Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bediüzzaman Farkı
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 30960" data-attributes="member: 857"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><img src="http://farm2.static.flickr.com/1303/700319724_ad05ed184f.jpg?v=0" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Benim yazılarımı eleştiren bazı yorumcular ‘neden Said Nursi’den sık örnek veriyorsun’ diyorlar. Zannediyorlar ondan başka hiçbir şey okumamışım.Bu konuda tevazu göstermeyeceğim ve diyeceğim ki ‘ister inanın ister inanmayın bir kütüphane dolusu kitap okudum”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Tahsilim edebiyat ve İslam felsefesi idi. Arap, Fars ve Türk Edebiyatları… Gençlik yıllarımda, hafızamda, bu üç edebiyata ait ‘urcuze’ler de dahil 2 binden ziyade şiir vardı.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Eski kültürümüze dair ‘tabakat’ ve edebi eserleri kendi lisanından okurdum. Okul bitirme tezim Fahreddin Razi idi. Razi, bir kelamcı, tabip, müfessir ve hatta büyük bir ‘kisa’ (bugünkü karşılığıyla karekteroloji) uzmanıydı.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İlk ‘diraye’ tefsirini (Mefatih’ul-Gayb- ayetleri aklın kaynaklarından da yararlanarak izah eden bir tefsir olarak ünlüdür ve 30 cilttir) de o yazmıştır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Onun hayatını incelerken, kişiliği beni o kadar etkiledi ki, sonunda kendimi teolojik tartışmaların içinde buldum. ‘O alanda doktora yaparım’ diye düşünürken, rahmetli Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız’ın talebi ile Tarih alanına geçtim ve doktora yapmaya başladım.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bir takım meşgaleler, şunlar bunlar derken, doktoramı tamamlamadım. Yaşadıklarım ve gördüklerim, hem o dünyadan hem de üniversite camiasından uzaklaşmama neden oldu. Gazetecilik yapmaya karar verdim. Öyle ahım şahım bir gazetecilik değil tabii. Bizimkisi geçim derdi idi.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Ama ne de olsa iş iştir ve hakkını vermek zorundasınız. Verilen görevleri yapmaya koyuldum.Kendimi o kadar kaptırdım ki sonunda o eski defterlerin kapağını bir daha açmadım. 1984 yılında şiiri de edebiyatı da dillerle meşguliyeti de bir kenara attım.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Tabii insanlar her yıl öğrendiklerinin yüzde 5’ini kesin unuttukları için 45 yaşına gelen bir insan, aslında artık eğitim gördüğü alanla ilgili hiç eğitim almamış hale gelir. Tabii kendisini yenilemezse…</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Ben kendimi yenilemediğime göre edebiyat ve şiir konusunda susmayı tercih ettim. Ama bir alanı hiç bırakmadım; Teoloji!</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Galiba biraz kendi özel merakımdandır. Asıl derdim de “kader ile aklın aktif kullanılması meselesini nasıl telif edebileceğim” idi. Her şey yalnızca Allah’ın dilemesinden ibaretse ceza nasıl oluşabiliyordu. Ve neden insanlar cennet ve cehennem tehdidi ile karşı karşıya kalıyorlardı.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bu soru, beni Taftazani’yi kadar götürdü. Çünkü kader bahsinde ilk dişe dokunur şeyler yazan oydu. Kader risalesi!</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">itiraf etmeliyim ki, ne Arapçam, ne aklım onun yüksek izahlarını kavramaya yetti. Anlamadım. Aklım daha da karıştı. Bazen Mutezile, bazen Cebriye çizgisine düşüyordum.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Taa ki Said Nursi’nin Kader Risalesi’ni okuyuncaya kadar. Gerçi öteden beri biliyordum öyle bir eserinin varlığını ama küçümsediğim için her halde, kale almıyordum.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Birgün, bir eserinde, Muhyiddin İbnü’l- Arabi’nin, 70 yaşındaki Fahreddin Razi’yi “imana davet eden” mektubunda kullandığı bir cümlesi dikkatimi çekti. “Allah’ı bilmek O’nun zatını bilmenin gayrıdır” diyordu.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bu mektubu ben bulmuş ve tezime de işlemiştim ama Said Nursi’nin o cümleyi aktarışını görünce, “demek ki ben hiç anlamamışım” dedim</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Ve Mesnevi-i Nuriye kitabıyla başladım onu gerçek anlamda tanımaya. Elbette onu tanıyordum ve zaman zaman eserlerini de okuyordum. Ama bu sefer farklı idi.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Ve gördüm ki, Said Nursi’yi, sadece ‘bir İslam âlimi’ olarak nitelemek haksızlık olacaktı.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Belki haddimi aşacağım ama- bu, sözümü küçültmez-, gördüm ki, onun İslam medeniyeti ve kültürü (belki şeriatı demek daha doğru olur) içindeki konumu, Hz. İsa’nın, Tevrat şeriatı içindeki konumuna benziyor.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Nasıl Hz. İsa, ağırlaşmış; yorumcu ve fakihlerin eliyle iyice ağırlaştırılmış ve artık hayat ile çelişir hale getirilmiş Tevrat şeriatını, güncellemiş ve hafifletmişsese, Bediuzzaman da aynısını İslam için yapmıştır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İlmihal meseleleri dışında kalan bütün alanlarda yeni yaklaşımlar ve yeni, günün koşullarına uygun teklifler ve izahlar getirmiştir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Geçmişte, tamamen “iman”a havale edilmiş, aklın gündemine bile alınmamış kader, haşir, yeniden bedenlenme, melaike ve ruhaniler gibi genelde bütün dinlerin ‘yumuşak karnı’ olan meseleleri gündemine almış, sorulması akla ziyan sorularla o meseleleri açmıştır. İslam’ı, iman, muamelat, adalet, tevhid ve ehli kitapla ilişkiler bağlamında, yeniden kurgulamıştır. Bunu yaparken de yalnızca Kur’an ve Hadis’ten yararlanmış.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Üzerine hüküm bindirilmiş ayetleri yeniden ele alıp adeta “Sizin sandığınız gibi değildir” demiştir eski fakih ve yorumculara.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İslam’ı Kur’an’ın ve bilimin ışığında - bugünkü ifadesiyle- “güncellemiştir”. İtirazı olan alır karşılaştırma yapar ve görür.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İmdi bu bahse niye girdim?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İzah edeyim.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bilindiği gibi geçen hafta sonunda önce Ertuğrul Özkök, ardından da Ahmet Hakan Coşkun bir ayeti gündeme taşıyıp tartıştılar…</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Ben bir iki gün bekledim. Yaklaşımları görmek için. Ve iki şey gördüm: Red ve Takiye!</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Kızacaksınız ama ben de, o ayeti (Maide 51. ayet) Özkök’ün eleştirilerine konu olacak şekilde anlayıp aktaranlara kızıyorum. Yani “Özkök haklı!” diyorum.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Fakat geleneksel İslam anlayışı içinden gelip o ayeti başka türlü anlamak da zor. Risale-i Nur’un yaklaşımını kavrayamamış bir müslümanın ‘evet ben bunu anlıyorum” demesi de takiyye olur.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Çünkü gerçekten Bu asrın başına kadar gelen tüm yaklaşımlarda Hıristiyan aynı zamanda “kafir” olarak addedilmiş. Kur’an’ın Ehli Kitap’a yönelik sayısız hüsnü zan ve muamele içeren ayetleri görmezlikten gelinmiştir…</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Uzun birr tarih boyunca ‘kafir düşman’ konumundaki Hıristiyan’ı bir çırpıda değişik bir konumda görmenin zaten imkanı yoktur.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Dolayısıyla Özkök’e kızanları da ‘yani başka ayet mi yok canım, niye böyle ayetleri kapılara asıyorlar’ deyip aslında takiye yapanları da ‘samimi’ buluyorum.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Çünkü kızanlar şöyle diyorlar: “Madem ki bu ayet bizi Yahudi ve Hıristiyanlardan men ediyor. Öyleyse tersini söylemek kesinlikle yanlıştır. Bunu eleştiren Özkök de zaten misyonerlerden yana tavır alıyor”</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Diğerleri ise, “Evet bir Müslüman asla Yahudi ve Hıristiyan’la dost olmamalı ama şimdi bunu söylemenin ne alemi var canım” der gibidir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Peki bu ayetten ne anlayacağız? Yani onları dost edinebilir miyiz?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Ben bir şey demiyeyim. Buyurun Said Nursi’yi dinleyelim (sadeleştirilmiş olarak):</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Soru: Kur’an bizi Yahudi ve Nasara ile dostluktan men ediyor. “Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin” diyor. Siz nasıl bize dost olunuz dersiniz?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Cevap: Birincisi; Bu ayetin sizi onlarla dostluktan men ettiğine deliliniz nedir. Böyle bir yargıya varmak için bir kere deliliniz kesin ve sağlam olması yani başka bir şekilde yorum yapabilmeye imkân vermemesi gerekir. Hâlbuki bu ayet yoruma açıktır. Çünkü Kur’an’ın bu noktadaki yasağı amm (kuşatıcı ve başka türlü anlamalara asla fırsat vermeyecek kadar genel ve kesin) değildir, mutlaktır (yorum yapmak için açık kapı bırakmaktadır). Bu gibi meselelerde zaman en büyük müfessirdir, en büyük izah edicidir. Eğer zaman konuyla ilgili kaydını düşmüşse ona itiraz edilmez. (Zaman da gösterdi ki onlarla dost olunabilir)</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Hem sonra, bir hükme kaynaklık eden kelimenin, diğer kök ve türevleri de o yasağı gösteriyor olması lazım. Başka türlü anlamaya fırsat vermemek açısından. Oysa bu ayet, pekala sınırlılık içeriyor. Dolayısıyla bu ayetteki yasak, “dini hayatınızı onlara benzetmeyin” anlamınadır. İbadetlerinizi onların ayin ve ritüellerine benzetmeyin demektir…</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Hem zaten bir insan zatından dolayı sevilmez. Aksine ondaki vasıflar ve sanatından dolayı sevilir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Öyleyse her bir müslümanın her bir sıfatının müslümanca olması gerekmediği gibi, her kâfirin de her hareketinin, her sıfat ve sanatının kâfirce olması gerekmez. Ve olmaz da. Dolayısıyla bir kâfirin müslümanca bir sıfatı veya sanatı pekala sevilebilir ve sevilmelidir. Öyleyse o kâfirin, o sıfat veya sanatını sevmek ve ondan yararlanmak neden caiz olmasın? Hıristiyan veya Yahudi bir karın olsa elbette seveceksin…</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">ikincisi: Asrı saadet döneminde büyük bir dini inkılap oldu. Bu inkılap, bütün zihinleri dine yöneltti. Sevmenin ve düşman olmanın referansı din oldu. Dolayısıyla o dönemde bir müslümanın bir Yahudi’ye veya bir Hıristiyan’a muhabbet duymasında nifak kokusu vardı.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Fakat şu anda, âlemde yaşanmakta olan inkılab bambaşka bir inkılabtır; medeni ve dünyevidir. Bu çağın referansı din değil, insan hakları ve onurudur. Şimdi, bütün zihinleri ve akıllarrı meşgul eden, kontrolüne alan şey, medeniyet, terakki ve dünyadır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Yahudi ve Hristiyan da dahil zaten artık kimse diniyle tam bağlı değildir. Çünkü onlar için de din referens olmaktan çıktı. Maksatları dinlerine hizmetten çok dünyevi çıkar ve terakkidir. Dolayısıyla onlarla dost olmamız, medeniyet ve gelişmişlikleri münasebetiyledir. Dostluğumuz, gelişmelerinden yararlanmak, medeniyetlerine dahil olmak ve dünya mutluluğunun esası olan asayişi muhafaza etmektir. İşte böyle bir dostluk asla Kur’an’ın yasakları kapsamına girmez…</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Soru: Bazı Jön Türkler “Hristiyana kafir demeyiniz” diyorlar. Kâfir olana neden kâfir demeyelim?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Cevap: Kör olana “Hey kör” demediğimiz gibi… Çünkü bu bir eziyettir. Eziyetin her türlüsünü Kur’an yasaklar.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Hz. Peygamber “Kim bir zımmiye, (İslamla barışık Yahudi ve Hıristiyan’a) eziyet ederse ben onun düşmanıyım. Kıyamette onunla hesaplaşırım” demiyor mu?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">İkincisi: Kâfirin iki anlamı vardır. Birinci ve en çok bilinen anlamı; bir Yaratıcının varlığını red edendir. Bu anlamda, ne Yahudi’ye ne de Hıristiyan’a kafir deme hakkımız vardır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Kâfirin ikinci anlamı “Son peygamber Hz. Muhammed’i (asv) ve İslamiyeti red eden”dir. Bu anlamda onlara kâfir diyebiliriz. Onlar da bundan rahatsız olmazlar. Fakat, bu kelime bizim dilimizde daha çok birinci anlamıyla kullanıldığından, bu da bir tür eziyet sayılır. Hem sonra, inanç dairesiyle dünyevi ilişkiler dairesini birbiriyle karıştırmamak gerektir. Jön Türklerin maksadı da bu olsa gerektir. (Münazarat, 1960.s. 26-28)</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bir zamanlar da “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirdir” ayeti böyle siyasi içeriklerle kullanılıyordu.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Türkiye, o vartayı da yine Bediuzzaman’ın, ayetteki “hüküm” kelimesini “tasdik” olarak anlamak gerektiği şeklindeki yorumuyla aşabildi…</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><strong><span style="font-size: 9px">Mehmet Ali BULUT</span></strong> </span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 30960, member: 857"] [CENTER][FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred][IMG]http://farm2.static.flickr.com/1303/700319724_ad05ed184f.jpg?v=0[/IMG][/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Benim yazılarımı eleştiren bazı yorumcular ‘neden Said Nursi’den sık örnek veriyorsun’ diyorlar. Zannediyorlar ondan başka hiçbir şey okumamışım.Bu konuda tevazu göstermeyeceğim ve diyeceğim ki ‘ister inanın ister inanmayın bir kütüphane dolusu kitap okudum”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Tahsilim edebiyat ve İslam felsefesi idi. Arap, Fars ve Türk Edebiyatları… Gençlik yıllarımda, hafızamda, bu üç edebiyata ait ‘urcuze’ler de dahil 2 binden ziyade şiir vardı.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Eski kültürümüze dair ‘tabakat’ ve edebi eserleri kendi lisanından okurdum. Okul bitirme tezim Fahreddin Razi idi. Razi, bir kelamcı, tabip, müfessir ve hatta büyük bir ‘kisa’ (bugünkü karşılığıyla karekteroloji) uzmanıydı.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]İlk ‘diraye’ tefsirini (Mefatih’ul-Gayb- ayetleri aklın kaynaklarından da yararlanarak izah eden bir tefsir olarak ünlüdür ve 30 cilttir) de o yazmıştır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Onun hayatını incelerken, kişiliği beni o kadar etkiledi ki, sonunda kendimi teolojik tartışmaların içinde buldum. ‘O alanda doktora yaparım’ diye düşünürken, rahmetli Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız’ın talebi ile Tarih alanına geçtim ve doktora yapmaya başladım.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bir takım meşgaleler, şunlar bunlar derken, doktoramı tamamlamadım. Yaşadıklarım ve gördüklerim, hem o dünyadan hem de üniversite camiasından uzaklaşmama neden oldu. Gazetecilik yapmaya karar verdim. Öyle ahım şahım bir gazetecilik değil tabii. Bizimkisi geçim derdi idi.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Ama ne de olsa iş iştir ve hakkını vermek zorundasınız. Verilen görevleri yapmaya koyuldum.Kendimi o kadar kaptırdım ki sonunda o eski defterlerin kapağını bir daha açmadım. 1984 yılında şiiri de edebiyatı da dillerle meşguliyeti de bir kenara attım.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Tabii insanlar her yıl öğrendiklerinin yüzde 5’ini kesin unuttukları için 45 yaşına gelen bir insan, aslında artık eğitim gördüğü alanla ilgili hiç eğitim almamış hale gelir. Tabii kendisini yenilemezse…[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Ben kendimi yenilemediğime göre edebiyat ve şiir konusunda susmayı tercih ettim. Ama bir alanı hiç bırakmadım; Teoloji![/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Galiba biraz kendi özel merakımdandır. Asıl derdim de “kader ile aklın aktif kullanılması meselesini nasıl telif edebileceğim” idi. Her şey yalnızca Allah’ın dilemesinden ibaretse ceza nasıl oluşabiliyordu. Ve neden insanlar cennet ve cehennem tehdidi ile karşı karşıya kalıyorlardı.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bu soru, beni Taftazani’yi kadar götürdü. Çünkü kader bahsinde ilk dişe dokunur şeyler yazan oydu. Kader risalesi![/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]itiraf etmeliyim ki, ne Arapçam, ne aklım onun yüksek izahlarını kavramaya yetti. Anlamadım. Aklım daha da karıştı. Bazen Mutezile, bazen Cebriye çizgisine düşüyordum.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Taa ki Said Nursi’nin Kader Risalesi’ni okuyuncaya kadar. Gerçi öteden beri biliyordum öyle bir eserinin varlığını ama küçümsediğim için her halde, kale almıyordum.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Birgün, bir eserinde, Muhyiddin İbnü’l- Arabi’nin, 70 yaşındaki Fahreddin Razi’yi “imana davet eden” mektubunda kullandığı bir cümlesi dikkatimi çekti. “Allah’ı bilmek O’nun zatını bilmenin gayrıdır” diyordu.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bu mektubu ben bulmuş ve tezime de işlemiştim ama Said Nursi’nin o cümleyi aktarışını görünce, “demek ki ben hiç anlamamışım” dedim[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Ve Mesnevi-i Nuriye kitabıyla başladım onu gerçek anlamda tanımaya. Elbette onu tanıyordum ve zaman zaman eserlerini de okuyordum. Ama bu sefer farklı idi.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Ve gördüm ki, Said Nursi’yi, sadece ‘bir İslam âlimi’ olarak nitelemek haksızlık olacaktı.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Belki haddimi aşacağım ama- bu, sözümü küçültmez-, gördüm ki, onun İslam medeniyeti ve kültürü (belki şeriatı demek daha doğru olur) içindeki konumu, Hz. İsa’nın, Tevrat şeriatı içindeki konumuna benziyor.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Nasıl Hz. İsa, ağırlaşmış; yorumcu ve fakihlerin eliyle iyice ağırlaştırılmış ve artık hayat ile çelişir hale getirilmiş Tevrat şeriatını, güncellemiş ve hafifletmişsese, Bediuzzaman da aynısını İslam için yapmıştır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]İlmihal meseleleri dışında kalan bütün alanlarda yeni yaklaşımlar ve yeni, günün koşullarına uygun teklifler ve izahlar getirmiştir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Geçmişte, tamamen “iman”a havale edilmiş, aklın gündemine bile alınmamış kader, haşir, yeniden bedenlenme, melaike ve ruhaniler gibi genelde bütün dinlerin ‘yumuşak karnı’ olan meseleleri gündemine almış, sorulması akla ziyan sorularla o meseleleri açmıştır. İslam’ı, iman, muamelat, adalet, tevhid ve ehli kitapla ilişkiler bağlamında, yeniden kurgulamıştır. Bunu yaparken de yalnızca Kur’an ve Hadis’ten yararlanmış.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Üzerine hüküm bindirilmiş ayetleri yeniden ele alıp adeta “Sizin sandığınız gibi değildir” demiştir eski fakih ve yorumculara.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]İslam’ı Kur’an’ın ve bilimin ışığında - bugünkü ifadesiyle- “güncellemiştir”. İtirazı olan alır karşılaştırma yapar ve görür.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]İmdi bu bahse niye girdim?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]İzah edeyim.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bilindiği gibi geçen hafta sonunda önce Ertuğrul Özkök, ardından da Ahmet Hakan Coşkun bir ayeti gündeme taşıyıp tartıştılar…[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Ben bir iki gün bekledim. Yaklaşımları görmek için. Ve iki şey gördüm: Red ve Takiye![/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Kızacaksınız ama ben de, o ayeti (Maide 51. ayet) Özkök’ün eleştirilerine konu olacak şekilde anlayıp aktaranlara kızıyorum. Yani “Özkök haklı!” diyorum.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Fakat geleneksel İslam anlayışı içinden gelip o ayeti başka türlü anlamak da zor. Risale-i Nur’un yaklaşımını kavrayamamış bir müslümanın ‘evet ben bunu anlıyorum” demesi de takiyye olur.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Çünkü gerçekten Bu asrın başına kadar gelen tüm yaklaşımlarda Hıristiyan aynı zamanda “kafir” olarak addedilmiş. Kur’an’ın Ehli Kitap’a yönelik sayısız hüsnü zan ve muamele içeren ayetleri görmezlikten gelinmiştir…[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Uzun birr tarih boyunca ‘kafir düşman’ konumundaki Hıristiyan’ı bir çırpıda değişik bir konumda görmenin zaten imkanı yoktur.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Dolayısıyla Özkök’e kızanları da ‘yani başka ayet mi yok canım, niye böyle ayetleri kapılara asıyorlar’ deyip aslında takiye yapanları da ‘samimi’ buluyorum.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Çünkü kızanlar şöyle diyorlar: “Madem ki bu ayet bizi Yahudi ve Hıristiyanlardan men ediyor. Öyleyse tersini söylemek kesinlikle yanlıştır. Bunu eleştiren Özkök de zaten misyonerlerden yana tavır alıyor”[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Diğerleri ise, “Evet bir Müslüman asla Yahudi ve Hıristiyan’la dost olmamalı ama şimdi bunu söylemenin ne alemi var canım” der gibidir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Peki bu ayetten ne anlayacağız? Yani onları dost edinebilir miyiz?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Ben bir şey demiyeyim. Buyurun Said Nursi’yi dinleyelim (sadeleştirilmiş olarak):[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Soru: Kur’an bizi Yahudi ve Nasara ile dostluktan men ediyor. “Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin” diyor. Siz nasıl bize dost olunuz dersiniz?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Cevap: Birincisi; Bu ayetin sizi onlarla dostluktan men ettiğine deliliniz nedir. Böyle bir yargıya varmak için bir kere deliliniz kesin ve sağlam olması yani başka bir şekilde yorum yapabilmeye imkân vermemesi gerekir. Hâlbuki bu ayet yoruma açıktır. Çünkü Kur’an’ın bu noktadaki yasağı amm (kuşatıcı ve başka türlü anlamalara asla fırsat vermeyecek kadar genel ve kesin) değildir, mutlaktır (yorum yapmak için açık kapı bırakmaktadır). Bu gibi meselelerde zaman en büyük müfessirdir, en büyük izah edicidir. Eğer zaman konuyla ilgili kaydını düşmüşse ona itiraz edilmez. (Zaman da gösterdi ki onlarla dost olunabilir)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Hem sonra, bir hükme kaynaklık eden kelimenin, diğer kök ve türevleri de o yasağı gösteriyor olması lazım. Başka türlü anlamaya fırsat vermemek açısından. Oysa bu ayet, pekala sınırlılık içeriyor. Dolayısıyla bu ayetteki yasak, “dini hayatınızı onlara benzetmeyin” anlamınadır. İbadetlerinizi onların ayin ve ritüellerine benzetmeyin demektir…[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Hem zaten bir insan zatından dolayı sevilmez. Aksine ondaki vasıflar ve sanatından dolayı sevilir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Öyleyse her bir müslümanın her bir sıfatının müslümanca olması gerekmediği gibi, her kâfirin de her hareketinin, her sıfat ve sanatının kâfirce olması gerekmez. Ve olmaz da. Dolayısıyla bir kâfirin müslümanca bir sıfatı veya sanatı pekala sevilebilir ve sevilmelidir. Öyleyse o kâfirin, o sıfat veya sanatını sevmek ve ondan yararlanmak neden caiz olmasın? Hıristiyan veya Yahudi bir karın olsa elbette seveceksin…[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]ikincisi: Asrı saadet döneminde büyük bir dini inkılap oldu. Bu inkılap, bütün zihinleri dine yöneltti. Sevmenin ve düşman olmanın referansı din oldu. Dolayısıyla o dönemde bir müslümanın bir Yahudi’ye veya bir Hıristiyan’a muhabbet duymasında nifak kokusu vardı.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Fakat şu anda, âlemde yaşanmakta olan inkılab bambaşka bir inkılabtır; medeni ve dünyevidir. Bu çağın referansı din değil, insan hakları ve onurudur. Şimdi, bütün zihinleri ve akıllarrı meşgul eden, kontrolüne alan şey, medeniyet, terakki ve dünyadır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Yahudi ve Hristiyan da dahil zaten artık kimse diniyle tam bağlı değildir. Çünkü onlar için de din referens olmaktan çıktı. Maksatları dinlerine hizmetten çok dünyevi çıkar ve terakkidir. Dolayısıyla onlarla dost olmamız, medeniyet ve gelişmişlikleri münasebetiyledir. Dostluğumuz, gelişmelerinden yararlanmak, medeniyetlerine dahil olmak ve dünya mutluluğunun esası olan asayişi muhafaza etmektir. İşte böyle bir dostluk asla Kur’an’ın yasakları kapsamına girmez…[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Soru: Bazı Jön Türkler “Hristiyana kafir demeyiniz” diyorlar. Kâfir olana neden kâfir demeyelim?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Cevap: Kör olana “Hey kör” demediğimiz gibi… Çünkü bu bir eziyettir. Eziyetin her türlüsünü Kur’an yasaklar.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Hz. Peygamber “Kim bir zımmiye, (İslamla barışık Yahudi ve Hıristiyan’a) eziyet ederse ben onun düşmanıyım. Kıyamette onunla hesaplaşırım” demiyor mu?[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]İkincisi: Kâfirin iki anlamı vardır. Birinci ve en çok bilinen anlamı; bir Yaratıcının varlığını red edendir. Bu anlamda, ne Yahudi’ye ne de Hıristiyan’a kafir deme hakkımız vardır.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Kâfirin ikinci anlamı “Son peygamber Hz. Muhammed’i (asv) ve İslamiyeti red eden”dir. Bu anlamda onlara kâfir diyebiliriz. Onlar da bundan rahatsız olmazlar. Fakat, bu kelime bizim dilimizde daha çok birinci anlamıyla kullanıldığından, bu da bir tür eziyet sayılır. Hem sonra, inanç dairesiyle dünyevi ilişkiler dairesini birbiriyle karıştırmamak gerektir. Jön Türklerin maksadı da bu olsa gerektir. (Münazarat, 1960.s. 26-28)[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Bir zamanlar da “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirdir” ayeti böyle siyasi içeriklerle kullanılıyordu.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred]Türkiye, o vartayı da yine Bediuzzaman’ın, ayetteki “hüküm” kelimesini “tasdik” olarak anlamak gerektiği şeklindeki yorumuyla aşabildi…[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][COLOR=darkred][B][SIZE=1]Mehmet Ali BULUT[/SIZE][/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bediüzzaman Farkı
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst