Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 162246" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod</strong></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><u><span style="color: Red"><strong>Kur’ân belağatının kaynağı </strong></span></u></span></p><p><span style="font-size: 12px"><u><span style="color: Red"><strong></strong></span></u></span></p><p> Bediüzzaman merhum, Kur’ân’ın mu’ciz belağatının, </p><p></p><p><span style="color: Blue">“nazmın cezaletinden ve </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">hüsn-ü metanetinden ve </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">üsluplarının bedaatinden, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">garib ve müstahsenliğinden ve </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">beyanın beraatinden, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">faik ve safvetinden ve </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">meanisinin kuvvet ve hakkaniyetinden ve </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">lafzının fesahatinden, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">selasetinden tevellüd ettiğini”</span> söyler. </p><p></p><p></p><p>Kur’ân i’câzının bu vechini aşağıdaki beş hususla tafsil eder. <strong> İşaret etmek gerekir ki,</strong> bu hususlardan her birisi İ’câzu’l-Kur’ân’ın vecihlerinden müstakil bir vecihtir. <strong>Bu hususlar şunlardır:</strong> </p><p></p><p><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: DarkRed">1)</span></strong></span> <span style="color: DarkRed"><strong>Nazmındaki cezalet-i harikadır.</strong></span> Bediüzzaman bunu şöyle örneklendirir: <span style="color: Blue">“Nasıl ki, saatin saniye, dakika ve saatleri sayan millerinden her biri diğerini ikmal eder." <span style="color: Black">Kur’ân cümlelerinden herbirinin heyetlerinin nazmı, kelimeleri arasındaki nizam, herbir cümlenin diğerine müteveccih münasebetindeki intizam da aynen böyledir.</span></span> Bakara sûresinin baş tarafını tefsir ederken Kur’ân kelamının eczalarının birbiriyle olan irtibatı üzerinde durmuştur. <strong>Ona göre münasebetler üç çeşittir:</strong> <span style="color: Purple">Ayetlerin makablleriyle münasebeti, cümleleri arasındaki nazım ve her bir cümlenin heyetlerinin birbirine bakmasıdır. </span></p><p><span style="color: Purple"></span></p><p><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-size: 15px">2)</span></strong></span> <span style="color: DarkRed"><strong>Mânâsındaki belağat-ı harikadır.</strong></span> Şöyleki, Kur’ân, belağatının resanetine ve ifadesinin yüksekliğine ilave olarak kelamın mânâlarına da kuvvet vermiştir. </p><p></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkRed">3)</span></span></strong> <span style="color: DarkRed"><strong>Lafzındaki fesahat-ı harikadır.</strong></span> Kur’ân’ın lafzı nihayet derecede selis ve fesihdir. Bunun delili usanç ve bıkkınlık vermemesi ve âlimlerin buna şahitlik etmeleridir. Buna Al-i İmran sûresinin 145. âyeti örnek verilmiştir. Bu âyetin, bütün heca harflerini içinde bulundurduğu halde, güzelliğine güzellik katmasıdır. </p><p></p><p> Bediüzzaman Kur’ân kelimelerinin de i’câzın mazharlarından biri olduğunu vurgulayarak şöyle der: <span style="color: Blue">“Kur’ân’da hiçbir kelime bulunmuyor ki, mevkiiyle münasebetdar olmasın. Veyahut mevkiinin başka bir kelimeye münasebeti daha çok olsun. Evet, Kur’ân’ın herhangi bir yerinde bulunan bir kelime, o mevkiin başında bir tac-ı zerrin gibi görünür. Ve aralarındaki münasebetlerden dolayı, aralarında geçimsizlik yeri yoktur.”</span> Bunun için de tercümesi mümkün değildir. </p><p></p><p><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-size: 15px">4)</span></strong></span> <strong><span style="color: DarkRed">Beyanındaki beraat-ı faikadır.</span></strong> Kur’ân hitab tabakalarının ve terğib ve terhib, medh ve zem, isbat ve irşad, ifhâm ve ifham gibi kelam kısımlarının en yükseğinde bulunmaktadır. </p><p></p><p><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-size: 15px">5)</span></strong></span> <span style="color: DarkRed"><strong>Üslubundaki harika güzelliktir.</strong></span> Bediüzzaman buna Mukattaat Harflerini örnek vermiş, bunların İlâhî şifre ve remizler olduğunu ve heca harflerinin bütün çeşitlerinin yarısını aldığını belirtir. “Elif Lâm Mîm”in bedî bir üslup ve garîb bir tarz olduğunu ifade eder. </p><p></p><p> Bediüzzaman, îcazın kaynağının, i’câzın da kaynağı olduğu görüşündedir. Ona göre, belağat mutabakat-ı muktaza-yı haldir. Gerçekte, Kur’ân muhatapları değişik tabakalarda ve muhtelif asırlarda bulunmaktadırlar.-Her nevi muhatabın kendisine ayrılan hissesini alması için-bu tabakaları müraat etmek ve asırları göz önünde bulundurmak ve tamim ve tevzi’ gayesiyle Kur’ân, çoğu yerde haziflerde bulunmuş. Teşmîl ve taksim için birçok yerde mutlak söylemiş. Belagat nazarında müstahsen ve ilm-i arabîce makbul ihtimalleri ihtiva etmek ve vecihleri çoğaltmak için nazmı irsal etmiş. Böylece her zihne kendi zevki ölçüsünde feyiz vermeyi gerçekleştirmiştir. Feteemmel! </p><p> Bediüzzaman, Kur’ân’ın beliğ irşad üslubunun, onun i’câz vecihlerinden biri olduğuna dikkat çeker ve Kur’ân’ın fıtrî selasetini muhafaza ettiğini ve tekellüf elinin kendisine ulaşmasından münezzeh bulunduğunu belirtir. </p><p></p><p></p><p></p><p> <u><strong><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red">Kur’ân’da tekrar </span></span></strong></u></p><p><u><strong><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></strong></u></p><p> Bediüzzaman,-cahillerin bir kusur ve medar-ı tenkid zannettikleri-Kur’ân’ın üslubundaki tekrarı i’câz vecihlerinden birisi sayar ve tekrarın hikmetlerini açıklar. <strong>Bu hikmetler şunlardır: </strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkRed">1)</span></span></strong> Kur’ân bir kitab-ı zikir, dua ve davettir. Dua tekrar, davet de terdid ve te’kid edilir. </p><p></p><p> <span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: DarkRed">2)</span></strong></span> Her bir sûre küçük bir Kur’ân hükmündedir. Onun için, Kur’ân’ın ekser maksatları ekser sûresine dercedilmiştir. Böylece, herkesin bütün Kur’ân’dan istifadesi sağlanmış, hiç kimse bundan mahrum bırakılmamıştır. Bu gayeyle tevhid, haşr ve Hz. Musa’nın kıssası... tekrar edilmiştir. Bediüzzaman’a göre, <strong>Kur’ân’ın maksatları dörttür:</strong> <span style="color: Blue">Tevhid, nübuvvet, haşir ve adalet. </span></p><p></p><p> <span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-size: 15px">3)</span></strong></span> Kur’ân’ın tekrarı, insanın manevi ihtiyaçlarının teceddüdüne münasib düşmektedir. </p><p></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkRed">4)</span></span></strong> Kur’ân, bu dinin müessisidir. Müessisi, tesbit etmek için tekrar lâzımdır. Te’kid için terdad lâzımdır. Te’yid için takrir, tahkik, tekrir lâzımdır. </p><p></p><p> <strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: DarkRed">5)</span></span></strong> Hem Kur’ân, öyle mesail-i azîme ve hakaik-i dakikadan bahsediyor ki: Umumun kalblerinde yerleştirmek için çok defa muhtelif sûretlerde tekrar lâzımdır. </p><p></p><p></p><p> Bediüzzaman merhum, hülasa olarak Kur’ân’da gerçekte tekrar bulunmadığını, </p><p> her bir âyetin çok mânâları,</p><p> çok faideleri, </p><p> çok vücuh ve tabakaları bulunduğunu,</p><p> her bir makamda ayrı bir mânâ, </p><p> faide ve maksatlar için zikredildiğini, </p><p> dolayısiyle tekrarın ancak sûreten olduğunu söyler. </p><p></p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Kur’ân’ın hepsi belağat bakımından aynı derecede midir? </span></strong></p><p> Âlimler, Kur’ân’ın, belağatın zirvesinde olduğunda birleşiyorlar. </p><p> Ancak İzz ibn Abdüsselam ve Ebu Nasr el-Kuşeyrî, Kur’ân’ın fesahat mertebeleri bakımından farklı olduğunu söylemişlerdir. </p><p> Kadî ise, bu görüşün tersini savunmaktadır. </p><p></p><p></p><p> <span style="color: Purple"><strong>İmam Ebu Süleymân el-Hattabî</strong> <strong>şu görüştedir:</strong></span></p><p><span style="color: Purple"></span> <span style="color: Purple">İ’câz beliğ kelamda gizlidir. </span></p><p><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple">Mu’ciz kelam şu üç sınıftan hariç olamaz: </span></p><p><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple"><strong>Birincisi:</strong> Belîğ, rasîn ve cezil. </span></p><p><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple"><strong>İkincisi:</strong> Fesîh, karîb ve sehl. </span></p><p><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple"><strong>Üçüncüsü:</strong> Câiz, talîk ve rasl. </span></p><p><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple">Kur’ân, bütün bunları ihtiva etmektedir. </span></p><p><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple">Çünkü muhataplar eşit değildirler. </span></p><p><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple">Dilini tehzib eden şehirli bulunduğu gibi,</span></p><p><span style="color: Purple"> bedeviliğin kendisine kuvvet ve resanet kazandırdığı bedevî de vardır. </span></p><p><span style="color: Purple"></span></p><p></p><p> Muhtemelen Bediüzzaman merhum bu sözden etkilenmiştir. <strong>Çünkü, i’câz bakımından Mekkî üslubun, Medenî üsluptan farklı olduğu görüşünü ileri sürer.</strong> Çünkü ona göre, muhatab ve muarızların tabiatları muhteliftir. Mekkî üslup âlî, kaviyy, mu’ciz ve mukni’ gelmiştir. Medenî üslupta ise, sadelik, açıklık ve tafsilli oluşuyla mu’cize bir hava hakimdir. </p><p></p><p></p><p>Bediüzzaman, Kur’ân’da edebî tasviri kavramış, büyüleyici güzelliğini zevketmiş ve şu neticeye varmıştır: </p><p></p><p><span style="color: Blue">“Sihr-i beyânî, kelamda tecelli ettiği vakit, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">arazları cevherlere, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">mânâları cisimlere, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">cemadatı zî ruhlara, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">nebatatı akıllı varlıklara dönüştürür. </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">Aralarına muhavere atar.</span></p><p><span style="color: Blue"> Bu muhavere bazan muhasemeye, </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">bazen de muhabbete varır. </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue">Cemadat hayalin nazarında raksederler.” </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Red">"Aya gelince, onun için de menziller takdir ettik ki, kurumuş hurma dalının ince yay halinin alıncaya kadar incelir."</span> 3âyetini açıklarken şöyle diyor: <span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue">“Âyet, şu teşbih ile semanın yeşil perdesi arkasında güya bir ağaç bulunuyor gibi beyaz, sivri, nûranî bir dalı, perdeyi yırtıp başını çıkarıp, süreyya o dalın bir salkımı gibi ve sâir yıldızlar o gizli hilkat ağacının birer münevver meyvesi olarak işitenin hayalî olan gözüne göstermekle...” </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p></p><p><span style="color: Red"><strong>Devam edecek...</strong></span><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 162246, member: 27"] [b]Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod[/b] [SIZE=3][U][COLOR=Red][B]Kur’ân belağatının kaynağı [/B][/COLOR][/U][/SIZE] Bediüzzaman merhum, Kur’ân’ın mu’ciz belağatının, [COLOR=Blue]“nazmın cezaletinden ve [/COLOR][COLOR=Blue]hüsn-ü metanetinden ve [/COLOR][COLOR=Blue]üsluplarının bedaatinden, [/COLOR][COLOR=Blue]garib ve müstahsenliğinden ve [/COLOR][COLOR=Blue]beyanın beraatinden, [/COLOR][COLOR=Blue]faik ve safvetinden ve [/COLOR][COLOR=Blue]meanisinin kuvvet ve hakkaniyetinden ve [/COLOR][COLOR=Blue]lafzının fesahatinden, [/COLOR][COLOR=Blue]selasetinden tevellüd ettiğini”[/COLOR] söyler. Kur’ân i’câzının bu vechini aşağıdaki beş hususla tafsil eder. [B] İşaret etmek gerekir ki,[/B] bu hususlardan her birisi İ’câzu’l-Kur’ân’ın vecihlerinden müstakil bir vecihtir. [B]Bu hususlar şunlardır:[/B] [SIZE=4][B][COLOR=DarkRed]1)[/COLOR][/B][/SIZE] [COLOR=DarkRed][B]Nazmındaki cezalet-i harikadır.[/B][/COLOR] Bediüzzaman bunu şöyle örneklendirir: [COLOR=Blue]“Nasıl ki, saatin saniye, dakika ve saatleri sayan millerinden her biri diğerini ikmal eder." [COLOR=Black]Kur’ân cümlelerinden herbirinin heyetlerinin nazmı, kelimeleri arasındaki nizam, herbir cümlenin diğerine müteveccih münasebetindeki intizam da aynen böyledir.[/COLOR][/COLOR] Bakara sûresinin baş tarafını tefsir ederken Kur’ân kelamının eczalarının birbiriyle olan irtibatı üzerinde durmuştur. [B]Ona göre münasebetler üç çeşittir:[/B] [COLOR=Purple]Ayetlerin makablleriyle münasebeti, cümleleri arasındaki nazım ve her bir cümlenin heyetlerinin birbirine bakmasıdır. [/COLOR] [COLOR=DarkRed][B][SIZE=4]2)[/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=DarkRed][B]Mânâsındaki belağat-ı harikadır.[/B][/COLOR] Şöyleki, Kur’ân, belağatının resanetine ve ifadesinin yüksekliğine ilave olarak kelamın mânâlarına da kuvvet vermiştir. [B][SIZE=4][COLOR=DarkRed]3)[/COLOR][/SIZE][/B] [COLOR=DarkRed][B]Lafzındaki fesahat-ı harikadır.[/B][/COLOR] Kur’ân’ın lafzı nihayet derecede selis ve fesihdir. Bunun delili usanç ve bıkkınlık vermemesi ve âlimlerin buna şahitlik etmeleridir. Buna Al-i İmran sûresinin 145. âyeti örnek verilmiştir. Bu âyetin, bütün heca harflerini içinde bulundurduğu halde, güzelliğine güzellik katmasıdır. Bediüzzaman Kur’ân kelimelerinin de i’câzın mazharlarından biri olduğunu vurgulayarak şöyle der: [COLOR=Blue]“Kur’ân’da hiçbir kelime bulunmuyor ki, mevkiiyle münasebetdar olmasın. Veyahut mevkiinin başka bir kelimeye münasebeti daha çok olsun. Evet, Kur’ân’ın herhangi bir yerinde bulunan bir kelime, o mevkiin başında bir tac-ı zerrin gibi görünür. Ve aralarındaki münasebetlerden dolayı, aralarında geçimsizlik yeri yoktur.”[/COLOR] Bunun için de tercümesi mümkün değildir. [COLOR=DarkRed][B][SIZE=4]4)[/SIZE][/B][/COLOR] [B][COLOR=DarkRed]Beyanındaki beraat-ı faikadır.[/COLOR][/B] Kur’ân hitab tabakalarının ve terğib ve terhib, medh ve zem, isbat ve irşad, ifhâm ve ifham gibi kelam kısımlarının en yükseğinde bulunmaktadır. [COLOR=DarkRed][B][SIZE=4]5)[/SIZE][/B][/COLOR] [COLOR=DarkRed][B]Üslubundaki harika güzelliktir.[/B][/COLOR] Bediüzzaman buna Mukattaat Harflerini örnek vermiş, bunların İlâhî şifre ve remizler olduğunu ve heca harflerinin bütün çeşitlerinin yarısını aldığını belirtir. “Elif Lâm Mîm”in bedî bir üslup ve garîb bir tarz olduğunu ifade eder. Bediüzzaman, îcazın kaynağının, i’câzın da kaynağı olduğu görüşündedir. Ona göre, belağat mutabakat-ı muktaza-yı haldir. Gerçekte, Kur’ân muhatapları değişik tabakalarda ve muhtelif asırlarda bulunmaktadırlar.-Her nevi muhatabın kendisine ayrılan hissesini alması için-bu tabakaları müraat etmek ve asırları göz önünde bulundurmak ve tamim ve tevzi’ gayesiyle Kur’ân, çoğu yerde haziflerde bulunmuş. Teşmîl ve taksim için birçok yerde mutlak söylemiş. Belagat nazarında müstahsen ve ilm-i arabîce makbul ihtimalleri ihtiva etmek ve vecihleri çoğaltmak için nazmı irsal etmiş. Böylece her zihne kendi zevki ölçüsünde feyiz vermeyi gerçekleştirmiştir. Feteemmel! Bediüzzaman, Kur’ân’ın beliğ irşad üslubunun, onun i’câz vecihlerinden biri olduğuna dikkat çeker ve Kur’ân’ın fıtrî selasetini muhafaza ettiğini ve tekellüf elinin kendisine ulaşmasından münezzeh bulunduğunu belirtir. [U][B][SIZE=3][COLOR=Red]Kur’ân’da tekrar [/COLOR][/SIZE][/B][/U] Bediüzzaman,-cahillerin bir kusur ve medar-ı tenkid zannettikleri-Kur’ân’ın üslubundaki tekrarı i’câz vecihlerinden birisi sayar ve tekrarın hikmetlerini açıklar. [B]Bu hikmetler şunlardır: [/B] [B][SIZE=4][COLOR=DarkRed]1)[/COLOR][/SIZE][/B] Kur’ân bir kitab-ı zikir, dua ve davettir. Dua tekrar, davet de terdid ve te’kid edilir. [SIZE=4][B][COLOR=DarkRed]2)[/COLOR][/B][/SIZE] Her bir sûre küçük bir Kur’ân hükmündedir. Onun için, Kur’ân’ın ekser maksatları ekser sûresine dercedilmiştir. Böylece, herkesin bütün Kur’ân’dan istifadesi sağlanmış, hiç kimse bundan mahrum bırakılmamıştır. Bu gayeyle tevhid, haşr ve Hz. Musa’nın kıssası... tekrar edilmiştir. Bediüzzaman’a göre, [B]Kur’ân’ın maksatları dörttür:[/B] [COLOR=Blue]Tevhid, nübuvvet, haşir ve adalet. [/COLOR] [COLOR=DarkRed][B][SIZE=4]3)[/SIZE][/B][/COLOR] Kur’ân’ın tekrarı, insanın manevi ihtiyaçlarının teceddüdüne münasib düşmektedir. [B][SIZE=4][COLOR=DarkRed]4)[/COLOR][/SIZE][/B] Kur’ân, bu dinin müessisidir. Müessisi, tesbit etmek için tekrar lâzımdır. Te’kid için terdad lâzımdır. Te’yid için takrir, tahkik, tekrir lâzımdır. [B][SIZE=4][COLOR=DarkRed]5)[/COLOR][/SIZE][/B] Hem Kur’ân, öyle mesail-i azîme ve hakaik-i dakikadan bahsediyor ki: Umumun kalblerinde yerleştirmek için çok defa muhtelif sûretlerde tekrar lâzımdır. Bediüzzaman merhum, hülasa olarak Kur’ân’da gerçekte tekrar bulunmadığını, her bir âyetin çok mânâları, çok faideleri, çok vücuh ve tabakaları bulunduğunu, her bir makamda ayrı bir mânâ, faide ve maksatlar için zikredildiğini, dolayısiyle tekrarın ancak sûreten olduğunu söyler. [B][COLOR=DarkRed]Kur’ân’ın hepsi belağat bakımından aynı derecede midir? [/COLOR][/B] Âlimler, Kur’ân’ın, belağatın zirvesinde olduğunda birleşiyorlar. Ancak İzz ibn Abdüsselam ve Ebu Nasr el-Kuşeyrî, Kur’ân’ın fesahat mertebeleri bakımından farklı olduğunu söylemişlerdir. Kadî ise, bu görüşün tersini savunmaktadır. [COLOR=Purple][B]İmam Ebu Süleymân el-Hattabî[/B] [B]şu görüştedir:[/B] [/COLOR] [COLOR=Purple]İ’câz beliğ kelamda gizlidir. [/COLOR][COLOR=Purple]Mu’ciz kelam şu üç sınıftan hariç olamaz: [/COLOR][COLOR=Purple][B]Birincisi:[/B] Belîğ, rasîn ve cezil. [/COLOR][COLOR=Purple][B]İkincisi:[/B] Fesîh, karîb ve sehl. [/COLOR][COLOR=Purple][B]Üçüncüsü:[/B] Câiz, talîk ve rasl. [/COLOR][COLOR=Purple]Kur’ân, bütün bunları ihtiva etmektedir. [/COLOR][COLOR=Purple]Çünkü muhataplar eşit değildirler. [/COLOR][COLOR=Purple]Dilini tehzib eden şehirli bulunduğu gibi,[/COLOR] [COLOR=Purple] bedeviliğin kendisine kuvvet ve resanet kazandırdığı bedevî de vardır. [/COLOR] Muhtemelen Bediüzzaman merhum bu sözden etkilenmiştir. [B]Çünkü, i’câz bakımından Mekkî üslubun, Medenî üsluptan farklı olduğu görüşünü ileri sürer.[/B] Çünkü ona göre, muhatab ve muarızların tabiatları muhteliftir. Mekkî üslup âlî, kaviyy, mu’ciz ve mukni’ gelmiştir. Medenî üslupta ise, sadelik, açıklık ve tafsilli oluşuyla mu’cize bir hava hakimdir. Bediüzzaman, Kur’ân’da edebî tasviri kavramış, büyüleyici güzelliğini zevketmiş ve şu neticeye varmıştır: [COLOR=Blue]“Sihr-i beyânî, kelamda tecelli ettiği vakit, [/COLOR][COLOR=Blue]arazları cevherlere, [/COLOR][COLOR=Blue]mânâları cisimlere, [/COLOR][COLOR=Blue]cemadatı zî ruhlara, [/COLOR][COLOR=Blue]nebatatı akıllı varlıklara dönüştürür. [/COLOR][COLOR=Blue]Aralarına muhavere atar.[/COLOR] [COLOR=Blue] Bu muhavere bazan muhasemeye, [/COLOR][COLOR=Blue]bazen de muhabbete varır. [/COLOR][COLOR=Blue]Cemadat hayalin nazarında raksederler.” [/COLOR][COLOR=Blue] [/COLOR][COLOR=Red]"Aya gelince, onun için de menziller takdir ettik ki, kurumuş hurma dalının ince yay halinin alıncaya kadar incelir."[/COLOR] 3âyetini açıklarken şöyle diyor: [COLOR=Blue] [/COLOR] [COLOR=Blue]“Âyet, şu teşbih ile semanın yeşil perdesi arkasında güya bir ağaç bulunuyor gibi beyaz, sivri, nûranî bir dalı, perdeyi yırtıp başını çıkarıp, süreyya o dalın bir salkımı gibi ve sâir yıldızlar o gizli hilkat ağacının birer münevver meyvesi olarak işitenin hayalî olan gözüne göstermekle...” [/COLOR] [COLOR=Red][B]Devam edecek...[/B][/COLOR][COLOR=Blue] [/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst