Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Genel ve Güncel Haberler
Başörtülülerin 28 Şubat’ı sürüyor
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ali Said" data-source="post: 127150" data-attributes="member: 8283"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong>NAZİFE ŞİŞMAN*</strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>YENİ kabineyle ilgili pek çok yorum ve değerlendirme yapıldı. Yeni isimler hem tabana dönüşü, hem de ehliyet ve liyakatin öncelendiği mesajını verdiği için pek çok çevrede memnuniyetle karşılandı. Milli Eğitim Bakanlığı’na bir kadının getirilmesininse, ‘hayat tarzı korkusu’nu bertaraf edici bir işaret olarak değerlendirilmesi dikkat çekiciydi. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Halbuki AK Parti, zaten iktidarının ilk döneminde sol liberal görüştekileri memnun etmek üzerinden açılımları önceledi. Avrupa Birliği uyum yasaları, ulusalcı tepkilere rağmen genel bir memnuniyet yarattı. Bu güven ve memnuniyeti ihlal etmemek üzere AK Parti de seçmenine rağmen ‘başörtüsü öncelikli meselemiz değil’ açıklamasını yaptı. Ne zaman ki Başbakan Erdoğan’ın Madrid’den bomba etkisi yapan ‘velev ki siyasal simge olsun’ cümlesi gündeme düştü, tabanın önceliğinin aceleyle ele alınması gibi bir durum zuhur etti. Siyasal hazırlığı yapılmadan, mutabakata yönelik çabalar netleştirilmeden gerçekleşen böyle bir girişim, tabii ki akametle sonuçlandı. Laikliği ihlal gerekçesiyle partiye kapatma davası açılmasına bile yol açtı. Peki sonuç ne oldu? 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’ye oy olarak geri döndü, bu başarısız girişim. Çünkü halk darbeye karşı demokrasiyi desteklediğini göstermek istedi. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong>Çözümsüzlük kanıksandı </strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong>Bütün bu karmaşadan başörtüsü yasağının muhataplarına kalan, ağır bir yükten başka bir şey değildi. 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan edenler Egenekon dosyasına dahil olurken, başörtüsü meselesinde 28 Şubat ruhu karakoncolos olarak her daim yanımızda. Pek çok alanda köklü değişimler yapılırken bu alan dokunulmazlar arasında yerini koruyor.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Brüksel’deki ‘one minute’ çıkışı da Filistinlilerin kısa vadeli kazançlar hanesine eklenmemiş gibi görünebilir. Ama uluslararası arenada İsrail’in politikalarının eleştirilemezliğini kıran, bu nedenle de uzun vadede sonuç verebilecek bir tavırdı. Halbuki Madrid’deki ‘velev ki’ çıkışı, kısa vadede başörtülü kadınlara bir kazanım olarak dönmediği gibi, uzun vadede de konunun ‘gündem yorgunluğuna’ yenik düşmesine yol açtı.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Çünkü bir taraftan başörtüsünü konuşmaktan yoruldu herkes, diğer taraftan çözümsüzlük neredeyse kanıksandı. Bizzat yasağın muhatapları, böyle bir bıkkınlık ve yorgunluk hissiyatına teslim olmuş vaziyette. Geçtiğimiz günlerde Başörtüsü / Sınırsız Dünyanın Yeni Sınırı adlı kitap üzerinden bir söyleşi yapmak üzere üniversite öğrencilerinden davet almıştım. İlan edilen başlıkta ‘başörtüsü’nün yer almamasını önerdi öğrenci arkadaşlar, bu gündemin bıkkınlık yarattığını belirterek. Bir tarafta böyle bir halet-i ruhiye var. Diğer tarafta ise başörtülülerin her yeri kapladığını, bütün köşe başlarını tuttuğunu, bu nedenle de hayat tarzlarının tehdit altında olduğunu iddia edenler... </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong>‘Başörtülü kontenjanı’ </strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong>Peki neden böyle bir algı var?</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>First leydilerin başörtüsü, üniversiteli kız öğrencilerin mağduriyetinin üzerini örtüyor </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>12 Eylül sonrası ortamında Zehra Çarpın adlı bir öğrenci TRT’de Ali Kırca’nın konuğu olarak Bahriye Üçok’un da içlerinde bulunduğu bir gruba karşı başörtüsü ile üniversiteye girme hakkını savunduğunda, başörtülü bir genç kızın ekranlarda yer alması olay olmuştu. Bugün de hala başörtülü birinin TRT ekranında yer alması, ancak kurum olağanüstü şartlarda perhiz bozarsa mümkün. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Özel kanallarla birlikte bu durum değişti. 90’lı yıllarda kalabalık stüdyolu programlar izleyici olarak başörtülüleri ekrana taşısa da masanın öbür tarafındaki uzmanların başı açıktı. Bugünse her tartışma programında bir ‘türbanlı’ kontenjanı ayrılıyor. Başörtülüler ‘birbirlerinin muadili’ olarak yer alıyorlar ekranlarda. Bir teklifi reddedenin, yerine bir ‘türbanlı’ önermesini rica ediyor program sorumluları. Hem homojen bir grup algısı bu davranışa geçit veriyor, hem de ehliyet ve liyakatın değil sadece başörtülü kontenjanının önemsenmesi.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Bu görünürlük, AK Parti dönemine denk geldiği için varolan imaj kırılmasını besleyen bir işlev görüyor. Nitekim ‘ulusalcı-rüzgardan nem kapan-kendi kendine güveyimiz’ Fazıl Say, ‘bakan eşlerinin hepsinin başı kapalı’ diye ülkeyi terk etmek istiyor. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Herkes hatırlayacaktır daha iki yıl bile geçmedi üzerinden, Cumhurbaşkanının eşinin başörtüsü, bütün Türkiye’nin üstüne kapanmıştı da bu örtü altında bazılarının nefesi daralmıştı. Bir tarafta siyaset sahnesini örten bir başörtüsü, diğer tarafta sınıf atlayan, kentlileşen başörtülülerin görünürlüğünün artması -mesela Kanyon’dan alışveriş yapmaları, konser salonunda, müzede görüntüye dahil olmaları...</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong>Görünenin örttüğü gerçek</strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong>Tüm bunlar yasağın hala devam ettiği gerçeğinin üzerini örtüyor. Bakan eşleri, milletvekili eşleri üzerinden hayat tarzını tehdit ihtimaliyle ‘korku ve endişe’ kaynağı olarak gösterilen ‘başörtülü olmak’ın, bırakın mecliste temsil edilmeyi, üniversiteye girişte bile engel olduğu gerçeğinin üzerini örtüyor. Bütün üst mevkiler, bürokratik ve siyasi makamlar sanki başörtülü kadınlar tarafından işgal edilmiş gibi, Zeynep Göğüş bir televizyon programında ‘başörtülüler ödüllendiriliyor’ diyordu, eşi başörtülü olan erkeklerin terfi ettirildiği iddiasıyla. Bu nasıl bir ödüllendirilmedir ki kadınlara sadece ‘eş’ kontenjanından bir konumu yeterli görüyor. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Bugün başı örtülü olmak ‘ödüllendirilmiş’ bir statü değil. Başbakanın eşinin, Cumhurbaşkanının eşinin başörtülü olması, diğer başörtülülere bir statü kazandırmış mıdır? Hayır. Yasaklar devam ediyor, üniversitelerde, kamu sektöründe. Bir muhabir hala basın kartı alamıyor. Bu reel durumu görmeyip görünürlük üzerinden değerlendirmekse yanlış bir fotoğraf veriyor.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>28 Şubat sürecinde, ‘bu hanıma haddini bildiriniz’ uyarısı eşliğinde savaş tamtamları gibi protestolarla bir milletvekilinin dışarı atılışı, bir diğerinin ancak başını açarak meclise girebilmesi unutuluyor. 29 Mart seçimleri sonrasında belediye başkanı ve meclis üyesi seçilen kadınların başlarını açarak görev yapabilmeleri ise hiç görülmüyor. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Diğer taraftan gelişi ‘kurtarıcı prens’ gibi kutlanan/kutsanan Barack Obama Müslüman bir kadını Başkanlık Din Danışma Kuruluna atıyor. Gazetelerde ‘başörtülü danışman’ olarak yer alan Dalia Mogahed, İslam ülkelerinde başı örtülü kadınların yaşadığı sıkıntılara bakarak kendi durumunu ‘ironik’ olarak niteliyor.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong>Amerika’yı keşfetmek </strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong>Peki bu örnek, Amerika’yı özgürlükler ve fırsat eşitliği cenneti olarak görüp ‘ah orada olmak vardı’ hayıflanmasına teslim olmamıza yeter mi? 11 Eylül sonrası her koyu renklinin fişlenmesini, Guantanamo’yu, Irak’ı, Afganistan’ı görmezsek pembe rüyalar görmeye devam edebiliriz. Ama dini ve etnik çoğulculuk, çokkültürlülük gibi konularda yürünmüş yollardan istifade etmeyip Amerika’yı tekrar keşfetmeye çalışmamıza da gerek yok. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>28 Şubat sonrası yüzlerce başörtülü öğrenci yurt dışında eğitim almaya gitti. Ama bu durum Avrupa’da din/laiklik, Avrupa/İslam gibi karşıt ele alışların çözümlenmiş olduğu anlamına gelmiyor. Mesela Hollanda’da Müslümanların dini değerlerine hakaret ettiği iddiasıyla bir film yönetmeninin öldürülmesi, çok kültürlülük uygulamalarında geri adım atılmasına neden oldu. İtalya’da açıkta namaz yasaklandı. Diğer taraftan İngiltere’de şer’i mahkemelere yetki verildi. Şimdi de yine İtalya’da başörtüsü kadın-erkek eşitliğine aykırı bulunduğu için tartışılıyor.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Avrupa’da daha ziyade başörtüsünde görünürlük kazanan yoğun bir tartışma var. Çünkü artık Müslüman nüfus, bir eski sömürge nüfusu ya da bir göçmen meselesi olarak savuşturulamayacak kadar içeride; gidici değil, kalıcı bir nitelik arzediyor. Yani Avrupalı Müslümanlar diye bir vaka var. Bu sebeple başörtüsü üzerindeki tartışma aslında laiklik, cumhuriyetçi eşitlikçilik ve demokratik vatandaşlık geleneğinin nasıl muhafaza edileceğiyle, çokkültürlülük baskısına nasıl mukavemet edileceğiyle alakalı bir tartışmanın görünür yüzü. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Yani milli kimliklerin küreselleşme ve çokkültürlülük çağında karşılaştığı hemen bütün çelişkiler, bu özel olayda görünür oluyor. Sonuç ne olur tahmin etmek zor, ama laikliğin, kamusal alanın nötrlüğü anlayışının daha esnek bir şekle dönüşmesi kaçınılmaz görünüyor. </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong>Dinini izhar etme! </strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong>Biz de laikliğin uygulanış biçimini, din devlet ilişkilerini, küreselleşme sürecinde gündeme gelen kimlik ve çokkültürlülük meselelerini, dinin kamusal alanda izharını vb. pek çok meseleyi başörtüsü üzerinden tartışıyoruz. Çoğu zaman da gündelik siyasete malzeme edildiği için tartışamıyor, yalnızca bir taraftarlık ve kutuplaşma zemini olarak kullanıyoruz. Oysa kamusal müzakere sürecini başörtüsü konusunda işletebilsek pek çok kadim meselemizi de daha elverişli bir satıhta ele alma imkanı bulacağız.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong>Sadra şifa aramak </strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong><strong></strong>Peki böyle bir durumda, yani küresel bir nitelik arzeden ama bize özgü özellikleri de olan bu meselenin çözümü için nasıl bir yöntem takip etmeliyiz?</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Çok basit. Yürürken hem karşıya, hem ayaklarımızın dibine aynı anda bakmamız gerekir. Karşıya bakmayıp sadece ayaklarımızın dibine odaklanırsak kafamızı duvara toslayabiliriz. Ufka odaklanırsak belki duvara toslamaktan kurtuluruz ama ayağımızın altındaki çukuru görmeyip yuvarlanabileceğimiz gibi, neleri ezdiğimizi de farkedemeyebiliriz. O yüzden dünyadaki din/kamusal alan/laiklik gibi konularla ilgili tartışmalardan istifade eden, ama ayakları bu topraklara basan ve arkasına da tarihi tecrübeyi alan bir yaklaşım, sadra şifa olabilir ancak.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><strong>Temennimiz yeni kabinenin, hem tabana dönüş, hem liyakat konusunda ihsas ettirdiklerinin bu konuda da kendini göstermesi ve gündem yorgunluğunu, imaj kırılmalarını, siyasetin gündelik tartışmalarını bertaraf eden bir çözüme kapı aralaması.</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ali Said, post: 127150, member: 8283"] [FONT=Comic Sans MS][B][B]NAZİFE ŞİŞMAN*[/B] YENİ kabineyle ilgili pek çok yorum ve değerlendirme yapıldı. Yeni isimler hem tabana dönüşü, hem de ehliyet ve liyakatin öncelendiği mesajını verdiği için pek çok çevrede memnuniyetle karşılandı. Milli Eğitim Bakanlığı’na bir kadının getirilmesininse, ‘hayat tarzı korkusu’nu bertaraf edici bir işaret olarak değerlendirilmesi dikkat çekiciydi. Halbuki AK Parti, zaten iktidarının ilk döneminde sol liberal görüştekileri memnun etmek üzerinden açılımları önceledi. Avrupa Birliği uyum yasaları, ulusalcı tepkilere rağmen genel bir memnuniyet yarattı. Bu güven ve memnuniyeti ihlal etmemek üzere AK Parti de seçmenine rağmen ‘başörtüsü öncelikli meselemiz değil’ açıklamasını yaptı. Ne zaman ki Başbakan Erdoğan’ın Madrid’den bomba etkisi yapan ‘velev ki siyasal simge olsun’ cümlesi gündeme düştü, tabanın önceliğinin aceleyle ele alınması gibi bir durum zuhur etti. Siyasal hazırlığı yapılmadan, mutabakata yönelik çabalar netleştirilmeden gerçekleşen böyle bir girişim, tabii ki akametle sonuçlandı. Laikliği ihlal gerekçesiyle partiye kapatma davası açılmasına bile yol açtı. Peki sonuç ne oldu? 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’ye oy olarak geri döndü, bu başarısız girişim. Çünkü halk darbeye karşı demokrasiyi desteklediğini göstermek istedi. [B]Çözümsüzlük kanıksandı [/B]Bütün bu karmaşadan başörtüsü yasağının muhataplarına kalan, ağır bir yükten başka bir şey değildi. 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan edenler Egenekon dosyasına dahil olurken, başörtüsü meselesinde 28 Şubat ruhu karakoncolos olarak her daim yanımızda. Pek çok alanda köklü değişimler yapılırken bu alan dokunulmazlar arasında yerini koruyor. Brüksel’deki ‘one minute’ çıkışı da Filistinlilerin kısa vadeli kazançlar hanesine eklenmemiş gibi görünebilir. Ama uluslararası arenada İsrail’in politikalarının eleştirilemezliğini kıran, bu nedenle de uzun vadede sonuç verebilecek bir tavırdı. Halbuki Madrid’deki ‘velev ki’ çıkışı, kısa vadede başörtülü kadınlara bir kazanım olarak dönmediği gibi, uzun vadede de konunun ‘gündem yorgunluğuna’ yenik düşmesine yol açtı. Çünkü bir taraftan başörtüsünü konuşmaktan yoruldu herkes, diğer taraftan çözümsüzlük neredeyse kanıksandı. Bizzat yasağın muhatapları, böyle bir bıkkınlık ve yorgunluk hissiyatına teslim olmuş vaziyette. Geçtiğimiz günlerde Başörtüsü / Sınırsız Dünyanın Yeni Sınırı adlı kitap üzerinden bir söyleşi yapmak üzere üniversite öğrencilerinden davet almıştım. İlan edilen başlıkta ‘başörtüsü’nün yer almamasını önerdi öğrenci arkadaşlar, bu gündemin bıkkınlık yarattığını belirterek. Bir tarafta böyle bir halet-i ruhiye var. Diğer tarafta ise başörtülülerin her yeri kapladığını, bütün köşe başlarını tuttuğunu, bu nedenle de hayat tarzlarının tehdit altında olduğunu iddia edenler... [B]‘Başörtülü kontenjanı’ [/B]Peki neden böyle bir algı var? First leydilerin başörtüsü, üniversiteli kız öğrencilerin mağduriyetinin üzerini örtüyor 12 Eylül sonrası ortamında Zehra Çarpın adlı bir öğrenci TRT’de Ali Kırca’nın konuğu olarak Bahriye Üçok’un da içlerinde bulunduğu bir gruba karşı başörtüsü ile üniversiteye girme hakkını savunduğunda, başörtülü bir genç kızın ekranlarda yer alması olay olmuştu. Bugün de hala başörtülü birinin TRT ekranında yer alması, ancak kurum olağanüstü şartlarda perhiz bozarsa mümkün. Özel kanallarla birlikte bu durum değişti. 90’lı yıllarda kalabalık stüdyolu programlar izleyici olarak başörtülüleri ekrana taşısa da masanın öbür tarafındaki uzmanların başı açıktı. Bugünse her tartışma programında bir ‘türbanlı’ kontenjanı ayrılıyor. Başörtülüler ‘birbirlerinin muadili’ olarak yer alıyorlar ekranlarda. Bir teklifi reddedenin, yerine bir ‘türbanlı’ önermesini rica ediyor program sorumluları. Hem homojen bir grup algısı bu davranışa geçit veriyor, hem de ehliyet ve liyakatın değil sadece başörtülü kontenjanının önemsenmesi. Bu görünürlük, AK Parti dönemine denk geldiği için varolan imaj kırılmasını besleyen bir işlev görüyor. Nitekim ‘ulusalcı-rüzgardan nem kapan-kendi kendine güveyimiz’ Fazıl Say, ‘bakan eşlerinin hepsinin başı kapalı’ diye ülkeyi terk etmek istiyor. Herkes hatırlayacaktır daha iki yıl bile geçmedi üzerinden, Cumhurbaşkanının eşinin başörtüsü, bütün Türkiye’nin üstüne kapanmıştı da bu örtü altında bazılarının nefesi daralmıştı. Bir tarafta siyaset sahnesini örten bir başörtüsü, diğer tarafta sınıf atlayan, kentlileşen başörtülülerin görünürlüğünün artması -mesela Kanyon’dan alışveriş yapmaları, konser salonunda, müzede görüntüye dahil olmaları... [B]Görünenin örttüğü gerçek [/B]Tüm bunlar yasağın hala devam ettiği gerçeğinin üzerini örtüyor. Bakan eşleri, milletvekili eşleri üzerinden hayat tarzını tehdit ihtimaliyle ‘korku ve endişe’ kaynağı olarak gösterilen ‘başörtülü olmak’ın, bırakın mecliste temsil edilmeyi, üniversiteye girişte bile engel olduğu gerçeğinin üzerini örtüyor. Bütün üst mevkiler, bürokratik ve siyasi makamlar sanki başörtülü kadınlar tarafından işgal edilmiş gibi, Zeynep Göğüş bir televizyon programında ‘başörtülüler ödüllendiriliyor’ diyordu, eşi başörtülü olan erkeklerin terfi ettirildiği iddiasıyla. Bu nasıl bir ödüllendirilmedir ki kadınlara sadece ‘eş’ kontenjanından bir konumu yeterli görüyor. Bugün başı örtülü olmak ‘ödüllendirilmiş’ bir statü değil. Başbakanın eşinin, Cumhurbaşkanının eşinin başörtülü olması, diğer başörtülülere bir statü kazandırmış mıdır? Hayır. Yasaklar devam ediyor, üniversitelerde, kamu sektöründe. Bir muhabir hala basın kartı alamıyor. Bu reel durumu görmeyip görünürlük üzerinden değerlendirmekse yanlış bir fotoğraf veriyor. 28 Şubat sürecinde, ‘bu hanıma haddini bildiriniz’ uyarısı eşliğinde savaş tamtamları gibi protestolarla bir milletvekilinin dışarı atılışı, bir diğerinin ancak başını açarak meclise girebilmesi unutuluyor. 29 Mart seçimleri sonrasında belediye başkanı ve meclis üyesi seçilen kadınların başlarını açarak görev yapabilmeleri ise hiç görülmüyor. Diğer taraftan gelişi ‘kurtarıcı prens’ gibi kutlanan/kutsanan Barack Obama Müslüman bir kadını Başkanlık Din Danışma Kuruluna atıyor. Gazetelerde ‘başörtülü danışman’ olarak yer alan Dalia Mogahed, İslam ülkelerinde başı örtülü kadınların yaşadığı sıkıntılara bakarak kendi durumunu ‘ironik’ olarak niteliyor. [B]Amerika’yı keşfetmek [/B]Peki bu örnek, Amerika’yı özgürlükler ve fırsat eşitliği cenneti olarak görüp ‘ah orada olmak vardı’ hayıflanmasına teslim olmamıza yeter mi? 11 Eylül sonrası her koyu renklinin fişlenmesini, Guantanamo’yu, Irak’ı, Afganistan’ı görmezsek pembe rüyalar görmeye devam edebiliriz. Ama dini ve etnik çoğulculuk, çokkültürlülük gibi konularda yürünmüş yollardan istifade etmeyip Amerika’yı tekrar keşfetmeye çalışmamıza da gerek yok. 28 Şubat sonrası yüzlerce başörtülü öğrenci yurt dışında eğitim almaya gitti. Ama bu durum Avrupa’da din/laiklik, Avrupa/İslam gibi karşıt ele alışların çözümlenmiş olduğu anlamına gelmiyor. Mesela Hollanda’da Müslümanların dini değerlerine hakaret ettiği iddiasıyla bir film yönetmeninin öldürülmesi, çok kültürlülük uygulamalarında geri adım atılmasına neden oldu. İtalya’da açıkta namaz yasaklandı. Diğer taraftan İngiltere’de şer’i mahkemelere yetki verildi. Şimdi de yine İtalya’da başörtüsü kadın-erkek eşitliğine aykırı bulunduğu için tartışılıyor. Avrupa’da daha ziyade başörtüsünde görünürlük kazanan yoğun bir tartışma var. Çünkü artık Müslüman nüfus, bir eski sömürge nüfusu ya da bir göçmen meselesi olarak savuşturulamayacak kadar içeride; gidici değil, kalıcı bir nitelik arzediyor. Yani Avrupalı Müslümanlar diye bir vaka var. Bu sebeple başörtüsü üzerindeki tartışma aslında laiklik, cumhuriyetçi eşitlikçilik ve demokratik vatandaşlık geleneğinin nasıl muhafaza edileceğiyle, çokkültürlülük baskısına nasıl mukavemet edileceğiyle alakalı bir tartışmanın görünür yüzü. Yani milli kimliklerin küreselleşme ve çokkültürlülük çağında karşılaştığı hemen bütün çelişkiler, bu özel olayda görünür oluyor. Sonuç ne olur tahmin etmek zor, ama laikliğin, kamusal alanın nötrlüğü anlayışının daha esnek bir şekle dönüşmesi kaçınılmaz görünüyor. [B]Dinini izhar etme! [/B]Biz de laikliğin uygulanış biçimini, din devlet ilişkilerini, küreselleşme sürecinde gündeme gelen kimlik ve çokkültürlülük meselelerini, dinin kamusal alanda izharını vb. pek çok meseleyi başörtüsü üzerinden tartışıyoruz. Çoğu zaman da gündelik siyasete malzeme edildiği için tartışamıyor, yalnızca bir taraftarlık ve kutuplaşma zemini olarak kullanıyoruz. Oysa kamusal müzakere sürecini başörtüsü konusunda işletebilsek pek çok kadim meselemizi de daha elverişli bir satıhta ele alma imkanı bulacağız. [B]Sadra şifa aramak [/B]Peki böyle bir durumda, yani küresel bir nitelik arzeden ama bize özgü özellikleri de olan bu meselenin çözümü için nasıl bir yöntem takip etmeliyiz? Çok basit. Yürürken hem karşıya, hem ayaklarımızın dibine aynı anda bakmamız gerekir. Karşıya bakmayıp sadece ayaklarımızın dibine odaklanırsak kafamızı duvara toslayabiliriz. Ufka odaklanırsak belki duvara toslamaktan kurtuluruz ama ayağımızın altındaki çukuru görmeyip yuvarlanabileceğimiz gibi, neleri ezdiğimizi de farkedemeyebiliriz. O yüzden dünyadaki din/kamusal alan/laiklik gibi konularla ilgili tartışmalardan istifade eden, ama ayakları bu topraklara basan ve arkasına da tarihi tecrübeyi alan bir yaklaşım, sadra şifa olabilir ancak. Temennimiz yeni kabinenin, hem tabana dönüş, hem liyakat konusunda ihsas ettirdiklerinin bu konuda da kendini göstermesi ve gündem yorgunluğunu, imaj kırılmalarını, siyasetin gündelik tartışmalarını bertaraf eden bir çözüme kapı aralaması.[/B][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Genel ve Güncel Haberler
Başörtülülerin 28 Şubat’ı sürüyor
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst