Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
Bir başka Akdamar Adası hayali 30 Ekim 2010 Cumartesi 06:02 Akdamar Adası
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="harp" data-source="post: 219849" data-attributes="member: 1008315"><p><strong>Cevap: Bir başka Akdamar Adası hayali 30 Ekim 2010 Cumartesi 06:02 Akdamar</strong></p><p></p><p>Bediüzzaman, Çetin Altan ve Cumhuriyet Bayramı</p><p> 30 Ekim 2010 Cumartesi 06:04</p><p> <em>Müdür Bey,</em></p><p><em> Size teşekkür ederim ki, Kurtuluş Bayramı’nın bayrağını koğuşuma taktırdınız. Harekât-ı Milliye’de İstanbul’da, İngiliz ve Yunan aleyhindeki Hutuvat-ı Sitte eserimi tab ve neşirle, belki bir fırka asker kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki, Mustafa Kemal şifreyle iki defa beni Ankara’ya taltif için istedi. Hattâ de¬mişti: “Bu kahraman hoca bize lâzımdır.” Demek, benim bu bayramda bu bay¬rağı takmak hakkımdır.</em></p><p><em> Said Nursî</em></p><p> Bugün cumhuriyet bayramı… İçimde hem burukluk, hem sevinç var. Sevincimin sebebi malum; cumhuriyetin ilanı. Kederimin sebebiyse size meçhul, bana malum; yukarıdaki mektup ve bana hatırlattıkları… Evet, yanlış okumadınız. Yine aynı sendromla karşı karşıyayım: İrticacı (!) damarlarım depreşti yine. O yüzden birazcık kederleniyorum. Hem bu ülkede kederlenmek o kadar kolay ki, bayramlarda bile insan kendisine bir neden bulabiliyor. Hiç de zorlanmıyor. Azıcık maziyi karıştırmak yetiyor.</p><p> Türbandı, resepsiyondu derken bir bayram daha geldi, geçti, geçiyor. Bu yazıyı başladığım dakikalarda günün sonlanmasına birkaç saat kalmıştı. (Ne kadar zamanda biter, meçhul.) Hatta yalnızca iki saat. 30 Ekim’e yalnızca iki saatçik vardı klavye üzerinde parmaklarım sekerken. Bu arada, televizyondan izleyebildiğim kadarıyla, boğazdaki havai fişek gösterisi fena olmadı. Gerçi toplu taşıma ücretlerine yapılan zammın ardından belediye eliyle yapılmış böyle müsrif bir gösteriyi izlemek insana dokunuyor, ama olsun. Cumhuriyete değer. Sanırım bazı şeyleri değiştirmek elimizden gelmiyor. Devlet eliyle yapılan israf bunlardan birisi… Havai fişeklerin saçtığı ışığı izlerken bir an akbilimi de havada görür gibi oldum; ama yok canım, hayalmiş. Akbilimin ne işi var orada? Hem artık manyetik kartlar var, akbilin devri geçti.</p><p> Dedim ya, insan kederlenmek için kendisine sebepler bulabiliyor. Mesela yukarıdaki mektubun içeriğine bakıyorum, acayip. Durun, izah edeyim. Bediüzzaman Said Nursî’nin Şualar isimli eserinde yer alan bu mektup bir hapishane müdürüne yazılmış. Hangisine mi? Ne ehemmiyeti var? Bir hapishane müdürüne işte… Gerçi haklısınız, Bediüzzaman o kadar çok hapishaneye girmiş çıkmış ki, insan sormadan edemiyor. Hangisi bu? Eskişehir mi? Denizli mi? Isparta mı? Hangisi? Sürgünleri saymıyorum bile…</p><p> Bir tanesinden de ceza almış olsa, ama yok. Hepsinden tekrar tekrar beraat etmiş, ama serbest bırakılmamış. Neyse… Cumhuriyetin lezzetlerini tadamayan böyle çok evlatları var. Ama mektubun içeriğine bakar mısınız? Bizzat Mustafa Kemal tarafından “Kahraman Hoca” ismiyle anılmış birisi, sırf yazdığı için ve yazdığı eserlerde Allah’ı anlattığı için sürgün sürgün, hapis hapis süründürülüyor. Memleket memleket gezdiriliyor. Öyle ki, bayramları bile hapishane içerisinde, tecritte geçiriyor. Soğuk bir koğuşta, hem de pencereleri kırık bir koğuşta, hem de kış ortasında ölsün diye bırakılıyor. Ecel bu, ölmüyor. Mücadelesine devam ediyor. Bugün milyonlarca manevî evladı var, binlerce öğrencisi… Bu mektuptan evvelki mektupları da okumalısınız. Size anlatacakları çok şeyler var keder namına. Oradan cumhuriyetin gizli tarihini okuyabilirsiniz. Kendi evlatlarını yiyen devrimler tarihini…</p><p> Neyse, uzatmayayım. Bugün bir kitap okudum. Şöyle ince bir şey. 149 sayfa falan. Çetin Altan’a ait bir eser. “Komünizm Komünizm diye diye Globalleştik” isminde güzel bir kitaptı. Çetin Altan’ın çeşitli zamanlarda yazdığı benzer konulardaki yazılardan oluşmuş. Doksanlarda yazdığı yazılar ağırlıklı… Ama farklı tarihler de var. Ben, Çetin Altan’ı çok tanımam, ama bu kitabıyla onu sevdim diyebilirim. Hakikaten orijinal görüşleri var. Hepsine katılmasam da takdir ediyorum; güzel fikirleri var. Hatta bütün bunları boşverin, en azından bir davası var. Uğrunda geçmiş yılları var. Fakat ne yalan söyleyeyim; aynı talihsizlikleri onun hayatının izdüşümlerinde de gördüm. Düşünün ki, ilk gözaltıyı 24 yaşındayken Kore Harbi hakkında yazdığı bir yazı nedeniyle yaşamış. Hem de doğru bir yazı. Eğer bir yetkili mecliste onu doğrulayan bir konuşma yapmasa, belki ceza bile alacakmış. Ve bu tutuklanmalar devam etmiş. Kendisi kitabında bizzat 300’e yakın mahkemesi olduğunu söylüyor. Sadece o da değil, tanık olduğu başka felâketleri de naklediyor kitabında küçük küçük: Mesela, Sabahattin Ali’nin sobayla dövülerek öldürüldüğünü söylüyor. Nazım Hikmet’in hapsini anlatıyor, vs…</p><p> <img src="http://www.risalehaber.com/images/other/nursi_cetinaltan.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />Tam burada şunu sormak istiyorum sizlere, çünkü kendi içimde cevabı net bulamıyorum: İki farklı ucun insanı doğruları savundukları için böylesine eziliyorlarsa, aynı rejimin çarkları arasında, bunları kim eziyor?</p><p> Cevabı yine her iki müellifin eserlerindeki ifadeler ele veriyor sanki. Mesela Çetin Altan, ilginçtir cumhuriyet idaresi için “demokrasi” kelimesini değil, “oligarşiyi” kullanıyor. “Ankara oligarşisi” diyor mücadele ettiği sistemi anlatırken. Yani belli bir zümrenin hâkimiyeti bu, halkın değil. Yine Bediüzzaman da, Şualar isimli eserinin birçok yerinde şöyle sesleniyor yetkililere: “Bana karşı ehl-i dünyanın verdiği sıkıntı, siyaset için değil. Çünkü onlar da bilirler ki siyasete karışmıyorum, siyasetten kaçıyorum. Belki, bilerek veya bilmeyerek, zındıka hesabına, benim dine merbutiyetimden beni tazip ediyorlar!” Yani arkada başka hesapların ve örgütlerin olduğunu ifade ediyor. Cumhuriyet adına değil, hakiki manada cumhuriyet istedikleri için eziliyor bu insanlar.</p><p> Şimdi susuyorum… Cumhuriyetin 87 yıllık yolculuğunda “cumhuriyet hakikat olsun, tam yaşasın ve tam olsun” diye hapis yatanlar adına susuyorum. Doğruyu söyledikleri için sürgün sürgün dolaştırılanlar, mahkemeye verilenler için susuyorum. Hangi kesimden, hangi fikirden olurlarsa olsunlar, demokrasi adına mücadele edenler için susuyorum. Onlar için susuyorum. Ve diyorum ki; asıl onların bayramı mübarek olsun. Pencerelerine bayrak asmayı en çok onlar hak ediyorlar. Yoksa cumhuriyeti kurup sonra devleti yirmi yedi yıl diktatörlükle yönetenler değil.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="harp, post: 219849, member: 1008315"] [b]Cevap: Bir başka Akdamar Adası hayali 30 Ekim 2010 Cumartesi 06:02 Akdamar[/b] Bediüzzaman, Çetin Altan ve Cumhuriyet Bayramı 30 Ekim 2010 Cumartesi 06:04 [I]Müdür Bey, Size teşekkür ederim ki, Kurtuluş Bayramı’nın bayrağını koğuşuma taktırdınız. Harekât-ı Milliye’de İstanbul’da, İngiliz ve Yunan aleyhindeki Hutuvat-ı Sitte eserimi tab ve neşirle, belki bir fırka asker kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki, Mustafa Kemal şifreyle iki defa beni Ankara’ya taltif için istedi. Hattâ de¬mişti: “Bu kahraman hoca bize lâzımdır.” Demek, benim bu bayramda bu bay¬rağı takmak hakkımdır. Said Nursî[/I] Bugün cumhuriyet bayramı… İçimde hem burukluk, hem sevinç var. Sevincimin sebebi malum; cumhuriyetin ilanı. Kederimin sebebiyse size meçhul, bana malum; yukarıdaki mektup ve bana hatırlattıkları… Evet, yanlış okumadınız. Yine aynı sendromla karşı karşıyayım: İrticacı (!) damarlarım depreşti yine. O yüzden birazcık kederleniyorum. Hem bu ülkede kederlenmek o kadar kolay ki, bayramlarda bile insan kendisine bir neden bulabiliyor. Hiç de zorlanmıyor. Azıcık maziyi karıştırmak yetiyor. Türbandı, resepsiyondu derken bir bayram daha geldi, geçti, geçiyor. Bu yazıyı başladığım dakikalarda günün sonlanmasına birkaç saat kalmıştı. (Ne kadar zamanda biter, meçhul.) Hatta yalnızca iki saat. 30 Ekim’e yalnızca iki saatçik vardı klavye üzerinde parmaklarım sekerken. Bu arada, televizyondan izleyebildiğim kadarıyla, boğazdaki havai fişek gösterisi fena olmadı. Gerçi toplu taşıma ücretlerine yapılan zammın ardından belediye eliyle yapılmış böyle müsrif bir gösteriyi izlemek insana dokunuyor, ama olsun. Cumhuriyete değer. Sanırım bazı şeyleri değiştirmek elimizden gelmiyor. Devlet eliyle yapılan israf bunlardan birisi… Havai fişeklerin saçtığı ışığı izlerken bir an akbilimi de havada görür gibi oldum; ama yok canım, hayalmiş. Akbilimin ne işi var orada? Hem artık manyetik kartlar var, akbilin devri geçti. Dedim ya, insan kederlenmek için kendisine sebepler bulabiliyor. Mesela yukarıdaki mektubun içeriğine bakıyorum, acayip. Durun, izah edeyim. Bediüzzaman Said Nursî’nin Şualar isimli eserinde yer alan bu mektup bir hapishane müdürüne yazılmış. Hangisine mi? Ne ehemmiyeti var? Bir hapishane müdürüne işte… Gerçi haklısınız, Bediüzzaman o kadar çok hapishaneye girmiş çıkmış ki, insan sormadan edemiyor. Hangisi bu? Eskişehir mi? Denizli mi? Isparta mı? Hangisi? Sürgünleri saymıyorum bile… Bir tanesinden de ceza almış olsa, ama yok. Hepsinden tekrar tekrar beraat etmiş, ama serbest bırakılmamış. Neyse… Cumhuriyetin lezzetlerini tadamayan böyle çok evlatları var. Ama mektubun içeriğine bakar mısınız? Bizzat Mustafa Kemal tarafından “Kahraman Hoca” ismiyle anılmış birisi, sırf yazdığı için ve yazdığı eserlerde Allah’ı anlattığı için sürgün sürgün, hapis hapis süründürülüyor. Memleket memleket gezdiriliyor. Öyle ki, bayramları bile hapishane içerisinde, tecritte geçiriyor. Soğuk bir koğuşta, hem de pencereleri kırık bir koğuşta, hem de kış ortasında ölsün diye bırakılıyor. Ecel bu, ölmüyor. Mücadelesine devam ediyor. Bugün milyonlarca manevî evladı var, binlerce öğrencisi… Bu mektuptan evvelki mektupları da okumalısınız. Size anlatacakları çok şeyler var keder namına. Oradan cumhuriyetin gizli tarihini okuyabilirsiniz. Kendi evlatlarını yiyen devrimler tarihini… Neyse, uzatmayayım. Bugün bir kitap okudum. Şöyle ince bir şey. 149 sayfa falan. Çetin Altan’a ait bir eser. “Komünizm Komünizm diye diye Globalleştik” isminde güzel bir kitaptı. Çetin Altan’ın çeşitli zamanlarda yazdığı benzer konulardaki yazılardan oluşmuş. Doksanlarda yazdığı yazılar ağırlıklı… Ama farklı tarihler de var. Ben, Çetin Altan’ı çok tanımam, ama bu kitabıyla onu sevdim diyebilirim. Hakikaten orijinal görüşleri var. Hepsine katılmasam da takdir ediyorum; güzel fikirleri var. Hatta bütün bunları boşverin, en azından bir davası var. Uğrunda geçmiş yılları var. Fakat ne yalan söyleyeyim; aynı talihsizlikleri onun hayatının izdüşümlerinde de gördüm. Düşünün ki, ilk gözaltıyı 24 yaşındayken Kore Harbi hakkında yazdığı bir yazı nedeniyle yaşamış. Hem de doğru bir yazı. Eğer bir yetkili mecliste onu doğrulayan bir konuşma yapmasa, belki ceza bile alacakmış. Ve bu tutuklanmalar devam etmiş. Kendisi kitabında bizzat 300’e yakın mahkemesi olduğunu söylüyor. Sadece o da değil, tanık olduğu başka felâketleri de naklediyor kitabında küçük küçük: Mesela, Sabahattin Ali’nin sobayla dövülerek öldürüldüğünü söylüyor. Nazım Hikmet’in hapsini anlatıyor, vs… [IMG]http://www.risalehaber.com/images/other/nursi_cetinaltan.jpg[/IMG]Tam burada şunu sormak istiyorum sizlere, çünkü kendi içimde cevabı net bulamıyorum: İki farklı ucun insanı doğruları savundukları için böylesine eziliyorlarsa, aynı rejimin çarkları arasında, bunları kim eziyor? Cevabı yine her iki müellifin eserlerindeki ifadeler ele veriyor sanki. Mesela Çetin Altan, ilginçtir cumhuriyet idaresi için “demokrasi” kelimesini değil, “oligarşiyi” kullanıyor. “Ankara oligarşisi” diyor mücadele ettiği sistemi anlatırken. Yani belli bir zümrenin hâkimiyeti bu, halkın değil. Yine Bediüzzaman da, Şualar isimli eserinin birçok yerinde şöyle sesleniyor yetkililere: “Bana karşı ehl-i dünyanın verdiği sıkıntı, siyaset için değil. Çünkü onlar da bilirler ki siyasete karışmıyorum, siyasetten kaçıyorum. Belki, bilerek veya bilmeyerek, zındıka hesabına, benim dine merbutiyetimden beni tazip ediyorlar!” Yani arkada başka hesapların ve örgütlerin olduğunu ifade ediyor. Cumhuriyet adına değil, hakiki manada cumhuriyet istedikleri için eziliyor bu insanlar. Şimdi susuyorum… Cumhuriyetin 87 yıllık yolculuğunda “cumhuriyet hakikat olsun, tam yaşasın ve tam olsun” diye hapis yatanlar adına susuyorum. Doğruyu söyledikleri için sürgün sürgün dolaştırılanlar, mahkemeye verilenler için susuyorum. Hangi kesimden, hangi fikirden olurlarsa olsunlar, demokrasi adına mücadele edenler için susuyorum. Onlar için susuyorum. Ve diyorum ki; asıl onların bayramı mübarek olsun. Pencerelerine bayrak asmayı en çok onlar hak ediyorlar. Yoksa cumhuriyeti kurup sonra devleti yirmi yedi yıl diktatörlükle yönetenler değil. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
Bir başka Akdamar Adası hayali 30 Ekim 2010 Cumartesi 06:02 Akdamar Adası
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst