Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bilmek ayrıdır,yapmak ayrıdır
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Garib" data-source="post: 104983" data-attributes="member: 1249"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"><img src="http://i0902.hizliresim.com/2009/2/25/1513.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">Hem bilmek başka, yapmak başkadır. Yani bilmek, yapmak demek değildir. Mesela Peygamberimiz (sav) İstanbul’un fethini müjdelemiştir, bilmiştir. Ama fetih fiilini Fatih Sultan Mehmed işlediği için Fâtih ünvanını o almıştır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">İnsan ihtiyar sahibidir. İhtiyar ise, hiçbir dış zorlama olmadan kişinin kendi inanç ve kararına göre en uygununu, en iyisini, en doğrusunu seçip ona yönelmesidir. İhtiyarını kullanan kimseye ‘muhtar’ denir. Muhtarın manası, iki şeyi inceleyip aralarında bir karşılaştırma yapan ve iki şeyin gerçekte veya kendince hayırlısını, bir zorlama olmaksızın, irade eden (seçen) kişiyi anlatır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">Herkes ihtiyarını hisseder. Mesela insan, kalbin çalışması, kanın temizlenmesi, hücrelerin büyümesi-çoğalması-ölmesi fiilleri ile yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi fiillerini mukayese etse ızdırârî ve ihtiyarî fiillerini farkeder ve ihtiyarını hisseder.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">Risâle-i Nûr külliyatından Kader Risâlesi’nde (26.Söz, Tılsımlar Mecmuası) “Kader, ilim nev’indendir. İlim, ma’luma tabi’dir. Ya’ni nasıl olacak öyle taalluk ediyor. Yoksa malum ilme tabi’ değildir” denilir. “Kader ilim nev’indendir” ifadesinde, kaderin bilmek/bilgi olduğunu; yapmakta, yaratmakta, icatta, müessir ve esas olmadığını anlıyoruz.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">Sonraki cümle olan “İlim maluma tabi’dir” ise, bilmek ve bilgi olan kaderin, ma’lumla ilişkisini nazara veriyor. Şöyle ki; İlim, bilmek/bilgi manasına gelir. Malum ise bilinen manasına gelir. Madem,’’ İrâde-i Külliye-i İlâhiye, İrâde-i Cüziye-i İhtiyariye’’ nâzırdır. Yani Allah (c.c.), abdin efâl-i ihtiyariyesini (seçme hürriyeti) irade ve icad için, yine abdin irade-i cüziyesini şart ve sebep kılmıştır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">Demek insanlar, itibari olan ihtiyari fiillerini nasıl işleyeceklerse, Cenab-ı Hakk ezelde öyle bilmiş ve takdir etmiştir. O halde malum (seçme hürriyeti) nasıl bir keyfiyet üzre olursa ilim onu bilir. Yani işlediğimiz bütün itibari olan ihtiyari fiilleri Cenab-ı Hakk’ın ezeli ilmiyle bilmesi ilim, işlediğimiz itibari fiiller ise malumdur.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">Madem Cenab-ı Hakk olacak şeyleri olacağından dolayı biliyor. Bu durumda bizim ihtiyarımızdan neşet eden itibari olan ihtiyari fiillerimiz olacak ki bizim hakkımızda sevap ve ikab tahakkuk etsin. Mesela Astronomiye vâkıf bir zât gelecek falan gün ve dakikada güneş veya ay tutulacak diye şimdiden haber verir. Fakat bu zâtın, bu sûretle bilmesinden ay ve güneş tutulmaz. Belki ay ve güneşin tutulması, bu zâtın bilmesine sebep olur. Aynen bunun gibi Cenab-ı Hakk’ın bizden sudur eden itibari olan ihtiyari efâli bilmesi, Cenab-ı Hakk’ın ilminden sudur etmez. Çünkü ilim, yaratmada müessir ve esas değildir. Demak ki, Cenab-ı Hakk bizim ihtiyarımızla ortaya çıkan itibari efâli(seçme hürriyeti) bilir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">Cenab-ı Hakk olacak şeyleri olacağından dolayı bilir. Yoksa bildiği için o şeyler vücuda gelmez. Cenab-ı Hakk bir şey hakkında böyle olacak diye yazmıştır. Yoksa şöyle şöyle olsun diye yazmamıştır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">Gerçi, işin aslında itibari irademiz (seçme hürriyeti) de Cenab-ı Hakk’ın elindedir. İsterse irademizi de kullandırmaz. Meşiet-i ilahiye esasdır. Cenab-ı Hakk dilemezse hiçbir şey olmaz. İmtihan olduğu için bizim irademize Cenab-ı Hakk karışmıyor serbest bırakmış.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">BİLMEK BAŞKA, YAPMAK BAŞKADIR</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">“Malum ilme tabi değildir” cümlesinde verilen ders ise malum(kulların itibari fiil ve amelleri), ilme isnad edilmez. Çünkü ilim müessir değildir. Yani ilim sıfatı, varlıkları icad etmez ve hadiseleri meydana getirmez. Belki varlıkları ve hadiseleri bilmek ilim olur. Hem bilmek başka, yapmak başkadır. Yani bilmek, yapmak demek değildir. Mesela Peygamberimiz (sav) İstanbul’un fethini müjdelemiştir, bilmiştir. Ama fetih fiilini Fatih Sultan Mehmed işlediği için Fâtih ünvanını o almıştır. Demek ki fail olmak için fiili bilmek yetmiyor. Çünkü fail olmak için irade ve kudret gerekiyor. Demek ki bilip-yazmak kimseyi yapmaya zorlamaz ve fiil üzerinde zorlayıcı bir etkisi olmaz. Mesela biz mektup yazmayı biliyoruz. Fakat bilmemiz mektubu vücuda getirmiyor. Ne zaman kuvvetimizi kullanıyoruz. Mektup yazılıyor.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue">Hulasa olarak, biz ma’lumu, kadere isnad edersek; ilim nevinden olan kadere, yapmak, yaratmak manasını yükleriz ki bu, kudretin tesiridir. Bu da ilmin esası değildir. Demek bizim hakkımızdaki takdir, ilim nev’indendir. İlim de yaratmada, yapmada esas ve müessir olmadığından bizim itibari olan ihtiyari fiillerimize tesir etmez. Allah (c.c.), insanın amellerini ve fiillerini bilir, ama cüz-i irade ve ihtiyarını sarf eden ve onları işleyen insandır. Mesuliyet de ona âittir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"><span style="color: Blue">Ahmet YAVUZ</span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"><img src="http://i0902.hizliresim.com/2009/2/25/1513.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></span></span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: DeepSkyBlue"></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Garib, post: 104983, member: 1249"] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=DeepSkyBlue][IMG]http://i0902.hizliresim.com/2009/2/25/1513.gif[/IMG] Hem bilmek başka, yapmak başkadır. Yani bilmek, yapmak demek değildir. Mesela Peygamberimiz (sav) İstanbul’un fethini müjdelemiştir, bilmiştir. Ama fetih fiilini Fatih Sultan Mehmed işlediği için Fâtih ünvanını o almıştır. İnsan ihtiyar sahibidir. İhtiyar ise, hiçbir dış zorlama olmadan kişinin kendi inanç ve kararına göre en uygununu, en iyisini, en doğrusunu seçip ona yönelmesidir. İhtiyarını kullanan kimseye ‘muhtar’ denir. Muhtarın manası, iki şeyi inceleyip aralarında bir karşılaştırma yapan ve iki şeyin gerçekte veya kendince hayırlısını, bir zorlama olmaksızın, irade eden (seçen) kişiyi anlatır. Herkes ihtiyarını hisseder. Mesela insan, kalbin çalışması, kanın temizlenmesi, hücrelerin büyümesi-çoğalması-ölmesi fiilleri ile yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi fiillerini mukayese etse ızdırârî ve ihtiyarî fiillerini farkeder ve ihtiyarını hisseder. Risâle-i Nûr külliyatından Kader Risâlesi’nde (26.Söz, Tılsımlar Mecmuası) “Kader, ilim nev’indendir. İlim, ma’luma tabi’dir. Ya’ni nasıl olacak öyle taalluk ediyor. Yoksa malum ilme tabi’ değildir” denilir. “Kader ilim nev’indendir” ifadesinde, kaderin bilmek/bilgi olduğunu; yapmakta, yaratmakta, icatta, müessir ve esas olmadığını anlıyoruz. Sonraki cümle olan “İlim maluma tabi’dir” ise, bilmek ve bilgi olan kaderin, ma’lumla ilişkisini nazara veriyor. Şöyle ki; İlim, bilmek/bilgi manasına gelir. Malum ise bilinen manasına gelir. Madem,’’ İrâde-i Külliye-i İlâhiye, İrâde-i Cüziye-i İhtiyariye’’ nâzırdır. Yani Allah (c.c.), abdin efâl-i ihtiyariyesini (seçme hürriyeti) irade ve icad için, yine abdin irade-i cüziyesini şart ve sebep kılmıştır. Demek insanlar, itibari olan ihtiyari fiillerini nasıl işleyeceklerse, Cenab-ı Hakk ezelde öyle bilmiş ve takdir etmiştir. O halde malum (seçme hürriyeti) nasıl bir keyfiyet üzre olursa ilim onu bilir. Yani işlediğimiz bütün itibari olan ihtiyari fiilleri Cenab-ı Hakk’ın ezeli ilmiyle bilmesi ilim, işlediğimiz itibari fiiller ise malumdur. Madem Cenab-ı Hakk olacak şeyleri olacağından dolayı biliyor. Bu durumda bizim ihtiyarımızdan neşet eden itibari olan ihtiyari fiillerimiz olacak ki bizim hakkımızda sevap ve ikab tahakkuk etsin. Mesela Astronomiye vâkıf bir zât gelecek falan gün ve dakikada güneş veya ay tutulacak diye şimdiden haber verir. Fakat bu zâtın, bu sûretle bilmesinden ay ve güneş tutulmaz. Belki ay ve güneşin tutulması, bu zâtın bilmesine sebep olur. Aynen bunun gibi Cenab-ı Hakk’ın bizden sudur eden itibari olan ihtiyari efâli bilmesi, Cenab-ı Hakk’ın ilminden sudur etmez. Çünkü ilim, yaratmada müessir ve esas değildir. Demak ki, Cenab-ı Hakk bizim ihtiyarımızla ortaya çıkan itibari efâli(seçme hürriyeti) bilir. Cenab-ı Hakk olacak şeyleri olacağından dolayı bilir. Yoksa bildiği için o şeyler vücuda gelmez. Cenab-ı Hakk bir şey hakkında böyle olacak diye yazmıştır. Yoksa şöyle şöyle olsun diye yazmamıştır. Gerçi, işin aslında itibari irademiz (seçme hürriyeti) de Cenab-ı Hakk’ın elindedir. İsterse irademizi de kullandırmaz. Meşiet-i ilahiye esasdır. Cenab-ı Hakk dilemezse hiçbir şey olmaz. İmtihan olduğu için bizim irademize Cenab-ı Hakk karışmıyor serbest bırakmış. BİLMEK BAŞKA, YAPMAK BAŞKADIR “Malum ilme tabi değildir” cümlesinde verilen ders ise malum(kulların itibari fiil ve amelleri), ilme isnad edilmez. Çünkü ilim müessir değildir. Yani ilim sıfatı, varlıkları icad etmez ve hadiseleri meydana getirmez. Belki varlıkları ve hadiseleri bilmek ilim olur. Hem bilmek başka, yapmak başkadır. Yani bilmek, yapmak demek değildir. Mesela Peygamberimiz (sav) İstanbul’un fethini müjdelemiştir, bilmiştir. Ama fetih fiilini Fatih Sultan Mehmed işlediği için Fâtih ünvanını o almıştır. Demek ki fail olmak için fiili bilmek yetmiyor. Çünkü fail olmak için irade ve kudret gerekiyor. Demek ki bilip-yazmak kimseyi yapmaya zorlamaz ve fiil üzerinde zorlayıcı bir etkisi olmaz. Mesela biz mektup yazmayı biliyoruz. Fakat bilmemiz mektubu vücuda getirmiyor. Ne zaman kuvvetimizi kullanıyoruz. Mektup yazılıyor. Hulasa olarak, biz ma’lumu, kadere isnad edersek; ilim nevinden olan kadere, yapmak, yaratmak manasını yükleriz ki bu, kudretin tesiridir. Bu da ilmin esası değildir. Demek bizim hakkımızdaki takdir, ilim nev’indendir. İlim de yaratmada, yapmada esas ve müessir olmadığından bizim itibari olan ihtiyari fiillerimize tesir etmez. Allah (c.c.), insanın amellerini ve fiillerini bilir, ama cüz-i irade ve ihtiyarını sarf eden ve onları işleyen insandır. Mesuliyet de ona âittir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=DeepSkyBlue][COLOR=Blue]Ahmet YAVUZ[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][RIGHT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=DeepSkyBlue][IMG]http://i0902.hizliresim.com/2009/2/25/1513.gif[/IMG][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=4][COLOR=DeepSkyBlue] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Bilmek ayrıdır,yapmak ayrıdır
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst