Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
bence okumaya değer kardeşler......
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="medine gülü" data-source="post: 14723" data-attributes="member: 221"><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Dünyaya geldiğiniz zaman bir taraftan yaşamaya bir taraftan ölmeye başlarsınız....şunu anlamakta geç kalmayın;doya doya yaşamak uzun yaşamak değil,iyi yaşamaktır </em></strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong><em>O</em></strong></span></span><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>na çarşıda, sokakta arada bir rastlardım. Yaşlı hali, zayıf vücudu, kambur sırtı; yan yan yürüyüşü; dökülmüş elbiseleri, şişik cepleri dikkatimi çekerdi. Kimdir? Nerden gelmişti? Bu şehrin, bu bölgenin insanına benzemiyordu.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Sürekli yürürdü. Onu dururken, otururken hiç görmedim. Yaşı seksenin üzerinde gösteriyordu. Ne zaman gördümse, ceketinin kollarıyla burnunu çekiyordu. Kışta, soğukta nerede barınıyordu? Ne yiyip içiyordu? Hastalanmıyor muydu? Kimdi bu adam?…</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong><em>B<span style="font-size: 18px">ir gün arkadaşımın dükkanında otururken bir gölge gibi kapıdan içeri süzülüverdi. Titrek ve boğuk bir sesle selam verdi. Sesini o zaman duydum. Bir şeyler söyledi; önce pek iyi anlayamadım; yorgun bir hali vardı. Konuşurken nefes darlığı çekiyordu. Nefesi adeta içine doğru kayıyordu.</span></em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong><em>B<span style="font-size: 18px">ir şeyler sormak, onunla konuşmak istedim ve yanına yaklaştım. Sorularıma cevap vermedi. Hızla döndü ve dükkandan dışarı çıktı. Arkadaşlar az konuştuğundan söz ettiler. Arada bir dükkana gelirmiş. Para istemez, verilirse yalnızca bir ekmek parası alır, gerisini kabul etmezmiş.</span></em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong><em>S<span style="font-size: 18px">on zamanlarda neredeyse her gün çarşıda, pazarda onunla karşılaşır oldum. Her görüşümde yanına yaklaşır ve selam verirdim. Selamımı alırken durur, başını kaldırır, sonra yine başını yere eğer ve öylece yürürdü. Nereye gider? Kime gider? Adresi olmayan için, zamanın önemi var mıdır? Gidecek yeriniz yoksa, her yol sizi kendinize götürür. Yoksa adını dahi bilmediğim bu adam, hep kendine mi gidiyor?</span></em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong><em>R<span style="font-size: 18px">amazan yorgunluğu üzerimde. Halsiz, bitkin bir durumda evimin bulunduğu apartmanın önüne gelmiştim. Tam giriş kapısına yaklaştım ki, o adamı karşımda gördüm. Kamburuyla birlikte başını kaldırarak, yan yan bana bakıyordu. Çok içten bir selam verdim. “Ve aleykümselam ve Rahmetullah….” diye mukabele etti.</span></em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Amca Hayrola! Bu saatte nereye böyle?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Aşığın yönü sorulmaz!” demez mi?</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Peki ama” dedim, “iftara on dakika var, iftarı nerede yapacaksın.” Oruç tutup tutamadığını soramıyordum.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Yırtık ayakkabısının burnuyla toprağı eşer gibi yaparak;</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Rızkı veren Allah’tır! Verir, verir; rızkımı verir. Ondan şüphem yok,” dedi.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong><em>S<span style="font-size: 18px">anki biri vücuduma uyuşturucu bir şey şırınga etmiş gibi, uyuşuyordum. Gözlerim ateşleniyor ve yaşarıyordu. Haline acıyordum. Mütevekkil hali beni çok duygulandırıyordu. İki elim yiyecek poşetleriyle doluydu. Hala neleri eksik aldım düşüncesindeydim. Hayatta ilk defa ellerimdekilerden, hatta ellerimden utanıyordum. O ise, belki de ellerine yiyecek alıp, evine hiç gitmemişti.</span></em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Haydi” dedim. “Eve çıkıyoruz; iftarı bu akşam birlikte yapacağız.”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Gördün mü?” dedi. “Daha bir dakika bile geçmeden, Rabbim imdadıma yetişti!”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Evin ziline bastım, çocuklar kapıyı açtılar. Çocuklarla pamuk dedeyi (bu adı ben taktım) tanıştırdım. Onlar da sevindi. İftar sofrasına oturduk. Ezan okunmaya başladı.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Buyur” dedim.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Sudan bir yudum alarak orucunu açtı. Sonra yavan ekmekten bir parça alarak ağzına götürdü. Önündeki çorbaya kaşık salacağını beklerken, bunu yapmadı. Yavan ekmek yemeye devam etti. Müdahale ettim.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Hayır! Bana karışma!” dedi. Israr edince de;</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Evlat! Ben kırk yıldır kuru ekmekten başka bir şey yemedim. Benim hayat orucumu sen mi bozduracaksın?” demez mi? Öylece ona bakakaldım. Sonra gözlerim yemek masasına kaydı. Neler yok ki masada? İlk defa masada çok çeşit yemek olduğu için yerin dibine geçmek istedim. Titrek bir sesle yalvarırcasına sordum:</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Amca! Ne olur söyler misin, kimsin, nerelisin?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Dökülmüş dişleriyle yavan ekmeği ağzından geveleye geveleye;</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Ne yapacaksın kimliğimi? Bir insan işte…” dedi.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Yemek yemeyi bıraktı. Sağ elimi, sol dizine koyup yalvardım:</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Amca! Ne olur bir şeyler söyle. Sana baktıkça, gönül dünyamın kabardığını hissediyorum. Ne olur himmet et.” Kirpiklerini yumar gibi yaptı. Yüzüne sanki yılların hüznü inmiş gibi, ama mütebbessim bir çehreyle;</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Peki” dedi. “Sor anlatayım.”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Bir anda nereden başlayacağımı kestiremiyordum. Sadece;</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Nerelisin?” diyebildim. Sandalyeye kamburunu yasladı:</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>–”Evlat tam kırk yıldır lamekan (mekansız) dolaşıyorum. Aslında ben bir ermeni anne babanın çocuğuyum. Otuzumda Muhammedi aşk içime düştü. Bunu on üç sene saklı tuttum. Fakat sonunda dayanamadım, inancımı açıkladım. Hanımım ve çocuklarım bu durumumu kabullenemediler.” Evde yemek servisimizi yapan on iki yaşındaki kızımı göstererek;</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Aha, bunun gibiydi kızım, ondan ayrıldığımda… Ondan sonra daha ne haber alabildim onlardan, ne bir izlerine rastladım. Aşk acı, çile ister, ızdırap ister; kimseye kırgın değilim….” Susuyordu, yarasını fazla deşmek istemedim ve konuyu değiştirdim.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Amca! Bana insanı anlatır mısın? İnsan nedir?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Hııııı” diye bir ses çıkardı ve gülümseyerek “Zor sual” dedi. “Ama söyleyeyim: İnsan ormana benzer. Ormandaki düz ağaçlardan ev yaparsın; eğri ağaçlardan da kayık olur değil mi?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Amca, sen hiç kimseyi dışarıda bırakmadın.”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Yaradan onu insan diye yaratmış. Sana sorarım, tuvaletsiz ev olur mu? Tuvalet diye geçme. Varsın bazı insanlar, eğri olsunlar. Onlardan tuvalet yapalım. Bazıları da tuvalet hükmünde bulunsunlar, onlarla da hacetimizi giderelim.”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Peki, kadına bakışınız nasıldır?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Kadın mı? Hazreti Adem Hazreti Havva’dan ayrı düşünülebilir mi?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Ama sizin Havva’nız yok.” dedim. Gülümseyerek:</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Sen ona karışma!”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Sertçe sözlerine devam etti.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Hani Hazreti Mevlana diyor ya: “Kadın, akıllı kişilere ve gönül ehline fazlasıyla galip olur. Cahil kişiler de kadına galip gelirler; çünkü onlar pek sert pek kaba kişilerdir. Kaba erkeklerde hayvanlık vasfı üstündür. Sevgi, incelik, acımak insanlık huyudur, insanlık vasfıdır. Öfke ve şehvet ise hayvanlık huyu, hayvanlık sıfatıdır.”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Mevlana’yı biliyorsunuz demek ki?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Yer göğü bilmez mi?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Bilir” dedim. Ama bu soruyu sorduğuma utandım. Devam etti;</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Toprak yağmuru tanımaz mı?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Tanır.”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Aşktan suya dönenler, ummanı özlemez mi?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Özler.”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “O Aziz ne diyor bak: (Mevlana’yı kastediyordu.) Ekmek ile etin aslı, mayası topraktır, çamurdur. Bunları az ye de çamur gibi yeryüzüne yapışıp kalma. Acıkınca köpek oluyorsun; kızgın, geçimsiz, kötü huylu, sert; yanına yaklaşılmaz soysuz bir köpek kesiliyorsun. Fakat doyunca da pis bir leş halini alıyorsun; duygusuz, her şeyden habersiz, sanki elsiz, ayaksız, bir duvar oluyorsun. Bu durumda sen Arslanın yanında nasıl koşabilirsin?” Yine konuyu değiştirdim ve başka bir şey sordum.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Peygamberimizi çok mu seviyorsun?”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>Bir insanın yüzünün şekli hiç değişmeden gözlerinden yağmur gibi yaş aktığını ilk defa gördüm.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Evlat! Yaramı deşme. .. O aklıma gelince, aklım yerinden gidiyor. Hangi akıl O’nun sevgisi karşısında ayakta durabilir?” Başı dizlerine doğru düştü ve dakikalarca göz yaşı döktü. Bir ara:</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Allah uzun ömür versin” dedim.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>– “Hıh, doldurduk ömrümüzü. Kırk yıl lamekan (mekansız) ve parasız yaşadım. Rabbime şükür olsun, bana dünyanın ağır yükünü yüklemedi. Bir kuş kadar hafifim. Aha bitti seneler. Ömür dediğin kuş gibi uçtu gitti. Hiçbir dünya malının hesabını yapmıyorum. Umulur ki, kısa zamanda sevgilime kavuşayım.”</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong><em>O <span style="font-size: 18px">akşam onu evde tutamadım. Bütün ısrarlarıma rağmen evden ayrıldı ve karanlığa doğru yürüdü. Aslında “Karanlık” dediğim, benim gördüğümdü. O ise kim bilir hangi “Nur”a doğru adım atıyordu. Ertesi gün ikindi namazında şehrin kenar mahallesindeki caminin musalla taşında bir cenaze vardı. Cemaati azdı. İmama sordum:</span></em></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>–”Kim bu ölü?” diye.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: purple"><strong><em>–”Bilmiyorum, bir garip adam” dedi.</em></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong><em>Y<span style="font-size: 18px">üzünü açtım. Yüzü o kadar güzel ve mütebbessimdi ki, dün akşamdan çok daha fazla mutlu olduğu yüzünden adeta okunuyordu. Yunus ne güzel demiş:</span></em></strong></span></span></p><p><em><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong>Bir garip ölmüş diyeler,</strong></span></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong>Üç gün sonra duyalar,</strong></span></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong>Soğuk su ile yuyalar,</strong></span></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="color: purple"><strong>Söyle garip bencileyin.</strong></span></span></span></em></p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="color: #c00000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="color: purple"><strong><em><span style="font-size: 18px">alıntı </span></em></strong></span></span></span></p> <p style="text-align: center"></p> </p></blockquote><p></p>
[QUOTE="medine gülü, post: 14723, member: 221"] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]Dünyaya geldiğiniz zaman bir taraftan yaşamaya bir taraftan ölmeye başlarsınız....şunu anlamakta geç kalmayın;doya doya yaşamak uzun yaşamak değil,iyi yaşamaktır [/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B][I]O[/I][/B][/COLOR][/FONT][FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]na çarşıda, sokakta arada bir rastlardım. Yaşlı hali, zayıf vücudu, kambur sırtı; yan yan yürüyüşü; dökülmüş elbiseleri, şişik cepleri dikkatimi çekerdi. Kimdir? Nerden gelmişti? Bu şehrin, bu bölgenin insanına benzemiyordu. Sürekli yürürdü. Onu dururken, otururken hiç görmedim. Yaşı seksenin üzerinde gösteriyordu. Ne zaman gördümse, ceketinin kollarıyla burnunu çekiyordu. Kışta, soğukta nerede barınıyordu? Ne yiyip içiyordu? Hastalanmıyor muydu? Kimdi bu adam?…[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B][I]B[SIZE=5]ir gün arkadaşımın dükkanında otururken bir gölge gibi kapıdan içeri süzülüverdi. Titrek ve boğuk bir sesle selam verdi. Sesini o zaman duydum. Bir şeyler söyledi; önce pek iyi anlayamadım; yorgun bir hali vardı. Konuşurken nefes darlığı çekiyordu. Nefesi adeta içine doğru kayıyordu.[/SIZE][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B][I]B[SIZE=5]ir şeyler sormak, onunla konuşmak istedim ve yanına yaklaştım. Sorularıma cevap vermedi. Hızla döndü ve dükkandan dışarı çıktı. Arkadaşlar az konuştuğundan söz ettiler. Arada bir dükkana gelirmiş. Para istemez, verilirse yalnızca bir ekmek parası alır, gerisini kabul etmezmiş.[/SIZE][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B][I]S[SIZE=5]on zamanlarda neredeyse her gün çarşıda, pazarda onunla karşılaşır oldum. Her görüşümde yanına yaklaşır ve selam verirdim. Selamımı alırken durur, başını kaldırır, sonra yine başını yere eğer ve öylece yürürdü. Nereye gider? Kime gider? Adresi olmayan için, zamanın önemi var mıdır? Gidecek yeriniz yoksa, her yol sizi kendinize götürür. Yoksa adını dahi bilmediğim bu adam, hep kendine mi gidiyor?[/SIZE][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B][I]R[SIZE=5]amazan yorgunluğu üzerimde. Halsiz, bitkin bir durumda evimin bulunduğu apartmanın önüne gelmiştim. Tam giriş kapısına yaklaştım ki, o adamı karşımda gördüm. Kamburuyla birlikte başını kaldırarak, yan yan bana bakıyordu. Çok içten bir selam verdim. “Ve aleykümselam ve Rahmetullah….” diye mukabele etti.[/SIZE][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]– “Amca Hayrola! Bu saatte nereye böyle?” – “Aşığın yönü sorulmaz!” demez mi? – “Peki ama” dedim, “iftara on dakika var, iftarı nerede yapacaksın.” Oruç tutup tutamadığını soramıyordum.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]Yırtık ayakkabısının burnuyla toprağı eşer gibi yaparak; – “Rızkı veren Allah’tır! Verir, verir; rızkımı verir. Ondan şüphem yok,” dedi.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B][I]S[SIZE=5]anki biri vücuduma uyuşturucu bir şey şırınga etmiş gibi, uyuşuyordum. Gözlerim ateşleniyor ve yaşarıyordu. Haline acıyordum. Mütevekkil hali beni çok duygulandırıyordu. İki elim yiyecek poşetleriyle doluydu. Hala neleri eksik aldım düşüncesindeydim. Hayatta ilk defa ellerimdekilerden, hatta ellerimden utanıyordum. O ise, belki de ellerine yiyecek alıp, evine hiç gitmemişti.[/SIZE][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]– “Haydi” dedim. “Eve çıkıyoruz; iftarı bu akşam birlikte yapacağız.” – “Gördün mü?” dedi. “Daha bir dakika bile geçmeden, Rabbim imdadıma yetişti!” Evin ziline bastım, çocuklar kapıyı açtılar. Çocuklarla pamuk dedeyi (bu adı ben taktım) tanıştırdım. Onlar da sevindi. İftar sofrasına oturduk. Ezan okunmaya başladı. – “Buyur” dedim. Sudan bir yudum alarak orucunu açtı. Sonra yavan ekmekten bir parça alarak ağzına götürdü. Önündeki çorbaya kaşık salacağını beklerken, bunu yapmadı. Yavan ekmek yemeye devam etti. Müdahale ettim.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]– “Hayır! Bana karışma!” dedi. Israr edince de; – “Evlat! Ben kırk yıldır kuru ekmekten başka bir şey yemedim. Benim hayat orucumu sen mi bozduracaksın?” demez mi? Öylece ona bakakaldım. Sonra gözlerim yemek masasına kaydı. Neler yok ki masada? İlk defa masada çok çeşit yemek olduğu için yerin dibine geçmek istedim. Titrek bir sesle yalvarırcasına sordum: – “Amca! Ne olur söyler misin, kimsin, nerelisin?” Dökülmüş dişleriyle yavan ekmeği ağzından geveleye geveleye; – “Ne yapacaksın kimliğimi? Bir insan işte…” dedi. Yemek yemeyi bıraktı. Sağ elimi, sol dizine koyup yalvardım:[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]– “Amca! Ne olur bir şeyler söyle. Sana baktıkça, gönül dünyamın kabardığını hissediyorum. Ne olur himmet et.” Kirpiklerini yumar gibi yaptı. Yüzüne sanki yılların hüznü inmiş gibi, ama mütebbessim bir çehreyle; – “Peki” dedi. “Sor anlatayım.” Bir anda nereden başlayacağımı kestiremiyordum. Sadece; – “Nerelisin?” diyebildim. Sandalyeye kamburunu yasladı: –”Evlat tam kırk yıldır lamekan (mekansız) dolaşıyorum. Aslında ben bir ermeni anne babanın çocuğuyum. Otuzumda Muhammedi aşk içime düştü. Bunu on üç sene saklı tuttum. Fakat sonunda dayanamadım, inancımı açıkladım. Hanımım ve çocuklarım bu durumumu kabullenemediler.” Evde yemek servisimizi yapan on iki yaşındaki kızımı göstererek; – “Aha, bunun gibiydi kızım, ondan ayrıldığımda… Ondan sonra daha ne haber alabildim onlardan, ne bir izlerine rastladım. Aşk acı, çile ister, ızdırap ister; kimseye kırgın değilim….” Susuyordu, yarasını fazla deşmek istemedim ve konuyu değiştirdim. – “Amca! Bana insanı anlatır mısın? İnsan nedir?” – “Hııııı” diye bir ses çıkardı ve gülümseyerek “Zor sual” dedi. “Ama söyleyeyim: İnsan ormana benzer. Ormandaki düz ağaçlardan ev yaparsın; eğri ağaçlardan da kayık olur değil mi?” – “Amca, sen hiç kimseyi dışarıda bırakmadın.” – “Yaradan onu insan diye yaratmış. Sana sorarım, tuvaletsiz ev olur mu? Tuvalet diye geçme. Varsın bazı insanlar, eğri olsunlar. Onlardan tuvalet yapalım. Bazıları da tuvalet hükmünde bulunsunlar, onlarla da hacetimizi giderelim.” – “Peki, kadına bakışınız nasıldır?” – “Kadın mı? Hazreti Adem Hazreti Havva’dan ayrı düşünülebilir mi?” – “Ama sizin Havva’nız yok.” dedim. Gülümseyerek: – “Sen ona karışma!” Sertçe sözlerine devam etti. – “Hani Hazreti Mevlana diyor ya: “Kadın, akıllı kişilere ve gönül ehline fazlasıyla galip olur. Cahil kişiler de kadına galip gelirler; çünkü onlar pek sert pek kaba kişilerdir. Kaba erkeklerde hayvanlık vasfı üstündür. Sevgi, incelik, acımak insanlık huyudur, insanlık vasfıdır. Öfke ve şehvet ise hayvanlık huyu, hayvanlık sıfatıdır.” – “Mevlana’yı biliyorsunuz demek ki?” – “Yer göğü bilmez mi?” – “Bilir” dedim. Ama bu soruyu sorduğuma utandım. Devam etti; – “Toprak yağmuru tanımaz mı?” – “Tanır.” – “Aşktan suya dönenler, ummanı özlemez mi?” – “Özler.” – “O Aziz ne diyor bak: (Mevlana’yı kastediyordu.) Ekmek ile etin aslı, mayası topraktır, çamurdur. Bunları az ye de çamur gibi yeryüzüne yapışıp kalma. Acıkınca köpek oluyorsun; kızgın, geçimsiz, kötü huylu, sert; yanına yaklaşılmaz soysuz bir köpek kesiliyorsun. Fakat doyunca da pis bir leş halini alıyorsun; duygusuz, her şeyden habersiz, sanki elsiz, ayaksız, bir duvar oluyorsun. Bu durumda sen Arslanın yanında nasıl koşabilirsin?” Yine konuyu değiştirdim ve başka bir şey sordum.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]– “Peygamberimizi çok mu seviyorsun?” Bir insanın yüzünün şekli hiç değişmeden gözlerinden yağmur gibi yaş aktığını ilk defa gördüm. – “Evlat! Yaramı deşme. .. O aklıma gelince, aklım yerinden gidiyor. Hangi akıl O’nun sevgisi karşısında ayakta durabilir?” Başı dizlerine doğru düştü ve dakikalarca göz yaşı döktü. Bir ara:[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]– “Allah uzun ömür versin” dedim. – “Hıh, doldurduk ömrümüzü. Kırk yıl lamekan (mekansız) ve parasız yaşadım. Rabbime şükür olsun, bana dünyanın ağır yükünü yüklemedi. Bir kuş kadar hafifim. Aha bitti seneler. Ömür dediğin kuş gibi uçtu gitti. Hiçbir dünya malının hesabını yapmıyorum. Umulur ki, kısa zamanda sevgilime kavuşayım.”[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B][I]O [SIZE=5]akşam onu evde tutamadım. Bütün ısrarlarıma rağmen evden ayrıldı ve karanlığa doğru yürüdü. Aslında “Karanlık” dediğim, benim gördüğümdü. O ise kim bilir hangi “Nur”a doğru adım atıyordu. Ertesi gün ikindi namazında şehrin kenar mahallesindeki caminin musalla taşında bir cenaze vardı. Cemaati azdı. İmama sordum:[/SIZE][/I][/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=5][COLOR=purple][B][I]–”Kim bu ölü?” diye. –”Bilmiyorum, bir garip adam” dedi.[/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B][I]Y[SIZE=5]üzünü açtım. Yüzü o kadar güzel ve mütebbessimdi ki, dün akşamdan çok daha fazla mutlu olduğu yüzünden adeta okunuyordu. Yunus ne güzel demiş:[/SIZE][/I][/B][/COLOR][/FONT] [I][SIZE=5][FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B]Bir garip ölmüş diyeler,[/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B]Üç gün sonra duyalar,[/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B]Soğuk su ile yuyalar,[/B][/COLOR][/FONT] [FONT=Times New Roman][COLOR=purple][B]Söyle garip bencileyin.[/B][/COLOR][/FONT][/SIZE][/I] [CENTER][CENTER][COLOR=#c00000][FONT=Verdana][COLOR=purple][B][I][SIZE=5]alıntı [/SIZE][/I][/B][/COLOR][/FONT][/COLOR][/CENTER] [CENTER][COLOR=#c00000][FONT=Verdana][COLOR=purple][B][I][/I][/B][/COLOR][/FONT][/COLOR][/CENTER][/CENTER] [SIZE=5][COLOR=purple][/COLOR][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
bence okumaya değer kardeşler......
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst