amellerle dünyada fayda sağlasalar da red edilir. Misal olarak; içkiyi satmak dünyada fayda temin eder, fakat haramdır. Biri kalkıp da yaptığı bu amelle “Niyetim müslümanlara hizmet etmektir” derse, bu red edilir. Şu var ki; niyet, ibadetle ilgili olan amellerde bir temeldir. Diğer ameller ise ancak şerî hükümlere göre uygun olmalıdır. Burada niyete bakılmaz. Bir çok alim bunu açıklamaktadır. Niyetle ilgili tartıştığımız hadisin devamından da anlaşılıyor ki; “Kim Allah ve Rasulü için hicret etmiş ise Allah’a ve Rasulüne hicret etmiş olur. Kim de dünyayı kazanmak için veya bir kadınla evlenmek için hicret etmiş ise bunlara hicret etmiş olur.” Dünyayı kazanmak ve bir kadınla evlenmek için insan hicret edebilir, ama bu amelinde hicret sevabı alamaz. Fakat yapılan bu amel mübahtır. Bunun yaptığı hicreti, dilde lafızda geçtiği gibi, asıl ikâmet yerini terk edip başka yere geçmektir. Lâkin şerî hicret ise, Allah ve Rasulü için göç etmektir. Kur’an’da şöyle geçmektedir: “Kim evinden çıkıp Allah ve Rasulüne hicret edipte ölürse, onun sevabı Allah indindedir.” (Nisa: 101) Muamelelerde, sözleşme ve anlaşmalarda niyet hiç bir zaman geçerli değildir. Bunlarda geçerli olan lafızlar ve şeriata uymasıdır. Sözleşmenin şerî tarifi şöyledir: [B]“Yerinde ispatlanıp, şeriata uygun şekilde iki tarafın kabulüdür.”[/B] İbadetlerden maksat, yalnız ruhî değeri gerçekleştirmektir. Ticaret, ziraat v.s. bunlara benzer işlerden maksat ise, yalnız maddî değerleri gerçekleştirmektir. Böylece maddî olan bu işler, ruhla mecz edilince (karıştırılınca) madde ruhla mecz edilmiş olur sözleşmelerde ihtilaf olursa, hakim, niyeti sormaz, sadece şeriata uygun olup olmadığını inceler ve böylece cevap verir. Siyasî ameller ise, şeriata uygun olmalıdır. Çünkü siyaset, insanların dahilî ve haricî işlerini yürütmektir. Müslüman ise, insanların işlerini yalnız İslâm’a uygun şekilde yürütmelidir. O zaman salih amel yapmış olur. Kur’an’da ve Sünnet’te salih amel, şeriatça kabul edilen iş olduğu tarif edilmiştir. Tevbe Suresinde geçen 120. ayette; Allah uğrunda susamak, acıkmak, yorulmak, kâfiri kızdırmak için bir adım atmak ve düşmana herhangi bir şekilde dokunmanın birer salih amel olduklarını beyan etmiştir. Zalimlerle işbirliği yapmak ise, cehenneme götüren ameldir. [I](Bakınız Hud: 113)[/I] Kâfirleri dost edinmek de küfürdür. [I](Bakınız Ali İmran: 28)[/I] Rasulullah (SAV)’in niyeti ve maksadı, Allah’ın sözünü ilân etmektir. Bunun uğrunda taviz göstermesinden sakındırıldı. [I](Bakınız İsra: 73-75)[/I] Ayrıca küfür rejimlerine katılmak ve küfrü uygulamanın manası, marufu nehyetmek ve münkeri emretmektir. “Münafık erkek ve kadınlar birbirlerini dost edinirler. Münkeri emrederler ve marufu nehyederler.” (Tevbe: 67) Münker, İslâm’a göre red edilen ameldir. Maruf ise, şeriatça tanınmış ameldir. Müslümanlar ise, münafıkların tersidir. “Mü’min erkek ve kadınlar, birbirlerini dost edinirler, marufu emrederler ve münkeri nehyederler.” (Tevbe: 71) İsrail oğulları marufu emretmeyi terk edince ve münkeri nehyetmeyince lânetlendiler. [I](Bakınız Maide: 78-81)[/I] Rasulullah (SAV), müslümanların, zalimleri münkerden nehyetmezlerse ve marufu da ona göstermezlerse, onların da İsrail oğulları gibi lânetleneceklerini açıklamıştır. [I](İbni Ebî Hatem)[/I] Münkeri isteyen kimseyle oturmak, onunla yemek yiyen ve için kimse, yahudiler gibi lânetli olur. [I](Ebu Davud, Tirmizi ve İbni Mace)[/I] Münkeri işleyenlerle hiç oturulamadığı gibi nasıl olur da münkeri uygulamak için oturulur?! Bunun lâneti ise daha büyüktür. Münkeri gören eliyle değiştirir, bunu yapamazsa diliyle değiştirir, bunu da yapamazsa ona buğz edip onu işleyenlerden uzak kalır. Eğer bunu da yapmazsa imanının bir hardal tanesi kadar olmadığını Rasulullah (SAV) açıklamıştır. “Rasulullah’ın yolunu izlemek; zor, meşakkatli ve zarar getirir. O nedenle akıllı olup kâfirlere karşı çıkmamak, onlara yağ çekmek ve onlarla işbirliği yapmak gerekir” diyen kimseler, Kur’an’ı ve hakikatı unutmuşlardır. Çünkü zafer ancak bu yoldan geçer. [I](Bakınız Bakara: 214)[/I] Zalimlerle işbirliği yapılırsa, kesinlikle İslâm’a zafer gelmez. [I](Bakınız Hud: 113)[/I] Muhakkak ki mü’minler imtihana uğrayıp eziyet göreceklerdir ki sahte olanlar belli olsunlar. [I](Bakınız Ankebut: 3-10)[/I] Hatta zafer, insanlar yalanlayıp da onlarda ümit kalmayınca gelebilir. [I](Bakınız Yusuf: 110)[/I] Allah, yalnız salih amel işleyen mü’minleri halife kılar ve onların vasıtasıyla dini yükseltir. [I](Bakınız Nur: 55)[/I] İyi niyete sahip olan kimse yalnız salih amel yapar. Günah işlemek ise hezimete uğratır. Salih amel yapamazsa daha kötü amel yapılmaz. Üstelik burada niyete bakılmaz, zahire (görünene) bakılır. Yani amellere ve sözlere bakılır. Rasulullah (SAV) şöyle buyurdu: “Biz zahire hüküm veririz. Allah gizli olanların hususlarını üstlenir.” Bu sebeple Usame (r.a) savaşta “La ilahe illallah Muhammed Rasulullah” diyen kâfiri vurduktan sonra bunu Rasulullah’a bildirdi. Rasulullah (SAV) ona kızdı. Usame, “Korkudan bunu söyledi, ya Rasulullah” deyince, Rasulullah (SAV), “Onun kalbini açıp ona baktın mı?” dedi. Bu nedenle küfür kelimesini söyleyen veya uygulayan kimse, şüphesiz kâfirdir. Kalbini açmıyoruz ve ona bakmıyoruz. Ebu Lubabe adlı müslüman, cahiliyyede yahudi Kureyze oğullarının dostu idi. Bu yahudi kabile ihanet ettikten sonra İslâm ordusu tarafından kuşatılınca, Ebu Lubabe’yle danışmak için onu çağırdılar. Ebu Lubabe’ye sordular: “Muhammed bize ne yapacak?” Ebu Lubabe “Sizi kesecek” dedi. Fakat Ebu Lubabe, bir sır kaçırarak ihanet yaptığını anladı. Kendini bir ağaca bağladı. Allah’ın affı gelinceye kadar öğlece bağlı kaldı. Buna göre niyetlerinin iyi olduğunu iddia edenler, küfrü uygulamaktan vazgeçsinler ve Allah’ın affını istesinler. Kendilerini ağaçlara veya başka şeylere bağlasınlar. Müslümanlar onların tövbelerinden emin olunca onları çözsünler. Nitekim Allahu Tealâ şöyle buyurdu: “Onlar, bir kötülük yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayarak hemen bağışlanmasını dilerler. Günahları da, Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Onlar bile bile yaptıklarında ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altında ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Çalışanların ecri ne güzeldir.” (Ali İmran: 135-136) [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Amellerde asıl olan, şerî hükümlere bağlanmaktır.”
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst