Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bilimin İslâmîleştirilmesi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Zuhr" data-source="post: 233802" data-attributes="member: 8625"><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong>RİSÂLE-İ NÛR VE BİLİMİN İSLÂMÎLEŞTİRİLMESİ</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong>Batılı değerlerden etkilenmemiş, kendine has bir İslâm bilimi oluşturulabilmesi için, başta hem dînî değerlere hem de akla uygun bir epistemolojinin (bilgi felsefesinin), diğer ifadeyle ‘usûl’ün oluşturulması şarttır. İslâm tarihinde ilim ve metodoloji (fıkıh - fıkıh usulü, tefsir - tefsir usûlü, hadis - hadis usûlü) daima beraber yürümüştür. Bugün aynı şeyin, batı tarafından ortaya konulmuş bilimler için de yapılması şarttır.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">İslâm bilimi epistemolojisi, metafiziğin ispat edilemezliğini savunan ve metafiziği dışlayan batı biliminin aksine, metafizik bir alt yapıya oturtulmak mecburiyetindedir. <strong>Bu ise Allah’ın varlığını kuvvetli delillerle ispat etmeyi ve tutarlı bir tabiat felsefesini ortaya koymayı iktiza eder.</strong> <strong>Risâle-i Nûr’da ise söylediğimiz bu iki özellik (Allah’ın varlığı ve tabiat) oldukça zengin ve mantıklı delillerle tahlile tabi tutulmuştur. Bu yönüyle yeni bir İslâm bilimi oluşturmada Risâle-i Nûr, Müslümanlar için büyük bir kaynak olabilir.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong>***</span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Bedîüzzaman Hazretleri, Eski Said döneminde, kurmak istediği Medresetü’z Zehra Üniversitesi’nde <strong>“Fünûn-u cedîdeyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc”</strong> etmek istiyordu. “Şu mezcde ne hikmet var ki, o kadar taraftarsın, daima söylüyorsun?” diyenlere de şöyle cevap veriyordu: <strong><span style="color: navy">“Vicdanın ziyâsı, ulûm-u dîniyedir. Aklın nûru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüt eder. (..) Maarif-i cedîdeyi medârise sokmak için bir tarik ve ehl-i medresenin nefret etmeyeceği saf bir menbâ-ı fünûn açmaktır. Zîra mükerreren söylemişim: Fena bir tefehhüm, meş’um bir tevehhüm şimdiye kadar set çekmiştir.”</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy"></span>(Münazarat Risâlesi’nden.)</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px">Burada Hazreti Üstadın da, Faruki’ nin teklif ettiği şeyin aynısını söylediği görülüyor. Yalnız Bedîüzzaman Hazretleri, Yeni Said döneminde düşüncesinde bazı değişiklikler de yapmış gibidir:</span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><p style="margin-left: 20px"></p></span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"></p></span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy">“<span style="color: black">Diyorlar ki:</span> ‘Senin eski zamandaki müdafaatın ve İslâmiyet hakkındaki mücâhedâtın, şimdiki tarzda değil. Hem Avrupa’ya karşı İslâmiyeti müdafaa eden mütefekkirîn tarzında gitmiyorsun. Neden Eski Said vaziyetini değiştirdin? Neden mânevî mücahidîn-i İslâmiye tarzında hareket etmiyorsun?</span></strong></p></span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy"></span></strong></p></span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy"></span></strong></p></span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy"><span style="color: black">Elcevap:</span> Eski Said ile mütefekkirîn kısmı, felsefe-i beşeriyenin ve hikmet-i Avrupaiyenin düsturlarını kısmen kabul edip, onların silâhlarıyla onlarla mübareze ediyorlar, bir derece onları kabul ediyorlar. Bir kısım düsturlarını, fünun-u müsbete suretinde lâyetezelzel teslim ediyorlar; o sûretle, İslâmiyetin hakîkî kıymetini gösteremiyorlar. Âdeta, kökleri çok derin zannettikleri hikmetin dallarıyla İslâmiyeti aşılıyorlar, güya takviye ediyorlar. Bu tarzda galebe az olduğundan ve İslâmiyetin kıymetini bir derece tenzil etmek olduğundan, o mesleği terk ettim.</span></strong></p></span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy"></span></strong></p></span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy">Hem bilfiil gösterdim ki, İslâmiyetin esasları o kadar derindir ki, felsefenin en derin esasları onlara yetişmez, belki sathî kalır. Otuzuncu Söz, Yirmi Dördüncü Mektup, Yirmi Dokuzuncu Söz bu hakikati burhanlarıyla ispat ederek göstermiştir. Eski meslekte, felsefeyi derin zannedip, ahkâm-ı İslâmiyeyi zâhirî telâkki edip, felsefenin dallarıyla bağlamakla durutmak ve muhafaza edilmek zannediliyordu. Hâlbuki felsefenin düsturlarının ne haddi var ki onlara yetişsin?” (2)</span></strong></p></span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy"></span></strong></p></span></span></p><p style="margin-left: 20px"><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy"></span></strong></p> </p><p><strong><span style="color: navy"></span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: navy"></span></strong>Kısaca Bedîüzzman Hazretleri, batı felsefesinin tesirinden azade olarak Risâleleri telif etmiştir. Diğer ifadeyle haricî tesirlerden uzak, İslâm’ın kendine has düşüncesini sağlam bir şekilde ortaya koymuştur. <strong>Bedîüzzaman Hazretleri’nin akla mantığa son derece uygun, Kur’ânî esaslara göre, dış tesirlerden uzak olarak ortaya koyduğu Risâleler bugün, bir İslâm bilimi oluşturmak isteyenler için sağlam bir nokta-i istinad olabilecek durumdadır.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><em>İslâm Bilimi Tartışmaları, s. 7-8, İnsan Yayınları</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><em>Mektûbat / Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Risâle, Yedinci İşaret</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Zuhr, post: 233802, member: 8625"] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][B]RİSÂLE-İ NÛR VE BİLİMİN İSLÂMÎLEŞTİRİLMESİ [/B]Batılı değerlerden etkilenmemiş, kendine has bir İslâm bilimi oluşturulabilmesi için, başta hem dînî değerlere hem de akla uygun bir epistemolojinin (bilgi felsefesinin), diğer ifadeyle ‘usûl’ün oluşturulması şarttır. İslâm tarihinde ilim ve metodoloji (fıkıh - fıkıh usulü, tefsir - tefsir usûlü, hadis - hadis usûlü) daima beraber yürümüştür. Bugün aynı şeyin, batı tarafından ortaya konulmuş bilimler için de yapılması şarttır. İslâm bilimi epistemolojisi, metafiziğin ispat edilemezliğini savunan ve metafiziği dışlayan batı biliminin aksine, metafizik bir alt yapıya oturtulmak mecburiyetindedir. [B]Bu ise Allah’ın varlığını kuvvetli delillerle ispat etmeyi ve tutarlı bir tabiat felsefesini ortaya koymayı iktiza eder.[/B] [B]Risâle-i Nûr’da ise söylediğimiz bu iki özellik (Allah’ın varlığı ve tabiat) oldukça zengin ve mantıklı delillerle tahlile tabi tutulmuştur. Bu yönüyle yeni bir İslâm bilimi oluşturmada Risâle-i Nûr, Müslümanlar için büyük bir kaynak olabilir. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Book Antiqua][SIZE=3][B] [/B]*** Bedîüzzaman Hazretleri, Eski Said döneminde, kurmak istediği Medresetü’z Zehra Üniversitesi’nde [B]“Fünûn-u cedîdeyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc”[/B] etmek istiyordu. “Şu mezcde ne hikmet var ki, o kadar taraftarsın, daima söylüyorsun?” diyenlere de şöyle cevap veriyordu: [B][COLOR=navy]“Vicdanın ziyâsı, ulûm-u dîniyedir. Aklın nûru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüt eder. (..) Maarif-i cedîdeyi medârise sokmak için bir tarik ve ehl-i medresenin nefret etmeyeceği saf bir menbâ-ı fünûn açmaktır. Zîra mükerreren söylemişim: Fena bir tefehhüm, meş’um bir tevehhüm şimdiye kadar set çekmiştir.” [/COLOR](Münazarat Risâlesi’nden.) [/B] Burada Hazreti Üstadın da, Faruki’ nin teklif ettiği şeyin aynısını söylediği görülüyor. Yalnız Bedîüzzaman Hazretleri, Yeni Said döneminde düşüncesinde bazı değişiklikler de yapmış gibidir: [INDENT][INDENT] [B][COLOR=navy]“[COLOR=black]Diyorlar ki:[/COLOR] ‘Senin eski zamandaki müdafaatın ve İslâmiyet hakkındaki mücâhedâtın, şimdiki tarzda değil. Hem Avrupa’ya karşı İslâmiyeti müdafaa eden mütefekkirîn tarzında gitmiyorsun. Neden Eski Said vaziyetini değiştirdin? Neden mânevî mücahidîn-i İslâmiye tarzında hareket etmiyorsun? [/COLOR][/B] [B][COLOR=navy] [COLOR=black]Elcevap:[/COLOR] Eski Said ile mütefekkirîn kısmı, felsefe-i beşeriyenin ve hikmet-i Avrupaiyenin düsturlarını kısmen kabul edip, onların silâhlarıyla onlarla mübareze ediyorlar, bir derece onları kabul ediyorlar. Bir kısım düsturlarını, fünun-u müsbete suretinde lâyetezelzel teslim ediyorlar; o sûretle, İslâmiyetin hakîkî kıymetini gösteremiyorlar. Âdeta, kökleri çok derin zannettikleri hikmetin dallarıyla İslâmiyeti aşılıyorlar, güya takviye ediyorlar. Bu tarzda galebe az olduğundan ve İslâmiyetin kıymetini bir derece tenzil etmek olduğundan, o mesleği terk ettim. Hem bilfiil gösterdim ki, İslâmiyetin esasları o kadar derindir ki, felsefenin en derin esasları onlara yetişmez, belki sathî kalır. Otuzuncu Söz, Yirmi Dördüncü Mektup, Yirmi Dokuzuncu Söz bu hakikati burhanlarıyla ispat ederek göstermiştir. Eski meslekte, felsefeyi derin zannedip, ahkâm-ı İslâmiyeyi zâhirî telâkki edip, felsefenin dallarıyla bağlamakla durutmak ve muhafaza edilmek zannediliyordu. Hâlbuki felsefenin düsturlarının ne haddi var ki onlara yetişsin?” (2) [/COLOR][/B][/INDENT][/INDENT][B][COLOR=navy] [/COLOR][/B]Kısaca Bedîüzzman Hazretleri, batı felsefesinin tesirinden azade olarak Risâleleri telif etmiştir. Diğer ifadeyle haricî tesirlerden uzak, İslâm’ın kendine has düşüncesini sağlam bir şekilde ortaya koymuştur. [B]Bedîüzzaman Hazretleri’nin akla mantığa son derece uygun, Kur’ânî esaslara göre, dış tesirlerden uzak olarak ortaya koyduğu Risâleler bugün, bir İslâm bilimi oluşturmak isteyenler için sağlam bir nokta-i istinad olabilecek durumdadır. [/B] [I]İslâm Bilimi Tartışmaları, s. 7-8, İnsan Yayınları Mektûbat / Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Risâle, Yedinci İşaret [/I][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Bilimin İslâmîleştirilmesi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst