Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Baba ve oğul...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="VUSLAT" data-source="post: 201983" data-attributes="member: 7387"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: slategray"><strong><span style="font-size: 10px">Geçen hafta bir baba oğulla konuşuyordum. Baba </span></strong><strong><span style="font-size: 10px"><em>"Yaşamdaki birçok işimi çözümledim. Şimdi oğlum askerden döndü. Bir de oğluma kendi isteğime göre bir iş kurup onu da kurtarabilirsem, artık rahat ederim" </em></span></strong><strong><span style="font-size: 10px">dedi. Baba kendine yeni bir mücadele başlatacak, çocuğuna ise büyük zararlar verecek bir yola hazırlanıyordu. Babaya </span></strong><strong><span style="font-size: 10px"><em>"Sakın bu söylediğini yapma. Oğluna kendi isteğine göre bir iş kurma. Bırak oğlun kendi seçimini kendi yapsın. Kendi işini kendi isteğine göre kendisi kursun"</em></span></strong><strong><span style="font-size: 10px"> dedim. </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: slategray"><strong><span style="font-size: 10px"><strong><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #660066"><span style="color: #660066"><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong>İnal AYDINOĞLU</strong></span></span></span></span></span></strong></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: slategray"><strong><span style="font-size: 10px"></span></strong></span></span> </p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: slategray">Genelde kendimizi bilgili ve deneyimli, çocuklarımızı ise genç, deneyimsiz ve yol göstermeye muhtaç görüyoruz. Bizde azalan fakat onlarda alev alev yanan arzuyu, heyecanı, başarı ateşini önemsemiyoruz. Bizlerde çağdışı kalan ama onlarda taptaze olan bilgilere güvenmiyoruz. Böyle olunca da kendi halimize bakmadan onlara kendi düşüncelerimize göre dünyalar kurmak istiyoruz. Babaya direnemeyen veya babanın önerdiği yolu kolay ve risksiz bulan çocuklar bu yolu seçiyor. Ömür boyu kendinden başka insanlara bağımlı olan, özgüveni az, omuzları çökük ve ürkek bir yaşam sürdürüyorlar. Dünyada bugüne dek çok önemli servetler edinilmiştir. Fakat bunlardan üçüncü nesile kalanlar yok denecek kadar azdır. Şimdi bunu önlemek için işletmelerde ve servetlerde kurumsal bir yapı oluşturulmaya, miras kalan düzenlerin yönetimini, kazananların çocuklarına bırakmamaya çalışıyorlar. Çünkü serveti oluşturmanın acılarını çekmeden serveti sahiplenmek ve yönetmek başarılı olmuyor. Zengin babanın şemsiyesi altında gençler; girişim, mücadele, seçme, karar verme, risk üstlenme ve sorumluluk taşıma yeteneklerini geliştiremiyorlar. Çocuklarımızı çok koruyoruz, onlar sıkıntı görmesin, acı çekmesinler diye tüm olanaklarımızı seferber ediyor, üzerlerinde sera örneği bir koruma oluşturuyoruz. Yaşamın birçok gerçeği ile karşılaşmadan; soğuğunu, karını, fırtınasını görmeden serada yetişen domatesler gibi büyüyorlar. Bir gün yaşamın acı gerçekleri ile karşılaştıklarında hazırlıksız ve deneyimsiz yakalanıyorlar. Halbuki yaşamı öğreten, gösteren ve başarı yolunu açan acılardır. Acının göstereceklerini öğrenmenin tek yolu ise onu çekmeye razı olmaktır. </span></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: slategray">Çocukken en büyük hevesim ata binmekti. Fakat komşumuzda bir çocuk attan düşüp kolunu kırdığı için annem onu örnek gösterir, benim ata binmeme izin vermezdi. Ben de kırılabilecek bir kolun acısını çekmemek için ısrar etmezdim. Halbuki insan yürürken de düşüp kolunu kırabilir. Eğer her acıdan korksaydık, hiçbir şeyi öğrenemezdik. </span></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: slategray">Birkaç yıl önce bir tatil köyünde idik. Sahilde güneşlenirken sol tarafımızda tek çocuklu bir ecnebi aile, sağ tarafımızda ise yine tek çocuklu bir Türk aile vardı. Sol tarafımızdan hiç ses gelmiyordu. Anne ve baba kitaplarını okuyor, çocuk ise kendi oyuncakları ve kumlarla oynuyordu. Sağ tarafımızda ise gürültü büyüktü. Çocuk mu büyük mü oldukları belirsiz iki yetişkin ve şaşkın bir çocuğun bağırtıları vardı. Anne her şeyi çocuk şivesi ile konuşuyordu. Baba da zaman zaman buna katılıyordu. Bu gidişle çocuğun normal konuşma öğrenmesi herhalde pek olası değildi. Diğer yandan <strong><strong>“Yapma, etme”, “kumlu elini gözüne sürme”, “pis topu tutma”, “kumlu karpuzu yeme”, “koşma”, “güneşe çıkma”</strong></strong> gibi sert uyarılar ile <strong><strong>"Et ye, sebze ye, süt iç yoksa büyüyemezsin"</strong></strong> gibi sert tehditler ve <strong><strong>"Hadi şimdi top oynayalım, gel denize girelim, sen düşersin birlikte koşalım"</strong></strong> gibi öneriler gün boyu sürdü. Ailenin tatili ve yaşamı tümüyle 2 yaşındaki çocuğa endekslenmişti. Ne çocuk özgürdü ne de anne baba. Öğle vakti solumuzdaki ecnebi aile yemeğe gitmişti. Dönüşte çocuk elinde bir karpuz parçası kemirerek geliyordu. Çocuğun ayağı takıldı ve düştü, elindeki karpuz da kumlandı. Anne-baba hiç müdahale etmedi. Çocuk kendiliğinden kalktı, elindeki karpuz parçasını ağzına götürdü. Kum tadı alınca attı. Anne hiç konuşmadı, çocuk tüm deneyimlerini kendi başına yaşamıştı. </span></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: slategray">Çocuklarınızı kendi kurduğunuz seralardan dışarı çıkarınız. Yaşamın gerçekleri, acıları ve sevinçleri ile karşılaşsınlar. "Ben yaptım, ben seçtim, ben kazandım. Ben kaybettim" diyebilmenin onuru ve özgüveni içinde yaşasınlar.</span></span></span></p><p></p><p> </p><p> </p></blockquote><p></p>
[QUOTE="VUSLAT, post: 201983, member: 7387"] [FONT=Comic Sans MS][COLOR=slategray][B][SIZE=2]Geçen hafta bir baba oğulla konuşuyordum. Baba [/SIZE][/B][B][SIZE=2][I]"Yaşamdaki birçok işimi çözümledim. Şimdi oğlum askerden döndü. Bir de oğluma kendi isteğime göre bir iş kurup onu da kurtarabilirsem, artık rahat ederim" [/I][/SIZE][/B][B][SIZE=2]dedi. Baba kendine yeni bir mücadele başlatacak, çocuğuna ise büyük zararlar verecek bir yola hazırlanıyordu. Babaya [/SIZE][/B][B][SIZE=2][I]"Sakın bu söylediğini yapma. Oğluna kendi isteğine göre bir iş kurma. Bırak oğlun kendi seçimini kendi yapsın. Kendi işini kendi isteğine göre kendisi kursun"[/I][/SIZE][/B][B][SIZE=2] dedim. [B][FONT=Tahoma][SIZE=2][COLOR=#660066][COLOR=#660066][FONT=Tahoma][B]İnal AYDINOĞLU[/B][/FONT][/COLOR][/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [/SIZE][/B][/COLOR][/FONT][FONT=Comic Sans MS][COLOR=slategray] [/COLOR][/FONT] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray]Genelde kendimizi bilgili ve deneyimli, çocuklarımızı ise genç, deneyimsiz ve yol göstermeye muhtaç görüyoruz. Bizde azalan fakat onlarda alev alev yanan arzuyu, heyecanı, başarı ateşini önemsemiyoruz. Bizlerde çağdışı kalan ama onlarda taptaze olan bilgilere güvenmiyoruz. Böyle olunca da kendi halimize bakmadan onlara kendi düşüncelerimize göre dünyalar kurmak istiyoruz. Babaya direnemeyen veya babanın önerdiği yolu kolay ve risksiz bulan çocuklar bu yolu seçiyor. Ömür boyu kendinden başka insanlara bağımlı olan, özgüveni az, omuzları çökük ve ürkek bir yaşam sürdürüyorlar. Dünyada bugüne dek çok önemli servetler edinilmiştir. Fakat bunlardan üçüncü nesile kalanlar yok denecek kadar azdır. Şimdi bunu önlemek için işletmelerde ve servetlerde kurumsal bir yapı oluşturulmaya, miras kalan düzenlerin yönetimini, kazananların çocuklarına bırakmamaya çalışıyorlar. Çünkü serveti oluşturmanın acılarını çekmeden serveti sahiplenmek ve yönetmek başarılı olmuyor. Zengin babanın şemsiyesi altında gençler; girişim, mücadele, seçme, karar verme, risk üstlenme ve sorumluluk taşıma yeteneklerini geliştiremiyorlar. Çocuklarımızı çok koruyoruz, onlar sıkıntı görmesin, acı çekmesinler diye tüm olanaklarımızı seferber ediyor, üzerlerinde sera örneği bir koruma oluşturuyoruz. Yaşamın birçok gerçeği ile karşılaşmadan; soğuğunu, karını, fırtınasını görmeden serada yetişen domatesler gibi büyüyorlar. Bir gün yaşamın acı gerçekleri ile karşılaştıklarında hazırlıksız ve deneyimsiz yakalanıyorlar. Halbuki yaşamı öğreten, gösteren ve başarı yolunu açan acılardır. Acının göstereceklerini öğrenmenin tek yolu ise onu çekmeye razı olmaktır. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray]Çocukken en büyük hevesim ata binmekti. Fakat komşumuzda bir çocuk attan düşüp kolunu kırdığı için annem onu örnek gösterir, benim ata binmeme izin vermezdi. Ben de kırılabilecek bir kolun acısını çekmemek için ısrar etmezdim. Halbuki insan yürürken de düşüp kolunu kırabilir. Eğer her acıdan korksaydık, hiçbir şeyi öğrenemezdik. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray]Birkaç yıl önce bir tatil köyünde idik. Sahilde güneşlenirken sol tarafımızda tek çocuklu bir ecnebi aile, sağ tarafımızda ise yine tek çocuklu bir Türk aile vardı. Sol tarafımızdan hiç ses gelmiyordu. Anne ve baba kitaplarını okuyor, çocuk ise kendi oyuncakları ve kumlarla oynuyordu. Sağ tarafımızda ise gürültü büyüktü. Çocuk mu büyük mü oldukları belirsiz iki yetişkin ve şaşkın bir çocuğun bağırtıları vardı. Anne her şeyi çocuk şivesi ile konuşuyordu. Baba da zaman zaman buna katılıyordu. Bu gidişle çocuğun normal konuşma öğrenmesi herhalde pek olası değildi. Diğer yandan [B][B]“Yapma, etme”, “kumlu elini gözüne sürme”, “pis topu tutma”, “kumlu karpuzu yeme”, “koşma”, “güneşe çıkma”[/B][/B] gibi sert uyarılar ile [B][B]"Et ye, sebze ye, süt iç yoksa büyüyemezsin"[/B][/B] gibi sert tehditler ve [B][B]"Hadi şimdi top oynayalım, gel denize girelim, sen düşersin birlikte koşalım"[/B][/B] gibi öneriler gün boyu sürdü. Ailenin tatili ve yaşamı tümüyle 2 yaşındaki çocuğa endekslenmişti. Ne çocuk özgürdü ne de anne baba. Öğle vakti solumuzdaki ecnebi aile yemeğe gitmişti. Dönüşte çocuk elinde bir karpuz parçası kemirerek geliyordu. Çocuğun ayağı takıldı ve düştü, elindeki karpuz da kumlandı. Anne-baba hiç müdahale etmedi. Çocuk kendiliğinden kalktı, elindeki karpuz parçasını ağzına götürdü. Kum tadı alınca attı. Anne hiç konuşmadı, çocuk tüm deneyimlerini kendi başına yaşamıştı. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray]Çocuklarınızı kendi kurduğunuz seralardan dışarı çıkarınız. Yaşamın gerçekleri, acıları ve sevinçleri ile karşılaşsınlar. "Ben yaptım, ben seçtim, ben kazandım. Ben kaybettim" diyebilmenin onuru ve özgüveni içinde yaşasınlar.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=slategray] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Baba ve oğul...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst