Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Bediüzzaman'ı Pakistan'a taşıyan adam
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 24770" data-attributes="member: 857"><p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><img src="http://www.moralhaber.net/resimler/haberler/45148.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman'ı Pakistan'a taşıyan adam</span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Muhammed Sabir'in Türkiye macerası 1958'de başlamış. 1955'de okuduğu Bediüzzaman'ın hayatını anlatan kitaptan çok etkilenir ve Pakistan'da kitap yazar.</span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Muhammed Sabir’in Türkiye macerası 1958’de başlamış. Türk hükümetinin bursu ile Türkiye’de okuyacak iki Pakistanlı talebeden biri olmaya hak kazanmış ve İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydını yaptırmış. Sabir’in medeni cesareti ve girişken yapısı ona kısa sürede geniş bir çevre kazandırır. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Dönemin tanınmış hocalarından olan Abdulkadir Karahan, Ali Nihat Tarlan, Mahir İz, Ahmet Caferoğlu, Tahsin Banguoğlu, Zeki Velidi Togan’dan dersler alır. 23 yaşında Türkiye’ye gelen Sabir’i, hareketli ve renkli bir öğrencilik dönemi beklemektedir. 1958-1961 yılları, Türk siyasi hayatının en çalkantılı dönemidir. Sabir, Bediüzzaman’dan İsmet İnönü’ye, Nihal Atsız’dan Necip Fazıl’a, Behçet Kemal Çağlar’dan İsmail Hakkı Danışment’e, Eşref Edip’ten Sami Onar’a, Ali Fuat Başgil’den Osman Bölükbaşı’na, İsa Yusuf Alptekin’den Mehmet Emin Buğra’ya kadar birçok ünlü isimle tanışır. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Muhammed Sabir’in Türkiye’ye gelmeden 3 yıl önce, 1955’te Risale-i Nurlarla tanışmıştır. Demokrat Parti döneminde, Risale-i Nurlar, Pakistan’a kadar ulaşmış. Hilal ve İslam Gazetesi sahibi Salih Özcan, Sabir’e, Pakistan’ın basın ataşesi Yakup Dadaşi vasıtasıyla mektup ile birlikte Said Nursi’nin hayatını anlatan bir kitap yollar. Kitaptan etkilenen Sabir, Bediüzzaman’ın hayatını araştırmaya başlar. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Bediüzzaman’a birçok mektup yazar. Konu genelde İslam birliği, dünyayı tehdit eden komünizm ve esaret altındaki Müslüman ülkelerin durumları ile alakalıdır. Mektuplarının birinde Said Nursi’yi Pakistan’a davet eder. Bediuzzaman, Sabir’in mektuplarına karşılık verdiği gibi bu mektupların Tarihçe-i Hayat isimli eserine konulmasını sağlar. Genç Sabir, Pakistan’da yayın yapan, Cenk, Davet, İstiklal, Asya, İnkılap isimli saygın gazetelerde Bediüzzaman ve Nur Risaleleri hakkında 12 ayrı makale yazar. Bir mektupla da bu makaleleri kitaplaştırmak için Bediüzzaman’dan izin alır. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Doktora için geldiği Türkiye’de Said Nursi ile görüşmek için sabırsızlanır. Salih Özcan’ı devreye koyarak randevu ister. Özcan, Sabir’i 1959’da Said Nursi’nin Emirdağ’daki evine gönderir. Ziyaretçi kabul etmeyen Bediüzzaman, Pakistanlı olduğunu duyunca onu kabul eder. Sabir o zamanı şöyle anlatıyor: “Bizi ayakta karşıladı. ‘Pakistanlı oğlum hoşgeldiniz’ dedi. Talebelerine benim için yemek hazırlamalarını söyledi. Üstad, yemek için bizden müsaade istedi. ‘Ben çok az yerim, ama siz yiyin’ dedi. O gün pilav ve yoğurt yedik.” Bediüzzaman’ın evinde bir gece konaklar, onunla sohbet eder. Ona, komünist Sovyetler Birliği ve Şia İran hakkında sorular sorar. Sabir, “Bediüzzaman bana ‘Ne gibi tahsille meşgulsünüz’ diye sordu. Türkoloji talebesiyim, İslam öncesi ve sonrası Türk tarihi, Türk dili ve edebiyatı ve Türk kültürü üzerine eğitim almaktayım, dedim. Bana; “Sabir Bey! Yalnız ilmi ve dini tetkiklerle meşgul olacaksınız ve hiçbir siyasi partiye girmeyeceksiniz. Sizin en evvel işiniz tahsilinize teveccüh edip diplomanızı almaktır. Madem siz Türk edebiyatı ile uğraşmaktasınız; o halde iki memleket arasında çok yakın bir irtibat kurmak için çalışmalısınız.” dedi. Bediüzzaman’ın siyasete girmeme tavsiyesine uyma konusunda o kadar titiz davrandım ki, üniversite arkadaşlarım tarafından dönemin başbakanı Menderes aleyhtarı gösterilere katılmaya zorlandığımda, tercihimi katılmama yönünde kullandım.” O günlere ait hatıralarından birisini de şöyle naklediyor Muhammed Sabir: “Bir gün üniversite çıkışı Menderes aleyhtarı gösteri yapan öğrencilere denk geldim. Beyazıt Meydanı’nda polis öğrencileri topluyor ve bir çember içine alıyordu. Bir yandan polis öğrencileri topluyordu; diğer yandan askerler salıveriyordu. Bir ilginç olay da, ihtilalin ünlü komutanlarından Muzaffer Özdağ’ın kaldığımız yurda gelip öğrencilere ateşli bir konuşma yapması olmuştu.” </span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Sohbetin sonunda Üstad’ın soyadını sormak istediğimde başıma yavaşça vurarak, “Soyadım okur, okurum, okurum” dediğini ifade ediyor. “Kendisi de bana soyadımı sordu. Ben de; Pakistan’da soyadı kanununun olmadığını söyledim.” diyor. Bediüzzaman’ın Rusya esaretinde Rusçayı ve Kiril alfabesini öğrendiğini ağzından duyduğunu sözlerine ekliyor. Ziyaretin sonunda ayrılmak üzere müsaade isteyen Sabir’e bir sürpriz yapıyor Bediüzzaman. Talebelerinden birini yanına çağırıyor ve arabasının hazırlanmasını istiyor. ‘Pakistanlı oğlum, sizi ben uğurlayacağım.’ diyor. Orada bulunan herkes hayretler içinde kalıyor; çünkü Bediüzzaman’ın daha önceki misafirlerine böyle bir şeyi yapmadığını söylüyorlar: “Kendisi arka koltuğa, ben ise ön koltuğa oturduk. Arabanın şoförlüğünü Zübeyr isminde bir nur talebesi yapıyordu. Herkes sokaklara inmiş, şaşkınlıkla bize bakıyordu, halk Bediüzzaman’a büyük ilgi gösteriyordu. Emirdağ’ın dışına çıktık, yaklaşık 25 kilometre gittik yol boyunca bizi polis durdurmadı. Sonra İstanbul otobüslerinin geçtiği güzergaha geldiğimizde kendisi elimi tuttu, dua etti, başımı okşadı ve sırtıma hafifçe vurarak ‘Allah’a emanet ol’ dedi. Bediüzzaman’ı Emirdağ’ın dışında görenler yanıma geldi. Esmer tenli olduğum için ‘Sen Arap mısın? diye sorduklarında ‘Hayır, ben Pakistanlıyım, Pakistan bir Müslüman devlettir.’ dedim. Zübeyir Bey’in, yanımda kalması için tembih ettiği arkadaşlar otobüs gelene kadar beni beklediler.” </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="color: darkred"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><strong>Pakistan’da bir Türkiye sevdalısı</strong> </span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Türkiye’de çok renkli bir öğrencilik hayatı geçiren Sabir, İsmet İnönü ile de tanışıyor. “Eşref Edip’in talebe yurdunda kalıyordum. Kayseri milletvekili Dr. Mehmet Fevzioğlu’nun oğlu da bu yurttaydı. Bana ‘Siz Said Nursi’yle görüştünüz, İsmet Paşa ile neden görüşmüyorsunuz?’ dedi. Ben de kabul ettim. Bir yaz günü İstanbul Maltepe’deki evinde görüştük. Benim Türkçe konuştuğumu duyunca ve eşi Mevhibe Hanım’ı çağırdı. ‘Mevhibe Hanım, Mevhibe Hanım! Bak bak, Pakistanlı oğlum gelmiş, Türkçe konuşuyor.’ dedi. Bana ‘Harf inkılabının yapılmasında benim çok büyük emeklerim geçti, sizin gibi birisini görmekten fevkalade memnun oldum. İstikbalde herhangi bir meseleniz olursa bana yaz, problemini gidereyim.’ dedi.” Doktora eğitimini tamamladıktan sonra Pakistan’a dönen Muhammed Sabir, Karaçi Üniversitesi’nde göreve başlar. Bu sırada İsmet İnönü yeniden başbakan olur. Muhammed Sabir İnönü’den yeni kurulacak Türkoloji bölümü için yardım ister, vaadini hatırlatır. İnönü eğitim bakanına ‘Pakistan’da kurulacak Türk dili bölümü için her türlü yardım yapılsın’ talimatı verir. Ancak istenilen yardım yapılamaz. Dönemin hariciye vekili Hamit Batu böylesine geniş çaplı bir yardımı yapamayacaklarını bir mektupla Sabir’e bildirir. Ama eli boş da bırakılmaz. İsmet Paşa’nın emriyle 300 kadar Türkçe kitap Karaçi Üniversitesi’ne gönderilir. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="color: darkred"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><strong>Ömrünün 60 yılını Türk diline verdi</strong> </span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Muhammed Sabir, Pakistan’da Bir Türkiye sevdalısı olarak yaşıyor. Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluk köprüsü için zamanında önemli girişimlerde bulunmuş. Şimdi bayrağı ondan devralanlar, iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmek için canla başla çalışıyor. Muhammed Sabir de yıllar önce hayallerini kurduğu dostluk köprüsünün genç nesiller tarafından devam ettirilmesinden oldukça memnun. Hâlâ, öğrencilerine Türkçe öğretiyor, Türk tarihini ve Türk kültürünü anlatıyor. Ömrünün 60 yılını verdiği Türkçenin artık Pakistan’da Türk okulları tarafından öğretilmekte olmasından büyük mutluluk duyduğunu ifade ediyor. “Ancak Pakistan’da açılan Türk okullarından yetişen yeni nesiller Pakistan-Türkiye dostluğunu geleceğe taşıyabilir, sağlam ve kalıcı işbirliği ancak bu yol ile olur. Bediüzzaman’ın ifadesiyle İttihad-ı İslam ancak bu şekilde gerçekleşir ve Bediüzzaman’ın hayalleri gerçek olur.” diyerek sözlerini tamamlıyor Muhammed Sabir. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="color: darkred"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><strong>Prof. Dr. Muhammed Sabir kimdir?</strong> </span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">1935’te Hindistan’ın Allahabad şehrinde doğar. 1955’te Pakistan’a hicret eder. Üniversite yıllarında tanıştığı öğretmeni, Çin’den kaçarak Hindistan’a gelen Haşim Beg Dursunoğlu adlı Uygur Türkü’dür. Türkçeyi ondan öğrenir. O yıllar Hint kıtasındaki Müslümanlar bağımsızlıklarını yeni kazanmış, Pakistan’ın sıkıntılı yıllarıdır. Hindistan’da yaşayan Müslümanların akın akın Pakistan’a hicret ettiği yıllarda Muhammed Sabir de ailesiyle Karaçi’ye gelir. Karaçi Üniversitesi’nde İslam tarihi bölümünden mezun olduktan sonra doktora için Türkiye’ye gelir. Doktorasını tamamlar ve Karaçi Üniversitesi’nde Türk Edebiyatı ve Tarihi Kürsüsü’nün başkanlığını üstlenir. Türkçe dersleri verir. Ali Şir Nevai’nin ‘Hayretül Esrar’ adlı eserini günümüz Türkçesine çevirir. Osmanlı tarihini Urduca olarak yazar ve bu kitap hâlâ Pakistan üniversitelerinde zorunlu ders olarak okutulmaktadır. İlk Urduca-Türkçe sözlüğü yayınlar. Risale-i Nurlar’ın bir kısmının Urducaya çevrilmesine öncülük eder. Orta Asya Türk lehçelerini, Uygurcayı, Azeri Türkçesini, Osmanlıcayı ve İstanbul Türkçesini bilen Muhammed İhsan Sabir, Türkçeyi Latin, Kiril ve Arap harfleriyle yazıp okuyabilmektedir. Ayrıca İngilizce ve Farsça da bililiyor. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred">Zaman - Pazar</span></span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 24770, member: 857"] [LEFT][FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred][IMG]http://www.moralhaber.net/resimler/haberler/45148.jpg[/IMG] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman'ı Pakistan'a taşıyan adam[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Muhammed Sabir'in Türkiye macerası 1958'de başlamış. 1955'de okuduğu Bediüzzaman'ın hayatını anlatan kitaptan çok etkilenir ve Pakistan'da kitap yazar.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Muhammed Sabir’in Türkiye macerası 1958’de başlamış. Türk hükümetinin bursu ile Türkiye’de okuyacak iki Pakistanlı talebeden biri olmaya hak kazanmış ve İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydını yaptırmış. Sabir’in medeni cesareti ve girişken yapısı ona kısa sürede geniş bir çevre kazandırır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Dönemin tanınmış hocalarından olan Abdulkadir Karahan, Ali Nihat Tarlan, Mahir İz, Ahmet Caferoğlu, Tahsin Banguoğlu, Zeki Velidi Togan’dan dersler alır. 23 yaşında Türkiye’ye gelen Sabir’i, hareketli ve renkli bir öğrencilik dönemi beklemektedir. 1958-1961 yılları, Türk siyasi hayatının en çalkantılı dönemidir. Sabir, Bediüzzaman’dan İsmet İnönü’ye, Nihal Atsız’dan Necip Fazıl’a, Behçet Kemal Çağlar’dan İsmail Hakkı Danışment’e, Eşref Edip’ten Sami Onar’a, Ali Fuat Başgil’den Osman Bölükbaşı’na, İsa Yusuf Alptekin’den Mehmet Emin Buğra’ya kadar birçok ünlü isimle tanışır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Muhammed Sabir’in Türkiye’ye gelmeden 3 yıl önce, 1955’te Risale-i Nurlarla tanışmıştır. Demokrat Parti döneminde, Risale-i Nurlar, Pakistan’a kadar ulaşmış. Hilal ve İslam Gazetesi sahibi Salih Özcan, Sabir’e, Pakistan’ın basın ataşesi Yakup Dadaşi vasıtasıyla mektup ile birlikte Said Nursi’nin hayatını anlatan bir kitap yollar. Kitaptan etkilenen Sabir, Bediüzzaman’ın hayatını araştırmaya başlar. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Bediüzzaman’a birçok mektup yazar. Konu genelde İslam birliği, dünyayı tehdit eden komünizm ve esaret altındaki Müslüman ülkelerin durumları ile alakalıdır. Mektuplarının birinde Said Nursi’yi Pakistan’a davet eder. Bediuzzaman, Sabir’in mektuplarına karşılık verdiği gibi bu mektupların Tarihçe-i Hayat isimli eserine konulmasını sağlar. Genç Sabir, Pakistan’da yayın yapan, Cenk, Davet, İstiklal, Asya, İnkılap isimli saygın gazetelerde Bediüzzaman ve Nur Risaleleri hakkında 12 ayrı makale yazar. Bir mektupla da bu makaleleri kitaplaştırmak için Bediüzzaman’dan izin alır. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Doktora için geldiği Türkiye’de Said Nursi ile görüşmek için sabırsızlanır. Salih Özcan’ı devreye koyarak randevu ister. Özcan, Sabir’i 1959’da Said Nursi’nin Emirdağ’daki evine gönderir. Ziyaretçi kabul etmeyen Bediüzzaman, Pakistanlı olduğunu duyunca onu kabul eder. Sabir o zamanı şöyle anlatıyor: “Bizi ayakta karşıladı. ‘Pakistanlı oğlum hoşgeldiniz’ dedi. Talebelerine benim için yemek hazırlamalarını söyledi. Üstad, yemek için bizden müsaade istedi. ‘Ben çok az yerim, ama siz yiyin’ dedi. O gün pilav ve yoğurt yedik.” Bediüzzaman’ın evinde bir gece konaklar, onunla sohbet eder. Ona, komünist Sovyetler Birliği ve Şia İran hakkında sorular sorar. Sabir, “Bediüzzaman bana ‘Ne gibi tahsille meşgulsünüz’ diye sordu. Türkoloji talebesiyim, İslam öncesi ve sonrası Türk tarihi, Türk dili ve edebiyatı ve Türk kültürü üzerine eğitim almaktayım, dedim. Bana; “Sabir Bey! Yalnız ilmi ve dini tetkiklerle meşgul olacaksınız ve hiçbir siyasi partiye girmeyeceksiniz. Sizin en evvel işiniz tahsilinize teveccüh edip diplomanızı almaktır. Madem siz Türk edebiyatı ile uğraşmaktasınız; o halde iki memleket arasında çok yakın bir irtibat kurmak için çalışmalısınız.” dedi. Bediüzzaman’ın siyasete girmeme tavsiyesine uyma konusunda o kadar titiz davrandım ki, üniversite arkadaşlarım tarafından dönemin başbakanı Menderes aleyhtarı gösterilere katılmaya zorlandığımda, tercihimi katılmama yönünde kullandım.” O günlere ait hatıralarından birisini de şöyle naklediyor Muhammed Sabir: “Bir gün üniversite çıkışı Menderes aleyhtarı gösteri yapan öğrencilere denk geldim. Beyazıt Meydanı’nda polis öğrencileri topluyor ve bir çember içine alıyordu. Bir yandan polis öğrencileri topluyordu; diğer yandan askerler salıveriyordu. Bir ilginç olay da, ihtilalin ünlü komutanlarından Muzaffer Özdağ’ın kaldığımız yurda gelip öğrencilere ateşli bir konuşma yapması olmuştu.” [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Sohbetin sonunda Üstad’ın soyadını sormak istediğimde başıma yavaşça vurarak, “Soyadım okur, okurum, okurum” dediğini ifade ediyor. “Kendisi de bana soyadımı sordu. Ben de; Pakistan’da soyadı kanununun olmadığını söyledim.” diyor. Bediüzzaman’ın Rusya esaretinde Rusçayı ve Kiril alfabesini öğrendiğini ağzından duyduğunu sözlerine ekliyor. Ziyaretin sonunda ayrılmak üzere müsaade isteyen Sabir’e bir sürpriz yapıyor Bediüzzaman. Talebelerinden birini yanına çağırıyor ve arabasının hazırlanmasını istiyor. ‘Pakistanlı oğlum, sizi ben uğurlayacağım.’ diyor. Orada bulunan herkes hayretler içinde kalıyor; çünkü Bediüzzaman’ın daha önceki misafirlerine böyle bir şeyi yapmadığını söylüyorlar: “Kendisi arka koltuğa, ben ise ön koltuğa oturduk. Arabanın şoförlüğünü Zübeyr isminde bir nur talebesi yapıyordu. Herkes sokaklara inmiş, şaşkınlıkla bize bakıyordu, halk Bediüzzaman’a büyük ilgi gösteriyordu. Emirdağ’ın dışına çıktık, yaklaşık 25 kilometre gittik yol boyunca bizi polis durdurmadı. Sonra İstanbul otobüslerinin geçtiği güzergaha geldiğimizde kendisi elimi tuttu, dua etti, başımı okşadı ve sırtıma hafifçe vurarak ‘Allah’a emanet ol’ dedi. Bediüzzaman’ı Emirdağ’ın dışında görenler yanıma geldi. Esmer tenli olduğum için ‘Sen Arap mısın? diye sorduklarında ‘Hayır, ben Pakistanlıyım, Pakistan bir Müslüman devlettir.’ dedim. Zübeyir Bey’in, yanımda kalması için tembih ettiği arkadaşlar otobüs gelene kadar beni beklediler.” [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [COLOR=darkred][SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][B]Pakistan’da bir Türkiye sevdalısı[/B] [/FONT][/SIZE][/COLOR] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Türkiye’de çok renkli bir öğrencilik hayatı geçiren Sabir, İsmet İnönü ile de tanışıyor. “Eşref Edip’in talebe yurdunda kalıyordum. Kayseri milletvekili Dr. Mehmet Fevzioğlu’nun oğlu da bu yurttaydı. Bana ‘Siz Said Nursi’yle görüştünüz, İsmet Paşa ile neden görüşmüyorsunuz?’ dedi. Ben de kabul ettim. Bir yaz günü İstanbul Maltepe’deki evinde görüştük. Benim Türkçe konuştuğumu duyunca ve eşi Mevhibe Hanım’ı çağırdı. ‘Mevhibe Hanım, Mevhibe Hanım! Bak bak, Pakistanlı oğlum gelmiş, Türkçe konuşuyor.’ dedi. Bana ‘Harf inkılabının yapılmasında benim çok büyük emeklerim geçti, sizin gibi birisini görmekten fevkalade memnun oldum. İstikbalde herhangi bir meseleniz olursa bana yaz, problemini gidereyim.’ dedi.” Doktora eğitimini tamamladıktan sonra Pakistan’a dönen Muhammed Sabir, Karaçi Üniversitesi’nde göreve başlar. Bu sırada İsmet İnönü yeniden başbakan olur. Muhammed Sabir İnönü’den yeni kurulacak Türkoloji bölümü için yardım ister, vaadini hatırlatır. İnönü eğitim bakanına ‘Pakistan’da kurulacak Türk dili bölümü için her türlü yardım yapılsın’ talimatı verir. Ancak istenilen yardım yapılamaz. Dönemin hariciye vekili Hamit Batu böylesine geniş çaplı bir yardımı yapamayacaklarını bir mektupla Sabir’e bildirir. Ama eli boş da bırakılmaz. İsmet Paşa’nın emriyle 300 kadar Türkçe kitap Karaçi Üniversitesi’ne gönderilir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [COLOR=darkred][SIZE=3][/SIZE][/COLOR] [COLOR=darkred][SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][B]Ömrünün 60 yılını Türk diline verdi[/B] [/FONT][/SIZE][/COLOR] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Muhammed Sabir, Pakistan’da Bir Türkiye sevdalısı olarak yaşıyor. Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluk köprüsü için zamanında önemli girişimlerde bulunmuş. Şimdi bayrağı ondan devralanlar, iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmek için canla başla çalışıyor. Muhammed Sabir de yıllar önce hayallerini kurduğu dostluk köprüsünün genç nesiller tarafından devam ettirilmesinden oldukça memnun. Hâlâ, öğrencilerine Türkçe öğretiyor, Türk tarihini ve Türk kültürünü anlatıyor. Ömrünün 60 yılını verdiği Türkçenin artık Pakistan’da Türk okulları tarafından öğretilmekte olmasından büyük mutluluk duyduğunu ifade ediyor. “Ancak Pakistan’da açılan Türk okullarından yetişen yeni nesiller Pakistan-Türkiye dostluğunu geleceğe taşıyabilir, sağlam ve kalıcı işbirliği ancak bu yol ile olur. Bediüzzaman’ın ifadesiyle İttihad-ı İslam ancak bu şekilde gerçekleşir ve Bediüzzaman’ın hayalleri gerçek olur.” diyerek sözlerini tamamlıyor Muhammed Sabir. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [COLOR=darkred][SIZE=3][FONT=Palatino Linotype][B]Prof. Dr. Muhammed Sabir kimdir?[/B] [/FONT][/SIZE][/COLOR] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]1935’te Hindistan’ın Allahabad şehrinde doğar. 1955’te Pakistan’a hicret eder. Üniversite yıllarında tanıştığı öğretmeni, Çin’den kaçarak Hindistan’a gelen Haşim Beg Dursunoğlu adlı Uygur Türkü’dür. Türkçeyi ondan öğrenir. O yıllar Hint kıtasındaki Müslümanlar bağımsızlıklarını yeni kazanmış, Pakistan’ın sıkıntılı yıllarıdır. Hindistan’da yaşayan Müslümanların akın akın Pakistan’a hicret ettiği yıllarda Muhammed Sabir de ailesiyle Karaçi’ye gelir. Karaçi Üniversitesi’nde İslam tarihi bölümünden mezun olduktan sonra doktora için Türkiye’ye gelir. Doktorasını tamamlar ve Karaçi Üniversitesi’nde Türk Edebiyatı ve Tarihi Kürsüsü’nün başkanlığını üstlenir. Türkçe dersleri verir. Ali Şir Nevai’nin ‘Hayretül Esrar’ adlı eserini günümüz Türkçesine çevirir. Osmanlı tarihini Urduca olarak yazar ve bu kitap hâlâ Pakistan üniversitelerinde zorunlu ders olarak okutulmaktadır. İlk Urduca-Türkçe sözlüğü yayınlar. Risale-i Nurlar’ın bir kısmının Urducaya çevrilmesine öncülük eder. Orta Asya Türk lehçelerini, Uygurcayı, Azeri Türkçesini, Osmanlıcayı ve İstanbul Türkçesini bilen Muhammed İhsan Sabir, Türkçeyi Latin, Kiril ve Arap harfleriyle yazıp okuyabilmektedir. Ayrıca İngilizce ve Farsça da bililiyor. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][COLOR=darkred]Zaman - Pazar[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Palatino Linotype][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [/LEFT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur ve Nur Cemaati
Bediüzzaman'ı Pakistan'a taşıyan adam
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst