Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Barış, Kardeşlik ve Hoşgörünün Esasları Üzerine
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 230192" data-attributes="member: 27"><p><strong>A. Dünyanın Durumu </strong></p><p><strong></strong></p><p> Bugün bizi barış ve kardeşliği aramaya iten temel nedenlerden birisi, dünyamızın içinde bulunduğu mevcut durumdur. Yirmibirinci yüzyıla hazırlanan dünyamız âdeta sosyal çalkantılar, etnik çatışmalar, soykırımlar ve savaşlarla sarsılmaktadır. Tüm bu çatışmalar bir yanda çağdaş insanda tam bir düş kırıklığı yaratırken, diğer yandan bunların kurbanları onarılmaz rahnelerle yaralanmaktadırlar. Ayrıca tüm bu huzursuzlukların neden olduğu toplu göç olayları tüm dünya için büyük sorunlar meydana getirmektedir. Savaştan, açlıktan, yoksulluktan kaçan insanlar, gittikleri yerlerde ya kabul edilmemekte veya ikinci sınıf insan muamelesine maruz kalmaktadır. </p><p></p><p></p><p> Almanya’da bir grup bilim adamının yaptığı bir araştırma şu anda dünyada 40’tan fazla bölge veya ülkede savaşların devam ettiğini ortaya koymuştur. Hamburg Üniversitesi Savaş Sebeplerini Araştırma Grubu Başkanı Prof. Dr. Klaus Jürgen Gantzel, II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen savaş sayısının 187’ye ulaştığını belirterek, 1994 yılı içinde dünyanın 41 ülkesinde savaş yaşandığını söylemiş ve bu savaşlarda 6.5 milyondan fazla insanın öldüğünü ifade etmiştir. Bilindiği gibi bu savaşların büyük bir kısmı, 1995 ve 1996 yılları boyunca devam etmiştir ve hâlâ devam etmektedir. </p><p></p><p></p><p> 20. yüzyıldan, daha çok bilim ve teknoloji çağı veya mantık çağı olarak bahsedilir. Gerçekten de içinde yaşadığımız yüzyılda bilim ve teknolojinin çok büyük gelişmeler kaydettiği görülmektedir. Ancak tüm bu gelişmelere temel teşkil edecek evrensel değerler ve özellikle de ahlâkî değerler olmadığından, bu sonuçlardan tüm insanlar adil ve eşit olarak yararlanamamışlardır. Zbigniew Brzezinski'nin ifadesiyle “bütün bu gelişmeler ahlâki seviyeye yansımamış ve politikanın 20. yüzyılın en büyük düş kırıklığı olmasına yol açmış"tır:4 <p style="margin-left: 20px"> "Tüm beklentilerin tersine, yirminci yüzyıl insanoğlunun gördüğü en kanlı ve nefret dolu yüzyıl olmuştur. Bu yüzyılda çoğunlukla kuruntuların egemen olduğu politikalar inanılmaz boyutlarda ölümlere yol açmıştır. Zalimlik kurumsallaşmış, büyük ölçüde yaygınlaşmıştır. İnsan öldürme işlemleri kitlesel üretim seviyesinde örgütlenmeye başlamıştır. Daha önce tarihin hiçbir döneminde insan öldürmek bu kadar yaygınlaşmamış, hiçbir dönemde savaşlar bu kadar insanın hayatına mal olmamış, hiçbir dönemde böyle mantıksız amaçlar uğruna insanların hayatına son verebilmek için bu kadar yoğun bir çaba gösterilmemiştir.”5 </p> <p style="margin-left: 20px"></p><p>Kısacası, bu yüzyılda savaş ve planlı soykırımlar sonucu ölen insanların sayısı takriben 175 milyondan daha fazladır. Bundan dolayı da bazı araştırmacılar yüzyılımıza “mega ölümler yüzyılı” adının verilmesi gerektiğine işaret etmişlerdir.6 Yalnızca bu yüzyıl içinde savaşlarda ölenlerin sayısı, tüm insanlık tarihi boyunca savaşlarda ölen insanların sayısından daha fazladır. Üstelik küçük çaplı ve etnik yapılı çatışmalarda ölenlerle, son yıllardaki rakamlar bu sayıya dahil değildir.7 En son Bosna-Hersek örneğinde bütün çıplaklığıyla görüldüğü gibi, yakılan ve yıkılan camiler, mabetler ve şehir meydanlarını süsleyen anıtlar, yakılan kitaplıklar ve medreseler, yok edilen ve yağmalanan müzeler, geleneksel tüm değerlere yapılan saldırıların insan ruhunda nasıl bir tahribata yol açtığı ve bunun gerçek boyutları ise başka bir trajedi olarak önümüzde durmaktadır. </p><p></p><p></p><p> Burada işaret edilmesi gereken diğer önemli bir nokta da şudur: Dünyanın neresinde olursa olsun, kin, nefret, düşmanlık ve bunların tabiî sonucu olan savaş ve soykırımlar varsa, bunların sömürgeci ve hükmedici Batı medeniyetinin, başka bir ifadeyle “beyaz adam”ın ektiği fitne ve fesat tohumlarının bir sonucu olduğu görülecektir. Bu nedenle, Batılı sömürgeci devletler Prof. Ernest Gellner'in iddia ettiği gibi, hakimiyetlerinde bulundurdukları ülkeleri terkederken arkalarında sadece “ilkellikten ve tarıma bağımlı olmaktan medeniyete ve sanayileşmeye geçmiş toplumlar” bırakmamışlardır.8 Sömürgeci devletlerin izafî olarak gerçekleştirdiklerini kabul etmekle beraber, bu ülkelerin yerli halkları üzerine yaptıkları antropolojik ve sosyolojik araştırmalarla, ırkçılığı ve kabileciliği öne çıkararak, etnik çatışmalara zemin hazırladıklarını da belirtmeliyiz. Bu çatışmalardan her zaman en kârlı çıkanların ise güçlü Batılı ülkeler olduğunu belirtmeye gerek yoktur. Bunun en son örnekleri, hâlâ dünyanın çeşitli bölgelerinde devam eden etnik çatışmalardır. Bosna-Hersek, Çeçenistan, Keşmir, Liberya ve Ruanda’da yaşanan insanlık dramları bunun en somut kanıtlarıdır.9</p><p></p><p></p><p> Prof. Dr. Anna Masala'nın, “20. yüzyılın sonunda, savaş, dinî hoşgörüsüzlük, ırkçılık, açlık, cahillik gibi kelimelerin anlamlarının unutulması gerekir”10 diye feryad etmesi düşündürücüdür. Bu kelimelerin değil unutulması, aksine her gün yeni çıkan çatışmalarla körüklendiğine şahit olunmaktadır. Soğuk Savaş sonrasında “Yeni Dünya Düzeni” olarak ortaya sürülen fikirlerin temelinde “medeniyetlerin çatışması” tezinin olması,11 tüm bu etnik çatışmaların kökeni hakkında bilgi verirken, böyle gittiği takdirde bunların şiddetleneceği bile söylenebilir. </p><p></p><p></p><p> Bu nedenle, gerçekten herkesin barış, diyalog, hoşgörü, dostluk ve kardeşlik için birşeyler yapması gerekmektedir. Herşeyin devletten veya totaliter ve tekçi; halkı dışlayan ve hatta “halka rağmen halk için” karar veren yönetimlerden bekleme dönemi geride kalmıştır ve kalmalıdır. Bu tür yönetimlerin sebep olduğu acı ve ızdıraplardan ders alan duyarlı insanlar gönüllü kültür kuruluşları esprisi altında örgütlenmekte ve reel politikalara ve karar verme mekanizmalarına katılmaya çalışmaktadır.12</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 230192, member: 27"] [B]A. Dünyanın Durumu [/B] Bugün bizi barış ve kardeşliği aramaya iten temel nedenlerden birisi, dünyamızın içinde bulunduğu mevcut durumdur. Yirmibirinci yüzyıla hazırlanan dünyamız âdeta sosyal çalkantılar, etnik çatışmalar, soykırımlar ve savaşlarla sarsılmaktadır. Tüm bu çatışmalar bir yanda çağdaş insanda tam bir düş kırıklığı yaratırken, diğer yandan bunların kurbanları onarılmaz rahnelerle yaralanmaktadırlar. Ayrıca tüm bu huzursuzlukların neden olduğu toplu göç olayları tüm dünya için büyük sorunlar meydana getirmektedir. Savaştan, açlıktan, yoksulluktan kaçan insanlar, gittikleri yerlerde ya kabul edilmemekte veya ikinci sınıf insan muamelesine maruz kalmaktadır. Almanya’da bir grup bilim adamının yaptığı bir araştırma şu anda dünyada 40’tan fazla bölge veya ülkede savaşların devam ettiğini ortaya koymuştur. Hamburg Üniversitesi Savaş Sebeplerini Araştırma Grubu Başkanı Prof. Dr. Klaus Jürgen Gantzel, II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen savaş sayısının 187’ye ulaştığını belirterek, 1994 yılı içinde dünyanın 41 ülkesinde savaş yaşandığını söylemiş ve bu savaşlarda 6.5 milyondan fazla insanın öldüğünü ifade etmiştir. Bilindiği gibi bu savaşların büyük bir kısmı, 1995 ve 1996 yılları boyunca devam etmiştir ve hâlâ devam etmektedir. 20. yüzyıldan, daha çok bilim ve teknoloji çağı veya mantık çağı olarak bahsedilir. Gerçekten de içinde yaşadığımız yüzyılda bilim ve teknolojinin çok büyük gelişmeler kaydettiği görülmektedir. Ancak tüm bu gelişmelere temel teşkil edecek evrensel değerler ve özellikle de ahlâkî değerler olmadığından, bu sonuçlardan tüm insanlar adil ve eşit olarak yararlanamamışlardır. Zbigniew Brzezinski'nin ifadesiyle “bütün bu gelişmeler ahlâki seviyeye yansımamış ve politikanın 20. yüzyılın en büyük düş kırıklığı olmasına yol açmış"tır:4 [INDENT] "Tüm beklentilerin tersine, yirminci yüzyıl insanoğlunun gördüğü en kanlı ve nefret dolu yüzyıl olmuştur. Bu yüzyılda çoğunlukla kuruntuların egemen olduğu politikalar inanılmaz boyutlarda ölümlere yol açmıştır. Zalimlik kurumsallaşmış, büyük ölçüde yaygınlaşmıştır. İnsan öldürme işlemleri kitlesel üretim seviyesinde örgütlenmeye başlamıştır. Daha önce tarihin hiçbir döneminde insan öldürmek bu kadar yaygınlaşmamış, hiçbir dönemde savaşlar bu kadar insanın hayatına mal olmamış, hiçbir dönemde böyle mantıksız amaçlar uğruna insanların hayatına son verebilmek için bu kadar yoğun bir çaba gösterilmemiştir.”5 [/INDENT]Kısacası, bu yüzyılda savaş ve planlı soykırımlar sonucu ölen insanların sayısı takriben 175 milyondan daha fazladır. Bundan dolayı da bazı araştırmacılar yüzyılımıza “mega ölümler yüzyılı” adının verilmesi gerektiğine işaret etmişlerdir.6 Yalnızca bu yüzyıl içinde savaşlarda ölenlerin sayısı, tüm insanlık tarihi boyunca savaşlarda ölen insanların sayısından daha fazladır. Üstelik küçük çaplı ve etnik yapılı çatışmalarda ölenlerle, son yıllardaki rakamlar bu sayıya dahil değildir.7 En son Bosna-Hersek örneğinde bütün çıplaklığıyla görüldüğü gibi, yakılan ve yıkılan camiler, mabetler ve şehir meydanlarını süsleyen anıtlar, yakılan kitaplıklar ve medreseler, yok edilen ve yağmalanan müzeler, geleneksel tüm değerlere yapılan saldırıların insan ruhunda nasıl bir tahribata yol açtığı ve bunun gerçek boyutları ise başka bir trajedi olarak önümüzde durmaktadır. Burada işaret edilmesi gereken diğer önemli bir nokta da şudur: Dünyanın neresinde olursa olsun, kin, nefret, düşmanlık ve bunların tabiî sonucu olan savaş ve soykırımlar varsa, bunların sömürgeci ve hükmedici Batı medeniyetinin, başka bir ifadeyle “beyaz adam”ın ektiği fitne ve fesat tohumlarının bir sonucu olduğu görülecektir. Bu nedenle, Batılı sömürgeci devletler Prof. Ernest Gellner'in iddia ettiği gibi, hakimiyetlerinde bulundurdukları ülkeleri terkederken arkalarında sadece “ilkellikten ve tarıma bağımlı olmaktan medeniyete ve sanayileşmeye geçmiş toplumlar” bırakmamışlardır.8 Sömürgeci devletlerin izafî olarak gerçekleştirdiklerini kabul etmekle beraber, bu ülkelerin yerli halkları üzerine yaptıkları antropolojik ve sosyolojik araştırmalarla, ırkçılığı ve kabileciliği öne çıkararak, etnik çatışmalara zemin hazırladıklarını da belirtmeliyiz. Bu çatışmalardan her zaman en kârlı çıkanların ise güçlü Batılı ülkeler olduğunu belirtmeye gerek yoktur. Bunun en son örnekleri, hâlâ dünyanın çeşitli bölgelerinde devam eden etnik çatışmalardır. Bosna-Hersek, Çeçenistan, Keşmir, Liberya ve Ruanda’da yaşanan insanlık dramları bunun en somut kanıtlarıdır.9 Prof. Dr. Anna Masala'nın, “20. yüzyılın sonunda, savaş, dinî hoşgörüsüzlük, ırkçılık, açlık, cahillik gibi kelimelerin anlamlarının unutulması gerekir”10 diye feryad etmesi düşündürücüdür. Bu kelimelerin değil unutulması, aksine her gün yeni çıkan çatışmalarla körüklendiğine şahit olunmaktadır. Soğuk Savaş sonrasında “Yeni Dünya Düzeni” olarak ortaya sürülen fikirlerin temelinde “medeniyetlerin çatışması” tezinin olması,11 tüm bu etnik çatışmaların kökeni hakkında bilgi verirken, böyle gittiği takdirde bunların şiddetleneceği bile söylenebilir. Bu nedenle, gerçekten herkesin barış, diyalog, hoşgörü, dostluk ve kardeşlik için birşeyler yapması gerekmektedir. Herşeyin devletten veya totaliter ve tekçi; halkı dışlayan ve hatta “halka rağmen halk için” karar veren yönetimlerden bekleme dönemi geride kalmıştır ve kalmalıdır. Bu tür yönetimlerin sebep olduğu acı ve ızdıraplardan ders alan duyarlı insanlar gönüllü kültür kuruluşları esprisi altında örgütlenmekte ve reel politikalara ve karar verme mekanizmalarına katılmaya çalışmaktadır.12 [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Barış, Kardeşlik ve Hoşgörünün Esasları Üzerine
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst