Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
“Barla Şiirleri”
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Zuhr" data-source="post: 146520" data-attributes="member: 8625"><p>Yahya Kemal, 1918 şiirine:</p><p></p><p><strong>“Ölenler öldü, kalanlarla muzdarip kaldık.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık.”</strong> </p><p></p><p>Diye başlıyor ve:</p><p></p><p><strong>“Vatanda korkulu rü'ya içindeyiz, gerçek.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Fakat bu çok süremez, mutlaka şafak sökecek.”</strong> </p><p></p><p>Diyerek bitiriyordu. Ve ümit ettiği oldu. Şafak söktü. Ama beklediği bu şafak mıydı?</p><p></p><p>“İthaf “ şiirinde:</p><p></p><p><strong>Fer almışken tulû-ı kibriyâdan,</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Bugün bî-vâye kalmış her ziyâdan.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Bu mülkün farkı yok bir tengnâdan</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Niçin nûr inmiyor artık semâdan?</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Bu şek, bağrımda hergün gâh ü bî-gâh</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Dolaştım “Hû!” deyüp dergâh dergâh</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Ümîd ettim ki bir pîr-i dil-âgâh</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Desün “Destûr!” mihrâb-ı hafâdan.</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Abâ var, post var, meydanda er yok;</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Horâsân erlerinden bir haber yok</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Uzun yollarda durdum hiç eser yok</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong>Diyâr-ı Rûm'a gelmiş evliyâdan!</strong></p><p><strong></strong> </p><p>Diyen gönlün beklediği şafak tam sökmemiş gibidir.</p><p></p><p></p><p></p><p>Asırlara bedel yıllarca süren bir savaştan sonra kurtarılan ama ıssızlaşan Anadolu, 1925'te bir sürgün yaşar. Bediüzzaman, Ankara'da kendisine teklif edilen bütün makam ve mansıpları reddedip çekildiği Van'daki kûşe-i uzletinden, birkaç sene sonra (1925'te), apar topar tutuklanarak Burdur'a, oradan da Barla'ya sürgün edilir.</p><p></p><p>Bediüzzaman'ı Barlaya Jandarma Şevket getirir. “Barla iskelesine çıktıktan sonra, Hoca'nın sepetini, postekisini elinden alıp merkebe yükledik.” Derken, Bediüzzaman Hazretlerinin bütün dünyalığını da anlatmış oluyor, Jandarma Şevket. Sepetin içinde sadece bir çay demliği ve birkaç bardak vardır, hepsi o kadar.</p><p></p><p>Bediüzzaman Hazretleri, sekiz buçuk yıl kaldığı Barla'da ömrünün meyvesi olan Risâle-i Nurların dörtte üçünü te'lif eder. Bu uzun sürenin hikâyesini anlatmak değil niyetimiz. Bütün ömrü fevkalade bir seyir izleyen bir insanın hayatını anlamak da anlatmak da zordur. Hele bir de şiirle anlatmak, o da zorun zoru bir iş. İşte bu zor işe soyunmuş, çılgınlardan biri. Ali Osman Kurun'dan söz ediyorum. Zaten kendisi de normal birisi değil. Şimdi Amerika'da, özel bir okulda öğretmenlik yapıyor. Oradan gönderdi şiirlerini.</p><p>Şiirleri okuyunca heyecanlandım, sevindim, şaşırdım, üzüldüm. Şiirler bana, Yahya Kemal Bey'in “İthaf” ve “Hayal Beste” şiirlerini hatırlattı. Ali Osman, şâirin “İthaf”ına cevap veriyordu ve işte sana “Nur”, işte “Pîr-i dil-âgâh”, işte “Horasan Erlerinden bir haber”, ve işte o Pîr'in nur halkası! Ruhun şad olsun, müsterih uyu”, diyor gibiydi. Niyetim şiirleri yorumlamak değil. Şiirleri birazcık olsun anlayabilmek için, Necmeddin Şahiner'in “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî” kitabının Barla bölümünü okumak, oradaki şartları ve şahısları iyice tanımak lâzım. “Hayal Beste”de ise:</p><p></p><p>“Dehre aksettiriyor, gerçi, bütün mîmârî;</p><p></p><p>Bu eserler seni göstermeğe kâfî diyemem.</p><p></p><p>Şi're aksettirebilseydin eğer, dinlerdin,</p><p></p><p>Yüz fetih şi'ri, okundukça, çelik tellerden.”</p><p></p><p>Diyordu, Yahya Kemal Beyatlı. Ali Osman da sanki bu nasihata uyarak Bediüzzaman'ı şi're aksettirmek istemiş. İyi etmiş, güzel etmiş. Devamını diliyor, teşekkürler ediyoruz.</p><p></p><p></p><p></p><p></p><p>Mehmet DOĞAN</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Zuhr, post: 146520, member: 8625"] Yahya Kemal, 1918 şiirine: [B]“Ölenler öldü, kalanlarla muzdarip kaldık. Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık.”[/B] Diye başlıyor ve: [B]“Vatanda korkulu rü'ya içindeyiz, gerçek. Fakat bu çok süremez, mutlaka şafak sökecek.”[/B] Diyerek bitiriyordu. Ve ümit ettiği oldu. Şafak söktü. Ama beklediği bu şafak mıydı? “İthaf “ şiirinde: [B]Fer almışken tulû-ı kibriyâdan, Bugün bî-vâye kalmış her ziyâdan. Bu mülkün farkı yok bir tengnâdan Niçin nûr inmiyor artık semâdan? Bu şek, bağrımda hergün gâh ü bî-gâh Dolaştım “Hû!” deyüp dergâh dergâh Ümîd ettim ki bir pîr-i dil-âgâh Desün “Destûr!” mihrâb-ı hafâdan. Abâ var, post var, meydanda er yok; Horâsân erlerinden bir haber yok Uzun yollarda durdum hiç eser yok Diyâr-ı Rûm'a gelmiş evliyâdan! [/B] Diyen gönlün beklediği şafak tam sökmemiş gibidir. Asırlara bedel yıllarca süren bir savaştan sonra kurtarılan ama ıssızlaşan Anadolu, 1925'te bir sürgün yaşar. Bediüzzaman, Ankara'da kendisine teklif edilen bütün makam ve mansıpları reddedip çekildiği Van'daki kûşe-i uzletinden, birkaç sene sonra (1925'te), apar topar tutuklanarak Burdur'a, oradan da Barla'ya sürgün edilir. Bediüzzaman'ı Barlaya Jandarma Şevket getirir. “Barla iskelesine çıktıktan sonra, Hoca'nın sepetini, postekisini elinden alıp merkebe yükledik.” Derken, Bediüzzaman Hazretlerinin bütün dünyalığını da anlatmış oluyor, Jandarma Şevket. Sepetin içinde sadece bir çay demliği ve birkaç bardak vardır, hepsi o kadar. Bediüzzaman Hazretleri, sekiz buçuk yıl kaldığı Barla'da ömrünün meyvesi olan Risâle-i Nurların dörtte üçünü te'lif eder. Bu uzun sürenin hikâyesini anlatmak değil niyetimiz. Bütün ömrü fevkalade bir seyir izleyen bir insanın hayatını anlamak da anlatmak da zordur. Hele bir de şiirle anlatmak, o da zorun zoru bir iş. İşte bu zor işe soyunmuş, çılgınlardan biri. Ali Osman Kurun'dan söz ediyorum. Zaten kendisi de normal birisi değil. Şimdi Amerika'da, özel bir okulda öğretmenlik yapıyor. Oradan gönderdi şiirlerini. Şiirleri okuyunca heyecanlandım, sevindim, şaşırdım, üzüldüm. Şiirler bana, Yahya Kemal Bey'in “İthaf” ve “Hayal Beste” şiirlerini hatırlattı. Ali Osman, şâirin “İthaf”ına cevap veriyordu ve işte sana “Nur”, işte “Pîr-i dil-âgâh”, işte “Horasan Erlerinden bir haber”, ve işte o Pîr'in nur halkası! Ruhun şad olsun, müsterih uyu”, diyor gibiydi. Niyetim şiirleri yorumlamak değil. Şiirleri birazcık olsun anlayabilmek için, Necmeddin Şahiner'in “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî” kitabının Barla bölümünü okumak, oradaki şartları ve şahısları iyice tanımak lâzım. “Hayal Beste”de ise: “Dehre aksettiriyor, gerçi, bütün mîmârî; Bu eserler seni göstermeğe kâfî diyemem. Şi're aksettirebilseydin eğer, dinlerdin, Yüz fetih şi'ri, okundukça, çelik tellerden.” Diyordu, Yahya Kemal Beyatlı. Ali Osman da sanki bu nasihata uyarak Bediüzzaman'ı şi're aksettirmek istemiş. İyi etmiş, güzel etmiş. Devamını diliyor, teşekkürler ediyoruz. Mehmet DOĞAN [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
“Barla Şiirleri”
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst