Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Benim Cımbızla Etimi Çeksinler, Fakat Talebelerime Dokunmasınlar.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 127655" data-attributes="member: 27"><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><u><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: Blue">Üstad, talebelerini ne kadar düşünürdü?</span></span></strong></u></span></p><p></p><p>1950’li yıllardı. Birgün Büyükdoğu ve Serdengeçti dergilerinde bir İslâm âliminin cesaret ve fedakârlıklarından bahsedildiğini, Bediüzzaman isimli bu büyük zâtın Emirdağ’da oturduğunu öğrenince, yaratılışı icabı kahramanlığı seven bu insan adresini alıp hemen yola koyuldu.</p><p></p><p>Kahramanmaraşlı, 1922 doğumlu, Risâle-i Nurlar sebebiyle 24 defa mahkemeye verilen, 8 defa tutuklandığı halde her seferinde beraat eden, 1947’den beri birçok gazete ve mecmuâda yazılar yazan <strong>Mustafa Ramazanoğlu</strong>’ydu bu. Hemen Emirdağ’a gitti. Çalışkan kardeşleri buldu. Ziyaret için geldiğini Üstada iletmesini rica etti. </p><p></p><p>Heyecanlıydı. Acaba Üstad kabul eder miydi? İstanbul’da her ziyaretçiyi değil, ancak ihlâsla, halis niyetle gelenleri kabul ettiğini öğrenmişti. <strong>Gelecek haberi hac yolcusu bekler gibi bir heyecan ve sabırsızlıkla bekledi.</strong> Çalışkan’ın tebessümle gelip kabul edildiğini söylemesi üzerine sevinçten uçar hâle geldi. O ânı <span style="color: DarkRed"><strong><span style="color: Black">“Dünyada en çok tat ve lezzet aldığım ânım işte o andı. Kabul sözü bana dünyadan</span> <span style="color: Black">daha tatlı gelmişti.</span></strong><span style="color: Black"> <strong>Sürûrum sonsuzdu”</strong></span></span> diye anlatır. </p><p></p><p>Çalışkan’la birlikte Üstadın evine kadar gittiler. Çalışkan başındaki fötr şapkayı çıkarmasını, Üstadın sevmediğini söyleyince, girişteki odunların üzerine şapkayı fırlatıverdi ve sonra da hiç başına koymadı. Kapıyı çalıp içeri girdiler. Çalışkan, <strong><span style="color: Black">“Üstadım, misafiriniz </span></strong><strong><span style="color: Black">geldi”</span></strong>deyip odayı terk etmişti. Odada sadece bir karyola, üzerinde de bir yatak vardı. Üstadın elini öpmüş, mindere diz çökerek oturmuştu. </p><p></p><p>Üstad, <strong>“Bugün sûret-i kat’iyede ziyaretçi kabul etmeyecektim. İsminizi duyunca içime büyük bir sevginiz doğdu, kabul ettim” </strong>demişti. </p><p>O da, <strong>“Sağolun efendim”</strong> diye karşılık verdi. Nereden geldiğini sorduğunda, <strong>“İstanbul’dan geliyorum”</strong> dedi. </p><p>Büyük bir çeviklikle karyolanın ortasına oturdu ve <strong>“İstanbul’daki talebelerime eziyet ediyorlarmış, işittin mi?”</strong> diye sorunca Mustafa Ramazanoğlu, </p><p><strong>“İstanbul’daki bir tek Nur talebesiyle görüştüm, o da bu hususta birşey söylemedi”</strong> deyince Üstad, </p><p><strong>“Benim cımbızla etimi çeksinler, fakat talebelerime dokunmasınlar”</strong> diye karşılık verdi. </p><p></p><p>Talebelerine karşı böylesine sevgi ve şefkat doluydu. Ayrılırken eserlerini nereden temin edebileceğini sorduğunda <strong>“Seni talebem olarak kabul ettim” </strong>demiş ve Elazığ’da Hulusi’den, İslâhiye’de de Zübeyir’den alabileceğini söylemişti. </p><p></p><p>Sıkı takiplerin olduğu, yok yere sıkıntıların verildiği o günlerde Üstad, Mustafa Ramazanoğlu giderken de, <strong>“Oğlum, belki buraya geldiğinden dolayı ifadeye çekerler, ‘Niçin gittin oraya?’ derler. <span style="color: DarkRed">‘Hastaydım onun için gittim’</span> dersin. Zira yalan söylemiş olmazsın, mânevî hastalık hepimizde vardır” </strong>demişti. </p><p></p><p>O büyük insanın huzurundan üzülerek ayrılmış, Kahramanmaraş’a döndüğünde, İslahiye’deki Zübeyir Gündüzalp’ı telefonla aramış, Bediüzzaman Hazretlerinin yanından geldiğini, selâm getirdiğini, eserlerinden vermesini söylediğini bildirince Zübeyir Gündüzalp heyecanlanmış, hemen geleceğini bildirmiş, o günün şartlarında 65 kilometrelik yolu şaşırtıcı bir şekilde bir saat içerisinde gelmiş,<strong> “O zâtı gören gözleri de görmek kâfidir” </strong>diyerek onu kucaklamış, gözlerinden öpmüş, yanında getirdiği birkaç kitabı, eserleri hakkında bir hayli de bilgi vermişti.1 </p><p></p><p>İşte unutulmaz bir ziyaretin hikâyesi… </p><p></p><p><em><u><strong>Dipnot:</strong></u> 1- Mustafa Ramazanoğlu, Zulme Karşı Direniş, s. 19-23.</em></p><p></p><p style="text-align: right"><span style="font-size: 10px"> <span style="color: DarkGreen"><u><strong>Şaban DÖĞEN</strong></u></span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="color: DarkGreen"><u><strong><span style="font-size: 10px">19.05.2009</span></strong></u></span></p> <p style="text-align: right"><span style="color: DarkGreen"><u><strong><span style="font-size: 10px">Yeniasya</span></strong></u></span> </p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 127655, member: 27"] [CENTER][SIZE=5][U][B][FONT=Century Gothic][COLOR=Blue]Üstad, talebelerini ne kadar düşünürdü?[/COLOR][/FONT][/B][/U][/SIZE][/CENTER] 1950’li yıllardı. Birgün Büyükdoğu ve Serdengeçti dergilerinde bir İslâm âliminin cesaret ve fedakârlıklarından bahsedildiğini, Bediüzzaman isimli bu büyük zâtın Emirdağ’da oturduğunu öğrenince, yaratılışı icabı kahramanlığı seven bu insan adresini alıp hemen yola koyuldu. Kahramanmaraşlı, 1922 doğumlu, Risâle-i Nurlar sebebiyle 24 defa mahkemeye verilen, 8 defa tutuklandığı halde her seferinde beraat eden, 1947’den beri birçok gazete ve mecmuâda yazılar yazan [B]Mustafa Ramazanoğlu[/B]’ydu bu. Hemen Emirdağ’a gitti. Çalışkan kardeşleri buldu. Ziyaret için geldiğini Üstada iletmesini rica etti. Heyecanlıydı. Acaba Üstad kabul eder miydi? İstanbul’da her ziyaretçiyi değil, ancak ihlâsla, halis niyetle gelenleri kabul ettiğini öğrenmişti. [B]Gelecek haberi hac yolcusu bekler gibi bir heyecan ve sabırsızlıkla bekledi.[/B] Çalışkan’ın tebessümle gelip kabul edildiğini söylemesi üzerine sevinçten uçar hâle geldi. O ânı [COLOR=DarkRed][B][COLOR=Black]“Dünyada en çok tat ve lezzet aldığım ânım işte o andı. Kabul sözü bana dünyadan[/COLOR] [COLOR=Black]daha tatlı gelmişti.[/COLOR][/B][COLOR=Black] [B]Sürûrum sonsuzdu”[/B][/COLOR][/COLOR] diye anlatır. Çalışkan’la birlikte Üstadın evine kadar gittiler. Çalışkan başındaki fötr şapkayı çıkarmasını, Üstadın sevmediğini söyleyince, girişteki odunların üzerine şapkayı fırlatıverdi ve sonra da hiç başına koymadı. Kapıyı çalıp içeri girdiler. Çalışkan, [B][COLOR=Black]“Üstadım, misafiriniz [/COLOR][/B][B][COLOR=Black]geldi”[/COLOR][/B]deyip odayı terk etmişti. Odada sadece bir karyola, üzerinde de bir yatak vardı. Üstadın elini öpmüş, mindere diz çökerek oturmuştu. Üstad, [B]“Bugün sûret-i kat’iyede ziyaretçi kabul etmeyecektim. İsminizi duyunca içime büyük bir sevginiz doğdu, kabul ettim” [/B]demişti. O da, [B]“Sağolun efendim”[/B] diye karşılık verdi. Nereden geldiğini sorduğunda, [B]“İstanbul’dan geliyorum”[/B] dedi. Büyük bir çeviklikle karyolanın ortasına oturdu ve [B]“İstanbul’daki talebelerime eziyet ediyorlarmış, işittin mi?”[/B] diye sorunca Mustafa Ramazanoğlu, [B]“İstanbul’daki bir tek Nur talebesiyle görüştüm, o da bu hususta birşey söylemedi”[/B] deyince Üstad, [B]“Benim cımbızla etimi çeksinler, fakat talebelerime dokunmasınlar”[/B] diye karşılık verdi. Talebelerine karşı böylesine sevgi ve şefkat doluydu. Ayrılırken eserlerini nereden temin edebileceğini sorduğunda [B]“Seni talebem olarak kabul ettim” [/B]demiş ve Elazığ’da Hulusi’den, İslâhiye’de de Zübeyir’den alabileceğini söylemişti. Sıkı takiplerin olduğu, yok yere sıkıntıların verildiği o günlerde Üstad, Mustafa Ramazanoğlu giderken de, [B]“Oğlum, belki buraya geldiğinden dolayı ifadeye çekerler, ‘Niçin gittin oraya?’ derler. [COLOR=DarkRed]‘Hastaydım onun için gittim’[/COLOR] dersin. Zira yalan söylemiş olmazsın, mânevî hastalık hepimizde vardır” [/B]demişti. O büyük insanın huzurundan üzülerek ayrılmış, Kahramanmaraş’a döndüğünde, İslahiye’deki Zübeyir Gündüzalp’ı telefonla aramış, Bediüzzaman Hazretlerinin yanından geldiğini, selâm getirdiğini, eserlerinden vermesini söylediğini bildirince Zübeyir Gündüzalp heyecanlanmış, hemen geleceğini bildirmiş, o günün şartlarında 65 kilometrelik yolu şaşırtıcı bir şekilde bir saat içerisinde gelmiş,[B] “O zâtı gören gözleri de görmek kâfidir” [/B]diyerek onu kucaklamış, gözlerinden öpmüş, yanında getirdiği birkaç kitabı, eserleri hakkında bir hayli de bilgi vermişti.1 İşte unutulmaz bir ziyaretin hikâyesi… [I][U][B]Dipnot:[/B][/U] 1- Mustafa Ramazanoğlu, Zulme Karşı Direniş, s. 19-23.[/I] [RIGHT][SIZE=2] [COLOR=DarkGreen][U][B]Şaban DÖĞEN[/B][/U][/COLOR][/SIZE] [COLOR=DarkGreen][U][B][SIZE=2]19.05.2009[/SIZE][/B][/U][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][U][B][SIZE=2]Yeniasya[/SIZE][/B][/U][/COLOR] [/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Benim Cımbızla Etimi Çeksinler, Fakat Talebelerime Dokunmasınlar.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst