Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Risale Açıklamalı
Asa-yı Musa
Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 390761" data-attributes="member: 27"><p>[NOT]Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?[/NOT] </p><p></p><p></p><p>İman vesikası ebedi hayatımız açısından çok büyük önem arzediyor. Gerek malayaniyatla iştigal etmek, gerekse de bilerek ya da bilmeyerek maddiyyunluğa girmekle iman vesikasını muhafaza etmek neredeyse imkansız. Üstad Hazretlerinin de misal verdiği gibi kırk vefattan yalnızca birkaç tanesi imanını muhafaza edebilmiş sekerat anında. Ve bu kişiler bildiğimiz kadarıyla cami cemaati. Cami cemaati dahi imanını muhafaza edemezse, gününün neredeyse tamamını malayaniyatla, boş işlerle geçiren insanların hali ne olur ? </p><p></p><p>İmanı muhafaza edebilmek için, taklidi olan imanı bırakıp tahkiki imanı elde etmek gerekiyor. Yani "anam babam namaz kılıyordu" diye namaz kılmak, "herkes Allah var diyor" diye Allaha inanmak gibi bir iman, şeytanın yaşarken de, sekerat anında da çok çabuk tuzağa düşürebileceği bir imandır. Ve bilhassa ölüm anında imanımızı kaybetmişsek (hafizanallah) bir daha geri dönüş yok. </p><p></p><p>Tahkiki imanın da mertebeleri var. İlmelyakin, aynel yakin ve hakkalyakin. Taklidi iman ise bu mertebelerin de altında. Bir misallle izah etmek gerekirse: </p><p></p><p>Mesela bir yerde yangın var. Taklidi iman sahibi o yangını ne görmüş ne de biliyor. Sadece birilerinden duymuş ki "filan yerde yangın var". O da kabul etmiş. Biri de gelse deseki: "yok kardeşim yangın mangın" şüpheye düşecek, belki de inanacak. </p><p></p><p>İlmelyakin iman edenin misali ise: yangın olduğunu hem duymuş, hem de uzakta olmakla birlikte, duman gibi alametlerinden yangın olduğuna ihtimal veriyor. Bu kişiyi kandırmak biraz daha zordur. Ancak dumanın başka birşeyden kaynaklandığına ikna edilebilirse, kandırılması mümkün olabilir. </p><p></p><p>Aynelyakin iman sahibine misal: Yangını hem duymuş, hem dumanını görmüş ve hem de ateşini görüyor. Bu kişiyi kandırmak daha da zordur, belki de imkansızdır.</p><p></p><p> Hakkalyakin mertebesindeki iman sahibi ise; yangını hem duymuş, hem dumanını, hem ateşini görmüş ve hem de bizzat yangının çıktığı bölgede, herşeyiyle yangını hissediyor. Dumanını, ateşini, ısısını vs. Herşeyiyle yangının olduğuna ikna olmuş. Artık bu kişiyi yangın olmadığına ikna etmek imkansızdır, mümkün değildir. </p><p></p><p>Şeytanın yaşarken veya son nefeste insanı imanından etmesine ise şöyle misal verebiliriz. </p><p></p><p>Mesela elimizde bir lokma ekmek var. Birisi onu bizden almak istiyor. Elimizde olduğu için her halikarda onu kaptırmamız mümkün. Taklidi iman gibi. </p><p></p><p>Sonra ekmeği ağzımıza koyuyoruz. Belki ağzımızı açtığımızda bir ihtimal alınabilir. İlmelyakin iman gibi. </p><p></p><p>Sonra ekmeği yutuyoruz. Cerrahi bir müdahele yapılması gerekir ki, ekmek oradan alınabilsin. Aynelyakin iman gibi. </p><p></p><p>Ve sonra ekmeği sindiriyoruz, kanımıza ve hücrelerimize karışıyor. Artık o ekmeği binlerce doktor da bir araya gelip, cerrahi müdahele de bulunsa, vücuddan alamaz, çıkaramaz. Hakkalyakin iman gibi.</p><p></p><p> İşte şeytanın tuzaklarına düşmemek için iman mertebelerinde terakki etmek durumundayız. Ki şeytan o tuzaklardan, belki defalarca hergün karşımıza çıkartıyor. Müslüman olduğunu söyleyen çevremizdeki insanlar bile dinin bir kısmını inkar edip bir kısmını kabul edebiliyor. Mesela "faizin haram oluşu eskidendi, şimdi kaçmak mümkün değil" ve dolayısıyla "haramda değil" diyen müslümanlar var. Din kendi yaşantısına ağır geldiği için, dini kendi yaşantısına uydurma gayretinde olan insanlar var. Hem öyle iddialı konuşuyorlar ki sanki on tane fakülte bitirmiş. Sorsanız, bir sureyi mealiyle okuyamaz belki ama, taklidi iman sahibi olan biri bu tür fitnelere hemen kanabiliyor. Ya da bir izah getirmekten aciz bir şekilde "yok kardeşim olmaz öyle şey" demekten ileri gidemiyor. </p><p></p><p>Şeytanın her gün karşılaştığımız tuzakları bunlarla sınırlı değil elbette. Belgesellerin birçoğu Allahın sanatı ve eserleri olan mahlukatın, rızıklanması gibi faaliyetleri ya da devamlılığı için gereken şeyleri ya sebeblere, ya tesadüfe yahut tabiata veriyor. Allah'ı cc. o alanın dışında tutmaya kalkışıyorlar. İnsan bunları izleye izleye bilinç altında o felsefik bilgiler yerleşiyor ve kendi dünyasında olup biten birçok şeyleri de sebeblere, tesadüflere veriyor. Mesela tarlasından aldığı mahsulü toprağı iyi sulamaktan, attığı gübreden, tohumun kalitesinden biliyor. Bir nevi onlara rububiyet veriyor. Halbuki geçen yılda aynısını yaptığı halde bu mahsülü alamadığının hesabını yapmıyor. Hastalık, ölüm gibi şeyler sebeplerden bilinebiliyor. Bunlar gibi daha çok misal verilebilir. Tabiat risalesinde de denildiği gibi, bir nevi dinsizliği hatıra getiren, bu sözleri ehl-i iman bilmeyerek kullanıyor. Cenab-ı Hak cc. cümlemizi bu tür tuzaklara düşmekten muhafaza eylesin, amin.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 390761, member: 27"] [NOT]Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?[/NOT] İman vesikası ebedi hayatımız açısından çok büyük önem arzediyor. Gerek malayaniyatla iştigal etmek, gerekse de bilerek ya da bilmeyerek maddiyyunluğa girmekle iman vesikasını muhafaza etmek neredeyse imkansız. Üstad Hazretlerinin de misal verdiği gibi kırk vefattan yalnızca birkaç tanesi imanını muhafaza edebilmiş sekerat anında. Ve bu kişiler bildiğimiz kadarıyla cami cemaati. Cami cemaati dahi imanını muhafaza edemezse, gününün neredeyse tamamını malayaniyatla, boş işlerle geçiren insanların hali ne olur ? İmanı muhafaza edebilmek için, taklidi olan imanı bırakıp tahkiki imanı elde etmek gerekiyor. Yani "anam babam namaz kılıyordu" diye namaz kılmak, "herkes Allah var diyor" diye Allaha inanmak gibi bir iman, şeytanın yaşarken de, sekerat anında da çok çabuk tuzağa düşürebileceği bir imandır. Ve bilhassa ölüm anında imanımızı kaybetmişsek (hafizanallah) bir daha geri dönüş yok. Tahkiki imanın da mertebeleri var. İlmelyakin, aynel yakin ve hakkalyakin. Taklidi iman ise bu mertebelerin de altında. Bir misallle izah etmek gerekirse: Mesela bir yerde yangın var. Taklidi iman sahibi o yangını ne görmüş ne de biliyor. Sadece birilerinden duymuş ki "filan yerde yangın var". O da kabul etmiş. Biri de gelse deseki: "yok kardeşim yangın mangın" şüpheye düşecek, belki de inanacak. İlmelyakin iman edenin misali ise: yangın olduğunu hem duymuş, hem de uzakta olmakla birlikte, duman gibi alametlerinden yangın olduğuna ihtimal veriyor. Bu kişiyi kandırmak biraz daha zordur. Ancak dumanın başka birşeyden kaynaklandığına ikna edilebilirse, kandırılması mümkün olabilir. Aynelyakin iman sahibine misal: Yangını hem duymuş, hem dumanını görmüş ve hem de ateşini görüyor. Bu kişiyi kandırmak daha da zordur, belki de imkansızdır. Hakkalyakin mertebesindeki iman sahibi ise; yangını hem duymuş, hem dumanını, hem ateşini görmüş ve hem de bizzat yangının çıktığı bölgede, herşeyiyle yangını hissediyor. Dumanını, ateşini, ısısını vs. Herşeyiyle yangının olduğuna ikna olmuş. Artık bu kişiyi yangın olmadığına ikna etmek imkansızdır, mümkün değildir. Şeytanın yaşarken veya son nefeste insanı imanından etmesine ise şöyle misal verebiliriz. Mesela elimizde bir lokma ekmek var. Birisi onu bizden almak istiyor. Elimizde olduğu için her halikarda onu kaptırmamız mümkün. Taklidi iman gibi. Sonra ekmeği ağzımıza koyuyoruz. Belki ağzımızı açtığımızda bir ihtimal alınabilir. İlmelyakin iman gibi. Sonra ekmeği yutuyoruz. Cerrahi bir müdahele yapılması gerekir ki, ekmek oradan alınabilsin. Aynelyakin iman gibi. Ve sonra ekmeği sindiriyoruz, kanımıza ve hücrelerimize karışıyor. Artık o ekmeği binlerce doktor da bir araya gelip, cerrahi müdahele de bulunsa, vücuddan alamaz, çıkaramaz. Hakkalyakin iman gibi. İşte şeytanın tuzaklarına düşmemek için iman mertebelerinde terakki etmek durumundayız. Ki şeytan o tuzaklardan, belki defalarca hergün karşımıza çıkartıyor. Müslüman olduğunu söyleyen çevremizdeki insanlar bile dinin bir kısmını inkar edip bir kısmını kabul edebiliyor. Mesela "faizin haram oluşu eskidendi, şimdi kaçmak mümkün değil" ve dolayısıyla "haramda değil" diyen müslümanlar var. Din kendi yaşantısına ağır geldiği için, dini kendi yaşantısına uydurma gayretinde olan insanlar var. Hem öyle iddialı konuşuyorlar ki sanki on tane fakülte bitirmiş. Sorsanız, bir sureyi mealiyle okuyamaz belki ama, taklidi iman sahibi olan biri bu tür fitnelere hemen kanabiliyor. Ya da bir izah getirmekten aciz bir şekilde "yok kardeşim olmaz öyle şey" demekten ileri gidemiyor. Şeytanın her gün karşılaştığımız tuzakları bunlarla sınırlı değil elbette. Belgesellerin birçoğu Allahın sanatı ve eserleri olan mahlukatın, rızıklanması gibi faaliyetleri ya da devamlılığı için gereken şeyleri ya sebeblere, ya tesadüfe yahut tabiata veriyor. Allah'ı cc. o alanın dışında tutmaya kalkışıyorlar. İnsan bunları izleye izleye bilinç altında o felsefik bilgiler yerleşiyor ve kendi dünyasında olup biten birçok şeyleri de sebeblere, tesadüflere veriyor. Mesela tarlasından aldığı mahsulü toprağı iyi sulamaktan, attığı gübreden, tohumun kalitesinden biliyor. Bir nevi onlara rububiyet veriyor. Halbuki geçen yılda aynısını yaptığı halde bu mahsülü alamadığının hesabını yapmıyor. Hastalık, ölüm gibi şeyler sebeplerden bilinebiliyor. Bunlar gibi daha çok misal verilebilir. Tabiat risalesinde de denildiği gibi, bir nevi dinsizliği hatıra getiren, bu sözleri ehl-i iman bilmeyerek kullanıyor. Cenab-ı Hak cc. cümlemizi bu tür tuzaklara düşmekten muhafaza eylesin, amin. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Risale Açıklamalı
Asa-yı Musa
Asa-yı Musa 5. Ders - En Büyük Vazifemiz..
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst