Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bilime Nasıl Bakmalı ?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 229253" data-attributes="member: 27"><p><span style="color: blue"><strong>"Mânâ-yı harfi"nin anahtarı: ene</strong></span></p><p></p><p> Zaten, sahih, imanî bir tefekkürün kurulabilmesi için, "ene"nin yerini ve görevini bilmesi; insanı "akleden kalb"den mahrum bırakıp "kalpsiz akl"a mahkum eden şeytanî desiselerden uzak kalması; bunun için ise acz ve fakrını gerçekten derketmesi şarttır. İnsanın "mânâ-yı harfî"ye yönelmesi; "mahiyet-i eşya"yı değiştiren "nazar ve niyet"ini sahih kılması bununla mümkündür. Bu bakımdan, Risale-i Nur, marifetullaha ulaşmanın en kısa, en selametli ve en umumî yolunun acz, fakr, şefkat ve tefekkür bütünlüğünü kurmak olduğunu ısrarla söyler; ve bu noktada enfüsî tefekkürle âfâkî tefekkürü bir potada eritir. Kâinatı incelemeye yönelmiş nazarı, bu bütünlük içinde "tashih" eder ve sıhhatli kılar. Bu tashih iledir ki, ene haddini bilecek, sıcaklığı göstermesini sıcaklığı verenin kendisi olduğuna delil zanneden ahmak bir termometre konumuna.düşmeyecektir. Bu tashih iledir ki, âfâkî malumat nefse geldiği vakit, enede bir tasdik edici bulacak; "o ulûm nur ve hikmet olarak kalacak" ve "zulmet ve abesiyete inkılâb etmeyecek"tir. Oysa, bu halde olmayan ene, âfâkî malumatı zulmete dönüştürmekte; "binler fünunu bilse de cehl-i mürekkeble bir echel" olan, zira bildiği binler fenni marifetullaha âlet kılamayan fertler ortaya çıkarmaktadır.22</p><p></p><p> </p><p> Risale-i Nur'daki bu genel bakış, bilime de tatbik olunabilir bir mahiyet arzetmektedir. Bir kez daha vurgularsak, Risale-i Nur bir bilim kitabı değildir; "marifetullah ve muhabbetullah" kitabıdır. Kâinatı kendisinde "tevhid-i kıble" ettigi Kur'ân-ı Hakîro in öğrettigi şekilde ele alır. Bunu yaparken, bilimsel referanslara, teknik tanımlara, biyoloji, kimya yahut psikoloji gibi disiplinlerin izahlarına başvurmaz. Bu tarzı ihtiyar etmek, "mânâ-yı harfi"nin kullanımını yalnız bilim adamlarına münhasır bırakmak; başkalarını ise böylesine önemli bir tefekkür aracından mahrum etmek demek olur. Oysa, Risale-i Nur, üstadı ve mürşidi olan Kur'ân'ın usulüne uyarak, "havass"a mahsus hususî bir yol değil; avamın da kullanabileceği umumî bir yol sunma çabasındadır. O yüzden kâinatı çalışır; ama teknik terimler yüklü, bilimsel çalışmaları esas alan bir biçimde değil. Bilakis, eşyanın yalnız zahirine nazar edildiğinde dahi "mânâ-yı harfi" nazarıyla onca esma-i hüsnaya nasıl ulaşılacagını ortaya koyar. "Otuzikinci Söz"ün "Üçüncü Mevkıf'ı bunun en açık örneğidir.</p><p></p><p></p><p> Burada gözden kaçmaması gereken husus, Risale-i Nur'un avamın irşadını gözönüne alarak çizdiği bu umumî yolun, "havass" tarafından kendi özel çalışma alanında da kullanılabilir bir mahiyette olduğudur.</p><p></p><p></p><p> Açıkçası, Risale-i Nur kâinatı bir bilim adamı gibi çalışmaz; ama bir bilim adamının kâinatı "imanî" bir temelde çalışması için de usul verir. Bir çiçeğin nakışlarını, rengini, kokusunu zahiren incelerken bizi marifetullaha ulaştıracak olan "mânâ-yı harfi" aracı, aynı çiçek üzerinde hücre yapısına, organizmasına, içerdiği minerallere, dünya üzerindeki dağılımına, değişik cinslerine.. dek uzanacak bir araştırma yapacak olan bilim adamına da marifetullah yolunu gösterecektir. Bu bakımdan Risale-i Nur ne bilimcidir, ne de bilim aleyhtarıdır. İmanîdir; küfür. aleyhtarıdır. Kuı'ânîdir; vahye sırtını dönen bir felsefenin aleyhtarıdır. Eşyaya "olduğu gibi," yani yaratılmış olarak bakar; onu sebeplere, tesadüfe, kendi kendine oluşlara hapseden bir yorumun aleyhtarıdır. Bu yüzden, bilimin kendisine değil, bilimin felsefi yorumuna yönelen bir itirazı vardır. Ve bugünün biliminin kullandığı genel açıklama çerçevesini ve metodolojiyi, "felsefi" olarak yorumlamakta; sonuçta esasen imanî ve insanî bir asla dayanan bilimi değil, bugünün "felsefî bilim"ini eleştirmekte ve ona karşı dikkatli olmaya sevketmektedir.</p><p></p><p></p><p> Şu iki iktibas, bizim "bilim" diye okuduğumuz bazı şeylerin Risale-i Nur'da "felsefi" olarak isimlendirildiğinin örneğidir: "</p><p></p><p></p><p> 'Mürur-u zamanla kabuk bağlamış, sonra toprağa inkılâb etmiş, sonra nebatat husule gelmiş sonra hayvanat vücuda gelmiş' gibi tabirler, icad ve hilkat-ı ilâhî noktasında felsefidir ki, Risale-i Nur'un san'at ve icad-ı ilâhî cihetindeki beyanatına münasip düşmüyor." (bkz. Emirdağ Lâhikası I). "Şimdi bak: Şu sersem ve geveze felsefe ne der? Bak, diyor ki: 'Güneş, bir kitle-i azîme-i mayia-yi râriyedir. Ondan fırlamış olan seyyaratı etrafında döndürüp; cesameti bu kadar, mahiyeti böyledir, şöyledir.' Mûhiş bir dehşetten, nıüthış bir hayretten başka, ruha hir kemâl-i ilmî vermıyor. Bahs-i Kur'ân gibi etmiyor. Buna kıyasen bâtınen kof, zahiren mutantan felsefi mes'elelerin ne kıymette olduğunu anlarsın." (bkz. "Ondokuzuncu Söz").</p><p></p><p></p><p> Aynı muhakeme tarzının uygulandığı başka bir bahiste bu kez gerek Kur'ân'ın, gerek "felsefi bilim"in dünyayı (arz) sunuş tarzı mukayese edilir. Ve, "akılları gözlerine inmiş, kesrette boğulmuş" felsefi bilim için şu ifadelere yer verilir: "Fennin hiçbir hakikat-ı kat'iyesi, Kur'ân'ın hakaik-ı kudsiyesine ilişemez. Fennin kısa eli, onun münezzeh ve muallâ dâmenine erişemez.23 Ama aynı Risale-i Nur'da, meşhur 'Altıncı Mesele"de. "Muallimlerimiz Allah'tan bahsetmiyor" diyen lise öğrencilerine "Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah'tan bahsedip Hâlikı tanıttırıyorlar" denmektedir.24 Zaten, Risale-i Nur'un bilimi referans aldığı düşüncesinin en ziyade dayandığı bahis budur. Ovsa, burada. kime konuşulduğu önemlidir. Lise öğrencisi olan; fen eğitiminden geçen; ve bu eğitimle materyalist bir kâinat yorumuna muhatap olan kişilere konuşulmaktadır. Onlara, "mânâ-yı isınî" düzeyinde verilmiş malumatı "mânâ-yı harfi" nazarıyla imanî bir "marifet"e dönüştürmenin usulü öğretilmektedir. Unutulmaması gereken husus. özel olarak "Fenleri okuyarak Allah'ı tanıyın" denilmediği zaten "bilimsel" bir eğitime muhatap olan insanlara konuşulduğudur. Yoksa, Risale-i Nur, "marifetullah gibi asıl maksud olan bir ilme âlet ilimleri okumadan ulaştıran bir yoI"u Kur'ân'dan bulmuştur. Ve asıl yoğunlaştığı nokta, kalblere ve dimağlara bu yolun nakşedilmesidir. "Reşha" sembolü ile ifade edilen bu yolun tahlili ise ayrı bir araştırma konusudur. Burada, konuyla doğrudan ilgisi itibarıyla Risale-i Nur'un bu Kur'ânî yolu öne çıkarırken; marifetullaha "âlet ilimler"in aracılığıyla giden ve "katre" sembolü ile ifade edilen diğer bir yolu -eksik kalmaya mahkum olduğunu söylemekle birlikte- reddetmediğidir.25</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 229253, member: 27"] [COLOR=blue][B]"Mânâ-yı harfi"nin anahtarı: ene[/B][/COLOR] [COLOR=blue][/COLOR] Zaten, sahih, imanî bir tefekkürün kurulabilmesi için, "ene"nin yerini ve görevini bilmesi; insanı "akleden kalb"den mahrum bırakıp "kalpsiz akl"a mahkum eden şeytanî desiselerden uzak kalması; bunun için ise acz ve fakrını gerçekten derketmesi şarttır. İnsanın "mânâ-yı harfî"ye yönelmesi; "mahiyet-i eşya"yı değiştiren "nazar ve niyet"ini sahih kılması bununla mümkündür. Bu bakımdan, Risale-i Nur, marifetullaha ulaşmanın en kısa, en selametli ve en umumî yolunun acz, fakr, şefkat ve tefekkür bütünlüğünü kurmak olduğunu ısrarla söyler; ve bu noktada enfüsî tefekkürle âfâkî tefekkürü bir potada eritir. Kâinatı incelemeye yönelmiş nazarı, bu bütünlük içinde "tashih" eder ve sıhhatli kılar. Bu tashih iledir ki, ene haddini bilecek, sıcaklığı göstermesini sıcaklığı verenin kendisi olduğuna delil zanneden ahmak bir termometre konumuna.düşmeyecektir. Bu tashih iledir ki, âfâkî malumat nefse geldiği vakit, enede bir tasdik edici bulacak; "o ulûm nur ve hikmet olarak kalacak" ve "zulmet ve abesiyete inkılâb etmeyecek"tir. Oysa, bu halde olmayan ene, âfâkî malumatı zulmete dönüştürmekte; "binler fünunu bilse de cehl-i mürekkeble bir echel" olan, zira bildiği binler fenni marifetullaha âlet kılamayan fertler ortaya çıkarmaktadır.22 Risale-i Nur'daki bu genel bakış, bilime de tatbik olunabilir bir mahiyet arzetmektedir. Bir kez daha vurgularsak, Risale-i Nur bir bilim kitabı değildir; "marifetullah ve muhabbetullah" kitabıdır. Kâinatı kendisinde "tevhid-i kıble" ettigi Kur'ân-ı Hakîro in öğrettigi şekilde ele alır. Bunu yaparken, bilimsel referanslara, teknik tanımlara, biyoloji, kimya yahut psikoloji gibi disiplinlerin izahlarına başvurmaz. Bu tarzı ihtiyar etmek, "mânâ-yı harfi"nin kullanımını yalnız bilim adamlarına münhasır bırakmak; başkalarını ise böylesine önemli bir tefekkür aracından mahrum etmek demek olur. Oysa, Risale-i Nur, üstadı ve mürşidi olan Kur'ân'ın usulüne uyarak, "havass"a mahsus hususî bir yol değil; avamın da kullanabileceği umumî bir yol sunma çabasındadır. O yüzden kâinatı çalışır; ama teknik terimler yüklü, bilimsel çalışmaları esas alan bir biçimde değil. Bilakis, eşyanın yalnız zahirine nazar edildiğinde dahi "mânâ-yı harfi" nazarıyla onca esma-i hüsnaya nasıl ulaşılacagını ortaya koyar. "Otuzikinci Söz"ün "Üçüncü Mevkıf'ı bunun en açık örneğidir. Burada gözden kaçmaması gereken husus, Risale-i Nur'un avamın irşadını gözönüne alarak çizdiği bu umumî yolun, "havass" tarafından kendi özel çalışma alanında da kullanılabilir bir mahiyette olduğudur. Açıkçası, Risale-i Nur kâinatı bir bilim adamı gibi çalışmaz; ama bir bilim adamının kâinatı "imanî" bir temelde çalışması için de usul verir. Bir çiçeğin nakışlarını, rengini, kokusunu zahiren incelerken bizi marifetullaha ulaştıracak olan "mânâ-yı harfi" aracı, aynı çiçek üzerinde hücre yapısına, organizmasına, içerdiği minerallere, dünya üzerindeki dağılımına, değişik cinslerine.. dek uzanacak bir araştırma yapacak olan bilim adamına da marifetullah yolunu gösterecektir. Bu bakımdan Risale-i Nur ne bilimcidir, ne de bilim aleyhtarıdır. İmanîdir; küfür. aleyhtarıdır. Kuı'ânîdir; vahye sırtını dönen bir felsefenin aleyhtarıdır. Eşyaya "olduğu gibi," yani yaratılmış olarak bakar; onu sebeplere, tesadüfe, kendi kendine oluşlara hapseden bir yorumun aleyhtarıdır. Bu yüzden, bilimin kendisine değil, bilimin felsefi yorumuna yönelen bir itirazı vardır. Ve bugünün biliminin kullandığı genel açıklama çerçevesini ve metodolojiyi, "felsefi" olarak yorumlamakta; sonuçta esasen imanî ve insanî bir asla dayanan bilimi değil, bugünün "felsefî bilim"ini eleştirmekte ve ona karşı dikkatli olmaya sevketmektedir. Şu iki iktibas, bizim "bilim" diye okuduğumuz bazı şeylerin Risale-i Nur'da "felsefi" olarak isimlendirildiğinin örneğidir: " 'Mürur-u zamanla kabuk bağlamış, sonra toprağa inkılâb etmiş, sonra nebatat husule gelmiş sonra hayvanat vücuda gelmiş' gibi tabirler, icad ve hilkat-ı ilâhî noktasında felsefidir ki, Risale-i Nur'un san'at ve icad-ı ilâhî cihetindeki beyanatına münasip düşmüyor." (bkz. Emirdağ Lâhikası I). "Şimdi bak: Şu sersem ve geveze felsefe ne der? Bak, diyor ki: 'Güneş, bir kitle-i azîme-i mayia-yi râriyedir. Ondan fırlamış olan seyyaratı etrafında döndürüp; cesameti bu kadar, mahiyeti böyledir, şöyledir.' Mûhiş bir dehşetten, nıüthış bir hayretten başka, ruha hir kemâl-i ilmî vermıyor. Bahs-i Kur'ân gibi etmiyor. Buna kıyasen bâtınen kof, zahiren mutantan felsefi mes'elelerin ne kıymette olduğunu anlarsın." (bkz. "Ondokuzuncu Söz"). Aynı muhakeme tarzının uygulandığı başka bir bahiste bu kez gerek Kur'ân'ın, gerek "felsefi bilim"in dünyayı (arz) sunuş tarzı mukayese edilir. Ve, "akılları gözlerine inmiş, kesrette boğulmuş" felsefi bilim için şu ifadelere yer verilir: "Fennin hiçbir hakikat-ı kat'iyesi, Kur'ân'ın hakaik-ı kudsiyesine ilişemez. Fennin kısa eli, onun münezzeh ve muallâ dâmenine erişemez.23 Ama aynı Risale-i Nur'da, meşhur 'Altıncı Mesele"de. "Muallimlerimiz Allah'tan bahsetmiyor" diyen lise öğrencilerine "Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah'tan bahsedip Hâlikı tanıttırıyorlar" denmektedir.24 Zaten, Risale-i Nur'un bilimi referans aldığı düşüncesinin en ziyade dayandığı bahis budur. Ovsa, burada. kime konuşulduğu önemlidir. Lise öğrencisi olan; fen eğitiminden geçen; ve bu eğitimle materyalist bir kâinat yorumuna muhatap olan kişilere konuşulmaktadır. Onlara, "mânâ-yı isınî" düzeyinde verilmiş malumatı "mânâ-yı harfi" nazarıyla imanî bir "marifet"e dönüştürmenin usulü öğretilmektedir. Unutulmaması gereken husus. özel olarak "Fenleri okuyarak Allah'ı tanıyın" denilmediği zaten "bilimsel" bir eğitime muhatap olan insanlara konuşulduğudur. Yoksa, Risale-i Nur, "marifetullah gibi asıl maksud olan bir ilme âlet ilimleri okumadan ulaştıran bir yoI"u Kur'ân'dan bulmuştur. Ve asıl yoğunlaştığı nokta, kalblere ve dimağlara bu yolun nakşedilmesidir. "Reşha" sembolü ile ifade edilen bu yolun tahlili ise ayrı bir araştırma konusudur. Burada, konuyla doğrudan ilgisi itibarıyla Risale-i Nur'un bu Kur'ânî yolu öne çıkarırken; marifetullaha "âlet ilimler"in aracılığıyla giden ve "katre" sembolü ile ifade edilen diğer bir yolu -eksik kalmaya mahkum olduğunu söylemekle birlikte- reddetmediğidir.25 [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bilime Nasıl Bakmalı ?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst