Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Bekir Berk abi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Sergerdan" data-source="post: 95746" data-attributes="member: 2492"><p><img src="http://www.resimsakla.com/data/media/6/bekir_berk.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Şelâleden su içmek!</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Farkındayım. Şu anda yapmaya çalıştığım işin, yukarıda sözünü ettiğim hareketten pek bir farkı yok.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Ama ben yine de yapmak istiyorum.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Çünkü, hayatının her anını şelâleler kadar güzel ve coşkun kükreyişler içinde yaşayan ve gittiği her yerde insanı heyecan anaforu içine alıp peşi sıra başka dünyalara götüren bir berk-i hâtıfla karşı karşıyayım.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Ve onu anlamaya, daha önemlisi anlatmaya çalışıyorum.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Onu, yani Bekir Berk’i.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Bütün büyük insanlar gibi onu da anlamak zor. Anlatmaksa, çok daha zor.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Ben bu zorluğu göze alıyor, onu tam olarak anlayıp anlatamasam da, bu vesile ile hatırlatabileceğimi ümit ediyorum.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">***</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Yıl, 1926. Tağutların zuhur edip taunların tahribata başladığı zamanlar.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Bu şimşek, berk-asâ ahvâliyle ilk defa Ordu’nun Delikkaya köyünde çaktığında, ailesini sevince boğarken, gelişini bütün köye duyurmuştu.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Ordu, Balıkesir, İstanbul arasında, şule-i berkiye parlaklığıyla geçen hareketli çocukluk, gençlik yıllarında, hep doğduğu zamanlarda ortaya çıkıp zihinleri işgal, idrakleri iğfal eden tağutlara karşı duruşunu güçlendirdi.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Başarılı talebelik yıllarının ardından, genç bir avukat olarak hayata atıldığında, yanında ve karşısında onlarca dernek, binlerce genç vardı. Gittikçe hareketlenen ve genişleyen bu içtimaî zemin, onun hayatında soyadının ikinci mânâsının da tecelli etmesine vesile oldu.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Artık o, inatçı tağutlara karşı olabildiğince katı ve sert tavırlar takınırken, mümin kardeşlerine müşfik sinesinde yer verir, onları bir yaprak rikkatiyle sararak gelebilecek her türlü tehlikeden korumaya çalışırdı.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">En bariz husûsiyeti, imanından güç alması ve kendine güvenmesiydi. Her zaman metin ve sağlam durur, müteheyyic ve mütehayyir hareket ederdi. Kendini hep başarılı olmaya şartlandırır, çalışmalarını ona göre yapardı.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Mağlubiyeti ihtimal olarak bile aklına getirmez, yenilgiyi kabul etmezdi. Hasbelkader yaşarsa, o takdirde asla ümitsizliğe düşmez, öyle hadiseleri azmine bileği yapar, kararlılığının saykalı sayardı.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Belki de bu yüzden, önünde pek çok imkân ve ihtimal olduğu, teşvik de gördüğü halde, mücadele vasıtası olarak silâhı değil, hitabı seçti. Zîrâ ses tonu, vurgu ve ahenk gibi hitabet unsurlarıyla güçlendirerek kullandığı her kelime, muhatabı üzerinde silâhtan daha büyük tesir bırakırdı.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Genellikle mukaddes bildiği değerlere bir saldırı vuku bulduğu zaman sesini sertleştirir, sözünü sakınmaz, gözünü budaktan esirgemezdi. Onun için dine, vatana, millete dost olanları dost edinir, düşmanlık yapanları düşman bilir ve mukabele ederdi.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Bu yüzden yaptığı her hareket, söylediği her söz, yazdığı her yazı dostlarının hislerini şimşek letâfetiyle okşayıp aydınlatırken, düşmanlarının üzerine yıldırım gibi düşer ve yakıp, yıkıp parçalardı.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">***</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Hitabet gücünü, bu mânâda ilk defa İstanbul’un fethinin beş yüzüncü yıldönümünü kutlama hazırlıkları sırasında kullandı ve çıkardıkları dergide Fatih’e hakarete cüret eden Kemâlistlere heyecanlı bir gürleyişle karşılık verdi:</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">‘Kemâlist, haddini bil ve ağzını topla!..’</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Bir taarruz hamaseti ve hassasiyetiyle yaptığı bu kelime bombardımanıyla Kemâlistlerin sivri dillerini boğazlarına tıkarken, zamanın tescilli komünistleri ile birlikte hareket ederek ‘İnsan Haklarını Koruma Derneği’nin kurucuları arasında yer alan Mareşal Fevzi Çakmak’ı da aynı üslûpla ikaz etti:</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">‘Mareşal, dikkat et!.. Size bulaşacak kızıl leke, şanlı üniformanızı süsleyen şehit kanı kırmızısını öldürür.’</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Taarruzu da, ikazı da müessirdi Bekir Berk’in. Lâkin tavsiyede bulunmak gerektiği veya yol göstermek icap ettiği hallerde ses tonu yumuşar, vurgusu değişir, mânâsı müşfik bir zenginlik kazanırdı.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">İstanbul’un Fethinin Beş Yüzüncü yılı münasebetiyle Menderes’e yazdığı ve ‘Millî irade ile iktidara gelenler, millî iradenin icaplarını yerine getirmekle mükelleftirler’ ifadeleriyle başlayıp ‘Ayasofya’yı müze haline getiren vekiller heyeti kararını kaldırarak kendi kendinizi inkâr yolunda olmadığınızı gösteriniz’ şeklinde devam eden uzun mektubu buna mümasil misallerle doludur.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Bekir Berk’in makul tavrı, yeri geldiğinde hitabının volkan kadar yakıcı, yıldırım gibi çarpıcı bir tesir gücü kazanmasına mani olmazdı. O heyecan seline kapıldığı zaman ağzından çıkan kelimeler ayrı bir hamaset mânâsı kazanır, tesir gücüne sahip olur ve sözü hedefini can evinden vururdu.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Bunun örnekleri daha önce defalarca yaşanmış, Allah inancı, memleket sevgisi ve millete hizmet heyecanının hararetiyle lavlaşan ifadelerinden, bu değerlere düşman olanlar defalarca paylarına düşeni almışlardı:</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">‘Anarşistler, komünistler!.. Boşuna sevinmeyiniz. Burası Müslüman Türkiye. Burada komünizme yönelen her hareket iflâsa mahkûmdur...’</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Bu gibi sözlerle, tavırlarla güç kazanıp intişar eden heyecanlı halleri ona her gittiği yerde ve girdiği cemiyette muteber bir yer kazandırsa da, o bu hallerden pek memnun olmazdı.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">Çünkü, henüz sükûnet içinde akarak gittiği yere hayat götüreceği fıtrî mecraını bulmuş değildi.</span></p><p><span style="color: DarkSlateGray"></span></p><p><span style="color: DarkSlateGray">***</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Sergerdan, post: 95746, member: 2492"] [IMG]http://www.resimsakla.com/data/media/6/bekir_berk.jpg[/IMG] [COLOR=DarkSlateGray]Şelâleden su içmek! Farkındayım. Şu anda yapmaya çalıştığım işin, yukarıda sözünü ettiğim hareketten pek bir farkı yok. Ama ben yine de yapmak istiyorum. Çünkü, hayatının her anını şelâleler kadar güzel ve coşkun kükreyişler içinde yaşayan ve gittiği her yerde insanı heyecan anaforu içine alıp peşi sıra başka dünyalara götüren bir berk-i hâtıfla karşı karşıyayım. Ve onu anlamaya, daha önemlisi anlatmaya çalışıyorum. Onu, yani Bekir Berk’i. Bütün büyük insanlar gibi onu da anlamak zor. Anlatmaksa, çok daha zor. Ben bu zorluğu göze alıyor, onu tam olarak anlayıp anlatamasam da, bu vesile ile hatırlatabileceğimi ümit ediyorum. *** Yıl, 1926. Tağutların zuhur edip taunların tahribata başladığı zamanlar. Bu şimşek, berk-asâ ahvâliyle ilk defa Ordu’nun Delikkaya köyünde çaktığında, ailesini sevince boğarken, gelişini bütün köye duyurmuştu. Ordu, Balıkesir, İstanbul arasında, şule-i berkiye parlaklığıyla geçen hareketli çocukluk, gençlik yıllarında, hep doğduğu zamanlarda ortaya çıkıp zihinleri işgal, idrakleri iğfal eden tağutlara karşı duruşunu güçlendirdi. Başarılı talebelik yıllarının ardından, genç bir avukat olarak hayata atıldığında, yanında ve karşısında onlarca dernek, binlerce genç vardı. Gittikçe hareketlenen ve genişleyen bu içtimaî zemin, onun hayatında soyadının ikinci mânâsının da tecelli etmesine vesile oldu. Artık o, inatçı tağutlara karşı olabildiğince katı ve sert tavırlar takınırken, mümin kardeşlerine müşfik sinesinde yer verir, onları bir yaprak rikkatiyle sararak gelebilecek her türlü tehlikeden korumaya çalışırdı. En bariz husûsiyeti, imanından güç alması ve kendine güvenmesiydi. Her zaman metin ve sağlam durur, müteheyyic ve mütehayyir hareket ederdi. Kendini hep başarılı olmaya şartlandırır, çalışmalarını ona göre yapardı. Mağlubiyeti ihtimal olarak bile aklına getirmez, yenilgiyi kabul etmezdi. Hasbelkader yaşarsa, o takdirde asla ümitsizliğe düşmez, öyle hadiseleri azmine bileği yapar, kararlılığının saykalı sayardı. Belki de bu yüzden, önünde pek çok imkân ve ihtimal olduğu, teşvik de gördüğü halde, mücadele vasıtası olarak silâhı değil, hitabı seçti. Zîrâ ses tonu, vurgu ve ahenk gibi hitabet unsurlarıyla güçlendirerek kullandığı her kelime, muhatabı üzerinde silâhtan daha büyük tesir bırakırdı. Genellikle mukaddes bildiği değerlere bir saldırı vuku bulduğu zaman sesini sertleştirir, sözünü sakınmaz, gözünü budaktan esirgemezdi. Onun için dine, vatana, millete dost olanları dost edinir, düşmanlık yapanları düşman bilir ve mukabele ederdi. Bu yüzden yaptığı her hareket, söylediği her söz, yazdığı her yazı dostlarının hislerini şimşek letâfetiyle okşayıp aydınlatırken, düşmanlarının üzerine yıldırım gibi düşer ve yakıp, yıkıp parçalardı. *** Hitabet gücünü, bu mânâda ilk defa İstanbul’un fethinin beş yüzüncü yıldönümünü kutlama hazırlıkları sırasında kullandı ve çıkardıkları dergide Fatih’e hakarete cüret eden Kemâlistlere heyecanlı bir gürleyişle karşılık verdi: ‘Kemâlist, haddini bil ve ağzını topla!..’ Bir taarruz hamaseti ve hassasiyetiyle yaptığı bu kelime bombardımanıyla Kemâlistlerin sivri dillerini boğazlarına tıkarken, zamanın tescilli komünistleri ile birlikte hareket ederek ‘İnsan Haklarını Koruma Derneği’nin kurucuları arasında yer alan Mareşal Fevzi Çakmak’ı da aynı üslûpla ikaz etti: ‘Mareşal, dikkat et!.. Size bulaşacak kızıl leke, şanlı üniformanızı süsleyen şehit kanı kırmızısını öldürür.’ Taarruzu da, ikazı da müessirdi Bekir Berk’in. Lâkin tavsiyede bulunmak gerektiği veya yol göstermek icap ettiği hallerde ses tonu yumuşar, vurgusu değişir, mânâsı müşfik bir zenginlik kazanırdı. İstanbul’un Fethinin Beş Yüzüncü yılı münasebetiyle Menderes’e yazdığı ve ‘Millî irade ile iktidara gelenler, millî iradenin icaplarını yerine getirmekle mükelleftirler’ ifadeleriyle başlayıp ‘Ayasofya’yı müze haline getiren vekiller heyeti kararını kaldırarak kendi kendinizi inkâr yolunda olmadığınızı gösteriniz’ şeklinde devam eden uzun mektubu buna mümasil misallerle doludur. Bekir Berk’in makul tavrı, yeri geldiğinde hitabının volkan kadar yakıcı, yıldırım gibi çarpıcı bir tesir gücü kazanmasına mani olmazdı. O heyecan seline kapıldığı zaman ağzından çıkan kelimeler ayrı bir hamaset mânâsı kazanır, tesir gücüne sahip olur ve sözü hedefini can evinden vururdu. Bunun örnekleri daha önce defalarca yaşanmış, Allah inancı, memleket sevgisi ve millete hizmet heyecanının hararetiyle lavlaşan ifadelerinden, bu değerlere düşman olanlar defalarca paylarına düşeni almışlardı: ‘Anarşistler, komünistler!.. Boşuna sevinmeyiniz. Burası Müslüman Türkiye. Burada komünizme yönelen her hareket iflâsa mahkûmdur...’ Bu gibi sözlerle, tavırlarla güç kazanıp intişar eden heyecanlı halleri ona her gittiği yerde ve girdiği cemiyette muteber bir yer kazandırsa da, o bu hallerden pek memnun olmazdı. Çünkü, henüz sükûnet içinde akarak gittiği yere hayat götüreceği fıtrî mecraını bulmuş değildi. ***[/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Risale-i Nur Talebeleri
Bekir Berk abi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst