Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bediüzzaman ve Fena Fi'l İhvan
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 242686" data-attributes="member: 12884"><p>[FONT=Arial,verdana]<span style="font-size: 15px"> <strong>Bediüzzaman ve Fena Fi'l İhvan</strong></span>[/FONT]</p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"> </span></span></p><p> <span style="font-size: 12px">Yrd. Doç. Ayşe Hümeyra </span></p><p> <span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"> <span style="font-size: 12px">Bediüzzaman Hazretleri, son devir İslam dünyasının yetiştirdiği en önemli ilim adamlarından birisidir. İlimle aksiyonu birleştirmiş, bunu da ‘müsbet hareket’ formülü şeklinde ifade etmiştir. Sevindirici olanı şudur: Eserleri şu anda 15 dünya diline çevrilmiştir. Hakkında doktora tezleri yapılmış, fikirleri geniş bir kitle tarafından hüsn ü kabul görmüştür. Eserlerinde en önemli husus olarak ‘uhuvvet’ üzerinde durur. Yazımız, Risale-i Nur Külliyatında yer alan kardeşlik bahsini değerlendirmektedir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px">Her güzel şey sevmekle başlar. Zoru kolay, uzağı yakın, düşmanı dost eden bir iksirdir o. Hele bir de Güzeller Güzeli’ne (cc), imandan kaynaklanıyorsa... Fakat eğer, insanlığın ve Müslümanlığın gereği olan bu muhabbet, tevhide dayanmıyorsa; o zaman, güzelliğe değil musibete sebep olur. Çünkü ancak imandan neş’et eden muhabbetin neticesi kardeşlik olabilir. Temelinde maddî menfaatlerin bulunduğu beraberlikler, menfaatler çatıştığı anda düşmanlığa dönüşür ve insan, sosyal çevresinde imanî düstura lâkayt kaldıkça nefsinin emrine boyun eğmeye mahkûm olur. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px">Yakın tarihimizin parlak ve çileli siması Said Nursî, işte bu birbirine taban tabana zıt iki hayat sistemi arasındaki farklılığın, hareket noktasındaki farklılıktan meydana geldiğini şu şekilde özetlemektedir. Önce tabiatperestleri ele alır: <em>"...Hayat-ı içtimaiyede nokta-i istinadı, ‘kuvvet’ kabul eder. Hedefi ‘menfaat’ bilir. Düstur-u hayatı ‘cidal’ tanır. Cemaatlerin rabıtasını, ‘unsuriyet: menfi milliyeti’ tutar. Semerâtı ise, ‘hevesât-ı nefsiyyeyi tatmin ve hâcât-ı beşeriyyeyi tezyîd’dir."</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px">Bu tespiti yaptıktan sonra neticesini de şöylece özetler: <em>"Halbuki kuvvetin şe’ni ‘tecavüz’dür. Menfaatin şe’ni, her arzuya kâfi gelmediğinden üstünde ‘boğuşmak’tır. Düstur-u cidalin şe’ni ‘çarpışmak’tır. Unsuriyetin şe’ni başkasını yutmakla beslenmek olduğundan; ‘tecavüz’dür... İşte bu hikmettendir ki, beşerin saadeti selb olmuştur</em>(yitmiştir)."</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px">Mukabil olarak ele alınan Kur’ân’ın öngördüğü hayat tarzı ise şu şekilde özetlenir: <em>"Amma hikmet-i Kur’âniyenin ise, nokta-i istinadı, kuvvete bedel ‘Hakk’ı kabul eder. Gayede menfaate bedel, ‘Fazilet ve Rıza-i İlâhî’yi kabul eder. Hayatta düstur-u cidal yerine, ‘düstur-u teavün’ü esas tutar. Cemaatlerin rabıtasında; unsuriyet, milliyet yerine ‘Râbıta-ı dinî ve sınıfî ve vatani’ kabul eder. Gâyâtı, hevesât-ı nefsâniyyenin tecavüzâtına sed çekip, ruhu maâliyata teşvik ve hissiyât-ı ulviyyesini tatmin eder ve insanı kemâlat-ı insaniyeye sevk edip insan eder..."</em></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"><span style="font-size: 12px">Sonuçları da şöyle belirtilir: <em>"Hakkın şe’ni ‘ittifak’tır. Faziletin şe’ni ‘tesanüt’tür. Düstur-u teavünün şe’ni, ‘birbirinin imdadına yetişmek’tir. Dinin şe’ni ‘uhuvvet’tir. ‘incizap’tır. Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemalata kamçılamakla serbest bırakmanın şe’ni ‘saadet-i dareyn’dir..."</em></span> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 10px"></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 242686, member: 12884"] [FONT=Arial,verdana][SIZE=4] [B]Bediüzzaman ve Fena Fi'l İhvan[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=2] [/SIZE][/FONT] [SIZE=3]Yrd. Doç. Ayşe Hümeyra [/SIZE] [FONT=Arial][SIZE=2] [SIZE=3]Bediüzzaman Hazretleri, son devir İslam dünyasının yetiştirdiği en önemli ilim adamlarından birisidir. İlimle aksiyonu birleştirmiş, bunu da ‘müsbet hareket’ formülü şeklinde ifade etmiştir. Sevindirici olanı şudur: Eserleri şu anda 15 dünya diline çevrilmiştir. Hakkında doktora tezleri yapılmış, fikirleri geniş bir kitle tarafından hüsn ü kabul görmüştür. Eserlerinde en önemli husus olarak ‘uhuvvet’ üzerinde durur. Yazımız, Risale-i Nur Külliyatında yer alan kardeşlik bahsini değerlendirmektedir. Her güzel şey sevmekle başlar. Zoru kolay, uzağı yakın, düşmanı dost eden bir iksirdir o. Hele bir de Güzeller Güzeli’ne (cc), imandan kaynaklanıyorsa... Fakat eğer, insanlığın ve Müslümanlığın gereği olan bu muhabbet, tevhide dayanmıyorsa; o zaman, güzelliğe değil musibete sebep olur. Çünkü ancak imandan neş’et eden muhabbetin neticesi kardeşlik olabilir. Temelinde maddî menfaatlerin bulunduğu beraberlikler, menfaatler çatıştığı anda düşmanlığa dönüşür ve insan, sosyal çevresinde imanî düstura lâkayt kaldıkça nefsinin emrine boyun eğmeye mahkûm olur. Yakın tarihimizin parlak ve çileli siması Said Nursî, işte bu birbirine taban tabana zıt iki hayat sistemi arasındaki farklılığın, hareket noktasındaki farklılıktan meydana geldiğini şu şekilde özetlemektedir. Önce tabiatperestleri ele alır: [I]"...Hayat-ı içtimaiyede nokta-i istinadı, ‘kuvvet’ kabul eder. Hedefi ‘menfaat’ bilir. Düstur-u hayatı ‘cidal’ tanır. Cemaatlerin rabıtasını, ‘unsuriyet: menfi milliyeti’ tutar. Semerâtı ise, ‘hevesât-ı nefsiyyeyi tatmin ve hâcât-ı beşeriyyeyi tezyîd’dir."[/I] Bu tespiti yaptıktan sonra neticesini de şöylece özetler: [I]"Halbuki kuvvetin şe’ni ‘tecavüz’dür. Menfaatin şe’ni, her arzuya kâfi gelmediğinden üstünde ‘boğuşmak’tır. Düstur-u cidalin şe’ni ‘çarpışmak’tır. Unsuriyetin şe’ni başkasını yutmakla beslenmek olduğundan; ‘tecavüz’dür... İşte bu hikmettendir ki, beşerin saadeti selb olmuştur[/I](yitmiştir)." Mukabil olarak ele alınan Kur’ân’ın öngördüğü hayat tarzı ise şu şekilde özetlenir: [I]"Amma hikmet-i Kur’âniyenin ise, nokta-i istinadı, kuvvete bedel ‘Hakk’ı kabul eder. Gayede menfaate bedel, ‘Fazilet ve Rıza-i İlâhî’yi kabul eder. Hayatta düstur-u cidal yerine, ‘düstur-u teavün’ü esas tutar. Cemaatlerin rabıtasında; unsuriyet, milliyet yerine ‘Râbıta-ı dinî ve sınıfî ve vatani’ kabul eder. Gâyâtı, hevesât-ı nefsâniyyenin tecavüzâtına sed çekip, ruhu maâliyata teşvik ve hissiyât-ı ulviyyesini tatmin eder ve insanı kemâlat-ı insaniyeye sevk edip insan eder..."[/I] Sonuçları da şöyle belirtilir: [I]"Hakkın şe’ni ‘ittifak’tır. Faziletin şe’ni ‘tesanüt’tür. Düstur-u teavünün şe’ni, ‘birbirinin imdadına yetişmek’tir. Dinin şe’ni ‘uhuvvet’tir. ‘incizap’tır. Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemalata kamçılamakla serbest bırakmanın şe’ni ‘saadet-i dareyn’dir..."[/I][/SIZE] [/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bediüzzaman ve Fena Fi'l İhvan
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst