Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Bediüzzamandan hakikatler...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Gül-i &amp;#304;kra" data-source="post: 30412" data-attributes="member: 960"><p><strong>Cevap: üstadımdan...</strong></p><p></p><p><em>«Nazar-ı nübüvvet ve tevhid ve iman; <u>vahdete, âhirete, uluhiyete baktığı </u>için, hakaikı ona göre görür. </em></p><p><em>Ehl-i felsefe ve hikmetin nazarı; <u>kesrete, esbaba, tabiata bakar</u>, ona göre görür. </em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em><span style="color: red">Nokta-i nazar birbirinden çok uzaktır</span>. </em></p><p><em></em></p><p><em>Ehl-i felsefenin en büyük bir maksadı, ehl-i Usûl-üd Din ve ülema-i İlm-i Kelâm'ın makasıdı içinde görünmeyecek bir derecede <u>küçük ve ehemmiyetsizdir</u>.</em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em>İşte onun içindir ki, <u>mevcudatın tafsil-i mahiyetinde ve ince ahvallerinde ehl-i hikmet çok ileri gitmişler</u>. </em></p><p><em>Fakat hakikî hikmet olan ulûm-u âliye-i İlahiye ve uhreviyede o kadar geridirler ki, en basit bir mü'minden daha geridirler.</em></p><p><em></em></p><p> <em></em></p><p><em>Bu <span style="color: red">sırrı fehmetmeyenler, muhakkikîn-i İslâmiyeyi, hükemalara nisbeten geri zannediyorlar</span>. Halbuki akılları gözlerine inmiş, kesrette boğulmuş olanların ne haddi var ki, veraset-i nübüvvet ile makasıd-ı âliye-i kudsiyeye yetişenlere yetişebilsinler.</em></p><p><em></em></p><p><em>Hem bir şey<u> iki nazar </u>ile bakıldığı vakit, iki muhtelif hakikatı gösteriyor. İkisi de hakikat olabilir. Fennin hiçbir hakikat-ı kat'iyyesi, Kur'anın hakaik-i kudsiyesine ilişemez. Fennin kısa eli, onun münezzeh ve muallâ damenine erişemez. </em></p><p><em></em></p><p><em>Nümune olarak bir misal zikrederiz:</em></p><p><em></em></p><p><em>Meselâ, <u>Küre-i Arz </u>ehl-i hikmet nazarıyla bakılsa hakikatı şudur ki: </em></p><p><em></em></p><p><em>Güneş etrafında mutavassıt bir seyyare gibi hadsiz yıldızlar içinde döner. Yıldızlara nisbeten küçük bir mahluk. </em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em>Fakat <u>ehl-i Kur'an nazarıyla </u>bakıldığı vakit -Onbeşinci Söz'de izah edildiği gibi- hakikatı şöyledir ki: </em></p><p><em>Semere-i âlem olan insan; en câmi', en bedi' ve en âciz, en aziz, en zaîf, en latif bir mu'cize-i kudret olduğundan, beşik ve meskeni olan zemin; semaya nisbeten maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber manen ve san'aten </em></p><p><em>bütün kâinatın kalbi, merkezi..</em></p><p> <em></em></p><p><em>bütün mu'cizat-ı san'atının meşheri, sergisi.. </em></p><p><em></em></p><p><em>bütün tecelliyat-ı esmasının mazharı, nokta-i mihrakıyesi.. </em></p><p><em></em></p><p><em>nihayetsiz faaliyet-i Rabbaniyenin mahşeri, ma'kesi..</em></p><p> <em></em></p><p><em>hadsiz hallakıyet-i İlahiyenin hususan nebatat ve hayvanatın kesretli enva'-ı sagiresinden cevvadane icadın medarı, çarşısı ve </em></p><p><em></em></p><p><em>pek geniş âhiret âlemlerindeki masnuatın küçük mikyasta nümunegâhı ve </em></p><p><em></em></p><p><em>mensucat-ı ebediyenin sür'atle işleyen tezgâhı ve </em></p><p><em></em></p><p><em>menazır-ı sermediyenin çabuk değişen taklidgâhı ve </em></p><p><em></em></p><p><em>besatîn-i daimenin tohumcuklarına sür'atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur.</em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em>İşte Arzın bu azamet-i maneviyesinden ve ehemmiyet-i san'aviyesindendir ki, Kur'an-ı Hakîm; semavata nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan Arzı, bütün semavata karşı küçücük kalbi, büyük kalıba mukabil tutmak gibi denk tutuyor. Onu bir kefede, bütün semavatı bir kefede koyuyor, mükerreren “Rabbü’s-Semâvâti ve’l-Arz” diyor.</em></p><p><em></em></p><p> <em>İşte sair mesaili buna kıyas et ve anla ki: </em></p><p><em><span style="color: blue">Felsefenin ruhsuz, sönük hakikatleri; Kur'anın parlak, ruhlu hakikatleriyle müsademe edemez. Nokta-i nazar ayrı ayrı olduğu için, ayrı ayrı görünür</span>.» (Sözler</em></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Gül-i İkra, post: 30412, member: 960"] [b]Cevap: üstadımdan...[/b] [I]«Nazar-ı nübüvvet ve tevhid ve iman; [U]vahdete, âhirete, uluhiyete baktığı [/U]için, hakaikı ona göre görür. Ehl-i felsefe ve hikmetin nazarı; [U]kesrete, esbaba, tabiata bakar[/U], ona göre görür. [COLOR=red]Nokta-i nazar birbirinden çok uzaktır[/COLOR]. Ehl-i felsefenin en büyük bir maksadı, ehl-i Usûl-üd Din ve ülema-i İlm-i Kelâm'ın makasıdı içinde görünmeyecek bir derecede [U]küçük ve ehemmiyetsizdir[/U]. İşte onun içindir ki, [U]mevcudatın tafsil-i mahiyetinde ve ince ahvallerinde ehl-i hikmet çok ileri gitmişler[/U]. Fakat hakikî hikmet olan ulûm-u âliye-i İlahiye ve uhreviyede o kadar geridirler ki, en basit bir mü'minden daha geridirler. Bu [COLOR=red]sırrı fehmetmeyenler, muhakkikîn-i İslâmiyeyi, hükemalara nisbeten geri zannediyorlar[/COLOR]. Halbuki akılları gözlerine inmiş, kesrette boğulmuş olanların ne haddi var ki, veraset-i nübüvvet ile makasıd-ı âliye-i kudsiyeye yetişenlere yetişebilsinler. Hem bir şey[U] iki nazar [/U]ile bakıldığı vakit, iki muhtelif hakikatı gösteriyor. İkisi de hakikat olabilir. Fennin hiçbir hakikat-ı kat'iyyesi, Kur'anın hakaik-i kudsiyesine ilişemez. Fennin kısa eli, onun münezzeh ve muallâ damenine erişemez. Nümune olarak bir misal zikrederiz: Meselâ, [U]Küre-i Arz [/U]ehl-i hikmet nazarıyla bakılsa hakikatı şudur ki: Güneş etrafında mutavassıt bir seyyare gibi hadsiz yıldızlar içinde döner. Yıldızlara nisbeten küçük bir mahluk. Fakat [U]ehl-i Kur'an nazarıyla [/U]bakıldığı vakit -Onbeşinci Söz'de izah edildiği gibi- hakikatı şöyledir ki: Semere-i âlem olan insan; en câmi', en bedi' ve en âciz, en aziz, en zaîf, en latif bir mu'cize-i kudret olduğundan, beşik ve meskeni olan zemin; semaya nisbeten maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber manen ve san'aten bütün kâinatın kalbi, merkezi.. bütün mu'cizat-ı san'atının meşheri, sergisi.. bütün tecelliyat-ı esmasının mazharı, nokta-i mihrakıyesi.. nihayetsiz faaliyet-i Rabbaniyenin mahşeri, ma'kesi.. hadsiz hallakıyet-i İlahiyenin hususan nebatat ve hayvanatın kesretli enva'-ı sagiresinden cevvadane icadın medarı, çarşısı ve pek geniş âhiret âlemlerindeki masnuatın küçük mikyasta nümunegâhı ve mensucat-ı ebediyenin sür'atle işleyen tezgâhı ve menazır-ı sermediyenin çabuk değişen taklidgâhı ve besatîn-i daimenin tohumcuklarına sür'atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur. İşte Arzın bu azamet-i maneviyesinden ve ehemmiyet-i san'aviyesindendir ki, Kur'an-ı Hakîm; semavata nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan Arzı, bütün semavata karşı küçücük kalbi, büyük kalıba mukabil tutmak gibi denk tutuyor. Onu bir kefede, bütün semavatı bir kefede koyuyor, mükerreren “Rabbü’s-Semâvâti ve’l-Arz” diyor. İşte sair mesaili buna kıyas et ve anla ki: [COLOR=blue]Felsefenin ruhsuz, sönük hakikatleri; Kur'anın parlak, ruhlu hakikatleriyle müsademe edemez. Nokta-i nazar ayrı ayrı olduğu için, ayrı ayrı görünür[/COLOR].» (Sözler[/I] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Bediüzzamandan hakikatler...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst