Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 164533" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod</strong></p><p></p><p><strong>Zemahşerî,</strong> ve <strong><span style="color: Red">"mimmâ rezaknâhum yünfikûne"</span></strong> da rızkın azamet nûn’u olan "nâ" ya isnad edilmesindeki sırrı, kendi i’tizal mezhebi yararı doğrultusunda açıklar. Ayrıca, tab’îz ifade eden "min" tabirinin ve fiilin faline takdiminin sırrını açıklar. <strong>Oysa Bediüzzaman,</strong> âyetin nazmındaki sırları daha üstün bir şümul ve ihatayla açıklayarak asrındaki problemlerin çözümü doğrultusunda incelikler ortaya çıkarır. Zekât müessesesiyle, çağımız medeniyetindeki iktisadî ve ictimâ’î nazariyelere karşı meydan okur. Daha sonra şunları kaydeder: </p><p></p><p></p><p><span style="color: Blue"><strong>“Zekât ile sadakanın lâyık oldukları mevkilerini bulmak için birkaç şart vardır:</strong></span></p><p></p><p> <span style="color: Blue"><strong>“1)</strong> Sadakayı vermekte israf etmemesi. Tâ ki, zelil ve çaresiz olarak muhtaç duruma düşmesin. Bunu tab’îz mânâsına gelen ‘min’ ifade ediyor. </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> <span style="color: Blue"><strong>“2)</strong> Başkasından alıp başkasına vermek sûretiyle halkın malından olmayıp kendi malından olması. Bunu da, "mimmâ"nın takdim edilmesinden anlıyoruz.</span></p><p><span style="color: Blue"><strong></strong></span></p><p><span style="color: Blue"><strong>“3)</strong> Minnetle in’amın bozulmaması. Bunu da ‘rızk’ın azamet "nun" una isnad edilmesi ifade ediyor. Çünkü veren Allah’tır. Kul ise bir vasıtadır. </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> <span style="color: Blue"><strong>“4)</strong></span> <span style="color: Blue">Fakir olmak korkusuyla sadakanın terkedilmemesi. Bunu da, rızkın azamet "nun"na isnadından anlaşılıyor.</span></p><p></p><p> <span style="color: Blue"><strong>“5)</strong> Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle, ilim, fikir, kuvvet, amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi. Bu da, fiilin mutlak bırakılmasından anlaşılıyor. </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> <span style="color: Blue"><strong>“6)</strong> Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hacat-ı zaruriyesinde sarfetmesi lâzımdır. İşte "yünfikûne" maddesiyle, sadakanın zarurî ihtiyaçlara sarfedilmesi şartı getirilmiştir.” </span></p><p><span style="color: Blue"></span><span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p> <strong>Şimdi de şu âyet-i kerimeye bakalım:</strong></p><p> </p><p> <strong><span style="color: Red">"Vellezîne yu'minûne bimâ ünzile ileyke ve mâ ünzile min kablike ve bi'l-âhireti hüm yûkınûne." </span></strong></p><p><strong><span style="color: Red"></span></strong></p><p> <strong>Zemahşerî</strong>, burada sözü edilen kimselerin, öncekilerin aynısı mı, yoksa başkaları mı olduğu sorusunu soruyor ve her iki ihtimale de cevap veriyor. “Vâv” ile atıf yapılmasındaki sırrı ve mânâsını açıklıyor. Yine, bunların öncekilerden farklı kimseler olması ihtimaline göre, bunların da müttakilerin kapsamına girip girmediklerini soruyor ve bunun atfe bağlı olduğunu söylüyor. Ayrıca, henüz Kur’ân’ın tamamı inmediği halde ünzile'deki geçmiş zaman sigası ile tabir edilmesindeki sırrı, "el-ahira" kelimesinin takdimindeki inceliği ve yu'minûne 'nun "hüm" zamirine bina edilmesindeki hikmeti açıklıyor. </p><p></p><p></p><p> <strong>Bediüzzaman ise </strong>bunlara ilave olarak şu incelikleri de beyan ediyor: <span style="color: Red"><strong>"ellezîne"</strong> </span>tabirinin kullanılması, hükmün medarı ve maksadın esasının iman sıfatı olduğuna işarettir. </p><p></p><p><strong><span style="color: Red">"yu'minûne"</span></strong> nin muzari’ gelmesi, nüzûl ve zuhur tekerrür ettikçe imanın teceddüd ettiğine işarettir. </p><p><span style="color: Red"><strong>"mâ"</strong></span>daki ibhamın, iman-ı icmâlînin kâfi geldiğine ve imanın Hadîs gibi batınî ve Kur’ân gibi zahirî vahiylere şâmil olduğuna işarettir. </p><p><span style="color: Red"><strong>"ünzile"</strong></span> nin maddesi itibariyle, Kur’ân’a iman, Kur’ân’ın Allah’tan nüzûlüne iman demek olduğunu gösteriyor. Mazi siygasiyle gelmesi, henüz nâzil olmayanın nüzulu, nazil olanın nüzulu kadar muhakkak olduğuna işarettir. </p><p><span style="color: Red"><strong>"aleyke"</strong></span> ye bedel, <strong><span style="color: Red">"ileyke"</span></strong>nin zikri, Resûl-i Ekrem’in teklif edilen risalet vazifesini cüz’-i ihtiyarisiyle haml ve kabul etmiş olduğuna... işarettir. </p><p> Bediüzzaman yine, Zemahşerî’nin izahlarından ziyade olarak, <strong><span style="color: Red">"ve mâ ünzile min kablike"</span></strong>nin nazım inceliklerini açıklayarak şunları söylemiştir: </p><p></p><p><span style="color: Blue">“Bu cümlenin ma kabline atfı, medlûlün delile olan bir atfıdır. Şöyle ki:</span> </p><p><span style="color: Red">‘Ey insanlar! Kur’ân’a iman ettiğiniz gibi, kütûb-u sabıkaya da iman ediniz.’ </span></p><p><span style="color: Red"></span><span style="color: Blue">(...) Yahut o atf, delilin medlûle olan atfıdır. Şöyle ki:</span></p><p><span style="color: Red">‘Ey Ehl-i Kitab! geçmiş olan enbiya ve kitablara iman ettiğiniz gibi, Hz. Muhammed ile Kur’ân’a da iman ediniz.’</span> (...) </p><p><span style="color: Blue">Yine bu cümlede şöyle bir işaret vardır. Şöyle ki:</span></p><p><span style="color: Red">‘Zaman-ı Saadette Kur’ân’dan neş’et eden İslâmiyet, sanki bir şeceredir. Kökü zaman-ı Saadette sabit olmakla, damarları o zamanın âb-ı hayat menbalarından kuvvet ve hayat alarak her tarafa intişar ettikleri gibi, dal ve budakları da istikbal semasına kadar uzanarak âlem-i beşere maddî ve manevî semereleri yetiştiriyor. Evet, İslâmiyet mazî ile istikbali kanatları altına almıştır... (...)”</span> <span style="color: Blue"></span></p><p><span style="color: Blue">Yine o cümlede, Ehl-i Kitabı imana teşvik vardır. Onlara bir ünsiyet, bir sühûlet gösteriyor. </span></p><p><span style="color: Blue"></span></p><p></p><p> <strong>Bediüzzaman,</strong> <strong><span style="color: Red">"ve bi'l-âhireti hüm yûkınûne." </span></strong>cümlesindeki incelikleri açıklayan Zemahşerînin tesbitlerini teyit etmekle beraber, cümledeki atfın, "el-ahira" in başındaki lâm-ı ta’rifin, "el-ahira" tabirinin ve "yu'minûne"a bedel "yûkınûne" kelimesinin kullanılmasının sırrını da fazladan olarak açıklıyor. </p><p></p><p></p><p><strong><span style="color: Red">Devam edecek...</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 164533, member: 27"] [b]Cevap: Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metod[/b] [B]Zemahşerî,[/B] ve [B][COLOR=Red]"mimmâ rezaknâhum yünfikûne"[/COLOR][/B] da rızkın azamet nûn’u olan "nâ" ya isnad edilmesindeki sırrı, kendi i’tizal mezhebi yararı doğrultusunda açıklar. Ayrıca, tab’îz ifade eden "min" tabirinin ve fiilin faline takdiminin sırrını açıklar. [B]Oysa Bediüzzaman,[/B] âyetin nazmındaki sırları daha üstün bir şümul ve ihatayla açıklayarak asrındaki problemlerin çözümü doğrultusunda incelikler ortaya çıkarır. Zekât müessesesiyle, çağımız medeniyetindeki iktisadî ve ictimâ’î nazariyelere karşı meydan okur. Daha sonra şunları kaydeder: [COLOR=Blue][B]“Zekât ile sadakanın lâyık oldukları mevkilerini bulmak için birkaç şart vardır:[/B][/COLOR] [COLOR=Blue][B]“1)[/B] Sadakayı vermekte israf etmemesi. Tâ ki, zelil ve çaresiz olarak muhtaç duruma düşmesin. Bunu tab’îz mânâsına gelen ‘min’ ifade ediyor. [/COLOR] [COLOR=Blue][B]“2)[/B] Başkasından alıp başkasına vermek sûretiyle halkın malından olmayıp kendi malından olması. Bunu da, "mimmâ"nın takdim edilmesinden anlıyoruz.[/COLOR] [COLOR=Blue][B] “3)[/B] Minnetle in’amın bozulmaması. Bunu da ‘rızk’ın azamet "nun" una isnad edilmesi ifade ediyor. Çünkü veren Allah’tır. Kul ise bir vasıtadır. [/COLOR] [COLOR=Blue][B]“4)[/B][/COLOR] [COLOR=Blue]Fakir olmak korkusuyla sadakanın terkedilmemesi. Bunu da, rızkın azamet "nun"na isnadından anlaşılıyor.[/COLOR] [COLOR=Blue][B]“5)[/B] Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle, ilim, fikir, kuvvet, amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi. Bu da, fiilin mutlak bırakılmasından anlaşılıyor. [/COLOR] [COLOR=Blue][B]“6)[/B] Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hacat-ı zaruriyesinde sarfetmesi lâzımdır. İşte "yünfikûne" maddesiyle, sadakanın zarurî ihtiyaçlara sarfedilmesi şartı getirilmiştir.” [/COLOR][COLOR=Blue] [/COLOR] [B]Şimdi de şu âyet-i kerimeye bakalım:[/B] [B][COLOR=Red]"Vellezîne yu'minûne bimâ ünzile ileyke ve mâ ünzile min kablike ve bi'l-âhireti hüm yûkınûne." [/COLOR][/B] [B]Zemahşerî[/B], burada sözü edilen kimselerin, öncekilerin aynısı mı, yoksa başkaları mı olduğu sorusunu soruyor ve her iki ihtimale de cevap veriyor. “Vâv” ile atıf yapılmasındaki sırrı ve mânâsını açıklıyor. Yine, bunların öncekilerden farklı kimseler olması ihtimaline göre, bunların da müttakilerin kapsamına girip girmediklerini soruyor ve bunun atfe bağlı olduğunu söylüyor. Ayrıca, henüz Kur’ân’ın tamamı inmediği halde ünzile'deki geçmiş zaman sigası ile tabir edilmesindeki sırrı, "el-ahira" kelimesinin takdimindeki inceliği ve yu'minûne 'nun "hüm" zamirine bina edilmesindeki hikmeti açıklıyor. [B]Bediüzzaman ise [/B]bunlara ilave olarak şu incelikleri de beyan ediyor: [COLOR=Red][B]"ellezîne"[/B] [/COLOR]tabirinin kullanılması, hükmün medarı ve maksadın esasının iman sıfatı olduğuna işarettir. [B][COLOR=Red]"yu'minûne"[/COLOR][/B] nin muzari’ gelmesi, nüzûl ve zuhur tekerrür ettikçe imanın teceddüd ettiğine işarettir. [COLOR=Red][B]"mâ"[/B][/COLOR]daki ibhamın, iman-ı icmâlînin kâfi geldiğine ve imanın Hadîs gibi batınî ve Kur’ân gibi zahirî vahiylere şâmil olduğuna işarettir. [COLOR=Red][B]"ünzile"[/B][/COLOR] nin maddesi itibariyle, Kur’ân’a iman, Kur’ân’ın Allah’tan nüzûlüne iman demek olduğunu gösteriyor. Mazi siygasiyle gelmesi, henüz nâzil olmayanın nüzulu, nazil olanın nüzulu kadar muhakkak olduğuna işarettir. [COLOR=Red][B]"aleyke"[/B][/COLOR] ye bedel, [B][COLOR=Red]"ileyke"[/COLOR][/B]nin zikri, Resûl-i Ekrem’in teklif edilen risalet vazifesini cüz’-i ihtiyarisiyle haml ve kabul etmiş olduğuna... işarettir. Bediüzzaman yine, Zemahşerî’nin izahlarından ziyade olarak, [B][COLOR=Red]"ve mâ ünzile min kablike"[/COLOR][/B]nin nazım inceliklerini açıklayarak şunları söylemiştir: [COLOR=Blue]“Bu cümlenin ma kabline atfı, medlûlün delile olan bir atfıdır. Şöyle ki:[/COLOR] [COLOR=Red]‘Ey insanlar! Kur’ân’a iman ettiğiniz gibi, kütûb-u sabıkaya da iman ediniz.’ [/COLOR][COLOR=Blue](...) Yahut o atf, delilin medlûle olan atfıdır. Şöyle ki:[/COLOR] [COLOR=Red]‘Ey Ehl-i Kitab! geçmiş olan enbiya ve kitablara iman ettiğiniz gibi, Hz. Muhammed ile Kur’ân’a da iman ediniz.’[/COLOR] (...) [COLOR=Blue]Yine bu cümlede şöyle bir işaret vardır. Şöyle ki:[/COLOR] [COLOR=Red]‘Zaman-ı Saadette Kur’ân’dan neş’et eden İslâmiyet, sanki bir şeceredir. Kökü zaman-ı Saadette sabit olmakla, damarları o zamanın âb-ı hayat menbalarından kuvvet ve hayat alarak her tarafa intişar ettikleri gibi, dal ve budakları da istikbal semasına kadar uzanarak âlem-i beşere maddî ve manevî semereleri yetiştiriyor. Evet, İslâmiyet mazî ile istikbali kanatları altına almıştır... (...)”[/COLOR] [COLOR=Blue] Yine o cümlede, Ehl-i Kitabı imana teşvik vardır. Onlara bir ünsiyet, bir sühûlet gösteriyor. [/COLOR] [B]Bediüzzaman,[/B] [B][COLOR=Red]"ve bi'l-âhireti hüm yûkınûne." [/COLOR][/B]cümlesindeki incelikleri açıklayan Zemahşerînin tesbitlerini teyit etmekle beraber, cümledeki atfın, "el-ahira" in başındaki lâm-ı ta’rifin, "el-ahira" tabirinin ve "yu'minûne"a bedel "yûkınûne" kelimesinin kullanılmasının sırrını da fazladan olarak açıklıyor. [B][COLOR=Red]Devam edecek...[/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre Kur’ân'ın Mucizeliğini Açıklama Metodu
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst