Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 161721" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod</strong></p><p></p><p><span style="color: Red"><u><strong><span style="font-size: 12px">Mucize ve i’câzın sözlük ve terim anlamı</span></strong></u></span></p><p></p><p> Rağıb el-İsfahanî, el-Müfredât isimli eserinde şöyle demektedir: “Acz” kelimesi “Aczü’l-insan (insanın arkası)” teriminden alınmıştır. Acz kelimesi başka varlıklar için kullanıldığında hep insanın bu yönüne benzetilerek kullanılmaktadır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde bu kelimenin çoğulu olan "A'cez" kelimesini kullanmaktadır: <span style="color: Blue">"Keennehum a'câzu nahlin münkairin “O rüzgâr onları sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu”</span> 1</p><p></p><p> </p><p> “Acz” aslında bir şeyden geri kalmak ve bir işe uluşamamak demektir. Dübur kelimesi açıklanırken de bu noktaya temas edilmiştir. Halk arasında, bir şeyi yerine getirmeye gücü yetmemek olarak örf haline gelmiştir. <strong> Acz, kudretin zıttıdır.</strong> Kur’ân-ı Kerimde <span style="color: Blue">"A'ceztü en ekûne" olamadım mı?"</span> 2 âyetinde de kullanılmıştır. Arapça’da, <strong>“A’ceztü fülanen”, “Aceztühü”, “Cealtühü acizen”</strong> deyimleri de kullanılır. Yaşlı kadınlar için “Acûz” ifadesinin kullanılması bir çok işten aciz bulunmasından dolayıdır. </p><p></p><p></p><p> Terim olarak “mu’cize” ise, peygamberlik iddiasiyle birlikte vukua gelen, benzerini getirmek mümkün olmayan harikulade olay demektir. Mu’cize, Allah’ın peygamberlik iddia eden kimseyi doğrulamak için onun eliyle meydana getirdiği bir delildir. </p><p></p><p></p><p> Bediüzzaman’ın mu’cizeye getirdiği tanım da bu anlamdadır. O bu konuda şöyle demektedir: <span style="color: Blue">“Mu’cize ise, Halık-ı Kâinat tarafından onun dâvâsına bir tasdiktir; ‘Sadakte (kulum doğru söyledi ona itaat edin) hükmüne geçer” </span><strong>Bediüzzaman mu’cizenin, inkârcıları ikna amacıyla peygamberlik iddiasını tasdik için geldiğini, yoksa onları imana zorlamak için olmadığını belirtir.</strong> Bu çok ince bir işaret olup, onun genel olarak İslâma, özel olarak mu’cizeye olan yaklaşımında kullandığı metodunu yansıtmaktadır. Bediüzzaman, bu ölçüyü Kur’ân’dan almış ve bütün risalelerinde harfi harfine uygulamıştır. </p><p></p><p></p><p></p><p> <strong><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><u>Kur’ân-ı Kerimin mu’cizeliğini isbat metodu</u></span></span></strong></p><p></p><p> Bediüzzaman, tıpkı el-Cürcânî, ez-Zamehşerî ve es-Sekkâkî’nin belirttikleri gibi Kur’ân’ın mu’cize oluşunun üç yolla bilinebiliceğine işaret eder. Bu yollardan </p><p></p><p><strong>birincisi,</strong> Kur’ân’ın hayret uyandırıcı belağatiyle Arapların üzerine bir güneş gibi doğması ve kendilerinin ona karşı muaraza edememeleri. </p><p><strong>İkincisi,</strong> binlerce ehl-i ilim ve tetkikin, onun beşer sözlerinde birarada bulunması mümkün olmayan meziyet, güzellik ve hakikatleri topladığına ilişkin şehadetleri. </p><p><strong>Üçüncüsü:</strong>-Cahız’ın belirttiği gibi-peygamberlik iddiasını çürütmeye şiddetle muhtaç oldukları halde Arap fesahat ve belağatçılarının ona muaraza etmeye yanaşmamaları. </p><p></p><p> Bediüzzaman, Kur’ân’ın mu’cizeliğini isbat konusunda risalelerinin birçok yerinde bu yolları zikretmiş ve şunu ilave etmiştir: <span style="color: Blue">“Kur’ân’ın, kendisini her cihetten inceleyen binlerce âlimlerin ihtimamlarına mazhar olması, onun bir mu’cize-i İlâhiye olduğuna kesin bir delildir.”</span> O, Kur’ân’ın mu’cize oluşunu şu sözleriyle belirtmektedir: <span style="color: Blue">“Bil ki: Kur’ân’ın i’câzı onu tahriften muhafaza etmiştir. Hiçbir müfessir, müellif, mütercim veya muharrifin sözleri, sair semâvî kitaplarla karışıp onları muharref kıldıkları gibi âyetlerle karışamıyor ve onların kisvesine bürünemiyor.” </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> <u><strong><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red">Sarfa yoluyla i’câz konusundaki görüşü </span></span></strong></u></p><p><u><strong><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></strong></u></p><p> Bediüzzaman, bazı mu’tezilî ve şiî âlimlerin iddia ettikleri gibi, Kur’ân-ı Kerimin mu’cizeliğinin sarfa yoluyla olduğunu kabul etmez. Sarfa konusunda en doğuru yaklaşımın Cürcânî, Zemahşerî ve Sekkakî’nin görüşü olduğunu belirtir. O da, <span style="color: Purple"><strong>“Beşer kudretinin Kur’ân’ın yüksek nazmının derecesine ulaşamadığı”</strong> </span>gerçeğidir. Bediüzzaman, bazı âlimlerin, Kur’ân’a bir kelimeyle olsun muaraza edilememesinin sebebi, Allah’ın insanlara bu imkânı vermemesi ve bundan çevirmesinden dolayıdır, şeklindeki sözlerine değinerek şöyle değerlendirir: <strong><span style="color: Purple">“Kur’ân’ın i’câzının sarfa yoluyla olması ise mercuh (zayıf) bir görüştür.”</span></strong> Bediüzzaman, âlimlerin büyük çoğunluğunun görüşünü tercih eder. O da şudur: <strong><span style="color: Purple">“Kur’ân’daki letaif-i belağat ve mezaya-yı meanî, kudret-i beşerin fevkindedir. (...) Çünkü, Kur’ân-ı Hakîmin cümleleri, kelimeleri birbirine bakar. Bazı olur ki, bir kelime on yere bakar; onda, on nükte-i belağat, on münasebet bulunuyor.” </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong></p><p> <strong><u><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red">Meydan okuma safhaları </span></span></u></strong></p><p><strong><u><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></u></strong></p><p> Bediüzzaman, Kur’ân’ın benzerini getirme konusunda insanlara meydan okuma merhalelerini açıklar, bir eserinde bu merhaleleri dokuza çıkarırken, başka bir eserinde sekiz merhaleyi belirtmekle yetinir. Bu merhaleler şunlardır: </p><p></p><p> 1) Şu Kur’ân’ın, Muhammedü’l-Emîn gibi bir ümmîden nazîrinin getirilmesi. </p><p></p><p> 2) O zat ümmî olmasın, gayet âlim ve kâtib olsun. </p><p></p><p> 3) Bir kişi bunu yapamıyorsa, bir tek zat olmasın, hepiniz birleşiniz de öylece getirmeye çalışınız. </p><p></p><p> 4) Bunu da yapamayacaksanız, eskiden yazılmış belîğ eserlerden de istifade edip, hatta gelecekleri de yardıma çağırıp, Kur’ân’ın nazîrini gösteriniz, yapınız. </p><p></p><p> 5) Eğer bunu da yapamıyorsanız, Kur’ân’ın yalnız on sûresinin nazîrini getiriniz. </p><p></p><p> 6) Eğer bunu da yapamıyorsanız, haydi hikayelerden, asılsız kıssalardan terkib ediniz. </p><p></p><p> 7) Bunu da yapamıyorsanız, kısa bir tek sûresinin nazirini getiriniz. </p><p></p><p>8 ) Yoksa, din, can, mal ve iyalleriniz, dünyada da ahirette de tehlikeye düşecekler. </p><p></p><p> Daha önce de belirttiğimiz gibi başka bir eserinde bu sekiz merhaleye bir merhale daha ekler. Buradaki yedinci maddeyi ikiye ayırır: Önce uzun bir sûrenin benzerini getirmeyi istemekle meydana okuma, sonra da kısa bir sûrenin benzerini getirmeyi istemekle meydan okuma. </p><p></p><p></p><p> İşârâtü’l-İ’câz isimli eserinde de bu merhalelerin dokuz olduğunu belirtir. Fakat oradaki taksimi buradakinden birazcık farklılık gösterir.<strong> Şöyle ki: </strong></p><p></p><p></p><p><strong>Birinci merhalede,</strong> meydan okumanın yüksek nazmının yanısıra, </p><p> ihtiva ettiği hakikatler, ilimler ve gaybî haberleriyle ümmi bir zattan getirilecek bütün bir Kur’ân meydana getirmeye çağırıldığını belirtir. </p><p><strong>İkinci merhalede,</strong> uydurma sözlerle de olsa Kur’ân gibi bir kitabın getirilmesinin istenildiğini zikreder. </p><p> Bu durumda zamir daha önce on sûreye gönderilirken burada ise, “Hakaik”a gönderilir. </p><p><strong>Sonra </strong>herhangi bir sûreyi, okuma yazma bilmeyen bir insandan getiremiyorlarsa, haydi bunu mâhir bir âlim yapsın, der. Bütün cin ve insanlardan yardım istemeyi ayrı bir merhaleye koyar. </p><p><strong>Dokuzuncu merhalede</strong> ise şöyle der: “Bizim şahitlerimiz yoktur, eğer muarazaya girişsek, bizi destekleyecek kimse yoktur’ diye gösterdikleri o bahaneyi de defetmek için, <span style="color: Blue">‘Şühedanıza da müsaade edilmiştir. Onları da çağırın, size yardım etsinler” </span></p><p></p><p></p><p> Bu merhaleler arasında büyük bir iç içelik göze çarpmaktadır. Bediüzzaman’ı bu merhaleleri böylesine detaylı bir biçimde açıklamaya sevkeden sır, <strong>Kur’ân’ın mu’cize olduğu fikrini insanların, özellikle de muasırlarının ruhlarına derinlemesine nakşetmek ve Kur’ân’a muaraza edemeyip kılınçla mukabeleye mecbur kalan kimselerin ne derece aciz olduklarını ortaya koymaktır.</strong> Diğer âlimler ise, sadece Kur’ân’ın saraheten belirttiği dört veya beş merhaleyi zikretmekle yetinmişlerdir. </p><p></p><p></p><p><span style="color: Red"><strong>Devam edecek...</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 161721, member: 27"] [b]Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod[/b] [COLOR=Red][U][B][SIZE=3]Mucize ve i’câzın sözlük ve terim anlamı[/SIZE][/B][/U][/COLOR] Rağıb el-İsfahanî, el-Müfredât isimli eserinde şöyle demektedir: “Acz” kelimesi “Aczü’l-insan (insanın arkası)” teriminden alınmıştır. Acz kelimesi başka varlıklar için kullanıldığında hep insanın bu yönüne benzetilerek kullanılmaktadır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde bu kelimenin çoğulu olan "A'cez" kelimesini kullanmaktadır: [COLOR=Blue]"Keennehum a'câzu nahlin münkairin “O rüzgâr onları sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu”[/COLOR] 1 “Acz” aslında bir şeyden geri kalmak ve bir işe uluşamamak demektir. Dübur kelimesi açıklanırken de bu noktaya temas edilmiştir. Halk arasında, bir şeyi yerine getirmeye gücü yetmemek olarak örf haline gelmiştir. [B] Acz, kudretin zıttıdır.[/B] Kur’ân-ı Kerimde [COLOR=Blue]"A'ceztü en ekûne" olamadım mı?"[/COLOR] 2 âyetinde de kullanılmıştır. Arapça’da, [B]“A’ceztü fülanen”, “Aceztühü”, “Cealtühü acizen”[/B] deyimleri de kullanılır. Yaşlı kadınlar için “Acûz” ifadesinin kullanılması bir çok işten aciz bulunmasından dolayıdır. Terim olarak “mu’cize” ise, peygamberlik iddiasiyle birlikte vukua gelen, benzerini getirmek mümkün olmayan harikulade olay demektir. Mu’cize, Allah’ın peygamberlik iddia eden kimseyi doğrulamak için onun eliyle meydana getirdiği bir delildir. Bediüzzaman’ın mu’cizeye getirdiği tanım da bu anlamdadır. O bu konuda şöyle demektedir: [COLOR=Blue]“Mu’cize ise, Halık-ı Kâinat tarafından onun dâvâsına bir tasdiktir; ‘Sadakte (kulum doğru söyledi ona itaat edin) hükmüne geçer” [/COLOR][B]Bediüzzaman mu’cizenin, inkârcıları ikna amacıyla peygamberlik iddiasını tasdik için geldiğini, yoksa onları imana zorlamak için olmadığını belirtir.[/B] Bu çok ince bir işaret olup, onun genel olarak İslâma, özel olarak mu’cizeye olan yaklaşımında kullandığı metodunu yansıtmaktadır. Bediüzzaman, bu ölçüyü Kur’ân’dan almış ve bütün risalelerinde harfi harfine uygulamıştır. [B][SIZE=3][COLOR=Red][U]Kur’ân-ı Kerimin mu’cizeliğini isbat metodu[/U][/COLOR][/SIZE][/B] Bediüzzaman, tıpkı el-Cürcânî, ez-Zamehşerî ve es-Sekkâkî’nin belirttikleri gibi Kur’ân’ın mu’cize oluşunun üç yolla bilinebiliceğine işaret eder. Bu yollardan [B]birincisi,[/B] Kur’ân’ın hayret uyandırıcı belağatiyle Arapların üzerine bir güneş gibi doğması ve kendilerinin ona karşı muaraza edememeleri. [B]İkincisi,[/B] binlerce ehl-i ilim ve tetkikin, onun beşer sözlerinde birarada bulunması mümkün olmayan meziyet, güzellik ve hakikatleri topladığına ilişkin şehadetleri. [B]Üçüncüsü:[/B]-Cahız’ın belirttiği gibi-peygamberlik iddiasını çürütmeye şiddetle muhtaç oldukları halde Arap fesahat ve belağatçılarının ona muaraza etmeye yanaşmamaları. Bediüzzaman, Kur’ân’ın mu’cizeliğini isbat konusunda risalelerinin birçok yerinde bu yolları zikretmiş ve şunu ilave etmiştir: [COLOR=Blue]“Kur’ân’ın, kendisini her cihetten inceleyen binlerce âlimlerin ihtimamlarına mazhar olması, onun bir mu’cize-i İlâhiye olduğuna kesin bir delildir.”[/COLOR] O, Kur’ân’ın mu’cize oluşunu şu sözleriyle belirtmektedir: [COLOR=Blue]“Bil ki: Kur’ân’ın i’câzı onu tahriften muhafaza etmiştir. Hiçbir müfessir, müellif, mütercim veya muharrifin sözleri, sair semâvî kitaplarla karışıp onları muharref kıldıkları gibi âyetlerle karışamıyor ve onların kisvesine bürünemiyor.” [/COLOR] [COLOR=Blue] [/COLOR] [U][B][SIZE=3][COLOR=Red]Sarfa yoluyla i’câz konusundaki görüşü [/COLOR][/SIZE][/B][/U] Bediüzzaman, bazı mu’tezilî ve şiî âlimlerin iddia ettikleri gibi, Kur’ân-ı Kerimin mu’cizeliğinin sarfa yoluyla olduğunu kabul etmez. Sarfa konusunda en doğuru yaklaşımın Cürcânî, Zemahşerî ve Sekkakî’nin görüşü olduğunu belirtir. O da, [COLOR=Purple][B]“Beşer kudretinin Kur’ân’ın yüksek nazmının derecesine ulaşamadığı”[/B] [/COLOR]gerçeğidir. Bediüzzaman, bazı âlimlerin, Kur’ân’a bir kelimeyle olsun muaraza edilememesinin sebebi, Allah’ın insanlara bu imkânı vermemesi ve bundan çevirmesinden dolayıdır, şeklindeki sözlerine değinerek şöyle değerlendirir: [B][COLOR=Purple]“Kur’ân’ın i’câzının sarfa yoluyla olması ise mercuh (zayıf) bir görüştür.”[/COLOR][/B] Bediüzzaman, âlimlerin büyük çoğunluğunun görüşünü tercih eder. O da şudur: [B][COLOR=Purple]“Kur’ân’daki letaif-i belağat ve mezaya-yı meanî, kudret-i beşerin fevkindedir. (...) Çünkü, Kur’ân-ı Hakîmin cümleleri, kelimeleri birbirine bakar. Bazı olur ki, bir kelime on yere bakar; onda, on nükte-i belağat, on münasebet bulunuyor.” [/COLOR][/B] [B][COLOR=Purple] [/COLOR][/B] [B][U][SIZE=3][COLOR=Red]Meydan okuma safhaları [/COLOR][/SIZE][/U][/B] Bediüzzaman, Kur’ân’ın benzerini getirme konusunda insanlara meydan okuma merhalelerini açıklar, bir eserinde bu merhaleleri dokuza çıkarırken, başka bir eserinde sekiz merhaleyi belirtmekle yetinir. Bu merhaleler şunlardır: 1) Şu Kur’ân’ın, Muhammedü’l-Emîn gibi bir ümmîden nazîrinin getirilmesi. 2) O zat ümmî olmasın, gayet âlim ve kâtib olsun. 3) Bir kişi bunu yapamıyorsa, bir tek zat olmasın, hepiniz birleşiniz de öylece getirmeye çalışınız. 4) Bunu da yapamayacaksanız, eskiden yazılmış belîğ eserlerden de istifade edip, hatta gelecekleri de yardıma çağırıp, Kur’ân’ın nazîrini gösteriniz, yapınız. 5) Eğer bunu da yapamıyorsanız, Kur’ân’ın yalnız on sûresinin nazîrini getiriniz. 6) Eğer bunu da yapamıyorsanız, haydi hikayelerden, asılsız kıssalardan terkib ediniz. 7) Bunu da yapamıyorsanız, kısa bir tek sûresinin nazirini getiriniz. 8 ) Yoksa, din, can, mal ve iyalleriniz, dünyada da ahirette de tehlikeye düşecekler. Daha önce de belirttiğimiz gibi başka bir eserinde bu sekiz merhaleye bir merhale daha ekler. Buradaki yedinci maddeyi ikiye ayırır: Önce uzun bir sûrenin benzerini getirmeyi istemekle meydana okuma, sonra da kısa bir sûrenin benzerini getirmeyi istemekle meydan okuma. İşârâtü’l-İ’câz isimli eserinde de bu merhalelerin dokuz olduğunu belirtir. Fakat oradaki taksimi buradakinden birazcık farklılık gösterir.[B] Şöyle ki: [/B] [B]Birinci merhalede,[/B] meydan okumanın yüksek nazmının yanısıra, ihtiva ettiği hakikatler, ilimler ve gaybî haberleriyle ümmi bir zattan getirilecek bütün bir Kur’ân meydana getirmeye çağırıldığını belirtir. [B]İkinci merhalede,[/B] uydurma sözlerle de olsa Kur’ân gibi bir kitabın getirilmesinin istenildiğini zikreder. Bu durumda zamir daha önce on sûreye gönderilirken burada ise, “Hakaik”a gönderilir. [B]Sonra [/B]herhangi bir sûreyi, okuma yazma bilmeyen bir insandan getiremiyorlarsa, haydi bunu mâhir bir âlim yapsın, der. Bütün cin ve insanlardan yardım istemeyi ayrı bir merhaleye koyar. [B]Dokuzuncu merhalede[/B] ise şöyle der: “Bizim şahitlerimiz yoktur, eğer muarazaya girişsek, bizi destekleyecek kimse yoktur’ diye gösterdikleri o bahaneyi de defetmek için, [COLOR=Blue]‘Şühedanıza da müsaade edilmiştir. Onları da çağırın, size yardım etsinler” [/COLOR] Bu merhaleler arasında büyük bir iç içelik göze çarpmaktadır. Bediüzzaman’ı bu merhaleleri böylesine detaylı bir biçimde açıklamaya sevkeden sır, [B]Kur’ân’ın mu’cize olduğu fikrini insanların, özellikle de muasırlarının ruhlarına derinlemesine nakşetmek ve Kur’ân’a muaraza edemeyip kılınçla mukabeleye mecbur kalan kimselerin ne derece aciz olduklarını ortaya koymaktır.[/B] Diğer âlimler ise, sadece Kur’ân’ın saraheten belirttiği dört veya beş merhaleyi zikretmekle yetinmişlerdir. [COLOR=Red][B]Devam edecek...[/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst