Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Annenin Değeri
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="gaye-i himmet" data-source="post: 125515" data-attributes="member: 12733"><p>Unuttuğumuz “ana”larımız…</p><p><img src="http://www.senaidemirci.net/kucukler/img_compassion365b.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue">Aklımızın hizasına kadar eğildi. Korkudan titreyen kalbimizi sonsuz tebessümüyle sevindirdi.Hüzünlerle delik deşik olmuş insanlığımızı bağrına bastı. Şaşkın gözlerimizin içine sımsıcak baktı. Sağır duvarlara çarpa çarpa kanayan sonsuzluk düşlerimizi avuçlarında sağalttı. Düşe kalka yürüyen ümitlerimizin elinden tuttu, ayağa kaldırdı. -Şefkat yüklü sözlerle tenezzül etti kalbimize. Her defasında bir anne şefkatiyle kucaklandığımızı hatırlattı. “Rahman ve Rahîm olan”ın adıyla başladı söze. “Anadilimiz”le1 merhamet fısıldadı dünya yetimliğimize. Evladının yastığının altına bayram hediyesi koyan annelerin müşfik edasıyla müjdeler yetiştirdi yeryüzü yalnızlığımıza: Kur’ân. Ana kitabımız. Ana fikrimiz. Ana zikrimiz. Ana sayfamız. Ne zamandır sözlerine sağır gibiyiz. Nicedir göğsünden hakikat emmek istemez gibiyiz. Dünya gurbetinde sevincimiz, tesellimiz, avuntumuz, ümidimiz olsun diye el bebek gül bebek besleyip büyüttüğü gerçeklere küsmüş gibiyiz. Yüzünü hasretle görmeye, sözünü hayretle dinlemeye hemen başlamalı değil miyiz? </span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue">Nereden geldiğimi bilmezdim, o ezelden söz açtı. Nereye gittiğimi sormayı akledemezdim. O ebede, sonsuzluğa çağırdı. Kim olduğumu, ne iş yaptığımı aklıma o fısıldadı. Yetim buldu beni. Sahipsiz ve umutsuzdum. Her yanım karanlıktı. Duyduğum sesler hep feryattı. Baktığım yüzlerin hepsinde matem vardı. Işık sundu yoluma. Dağı taşı, yıldızı ve güneşi aşinam kıldı. Göğün yüzünü tanıdık eyledi bana. Geçmişimi geleceğimi aydınlattı. Feryat sandığım sesleri sonsuzluk vaadiyle neşe ve sevince boğdu. Yanmayalım diye yandı yakıldı. Biz bilmeden ateşe koşan pervanelerdik. Biz yanacağını bilmeden sarhoşça alevden uçurumlara uçan kelebeklerdik.2 Tuttu eteğimizden her defasında. Bin ana yüreğini kuşanarak ateşe düşmekten alıkoydu biz can parelerini. Aramızda3 şimdi de… Anneyi evladına anne eyleyen sırrı akıtmakta içimize. Oğulları ve kızları annelerine “annelik” edercesine hürmete ve şefkate çağırmakta: O şefkat yüklü peygamberimiz. “İmam”ımız. Yani “ana yürekli”4 liderimiz, önderimiz. Kılımıza zarar gelmesin diye titreyen anaç kalplimiz. Ümmetinin kurtuluşu için kendini paralarcasına çırpınan göklü yüreğimiz. Anaları yavrularına ana eyleyen, analara ana şefkati bahşedenin “RaufurRahim” diye en anaç isimlerle övdüğü serin şefkat pınarımız.5 Sanki uzaklardaymış gibi nicedir bize çağırmaktayız. Sanki “Allah’ın resûlü” olarak aramızda değilmiş gibi, sesimizi sesinden yüksek tutmaktayız. Sanki o kutsî “ana yüreği”nin atışları durmuş gibi ümitsiziz, tesellisiziz. Bugün bir kez daha ellerine varıp bağlılığımızı tazelemeli değil miyiz?</span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue">Günahla kirlettiğimizde yüzümüzü, kötülükle kokuşturduğumuzda tenimizi, yine de kucağına alıp temizledi yüzümüzü, cennet kokulu elbiselere bürüdü puslu bedenimizi. İsyana bulandık, paslandırdık yüreğimizi. Gözlerimiz haramla çapaklandı, alnımıza kötülükler yapışıp kaldı. Ama o her defasında pirüpak eyledi bizi, yüreklendirdi. Yüzümüzü yerden kaldırdı. Tiksinmeden öptü kirli alnımızdan. Silip gözyaşlarımızı yeni ümitlerle sokağa saldı. “Yine beklerim” dedi. “Uykulu gafletlerden sıyrılıp sabah vakti gelsen de olur” dedi. “Dünya telaşlarıyla sarhoş olup öğle vakti nazlanarak gelsen de olur” dedi. “Kalbini hüzünlerle bulandırdığın, ayaklarını ümitsizlik çamuruna buladığın halde de olsan gel, ikindi vakti beklerim” dedi. “Günleri eskittiğin, kendini bir kez daha eksilttiğin akşam üzerilerinde de kapım açık, gel” dedi. “Nice unutuşların gece gibi üzerini üste üste örteceğini acıyla anladığın gece vakitlerinde de gel, teselli ederim seni” dedi. Günün beş vakti ocağına şartsız kabul etti bizi. Arkamızı döndüğümüzde de sabırla bekledi dönmemizi: Namaz. Ana kucağımız. Bugün, “anneler günü” diye bari, varıp dizi dibine içimizi dökmeli değil miyiz? Hemen şimdi, vaad ettiği o kutsî yakınlığa alnımızı secde secde değdirmeli6 değil miyiz?</span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue">Her defasında içimizin kirini tozunu döktük avuçlarına. Ayıplanmaktan korkmaksızın. En gizli suçlarımızı itiraf ettik yüzüne karşı. Gammazlanmayacağımızdan emin olarak. Ayıplarımızın hepsini, dertlerimizin en incesini, hüzünlerimizin en anlaşılmazını, korkularımızın en baş edilmezini yumuşacık parmakları arasına akıttık, erittik. Elimiz boş dönmedik hiç.. Tesellisiz kalmadık hiç. Yanına vardıkça, kıymetlendik. Başka ne yapsak bu kadar değerli olamazdık. İşe yaradığımız biricik meşguliyetimiz: Dua. Ana işimiz. Ana sermayemiz. Olmasaydı duamız, ne gelirdi elden! İşlerimizin anası. Analarımızın işi. Ana gibi yar bildiğimiz. Hemen şimdi avuçlarından sonsuz serinlikte Kevserler içmeye koşmalı değil miyiz?</span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue">Biz namaza durduğumuzda varlığın hepsini ailemiz biliriz. Kıyama kalktığımızda kendimizi kâinattan sorumlu bir bilinç eyleriz. “Âlemlerin Rabbi” karşısında dururuz. “Âlemlerde” ne varsa, o varlar her nasılsa, hiç şart koşmaksızın, hiç aşağılamaksızın, hor görmeksizin, beyaz da olsa, siyah da olsa, inansa da inanmasa da, cansız ve dilsiz de olsa, sağır ve kör de sanılsa, hepsi için Rabbimize teşekkür ederiz. Varlığımızı mihnet değil, minnet biliriz. İnsanlığın hepsinden sorumlu anaç bir yürekle secdeye varırız. “Sana, yalnız sana kulluk ederiz” derken Fatiha’da, herkesi yanımızda, her şeyi kucağımızda biliriz. “Senden, yalnız Senden yardım dileriz” diye yakarırken, sahipsiz, yetim, yalnız, dilsiz, çaresiz, yoksul, terk edilmiş, ayrı düşmüş, aşağılanmış, dışlanmış, küçümsenmiş ne varsa, hepsinin elinden tutarız, ayağa kaldırır, yüreğimizin odacıklarında ağırlarız. Rabbini tanıdığını haber aldığımız her kıtadan insanın haberiyle seviniriz, tebessüm ederiz, bayram ederiz. Herkesin hidayetiyle, her kıtanın selametiyle ilgileniriz. Uzaklarda bir kuşun kanadı kırılsa, biz de kırılırız. Ötelerde bir çocuğun gözünden yaş düşse, biz de derde düşeriz. Öyle ki, her namazın peşinden hemen infaka çağrılırız. Bize verilenlerden, muhtaca, yoksula, yolda kalmışa, kalbi ezilmişe, rızkı daralmışa hemen vermekle mükellefiz. Çünkü biz “ana yürekli” peygamberin şefkatle yetiştirdiği, sabırla büyüttüğü “ana yürekli” “ümmet”iyiz.7 Ümmet ki “ana toplum”dur. Anaç bin bakıştır varlığa. </span></span></em></p><p> </p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="color: blue">“Ana yürekli” “imam”ımızın bakışından uzak düştük diye, “ana” olduğumuzu da unuttuk, öyle mi? “Anneler günü” bugün… “Ana fikrimizi, ana yüreklimizi, ana kucağımızı, ana işimizi, ana sermayemizi, ana olduğumuzu hatırlama zamanı geldi, geçecek mi?........</span></span></em></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="gaye-i himmet, post: 125515, member: 12733"] Unuttuğumuz “ana”larımız… [IMG]http://www.senaidemirci.net/kucukler/img_compassion365b.jpg[/IMG] [I][SIZE=3][COLOR=blue]Aklımızın hizasına kadar eğildi. Korkudan titreyen kalbimizi sonsuz tebessümüyle sevindirdi.Hüzünlerle delik deşik olmuş insanlığımızı bağrına bastı. Şaşkın gözlerimizin içine sımsıcak baktı. Sağır duvarlara çarpa çarpa kanayan sonsuzluk düşlerimizi avuçlarında sağalttı. Düşe kalka yürüyen ümitlerimizin elinden tuttu, ayağa kaldırdı. -Şefkat yüklü sözlerle tenezzül etti kalbimize. Her defasında bir anne şefkatiyle kucaklandığımızı hatırlattı. “Rahman ve Rahîm olan”ın adıyla başladı söze. “Anadilimiz”le1 merhamet fısıldadı dünya yetimliğimize. Evladının yastığının altına bayram hediyesi koyan annelerin müşfik edasıyla müjdeler yetiştirdi yeryüzü yalnızlığımıza: Kur’ân. Ana kitabımız. Ana fikrimiz. Ana zikrimiz. Ana sayfamız. Ne zamandır sözlerine sağır gibiyiz. Nicedir göğsünden hakikat emmek istemez gibiyiz. Dünya gurbetinde sevincimiz, tesellimiz, avuntumuz, ümidimiz olsun diye el bebek gül bebek besleyip büyüttüğü gerçeklere küsmüş gibiyiz. Yüzünü hasretle görmeye, sözünü hayretle dinlemeye hemen başlamalı değil miyiz? [/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue] [/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue]Nereden geldiğimi bilmezdim, o ezelden söz açtı. Nereye gittiğimi sormayı akledemezdim. O ebede, sonsuzluğa çağırdı. Kim olduğumu, ne iş yaptığımı aklıma o fısıldadı. Yetim buldu beni. Sahipsiz ve umutsuzdum. Her yanım karanlıktı. Duyduğum sesler hep feryattı. Baktığım yüzlerin hepsinde matem vardı. Işık sundu yoluma. Dağı taşı, yıldızı ve güneşi aşinam kıldı. Göğün yüzünü tanıdık eyledi bana. Geçmişimi geleceğimi aydınlattı. Feryat sandığım sesleri sonsuzluk vaadiyle neşe ve sevince boğdu. Yanmayalım diye yandı yakıldı. Biz bilmeden ateşe koşan pervanelerdik. Biz yanacağını bilmeden sarhoşça alevden uçurumlara uçan kelebeklerdik.2 Tuttu eteğimizden her defasında. Bin ana yüreğini kuşanarak ateşe düşmekten alıkoydu biz can parelerini. Aramızda3 şimdi de… Anneyi evladına anne eyleyen sırrı akıtmakta içimize. Oğulları ve kızları annelerine “annelik” edercesine hürmete ve şefkate çağırmakta: O şefkat yüklü peygamberimiz. “İmam”ımız. Yani “ana yürekli”4 liderimiz, önderimiz. Kılımıza zarar gelmesin diye titreyen anaç kalplimiz. Ümmetinin kurtuluşu için kendini paralarcasına çırpınan göklü yüreğimiz. Anaları yavrularına ana eyleyen, analara ana şefkati bahşedenin “RaufurRahim” diye en anaç isimlerle övdüğü serin şefkat pınarımız.5 Sanki uzaklardaymış gibi nicedir bize çağırmaktayız. Sanki “Allah’ın resûlü” olarak aramızda değilmiş gibi, sesimizi sesinden yüksek tutmaktayız. Sanki o kutsî “ana yüreği”nin atışları durmuş gibi ümitsiziz, tesellisiziz. Bugün bir kez daha ellerine varıp bağlılığımızı tazelemeli değil miyiz?[/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue] [/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue]Günahla kirlettiğimizde yüzümüzü, kötülükle kokuşturduğumuzda tenimizi, yine de kucağına alıp temizledi yüzümüzü, cennet kokulu elbiselere bürüdü puslu bedenimizi. İsyana bulandık, paslandırdık yüreğimizi. Gözlerimiz haramla çapaklandı, alnımıza kötülükler yapışıp kaldı. Ama o her defasında pirüpak eyledi bizi, yüreklendirdi. Yüzümüzü yerden kaldırdı. Tiksinmeden öptü kirli alnımızdan. Silip gözyaşlarımızı yeni ümitlerle sokağa saldı. “Yine beklerim” dedi. “Uykulu gafletlerden sıyrılıp sabah vakti gelsen de olur” dedi. “Dünya telaşlarıyla sarhoş olup öğle vakti nazlanarak gelsen de olur” dedi. “Kalbini hüzünlerle bulandırdığın, ayaklarını ümitsizlik çamuruna buladığın halde de olsan gel, ikindi vakti beklerim” dedi. “Günleri eskittiğin, kendini bir kez daha eksilttiğin akşam üzerilerinde de kapım açık, gel” dedi. “Nice unutuşların gece gibi üzerini üste üste örteceğini acıyla anladığın gece vakitlerinde de gel, teselli ederim seni” dedi. Günün beş vakti ocağına şartsız kabul etti bizi. Arkamızı döndüğümüzde de sabırla bekledi dönmemizi: Namaz. Ana kucağımız. Bugün, “anneler günü” diye bari, varıp dizi dibine içimizi dökmeli değil miyiz? Hemen şimdi, vaad ettiği o kutsî yakınlığa alnımızı secde secde değdirmeli6 değil miyiz?[/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue] [/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue]Her defasında içimizin kirini tozunu döktük avuçlarına. Ayıplanmaktan korkmaksızın. En gizli suçlarımızı itiraf ettik yüzüne karşı. Gammazlanmayacağımızdan emin olarak. Ayıplarımızın hepsini, dertlerimizin en incesini, hüzünlerimizin en anlaşılmazını, korkularımızın en baş edilmezini yumuşacık parmakları arasına akıttık, erittik. Elimiz boş dönmedik hiç.. Tesellisiz kalmadık hiç. Yanına vardıkça, kıymetlendik. Başka ne yapsak bu kadar değerli olamazdık. İşe yaradığımız biricik meşguliyetimiz: Dua. Ana işimiz. Ana sermayemiz. Olmasaydı duamız, ne gelirdi elden! İşlerimizin anası. Analarımızın işi. Ana gibi yar bildiğimiz. Hemen şimdi avuçlarından sonsuz serinlikte Kevserler içmeye koşmalı değil miyiz?[/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue] [/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue]Biz namaza durduğumuzda varlığın hepsini ailemiz biliriz. Kıyama kalktığımızda kendimizi kâinattan sorumlu bir bilinç eyleriz. “Âlemlerin Rabbi” karşısında dururuz. “Âlemlerde” ne varsa, o varlar her nasılsa, hiç şart koşmaksızın, hiç aşağılamaksızın, hor görmeksizin, beyaz da olsa, siyah da olsa, inansa da inanmasa da, cansız ve dilsiz de olsa, sağır ve kör de sanılsa, hepsi için Rabbimize teşekkür ederiz. Varlığımızı mihnet değil, minnet biliriz. İnsanlığın hepsinden sorumlu anaç bir yürekle secdeye varırız. “Sana, yalnız sana kulluk ederiz” derken Fatiha’da, herkesi yanımızda, her şeyi kucağımızda biliriz. “Senden, yalnız Senden yardım dileriz” diye yakarırken, sahipsiz, yetim, yalnız, dilsiz, çaresiz, yoksul, terk edilmiş, ayrı düşmüş, aşağılanmış, dışlanmış, küçümsenmiş ne varsa, hepsinin elinden tutarız, ayağa kaldırır, yüreğimizin odacıklarında ağırlarız. Rabbini tanıdığını haber aldığımız her kıtadan insanın haberiyle seviniriz, tebessüm ederiz, bayram ederiz. Herkesin hidayetiyle, her kıtanın selametiyle ilgileniriz. Uzaklarda bir kuşun kanadı kırılsa, biz de kırılırız. Ötelerde bir çocuğun gözünden yaş düşse, biz de derde düşeriz. Öyle ki, her namazın peşinden hemen infaka çağrılırız. Bize verilenlerden, muhtaca, yoksula, yolda kalmışa, kalbi ezilmişe, rızkı daralmışa hemen vermekle mükellefiz. Çünkü biz “ana yürekli” peygamberin şefkatle yetiştirdiği, sabırla büyüttüğü “ana yürekli” “ümmet”iyiz.7 Ümmet ki “ana toplum”dur. Anaç bin bakıştır varlığa. [/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue] [/COLOR][/SIZE][/I] [I][SIZE=3][COLOR=blue]“Ana yürekli” “imam”ımızın bakışından uzak düştük diye, “ana” olduğumuzu da unuttuk, öyle mi? “Anneler günü” bugün… “Ana fikrimizi, ana yüreklimizi, ana kucağımızı, ana işimizi, ana sermayemizi, ana olduğumuzu hatırlama zamanı geldi, geçecek mi?........[/COLOR][/SIZE][/I] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Annenin Değeri
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst