Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Batı medeniyeti semavi kanunlara muhalefet etti
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 277932" data-attributes="member: 1016557"><p>Batı medeniyeti semavi kanunlara muhalefet etti</p><p> 30 Kasım 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur dersi</p><p> </p><p> <em>Bismillahirrahmanirrahim</em></p><p> <strong>Sen eskiden şarktaki bedevî aşâirde seyahat ettiğin vakit, onları medeniyet ve terakkiyata çok teşvik ediyordun. Neden kırk seneye yakındır medeniyet-i hâzıradan “mim’siz” diyerek hayat-ı içtimaiyeden çekildin, inzivaya sokuldun?</strong></p><p> Elcevap:<span style="color: #f00"><strong> Medeniyet-i hâzıra-i garbiye, semavî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına, hatâları, zararları, fâidelerine râcih geldi.</strong></span> <span style="color: #00f"><strong>Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-i umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. </strong></span><span style="color: #008000"><strong>İktisat, kanaat yerine israf ve sefahet; ve sa’y ve hizmet yerine tembellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, biçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tembel eyledi.</strong></span> <em><strong>Semavî Kur’ân’ın kanun-u esasîsi, </strong></em></p><p> لَيْسَ لِـْلإِنْسَانِ إِلاَّ مَا سَعٰى[SUP]1[/SUP] كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلاَ تُسْرِفُوا[SUP]2[/SUP]</p><p> ferman-ı esasîsiyle, <span style="color: #f00"><strong>“beşerin saadet-i hayatiyesi, iktisat ve sa’ye gayrette olduğunu ve onunla beşerin havas, avâm tabakası birbiriyle barışabilir”</strong></span> diye Risale-i Nur bu esası izaha binaen, kısa bir iki nükte söyleyeceğim:</p><p> Birincisi: Bedevîlikte beşer üç dört şeye muhtaç oluyordu. O üç dört hâcâtını tedarik etmeyen, on adette ancak ikisiydi. Şimdiki garp medeniyet-i zâlime-i hâzırası, su-i istimâlât ve israfat ve hevesatı tehyiç ve havâic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hâcatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle, şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hâcâtı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hâcâtı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir; on sekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek, <span style="color: #f00"><strong>bu medeniyet-i hâzıra insanı çok fakir ediyor. </strong></span>O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. <span style="color: #f00"><strong>Biçare avâm ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş. Kur’ân’ın kanun-u esasîsi olan “vücub-u zekât, hurmet-i riba” vasıtasıyla avâmın havassa karşı itaatini ve havassın avâma karşı şefkatini temin eden o kudsî kanunu bırakıp burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeye mecbur etmiş. İstirahat-i beşeriyeyi zîr ü zeber etti.</strong></span></p><p> İkinci nükte: Bu medeniyet-i hâzıranın harikaları, beşere birer nimet-i Rabbaniye olmasından, hakikî bir şükür ve menfaat-i beşerde istimali iktiza ettiği halde, şimdi görüyoruz ki, <span style="color: #f00"><strong>ehemmiyetli bir kısım insanı tembelliğe ve sefahete ve sa’yi ve çalışmayı bırakıp istirahat içinde hevesatı dinlemek meylini verdiği için, sa’yin şevkini kırıyor. Ve kanaatsizlik ve iktisatsızlık yoluyla sefahete, israfa, zulme, harama sevk ediyor.</strong></span></p><p> Meselâ, Risale-i Nur’daki Nur Anahtarının dediği gibi, <span style="color: #00f"><strong>radyo büyük bir nimet iken, maslahat-ı beşeriyeye sarf edilmekle bir mânevî şükür iktiza ettiği halde, beşte dördü hevesata, lüzumsuz, mâlâyâni şeylere sarf edildiğinden, tembelliğe, radyo dinlemekle heveslenmeye sevk edip sa’yin şevkini kırıyor. Vazife-i hakikiyesini bırakıyor.</strong></span></p><p> <span style="color: #008000">Hattâ çok menfaatli olan bir kısım harika vesait, sa’y ve amel ve hakikî maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriyeye istimali lâzım gelirken, ben kendim gördüm, ondan bir ikisi zarurî ihtiyâcâta sarf edilmeye mukabil, ondan sekizi keyif, hevesat, tenezzüh, tembelliğe mecbur ediyor. Bu iki cüz’î misale binler misaller var.</span></p><p> Elhasıl: <span style="color: #f00"><strong>Medeniyet-i garbiye-i hâzıra, semavî dinleri tam dinlemediği için, beşeri hem fakir edip ihtiyacatı ziyadeleştirmiş. İktisat ve kanaat esasını bozup israf ve hırs ve tamahı ziyadeleştirmeye, zulüm ve harama yol açmış.</strong></span></p><p> <span style="color: #00f"><strong>Hem beşeri vesait-i sefahete teşvik etmekle, o biçare muhtaç beşeri tam tembelliğe atmış, sa’y ve amelin şevkini kırıyor. Hevesata, sefahete sevk edip ömrünü fâidesiz zayi ediyor.</strong></span></p><p> <span style="color: #f00"><strong>Hem o muhtaç ve tembelleşmiş beşeri, hasta etmiş. Su-i istimal ve israfatla yüz nevi hastalığın sirayetine, intişarına vesile olmuş. </strong></span></p><p> <span style="color: #008000"><strong>Hem üç şiddetli ihtiyaç ve meyl-i sefahet ve ölümü her vakit hatıra getiren kesretli hastalıklar ve dinsizlik cereyanlarının o medeniyetin içlerine yayılmasıyla intibaha gelip uyanmış beşerin gözü önünde ölümü idam-ı ebedî suretinde gösterip her vakit beşeri tehdit ediyor, bir nevi cehennem azâbı veriyor.</strong></span></p><p> İşte bu dehşetli musibet-i beşeriyeye karşı Kur’ân-ı Hakîmin dört yüz milyon talebesinin intibahıyla ve içinde semavî, kudsî kanun-u esasîleriyle bin üç yüz sene evvel gösterdiği gibi, yine bu dört yüz milyonun kendi kudsî esasî kanunlarıyla beşerin bu üç dehşetli yarasını tedavi etmesini; ve eğer yakında kıyamet kopmazsa, beşerin hem saadet-i hayat-ı dünyeviyesini, hem saadet-i hayat-ı uhreviyesini kazandıracağını; ve ölümü, idam-ı ebedîden çıkarıp âlem-i nura bir terhis tezkeresi göstermesini; ve <span style="color: #f00"><strong>ondan çıkan medeniyetin mehasini, seyyiatına tam galebe edeceğini; ve şimdiye kadar olduğu gibi dinin bir kısmını, medeniyetin bir kısmını kazanmak için rüşvet vermek değil, belki medeniyeti ona, o semavî kanunlara bir hizmetkâr, bir yardımcı edeceğini, Kur’ân-ı Mu’cizi’l-Beyânın işârât ve rumuzundan anlaşıldığı gibi, rahmet-i İlâhiyeden şimdiki uyanmış beşer bekliyor, yalvarıyor, arıyor</strong></span>. [Emirdağ Lahikası -2]</p><p> اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى[SUP]3[/SUP] </p><p> Said Nursî</p><p> 1 : “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” A’râf Sûresi, 7:31.</p><p> 2 : “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Necm Sûresi, 53:39.</p><p> 3 : Bâkî olan sadece Odur.</p><p> <u><strong>SÖZLÜK:</strong></u></p><p><u><strong> </strong></u>aziz : çok değerli, izzetli</p><p> beşer : insan</p><p> Ehad : bir olan ve birliği her bir varlıkta ayrı ayrı görülen Allah</p><p> esas : temel ilke, şart</p><p> esmâ : Allah’ın isimleri</p><p> Esmâ-i Fiiliye : Cenâb-ı Hakkın fiillerine ait isimler</p><p> eşhas : şahıslar</p><p> gaddar : acımasız, çok zulmeden</p><p> Gaffar : kullarının günahlarını çok affeden, bağışlaması bol olan Allah</p><p> hadd-i muayyene : belirlenmiş bir sınır, çizgi</p><p> hararetle : coşkuyla</p><p> Hürriyet : 1908 yılında, ikinci Meşrutiyetin ilânı ile birlikte gerçekleşen yeni sistemin halk arasındaki adı</p><p> kanun-u esasî : temel kanun, Anayasa</p><p> kanun-u esasî-yi beşeriye : insanların temel kanunu, anayasası</p><p> kat’iyen : kesin olarak</p><p> mahrem : gizli</p><p> makbuliyet : kabul olunmaya lâyık olma</p><p> Muhsin : yarattıklarına bağış ve iyiliklerde bulunan Allah</p><p> Muhyî : bütün canlılara hayat veren Allah</p><p> Mümît : ölümü yaratan, can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah</p><p> Mün’im : nimet verici Allah</p><p> neş’et eden : doğan, kaynaklanan</p><p> nev-i beşer : insanlar</p><p> nevi : tür, çeşit</p><p> niyaz : dua etme, yalvarıp yakarma</p><p> rahmet-i İlâhiye : Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti</p><p> Rezzak : bütün canlıların rızıklarını veren Allah</p><p> ruh u can : ruh ve can; bütün içtenlikle</p><p> Samed : hiçbir şeye muhtaç olmayıp her şeyin kendisine muhtaç olduğu Allah</p><p> saniyen : ikinci olarak</p><p> selâmet : esenlik, güven</p><p> selâmet-i millet : milletin kurtuluşu, esenliği</p><p> sıddık : çok doğru ve bağlı</p><p> siyaset-i beşeriye : beşerin, insanların siyaseti</p><p> su-i istimal : kötüye kullanma</p><p> tabir edilme : isimlendirilme</p><p> terakkiyat : ilerlemeler, yükselmeler, kalkınmalar</p><p> unvan : ad, nam</p><p> Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah</p><p> zîr ü zeber : alt üst</p><p> adalet-i beşeriye : insanlığın adaleti</p><p> Arş-ı Âzam : Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer</p><p> aşâir : aşîretler</p><p> bedevî : çölde yaşayan göçebe; köylü</p><p> beşeriyet : insanlık</p><p> esas : husus</p><p> fetva verme : hüküm verme, karara bağlama</p><p> gaddar : acımasız, çok zulmeden</p><p> garaz : kötü kasıt</p><p> hakikat : asıl, esas, doğru, gerçek</p><p> hakikî : asıl, gerçek</p><p> hasenat : iyilikler, güzellikler</p><p> havale etmek : göndermek</p><p> hayat-ı içtimaiye : sosyal hayat</p><p> ihtiyar : dileme, istek, irade</p><p> iktisat : tutumluluk</p><p> inziva : yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama</p><p> israf : savurganlık</p><p> istirahat-i umumiye : genelin rahatı, huzuru</p><p> kanaat : razı olma, yetinme</p><p> kanun-u esasî : temel kanun, Anayasa</p><p> Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan : açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim</p><p> mahv olma : yok olma</p><p> maksud-u hakikî : gerçek maksat, asıl gaye</p><p> mâsum : günahsız, suçsuz</p><p> mecmua : kitap</p><p> medeniyet-i hâzıra-i garbiye : şimdiki Batı medeniyeti</p><p> menfaat-i umumî : genelin menfaati, kamu yararı</p><p> mim’siz medeniyet-i hâzıra : şimdiki aşağılık medeniyet; Arapça’da medeniyet kelimesinin başındaki “mim” harfi kaldırılınca kelime “aşağılık” anlamındaki “d-n-y” köküne dönüşür, böylece mânâ “şimdiki aşağılık medeniyet” olur</p><p> muhalif : aykırı, karşı</p><p> müdafaat : savunmalar</p><p> râcih gelmek : ağır basmak, üstün gelmek</p><p> sa’y : çalışma, emek</p><p> saadet-i hayat-ı dünyeviye : dünya hayatındaki mutluluk</p><p> sefahet : helâl olmayan zevk ve eğlenceye düşkünlük</p><p> semavî : Allah tarafından olan, İlâhî</p><p> seyyiat : günahlar, kötülükler</p><p> şahsî : kişisel, kişiye özel</p><p> şark : doğu</p><p> şehadet : şehitlik</p><p> tafsilât : ayrıntı</p><p> te’sis : kurma, meydana getirme, temel atma</p><p> terakkiyat : ilerlemeler, yükselmeler, kalkınmalar</p><p> teşvik : şevklendirme, cesaretlendirme</p><p> avâm : halk tabakası, sıradan insanlar</p><p> bedevîlik : göçebelik</p><p> beşer : insan</p><p> biçare : çaresiz</p><p> binaen : dayanarak</p><p> burjuva : servet ve mal birikimi yapanlar; zenginler sınıfı</p><p> esas : temel ilke, şart</p><p> ferman-ı esasî : asıl, temel ferman, buyruk</p><p> fukara : fakirler, yoksullar</p><p> galebe çalma : üstün gelme</p><p> garp : batı</p><p> hâcât : ihtiyaçlar</p><p> hakikî : asıl, gerçek</p><p> haram : Allah ve resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey</p><p> havâic-i gayr-ı zaruriye : zarurî olmayan ihtiyaçlar, ihtiyaç olmadığı halde ihtiyaç haline gelmiş şeyler</p><p> havas : âlimler, bilginler, seçkinler sınıfı</p><p> helâl : dinen yapılmasına izin verilen</p><p> hevesat : gelip geçici, nefsin hoşuna giden istek ve arzular</p><p> hurmet-i riba : faizin haram oluşu</p><p> iktisat : tutumluluk</p><p> iktiza : gerektirme</p><p> israfat : israflar, savurganlıklar</p><p> istimal : kullanma</p><p> istirahat-i beşeriye : insanlığın rahatı, huzuru</p><p> itaat etmek : emre uymak</p><p> kanun-u esasî : temel kanun, Anayasa</p><p> kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal</p><p> medeniyet-i hâzıra : şimdiki medeniyet</p><p> medeniyet-i zâlime-i hâzıra : şimdiki zalim medeniyet</p><p> menfaat-i beşer : insanlığın menfaati, yararı</p><p> meyil : arzu, istek, eğilim</p><p> mübareze : karşı koyma, çarpışma</p><p> nimet-i Rabbaniye : bütün mahlukatı idare ve terbiye eden Allah’ın nimeti</p><p> nükte : ince ve derin mânâ</p><p> sa’y : çalışma, emek</p><p> saadet-i hayatiye : hayatın mutluluğu</p><p> sefahet : gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük</p><p> semavî : Allah tarafından olan, İlâhî</p><p> su-i istimâlât : kötüye kullanmalar</p><p> şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme</p><p> tabaka : kat, sınıf</p><p> tedarik : elde etme</p><p> tehyiç : heyecanlandırma, harekete geçirme</p><p> temin etmek : elde etmek, sağlamak</p><p> teşvik : kışkırtma, cesaretlendirme</p><p> tiryakilik : bağımlılık</p><p> vücub-u zekât : zekâtın farz oluşu</p><p> zarurî : zorunlu</p><p> zîr ü zeber : alt üst</p><p> zulm : haksızlık, eziyet, işkence</p><p> amel : davranış, iş</p><p> azâb : büyük sıkıntı, acı</p><p> beşer : insan</p><p> biçare : çaresiz</p><p> cereyan : akım, hareket</p><p> cüz’î : küçük, ferdî</p><p> elhasıl : kısaca, özetle</p><p> esas husus : temel ilke, şart, husus</p><p> hakikî : asıl, gerçek</p><p> haram : Allah ve resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey</p><p> hevesat : gelip geçici, nefsin hoşuna giden istek ve arzular</p><p> idam-ı ebedî : bütün sevdiklerinden sonsuza dek ayrılış, geri dönmemek üzere sonsuz yok oluş</p><p> ihtiyâcât : ihtiyaçlar</p><p> iktisat : tutumluluk</p><p> iktiza etme : gerektirme</p><p> intibah : uyanma</p><p> intişar : yayılma</p><p> israf : savurganlık</p><p> israfat : israflar, savurganlıklar</p><p> istimal : kullanma</p><p> kanaat : elde olana razı olma</p><p> kanun-u esasî : temel kanun, Anayasa</p><p> kesretli : çoğunluk</p><p> kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal</p><p> Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân</p><p> mâlâyâni : anlamsız, faydasız</p><p> maslahat-ı beşeriye : insanlığın yararı</p><p> maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriye : insanın ihtiyaçlarına faydalı olan şey</p><p> medeniyet-i garbiye-i hâzıra : şimdiki Batı medeniyeti</p><p> meyil : arzu, istek, eğilim</p><p> meyl-i sefahet : sefahate duyulan arzu, meyil</p><p> misal : benzer, örnek</p><p> mukabil : karşılık</p><p> musibet-i beşeriye : insanlara gelen belâ ve musîbetler</p><p> nevi : tür, çeşit</p><p> nimet : iyilik, ihsan</p><p> sa’y : çalışma, emek</p><p> sarf etmek : harcamak, kullanmak</p><p> sefahet : gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük</p><p> semavî : İlâhî, vahiyle gelen</p><p> sirayet : bulaşma</p><p> su-i istimal : kötüye kullanma</p><p> suret : biçim, görünüş</p><p> şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme</p><p> tamah : aç gözlü, cimri</p><p> tenezzüh : gezip tozma</p><p> vazife-i hakiki : asıl vazife</p><p> vesait : araçlar</p><p> vesait-i sefahet : zevk ve eğlence vasıtaları</p><p> zayi : elden çıkan, kaybolan</p><p> ziyadeleşme : artma</p><p> âlem-i İslâm : İslâm dünyası</p><p> âlem-i nur : nur âlemi, aydınlık olan âlem, âhiret</p><p> arefe : bayramdan bir önceki gün</p><p> aziz : çok değerli, izzetli</p><p> bedel : karşılık</p><p> beşer : insan</p><p> erkân : ileri gelenler</p><p> esasî : ana, temel</p><p> fedakâr : en değerli şeyleri fedâ eden, dâvâsı uğruna çıkarlarını hiçe sayan</p><p> galebe : üstün gelme</p><p> has : özel; kıymetli ve ileri gelen mühim yakınlar topluluğu</p><p> hizmetkâr : hizmetçi</p><p> idam-ı ebedî : bütün sevilen ve hoşa giden şeylerden sonsuza kadar ayrılış; dönmemek üzere sonsuza kadar yok oluş</p><p> inkişaf : ortaya çıkma, açılma</p><p> işârât : işaretler</p><p> kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları</p><p> kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal</p><p> Kur’ân-ı Mu’cizi’l-Beyân : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân</p><p> mehasin : güzellikler</p><p> rahmet-i İlâhiye : Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti</p><p> rumuz : remizler; işaretler</p><p> saadet-i hayat-ı dünyeviye : dünya hayatındaki mutluluk</p><p> saadet-i hayat-ı uhreviye : âhiret hayatındaki mutluluk</p><p> semavî : İlâhî, vahiyle gelen</p><p> seyyiat : günahlar, kötülükler</p><p> sıddık : çok doğru ve bağlı</p><p> terhis : göreve son verme</p><p> tezkere : belge</p><p> vâris : mirasçı</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 277932, member: 1016557"] Batı medeniyeti semavi kanunlara muhalefet etti 30 Kasım 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi [I]Bismillahirrahmanirrahim[/I] [B]Sen eskiden şarktaki bedevî aşâirde seyahat ettiğin vakit, onları medeniyet ve terakkiyata çok teşvik ediyordun. Neden kırk seneye yakındır medeniyet-i hâzıradan “mim’siz” diyerek hayat-ı içtimaiyeden çekildin, inzivaya sokuldun?[/B] Elcevap:[COLOR=#f00][B] Medeniyet-i hâzıra-i garbiye, semavî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına, hatâları, zararları, fâidelerine râcih geldi.[/B][/COLOR] [COLOR=#00f][B]Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-i umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. [/B][/COLOR][COLOR=#008000][B]İktisat, kanaat yerine israf ve sefahet; ve sa’y ve hizmet yerine tembellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, biçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tembel eyledi.[/B][/COLOR] [I][B]Semavî Kur’ân’ın kanun-u esasîsi, [/B][/I] لَيْسَ لِـْلإِنْسَانِ إِلاَّ مَا سَعٰى[SUP]1[/SUP] كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلاَ تُسْرِفُوا[SUP]2[/SUP] ferman-ı esasîsiyle, [COLOR=#f00][B]“beşerin saadet-i hayatiyesi, iktisat ve sa’ye gayrette olduğunu ve onunla beşerin havas, avâm tabakası birbiriyle barışabilir”[/B][/COLOR] diye Risale-i Nur bu esası izaha binaen, kısa bir iki nükte söyleyeceğim: Birincisi: Bedevîlikte beşer üç dört şeye muhtaç oluyordu. O üç dört hâcâtını tedarik etmeyen, on adette ancak ikisiydi. Şimdiki garp medeniyet-i zâlime-i hâzırası, su-i istimâlât ve israfat ve hevesatı tehyiç ve havâic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hâcatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle, şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hâcâtı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hâcâtı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir; on sekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek, [COLOR=#f00][B]bu medeniyet-i hâzıra insanı çok fakir ediyor. [/B][/COLOR]O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. [COLOR=#f00][B]Biçare avâm ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş. Kur’ân’ın kanun-u esasîsi olan “vücub-u zekât, hurmet-i riba” vasıtasıyla avâmın havassa karşı itaatini ve havassın avâma karşı şefkatini temin eden o kudsî kanunu bırakıp burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeye mecbur etmiş. İstirahat-i beşeriyeyi zîr ü zeber etti.[/B][/COLOR] İkinci nükte: Bu medeniyet-i hâzıranın harikaları, beşere birer nimet-i Rabbaniye olmasından, hakikî bir şükür ve menfaat-i beşerde istimali iktiza ettiği halde, şimdi görüyoruz ki, [COLOR=#f00][B]ehemmiyetli bir kısım insanı tembelliğe ve sefahete ve sa’yi ve çalışmayı bırakıp istirahat içinde hevesatı dinlemek meylini verdiği için, sa’yin şevkini kırıyor. Ve kanaatsizlik ve iktisatsızlık yoluyla sefahete, israfa, zulme, harama sevk ediyor.[/B][/COLOR] Meselâ, Risale-i Nur’daki Nur Anahtarının dediği gibi, [COLOR=#00f][B]radyo büyük bir nimet iken, maslahat-ı beşeriyeye sarf edilmekle bir mânevî şükür iktiza ettiği halde, beşte dördü hevesata, lüzumsuz, mâlâyâni şeylere sarf edildiğinden, tembelliğe, radyo dinlemekle heveslenmeye sevk edip sa’yin şevkini kırıyor. Vazife-i hakikiyesini bırakıyor.[/B][/COLOR] [COLOR=#008000]Hattâ çok menfaatli olan bir kısım harika vesait, sa’y ve amel ve hakikî maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriyeye istimali lâzım gelirken, ben kendim gördüm, ondan bir ikisi zarurî ihtiyâcâta sarf edilmeye mukabil, ondan sekizi keyif, hevesat, tenezzüh, tembelliğe mecbur ediyor. Bu iki cüz’î misale binler misaller var.[/COLOR] Elhasıl: [COLOR=#f00][B]Medeniyet-i garbiye-i hâzıra, semavî dinleri tam dinlemediği için, beşeri hem fakir edip ihtiyacatı ziyadeleştirmiş. İktisat ve kanaat esasını bozup israf ve hırs ve tamahı ziyadeleştirmeye, zulüm ve harama yol açmış.[/B][/COLOR] [COLOR=#00f][B]Hem beşeri vesait-i sefahete teşvik etmekle, o biçare muhtaç beşeri tam tembelliğe atmış, sa’y ve amelin şevkini kırıyor. Hevesata, sefahete sevk edip ömrünü fâidesiz zayi ediyor.[/B][/COLOR] [COLOR=#f00][B]Hem o muhtaç ve tembelleşmiş beşeri, hasta etmiş. Su-i istimal ve israfatla yüz nevi hastalığın sirayetine, intişarına vesile olmuş. [/B][/COLOR] [COLOR=#008000][B]Hem üç şiddetli ihtiyaç ve meyl-i sefahet ve ölümü her vakit hatıra getiren kesretli hastalıklar ve dinsizlik cereyanlarının o medeniyetin içlerine yayılmasıyla intibaha gelip uyanmış beşerin gözü önünde ölümü idam-ı ebedî suretinde gösterip her vakit beşeri tehdit ediyor, bir nevi cehennem azâbı veriyor.[/B][/COLOR] İşte bu dehşetli musibet-i beşeriyeye karşı Kur’ân-ı Hakîmin dört yüz milyon talebesinin intibahıyla ve içinde semavî, kudsî kanun-u esasîleriyle bin üç yüz sene evvel gösterdiği gibi, yine bu dört yüz milyonun kendi kudsî esasî kanunlarıyla beşerin bu üç dehşetli yarasını tedavi etmesini; ve eğer yakında kıyamet kopmazsa, beşerin hem saadet-i hayat-ı dünyeviyesini, hem saadet-i hayat-ı uhreviyesini kazandıracağını; ve ölümü, idam-ı ebedîden çıkarıp âlem-i nura bir terhis tezkeresi göstermesini; ve [COLOR=#f00][B]ondan çıkan medeniyetin mehasini, seyyiatına tam galebe edeceğini; ve şimdiye kadar olduğu gibi dinin bir kısmını, medeniyetin bir kısmını kazanmak için rüşvet vermek değil, belki medeniyeti ona, o semavî kanunlara bir hizmetkâr, bir yardımcı edeceğini, Kur’ân-ı Mu’cizi’l-Beyânın işârât ve rumuzundan anlaşıldığı gibi, rahmet-i İlâhiyeden şimdiki uyanmış beşer bekliyor, yalvarıyor, arıyor[/B][/COLOR]. [Emirdağ Lahikası -2] اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى[SUP]3[/SUP] Said Nursî 1 : “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” A’râf Sûresi, 7:31. 2 : “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Necm Sûresi, 53:39. 3 : Bâkî olan sadece Odur. [U][B]SÖZLÜK: [/B][/U]aziz : çok değerli, izzetli beşer : insan Ehad : bir olan ve birliği her bir varlıkta ayrı ayrı görülen Allah esas : temel ilke, şart esmâ : Allah’ın isimleri Esmâ-i Fiiliye : Cenâb-ı Hakkın fiillerine ait isimler eşhas : şahıslar gaddar : acımasız, çok zulmeden Gaffar : kullarının günahlarını çok affeden, bağışlaması bol olan Allah hadd-i muayyene : belirlenmiş bir sınır, çizgi hararetle : coşkuyla Hürriyet : 1908 yılında, ikinci Meşrutiyetin ilânı ile birlikte gerçekleşen yeni sistemin halk arasındaki adı kanun-u esasî : temel kanun, Anayasa kanun-u esasî-yi beşeriye : insanların temel kanunu, anayasası kat’iyen : kesin olarak mahrem : gizli makbuliyet : kabul olunmaya lâyık olma Muhsin : yarattıklarına bağış ve iyiliklerde bulunan Allah Muhyî : bütün canlılara hayat veren Allah Mümît : ölümü yaratan, can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah Mün’im : nimet verici Allah neş’et eden : doğan, kaynaklanan nev-i beşer : insanlar nevi : tür, çeşit niyaz : dua etme, yalvarıp yakarma rahmet-i İlâhiye : Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti Rezzak : bütün canlıların rızıklarını veren Allah ruh u can : ruh ve can; bütün içtenlikle Samed : hiçbir şeye muhtaç olmayıp her şeyin kendisine muhtaç olduğu Allah saniyen : ikinci olarak selâmet : esenlik, güven selâmet-i millet : milletin kurtuluşu, esenliği sıddık : çok doğru ve bağlı siyaset-i beşeriye : beşerin, insanların siyaseti su-i istimal : kötüye kullanma tabir edilme : isimlendirilme terakkiyat : ilerlemeler, yükselmeler, kalkınmalar unvan : ad, nam Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah zîr ü zeber : alt üst adalet-i beşeriye : insanlığın adaleti Arş-ı Âzam : Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer aşâir : aşîretler bedevî : çölde yaşayan göçebe; köylü beşeriyet : insanlık esas : husus fetva verme : hüküm verme, karara bağlama gaddar : acımasız, çok zulmeden garaz : kötü kasıt hakikat : asıl, esas, doğru, gerçek hakikî : asıl, gerçek hasenat : iyilikler, güzellikler havale etmek : göndermek hayat-ı içtimaiye : sosyal hayat ihtiyar : dileme, istek, irade iktisat : tutumluluk inziva : yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama israf : savurganlık istirahat-i umumiye : genelin rahatı, huzuru kanaat : razı olma, yetinme kanun-u esasî : temel kanun, Anayasa Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan : açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim mahv olma : yok olma maksud-u hakikî : gerçek maksat, asıl gaye mâsum : günahsız, suçsuz mecmua : kitap medeniyet-i hâzıra-i garbiye : şimdiki Batı medeniyeti menfaat-i umumî : genelin menfaati, kamu yararı mim’siz medeniyet-i hâzıra : şimdiki aşağılık medeniyet; Arapça’da medeniyet kelimesinin başındaki “mim” harfi kaldırılınca kelime “aşağılık” anlamındaki “d-n-y” köküne dönüşür, böylece mânâ “şimdiki aşağılık medeniyet” olur muhalif : aykırı, karşı müdafaat : savunmalar râcih gelmek : ağır basmak, üstün gelmek sa’y : çalışma, emek saadet-i hayat-ı dünyeviye : dünya hayatındaki mutluluk sefahet : helâl olmayan zevk ve eğlenceye düşkünlük semavî : Allah tarafından olan, İlâhî seyyiat : günahlar, kötülükler şahsî : kişisel, kişiye özel şark : doğu şehadet : şehitlik tafsilât : ayrıntı te’sis : kurma, meydana getirme, temel atma terakkiyat : ilerlemeler, yükselmeler, kalkınmalar teşvik : şevklendirme, cesaretlendirme avâm : halk tabakası, sıradan insanlar bedevîlik : göçebelik beşer : insan biçare : çaresiz binaen : dayanarak burjuva : servet ve mal birikimi yapanlar; zenginler sınıfı esas : temel ilke, şart ferman-ı esasî : asıl, temel ferman, buyruk fukara : fakirler, yoksullar galebe çalma : üstün gelme garp : batı hâcât : ihtiyaçlar hakikî : asıl, gerçek haram : Allah ve resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey havâic-i gayr-ı zaruriye : zarurî olmayan ihtiyaçlar, ihtiyaç olmadığı halde ihtiyaç haline gelmiş şeyler havas : âlimler, bilginler, seçkinler sınıfı helâl : dinen yapılmasına izin verilen hevesat : gelip geçici, nefsin hoşuna giden istek ve arzular hurmet-i riba : faizin haram oluşu iktisat : tutumluluk iktiza : gerektirme israfat : israflar, savurganlıklar istimal : kullanma istirahat-i beşeriye : insanlığın rahatı, huzuru itaat etmek : emre uymak kanun-u esasî : temel kanun, Anayasa kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal medeniyet-i hâzıra : şimdiki medeniyet medeniyet-i zâlime-i hâzıra : şimdiki zalim medeniyet menfaat-i beşer : insanlığın menfaati, yararı meyil : arzu, istek, eğilim mübareze : karşı koyma, çarpışma nimet-i Rabbaniye : bütün mahlukatı idare ve terbiye eden Allah’ın nimeti nükte : ince ve derin mânâ sa’y : çalışma, emek saadet-i hayatiye : hayatın mutluluğu sefahet : gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük semavî : Allah tarafından olan, İlâhî su-i istimâlât : kötüye kullanmalar şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme tabaka : kat, sınıf tedarik : elde etme tehyiç : heyecanlandırma, harekete geçirme temin etmek : elde etmek, sağlamak teşvik : kışkırtma, cesaretlendirme tiryakilik : bağımlılık vücub-u zekât : zekâtın farz oluşu zarurî : zorunlu zîr ü zeber : alt üst zulm : haksızlık, eziyet, işkence amel : davranış, iş azâb : büyük sıkıntı, acı beşer : insan biçare : çaresiz cereyan : akım, hareket cüz’î : küçük, ferdî elhasıl : kısaca, özetle esas husus : temel ilke, şart, husus hakikî : asıl, gerçek haram : Allah ve resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey hevesat : gelip geçici, nefsin hoşuna giden istek ve arzular idam-ı ebedî : bütün sevdiklerinden sonsuza dek ayrılış, geri dönmemek üzere sonsuz yok oluş ihtiyâcât : ihtiyaçlar iktisat : tutumluluk iktiza etme : gerektirme intibah : uyanma intişar : yayılma israf : savurganlık israfat : israflar, savurganlıklar istimal : kullanma kanaat : elde olana razı olma kanun-u esasî : temel kanun, Anayasa kesretli : çoğunluk kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân mâlâyâni : anlamsız, faydasız maslahat-ı beşeriye : insanlığın yararı maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriye : insanın ihtiyaçlarına faydalı olan şey medeniyet-i garbiye-i hâzıra : şimdiki Batı medeniyeti meyil : arzu, istek, eğilim meyl-i sefahet : sefahate duyulan arzu, meyil misal : benzer, örnek mukabil : karşılık musibet-i beşeriye : insanlara gelen belâ ve musîbetler nevi : tür, çeşit nimet : iyilik, ihsan sa’y : çalışma, emek sarf etmek : harcamak, kullanmak sefahet : gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük semavî : İlâhî, vahiyle gelen sirayet : bulaşma su-i istimal : kötüye kullanma suret : biçim, görünüş şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme tamah : aç gözlü, cimri tenezzüh : gezip tozma vazife-i hakiki : asıl vazife vesait : araçlar vesait-i sefahet : zevk ve eğlence vasıtaları zayi : elden çıkan, kaybolan ziyadeleşme : artma âlem-i İslâm : İslâm dünyası âlem-i nur : nur âlemi, aydınlık olan âlem, âhiret arefe : bayramdan bir önceki gün aziz : çok değerli, izzetli bedel : karşılık beşer : insan erkân : ileri gelenler esasî : ana, temel fedakâr : en değerli şeyleri fedâ eden, dâvâsı uğruna çıkarlarını hiçe sayan galebe : üstün gelme has : özel; kıymetli ve ileri gelen mühim yakınlar topluluğu hizmetkâr : hizmetçi idam-ı ebedî : bütün sevilen ve hoşa giden şeylerden sonsuza kadar ayrılış; dönmemek üzere sonsuza kadar yok oluş inkişaf : ortaya çıkma, açılma işârât : işaretler kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal Kur’ân-ı Mu’cizi’l-Beyân : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân mehasin : güzellikler rahmet-i İlâhiye : Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti rumuz : remizler; işaretler saadet-i hayat-ı dünyeviye : dünya hayatındaki mutluluk saadet-i hayat-ı uhreviye : âhiret hayatındaki mutluluk semavî : İlâhî, vahiyle gelen seyyiat : günahlar, kötülükler sıddık : çok doğru ve bağlı terhis : göreve son verme tezkere : belge vâris : mirasçı [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Batı medeniyeti semavi kanunlara muhalefet etti
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst