Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 164289" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod</strong></p><p></p><p><u><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Red">İşte mukayeseye başlıyoruz: </span></strong></span></u></p><p><u><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Red"></span></strong></span></u><u><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Red"></span></strong></span></u></p><p><u><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Red"></span></strong></span></u></p><p><strong><span style="color: Purple">"Elif Lâm Mîm. Zâlike'l-kitâbu lâ raybe fîhi... ve ülâike hümü'l-müflihûne" </span></strong><span style="color: Purple">(Bakara Sûresi, 1-5) </span></p><p><span style="color: Purple"></span></p><p> <strong>Önce şu âyetlerin açıklamasına bakalım:</strong></p><p> </p><p> <strong><span style="color: Purple">"Elif Lâm Mîm. Zâlike'l-kitâbu lâ raybe fîhi hüden lil müttekîne." </span></strong></p><p><strong><span style="color: Purple"></span></strong></p><p> Gerek Zemahşerî ve gerekse Bediüzzaman, bu âyetlerin nazmındaki pek çok ifade sırlarını ortaya çıkarmışlardır. <strong>Her ne kadar ikisi de, bu nüktelerde ittifak ediyorlarsa da,</strong> <strong>bunları gerekçelendirmede ve açıklama üslubunda farklılık göstermişlerdir. </strong></p><p><strong></strong></p><p></p><p><span style="color: DarkRed"><strong>Zemahşerî’ye göre,</strong></span> uzaklar için kullanılan bir ism-i işaret olan <strong>"zâlike" </strong>nin kullanılmasındaki sır, tamamlanmış bir söze işaret etmesidir. Onun için böyle bir kelama uzaklar için kullanılan zalike ism-i işaretiyle işarette bulunulmuştur. Zamehşerî, bu kelam uzak olmadığı halde neden, kendisine "zâlike" ile işaret edilebildiğini, müşarun ileyh olan “sûre” müennes olduğu halde neden müzekker bir ism-i işaret kullanıldığını açıklar. </p><p></p><p></p><p><strong>Bediüzzaman ise,</strong> <strong>"zâlike"</strong>nin ta’zim ve ehemmiyete işare ettiğini, Kur’ân’ın, mıknatıs gibi zihinleri kendisine çektiğine, hayale müracaat ettiğin takdirde gözler, arkasındakini görecek derecede tezahür ettiğine işaret eder. Lisan-ı haliyle, Kur’ân’ın doğruluğuna olan güvenine, hile ve zaaftan münezzeh olduğuna remzeder. Yine bu ism-i işaret, Kur’ân’ın mükemmelliğini ifade eden yüksek mertebesini gösterdiği gibi, emsallarinin yürüdükleri yoldan uzak olduğunu belirtmekle de bu iddiasının deliline ima eder.</p><p></p><p> </p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Zemahşerî,</span></strong> <strong>"Zâlike'l-kitâbu" ın "Elif Lâm Mîm"</strong> ile olan münasebetini açıklar ve "Zâlike'l-kitâbu"ın şunu ifade ettiğini bilirtir: <span style="color: Purple">“Kamil kitab işte budur. Sanki diğerleri onun karşısında eksiktirler. Kitab ismine ancak bu layıktır.” </span></p><p><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple"></span></p><p><span style="color: Purple"></span></p><p> <strong>Bediüzzaman ise,</strong> ilave olarak <strong>“Kitab”</strong> tabirinin kullanılmasındaki sırrı keşfeder. Bu tabirin, Kur’ân’ın, okuma yazma ehli olmayan bir ümminin eseri olamayacağına işaret ettiğini belirtir. </p><p></p><p></p><p> <span style="color: DarkRed"><strong>Zemahşerî,</strong></span> <strong>"lâ raybe fîhi"</strong>deki zarfın takdim edilmemesinin sırrına değinip, bunu <strong>"lâ fîhi ğaulün"</strong> örneği ile açıklarken, <strong>Bediüzzaman’</strong>ın başka bir inceliği yakaladığını görüyoruz. O da, diğer zarf edatlarının değil de "fî" nin kullanılması ve "fîhi" deki zarfiyettir. Bu konuda şöyle der: <span style="color: Purple"><span style="color: Blue">“Ve keza zarfiyyeti ifade eden "fî" tabiri, Kur’ân’ın sathına ve zahirine konan şek ve şüphe varsa, içerisindeki hakaik ile defedilebileceğine işarettir.” </span></span></p><p><span style="color: Purple"></span><span style="color: Purple"></span></p><p><span style="color: Purple"></span></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Zemahşerî,</span></strong> <strong>"hüden lil müttekîne"</strong>in sırrını açıklar. Müttakîlerin zaten doğru yolda olduğunu, neden "hüden lil müttekîne" denilmediğini sorar ve cevabını verir. Ayrıca, masdarın "hüden" ism-i fail "hâdî" yerine kullanılmasının, masdarın nekre olarak getirilmesinin, ve "müttekîn" deki îcazın ve cümleler arasında atıf edatının bulunmamasının sırrını açıklar. <strong>Bediüzzaman</strong> da bu incelikleri vurgular. Fakat onları daha ziyada tafsil ve izah eder. </p><p></p><p></p><p> <strong><span style="color: Purple">"Ellezîne yu'minûne bi'l-gaybi ve yukîmûne's-salâte ve mimmâ rezaknâhum yünfikûne"</span></strong>âyetine bakalım. </p><p></p><p> <strong><span style="color: DarkRed">Zemahşerî,</span></strong> nahiv açısından âyetlerin makablleriyle olan münasebet sırrını açıklar ve <strong>“el-imânu bi’l-ğayb”</strong> ile nitelendirmesi üzerinde şu soruları sorar: <span style="color: Blue">“Acaba, müttakîleri keşf ve beyan etmek için mi gelmiş, yoksa "lil müttekîne" ile birlikte getirilerek onunkinden farklı bir mânâ mı ifade ediyor veya medih olsun diye mi getirilmiş?”</span> Bu kaydın, beyan olma ihtimalini de, müstakil bir sıfat olma ihtimalini de ve mevsûf için bir medih olma ihtimalini de tek tek açıklıyor. </p><p></p><p></p><p><strong>Bediüzzaman</strong> da bu bu noktalar üzerinde duruyor. Ayrıca âyetin makabliyle münasebet inceliğini açıklarken, önceki âyetin Kur’ân’ın medhi olduğunu, bu âyetin ise müttakîleri methettiğini ve ikinci methin birincisinin neticesi olduğunu belirtir. Sonra da şöyle der: </p><p></p><p> <span style="color: Blue">"Ellezîne" ile "müttekîne" arasındaki münasebete gelince: </span></p><p> <span style="color: Blue">Bunların biri "tahliye" diğeri "tahliye" dir. </span></p><p> <span style="color: Blue">"Tahliye", tathir etmek ve temizlemektir. </span></p><p> <span style="color: Blue">"Tahliye" ise, tezyin etmek ve süslendirmek mânâsınadır. Bunlar birbiriyle arkadaş olup, burada olduğu gibi, daima birbirini takip ediyorlar. Onun için kalb, takvâ ile seyyiattan temizlenir temizlenmez, hemen onun ardında imanla tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir. </span></p><p> <span style="color: Blue">Kur’ân-ı Kerim, takvâyı üç mertebesiyle zikretmiştir: </span></p><p> <span style="color: Blue"><strong>Birincisi,</strong> şirki terk, </span></p><p> <span style="color: Blue"><strong>İkincisi,</strong> maâsiyi terk, </span></p><p> <span style="color: Blue"><strong>Üçüncüsü,</strong> mâsivâullahı terk etmektir. </span></p><p> <span style="color: Blue">"Tahliye" ise, hasenat ile olur. Hasenat da, ya kalble olur veya kalıp ve bedenle olur veyahut malla olur. </span></p><p> <span style="color: Blue">A’mâl-i kalbînin şemsi, imandır. </span></p><p> <span style="color: Blue">A’mâl-i bedeniyenin fihristesi, namazdır. </span></p><p> <span style="color: Blue">A’mâl-i mâliyenin kutbu, zekâttır.” </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> Bediüzzaman Zemahşerî’den fazla olarak <strong>"mü'minune"</strong> yerine<strong> "ellezîne yu'minûne"</strong> nin tercih edilmesindeki sırrı açıklayarak şöyle diyor: </p><p></p><p><span style="color: Blue">"mü'minune" kelimesine bedel, fiil sigasiyle "yu'minûne" fiilinin tercihi, İman fiilini hayal nazarına gösterip, keyfiyetin tasvir edilmesine ve harici delillerin tecellisiyle iman istimrar ve devam ile teceddüt etmesine işarettir.” </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> <strong>Yine Bediüzzaman</strong> ziyade olarak <strong>"yukîmûne's-salâte"</strong> ifadesindeki muzari’ sigasının sırrını açıklayarak şöyle der: <span style="color: Blue">“Ruha hayat veren namazın o geniş hareketini ve Âlem-i İslâma yayılmış olan o intibah-ı rûhânîyi muhataba ihtar edip göstermektir. Ve o güzel vaziyeti ve o muntazam haleti hayale götürüp tasvir etmekle sâmi’lerin namaza meylini ikaz edip artırmaktır.” </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p></p><p><span style="color: Blue"><strong><span style="color: Red">Devam edecek...</span></strong></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 164289, member: 27"] [b]Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod[/b] [U][SIZE=3][B][COLOR=Red]İşte mukayeseye başlıyoruz: [/COLOR][/B][/SIZE][/U][U][SIZE=3][B][COLOR=Red] [/COLOR][/B][/SIZE][/U] [B][COLOR=Purple]"Elif Lâm Mîm. Zâlike'l-kitâbu lâ raybe fîhi... ve ülâike hümü'l-müflihûne" [/COLOR][/B][COLOR=Purple](Bakara Sûresi, 1-5) [/COLOR] [B]Önce şu âyetlerin açıklamasına bakalım:[/B] [B][COLOR=Purple]"Elif Lâm Mîm. Zâlike'l-kitâbu lâ raybe fîhi hüden lil müttekîne." [/COLOR][/B] Gerek Zemahşerî ve gerekse Bediüzzaman, bu âyetlerin nazmındaki pek çok ifade sırlarını ortaya çıkarmışlardır. [B]Her ne kadar ikisi de, bu nüktelerde ittifak ediyorlarsa da,[/B] [B]bunları gerekçelendirmede ve açıklama üslubunda farklılık göstermişlerdir. [/B] [COLOR=DarkRed][B]Zemahşerî’ye göre,[/B][/COLOR] uzaklar için kullanılan bir ism-i işaret olan [B]"zâlike" [/B]nin kullanılmasındaki sır, tamamlanmış bir söze işaret etmesidir. Onun için böyle bir kelama uzaklar için kullanılan zalike ism-i işaretiyle işarette bulunulmuştur. Zamehşerî, bu kelam uzak olmadığı halde neden, kendisine "zâlike" ile işaret edilebildiğini, müşarun ileyh olan “sûre” müennes olduğu halde neden müzekker bir ism-i işaret kullanıldığını açıklar. [B]Bediüzzaman ise,[/B] [B]"zâlike"[/B]nin ta’zim ve ehemmiyete işare ettiğini, Kur’ân’ın, mıknatıs gibi zihinleri kendisine çektiğine, hayale müracaat ettiğin takdirde gözler, arkasındakini görecek derecede tezahür ettiğine işaret eder. Lisan-ı haliyle, Kur’ân’ın doğruluğuna olan güvenine, hile ve zaaftan münezzeh olduğuna remzeder. Yine bu ism-i işaret, Kur’ân’ın mükemmelliğini ifade eden yüksek mertebesini gösterdiği gibi, emsallarinin yürüdükleri yoldan uzak olduğunu belirtmekle de bu iddiasının deliline ima eder. [B][COLOR=DarkRed]Zemahşerî,[/COLOR][/B] [B]"Zâlike'l-kitâbu" ın "Elif Lâm Mîm"[/B] ile olan münasebetini açıklar ve "Zâlike'l-kitâbu"ın şunu ifade ettiğini bilirtir: [COLOR=Purple]“Kamil kitab işte budur. Sanki diğerleri onun karşısında eksiktirler. Kitab ismine ancak bu layıktır.” [/COLOR][COLOR=Purple] [/COLOR] [B]Bediüzzaman ise,[/B] ilave olarak [B]“Kitab”[/B] tabirinin kullanılmasındaki sırrı keşfeder. Bu tabirin, Kur’ân’ın, okuma yazma ehli olmayan bir ümminin eseri olamayacağına işaret ettiğini belirtir. [COLOR=DarkRed][B]Zemahşerî,[/B][/COLOR] [B]"lâ raybe fîhi"[/B]deki zarfın takdim edilmemesinin sırrına değinip, bunu [B]"lâ fîhi ğaulün"[/B] örneği ile açıklarken, [B]Bediüzzaman’[/B]ın başka bir inceliği yakaladığını görüyoruz. O da, diğer zarf edatlarının değil de "fî" nin kullanılması ve "fîhi" deki zarfiyettir. Bu konuda şöyle der: [COLOR=Purple][COLOR=Blue]“Ve keza zarfiyyeti ifade eden "fî" tabiri, Kur’ân’ın sathına ve zahirine konan şek ve şüphe varsa, içerisindeki hakaik ile defedilebileceğine işarettir.” [/COLOR] [/COLOR][COLOR=Purple] [/COLOR] [B][COLOR=DarkRed]Zemahşerî,[/COLOR][/B] [B]"hüden lil müttekîne"[/B]in sırrını açıklar. Müttakîlerin zaten doğru yolda olduğunu, neden "hüden lil müttekîne" denilmediğini sorar ve cevabını verir. Ayrıca, masdarın "hüden" ism-i fail "hâdî" yerine kullanılmasının, masdarın nekre olarak getirilmesinin, ve "müttekîn" deki îcazın ve cümleler arasında atıf edatının bulunmamasının sırrını açıklar. [B]Bediüzzaman[/B] da bu incelikleri vurgular. Fakat onları daha ziyada tafsil ve izah eder. [B][COLOR=Purple]"Ellezîne yu'minûne bi'l-gaybi ve yukîmûne's-salâte ve mimmâ rezaknâhum yünfikûne"[/COLOR][/B]âyetine bakalım. [B][COLOR=DarkRed]Zemahşerî,[/COLOR][/B] nahiv açısından âyetlerin makablleriyle olan münasebet sırrını açıklar ve [B]“el-imânu bi’l-ğayb”[/B] ile nitelendirmesi üzerinde şu soruları sorar: [COLOR=Blue]“Acaba, müttakîleri keşf ve beyan etmek için mi gelmiş, yoksa "lil müttekîne" ile birlikte getirilerek onunkinden farklı bir mânâ mı ifade ediyor veya medih olsun diye mi getirilmiş?”[/COLOR] Bu kaydın, beyan olma ihtimalini de, müstakil bir sıfat olma ihtimalini de ve mevsûf için bir medih olma ihtimalini de tek tek açıklıyor. [B]Bediüzzaman[/B] da bu bu noktalar üzerinde duruyor. Ayrıca âyetin makabliyle münasebet inceliğini açıklarken, önceki âyetin Kur’ân’ın medhi olduğunu, bu âyetin ise müttakîleri methettiğini ve ikinci methin birincisinin neticesi olduğunu belirtir. Sonra da şöyle der: [COLOR=Blue]"Ellezîne" ile "müttekîne" arasındaki münasebete gelince: [/COLOR] [COLOR=Blue]Bunların biri "tahliye" diğeri "tahliye" dir. [/COLOR] [COLOR=Blue]"Tahliye", tathir etmek ve temizlemektir. [/COLOR] [COLOR=Blue]"Tahliye" ise, tezyin etmek ve süslendirmek mânâsınadır. Bunlar birbiriyle arkadaş olup, burada olduğu gibi, daima birbirini takip ediyorlar. Onun için kalb, takvâ ile seyyiattan temizlenir temizlenmez, hemen onun ardında imanla tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir. [/COLOR] [COLOR=Blue]Kur’ân-ı Kerim, takvâyı üç mertebesiyle zikretmiştir: [/COLOR] [COLOR=Blue][B]Birincisi,[/B] şirki terk, [/COLOR] [COLOR=Blue][B]İkincisi,[/B] maâsiyi terk, [/COLOR] [COLOR=Blue][B]Üçüncüsü,[/B] mâsivâullahı terk etmektir. [/COLOR] [COLOR=Blue]"Tahliye" ise, hasenat ile olur. Hasenat da, ya kalble olur veya kalıp ve bedenle olur veyahut malla olur. [/COLOR] [COLOR=Blue]A’mâl-i kalbînin şemsi, imandır. [/COLOR] [COLOR=Blue]A’mâl-i bedeniyenin fihristesi, namazdır. [/COLOR] [COLOR=Blue]A’mâl-i mâliyenin kutbu, zekâttır.” [/COLOR] Bediüzzaman Zemahşerî’den fazla olarak [B]"mü'minune"[/B] yerine[B] "ellezîne yu'minûne"[/B] nin tercih edilmesindeki sırrı açıklayarak şöyle diyor: [COLOR=Blue]"mü'minune" kelimesine bedel, fiil sigasiyle "yu'minûne" fiilinin tercihi, İman fiilini hayal nazarına gösterip, keyfiyetin tasvir edilmesine ve harici delillerin tecellisiyle iman istimrar ve devam ile teceddüt etmesine işarettir.” [/COLOR] [B]Yine Bediüzzaman[/B] ziyade olarak [B]"yukîmûne's-salâte"[/B] ifadesindeki muzari’ sigasının sırrını açıklayarak şöyle der: [COLOR=Blue]“Ruha hayat veren namazın o geniş hareketini ve Âlem-i İslâma yayılmış olan o intibah-ı rûhânîyi muhataba ihtar edip göstermektir. Ve o güzel vaziyeti ve o muntazam haleti hayale götürüp tasvir etmekle sâmi’lerin namaza meylini ikaz edip artırmaktır.” [/COLOR] [COLOR=Blue][B][COLOR=Red]Devam edecek...[/COLOR][/B] [/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst