Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Kişisel Gelişim
Aşk İnsana Yetmez
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="GuLSerbeti" data-source="post: 86138" data-attributes="member: 19"><p style="margin-left: 20px"><em>Mustafa Ulusoy ile "Aynalar Koridorunda Ask" isimli kitabi hakkinda soylesi.....Mutlaka okuyun....</em></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><strong><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red">“Aşk İnsana Yetmez”</span></span></strong></strong></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><strong>İnsanı en çok inciten, ruhunu daraltan temel acı insanın kendisini değersiz hissetmesidir. Aşk da işte tam burada devreye giriyor. Kişiler kendilerini değerli hissetmek için zamanımızda en çok aşka sığınıyor ve aşkı bir kurtarıcı olarak görüyorlar.</strong></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><strong><span style="color: seagreen">“İNSANIN TEMEL ACILARI’NI konu alan bir kitap dizisini yıllar önce tasarladığınızı biliyoruz. Bu dizi nasıl bir roman projesine dönüştü ve neden ‘İnsanın Temel Acıları’ üstbaşlığını taşıyacak olan bu ‘nehir roman’ların ilki aşka dair oldu. Aşkı ‘insanın temel acıları’ arasında, hem de ilk sırada ele almanız birçok insana hayli garip gelecektir de...</span></strong></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">Şimdi şurası bir gerçek ki, bu hayat kolay bir hayat değil. <strong>Bize verilen, hemen yanıbaşımızdaki varoluşumuzun anlam ve önemi çözülmediğinde ise, yaşamak dayanılmaz hale geliyor.</strong> Birçok psikiyatrik sorunun insanların çok değişik derecelerde yaşadığı varoluşsal kriz halinden doğduğu kanaatindeyim. </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">İlkin “İnsanın Temel Acıları” ismiyle bir kitap yazarak insanın <span style="color: red">temel varoluşsal acılarını</span> araştırmak istedim. Sonra, zihnimde üçe indirdiğim ‘insanın temel acıları’nı teker teker ayrı kitaplar halinde yazma fikri ağır bastı. Anlatmak istediklerimi en iyi ifade edebileceğim yazım tarzının <u>roman</u> olduğunu gördüm. <strong>Aynalar Koridorunda Aşk</strong> böyle ortaya çıktı. </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><u>Aşkla başlamaya gelince:</u> <strong>Varoluşçu psikoterapi ekolünden gelen terapistler, anlamsızlık, ölüm, yalnızlık ve seçme özgürlüğünün insanın en temel varoluşsal sorunları olduğunu ifade ediyorlar.</strong> <strong><span style="color: darkorchid">Ben ise, bunlara katılmakla birlikte, insanı en çok inciten, ruhunu daraltan temel acının insanın kendisini değersiz hissetmesi olduğu kanaatindeyim.</span></strong> Aşk da işte tam burada devreye giriyor. Kişiler kendilerini değerli hissetmek için zamanımızda en çok aşka sığınıyor ve aşkı bir kurtarıcı olarak görüyorlar. <span style="color: blue">İlginç şekilde, bir kurtarıcı gibi sarılınan <strong>aşk, kendisinden bekleneni veremediğinden <u>ve kesinlikle de veremeyeceğinden</u></strong>,<strong> temel bir insanî acıya dönüşüyor</strong>. Özellikle terkedilen insanlar, ya da aşklarına karşılık bulamayanlar, veyahut kendilerine kimsenin âşık olmadığına inanan insanlar kendilerini değersiz hissetmeye başlıyorlar.</span> Bu yüzden, <u>bu kitabın temel vurgularından biri aşkın insan için bir kurtarıcı olamayacağıdır.</u> <strong>Ne aşk insana yetiyor, ne de insan aşka.</strong> </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen">‘<strong>Aşk’ı ‘aynalar koridoru’ metaforuyla açıklamayı neden ve nasıl düşündünüz? ‘Aynalar koridorunda aşk’ ifadesiyle, neyi kastediyorsunuz?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><strong>Ayna</strong>, psikoloji teorilerinde kullanılan yaygın bir metafordur. <strong><span style="color: blue">Kitaplarını sıkça okumaya çalıştığım Said Nursî de aynayı bir metafor olarak birbirinden farklı konuları anlatmakta oldukça başarılı biçimde kullanmıştır ve benim için önemli bir ilham kaynağı olmuştur.</span></strong> <em>Ayna metaforunu önceleri Risale’den ilhamen ‘aynadaki yılanların ısırmayacağı’ hakikatiyle obsesyonları anlatmakta kullanıyordum.</em> <strong>Daha sonraları, bu metaforun insan ilişkilerine de uygulanabileceğini gördüm ve böylece ayna benim en temel tekniğim halini aldı.</strong> </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">‘<strong>Aynalar koridorunda aş</strong>k’a gelince: <strong><span style="color: red">Yaratıcı ile ilişkilendirilmeyen her duygu hali insan için yaralayıcıdır.</span></strong> <strong>Yaratıcı ile ilişkilendirilmeyen aşk, aynalar koridorunda yaşanan bir aşktır.</strong> <em>Aşkı bu şekilde yaşama biçiminde âşık olan kişi, âşık olduğu kişiye veya âşık olma potansiyeli olan kişiye bağımlı hale gelir.</em> <strong>Kişi kendisini değerli kılmak için öteki insana bağımlıdır.</strong><em> <span style="color: blue"><strong>Kişi kendisini kutsayan seslerin olmadığı bir yerde yaşayamaz.</strong></span></em><span style="color: blue"><strong> <em><u>Kişi birey olamaz.</u></em></strong></span> Bugün Amerika’da ve bir bütün olarak Batıda insanların özgür ve bireyci oldukları iddiası, psikolojik anlamda bir yalandır. Ben onları daha ziyade ‘yalnız yaşayan, ama psikolojik açıdan ötekine bağımlı insanlar’ olarak görüyor ve değerlendiriyorum. <strong><span style="color: red">Çünkü <u>narsistleşen benlikler</u> varolabilmek için ötekinin takdirine, ilgisine, hoş sözlerine muhtaçtır.</span></strong> <strong>Kişiler kendi büyüklenmeci kendiliklerinin <u>başkalarının aynasında dev görüntüleri</u> <em>olduğunda ancak kendilerini <u>var </u>hissedebilmektedirler.</em> </strong></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><u><span style="color: red">Yaratıcı adına yaşayan bir insan</span></u> <strong>için dünya, diğer insanlar, hayat ve kendisi bir aynadır</strong>. <u><span style="color: red">Yaratıcıdan bağımsız yaşayan bir insan</span></u> için <u>de</u> dünya, diğer insanlar, hayat ve kendisi bir aynadır.<span style="color: red"><strong> Birincisi</strong></span> <strong><span style="color: blue">aynada Yaratıcının isimlerinin, sıfatlarının tecellilerini seyretmek ister.</span></strong> <strong><span style="color: red">İkincisi ise</span></strong> <em><span style="color: red">aynada <strong><u>kendisini </u></strong>seyretmek ister ve <strong>aşk da insanların kendilerini hayran hayran seyredeceği <u>aynalar koridoru</u> halini alır.</strong> Bu ise insanın kendisi ile aynı düzeyde olan diğer insanlara <u><strong>köleliğinin</strong></u> başlangıcıdır.</span></em> </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong>Kitapta bir dizi kavramı irdeliyor, açıyor, yeni kavramlaştırmalar geliştiriyorsunuz. Bunların içinde belki en çarpıcı olanı, insanın ‘<u>ben</u>’i ile ‘<u>kendi</u>’si arasında olması gerektiğini vurguladığınız ayrım. İnsanın ‘benliği’ ile ‘kendisi’ arasındaki, varlığına dikkat çektiğiniz fark nedir ve neden önemlidir?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">Mesleğim gereği, uğraşı alanlarımdan birisinin de benlik incelemesi olması dolayısıyla, uzun süre benliği nasıl formüle edebileceğimi düşünüyordum. Benlik anlaşılması zor bir konu olarak karşımda duruyordu. Öte yandan hastalarımdan edindiğim bilgiler bana şunu söylüyordu: <strong>Bir insanı en çok tenkid eden, aşağılayan, değersiz addeden, yine insanın kendisi.</strong> Şimdi <span style="color: blue">“<strong>Ben</strong> <strong><span style="color: black">kendim</span></strong>i değersiz hissediyorum”</span> diyen bir insanda <span style="color: blue">‘<strong>ben’</strong></span> kimdir, <span style="color: blue">‘<strong><span style="color: black">kendim</span></strong>’</span> kimdir <em>sorusunu sormaya başladım. </em><strong>Bu ikisi ilk bakışta aynı görünüyordu. Ben ve kendim eğer aynı ise, bu şekilde hisseden kişinin öte yandan hiç acı çekmemesi gerekir.</strong> <u><em>O halde, insanın birtakım şubelerden oluşması lâzımdır.</em></u> <strong><span style="color: red">Risalelerdeki, “Otuzuncu Söz”deki “Ene” bahsinde enenin, yani benliğin ‘şuurlu bir tel’ olarak tanımlanması zihnimde açılıverdi.</span></strong> ‘<u>Ben’in insanın bilinci ve benliği veya bilinçli olan benliği diye;</u> ‘<span style="color: blue"><u>kendim’in ise benliğin de dahil olduğu kalb, duygular, ruh, akıl, idrak, şuur, irade, bedensel varlığı gibi tüm varoluşu diye kavramlaştırılabileceği sonucuna vardım.</u></span> Daha sonra, psikolojideki ben/kendim ayrımına dair makaleler okudum ve bu formülasyonun yerinde bir formülasyon olduğu sonucuna ulaştım. </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><em><span style="color: blue">Bu şekilde bir ayrım, hepimiz için, hayatı yaşarken önemli kolaylıklar sağlayabilir</span>.</em> <strong>En azından, böyle bir ayrım bizim aslında değerli bir varlık olduğumuz ama benliğimizin bizi beğenmediği gibi bir sonuca götürebilir—ki, bu da <u>hepimizin az veya çok muzdarip olduğu narsistleşmiş benliğin</u></strong> <em><u><strong>olumsuz etkilerinden</strong></u></em> <strong>en az şekilde etkilenmemize vesile olabilir.</strong> <em><span style="color: blue">Yani, bizi biri beğenmediğinde, onun bizi beğenmemesinin onun kendi görüşü olduğunu bilmenin getirdiği rahatlama gibi,</span></em> <strong><u>kendi </u>varoluşumuz ile <u>ben</u>liğimizin narsistik değerlendirmelerini birbirinden ayırma ve benliğin negatif değerlendirmelerinden en az düzeyde etkilenme imkânına kavuşabiliriz. </strong></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong>Burada hemen sormuş olalım. Bize dikkat çekici gelen bir diğer vurgunuz, ‘<u>narsistleşmiş benlik’e</u> dair... Romanda, ‘<u>Yaşamı ağırlaştıran, benliğin kendisi değil, narsistleşmiş benliktir’</u> diyorsunuz. Benlik ile ‘narsistleşmiş benlik’ arasında bir ayrım yapma lüzumunu neden hissediyorsunuz? Benlik nasıl saf kalır ve nasıl narsistleşir?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><em>Benlik ilk bakışta olumsuz bir kavram gibi duruyor veya böyle algılanmış.</em> <strong>Benlik sahibi olmak bizim seçimimiz değil. Yaratıcının bize verdiği bir armağan. Hatta en muhteşem armağan. <span style="color: blue">Dağların bile tahammülünden çekindiği ama insanın kabul ettiği benlik,</span></strong> <u><span style="color: blue"><strong><span style="color: blue">insanın cisimsel küçüklüğünün rağmına kabiliyet, algı, idrak</span> açısından Mutlak Yaratıcı ile bilinçli bir ilişki kurmasına olanak tanır.</strong></span></u> <span style="color: red"><em>Benlik bir mucizedir. Yaratıcının yarattığı benlik, Yaratıcının en önemli âyetlerindendir.</em></span> <span style="color: red"><strong>Yaratıcı bize hiç kötü şey vermemiştir. Bizden tek istediği, bize verdiği şeyleri O’nun verdiğini kabul edip sahiplenmemek.</strong></span> <u>Bu muhteşem armağanı <strong>insan sahiplenirse, benliğin kendi kendisini sahiplenmekle</strong> başlayan süreç insanın elinden çıkan herşeyi sahiplenmeye ve <strong>kendi mülkiyet alanında görmeye</strong> kadar gider. </u></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: darkorchid"><strong>İnsan kendisine verilen bu benliği <u>sahiplenip</u> <span style="color: black">kendi</span> adına kullandığında narsistleşmeye doğru yol almaya başlıyor.</strong></span> <strong>Bu ise <u><span style="color: darkorchid">hayatı tümüyle omuzlamayı gerekli kılıyor</span></u> ki, bu gerçekten acılı bir yaşama biçimi.</strong> <span style="font-size: 12px"><span style="color: blue"><strong>Dolayısıyla, benliğini narsistleştiren insanın acı çektiği için kimseyi suçlamaya hakkı kalmıyor. </strong></span></span></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><u>Benliğin <strong>saf</strong> kalmasının koşulu ise</u>, <strong>benliğin hem kendisinin hem de sahip olduğu tüm şeylerin insana verildiğini kabul etmesi.</strong> Bunlar ise sadece ve sadece kişisel tercihlerden başka birşey değil. <span style="color: red"><em>Bu seçimde insana doğru olanı seçmesi için birçok kolaylık sağlanmış, ama <strong>serbest</strong> de bırakılmış. <strong>Ki, yaşamdaki sınavın özünü galiba bu oluşturuyor</strong></em><strong>.</strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong>Bir psikiyatrist olarak, o bildik bilimsel ayrıma pek itibar etmediğiniz anlaşılıyor. ”Aynalar Koridorunda Aşk”ın baş kahramanı Dr. Mavi, <u>bir Yaratıcının varlığını kabul etmekten öte, Yaratıcısıyla barışık biri.</u> Hastasına, yeri geldiğinde, “<u>Sen kendi benliğinin biçimlendirdiği yardımı talep ediyor ve Yaratıcıya seçim hakkı tanımıyorsun</u>” demekten çekinmiyor. Romanınızı geliştirirken, bu noktadaki açıkyürekliliğinizin bir psikiyatrist olarak sizi eleştiri oklarının hedefi yapacağı gibi bir endişe taşımadınız mı?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">Dr. Mavi bunu demekten çekinmiyor, <strong>çünkü ana karakter, ona Yaratıcıya içinde duyduğu öfke nedeniyle geliyor zaten.</strong> Dr. Mavi’nin rahatlığı biraz buradan geliyor. Yaratıcıya isyanından dolayı bir terapiste başvurma, alışık olduğumuz bir başvuru biçimi değil. <strong>İnsanlar daha ziyade hayattaki memnuniyetsizliklerinden dolayı başvururlar. Gerçekte hayattan ve hatta kişinin kendisinden memnuniyetsizliğinin bir ucunun, iyice deşildiğinde, Yaratıcıya isyana kadar gittiği kanaatindeyim.</strong> <span style="color: blue">Ben bu deşmeye girişmeden, direkt olarak böyle bir şikayetle doktora başvuran bir insan tasarladım.</span> Kitabı basılmamış haliyle okuyan bir terapist arkadaşım bunu çok ilginç bir nokta olarak nitelemişti. Hatta burada “Yaratıcıya ‘neden beni yarattın’ diye isyan ettiği için” başvuran bir hastaya <span style="color: blue">terapistlerin neler söyleyebileceği</span> konusunun, ilginç bir psikoterapi tartışmasını da başlatabileceğini aktarmıştı. </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">İlaveten, <strong>inanç ve psikiyatri</strong> konusu son zamanların çok çalışılan konulardan. Örneğin, Amerikan Psikiyatri Birliğinde ‘Psikiyatri ve İnanç’ alt birimi var. Yine aynı birliğin her Mayıs ayında düzenlediği ve benim son iki senedir katıldığım toplantıların önemli konularından biri de yine din ve psikiyatri ilişkisi. </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">Son olarak, ‘eleştirilir miyim acaba?’ şeklinde bir yaklaşım, biraz nevrotik bir korku olurdu—ki, her nevrotik korku insan yaşamını kısıtlıyor ve bir çembere alıyor. Zannedersem, nevrotik bir tutumdan kaçınmak istedim. </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong>Dr. Mavi, ‘başkasını sevmek, başkasına bağlanmak olarak görülse de, gerçekte aşk ve sevgi ilişkilerinin temelinde <u>sevilme arzusunun</u> yattığı’na inanıyor. Öyle ki, “<span style="font-size: 12px">Aşkın bir başkasını sevmek olduğunu söylemek koca bir yalandır”</span> diyor. <u>Kahramanınız bu düşüncelere nereden ve nasıl ulaştı</u>?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><strong>Âşık olan insanlar terapistlerin en çok çalıştığı insanlar arasındadırlar.</strong> Benim de özellikle uğraştığım konulardan birisi, <u>bağlanma sorunlarıydı.</u> <span style="color: blue">En çok dikkatimi çeken şey ise şuydu</span>: <strong><span style="color: blue">Eğer aşk sadece başkasını sevmek ise, neden âşıklar sevilip sevilmediklerinden endişe duyuyorlar?</span></strong> <span style="color: black">Ya da, diğerinin ilgisi azaldığında aşkın şiddeti neden birden düşebiliyor? </span></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">Âşık olan bir insan âşık olduğu kişi için “Bugün beni arayacak mı acaba?” diye endişeleniyorsa, <span style="color: blue">kimse aşk ötekini çılgınca sevmektir diye iddia edemez.</span> <strong><span style="color: red"><u>Karşılıksız sevme</u> sadece anne babalara özgüdür ve bunun adı da</span><span style="color: red"> <span style="font-size: 12px">zaten <u>aşk</u> değil, <u>şefkat</u>tir.</span></span></strong> <u><em>Aşkı besleyen, karşılık bulmasıdır. </em></u></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong><u>İnsanın kalbi aşk ile dolmaz</u>. Bir diğer deyişle, aşk, insanın kalbini <u>doyurmaya yetmez</u>. Romandaki en temel vurgulardan biri, bu. Birincisi, aşk insanın kalbini <span style="font-size: 15px">neden </span>doyurmuyor? İkincisi, aşkın yerine <span style="font-size: 15px">ne</span> doyurur kalbimizi? Yoksa doyması imkânsız mı?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><u>Aşk insanın kalbini doyurmuyor,</u> <strong>çünkü insanın varoluşsal gerekçesi aşk değildir!</strong> <span style="color: darkorchid">Ne yazık ki, günümüzde aşka böyle bir işlev yüklenmeye çalışılıyor.</span> <em>Bu hem aşka bir ihanet, hem de insan kalbini yeteri kadar ciddiye almayan bir yaklaşım.</em> <strong>İnsanın kalbini ancak Yaratıcısının sonsuz isimleri doldurabilir. <span style="color: red">Ben aşktan duygusal bir huzuru yakalamış bir insan görmedim.</span></strong> <u><em>Çünkü kalb ancak kendi Yaratıcısını arıyor her daim.</em></u></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong>“Aynalar Koridorunda Aşk,” anladığımız kadarıyla en temelde şunu diyor insana: <span style="font-size: 12px"><span style="color: yellowgreen"><span style="color: yellowgreen">İnsanın <u>değerli olduğunu hissetmeye ve değer verilmeye, sevilmeye <span style="color: darkgreen">ihtiyacı </span>vardır</u></span>; <u>hem de <span style="color: green">mutlak surette</span></u><span style="color: green">.</span> <span style="color: lime">Bunu, kendisi gibi sonsuz sevilme ihtiyacı olan başka insanların üzerinden karşılamaya çalışmak ise bir çelişkidir ve <u>nafile</u> bir çabadır.</span> <span style="color: yellowgreen">İnsan ancak <span style="color: darkgreen">Mutlak bir Varlık</span> </span><span style="color: darkgreen">tarafından sevildiğinin farkına vararak <u>bu ihtiyacını karşılayabilir</u>.</span></span></span> </strong></span></p> <p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong>Doğru anlamış mıyız?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">Haklısınız, kitabın temel tezi bu. Ama bu tezi nasıl savunacaktım? Beni en çok zorlayan yönlerden biri buydu. <strong>Kitap, bu tema üzerinde gelişirken, tezini insanın neden âşık olduğunu analiz ettiği kadar, bir aşkı neden sürdüremediğini de analiz ederek açıklamaya çalışıyor.</strong> <u><em><span style="color: blue">Çünkü, ilginçtir ki, her aşk eninde sonunda bitiyor.</span></em></u> <span style="color: blue"><strong>Devam eden aşk yoktur.</strong></span> Sevgiye dönüşür diye itiraz edenler olacaktır. <strong>Sevgiye</strong> <strong>dönüşür; doğru.</strong> <u><strong>Ama dönüşen bir aşk zaten aşk olmaktan çıkmıştır.</strong></u><span style="color: blue"> İlaveten, insanın</span><span style="color: blue"> aşka bağımlılığını narsizmle, çocukluk yaşantıları ile, öfkeyle, ölümle, <strong>varoluş</strong>la ilişkili bir çerçevede sunmaya çalışıyorum. </span></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong>O zaman, şu soru geliyor insanın aklına: O halde, aşk esasında bir yanılgıdan mı ibaret?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><strong>Aşk insanî bir durum.</strong> <em><u>Ve aşk iradî bir yaşantı değil. Bir de bakıyorsunuz ki, âşık oluyorsunuz.</u></em> <strong><span style="color: blue">Kanaatimce, aşk insanın sevilmek ve değerli olmak istediğini, bu yönde büyük bir ihtiyacı olduğunu <u>anlaması için</u> Yaratıcı tarafından verilmiş insanî bir deneyim.</span></strong> <em>Her aşk düş kırıklığı ile biter.</em> <span style="color: darkorchid">Burada sanki, <u>âşık olunca insandan beklenen</u>, <strong>aşkın kaldıramayacağı kadar sevilme ve değerli hissetmeye insanın ihtiyacı olduğunu anlaması</strong> <u>ve bunun yolunu aramasıdır.</u> </span><em>Ama eğer aşka varoluşsal bir anlam yüklenirse, insan kendisini mutlak değerli hissetmesini aşka bağlarsa<u>, işte o zaman aşk sadece bir yanılgı ve düş kırıklığıdır.</u> </em></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong>Romanın kurgusuna dair de bir soru sormak istiyoruz. Bir açmaza düşen insanların psikiyatriste koştuğu bir çağda, bir psikiyatrist olarak, romanın baş kahramanı Dr. Mavi’yi biraz geride tutmaya çalışıyor gibisiniz. Hastaları sorunlu da, Dr. Mavi sorunsuz değil romanda... Onun da soruları, açmazları var; ve psikiyatrist olmayan bir dostuyla paylaşıyor bunları. Dostunun yardımına başvuruyor. Sorunsuz ama sorun çözücü bir Dr. Mavi tiplemesi yerine neden böyle bir Dr. Mavi tiplemesini tercih ettiniz?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><em>Psikoterapistler bir yandan bir işe yaramadıklarının ve gereksiz olduklarının düşünülmesinden, öte yandan kendilerine aşırı değer verilmesinden, zihin okuyabildiklerinin, sorunlara kesin, çabuk ve etkili çözümler üretebildiklerinin düşünülmesinden bıkmışlardır.</em> <strong>Bir terapistin hayatı mükemmel görünmekle değer yitimi arasında salınır durur.</strong> Belki de ben ikinci tehlikeden kendimi korumak için bunu yaptım. <strong>Ben ve hastam kendi koltuklarımıza oturduğumuzda kimse terapist ve hasta olmak açısından üstün ya da eksik değil diye hissederim.</strong> <span style="color: blue"><u>Hepimiz aynı geminin içindeyiz.</u></span> <em>Aynı varoluşsal açmazlara maruz kalıyoruz.</em> Hepimizin zaafları var. <span style="color: blue"><em>Hastalarımızın sorunları onların sorunları değil, temel insanlık halinin sorunlarıdır. Hasta ve terapist olarak biz bu işin içinde birlikteyiz. Vurgulamak istediğim noktalardan bir tanesi bu nokta oldu. </em></span></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">Öte yandan da, özellikle bir terapistin temel bilgi kaynağının psikoterapi ve psikiyatri alanı olmayacağının altını çizmek istedim. </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">Psikiyatri ne insana bir kurtuluş sağlar, ne de tümüyle gereksizdir. <span style="color: blue">Psikiyatriyi gereksiz görenler kadar, ondan <u>varoluşsal açmazları için medet umanlar</u> da aldanıyorlar.</span> <strong>Şurası doğru: Bir kişi üzerinde yapılan titiz bir çalışma olarak terapi, kişinin kendi açmazlarını görmesi konusunda ona önemli ipuçları verebilir.</strong> <u>Biyolojik kökeni ağır basan durumlarda ilaç tedavileri kesinlikle elzemdir ve kişinin yaşam yolunda tıkandığı durumların aşılmasında oldukça işe yararlar.</u> <strong><span style="color: blue">Öte yandan, <span style="font-size: 12px">kapitalist sistemlerde, yaşam alanının dışına atılmış din</span> yerine psikiyatriye toplumsal bir emniyet sübabı işlevi verilmiştir ki, bu gerçekten psikiyatrinin üzerindeki en ağır yüktür.</span></strong> <u><em>Varoluşsal açmazlar içinde ruhsal sancılar çeken insanların kurtuluşu, psikiyatrik bilgi birikimi, yahut psikiyatrinin insanî bilgisi değildir.</em></u> Çünkü psikiyatrinin insanî bilgi birikimi belki de en zayıf alanlardan biridir. Bu yüzden, romandaki terapist kendisini kitaplarıyla, toplantılarıyla, meslektaşlarıyla, psikiyatri alanıyla sınırlamak istemiyor. <span style="color: blue">İnsanın varoluşsal açmazlarını aşmasına yardımcı olabilecek her türlü kaynağı değerlendirmek istiyor.</span> </p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p><p style="text-align: center"><span style="color: seagreen"><strong>Size çok sorulacağını tahmin ettiğimiz bir soruyu peşinen sormuş olalım: Bu roman, Mustafa Ulusoy’un gerçek hayattaki hastalarının hayat hikâyelerine ve sözlerine mi dayanıyor? Yoksa, gerçek hayatta birebir karşılığının olması mümkün olsa bile, tamamen kurgusal mı?</strong></span></p></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><em>Bu kitap kurgusal bir roman. Hastaların gerçek hayatlarını yazmak bir etik ihlalidir. Bu konuda çok hassasım. </em></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px">03/01/2003</p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: #aaa">© 2008 karakalem.net, </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: #aaa">Mustafa Ulusoy</span></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><em><span style="color: red">Yazarin kitabini mutlaka okuyun; <strong>Aynalar Koridorunda Ask...</strong></span></em></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: #0a0a0a"><em><span style="color: red">bu soylesi ;<strong>Yakinlik</strong> adli kitabinin <strong>Ek</strong> Bolumunden..</span></em> </span></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="GuLSerbeti, post: 86138, member: 19"] [INDENT][I]Mustafa Ulusoy ile "Aynalar Koridorunda Ask" isimli kitabi hakkinda soylesi.....Mutlaka okuyun....[/I] [B][B][SIZE=5][COLOR=red]“Aşk İnsana Yetmez”[/COLOR][/SIZE][/B][/B] [B]İnsanı en çok inciten, ruhunu daraltan temel acı insanın kendisini değersiz hissetmesidir. Aşk da işte tam burada devreye giriyor. Kişiler kendilerini değerli hissetmek için zamanımızda en çok aşka sığınıyor ve aşkı bir kurtarıcı olarak görüyorlar.[/B] [CENTER][B][COLOR=seagreen]“İNSANIN TEMEL ACILARI’NI konu alan bir kitap dizisini yıllar önce tasarladığınızı biliyoruz. Bu dizi nasıl bir roman projesine dönüştü ve neden ‘İnsanın Temel Acıları’ üstbaşlığını taşıyacak olan bu ‘nehir roman’ların ilki aşka dair oldu. Aşkı ‘insanın temel acıları’ arasında, hem de ilk sırada ele almanız birçok insana hayli garip gelecektir de...[/COLOR][/B][/CENTER] Şimdi şurası bir gerçek ki, bu hayat kolay bir hayat değil. [B]Bize verilen, hemen yanıbaşımızdaki varoluşumuzun anlam ve önemi çözülmediğinde ise, yaşamak dayanılmaz hale geliyor.[/B] Birçok psikiyatrik sorunun insanların çok değişik derecelerde yaşadığı varoluşsal kriz halinden doğduğu kanaatindeyim. İlkin “İnsanın Temel Acıları” ismiyle bir kitap yazarak insanın [COLOR=red]temel varoluşsal acılarını[/COLOR] araştırmak istedim. Sonra, zihnimde üçe indirdiğim ‘insanın temel acıları’nı teker teker ayrı kitaplar halinde yazma fikri ağır bastı. Anlatmak istediklerimi en iyi ifade edebileceğim yazım tarzının [U]roman[/U] olduğunu gördüm. [B]Aynalar Koridorunda Aşk[/B] böyle ortaya çıktı. [U]Aşkla başlamaya gelince:[/U] [B]Varoluşçu psikoterapi ekolünden gelen terapistler, anlamsızlık, ölüm, yalnızlık ve seçme özgürlüğünün insanın en temel varoluşsal sorunları olduğunu ifade ediyorlar.[/B] [B][COLOR=darkorchid]Ben ise, bunlara katılmakla birlikte, insanı en çok inciten, ruhunu daraltan temel acının insanın kendisini değersiz hissetmesi olduğu kanaatindeyim.[/COLOR][/B] Aşk da işte tam burada devreye giriyor. Kişiler kendilerini değerli hissetmek için zamanımızda en çok aşka sığınıyor ve aşkı bir kurtarıcı olarak görüyorlar. [COLOR=blue]İlginç şekilde, bir kurtarıcı gibi sarılınan [B]aşk, kendisinden bekleneni veremediğinden [U]ve kesinlikle de veremeyeceğinden[/U][/B],[B] temel bir insanî acıya dönüşüyor[/B]. Özellikle terkedilen insanlar, ya da aşklarına karşılık bulamayanlar, veyahut kendilerine kimsenin âşık olmadığına inanan insanlar kendilerini değersiz hissetmeye başlıyorlar.[/COLOR] Bu yüzden, [U]bu kitabın temel vurgularından biri aşkın insan için bir kurtarıcı olamayacağıdır.[/U] [B]Ne aşk insana yetiyor, ne de insan aşka.[/B] [CENTER][COLOR=seagreen]‘[B]Aşk’ı ‘aynalar koridoru’ metaforuyla açıklamayı neden ve nasıl düşündünüz? ‘Aynalar koridorunda aşk’ ifadesiyle, neyi kastediyorsunuz?[/B][/COLOR][/CENTER] [B]Ayna[/B], psikoloji teorilerinde kullanılan yaygın bir metafordur. [B][COLOR=blue]Kitaplarını sıkça okumaya çalıştığım Said Nursî de aynayı bir metafor olarak birbirinden farklı konuları anlatmakta oldukça başarılı biçimde kullanmıştır ve benim için önemli bir ilham kaynağı olmuştur.[/COLOR][/B] [I]Ayna metaforunu önceleri Risale’den ilhamen ‘aynadaki yılanların ısırmayacağı’ hakikatiyle obsesyonları anlatmakta kullanıyordum.[/I] [B]Daha sonraları, bu metaforun insan ilişkilerine de uygulanabileceğini gördüm ve böylece ayna benim en temel tekniğim halini aldı.[/B] ‘[B]Aynalar koridorunda aş[/B]k’a gelince: [B][COLOR=red]Yaratıcı ile ilişkilendirilmeyen her duygu hali insan için yaralayıcıdır.[/COLOR][/B] [B]Yaratıcı ile ilişkilendirilmeyen aşk, aynalar koridorunda yaşanan bir aşktır.[/B] [I]Aşkı bu şekilde yaşama biçiminde âşık olan kişi, âşık olduğu kişiye veya âşık olma potansiyeli olan kişiye bağımlı hale gelir.[/I] [B]Kişi kendisini değerli kılmak için öteki insana bağımlıdır.[/B][I] [COLOR=blue][B]Kişi kendisini kutsayan seslerin olmadığı bir yerde yaşayamaz.[/B][/COLOR][/I][COLOR=blue][B] [I][U]Kişi birey olamaz.[/U][/I][/B][/COLOR] Bugün Amerika’da ve bir bütün olarak Batıda insanların özgür ve bireyci oldukları iddiası, psikolojik anlamda bir yalandır. Ben onları daha ziyade ‘yalnız yaşayan, ama psikolojik açıdan ötekine bağımlı insanlar’ olarak görüyor ve değerlendiriyorum. [B][COLOR=red]Çünkü [U]narsistleşen benlikler[/U] varolabilmek için ötekinin takdirine, ilgisine, hoş sözlerine muhtaçtır.[/COLOR][/B] [B]Kişiler kendi büyüklenmeci kendiliklerinin [U]başkalarının aynasında dev görüntüleri[/U] [I]olduğunda ancak kendilerini [U]var [/U]hissedebilmektedirler.[/I] [/B] [U][COLOR=red]Yaratıcı adına yaşayan bir insan[/COLOR][/U] [B]için dünya, diğer insanlar, hayat ve kendisi bir aynadır[/B]. [U][COLOR=red]Yaratıcıdan bağımsız yaşayan bir insan[/COLOR][/U] için [U]de[/U] dünya, diğer insanlar, hayat ve kendisi bir aynadır.[COLOR=red][B] Birincisi[/B][/COLOR] [B][COLOR=blue]aynada Yaratıcının isimlerinin, sıfatlarının tecellilerini seyretmek ister.[/COLOR][/B] [B][COLOR=red]İkincisi ise[/COLOR][/B] [I][COLOR=red]aynada [B][U]kendisini [/U][/B]seyretmek ister ve [B]aşk da insanların kendilerini hayran hayran seyredeceği [U]aynalar koridoru[/U] halini alır.[/B] Bu ise insanın kendisi ile aynı düzeyde olan diğer insanlara [U][B]köleliğinin[/B][/U] başlangıcıdır.[/COLOR][/I] [CENTER][COLOR=seagreen][B]Kitapta bir dizi kavramı irdeliyor, açıyor, yeni kavramlaştırmalar geliştiriyorsunuz. Bunların içinde belki en çarpıcı olanı, insanın ‘[U]ben[/U]’i ile ‘[U]kendi[/U]’si arasında olması gerektiğini vurguladığınız ayrım. İnsanın ‘benliği’ ile ‘kendisi’ arasındaki, varlığına dikkat çektiğiniz fark nedir ve neden önemlidir?[/B][/COLOR][/CENTER] Mesleğim gereği, uğraşı alanlarımdan birisinin de benlik incelemesi olması dolayısıyla, uzun süre benliği nasıl formüle edebileceğimi düşünüyordum. Benlik anlaşılması zor bir konu olarak karşımda duruyordu. Öte yandan hastalarımdan edindiğim bilgiler bana şunu söylüyordu: [B]Bir insanı en çok tenkid eden, aşağılayan, değersiz addeden, yine insanın kendisi.[/B] Şimdi [COLOR=blue]“[B]Ben[/B] [B][COLOR=black]kendim[/COLOR][/B]i değersiz hissediyorum”[/COLOR] diyen bir insanda [COLOR=blue]‘[B]ben’[/B][/COLOR] kimdir, [COLOR=blue]‘[B][COLOR=black]kendim[/COLOR][/B]’[/COLOR] kimdir [I]sorusunu sormaya başladım. [/I][B]Bu ikisi ilk bakışta aynı görünüyordu. Ben ve kendim eğer aynı ise, bu şekilde hisseden kişinin öte yandan hiç acı çekmemesi gerekir.[/B] [U][I]O halde, insanın birtakım şubelerden oluşması lâzımdır.[/I][/U] [B][COLOR=red]Risalelerdeki, “Otuzuncu Söz”deki “Ene” bahsinde enenin, yani benliğin ‘şuurlu bir tel’ olarak tanımlanması zihnimde açılıverdi.[/COLOR][/B] ‘[U]Ben’in insanın bilinci ve benliği veya bilinçli olan benliği diye;[/U] ‘[COLOR=blue][U]kendim’in ise benliğin de dahil olduğu kalb, duygular, ruh, akıl, idrak, şuur, irade, bedensel varlığı gibi tüm varoluşu diye kavramlaştırılabileceği sonucuna vardım.[/U][/COLOR] Daha sonra, psikolojideki ben/kendim ayrımına dair makaleler okudum ve bu formülasyonun yerinde bir formülasyon olduğu sonucuna ulaştım. [I][COLOR=blue]Bu şekilde bir ayrım, hepimiz için, hayatı yaşarken önemli kolaylıklar sağlayabilir[/COLOR].[/I] [B]En azından, böyle bir ayrım bizim aslında değerli bir varlık olduğumuz ama benliğimizin bizi beğenmediği gibi bir sonuca götürebilir—ki, bu da [U]hepimizin az veya çok muzdarip olduğu narsistleşmiş benliğin[/U][/B] [I][U][B]olumsuz etkilerinden[/B][/U][/I] [B]en az şekilde etkilenmemize vesile olabilir.[/B] [I][COLOR=blue]Yani, bizi biri beğenmediğinde, onun bizi beğenmemesinin onun kendi görüşü olduğunu bilmenin getirdiği rahatlama gibi,[/COLOR][/I] [B][U]kendi [/U]varoluşumuz ile [U]ben[/U]liğimizin narsistik değerlendirmelerini birbirinden ayırma ve benliğin negatif değerlendirmelerinden en az düzeyde etkilenme imkânına kavuşabiliriz. [/B] [CENTER][COLOR=seagreen][B]Burada hemen sormuş olalım. Bize dikkat çekici gelen bir diğer vurgunuz, ‘[U]narsistleşmiş benlik’e[/U] dair... Romanda, ‘[U]Yaşamı ağırlaştıran, benliğin kendisi değil, narsistleşmiş benliktir’[/U] diyorsunuz. Benlik ile ‘narsistleşmiş benlik’ arasında bir ayrım yapma lüzumunu neden hissediyorsunuz? Benlik nasıl saf kalır ve nasıl narsistleşir?[/B][/COLOR][/CENTER] [I]Benlik ilk bakışta olumsuz bir kavram gibi duruyor veya böyle algılanmış.[/I] [B]Benlik sahibi olmak bizim seçimimiz değil. Yaratıcının bize verdiği bir armağan. Hatta en muhteşem armağan. [COLOR=blue]Dağların bile tahammülünden çekindiği ama insanın kabul ettiği benlik,[/COLOR][/B][COLOR=blue] [/COLOR][U][COLOR=blue][B][COLOR=blue]insanın cisimsel küçüklüğünün rağmına kabiliyet, algı, idrak[/COLOR] açısından Mutlak Yaratıcı ile bilinçli bir ilişki kurmasına olanak tanır.[/B][/COLOR][/U] [COLOR=red][I]Benlik bir mucizedir. Yaratıcının yarattığı benlik, Yaratıcının en önemli âyetlerindendir.[/I][/COLOR] [COLOR=red][B]Yaratıcı bize hiç kötü şey vermemiştir. Bizden tek istediği, bize verdiği şeyleri O’nun verdiğini kabul edip sahiplenmemek.[/B][/COLOR] [U]Bu muhteşem armağanı [B]insan sahiplenirse, benliğin kendi kendisini sahiplenmekle[/B] başlayan süreç insanın elinden çıkan herşeyi sahiplenmeye ve [B]kendi mülkiyet alanında görmeye[/B] kadar gider. [/U] [COLOR=darkorchid][B]İnsan kendisine verilen bu benliği [U]sahiplenip[/U] [COLOR=black]kendi[/COLOR] adına kullandığında narsistleşmeye doğru yol almaya başlıyor.[/B][/COLOR] [B]Bu ise [U][COLOR=darkorchid]hayatı tümüyle omuzlamayı gerekli kılıyor[/COLOR][/U] ki, bu gerçekten acılı bir yaşama biçimi.[/B] [SIZE=3][COLOR=blue][B]Dolayısıyla, benliğini narsistleştiren insanın acı çektiği için kimseyi suçlamaya hakkı kalmıyor. [/B][/COLOR][/SIZE] [U]Benliğin [B]saf[/B] kalmasının koşulu ise[/U], [B]benliğin hem kendisinin hem de sahip olduğu tüm şeylerin insana verildiğini kabul etmesi.[/B] Bunlar ise sadece ve sadece kişisel tercihlerden başka birşey değil. [COLOR=red][I]Bu seçimde insana doğru olanı seçmesi için birçok kolaylık sağlanmış, ama [B]serbest[/B] de bırakılmış. [B]Ki, yaşamdaki sınavın özünü galiba bu oluşturuyor[/B][/I][B].[/B][/COLOR] [CENTER][COLOR=seagreen][B]Bir psikiyatrist olarak, o bildik bilimsel ayrıma pek itibar etmediğiniz anlaşılıyor. ”Aynalar Koridorunda Aşk”ın baş kahramanı Dr. Mavi, [U]bir Yaratıcının varlığını kabul etmekten öte, Yaratıcısıyla barışık biri.[/U] Hastasına, yeri geldiğinde, “[U]Sen kendi benliğinin biçimlendirdiği yardımı talep ediyor ve Yaratıcıya seçim hakkı tanımıyorsun[/U]” demekten çekinmiyor. Romanınızı geliştirirken, bu noktadaki açıkyürekliliğinizin bir psikiyatrist olarak sizi eleştiri oklarının hedefi yapacağı gibi bir endişe taşımadınız mı?[/B][/COLOR][/CENTER] Dr. Mavi bunu demekten çekinmiyor, [B]çünkü ana karakter, ona Yaratıcıya içinde duyduğu öfke nedeniyle geliyor zaten.[/B] Dr. Mavi’nin rahatlığı biraz buradan geliyor. Yaratıcıya isyanından dolayı bir terapiste başvurma, alışık olduğumuz bir başvuru biçimi değil. [B]İnsanlar daha ziyade hayattaki memnuniyetsizliklerinden dolayı başvururlar. Gerçekte hayattan ve hatta kişinin kendisinden memnuniyetsizliğinin bir ucunun, iyice deşildiğinde, Yaratıcıya isyana kadar gittiği kanaatindeyim.[/B] [COLOR=blue]Ben bu deşmeye girişmeden, direkt olarak böyle bir şikayetle doktora başvuran bir insan tasarladım.[/COLOR] Kitabı basılmamış haliyle okuyan bir terapist arkadaşım bunu çok ilginç bir nokta olarak nitelemişti. Hatta burada “Yaratıcıya ‘neden beni yarattın’ diye isyan ettiği için” başvuran bir hastaya [COLOR=blue]terapistlerin neler söyleyebileceği[/COLOR] konusunun, ilginç bir psikoterapi tartışmasını da başlatabileceğini aktarmıştı. İlaveten, [B]inanç ve psikiyatri[/B] konusu son zamanların çok çalışılan konulardan. Örneğin, Amerikan Psikiyatri Birliğinde ‘Psikiyatri ve İnanç’ alt birimi var. Yine aynı birliğin her Mayıs ayında düzenlediği ve benim son iki senedir katıldığım toplantıların önemli konularından biri de yine din ve psikiyatri ilişkisi. Son olarak, ‘eleştirilir miyim acaba?’ şeklinde bir yaklaşım, biraz nevrotik bir korku olurdu—ki, her nevrotik korku insan yaşamını kısıtlıyor ve bir çembere alıyor. Zannedersem, nevrotik bir tutumdan kaçınmak istedim. [CENTER][COLOR=seagreen][B]Dr. Mavi, ‘başkasını sevmek, başkasına bağlanmak olarak görülse de, gerçekte aşk ve sevgi ilişkilerinin temelinde [U]sevilme arzusunun[/U] yattığı’na inanıyor. Öyle ki, “[SIZE=3]Aşkın bir başkasını sevmek olduğunu söylemek koca bir yalandır”[/SIZE] diyor. [U]Kahramanınız bu düşüncelere nereden ve nasıl ulaştı[/U]?[/B][/COLOR][/CENTER] [B]Âşık olan insanlar terapistlerin en çok çalıştığı insanlar arasındadırlar.[/B] Benim de özellikle uğraştığım konulardan birisi, [U]bağlanma sorunlarıydı.[/U] [COLOR=blue]En çok dikkatimi çeken şey ise şuydu[/COLOR]: [B][COLOR=blue]Eğer aşk sadece başkasını sevmek ise, neden âşıklar sevilip sevilmediklerinden endişe duyuyorlar?[/COLOR][/B] [COLOR=black]Ya da, diğerinin ilgisi azaldığında aşkın şiddeti neden birden düşebiliyor? [/COLOR] Âşık olan bir insan âşık olduğu kişi için “Bugün beni arayacak mı acaba?” diye endişeleniyorsa, [COLOR=blue]kimse aşk ötekini çılgınca sevmektir diye iddia edemez.[/COLOR] [B][COLOR=red][U]Karşılıksız sevme[/U] sadece anne babalara özgüdür ve bunun adı da[/COLOR][COLOR=red] [SIZE=3]zaten [U]aşk[/U] değil, [U]şefkat[/U]tir.[/SIZE][/COLOR][/B] [U][I]Aşkı besleyen, karşılık bulmasıdır. [/I][/U] [CENTER][COLOR=seagreen][B][U]İnsanın kalbi aşk ile dolmaz[/U]. Bir diğer deyişle, aşk, insanın kalbini [U]doyurmaya yetmez[/U]. Romandaki en temel vurgulardan biri, bu. Birincisi, aşk insanın kalbini [SIZE=4]neden [/SIZE]doyurmuyor? İkincisi, aşkın yerine [SIZE=4]ne[/SIZE] doyurur kalbimizi? Yoksa doyması imkânsız mı?[/B][/COLOR][/CENTER] [U]Aşk insanın kalbini doyurmuyor,[/U] [B]çünkü insanın varoluşsal gerekçesi aşk değildir![/B] [COLOR=darkorchid]Ne yazık ki, günümüzde aşka böyle bir işlev yüklenmeye çalışılıyor.[/COLOR] [I]Bu hem aşka bir ihanet, hem de insan kalbini yeteri kadar ciddiye almayan bir yaklaşım.[/I] [B]İnsanın kalbini ancak Yaratıcısının sonsuz isimleri doldurabilir. [COLOR=red]Ben aşktan duygusal bir huzuru yakalamış bir insan görmedim.[/COLOR][/B] [U][I]Çünkü kalb ancak kendi Yaratıcısını arıyor her daim.[/I][/U] [CENTER][COLOR=seagreen][B]“Aynalar Koridorunda Aşk,” anladığımız kadarıyla en temelde şunu diyor insana:[COLOR=blue] [/COLOR][SIZE=3][COLOR=yellowgreen][COLOR=yellowgreen]İnsanın [U]değerli olduğunu hissetmeye ve değer verilmeye, sevilmeye [COLOR=darkgreen]ihtiyacı [/COLOR]vardır[/U][/COLOR]; [U]hem de [COLOR=green]mutlak surette[/COLOR][/U][COLOR=green].[/COLOR] [COLOR=lime]Bunu, kendisi gibi sonsuz sevilme ihtiyacı olan başka insanların üzerinden karşılamaya çalışmak ise bir çelişkidir ve [U]nafile[/U] bir çabadır.[/COLOR][COLOR=green] [/COLOR][COLOR=yellowgreen]İnsan ancak [COLOR=darkgreen]Mutlak bir Varlık[/COLOR] [/COLOR][COLOR=darkgreen]tarafından sevildiğinin farkına vararak [U]bu ihtiyacını karşılayabilir[/U].[/COLOR][/COLOR][/SIZE] [/B][/COLOR] [COLOR=seagreen][B]Doğru anlamış mıyız?[/B][/COLOR][/CENTER] Haklısınız, kitabın temel tezi bu. Ama bu tezi nasıl savunacaktım? Beni en çok zorlayan yönlerden biri buydu. [B]Kitap, bu tema üzerinde gelişirken, tezini insanın neden âşık olduğunu analiz ettiği kadar, bir aşkı neden sürdüremediğini de analiz ederek açıklamaya çalışıyor.[/B] [U][I][COLOR=blue]Çünkü, ilginçtir ki, her aşk eninde sonunda bitiyor.[/COLOR][/I][/U] [COLOR=blue][B]Devam eden aşk yoktur.[/B][/COLOR] Sevgiye dönüşür diye itiraz edenler olacaktır. [B]Sevgiye[/B] [B]dönüşür; doğru.[/B] [U][B]Ama dönüşen bir aşk zaten aşk olmaktan çıkmıştır.[/B][/U][COLOR=blue] İlaveten, insanın[/COLOR][COLOR=blue] aşka bağımlılığını narsizmle, çocukluk yaşantıları ile, öfkeyle, ölümle, [B]varoluş[/B]la ilişkili bir çerçevede sunmaya çalışıyorum. [/COLOR] [CENTER][COLOR=seagreen][B]O zaman, şu soru geliyor insanın aklına: O halde, aşk esasında bir yanılgıdan mı ibaret?[/B][/COLOR][/CENTER] [B]Aşk insanî bir durum.[/B] [I][U]Ve aşk iradî bir yaşantı değil. Bir de bakıyorsunuz ki, âşık oluyorsunuz.[/U][/I] [B][COLOR=blue]Kanaatimce, aşk insanın sevilmek ve değerli olmak istediğini, bu yönde büyük bir ihtiyacı olduğunu [U]anlaması için[/U] Yaratıcı tarafından verilmiş insanî bir deneyim.[/COLOR][/B] [I]Her aşk düş kırıklığı ile biter.[/I] [COLOR=darkorchid]Burada sanki, [U]âşık olunca insandan beklenen[/U], [B]aşkın kaldıramayacağı kadar sevilme ve değerli hissetmeye insanın ihtiyacı olduğunu anlaması[/B] [U]ve bunun yolunu aramasıdır.[/U] [/COLOR][I]Ama eğer aşka varoluşsal bir anlam yüklenirse, insan kendisini mutlak değerli hissetmesini aşka bağlarsa[U], işte o zaman aşk sadece bir yanılgı ve düş kırıklığıdır.[/U] [/I] [CENTER][COLOR=seagreen][B]Romanın kurgusuna dair de bir soru sormak istiyoruz. Bir açmaza düşen insanların psikiyatriste koştuğu bir çağda, bir psikiyatrist olarak, romanın baş kahramanı Dr. Mavi’yi biraz geride tutmaya çalışıyor gibisiniz. Hastaları sorunlu da, Dr. Mavi sorunsuz değil romanda... Onun da soruları, açmazları var; ve psikiyatrist olmayan bir dostuyla paylaşıyor bunları. Dostunun yardımına başvuruyor. Sorunsuz ama sorun çözücü bir Dr. Mavi tiplemesi yerine neden böyle bir Dr. Mavi tiplemesini tercih ettiniz?[/B][/COLOR][/CENTER] [I]Psikoterapistler bir yandan bir işe yaramadıklarının ve gereksiz olduklarının düşünülmesinden, öte yandan kendilerine aşırı değer verilmesinden, zihin okuyabildiklerinin, sorunlara kesin, çabuk ve etkili çözümler üretebildiklerinin düşünülmesinden bıkmışlardır.[/I] [B]Bir terapistin hayatı mükemmel görünmekle değer yitimi arasında salınır durur.[/B] Belki de ben ikinci tehlikeden kendimi korumak için bunu yaptım. [B]Ben ve hastam kendi koltuklarımıza oturduğumuzda kimse terapist ve hasta olmak açısından üstün ya da eksik değil diye hissederim.[/B] [COLOR=blue][U]Hepimiz aynı geminin içindeyiz.[/U][/COLOR] [I]Aynı varoluşsal açmazlara maruz kalıyoruz.[/I] Hepimizin zaafları var. [COLOR=blue][I]Hastalarımızın sorunları onların sorunları değil, temel insanlık halinin sorunlarıdır. Hasta ve terapist olarak biz bu işin içinde birlikteyiz. Vurgulamak istediğim noktalardan bir tanesi bu nokta oldu. [/I][/COLOR] Öte yandan da, özellikle bir terapistin temel bilgi kaynağının psikoterapi ve psikiyatri alanı olmayacağının altını çizmek istedim. Psikiyatri ne insana bir kurtuluş sağlar, ne de tümüyle gereksizdir. [COLOR=blue]Psikiyatriyi gereksiz görenler kadar, ondan [U]varoluşsal açmazları için medet umanlar[/U] da aldanıyorlar.[/COLOR] [B]Şurası doğru: Bir kişi üzerinde yapılan titiz bir çalışma olarak terapi, kişinin kendi açmazlarını görmesi konusunda ona önemli ipuçları verebilir.[/B] [U]Biyolojik kökeni ağır basan durumlarda ilaç tedavileri kesinlikle elzemdir ve kişinin yaşam yolunda tıkandığı durumların aşılmasında oldukça işe yararlar.[/U] [B][COLOR=blue]Öte yandan, [SIZE=3]kapitalist sistemlerde, yaşam alanının dışına atılmış din[/SIZE] yerine psikiyatriye toplumsal bir emniyet sübabı işlevi verilmiştir ki, bu gerçekten psikiyatrinin üzerindeki en ağır yüktür.[/COLOR][/B] [U][I]Varoluşsal açmazlar içinde ruhsal sancılar çeken insanların kurtuluşu, psikiyatrik bilgi birikimi, yahut psikiyatrinin insanî bilgisi değildir.[/I][/U] Çünkü psikiyatrinin insanî bilgi birikimi belki de en zayıf alanlardan biridir. Bu yüzden, romandaki terapist kendisini kitaplarıyla, toplantılarıyla, meslektaşlarıyla, psikiyatri alanıyla sınırlamak istemiyor. [COLOR=blue]İnsanın varoluşsal açmazlarını aşmasına yardımcı olabilecek her türlü kaynağı değerlendirmek istiyor.[/COLOR] [CENTER][COLOR=seagreen][B]Size çok sorulacağını tahmin ettiğimiz bir soruyu peşinen sormuş olalım: Bu roman, Mustafa Ulusoy’un gerçek hayattaki hastalarının hayat hikâyelerine ve sözlerine mi dayanıyor? Yoksa, gerçek hayatta birebir karşılığının olması mümkün olsa bile, tamamen kurgusal mı?[/B][/COLOR][/CENTER] [I]Bu kitap kurgusal bir roman. Hastaların gerçek hayatlarını yazmak bir etik ihlalidir. Bu konuda çok hassasım. [/I] 03/01/2003 [COLOR=#aaa]© 2008 karakalem.net, [/COLOR] [COLOR=#aaa]Mustafa Ulusoy[/COLOR] [I][COLOR=red]Yazarin kitabini mutlaka okuyun; [B]Aynalar Koridorunda Ask...[/B][/COLOR][/I] [COLOR=#0a0a0a][I][COLOR=red]bu soylesi ;[B]Yakinlik[/B] adli kitabinin [B]Ek[/B] Bolumunden..[/COLOR][/I] [/COLOR] [COLOR=#0a0a0a][/COLOR] [/INDENT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Kişisel Gelişim
Aşk İnsana Yetmez
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst