Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Anlam Arayışında İnsan
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Muvahhid1" data-source="post: 264558" data-attributes="member: 1003203"><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">Kısacası, insan bir anlam arayışından ibaret... Hem arıyor hem de aranıyor olsa gerek. Nereden geldiği sorusunun cevabıyla nereye gidiyor olduğu sorusunun cevabı aynı. Öyleyse sürekli kıvrılarak genişleyen bir döngünün merkezindeyiz.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">Elest Bezmi’nden başlayan ve sonsuzluğa doğru devam eden uzun bir anlam arayışı yolculuğundayız. Hem kendimizi, hem de varlığın anlamını arıyoruz. Yol’da ilerliyor isek, Sevgilisi’ne bir an önce varmayı isteyen bir kişi gibi hızımızı artırmamız gerekir. Sevgili Yunus Emre’nin dediği gibi, ya kervanı kaçırmış ve böylece dağlar başında Yol’da kalmış isek kayıplarımızı telafi edebilmenin yollarını nasıl bulacağız? Sadece arayarak mı, yoksa yeni bir kervanı bekleyerek mi? Belki hayatımızın bir yüzü, ‘arayış’ ise, diğer yüzü de ‘bekleyiş!’ Aradığımızı bekliyoruz belki de!</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: maroon"><strong>Ruhanî kapılar ve pencereler</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">İbrahim Aleyhisselam’ın Hakk’ı arayış serüveni yıldızlardan başlamıştı. Ancak o yıldız batınca, aradığı Yaratıcı’sının başkası olduğunu düşünmüştü: “Üzerine gece basınca (İbrahim) bir yıldız gördü; ‘Budur Rabbim’ dedi. Yıldız batınca: ‘Batanları sevmem’, dedi.” (En’am, 76). Gökyüzünde Ay’ı görenler artık yıldıza tapmayabilirler ama yıldızın boşuna yaratılmadığını da bilirler. Yıldızlar, günü geldiğinde kararsa da, Allah Tealâ Kur’an’da “Yıldızların yerlerine yemin ederim.” (Vakı’a, 75) buyurmaktadır. Çünkü “Yıldızlar da O’nun emriyle size boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” (Nahl, 12). “Güneşi, Ay’ı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette yaratan O’dur. İyi bilin ki, yaratma ve emir O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne uludur!” (A’raf 54)</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">Bilindiği üzere insan, aklı ve ruhu ile vardır; bunlarla bir anlam kazanır. Mücerret olan bu kavramlar, ruhanî pencerelerle varlık değerine kavuşurlar. İnsana, kâinata, Sevgili Peygamberimiz s.a.v.’e ve Allah’a ancak insanın kendisinden başlayacağı anlam arayışı heyecanıyla ulaşılabilir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">Dört duvar arasında karanlıkta kalmış bir insan, bulunduğu yerden aydınlığa çıkabilmek için eliyle bir kapıyı arar. Çünkü bilmektedir ki her mahzenin bir kapısı vardır. Bu insanın duvarda kapı olduğunu bilmesi de takdire şayan bir durumdur. Ancak, güzelliklerle kucaklaşabilmek için bu kapının açılması gereklidir. Aydınlık arayan kişinin kapıyı açacak bir anahtar olduğunu bilmesi ve bu anahtarı bulması ise onu hedefine götürecek çok önemli bir aşamadır. İşte bu anahtar, insanı ulaşmayı arzuladığı Hakikat’in anlamına götürecektir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: maroon"><strong>Işığa yöneliş ve dünya perdesi</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">Mahzende kalmış bu insan için çevresindeki dünya malının nefsi okşayıcılığı ve çekiciliği sahte bir anlam ifade etmektedir. Onlardan hoşlanması ve hayatını onlarla anlamlandırmaya kalkması, duvarların arasında ebediyen kalması demektir. Onların reddi ise insana aydınlıklarla dolu yeni vadiler, yeni ufuklar açacaktır. Dünya malını bir araç olarak görebilmek ve sadece tabiî ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadarından istifade edebilmek, kapının açılmasını sağlayacak anahtarlardan biridir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">İbn Abbas r.a.’dan gelen bir rivayete göre; bir gün Hz. Peygamber s.a.v. ile Cibril Aleyhisselam Safa Tepesi’nde idiler. Peygamber Efendimiz, Cibril’e:</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">– Muhammed ’in evinde bu akşam bir avuç un veya kavut (buğday lapası) bile yoktur, dedi. Peygamber Efendimiz bunu söyler söylemez göklerde bir binanın yıkılışı gibi bir ses duyuldu. Peygamber Efendimiz duyduğu bu müthiş ses üzerine Cibril’e:</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">– Acaba kıyametin kopma emri mi verildi, diye sordu. Cibril Aleyhisselam:</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">– Hayır kıyamet kopmadı. Ancak Cenab-ı Hak senin sözünü duyunca İsrafil’e sana inmesini buyurdu. Duyduğun ses İsrafil’in iniş sesidir, dedi ve biraz sonra İsrafil a.s. Peygamber Efendimiz’in yanına inerek:</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">– Cenab-ı Hak senin sözünü işitince, beni bütün yer hazinelerinin anahtarları ile birlikte gönderdi ve Tihame dağlarını zümrüt, yakut, altın ve gümüşe çevirip, seninle beraber gezdirmeyi sana teklif etmemi emir buyurdu. Eğer kabul edersen yaparım, sen de düşün. İstersen hükümdar, istersen kul bir peygamber ol, dedi.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">Tirmizî’deki rivayete göre, bunun üzerine, Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu:</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">– Rabbim bana: ‘Eğer istersen sana Mekke’nin Bahta’ denilen çölünü altına çevireyim’ buyurdu. Ben: ‘Hayır, Yarabbi, ben bir gün tok, bir gün aç olmayı tercih ederim. Yahut üç gün tok olursam, üç gün de aç kalmak isterim. Aç olduğum zaman sana yakarırım ve seni hatırlarım. Tok olduğum zaman da sana şükrederim’ dedim.” (Terğib, c. 5, s. 150, 175)</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: maroon"><strong>Her dem açık kapımız</strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">Hakikatle bezenmiş manevi anlam kapılarının altından yapılmış bir anahtarla açılabilmesi için, Allah’a olan aşk ve imanımızın O’nun Habibi’ne olan aşk ve bağlılığımızla bütünleşmesi lazımdır. Hz. Ebubekir r.a. bu yolda bizlere güzel bir örnektir. O’nun dostluğunu tam anlamıyla kazanmak, sırların paylaşıldığı mağara arkadaşlığını gerektirmektedir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">O Gönüller Sevgilisi s.a.v., Ebubekir r.a. ve Ali r.a.’ın da aralarında bulunduğu bir gruba son kez bakarken, geride bırakacağı dostlarına bir kapı aralıyor ve bu kapının anahtarına işaret ediyordu:</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">“Şu mescide açılan kapıları kapatınız. Sadece Ebubekir’in kapısı açık kalsın.” buyuruyordu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">İtiraz edenler olmasın diye de bu isteğinde ısrar ediyor: “Hayır başkası olmaz, Ebubekir nerede? Söyleyin ona, cemaate namaz kıldırsın.” diyordu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">“Eğer Rabbimden başka, insanlardan bir dost edinecek olsaydım, mutlaka Ebubekir’i dost edinirdim.” sözü ise adeta Dost Kapısı’nı aralayan anahtar bir kelime olarak yüreklere yansıyordu.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px">Kısacası, insan bir anlam arayışından ibaret... Hem arıyor hem de aranıyor olsa gerek. Nereden geldiği sorusunun cevabıyla nereye gidiyor olduğu sorusunun cevabı aynı. Öyleyse sürekli kıvrılarak genişleyen bir döngünün merkezindeyiz. Sonsuzluğu keşif için kâinatta ne kadar dolaşırsak dolaşalım, bize bizi ve varoluşun anlamını anlatacak olan kendi gerçekliğimizdir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong>Ahmet ALEMDAR</strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Muvahhid1, post: 264558, member: 1003203"] [FONT=book antiqua][SIZE=3]Kısacası, insan bir anlam arayışından ibaret... Hem arıyor hem de aranıyor olsa gerek. Nereden geldiği sorusunun cevabıyla nereye gidiyor olduğu sorusunun cevabı aynı. Öyleyse sürekli kıvrılarak genişleyen bir döngünün merkezindeyiz. Elest Bezmi’nden başlayan ve sonsuzluğa doğru devam eden uzun bir anlam arayışı yolculuğundayız. Hem kendimizi, hem de varlığın anlamını arıyoruz. Yol’da ilerliyor isek, Sevgilisi’ne bir an önce varmayı isteyen bir kişi gibi hızımızı artırmamız gerekir. Sevgili Yunus Emre’nin dediği gibi, ya kervanı kaçırmış ve böylece dağlar başında Yol’da kalmış isek kayıplarımızı telafi edebilmenin yollarını nasıl bulacağız? Sadece arayarak mı, yoksa yeni bir kervanı bekleyerek mi? Belki hayatımızın bir yüzü, ‘arayış’ ise, diğer yüzü de ‘bekleyiş!’ Aradığımızı bekliyoruz belki de! [COLOR=maroon][B]Ruhanî kapılar ve pencereler[/B][/COLOR] İbrahim Aleyhisselam’ın Hakk’ı arayış serüveni yıldızlardan başlamıştı. Ancak o yıldız batınca, aradığı Yaratıcı’sının başkası olduğunu düşünmüştü: “Üzerine gece basınca (İbrahim) bir yıldız gördü; ‘Budur Rabbim’ dedi. Yıldız batınca: ‘Batanları sevmem’, dedi.” (En’am, 76). Gökyüzünde Ay’ı görenler artık yıldıza tapmayabilirler ama yıldızın boşuna yaratılmadığını da bilirler. Yıldızlar, günü geldiğinde kararsa da, Allah Tealâ Kur’an’da “Yıldızların yerlerine yemin ederim.” (Vakı’a, 75) buyurmaktadır. Çünkü “Yıldızlar da O’nun emriyle size boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” (Nahl, 12). “Güneşi, Ay’ı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette yaratan O’dur. İyi bilin ki, yaratma ve emir O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne uludur!” (A’raf 54) Bilindiği üzere insan, aklı ve ruhu ile vardır; bunlarla bir anlam kazanır. Mücerret olan bu kavramlar, ruhanî pencerelerle varlık değerine kavuşurlar. İnsana, kâinata, Sevgili Peygamberimiz s.a.v.’e ve Allah’a ancak insanın kendisinden başlayacağı anlam arayışı heyecanıyla ulaşılabilir. Dört duvar arasında karanlıkta kalmış bir insan, bulunduğu yerden aydınlığa çıkabilmek için eliyle bir kapıyı arar. Çünkü bilmektedir ki her mahzenin bir kapısı vardır. Bu insanın duvarda kapı olduğunu bilmesi de takdire şayan bir durumdur. Ancak, güzelliklerle kucaklaşabilmek için bu kapının açılması gereklidir. Aydınlık arayan kişinin kapıyı açacak bir anahtar olduğunu bilmesi ve bu anahtarı bulması ise onu hedefine götürecek çok önemli bir aşamadır. İşte bu anahtar, insanı ulaşmayı arzuladığı Hakikat’in anlamına götürecektir. [COLOR=maroon][B]Işığa yöneliş ve dünya perdesi[/B][/COLOR] Mahzende kalmış bu insan için çevresindeki dünya malının nefsi okşayıcılığı ve çekiciliği sahte bir anlam ifade etmektedir. Onlardan hoşlanması ve hayatını onlarla anlamlandırmaya kalkması, duvarların arasında ebediyen kalması demektir. Onların reddi ise insana aydınlıklarla dolu yeni vadiler, yeni ufuklar açacaktır. Dünya malını bir araç olarak görebilmek ve sadece tabiî ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadarından istifade edebilmek, kapının açılmasını sağlayacak anahtarlardan biridir. İbn Abbas r.a.’dan gelen bir rivayete göre; bir gün Hz. Peygamber s.a.v. ile Cibril Aleyhisselam Safa Tepesi’nde idiler. Peygamber Efendimiz, Cibril’e: – Muhammed ’in evinde bu akşam bir avuç un veya kavut (buğday lapası) bile yoktur, dedi. Peygamber Efendimiz bunu söyler söylemez göklerde bir binanın yıkılışı gibi bir ses duyuldu. Peygamber Efendimiz duyduğu bu müthiş ses üzerine Cibril’e: – Acaba kıyametin kopma emri mi verildi, diye sordu. Cibril Aleyhisselam: – Hayır kıyamet kopmadı. Ancak Cenab-ı Hak senin sözünü duyunca İsrafil’e sana inmesini buyurdu. Duyduğun ses İsrafil’in iniş sesidir, dedi ve biraz sonra İsrafil a.s. Peygamber Efendimiz’in yanına inerek: – Cenab-ı Hak senin sözünü işitince, beni bütün yer hazinelerinin anahtarları ile birlikte gönderdi ve Tihame dağlarını zümrüt, yakut, altın ve gümüşe çevirip, seninle beraber gezdirmeyi sana teklif etmemi emir buyurdu. Eğer kabul edersen yaparım, sen de düşün. İstersen hükümdar, istersen kul bir peygamber ol, dedi. Tirmizî’deki rivayete göre, bunun üzerine, Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu: – Rabbim bana: ‘Eğer istersen sana Mekke’nin Bahta’ denilen çölünü altına çevireyim’ buyurdu. Ben: ‘Hayır, Yarabbi, ben bir gün tok, bir gün aç olmayı tercih ederim. Yahut üç gün tok olursam, üç gün de aç kalmak isterim. Aç olduğum zaman sana yakarırım ve seni hatırlarım. Tok olduğum zaman da sana şükrederim’ dedim.” (Terğib, c. 5, s. 150, 175) [COLOR=maroon][B]Her dem açık kapımız[/B][/COLOR] Hakikatle bezenmiş manevi anlam kapılarının altından yapılmış bir anahtarla açılabilmesi için, Allah’a olan aşk ve imanımızın O’nun Habibi’ne olan aşk ve bağlılığımızla bütünleşmesi lazımdır. Hz. Ebubekir r.a. bu yolda bizlere güzel bir örnektir. O’nun dostluğunu tam anlamıyla kazanmak, sırların paylaşıldığı mağara arkadaşlığını gerektirmektedir. O Gönüller Sevgilisi s.a.v., Ebubekir r.a. ve Ali r.a.’ın da aralarında bulunduğu bir gruba son kez bakarken, geride bırakacağı dostlarına bir kapı aralıyor ve bu kapının anahtarına işaret ediyordu: “Şu mescide açılan kapıları kapatınız. Sadece Ebubekir’in kapısı açık kalsın.” buyuruyordu. İtiraz edenler olmasın diye de bu isteğinde ısrar ediyor: “Hayır başkası olmaz, Ebubekir nerede? Söyleyin ona, cemaate namaz kıldırsın.” diyordu. “Eğer Rabbimden başka, insanlardan bir dost edinecek olsaydım, mutlaka Ebubekir’i dost edinirdim.” sözü ise adeta Dost Kapısı’nı aralayan anahtar bir kelime olarak yüreklere yansıyordu. Kısacası, insan bir anlam arayışından ibaret... Hem arıyor hem de aranıyor olsa gerek. Nereden geldiği sorusunun cevabıyla nereye gidiyor olduğu sorusunun cevabı aynı. Öyleyse sürekli kıvrılarak genişleyen bir döngünün merkezindeyiz. Sonsuzluğu keşif için kâinatta ne kadar dolaşırsak dolaşalım, bize bizi ve varoluşun anlamını anlatacak olan kendi gerçekliğimizdir. [B]Ahmet ALEMDAR[/B][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Anlam Arayışında İnsan
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst