Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Bazıları tarafından en yüksek makam zannedilen Vahdetü’l-Vücud nedir?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 200925" data-attributes="member: 1005848"><p><strong><span style="color: olive"><u>Mektubat, Sayfa 84</u></span></strong></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: olive"><u>Bazıları tarafından en yüksek makam zannedilen Vahdetü’l-Vücud nedir?</u></span></strong></p><p> </p><p> </p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Gördükleri doğrudur. Fakat âlem-i misal sureten âlem-i maddîye benzediği için, iki âlemi memzuç görüyorlar, öyle tabir ediyorlar. Âlem-i sahve döndükleri vakit, mizansız olduğu için, meşhudatlarını aynen yazdıklarından, hilâf-ı hakikat telâkki ediliyor. Nasıl küçük bir aynada büyük bir saray ile büyük bir bahçenin vücud-u misaliyeleri onda yerleşir. Öyle de, âlem-i maddînin bir senelik mesafesinde, binler sene vüs’atinde vücud-u misalî ve hakaik-i mâneviye yerleşir. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Hâtime: Şu meseleden anlaşılıyor ki, derece-i şuhud, derece-i iman-ı bilgaybdan çok aşağıdır. Yani, yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velâyetin ihatasız keşfiyatı, veraset-i nübüvvet ehli olan asfiya ve muhakkikînin, şuhuda değil, Kur’ân’a ve vahye, gaybî fakat daha sâfi, ihatalı, doğru hakaik-i imaniyelerine dair ahkâmlarına yetişmez. Demek, bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşahedatın mizanı, Kitap ve Sünnettir. Ve mihenkleri, Kitap ve Sünnetin desâtir-i kudsiyeleri ve asfiya-i muhakkikînin kavânin-i hadsiyeleridir. </p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="color: darkred">İKİNCİ MESELE-İ MÜHİMME</span> </span></span></span></p><p></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: olive">Sual: Vahdetü’l-vücud meselesi, çoklar tarafından en yüksek makam telâkki ediliyor. Halbuki, velâyet-i kübrâda bulunan, başta Hulefâ-i Erbaa olmak üzere Sahabeler ve hem başta Hamse-i Âl-i Abâ olarak Eimme-i Ehl-i Beyt ve hem başta Eimme-i Erbaa olarak Müçtehidîn ve Tâbiînden, bu çeşit vahdetü’l-vücud meşrebi sarihan görülmemiş. Acaba onlardan sonra çıkanlar daha ileri mi gitmişler, daha mükemmel bir cadde-i kübrâ mı bulmuşlar? </span></strong></p><p><strong><span style="color: olive"><p style="text-align: left"></p></span></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: olive"></p><p></span><p style="text-align: left">Elcevap: Hâşâ! Şems-i risaletin en yakın yıldızları ve en karib vereseleri bulunan o asfiyadan, hiç kimsenin haddi değil, daha ileri gidebilsin. Belki cadde-i kübrâ onlarındır. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Vahdetü’l-vücud ise, bir meşrep ve bir hal ve bir nâkıs mertebedir. Fakat zevkli, neşeli olduğundan, seyr ü sülûkta o mertebeye girdikleri vakit, çoğu çıkmak istemiyorlar, orada kalıyorlar, en müntehâ mertebe zannediyorlar. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte şu meşrep sahibi, eğer maddiyattan ve vesaitten tecerrüd etmiş ve esbab perdesini yırtmış bir ruh ise, istiğrakkârâne bir şuhuda mazhar ise, vahdetü’l-vücuddan değil, belki vahdetü’ş-şuhuddan neş’et eden, ilmî değil, hâlî bir vahdet-i vücud onun için bir kemal, bir makam temin edebilir. Hattâ, Allah hesabına kâinatı inkâr etmek derecesine gidebilir. Yoksa, esbab içinde dalmış ise, maddiyata mütevağğıl ise, vahdetü’l-vücud demesi, kâinat hesabına Allah’ı inkâr etmeye kadar çıkar. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Evet, cadde-i kübrâ, Sahabe ve Tâbiîn ve asfiyanın caddesidir. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b240.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- cümlesi, onların kaide-i külliyeleridir. Ve Cenâb-ı Hakkın, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b241.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- mazmunu üzere, hiçbir şeyle müşabeheti </p><p></strong><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 Varlıkların sabit birer hakikati vardır. </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 "Onun benzeri hiçbir şey yoktur." Şûrâ Sûresi, 42:11. </strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>yok. Tahayyüz ve tecezzîden münezzehtir. Mevcudatla alâkası, Hâlıkıyettir. Ehl-i vahdetü’l-vücudun dedikleri gibi mevcudat evham ve hayalât değil. Görünen eşya dahi Cenâb-ı Hakkın âsârıdır. "Heme ost" değil, "Heme ezost"tur. Çünkü, hadisat ayn-ı kadîm olamaz. Şu meseleyi iki temsille fehme takrib edeceğiz. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><p style="text-align: left"></p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: olive">Birincisi:</span> Meselâ bir padişah var. O padişahın hâkim-i âdil ismiyle bir adliye dairesi var ki, o ismin cilvesini gösteriyor. Bir ismi de halifedir; bir meşihat ve bir ilmiye dairesi, o ismin mazharıdır. Bir de kumandan-ı âzam ismi var; o isimle devâir-i askeriyede faaliyet gösterir, ordu o ismin mazharıdır. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Şimdi, biri çıksa, dese ki, "O padişah yalnız hâkim-i âdildir; devâir-i adliyeden başka daire yok." O vakit, bilmecburiye, adliye memurları içinde, hakikî değil, itibarî bir surette, meşihat dairesindeki ulemanın evsâfını ve ahvâlini onlara tatbik edip, zıllî ve hayalî bir tarzda, hakiki adliye içinde tebeî ve zıllî bir meşihat dairesi tasavvur edilir. Hem daire-i askeriyeye ait ahval ve muamelâtını, yine farazî bir tarzda, o memurîn-i adliye içinde itibar edip, gayr-ı hakikî bir daire-i askeriye itibar edilir, ve hâkezâ... İşte, şu halde, padişahın hakikî ismi ve hakikî hâkimiyeti, hâkim-i âdil ismidir ve adliyedeki hâkimiyettir. Halife, kumandan-ı âzam, sultan gibi isimleri hakikî değiller, itibarîdirler. Halbuki padişahlık mahiyeti ve saltanat hakikati, bütün isimleri hakikî olarak iktiza eder. Hakikî isimler ise, hakikî daireleri istiyor ve iktiza ediyorlar. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte, saltanat-ı ulûhiyet, Rahmân, Rezzâk, Vehhâb, Hallâk, Fa’âl, Kerîm, Rahîm gibi pek çok esmâ-i mukaddeseyi hakikî olarak iktiza ediyor. O hakikî esmâ dahi, hakikî aynaları iktiza ediyorlar. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Şimdi, ehl-i vahdetü’l-vücud madem <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b242.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />-1- der, hakaik-i eşyayı hayal derecesine indirir. Cenâb-ı Hakkın Vâcibü’l-Vücud ve Mevcud ve Vâhid ve Ehad isimlerinin hakikî cilveleri ve daireleri var. Belki aynaları, daireleri hakikî olmazsa, hayalî, ademî dahi olsa, onlara zarar etmez. Belki vücud-u hakikînin aynasında vücut rengi olmazsa, daha ziyade sâfi ve parlak olur. Fakat, Rahmân, Rezzâk, Kahhâr, Cebbâr, Hallâk gibi isimleri ise, tecellîleri hakikî olmuyor, itibarî oluyor. Halbuki, o esmâlar, mevcut ismi gibi hakikattirler, gölge olamazlar; aslîdirler, tebeî olamazlar. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte, Sahabe ve asfiya-i müçtehidîn ve Eimme-i Ehl-i Beyt, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b243.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />-2- derler ki, Cenâb-ı Hakkın bütün esmâsıyla hakikî bir surette tecelliyâtı var. Bütün eşyanın Onun icadıyla bir vücud-u ârızîsi vardır. Ve o vücut, çendan Vâcibü’l-Vücudun vücuduna nisbeten gayet zayıf ve kararsız bir zıll, bir gölgedir; fakat hayal değil, vehim değildir. Cenâb-ı Hak, Hallâk ismiyle vücut veriyor ve o vücudu idame ediyor. </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: olive">İkinci temsil:</span> Meselâ şu menzilin dört duvarında dört tane endam aynası bulunsa, herbir ayna içinde her ne kadar o menzil öteki üç aynayla beraber irtisam </p><p></strong><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 Ondan başka hiçbir mevcut yoktur. </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 Eşyanın hakikatleri kesin olarak vardır. </strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">ediyor; fakat herbir ayna kendinin heyetine ve rengine göre eşyayı kendi içinde ihtiva eyler, kendine mahsus misalî bir menzil hükmündedir. İşte, şimdi iki adam o menzile girse, birisi birtek aynaya bakar, der ki: "Herşey bunun içindedir." Başka aynaları ve aynaların içlerindeki suretleri işittiği vakit, mesmuâtını o tek aynadaki, iki derece gölge olmuş, hakikati küçülmüş, tagayyür etmiş o aynanın küçük bir köşesinde tatbik eder. Hem der: "Ben öyle görüyorum, öyleyse hakikat böyledir." </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Diğer adam ona der ki: <span style="color: darkred">"Evet, sen görüyorsun, gördüğün haktır. Fakat vakide ve nefsü’l emirde hakikatin hakikî sureti öyle değil. Senin dikkat ettiğin ayna gibi daha başka aynalar var; gördüğün kadar küçücük, gölgenin gölgesi değiller." </span></p><p><span style="color: darkred"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="color: darkred"></p><p></span><p style="text-align: left">İşte, esmâ-i İlâhiyenin herbiri ayrı ayrı birer ayna ister. Hem meselâ Rahmân, Rezzâk, hakikatli, asıl oldukları için, kendilerine lâyık, rızka ve merhamete muhtaç mevcudatı ister. Rahmân, nasıl hakikî bir dünyada rızka muhtaç hakikatli zîruhları ister; Rahîm de, öyle hakikî bir Cenneti ister. Eğer yalnız Mevcud ve Vâcibü’l-Vücud ve Vâhid-i Ehad isimleri hakikî tutulup öteki isimler onların içine gölge olmak haysiyetiyle alınsa, o esmâya karşı bir haksızlık hükmüne geçer. </p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">İşte şu sırdandır ki, cadde-i kübrâ, elbette velâyet-i kübrâ sahipleri olan Sahabe ve asfiya ve Tâbiîn ve Eimme-i Ehl-i Beyt ve eimme-i müçtehidînin caddesidir ki, doğrudan doğruya Kur’ân’ın birinci tabaka şakirtleridir. </p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b244.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- </p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b245.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- </p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b246.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -3- </p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="color: olive"><u>ÜÇÜNCÜ MESELE</u></span> </span></span></span></p></strong></p><p style="text-align: left"><strong></p><p></strong><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Hikmet ve akılla halledilmeyen bir mesele-i mühimme <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b247.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -4- </strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>1 "Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin." Bakara Sûresi, 2:32. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>2 "Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin." Âl-i İmrân Sûresi, 3:8. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>3 Allahım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Efendimize ve bütün âl ve ashabına salât et. </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>4 O hergün yeni bir iştedir. (Rahman Suresi: 29) O dilediğini dilediği gibi yapar. (Burûc Sûresi, 85:16.) </strong></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 200925, member: 1005848"] [B][COLOR=olive][U]Mektubat, Sayfa 84[/U][/COLOR][/B] [B][COLOR=olive][/COLOR][/B] [COLOR=olive][/COLOR] [B][COLOR=olive][U]Bazıları tarafından en yüksek makam zannedilen Vahdetü’l-Vücud nedir?[/U][/COLOR][/B] [B][U][COLOR=#808000][/COLOR][/U][/B] [LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Gördükleri doğrudur. Fakat âlem-i misal sureten âlem-i maddîye benzediği için, iki âlemi memzuç görüyorlar, öyle tabir ediyorlar. Âlem-i sahve döndükleri vakit, mizansız olduğu için, meşhudatlarını aynen yazdıklarından, hilâf-ı hakikat telâkki ediliyor. Nasıl küçük bir aynada büyük bir saray ile büyük bir bahçenin vücud-u misaliyeleri onda yerleşir. Öyle de, âlem-i maddînin bir senelik mesafesinde, binler sene vüs’atinde vücud-u misalî ve hakaik-i mâneviye yerleşir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] Hâtime: Şu meseleden anlaşılıyor ki, derece-i şuhud, derece-i iman-ı bilgaybdan çok aşağıdır. Yani, yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velâyetin ihatasız keşfiyatı, veraset-i nübüvvet ehli olan asfiya ve muhakkikînin, şuhuda değil, Kur’ân’a ve vahye, gaybî fakat daha sâfi, ihatalı, doğru hakaik-i imaniyelerine dair ahkâmlarına yetişmez. Demek, bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşahedatın mizanı, Kitap ve Sünnettir. Ve mihenkleri, Kitap ve Sünnetin desâtir-i kudsiyeleri ve asfiya-i muhakkikînin kavânin-i hadsiyeleridir. [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][COLOR=darkred]İKİNCİ MESELE-İ MÜHİMME[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [SIZE=2][/SIZE][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] [B][COLOR=olive]Sual: Vahdetü’l-vücud meselesi, çoklar tarafından en yüksek makam telâkki ediliyor. Halbuki, velâyet-i kübrâda bulunan, başta Hulefâ-i Erbaa olmak üzere Sahabeler ve hem başta Hamse-i Âl-i Abâ olarak Eimme-i Ehl-i Beyt ve hem başta Eimme-i Erbaa olarak Müçtehidîn ve Tâbiînden, bu çeşit vahdetü’l-vücud meşrebi sarihan görülmemiş. Acaba onlardan sonra çıkanlar daha ileri mi gitmişler, daha mükemmel bir cadde-i kübrâ mı bulmuşlar? [/COLOR][/B][/LEFT] [B][COLOR=olive][LEFT] [/LEFT][/COLOR][LEFT]Elcevap: Hâşâ! Şems-i risaletin en yakın yıldızları ve en karib vereseleri bulunan o asfiyadan, hiç kimsenin haddi değil, daha ileri gidebilsin. Belki cadde-i kübrâ onlarındır. Vahdetü’l-vücud ise, bir meşrep ve bir hal ve bir nâkıs mertebedir. Fakat zevkli, neşeli olduğundan, seyr ü sülûkta o mertebeye girdikleri vakit, çoğu çıkmak istemiyorlar, orada kalıyorlar, en müntehâ mertebe zannediyorlar. İşte şu meşrep sahibi, eğer maddiyattan ve vesaitten tecerrüd etmiş ve esbab perdesini yırtmış bir ruh ise, istiğrakkârâne bir şuhuda mazhar ise, vahdetü’l-vücuddan değil, belki vahdetü’ş-şuhuddan neş’et eden, ilmî değil, hâlî bir vahdet-i vücud onun için bir kemal, bir makam temin edebilir. Hattâ, Allah hesabına kâinatı inkâr etmek derecesine gidebilir. Yoksa, esbab içinde dalmış ise, maddiyata mütevağğıl ise, vahdetü’l-vücud demesi, kâinat hesabına Allah’ı inkâr etmeye kadar çıkar. Evet, cadde-i kübrâ, Sahabe ve Tâbiîn ve asfiyanın caddesidir. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b240.gif[/IMG] -1- cümlesi, onların kaide-i külliyeleridir. Ve Cenâb-ı Hakkın, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b241.gif[/IMG] -2- mazmunu üzere, hiçbir şeyle müşabeheti [/left][/B][LEFT][/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 Varlıkların sabit birer hakikati vardır. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 "Onun benzeri hiçbir şey yoktur." Şûrâ Sûresi, 42:11. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=2][COLOR=olive][/COLOR][/SIZE] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]yok. Tahayyüz ve tecezzîden münezzehtir. Mevcudatla alâkası, Hâlıkıyettir. Ehl-i vahdetü’l-vücudun dedikleri gibi mevcudat evham ve hayalât değil. Görünen eşya dahi Cenâb-ı Hakkın âsârıdır. "Heme ost" değil, "Heme ezost"tur. Çünkü, hadisat ayn-ı kadîm olamaz. Şu meseleyi iki temsille fehme takrib edeceğiz. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][LEFT] [COLOR=olive]Birincisi:[/COLOR] Meselâ bir padişah var. O padişahın hâkim-i âdil ismiyle bir adliye dairesi var ki, o ismin cilvesini gösteriyor. Bir ismi de halifedir; bir meşihat ve bir ilmiye dairesi, o ismin mazharıdır. Bir de kumandan-ı âzam ismi var; o isimle devâir-i askeriyede faaliyet gösterir, ordu o ismin mazharıdır. Şimdi, biri çıksa, dese ki, "O padişah yalnız hâkim-i âdildir; devâir-i adliyeden başka daire yok." O vakit, bilmecburiye, adliye memurları içinde, hakikî değil, itibarî bir surette, meşihat dairesindeki ulemanın evsâfını ve ahvâlini onlara tatbik edip, zıllî ve hayalî bir tarzda, hakiki adliye içinde tebeî ve zıllî bir meşihat dairesi tasavvur edilir. Hem daire-i askeriyeye ait ahval ve muamelâtını, yine farazî bir tarzda, o memurîn-i adliye içinde itibar edip, gayr-ı hakikî bir daire-i askeriye itibar edilir, ve hâkezâ... İşte, şu halde, padişahın hakikî ismi ve hakikî hâkimiyeti, hâkim-i âdil ismidir ve adliyedeki hâkimiyettir. Halife, kumandan-ı âzam, sultan gibi isimleri hakikî değiller, itibarîdirler. Halbuki padişahlık mahiyeti ve saltanat hakikati, bütün isimleri hakikî olarak iktiza eder. Hakikî isimler ise, hakikî daireleri istiyor ve iktiza ediyorlar. İşte, saltanat-ı ulûhiyet, Rahmân, Rezzâk, Vehhâb, Hallâk, Fa’âl, Kerîm, Rahîm gibi pek çok esmâ-i mukaddeseyi hakikî olarak iktiza ediyor. O hakikî esmâ dahi, hakikî aynaları iktiza ediyorlar. Şimdi, ehl-i vahdetü’l-vücud madem [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b242.gif[/IMG]-1- der, hakaik-i eşyayı hayal derecesine indirir. Cenâb-ı Hakkın Vâcibü’l-Vücud ve Mevcud ve Vâhid ve Ehad isimlerinin hakikî cilveleri ve daireleri var. Belki aynaları, daireleri hakikî olmazsa, hayalî, ademî dahi olsa, onlara zarar etmez. Belki vücud-u hakikînin aynasında vücut rengi olmazsa, daha ziyade sâfi ve parlak olur. Fakat, Rahmân, Rezzâk, Kahhâr, Cebbâr, Hallâk gibi isimleri ise, tecellîleri hakikî olmuyor, itibarî oluyor. Halbuki, o esmâlar, mevcut ismi gibi hakikattirler, gölge olamazlar; aslîdirler, tebeî olamazlar. İşte, Sahabe ve asfiya-i müçtehidîn ve Eimme-i Ehl-i Beyt, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b243.gif[/IMG]-2- derler ki, Cenâb-ı Hakkın bütün esmâsıyla hakikî bir surette tecelliyâtı var. Bütün eşyanın Onun icadıyla bir vücud-u ârızîsi vardır. Ve o vücut, çendan Vâcibü’l-Vücudun vücuduna nisbeten gayet zayıf ve kararsız bir zıll, bir gölgedir; fakat hayal değil, vehim değildir. Cenâb-ı Hak, Hallâk ismiyle vücut veriyor ve o vücudu idame ediyor. [COLOR=olive]İkinci temsil:[/COLOR] Meselâ şu menzilin dört duvarında dört tane endam aynası bulunsa, herbir ayna içinde her ne kadar o menzil öteki üç aynayla beraber irtisam [/LEFT][/B][LEFT][/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 Ondan başka hiçbir mevcut yoktur. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 Eşyanın hakikatleri kesin olarak vardır. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=2][COLOR=olive][/COLOR][/SIZE] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]ediyor; fakat herbir ayna kendinin heyetine ve rengine göre eşyayı kendi içinde ihtiva eyler, kendine mahsus misalî bir menzil hükmündedir. İşte, şimdi iki adam o menzile girse, birisi birtek aynaya bakar, der ki: "Herşey bunun içindedir." Başka aynaları ve aynaların içlerindeki suretleri işittiği vakit, mesmuâtını o tek aynadaki, iki derece gölge olmuş, hakikati küçülmüş, tagayyür etmiş o aynanın küçük bir köşesinde tatbik eder. Hem der: "Ben öyle görüyorum, öyleyse hakikat böyledir." [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] Diğer adam ona der ki: [COLOR=darkred]"Evet, sen görüyorsun, gördüğün haktır. Fakat vakide ve nefsü’l emirde hakikatin hakikî sureti öyle değil. Senin dikkat ettiğin ayna gibi daha başka aynalar var; gördüğün kadar küçücük, gölgenin gölgesi değiller." [/COLOR][/LEFT] [COLOR=darkred][LEFT] [/LEFT][/COLOR][LEFT]İşte, esmâ-i İlâhiyenin herbiri ayrı ayrı birer ayna ister. Hem meselâ Rahmân, Rezzâk, hakikatli, asıl oldukları için, kendilerine lâyık, rızka ve merhamete muhtaç mevcudatı ister. Rahmân, nasıl hakikî bir dünyada rızka muhtaç hakikatli zîruhları ister; Rahîm de, öyle hakikî bir Cenneti ister. Eğer yalnız Mevcud ve Vâcibü’l-Vücud ve Vâhid-i Ehad isimleri hakikî tutulup öteki isimler onların içine gölge olmak haysiyetiyle alınsa, o esmâya karşı bir haksızlık hükmüne geçer. İşte şu sırdandır ki, cadde-i kübrâ, elbette velâyet-i kübrâ sahipleri olan Sahabe ve asfiya ve Tâbiîn ve Eimme-i Ehl-i Beyt ve eimme-i müçtehidînin caddesidir ki, doğrudan doğruya Kur’ân’ın birinci tabaka şakirtleridir. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b244.gif[/IMG] -1- [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b245.gif[/IMG] -2- [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b246.gif[/IMG] -3- [/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][COLOR=olive][U]ÜÇÜNCÜ MESELE[/U][/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=2][/SIZE][/left][/B][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000] [B]Hikmet ve akılla halledilmeyen bir mesele-i mühimme [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b247.gif[/IMG] -4- [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]1 "Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin." Bakara Sûresi, 2:32. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]2 "Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin." Âl-i İmrân Sûresi, 3:8. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]3 Allahım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Efendimize ve bütün âl ve ashabına salât et. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]4 O hergün yeni bir iştedir. (Rahman Suresi: 29) O dilediğini dilediği gibi yapar. (Burûc Sûresi, 85:16.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Bazıları tarafından en yüksek makam zannedilen Vahdetü’l-Vücud nedir?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst