Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 161879" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod</strong></p><p></p><p><span style="color: Red"><u><strong><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman’a göre Kur’ân’ın i’câz yönleri </span></strong></u></span></p><p><span style="color: Red"><u><strong><span style="font-size: 12px"></span></strong></u></span></p><p><span style="color: Red"><u><strong><span style="font-size: 12px"></span></strong></u></span></p><p><span style="color: Red"><u><strong><span style="font-size: 12px"></span></strong></u></span> Bediüzzaman Kur’ân’ın i’câz yönlerini açıklarken bir tek görüşle yetinmemiş, </p><p> aksine sayısız vecihlere işaret etmiştir. </p><p> Kur’ân-ı Kerimin her bir asırdaki bütün insan tabakaları için mu’cize olduğunu belirtmiştir. </p><p> Bazı eserlerinde sadece “nazm” denilen bir tek vecih üzerinde durur. </p><p> Bazen, Kur’ân’ın yedi küllî vecihle mu’cize olduğunu ifade eder. </p><p> Bazen on küllî vecihten söz eder. </p><p> Pek çok defa da, insanların değişik tabakalarına göre kırk vecih i’câz yönünün bulunduğunu belirtir. </p><p> Kur’ân’ın, i’câzını muhtelif meşreb sahiplerine gösterdiğini, </p><p> her bir meşrebin diğeri tarafından farkedilemeyen bir i’câz yönünü gördüğünü söyler. </p><p></p><p></p><p>Bediüzzaman’a göre bunda garipsenecek hiçbir şey yoktur. <strong>Çünkü Kur’ân,</strong> maden-i mu’cizat, Nübuvvet-i Ahmediyyeyi ve vahdaniyyet-i İlâhiyyeyi tam olarak isbat eden mu’cize-i kübradır. </p><p></p><p></p><p> Bediüzzaman, Hz. Peygamber ile Kur’ân arasındaki ilişkiden hareketle de, Kur’ân’ın mu’cize oluşunu isbat ederek şöyle der: <span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue">“Nasıl ki, Kur’ân bütün mu’cizat ve hakaıkiyle Hz. Muhammed’in (a.s.m) bir mu’cizesidir, Hz. Muhammed (a.s.m) de bütün mu’cizeleri, delail-i nübuvveti ve kemâlât-ı ilmiyesiyle Kur’ân-ı Kerimin bir mu’cizesi ve onun Rabbü’l-Âlemîn’in kelamı olduğuna bir hüccet-i katıasıdır.”</span></p><p></p><p><span style="color: Blue">“Kur’ân, nübüvveti i’câz ile, i’câzı tahaddi ile, tahaddiyi ise onların sükutuyla isbat etti...” </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> <strong>Ben, Bediüzzaman’ın pek çok eserlerinde zikrettiği i’câz vecihlerini, verdiği sayılarla bağlı kalmaksızın ve görebildiğim ölçüde açıklayacağım.</strong></p><p> </p><p></p><p></p><p> <u><strong><span style="color: Red">Birinci vecih:</span></strong></u> <strong><span style="color: Red">Kur’ân nazmının mucizeliği </span></strong></p><p><strong><span style="color: Red"></span></strong></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Bediüzzaman’a göre Kur’ân nazmının mu’cize oluşuna dair bir giriş: </span></strong></p><p> Bediüzzaman, Kur’ân nazmının mu’cize olduğunu açıklamaya başlamadan önce, kelâm-ı belîğin önemli özelliklerini ihtiva eden on iki meseleden meydana gelen bir mukaddimeye yer vermiştir. Çünkü Bediüzzaman bu meselelerin İ’câzü’l-Kur’ân konusunda en önemli yönü teşkil ettiği kanaatındadır. Bu mukaddimeyi özet olarak zikredeceğim. <strong>Daha detaylı bilgi için dileyen kaynağına başvurabilir. </strong></p><p></p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Birincisi:</span></strong> Kelamın nazmı, efkâr ve hissiyatın tabii mecrası, belağat nakışlarının da menşeidir. Kâinat, yaratıcı tarafından fesîh ve belîğ yaratıldığı gibi, sûretlerinden her biri de bir kudret mu’cizesidir. <strong>İşte, kelâm da vakıaya tıpatıp uygunluk arzettiğinde ve sözün nazmı, âlemin nizamına mutabakat gösterdiğinde, bütün yönleriyle tam bir cezâlet kazanır. </strong></p><p><strong></strong></p><p><strong><span style="color: DarkRed">İkincisi:</span></strong> Sihr-i beyânî, belîğ teşbihleri ve tasvirleriyle hakîkata mebnîdir.</p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Üçüncüsü:</span></strong> Kelâmın cemâl ve kemâlı üslûbuyladır. Üslûb ise, hakâikin sûreti ve eşya arasındaki münasebet sırrına dayanan istiare-i temsîliyyeden alınan kalıb-ı mehanîdir. Temsîl üslubunun faydası, ince mânâları ve derin kökleri dinleyiciye ulaştırmaktır. Üslûb çeşitliliği ve renkliliğinin hikmeti, kalbin köşelerinde durgun mânâları uyandırmaktır. </p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Dördüncüsü:</span></strong> Kelâm-ı belîğin, nazmının kayıt ve heyetleri birbiriyle uyumludur, herbiri diğerinin elinden tutar ve birbirini destekler. </p><p></p><p> <span style="color: DarkRed"><strong>Beşincisi:</strong></span> Nazm-ı kelâmın, keyfiyetleri, heyetleri ve müstetbeatı, hedef ve maksadın levazımına, tevabi’ ve furuuna remizde bulunur. Tıpkı kelamın aslı bunlara işaret ettiği gibi. Bu da kelâmın zenginlik, servet ve genişliğine delildir. </p><p></p><p> <span style="color: DarkRed"><strong>Altıncısı:</strong></span> Belîğin şe’ni, kelâmın sarihiyle, garaza taalluk edeni, makamın gerektirdiğini, muhatabın istediğini ifade etmesi, sonra da bu kalıba döktüğü mânâda, mânânın diğer tabakalarına işaret eden delillere yer vermesidir. Çünkü, tehassür, teessüf, iştiyak, temeddüh, hitap, işaret, teellüm, tahayyür, taaccüb ve tefahur gibi öylesine ince mânâlar vardır ki, onları ifade edecek husûsi lafızlar bulunmamaktadır. </p><p></p><p> <span style="color: DarkRed"><strong>Yedincisi:</strong></span> Üslub, hayale-teşbih ve tasvîr-mebni olduğunda eksen olarak hakikati alması lâzım. Çünkü nahvin felsefesi bu kabildendir. </p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Sekizincisi:</span></strong> Mânâları teaddüd eden “Bâ”, “Min”, “İlâ” gibi harflerin asıl mânâsı tektir ve bu aslî mânâ ondan ayrılmaz, fakat makam ve maksada göre bazen tâlî bir mânâ teşerrüb eder ve o mânâyı içine çeker. </p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Dokuzuncusu:</span></strong> Belâğatın en yüksek mertebesi, mütekellimin aynı anda, herbiri kardeşleriyle omuz omuza vererek en büyük nakş-ı a’zama doğru müteselsilen uzanan bir nakşı izhar eden cümlelerin müvazenesi ve kelime kayıtlarının münasebetlerini muhafaza ve müraat etmektir. Böylece, sanki mütekellim birçok akılları da kendi aklına katarak istihdam etmiş gibi olsun. Yine, kelâmın yüksekliğinin bir başka sebebi de, makam ve maksada doğru sarkan maksatlara doğru teselsülen gitmesi ve tıpkı Hz. Musâ’nın kıssası gibi, birçok füru’ ve vücûhun istinbatına elverişli olmasıdır. </p><p></p><p> <span style="color: DarkRed"><strong>Onuncusu:</strong></span> Sözün selaseti, mânâ ve hissiyatın ya birbiriyle kaynaşıp birleşmesini veya muhtelif olmakla birlikte intizamlı olmasını gerektirir. Böylece merkez etraftan kuvvet alır. Maksadın belirlenip, unsurlarının bir noktada birbirini desteklemesi de kelâmın selasetinin gereğidir. </p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Onbirincisi:</span></strong> Sözün selameti, evhamı def’ ve şübehatı red için intizam etmesini gerektirir. </p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Onikincisi:</span></strong> Üslub üç çeşittir. </p><p><span style="color: Purple">Mücerred üslûb:</span> Bunun misali Seyyid Cürcânî’nin kitaplarıdır. </p><p><span style="color: Purple">Müzeyyen üslûb:</span> Delâilü’l-İ’câz ve Esraru’l-Belâğa gibi. </p><p><span style="color: Purple">Alî üslûb:</span> Bu üslûbun özelliği şiddet, kuvvet, heybet ve ulviyyettir. Bu üslubun münasib makamı, İlâhiyyat, Usûl ve hikmet konularıdır. Kur’ân gibi. </p><p></p><p></p><p> Bediüzzaman, İşârâtü’l-İ’câz isimli eserini Kur’ân’ın nazmî i’câzını ortaya koymaya tahsis etmiştir. Bu eseri yazmasındaki amacını şöyle dile getirir: <span style="color: Blue">“Şu İşârâtü’l-İ’câz adlı eserden maksadımız; Kur’ân’ın nazmına, lafzına ve ibaresine ait i’câz işaretlerini ve remizlerini beyan etmektir. Çünkü, i’câzın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder. Ve en parlak i’câz Kur’ân’ın nazmındaki nakışlardan ibarettir.” </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p></p><p> Nazm konusunda Bediüzzaman’ın görüşünü ele almadan önce, İmam Abdulkahir el-Cürcânî’nin Nazmu’l-Kur’ân konusundaki görüşünü sunmayı gerekli görüyorum. Çünkü Kur’ân’ın en önemli mu’cizelik yönü nazmıdır. Bediüzzaman da bu noktada Cürcanî’ye katılmakta ve bu nazariyesini oldukça övmektedir. Aynı şekilde, Zemahşerî’nin bu konudaki gayreterine de değineceğiz. </p><p></p><p></p><p></p><p> <span style="color: Red"><u><strong><span style="font-size: 12px">Cürcani’ye göre nazım nazariyesi </span></strong></u></span></p><p><span style="color: Red"><u><strong><span style="font-size: 12px"></span></strong></u></span></p><p> Cürcânî merhum şöyle der: </p><p></p><p><strong><span style="color: Purple">“Nazım, ancak kelamını nahv ilminin gerektirdiği biçimde ortaya koyman, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">sözkonusu ilmin kanun ve usullerine uygun davranman, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">belirlediği metodları bilip onlardan sapmaman, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">çizdiği prensipleri gözetip onlardan hiçbirini ihlal etmemendir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">Bize göre, nazımın nazmında gözetmesi gereken tek şey, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">her babın vecih ve farklarına bakmasıdır.” </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong></p><p>Cürcanî şöyle devam eder: </p><p></p><p><strong><span style="color: Purple">“İşte yol budur. </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">Hata olsun sevab olsun nazım ile ilgili ne varsa </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">hepsi nahivle ilgilidir ve bu ismin altına girer. </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">Ya söz, tam yerinde kullanılmıştır ve hakkı verilmiştir </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">veya bunun tersina davranılmış, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">yerinden saptırılmış ve </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">kullanılması gereken yerde kullanılmamıştır. </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">Nazmın sıhhatı veya fesadı ile nitelendirilmiş ya da, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">bir meziyet veya üstünlükle tavsif edilmiş bir söz yoktur ki,</span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"> o sıhhat ve fesadın, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">o meziyet ve üstünlüğün kaynağı nahv ilminin mânâ ve hükümlerine dayanmasın, </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">sözkonusu ilmin asıllarından birinin altına girmesin </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple">veya bablarından birine dahil olmasın... </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong><strong><span style="color: Purple"></span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong></p><p> Cürcanî’ye göre, istiare, kinaye, temsîl ve bütün çeşitleriyle mecaz, nazmın gereklerindendir. Nazım bunlardan meydana gelir ve bunlarla ayakta durur. Bunlardan biri ihlal edildiğinde, bu ihlalin sadece ona münhasır kalması ve konuya nahvin ahkamından birine taalluk etmemesi düşünülemez.<strong> Kur’ân, ancak nazmı ve uyumuyla mu’cize olmuştur. </strong></p><p><strong></strong></p><p></p><p> <strong>Cürcâniye göre kelamın unsurları üçtür:</strong> Lafız, mânâ ve nazm. <strong> Nazım için iki ameliye gerekir.</strong> <strong><span style="color: Purple">Birincisi:</span></strong> Manaların nefiste (zihinde) tertib edilmesi.<span style="color: Purple"> <strong>İkincisi:</strong></span> Lafızların nutukta tertib edilmesi. <strong>Bu nazariyede iki yön açıkça göze çarpıyor:</strong> Nefsî (zihnî, ruhî) yön ve fikrî yön. <strong><span style="color: DarkRed">Nefsî yön,</span></strong> okuyucunun kelam-ı belîği teemmül ve tefekkür ederken hissettiği tesirin derinliğinde ortaya çıkar. <span style="color: DarkRed"><strong>Fi</strong><strong>krî yön</strong></span> ise, bir açıdan mânâların birbiriyle olan alakasından, diğer açıdan mânâlarla lafızlar arasındaki ilişkide görülür. Bu ilişki de, sadece vaz’ itibariyle değil, bilakis hem vaz’ hem de tertib açısından bulunmalıdır. </p><p></p><p></p><p> <strong>Zemahşerî’ye gelince,</strong> bu nazariyeyi tefsirinde amelî ve tafsîlî bir biçimde uygulayarak onu netleştirme şerefi kendisine aittir. Bediüzzaman da, i’câz konusunda nazmın rolü üzerinde sıkıca durur ve der ki: <span style="color: Blue">“Belağat nakışlarının menşei, nazm-ı meanîdir, yoksa mütefalsıf lafızperestlerin yaptıkları gibi lafzın nazmı değildir. Onlarda hubb-u lafız öyle müzmin bir hastalık olmuş ki, Abdu’l-Kahir Cürcânî, Delâilü’l-İ’câz ve Esraru’l-Belağa’da onlara cevap vermeye mecbur olmuş ve yüzden fazla sahifeyi onlarla münazaraya tahsis etmiş” </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> Şu sözleriyle de bunu örneklendirir: <span style="color: Blue">“Nasıl ki, insanın başındaki gözbebeğini yerinde yerleştirmek, bütün cesedin münasebâtını ve vezaif-i acibesini ve gözün o vezaife karşı vaziyetini bilmekle olur.” </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> Abdulkahir ve Bediüzzaman, lafızların feshatını inkâr etmiyorlar. Bunun bu şekilde anlaşılması gerektiğine dikkat çekmek isteriz. <strong>Ancak onlara göre, bu lafızlara nazımdan hariç bir biçimde bakılmamalıdır. </strong></p><p><strong></strong></p><p></p><p> Bediüzzaman, Kur’ân’daki nazmın esrarını açıklamak için beyan ve meanî ilimlerine dayanmak konusunda Cürcânî ve Zemahşerî’nin görüşlerine katılır ve şöyle der: </p><p></p><p> <span style="color: Blue">“Kur’ân-ı Kerimin i’câzının esası, nazmının belağatındadır. </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue"> Nazmın belağatı da iki kısımdır:</span></p><p><span style="color: Blue"> Bir kısmı ziynet gibidir, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">diğer kısmı ise, libas gibidir. </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">Birinci kısmın beyanını, ilm-i beyan taahhüd etmiştir ki, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">gümüş taşlar arasına altın eritir gibi kelimeler arasında nahvî ve harfî mânâların yerleştirmektir. </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">İkincisini beyan etmeyi ise, ilm-i beyan taahhüd etmiştir ki, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue"> mânâların kametine göre üslubdan biçilmiş ve muntazam parçalardan dikilip def’aten ma’na,</span></p><p><span style="color: Blue"> kıssa veya maksada giydirilen kıymetli bir hulle ve alî bir libastır.” </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> Nazımdaki nefsî ve fikrî cihetlere dikkati çekerek şunları söyler: <span style="color: Blue">“Kelam-ı Belîğ, akıl ve vicdanın aynı anda kendisinden istifade ettiği sözdür. Öyle ki, akla girdiği anda vicdana da tekattur etsin. Bu iki vechi tekeffül eden ise temsildir. Nitekim, i’câz-ı Kur’ân’ı akseden en parlak ayna addedilmiştir.”</span>, </p><p></p><p><span style="color: Blue">“Onun esası da teşbihtir. </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">Teşbihin şe’ni de nefret, rağbet, meyelan, tenfir, kerahet, hayret veya heybet hissini tahrik etmesidir. </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">Bazen de ta’zim veya tahkîr, terğîb veya tenfîr, teşvîh veya tezyîn ya da taltîf... ilh. için olur. </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">Üslubun sûretine göre vicdan uyandırılır, his meyil veya nefretle tenbih edilir."</span></p><p></p><p></p><p><span style="color: Red"><strong>Devam edecek...</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 161879, member: 27"] [b]Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod[/b] [COLOR=Red][U][B][SIZE=3]Bediüzzaman’a göre Kur’ân’ın i’câz yönleri [/SIZE][/B][/U][/COLOR] [COLOR=Red][U][B][SIZE=3] [/SIZE][/B][/U][/COLOR] Bediüzzaman Kur’ân’ın i’câz yönlerini açıklarken bir tek görüşle yetinmemiş, aksine sayısız vecihlere işaret etmiştir. Kur’ân-ı Kerimin her bir asırdaki bütün insan tabakaları için mu’cize olduğunu belirtmiştir. Bazı eserlerinde sadece “nazm” denilen bir tek vecih üzerinde durur. Bazen, Kur’ân’ın yedi küllî vecihle mu’cize olduğunu ifade eder. Bazen on küllî vecihten söz eder. Pek çok defa da, insanların değişik tabakalarına göre kırk vecih i’câz yönünün bulunduğunu belirtir. Kur’ân’ın, i’câzını muhtelif meşreb sahiplerine gösterdiğini, her bir meşrebin diğeri tarafından farkedilemeyen bir i’câz yönünü gördüğünü söyler. Bediüzzaman’a göre bunda garipsenecek hiçbir şey yoktur. [B]Çünkü Kur’ân,[/B] maden-i mu’cizat, Nübuvvet-i Ahmediyyeyi ve vahdaniyyet-i İlâhiyyeyi tam olarak isbat eden mu’cize-i kübradır. Bediüzzaman, Hz. Peygamber ile Kur’ân arasındaki ilişkiden hareketle de, Kur’ân’ın mu’cize oluşunu isbat ederek şöyle der: [COLOR=Blue] [/COLOR] [COLOR=Blue]“Nasıl ki, Kur’ân bütün mu’cizat ve hakaıkiyle Hz. Muhammed’in (a.s.m) bir mu’cizesidir, Hz. Muhammed (a.s.m) de bütün mu’cizeleri, delail-i nübuvveti ve kemâlât-ı ilmiyesiyle Kur’ân-ı Kerimin bir mu’cizesi ve onun Rabbü’l-Âlemîn’in kelamı olduğuna bir hüccet-i katıasıdır.”[/COLOR] [COLOR=Blue]“Kur’ân, nübüvveti i’câz ile, i’câzı tahaddi ile, tahaddiyi ise onların sükutuyla isbat etti...” [/COLOR][COLOR=Blue] [/COLOR] [B]Ben, Bediüzzaman’ın pek çok eserlerinde zikrettiği i’câz vecihlerini, verdiği sayılarla bağlı kalmaksızın ve görebildiğim ölçüde açıklayacağım.[/B] [U][B][COLOR=Red]Birinci vecih:[/COLOR][/B][/U] [B][COLOR=Red]Kur’ân nazmının mucizeliği [/COLOR][/B] [B][COLOR=DarkRed]Bediüzzaman’a göre Kur’ân nazmının mu’cize oluşuna dair bir giriş: [/COLOR][/B] Bediüzzaman, Kur’ân nazmının mu’cize olduğunu açıklamaya başlamadan önce, kelâm-ı belîğin önemli özelliklerini ihtiva eden on iki meseleden meydana gelen bir mukaddimeye yer vermiştir. Çünkü Bediüzzaman bu meselelerin İ’câzü’l-Kur’ân konusunda en önemli yönü teşkil ettiği kanaatındadır. Bu mukaddimeyi özet olarak zikredeceğim. [B]Daha detaylı bilgi için dileyen kaynağına başvurabilir. [/B] [B][COLOR=DarkRed]Birincisi:[/COLOR][/B] Kelamın nazmı, efkâr ve hissiyatın tabii mecrası, belağat nakışlarının da menşeidir. Kâinat, yaratıcı tarafından fesîh ve belîğ yaratıldığı gibi, sûretlerinden her biri de bir kudret mu’cizesidir. [B]İşte, kelâm da vakıaya tıpatıp uygunluk arzettiğinde ve sözün nazmı, âlemin nizamına mutabakat gösterdiğinde, bütün yönleriyle tam bir cezâlet kazanır. [/B] [B][COLOR=DarkRed]İkincisi:[/COLOR][/B] Sihr-i beyânî, belîğ teşbihleri ve tasvirleriyle hakîkata mebnîdir. [B][COLOR=DarkRed]Üçüncüsü:[/COLOR][/B] Kelâmın cemâl ve kemâlı üslûbuyladır. Üslûb ise, hakâikin sûreti ve eşya arasındaki münasebet sırrına dayanan istiare-i temsîliyyeden alınan kalıb-ı mehanîdir. Temsîl üslubunun faydası, ince mânâları ve derin kökleri dinleyiciye ulaştırmaktır. Üslûb çeşitliliği ve renkliliğinin hikmeti, kalbin köşelerinde durgun mânâları uyandırmaktır. [B][COLOR=DarkRed]Dördüncüsü:[/COLOR][/B] Kelâm-ı belîğin, nazmının kayıt ve heyetleri birbiriyle uyumludur, herbiri diğerinin elinden tutar ve birbirini destekler. [COLOR=DarkRed][B]Beşincisi:[/B][/COLOR] Nazm-ı kelâmın, keyfiyetleri, heyetleri ve müstetbeatı, hedef ve maksadın levazımına, tevabi’ ve furuuna remizde bulunur. Tıpkı kelamın aslı bunlara işaret ettiği gibi. Bu da kelâmın zenginlik, servet ve genişliğine delildir. [COLOR=DarkRed][B]Altıncısı:[/B][/COLOR] Belîğin şe’ni, kelâmın sarihiyle, garaza taalluk edeni, makamın gerektirdiğini, muhatabın istediğini ifade etmesi, sonra da bu kalıba döktüğü mânâda, mânânın diğer tabakalarına işaret eden delillere yer vermesidir. Çünkü, tehassür, teessüf, iştiyak, temeddüh, hitap, işaret, teellüm, tahayyür, taaccüb ve tefahur gibi öylesine ince mânâlar vardır ki, onları ifade edecek husûsi lafızlar bulunmamaktadır. [COLOR=DarkRed][B]Yedincisi:[/B][/COLOR] Üslub, hayale-teşbih ve tasvîr-mebni olduğunda eksen olarak hakikati alması lâzım. Çünkü nahvin felsefesi bu kabildendir. [B][COLOR=DarkRed]Sekizincisi:[/COLOR][/B] Mânâları teaddüd eden “Bâ”, “Min”, “İlâ” gibi harflerin asıl mânâsı tektir ve bu aslî mânâ ondan ayrılmaz, fakat makam ve maksada göre bazen tâlî bir mânâ teşerrüb eder ve o mânâyı içine çeker. [B][COLOR=DarkRed]Dokuzuncusu:[/COLOR][/B] Belâğatın en yüksek mertebesi, mütekellimin aynı anda, herbiri kardeşleriyle omuz omuza vererek en büyük nakş-ı a’zama doğru müteselsilen uzanan bir nakşı izhar eden cümlelerin müvazenesi ve kelime kayıtlarının münasebetlerini muhafaza ve müraat etmektir. Böylece, sanki mütekellim birçok akılları da kendi aklına katarak istihdam etmiş gibi olsun. Yine, kelâmın yüksekliğinin bir başka sebebi de, makam ve maksada doğru sarkan maksatlara doğru teselsülen gitmesi ve tıpkı Hz. Musâ’nın kıssası gibi, birçok füru’ ve vücûhun istinbatına elverişli olmasıdır. [COLOR=DarkRed][B]Onuncusu:[/B][/COLOR] Sözün selaseti, mânâ ve hissiyatın ya birbiriyle kaynaşıp birleşmesini veya muhtelif olmakla birlikte intizamlı olmasını gerektirir. Böylece merkez etraftan kuvvet alır. Maksadın belirlenip, unsurlarının bir noktada birbirini desteklemesi de kelâmın selasetinin gereğidir. [B][COLOR=DarkRed]Onbirincisi:[/COLOR][/B] Sözün selameti, evhamı def’ ve şübehatı red için intizam etmesini gerektirir. [B][COLOR=DarkRed]Onikincisi:[/COLOR][/B] Üslub üç çeşittir. [COLOR=Purple]Mücerred üslûb:[/COLOR] Bunun misali Seyyid Cürcânî’nin kitaplarıdır. [COLOR=Purple]Müzeyyen üslûb:[/COLOR] Delâilü’l-İ’câz ve Esraru’l-Belâğa gibi. [COLOR=Purple]Alî üslûb:[/COLOR] Bu üslûbun özelliği şiddet, kuvvet, heybet ve ulviyyettir. Bu üslubun münasib makamı, İlâhiyyat, Usûl ve hikmet konularıdır. Kur’ân gibi. Bediüzzaman, İşârâtü’l-İ’câz isimli eserini Kur’ân’ın nazmî i’câzını ortaya koymaya tahsis etmiştir. Bu eseri yazmasındaki amacını şöyle dile getirir: [COLOR=Blue]“Şu İşârâtü’l-İ’câz adlı eserden maksadımız; Kur’ân’ın nazmına, lafzına ve ibaresine ait i’câz işaretlerini ve remizlerini beyan etmektir. Çünkü, i’câzın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder. Ve en parlak i’câz Kur’ân’ın nazmındaki nakışlardan ibarettir.” [/COLOR] Nazm konusunda Bediüzzaman’ın görüşünü ele almadan önce, İmam Abdulkahir el-Cürcânî’nin Nazmu’l-Kur’ân konusundaki görüşünü sunmayı gerekli görüyorum. Çünkü Kur’ân’ın en önemli mu’cizelik yönü nazmıdır. Bediüzzaman da bu noktada Cürcanî’ye katılmakta ve bu nazariyesini oldukça övmektedir. Aynı şekilde, Zemahşerî’nin bu konudaki gayreterine de değineceğiz. [COLOR=Red][U][B][SIZE=3]Cürcani’ye göre nazım nazariyesi [/SIZE][/B][/U][/COLOR] Cürcânî merhum şöyle der: [B][COLOR=Purple]“Nazım, ancak kelamını nahv ilminin gerektirdiği biçimde ortaya koyman, [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]sözkonusu ilmin kanun ve usullerine uygun davranman, [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]belirlediği metodları bilip onlardan sapmaman, [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]çizdiği prensipleri gözetip onlardan hiçbirini ihlal etmemendir. [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]Bize göre, nazımın nazmında gözetmesi gereken tek şey, [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]her babın vecih ve farklarına bakmasıdır.” [/COLOR][/B] Cürcanî şöyle devam eder: [B][COLOR=Purple]“İşte yol budur. [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]Hata olsun sevab olsun nazım ile ilgili ne varsa [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]hepsi nahivle ilgilidir ve bu ismin altına girer. [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]Ya söz, tam yerinde kullanılmıştır ve hakkı verilmiştir [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]veya bunun tersina davranılmış, [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]yerinden saptırılmış ve [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]kullanılması gereken yerde kullanılmamıştır. [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]Nazmın sıhhatı veya fesadı ile nitelendirilmiş ya da, [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]bir meziyet veya üstünlükle tavsif edilmiş bir söz yoktur ki,[/COLOR][/B] [B][COLOR=Purple] o sıhhat ve fesadın, [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]o meziyet ve üstünlüğün kaynağı nahv ilminin mânâ ve hükümlerine dayanmasın, [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]sözkonusu ilmin asıllarından birinin altına girmesin [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple]veya bablarından birine dahil olmasın... [/COLOR][/B][B][COLOR=Purple] [/COLOR][/B] Cürcanî’ye göre, istiare, kinaye, temsîl ve bütün çeşitleriyle mecaz, nazmın gereklerindendir. Nazım bunlardan meydana gelir ve bunlarla ayakta durur. Bunlardan biri ihlal edildiğinde, bu ihlalin sadece ona münhasır kalması ve konuya nahvin ahkamından birine taalluk etmemesi düşünülemez.[B] Kur’ân, ancak nazmı ve uyumuyla mu’cize olmuştur. [/B] [B]Cürcâniye göre kelamın unsurları üçtür:[/B] Lafız, mânâ ve nazm. [B] Nazım için iki ameliye gerekir.[/B] [B][COLOR=Purple]Birincisi:[/COLOR][/B] Manaların nefiste (zihinde) tertib edilmesi.[COLOR=Purple] [B]İkincisi:[/B][/COLOR] Lafızların nutukta tertib edilmesi. [B]Bu nazariyede iki yön açıkça göze çarpıyor:[/B] Nefsî (zihnî, ruhî) yön ve fikrî yön. [B][COLOR=DarkRed]Nefsî yön,[/COLOR][/B] okuyucunun kelam-ı belîği teemmül ve tefekkür ederken hissettiği tesirin derinliğinde ortaya çıkar. [COLOR=DarkRed][B]Fi[/B][B]krî yön[/B][/COLOR] ise, bir açıdan mânâların birbiriyle olan alakasından, diğer açıdan mânâlarla lafızlar arasındaki ilişkide görülür. Bu ilişki de, sadece vaz’ itibariyle değil, bilakis hem vaz’ hem de tertib açısından bulunmalıdır. [B]Zemahşerî’ye gelince,[/B] bu nazariyeyi tefsirinde amelî ve tafsîlî bir biçimde uygulayarak onu netleştirme şerefi kendisine aittir. Bediüzzaman da, i’câz konusunda nazmın rolü üzerinde sıkıca durur ve der ki: [COLOR=Blue]“Belağat nakışlarının menşei, nazm-ı meanîdir, yoksa mütefalsıf lafızperestlerin yaptıkları gibi lafzın nazmı değildir. Onlarda hubb-u lafız öyle müzmin bir hastalık olmuş ki, Abdu’l-Kahir Cürcânî, Delâilü’l-İ’câz ve Esraru’l-Belağa’da onlara cevap vermeye mecbur olmuş ve yüzden fazla sahifeyi onlarla münazaraya tahsis etmiş” [/COLOR][COLOR=Blue] [/COLOR] Şu sözleriyle de bunu örneklendirir: [COLOR=Blue]“Nasıl ki, insanın başındaki gözbebeğini yerinde yerleştirmek, bütün cesedin münasebâtını ve vezaif-i acibesini ve gözün o vezaife karşı vaziyetini bilmekle olur.” [/COLOR][COLOR=Blue] [/COLOR] Abdulkahir ve Bediüzzaman, lafızların feshatını inkâr etmiyorlar. Bunun bu şekilde anlaşılması gerektiğine dikkat çekmek isteriz. [B]Ancak onlara göre, bu lafızlara nazımdan hariç bir biçimde bakılmamalıdır. [/B] Bediüzzaman, Kur’ân’daki nazmın esrarını açıklamak için beyan ve meanî ilimlerine dayanmak konusunda Cürcânî ve Zemahşerî’nin görüşlerine katılır ve şöyle der: [COLOR=Blue]“Kur’ân-ı Kerimin i’câzının esası, nazmının belağatındadır. [/COLOR][COLOR=Blue] Nazmın belağatı da iki kısımdır:[/COLOR] [COLOR=Blue] Bir kısmı ziynet gibidir, [/COLOR][COLOR=Blue]diğer kısmı ise, libas gibidir. [/COLOR][COLOR=Blue]Birinci kısmın beyanını, ilm-i beyan taahhüd etmiştir ki, [/COLOR][COLOR=Blue]gümüş taşlar arasına altın eritir gibi kelimeler arasında nahvî ve harfî mânâların yerleştirmektir. [/COLOR][COLOR=Blue]İkincisini beyan etmeyi ise, ilm-i beyan taahhüd etmiştir ki, [/COLOR][COLOR=Blue] mânâların kametine göre üslubdan biçilmiş ve muntazam parçalardan dikilip def’aten ma’na,[/COLOR] [COLOR=Blue] kıssa veya maksada giydirilen kıymetli bir hulle ve alî bir libastır.” [/COLOR][COLOR=Blue] [/COLOR] Nazımdaki nefsî ve fikrî cihetlere dikkati çekerek şunları söyler: [COLOR=Blue]“Kelam-ı Belîğ, akıl ve vicdanın aynı anda kendisinden istifade ettiği sözdür. Öyle ki, akla girdiği anda vicdana da tekattur etsin. Bu iki vechi tekeffül eden ise temsildir. Nitekim, i’câz-ı Kur’ân’ı akseden en parlak ayna addedilmiştir.”[/COLOR], [COLOR=Blue]“Onun esası da teşbihtir. [/COLOR][COLOR=Blue]Teşbihin şe’ni de nefret, rağbet, meyelan, tenfir, kerahet, hayret veya heybet hissini tahrik etmesidir. [/COLOR][COLOR=Blue]Bazen de ta’zim veya tahkîr, terğîb veya tenfîr, teşvîh veya tezyîn ya da taltîf... ilh. için olur. [/COLOR][COLOR=Blue]Üslubun sûretine göre vicdan uyandırılır, his meyil veya nefretle tenbih edilir."[/COLOR] [COLOR=Red][B]Devam edecek...[/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst